Başımı göğe kaldırıyorum, Şimal Yıldızı’nı arıyor gözlerim. O kayıp. Bense birilerinin giderken ardında bıraktığı çığlık gibi hayattayım.
Romanlarıyla okuru renkli yolculuklara çıkaran Nermin Yıldırım, bu defa el ele tutuşan öykülerden oluşan büyüleyici bir dünya kuruyor. Çocukluk düşleri, gençlik hevesleri, ihtiyarlık özlemleri, gidenler, kalanlar, bekleyenler, arayanlar, en karanlık dehlizlerde bile bir umut ışığı bulanlar, düşmemek için birbirine tutunanlar, her şeye rağmen hayata inananlar, bu buruk ama görkemli şölende bir araya geliyor.
Bavula Sığmayan görünenin ötesine geçip insana ve yaşadıklarımıza farklı perspektiflerden bakmamızı sağlayan geniş bir panorama sunuyor bizlere. Nermin Yıldırım’ın duyarlı bakışı, etkileyici diliyle dokuduğu derinlikli hikâyeler, yüreklere dokunurken, tekrar tekrar okuma isteği yaratacak, uzun süre hafızalardan çıkmayacak.

 

 

  • Yazar: Nermin Yıldırım
  • Yayınevi: Hep Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 232
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786051924991

 

₺59,04

Osmanlı sultanı, şehzadeleri için bir sünnet düğünü tertiplemiştir. İstanbul’da eski saraylarla birlikte Atmeydanı, Okmeydanı ve Divanyolu gibi mekânlar seyirlik alan olarak belirlenir. On beş gün sürecek düğünün dillere destan olması istenmektedir. Her vilayetten ve her ülkeden insanlar davet edilir. Bu sırada üzücü bir hadise:

Sadrazam şehit olur… Sultan düğün neşesini siyasete boğdurmamak adına yeni sadrazam ataması yapmaz. Mühr-i Hümayûnunu kime vereceğini düğünden sonra açıklayacağını söyler. Bu durumda on beş günlük düğün süreci devletlular ve davetliler için acımasız ve ölümcül bir iktidar mücadelesine dönüşüverir.

Sarayda bunlar olurken sokaktan birkaç öksüz ve yetim delikanlının kaderleri iktidar yarışındaki devletlularla kesişir. Gençler, önce kalpazanlık yapmak, sonra da el altından düğün hediyelerini çalmak zorundadırlar. Üstelik içlerinden biri de zihinsel engellidir.

Ve İstanbul bütün görkemiyle eğlenmeye başladığında yukarıdakilerle aşağıdakilerin mücadelesi de başlar.

Nefes nefese bir Osmanlı mâcerası…

İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…

 

  • Kitap Adı: Surname - Bir Osmanlı Macerası
  • Yazar: İskender Pala
  • Yayınevi: Kapı Yayınları
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 408
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786258096439

₺78,85

1992-2022

Kurt Seyt ve Shura 30 yaşında...

 

Tarihi bir gerçeğin öyküsü olan bu romanla, 1892’nin Yalta’sından St. Petersburg’un saltanat günlerine, Karpatlar cephesinden ihtilâlin cehennemine ve nihayet işgâl altındaki İstanbul’a, 1920’lerin Pera’sına macera dolu bir yolculuk yapacaksınız. Romanın kahramanlarıyla birlikte polkaların, troykaların sihirli âlemini, ihtilâlin ve savaşın acımasızlığını, parçalanmış Osmanlı’nın son günlerini yaşayacaksınız.

 

Kurt Seyt: Mirza Eminof’un servet ve unvanla doğan oğlu; yakışıklı, hırslı, cesur. Çar Nicholas’nın Muhafız Alayı’nda genç bir üsteğmen olması nedeniyle, Bolşeviklerin ölüm listesinde yer aldı. Kaçarken getirdiği bir taka dolusu silahı Mustafa Kemal’in Kuvayı Milliye’sine teslim ettiğinde, karşılık istemeyecek kadar gururluydu. Hayatına sıfırdan başlarken, serveti sadece gururu ve aşkıydı.

 

Shura: Henüz on altısındayken, saf güzelliği ve beklentisiz aşkıyla Seyit’in dünyasına girdi. Onun da kaçması gerekince, sevdiği erkekle atıldığı bu macerada, bir daha hiç göremeyecekleri vatanlarının, ailelerinin, artık yaşamayacakları geçmişlerinin hasretini, çaresiz hüzünlerini, birbirlerinin aşklarında dindirmeye çalıştılar.

 

Sevgili okur, Türk edebiyatının klâsikleri arasında yerini alan bu roman, büyük bir aşkın, savaşın, ihtilâlin, hasret ve hüznün hikâyesiyle, sizleri baştan sona kendine has bir tat, merak ve heyecana sürükleyecek.

₺130,38

Yitip giden İstanbul’a bir ağıt…

Yetmiş beş yaşındaki İstanbullu Rum Periklis Drakos koronavirüs günlerinde, doğup büyüdüğü Çember Apartmanı’ndaki dairesinde anılarını kaleme almaya başlar. Mahallede kendine bir ev arayan Leyla’ya ilk görüşte âşık olur. Artık anılarını kendini Leyla’ya anlatmak için yazacaktır... Periklis’in anıları, hem aşk ile tutkunun hem de acıyla kaybolan Beyoğlu’nun hikâyesidir. İstanbul’un son yetmiş yılında ustaca dolaşan Defne Suman, hüznün ve matemin olduğu kadar dostluğun, direnişin ve ümidin romanını yazdı… 

Yağmur bastırmıştı. Temrin Yokuşu’ndan Dolapdere’ye içinde çalı çırpıyla seller akıyordu yine. İstanbul gri bir perdenin ardında yitip gitmişti. Tam da bana lazım olan dekor. Kalemi elime aldım. İnce mavi mektup kâğıtlarımın kırışıklıklarını elimle düzelttim. Yazdıkça Leyla’yı daha çok düşünüyor, onu düşündükçe daha çok yazmak istiyordum. Böyle bir çemberin içinde bulmuştum kendimi. Belki de matemin panzehriydi aşk.

 

 

  • YazarDefne Suman
  • YayıneviDoğan Kitap
  • Hamur Tipi2. Hamur
  • Sayfa Sayısı352
  • Ebat13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı2022
  • Baskı Sayısı1. Basım
  • DilTürkçe
  • Barkod9786258215236

 

₺81,18

Deniz'in Ormanı, iki farklı zaman ve üç ayrı mekânda geçen, sonsuz bir AŞK’ın ve kadersel bir karmanın hikâyesi. 
 
AŞK, tüm bağımlılıklardan özgürleşmiş, kendini aşan bir sevme halidir ve nasıl tezahür edeceğine kendi karar verir.
 
BİR olmuş ruhlar, birbirini yargılamaz, karşısındakini olduğu haliyle sever. Mesafeler onları ayıramaz, aralarına yüzlerce yıl girmiş olsa bile...
 
Ve onlar bunu anlatmak için dünyaya gelmişlerdi. 
 
Sezgisel yetenekleri, parlak zekâsı ve insanı çekimine alan yakışıklılığıyla Deniz, onun en yakını, her şeyi Nazlı ve bir yerlerde onlardan habersiz zorluklar içinde yetişen Annette... Yollarını kesiştirebilecek tek bir şey vardı. O da binlerce kilometreye, yüzlerce yıla rağmen gelip onları buldu. Bu evrende her şey AŞK’tan yaratılmışsa başka türlüsü mümkün olabilir miydi? 

₺81,18

ABD’nin Oregon eyaletinde bir yılbaşı sabahı, üniversite öğrencisi Eda Kaya, kilitli kaldığı bir çamaşırhane tuvaletinde, beraber büyüdüğü ve hayranlık duyduğu kuzeni Leyla’nın ortadan kayboluşunun esrarını çözmeye soyunur. 19 yaşındaki Leyla baskıcı ailesine başkaldırmıştır ama nereye gitmiştir?

Eda, kendinden ayrı düşünemediği Leyla’nın kayboluşunu anlamaya çalışırken aile fertlerinin hikâyelerini, geçmişten bugüne taşınan yaraları da anımsar. Eda’nın ve Leyla’nın büyüme sancıları ve aidiyet ihtiyacı, dile getirilmeyen, yok sayılan bir geçmişin parçalarıdır… 

 

  • Yazar: Defne Suman
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 400
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786258215212

 

₺89,38 + KDV

“Tanrı müziği yarattı ve sustu.”

Yüzlerce yıl boyunca Platon’un gizemli bir bestesi olduğuna inanıldı ve bazı müzisyenlerin o kayıp eseri bildiği söylentileri kulaktan kulağa yayıldı. Bu eseri bulmaya, onun labirent gibi yapılanmış melodisiyle dinleyenleri büyülemeye çalışan insanların dünyasında geçen Avucumda Rüzgâr Var,
bir yandan da müziğin zaten büyü olduğuna ikna etmeye çalışıyor okurunu. Tahir’in müziği keşfediş yolculuğu, neredeyse egzotik bir haz alarak okunabilecek, tek başına bir macera öyküsü olarak romanın omurgasını oluşturuyor. Bir melodram olarak başlayıp büyülü gerçekçilik ile sürüp bir macera romanı olarak sona eren ve bir saz eseri gibi biçimlendirilmiş bu romanda türler arasında yapılan gezinti aynı zamanda melodik bir seyir izliyor.

Avucumda Rüzgâr Var nağmenin ve insanın ruhuna yolculuk vaat ediyor.

 

 

  • Yazar: İsmail Güzelsoy
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 416
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786258380088

 

₺89,38 + KDV

Bana bir roman ver dedi Dağ…
 
Sevgilisiyle bir sahil şehrinde mutlu mesut yaşama hayalleri kurarken kendini bir İç Anadolu kentinin ıssız yalnızlığında hapsolmuş bulur Barış. Ona teselli verecek hiçbir şey yoktur. Her sokağın sonunda karşısına tüm heybetiyle dikilen Dağ dışında! Üniversitede öğrencilerine bir başka dağın gölgesinde yeşermiş Japon edebiyatının yalnızlarını, haiku’ları, masalları anlatırken yavaş yavaş bir başka kentte yaşayan sevgilisinin de elinden kayıp gittiğini hissetmektedir.
 
Dağın Rüyası Murakami’den Mishima’ya, Kenzaburo Oe’ye çevirileriyle tanıdığımız Ali Volkan Erdemir’in ilk romanı. Dikkatli okurların Murakami’nin, Mishima’nın yalnız kahramanlarına gönderilen selamı keşfetmekte gecikmeyecekleri Zen bir aşk romanı…

 

 

  • Kitap Adı: Dağın Rüyası
  • Yazar: Ali Volkan Erdemir
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 136
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786258380330

 

₺31,98 KDV Dahil

“Uyan anne uyan, bir filmin içinde değiliz, bir roman konusu değiliz, uzak zamanlara ait kötü bir hikâye, masal, efsane, her neyse onlar da değiliz… Biz bunları yaşadık, çırılçıplak hakikat bu. Bunları dinlemeye dayanabilir misin? Sen dinlemesen de dinleyenler çıkacaktır, anlattıklarıma inananlar olacaktır, bu kadar sert, bu kadar yakıcı, cehennem kadar azap verici bu gerçeklikle yüzleşmek isteyenler olacaktır mutlaka. Bir insanın ne kadar ileri gidebileceğini, kötülüğün bir sınırı olmadığını anlayanlar olacaktır.”

Başüstü Mahallesi’nin içine kapalı, ağırbaşlı, yüzünü Tanrı’ya dönmüş Ongun Apartmanı’na içgüveyi olarak gelen Sıddık her şeyi geri dönülmez bir biçimde değiştirecektir. Bütün aile, hatta bütün mahalle bu karanlık, gizemli adamın günaha çağrısının peşinden gidecektir. İnsanlar büyülenmişçesine Sıddık’a itaat edip onun kurduğu dünyada hazzın, günahın, suçun, tövbenin, inkârın iç içe geçtiği bir hayat sürdürürken, mahallenin genç imamı İsmail de her yeri saran çürümüşlüğün ve yıkımın kaynağını bulmaya çalışacaktır. Bu sofuca günahkârlığa bir son veren de kutsal kitapların kurban hikâyesini tersine çeviren oğul İshak olacaktır.

Cem Kalender, Palu ailesinden yola çıkarak yazdığı bu romanda toplumun ve bireyin çürümüşlüğünü gözler önüne seriyor.

 

 

  • Yazar: Cem Kalender
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 392
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı:1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786258380446

 

₺81,18 KDV Dahil

Feray şarkılar söyleyen, hayaller kuran, âşık olunca ayakları yerden kesilen genç bir kadın; herkes gibi. Kötülüklerin sadece başkalarının başına geleceğine inanıyor ama yanılıyor. Çünkü gerçek hayatın masallarla ilgisi yok; sevdiği adamı sadece bir öpücük kurbağaya çevirmiyor, gezdiği cadde geceyarısı balkabağına dönüşmüyor, yaşadığı ülke bir anda uykuya dalmıyor. Her şey yavaş yavaş ve alıştırarak dönüşüyor, değişiyor. Feray'ın kontrolünü ne zaman kaybettiğini ve etrafında olup biteni anlayıp "Dur!" demesi yıllarını alıyor.

Zeynep Kaçar bir kadınla bir ülkenin aslında ne kadar benzediğini gösteriyor. Kimliğinden koparılıp görülmez olan bir kadının kendini bulma, görme ve gösterme çabasının romanı Yalnız.

"Bir ev hayvanıydım. Perdenin kıvrımıydım. Halının püskülü, banyonun sabunu, en çok mutfağın çaydanlığıydım. Hep senin bir şeyindim ben, hangi odadaysam, o odanın süsüydüm. Öldüğünde ardından hikâyesi anlatılmayacak, adı anılmayacak, sesi duyulmayacaktım. Bir ev hayvanıydım. Senin hayvanın. Şahsi malın. Ne yapsan canım acımazdı benim, türlü türlü numaralarım vardı. Havada uçabilen, suda yüzebilen, halıda sürünebilendim."

 

 

  • Yazar: Zeynep Kaçar
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 216
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2021
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786050981469

 

₺64,78 + KDV

“Balinanın karnında sürüp giden günlerde kimisi pembeye, kimisi yeşile, kimisi sarıya, kimisi de mora, turuncuya dönüşmeye başlayan rengârenk bir kuş ordusuyduk artık. Rüzgârın ardından sökün eden yağmurun yıkadığı tüylerimizden akan renkli sular, göğün boşluğundan yerin yüzüne sağanak halinde iniyordu. Işık huzmeleri, göğü ve yeri birbirine bağlayan bir sütuna dönüşmüştü. Acı çığlıklarla sallanan gök bir daha yere düşmeyecekti. Ve dünya artık siyah beyaz değildi.”
Prangalar içinde ölmeye yatırılmış bir kadına hikâyeler anlatıyor bir karga:
Ulu ceviz ağacının altında, Kargabaş’ın Kutsal Mezbele’sinde leşle beslenip yeryüzünü birörnek ötüşleriyle dolduran ve Dişikargabaş’ın tüylerinin yıldızlardan bile parlak olması için mutsuz gözyaşları döken kargalar; günün birinde sevmek, âşık olmak, hep bir ağızdan şarkı söylemek, baldan tatlı dutları yemek, kanatlarıyla gökyüzüne resimler çizmek istediklerinde Kargabaş’ın kara saltanatını yıkıyorlar. Gökyüzünü bir şenlik yerine dönüştürüyorlar.
Türkan Elçi’den yüreğinize seslenecek bir roman.

 

 

  • Kitap Adı: Mavi Karga
  • Yazar: Türkan Elçi
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 168
  • Ebat: 13 x 19. ,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786258344752

 

₺48,90 + KDV

Gülünç ile acıklının iç içe geçtiği anlatımıyla, yaşadığımız dönemin çelişkilerine tanıklık eden ilginç kişileriyle Yalan, günümüz toplumunun hastalıklı yanlarından birine parmak basıyor. Romanın odak kişisi, şaşartıcı bilgisini ansiklopedilere ve olağanüstü belleğine borçlu olan, yapayalnız, silik, beceriksiz, amabenzerine güç rastlanır bir adam: Yusuf Aksu. Saçma bik aşk yüzünden on yedi yaşında kendini öldüren bir sınıf arkadaşının anısı, Yusuf'un yaşamına bambaşka bir yön verir. Arkadaşının kuramı kendisine mal edilince de çok geniş bir hayran kitlesinin gözdesi olur. Çevresinin kendisine dayattığı kimliği üstlenir. Ancak mutsuz bir aşkın ardından, yalnızca yanıldığını görmekle kalmaz, başka kendi kimliği olmak üzere, her şeyin yalan üzerine kurulduğunu anlar. Edebiyat dünyamızda büyük ses getiren Peygamberin Son Beş Günü adlı romanından tam on yıl sonra usta yazar Tahsin Yücel, çağımızda toplumsal bir alışkanlığa dönüşen, ama evrensel boyutlara uzaman Yalan'ı ele alıyor. İzdüşümlerini pek çok kesimde bulabileceğimiz, aynalarda yansımışçasına çoğaltabileceğimiz Yalan, çok katmanlı, derinlikli bir roman.


Basım Ayı/Yılı : 2022
Basım Yeri :
Baskı Sayısı : 17
Sayfa Sayısı : 672
Ağırlık : 522
En / Boy : 13 / 20
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺76,65
İnsan gülü koparırken çiçeğin çektiği acıyı değil, dikenin verdiği sızıyı düşünür. Önce yaralar bırakıp sonra deliliği eleştirmek, bencil insanın lanetidir. Seyahatimiz bilinmeyenedir; toplumun dışına ve özgürlüğe aşina kıyılaradır. Vakit, bizi yoran, endişe veren, anlayamadığımız ve anlatamadığımız ama yine de takılıp kaldığımız tüm kafeslerden kaçmanın vaktidir.
₺33,90
Doğduğu günden beri ailesinin son derece korumacı ve baskıcı tutumuyla yetiştirilen Efsan Erez, doğum gününde en sevdiği grubun konserine gitmek üzere kardeşiyle beraber gizlice evden çıkar. Masum bir istekle başlayan bu çıkış, Efsan’ın kendini küçük dünyasından tamamen farklı bir evrende bulmasıyla sonuçlanır. Krallıklar tarafından yönetilen topraklarda yaşayan tehlikeli yaratıkların ve büyü kullanabilen ırkların hüküm sürdüğü evrende biçare ve kimsesiz kalır. Artık o, olmaması gereken bir yerde, olmaması gereken kişidir. Yabancıların hoş karşılanmadığı bu karanlık şehirde tanımadığı kişilerin yardımına muhtaç olmasıyla, sonun başlangıcı için zaman akmaya başlayacaktır. Bir yandan eve dönüş yolunu ararken, diğer yandan hayatta kalabilmek için kimliğini gizleyerek tehlikeli seçimler yapmak zorunda kalır; fakat bu girişimleri, yakalanmaması gereken en önemli kişinin, Alaz Şahzade’nin dikkatini çeker. Artık olmaması gereken yer, bu karanlık şehir değil, yanında dahi durmaması gereken bu adamın geceden daha siyah harelerinin içidir. Canını kurtarmak için kaçarak ailesine geri dönmeye çalışan Efsan karanlık şehirden kaçabilecek midir ya da tan vaktini bile görebilecek midir, belli değildir. Üstelik ne kadar engel olmak isterse istesin kalbi de yavaş yavaş Alaz Şahzade için çarpmaya başlarken… Güçlü bir duruşu vardı, aynı zamanda karanlıktı da ve karanlık kötüydü. Karanlık bilinmezlik demekti, karanlık boşluktu ve... Ben karanlığı sevmezdim.
₺76,90
Doğduğu günden beri ailesinin son derece korumacı ve baskıcı tutumuyla yetiştirilen Efsan Erez, doğum gününde en sevdiği grubun konserine gitmek üzere kardeşiyle beraber gizlice evden çıkar. Masum bir istekle başlayan bu çıkış, Efsan’ın kendini küçük dünyasından tamamen farklı bir evrende bulmasıyla sonuçlanır. Krallıklar tarafından yönetilen topraklarda yaşayan tehlikeli yaratıkların ve büyü kullanabilen ırkların hüküm sürdüğü evrende biçare ve kimsesiz kalır. Artık o, olmaması gereken bir yerde, olmaması gereken kişidir. Yabancıların hoş karşılanmadığı bu karanlık şehirde tanımadığı kişilerin yardımına muhtaç olmasıyla, sonun başlangıcı için zaman akmaya başlayacaktır. Bir yandan eve dönüş yolunu ararken, diğer yandan hayatta kalabilmek için kimliğini gizleyerek tehlikeli seçimler yapmak zorunda kalır; fakat bu girişimleri, yakalanmaması gereken en önemli kişinin, Alaz Şahzade’nin dikkatini çeker. Artık olmaması gereken yer, bu karanlık şehir değil, yanında dahi durmaması gereken bu adamın geceden daha siyah harelerinin içidir. Canını kurtarmak için kaçarak ailesine geri dönmeye çalışan Efsan karanlık şehirden kaçabilecek midir ya da tan vaktini bile görebilecek midir, belli değildir. Üstelik ne kadar engel olmak isterse istesin kalbi de yavaş yavaş Alaz Şahzade için çarpmaya başlarken… Güçlü bir duruşu vardı, aynı zamanda karanlıktı da ve karanlık kötüydü. Karanlık bilinmezlik demekti, karanlık boşluktu ve... Ben karanlığı sevmezdim.
₺66,90
Safir Mila Safkan, henüz çok küçükken hayatının taşlarını yerinden oynatan bir olay yaşar ve kendini ansızın bir yetimhanenin soğuk duvarları arasında kimsesiz bulur. Sahip olduğu şeyler, her ne yaşarsa yaşasın iyi kalan kalbi ve tutkuyla bağlı olduğu dansıdır. Kalbi yalnızca bir tek şey için, bale için çarpar. Ta ki ikincisini bulana kadar: Hazer Han'ı. Katılacağı müzikali kazanma hedefiyle, kendisini seçen bu adamın gözetimi altında dans etmeye, bir kelebek gibi kanat çırpmaya başlar. Fakat elde ettiği tüm bu başarıların yanında ona başka bir hediye kılınmıştır: aşk. Kendi kalbi kadar hassas ve nazik bir kalp Mila'ya yaklaştığında, bu zamana kadarki tüm önyargıları yavaşça yerle bir olur ve tüy kadar nahif bir aşk bedeninde dans eder.
₺76,90
Safir Mila Safkan, henüz çok küçükken hayatının taşlarını yerinden oynatan bir olay yaşar ve kendini ansızın bir yetimhanenin soğuk duvarları arasında kimsesiz bulur. Sahip olduğu şeyler, her ne yaşarsa yaşasın iyi kalan kalbi ve tutkuyla bağlı olduğu dansıdır. Kalbi yalnızca bir tek şey için, bale için çarpar. Ta ki ikincisini bulana kadar: Hazer Han'ı. Katılacağı müzikali kazanma hedefiyle, kendisini seçen bu adamın gözetimi altında dans etmeye, bir kelebek gibi kanat çırpmaya başlar. Fakat elde ettiği tüm bu başarıların yanında ona başka bir hediye kılınmıştır: aşk. Kendi kalbi kadar hassas ve nazik bir kalp Mila'ya yaklaştığında, bu zamana kadarki tüm önyargıları yavaşça yerle bir olur ve tüy kadar nahif bir aşk bedeninde dans eder.
₺66,90
Kusursuz, Yeni Bir Dünya İnşası On yedi yaşındaki kızlar normalde ne yapar? Okula gider, arkadaş gruplarında eğlenceli vakit geçirir, sevdiği dizileri takip eder… Ama Ryn Whitaker için hiçbir şey bu kadar sıradan değildir… Ryn bir korumadır. Bir asker. Bir yalancı… Yalancı çünkü ailesinden habersiz gizli bir amaç için özel olarak seçilip olağanüstü yetenekler kazandırılan gizemli yapının önemli bir parçasıdır… Evrenler arası zaman ve mekân kırılmalarının yaşandığı çatlaklarda görev alan Ryn’ın kutsal görevi ise alternatif dünyalara açılan bu geçitlerden yanlış evrenlere geçişi engellemektir. Bununla beraber bir gün karşısına çatlakta Ezra’nın çıkmasıyla her şey değişir ve Ryn kendini büyük bir aşkın çıkmazında bulur. Bu görevden kaçmanın ve esaretten kurtulmanın bir yolunu bulmaları gerekmektedir artık. Sistemi yıkmak, çatlaktan sızıp kendi özgürlüklerine koşmak isterler ama aşkın gücünden başka tutunacak hiçbir şeyleri yoktur… “Heyecanı yüksek, hayli duygusal bir ilk kitap. Foster’ın üçlemesinin ilk kitabı, Pierce Brown’un Kızıl Yükseliş veya Veronica Roth’un Uyumsuz serilerini sevenler için yepyeni bir üçleme. ” Library Journal “Çatlak İsyanı kesinlikle bağımlılık yapıyor, çok sevdim. Kelimeleri sizi kitaba perçinliyor ve sayfaları çevirirken nelerle karşılaşacağınız sizi inanılmaz heyecanlandırıyor. İyi karakterlere de kötülere de âşık oldum. Tamamen gerçekler. Şiddetle tavsiye ediyorum ve devam kitabını sabırsızlıkla bekleyeceğim. ” James Dashner
₺52,90
Bu Kasabadaki Herkesin Gizleyecek Bir Şeyi Var En yakın arkadaşın, en korkunç kâbusuna dönüşürse… Leah Stevens bir zamanlar çok meşhur bir muhabirken, gazetedeki işini ve mesleki itibarını sonsuza dek kaybettikten sonra çaresizce hayata yeniden başlamak zorunda kalır. Beklemediği bir anda eski ev arkadaşı Emmy Grey’le bir araya geldiğindeyse aradığı kurtuluş fırsatını bulduğunu düşünür. Leah ve Emmy temiz bir sayfa açma umuduyla küçük bir kasabaya yerleşirler. Ancak bir hafta içinde, tıpkı Leah’ya benzeyen bir kadın yakınlarda bir yerde ölüme terk edilmiş halde bulunur ve Emmy de bu esnada sırra kadem basar. Leah paylaştıkları evde cevaplar ararken Emmy Grey hakkında ne kadar az şey bildiğini fark eder; bununla beraber yerel polis, Emmy’nin izini bulmaya çalışırken Leah’nın güvenilirliğini ve işlenen suçtaki muhtemel rolünü sorgulamaya başlar. Leah adını temize çıkarmak için tek bir yol olduğunu bilmektedir: Emmy Grey’i bulmak. Peki ya Emmy Grey adında biri hiçbir zaman var olmamışsa?
₺33,90
“Öylece sustular, susarken uykuya gitti bedenleri… Gaz lambasında gaz bitmiş, ışık sönmüş, fitilden odaya yükselen zift karası dumanın kokusu sarmıştı odayı. Sonra o da gitti… Sadece kalan sessizlik ve imkânsız düşüncelerdi… Oysa papatyanın saflığında yaşıyorlardı sevdalarını… Bir çaresi, bir çıkış yolu olmalıydı, Umudu varsa insanın... İmkânsız gelen her sevdada O kilide anahtar olacak bir çıkış mutlaka bulunacaktı... Bulunmalıydı da…”
₺30,90
“Sevgilim, o kadar gece ki neredeyse sabah...” Tehlikeli sular; Ancak sen yüzmeyi bilmiyorsun. Seni var eden her şeye sırtını dönüyorsun. Gece daha vahşi, güneş daha ölü şimdi... Hazan Yakut Demirkıran için hayat bir örüntüden ibarettir. Henüz küçük bir çocukken ayırdına vardığı ve teninde izlerini taşıdığı reddediliş onu tek kurtuluşu olan müziğe iter. Babasının kaybının ardından da hayatın onu annesi gibi bir kenara attığına emindir artık. Hayat tüm acımasız yüzlerini teker teker gösterirken Hazan, ruhunun el değmemiş çorak topraklarına adım atacak güneş saçlı çocuktan bihaberdir. Hazar Nikolai Baranov kaderinin henüz doğmadan çizildiğini bilerek içine doğduğu köklü Rus örgütünde büyümüş ve tek bir kaideye bağlı olarak yaşamıştır: Kan bağı her şeyden üstün gelir. Bu yüzden gördüğü en yalnız gözlere sahip alev saçlı kızla tanıştığında terazisi tehlikeli bir şekilde sallanmaya başlar. Zira kız beraberinde ikisinin de geleceğini tehlikeye atan bir sır taşıyordur. Ve içine düştükleri çıkmazda hayatları kadar kalplerini de birbirlerinden korumaları gerekiyordur. Çünkü bir Baranov daima kazanır. Sonunda her şeyini kaybedeceğini bilse bile…
₺68,90
Ne mutlu başlayan bir masalın kahramanlarıydılar ne de hikâyeleri mutlu sonla bitti… Onları bir araya getiren acı kavşakta umutsuzlukla tanıştılar. Çaresizliğin hapsinde, tutkunun kollarında, zamanın hiçliğinde… Aşk her şeye değer…
₺48,90
"Burada güller, aşkı değil ihaneti simgeler.” Sirius Halkı! Atalarımın yüzyıllar önce kurmuş olduğu Sirius İmparatorluğu’nun başına geçtiğim ilk günden itibaren bu ülkeyi onurumla yönetiyorum. Refah ve huzur içinde olan ülkemiz, tanrıların çocuklarımızı lanetlemesiyle birlikte yıllardır bir kâbus yaşıyor. Çocuklarımızı bu lanetten kurtarmak ve ülkemizi tekrar huzura kavuşturabilmek için verdiğimiz mücadelede imparatorluğumuzun tek vârisi ve prensesi olan kızım, Victoria Sirius, kaçırıldı. Alexander Brown, vârisimizi geri getirmek için yaptığı çalışmalar sırasında kendilerine Hamal Birliği adı veren bir örgütün izlerine rastladı. Kızımı kaçıran bu örgüt, sizlerin çocuklarını da kaçırmakla kalmayıp lanetlerini kullanmaları için beyinlerini yıkayarak kendi çocuklarımızı ülkemiz için bir tehdit olarak kullanmak istiyor. Bu yaptıklarıyla imparatorluğumuza savaş açmış kabul edilen Hamal Birliği’ne ve siz değerli halkıma sesleniyorum. Ülkemizin tek vârisi ve prensesi olan kızım Victoria Sirius’un en yakın zamanda saraya teslim edilmesini emrediyorum! Emirlerime karşı gelen ve lanetini kullanmaya çalışan her kim olursa olsun, yaşına ve nereden geldiğine bakılmaksızın, derhal idam edilecektir! "Ben bugüne kadar sadece seninle olan anılarıma tutunarak hayatta kaldım. Seninle kurduğum hayallere inanarak ölülerden oluşan bir adada silbaştan bir hayat yarattım! Sen olmadan bile bu kadar şey başarmışken sen yanımdayken nasıl kaybedebilirim?”
₺68,90
Miraç Çağrı Aktaş Seti - 7 Kitap Takım
₺234,90
Karlı bir ormanın tam ortasında tanıdım seni. Orman acımasızdı. Orman ıssızdı. Orman soğuktu. Sen ise bir kar tanesi gibi eşsizdin. Bir kar tanesi gibi erimeye mahkûmdun Eylül… Günler geçti, kış dindi… Güneş açtı, orman ısındı. Ve sen kar tanesi… Günün birinde milyonlarca kar tanesi gibi eridin… ve ben seni kurtaramadım. Eylül ve Merih’in Kar Küresi’nde başlayan maceraları serinin ikinci kitabı Kar Tanesi’yle kaldığı yerden devam ediyor. Bu sefer okuyanları çok daha soğuk, çok daha karanlık bir hikâye bekliyor. Eylül ve Merih’in hikâyesinde üşümeye ve onların kendilerini bulma yolculuğuna eşlik etmeye hazır mısınız? Merih, ismini “kırmızı gezegen” olarak bilinen, alev alev yanan Merih’ten alıyordu. Ben ise ona göre bir kar tanesiydim. Yanında erimeye mahkûm gibiydim... Bırak da senin yanın benim cennetim olarak kalsın, cehennemi tek başıma yaşıyorum zaten.
₺68,90
“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.” Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır. Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı. Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı. Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı. Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı. Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı. Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı. Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.
₺87,90
“Ama hep aynı noktaya dönüyorsun. Çocukluğuna. Senin affetmediğin değil, seni hiç affetmeyen çocukluğuna.” Sokak Nöbetçileri’nin arasına ajan olarak gönderilen Helin Aktan, karşısında bir aile bulmuştur ve o ailenin de bir ferdi olmak üzeredir fakat kendisini bir köprünün ortasında hissetmeye başlamıştır. Köprünün bir tarafında merhameti, sevgisi ve kurtuluşu vardır; diğer tarafında ise geçmişi, korkuları ve gerçek ailesi. O köprünün ortasında durmaya devam ederken sırlar yavaş yavaş açığa çıkmaya başlamış, hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını da fark etmiştir. Koza ve Sokak Nöbetçileri’nin arasındaki soğuk savaş sadece Helin’in mağlup olduğu bir savaşa dönüşecektir çünkü bağlılığın yıkıcı hissini de tadacaktır. Mutlu Sarca, nasıl kıyametlerin içinde olursam olayım hayata sıkı sıkı bağlanan neşeli tarafımdı. Işık Sarca, en büyük depremleri yaşadıktan sonra hayattan vazgeçen tarafımdı. Lâl Sarca, ruhen sırtına kırbaçlar yediği halde yürümeye devam eden hırçın ve yaralı tarafımdı. Bartu Sarca, daima yalnız kalacağına inanan ve elinde vicdanından başka hiçbir duyguyu barındırmayan kimsesiz tarafımdı. Yankı Sarca, umudumu ve yolumu bulduğum ama hiçbir zaman aynaya baktığımda olamayacağım, kaybolmuş tarafımdı. Koza, izlerimle ve çocukluğumla zorla itildiğim karanlık tarafımdı. Onlar Sokak Nöbetçileri’ydi; hepsinde kendimden bir parça vardı.
₺76,90

Salgında Öyküler

Yaşadığımız salgın günleri geçip gitse de, bu yaşanılmışları unutursak yazık olur elbet. Birçok şey boşa gitmiş olur. Çekilen acılar hadi neyse ama ölenler boşa ölmüş olur. Hele hele, o ölecekleri kurtarmak için ölenler, hepten boşa ölmüş olur. Bunca yazıklanmaya hiç de aldırış etmiyor olabilir gelecek. Ama o gelecekte bu koronanın –ya da ona benzeyen bir başka salgının– bir gün karşımıza yine dikilmeyeceği nereden belli ki?.. Evet, limon arıyorsanız işte burada!

*Adım Adım Yudum Yudum *Dün Beklenen Gelecek Değil Bugün Beklenen Gelecek *Günler Getirdikçe Getiriyor Bıkkınlığı *İmansızda Bile Yok Mudur Bir İman Tahtası *Telgraf Diye Bir Şey Artık Kaldı mı? *Pazar Günü Erkenden Onu Bekliyordum *Çocuksan Genç Olasın Gençsen Genç Kalasın *Okulsuz Yaz Ödevi *Düş Gibi Bir Düş Gerçek Gibi Bir Gerçek *Çanak Çömlek Patladı Minareler Arası İtikat *Kıyılar Doldu Taştı Yanlıştan Yaktı Yüreklilik Yürekler Dolusu *Sevgili Korona *Elektiriği Bulan Gâvur Kindarlığı Çıkaran Değil *Çiçeğiçirkin Çiçeği Yaprağıgüzel Gerçeği *Adı Oldu Kırk Bir Geçti Gitti Yirmi Altı *Değerse Yağlıboya Aman Ayıp Olur Turistlere *Gönül Vermez Gönül Kaptırır Anasının Has Oğlu *On Koyun Sattım Yüze On Koyun Aldım İki Yüze *Hallaç Kalmadı Yoktur Esnek Sopası Kızılcık *En Gereksiz Yalan Engerekli Minibüs *Öyle Kafaya Böyle Tıraş Bulaş Gel Yine Bulaş *Gökyüzü Bakmaz Yeryüzüne Yeryüzüdür Bakan Gökyüzüne

(Tanıtım Bülteninden)

  • Kitap Adı: Salgında Öyküler
  • Yazar: Necati Tosuner
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 96
  • Ebat: 13 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786254292170
₺26,90

Şık - Türk Edebiyatı Klasikleri 72

 

Şık romanı, edebiyat dünyasına attığım ilk adımdır. Okurlar bu yaşlı hikâyede, şimdiki Hüseyin Rahmi’nin acemi, nahif, cılız, fakat ileride bolca meyve vermeye yetenekli bir fidanını göreceklerdir. (…) Okuyunuz efendim, okuyunuz. Gençliğimin ihtiyarlığımdan çok neşeli ve daha güldürücü olduğunu göreceksiniz... Çünkü ben bile kendi kendime bayıla bayıla güldüm.

Romanda, Şâtırzâde Şöhret Bey namında bir zamane delikanlısının akıllara ziyan serüveniyle bir vakitten beri benimsenen Batılılaşma ideolojisinin, toplumun hangi katmanlarına nasıl ve hangi düzeyde sirayet ettiğine, bu sirayetle birlikte toplumsal dokunun dünden bugüne nasıl bir dönüşüme maruz kaldığına tanık oluruz.

(Tanıtım Bülteninden)

  • Kitap Adı: Şık - Türk Edebiyatı Klasikleri 72
  • Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 112
  • Ebat: 12 x 20
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786254291869
₺17,90

Şık - Türk Edebiyatı Klasikleri 72

Şık romanı, edebiyat dünyasına attığım ilk adımdır. Okurlar bu yaşlı hikâyede, şimdiki Hüseyin Rahmi’nin acemi, nahif, cılız, fakat ileride bolca meyve vermeye yetenekli bir fidanını göreceklerdir. (…) Okuyunuz efendim, okuyunuz. Gençliğimin ihtiyarlığımdan çok neşeli ve daha güldürücü olduğunu göreceksiniz... Çünkü ben bile kendi kendime bayıla bayıla güldüm.

Romanda, Şâtırzâde Şöhret Bey namında bir zamane delikanlısının akıllara ziyan serüveniyle bir vakitten beri benimsenen Batılılaşma ideolojisinin, toplumun hangi katmanlarına nasıl ve hangi düzeyde sirayet ettiğine, bu sirayetle birlikte toplumsal dokunun dünden bugüne nasıl bir dönüşüme maruz kaldığına tanık oluruz.

(Tanıtım Bülteninden)

  • Kitap Adı: Şık - Türk Edebiyatı Klasikleri 72
  • Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar
  • Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 112
  • Ebat: 12 x 20
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786254291876
₺70,90
  • Yazar: A. Nevin Yıldız
  • Yayınevi: İletişim Yayıncılık
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı:  1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9789750533754
₺34,90

“Yüzme bilmem. Yükseklik korkum var. Loş ışıktan hoşlanırım. Küçükken iyi bilyalı yapardım. Bazıları bunu ‘tornet’ olarak bilir. Oğlumun ensesini öpmeyi severim. Hâlâ okumadığım Dostoyevskiler var. Otuz beş yaşımdan sonra mezarımı düşünmeye başladım. Kırkından sonra kendime mezar bakmaya başlayacağım. Portakalı, sobanın üstünde kızarmış ekmekle birlikte yemek hoşuma gider. Hiç evden kaçmadım. Genelde kovuldum.
 
Alışılmadık, tuhaf, farklı olanın üzerimizdeki etkisi, ilk anda endişe vericidir çoğu zaman. İçine girdikten sonraysa alışılmadığın içindeki tanışıklığa, tuhafın sakladığı sahiciliğe, farklı olanın yabancı kışkırtıcılığına kapılırız yavaş yavaş. Yavuz Türk Yolluk’ta tuhaf karakterlerinin kederini, hayallerini ve kayıplarını samimiyetle paylaşırken, bazen “mırıldanarak”, bazen “cilalayarak”, bazen de ürkekçe “sürtünerek” ama mizahın kara tebessümünden hiç vazgeçmeyerek ilerliyor.
 
Yolluk, hayatın tökezleten, üzerimize su sıçratan yanlarıyla ince ince alay eden öyküler...

 

  • Kitap Adı: Yolluk
  • Yazar: Yavuz Türk
  • Yayınevi: İletişim Yayıncılık
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 103
  • Ebat: 13 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9789750533723

₺31,90

Beni bir ömür sekiz köşeli şapkasının gözünde taşıyan babamı başımın üstünde taşımak için yeniden uzun ve karlı yollara düştüm.

 

Yirmi beş yıl sonra bir gece yarısı kapısını çalıp ona üç günlük bir yolculuk ve ömürlük sorular bırakan Heves Ali’yi âşıkların bayramına yetiştiren Yusuf, arabasının bagajında babasının eski bavulu, ön koltuğunda üç telli bağlaması ve port bagajında tabutuyla bu kez toprağına, evine, kendine doğru yol alıyor... Babamın Bağlaması’yla Âşıklar Bayramı’nın ikinci perdesi açılıyor, Yusuf o derin kuyudan çıkıyor: Upuzun bir yolda, geçmişin sırlarıyla, geleceğin belirsizliğiyle ve hevesinden arta kalanlarla yüzleşen Yusuf, aşka, ayrılığa, ölüme ve yalnızlığa yakılmış yepyeni bir türküye kulak veriyor.

 

Cevdet Kudret Roman Ödülü, Attilâ İlhan Roman Ödülü, Fransa-Türkiye Edebiyat Ödülü ve Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi Kemal Varol, sinemaya da uyarlanan romanı Âşıklar Bayramı’nın devamı olan Babamın Bağlaması’nda, merhaba ile hoşça kal arasındaki derin vadide yankılananlarla yine akıllardan çıkmayacak bir yolculuğa çağırıyor. 

 

 

Çünkü ayrılık, sadece bir insandan değil, artık içinde olmadığımız bir hikâyeden de mahrum kalmak demekti.

 

  • Yazar: Kemal Varol
  • Yayınevi: Everest Yayınları
  • Hamur Tip: i2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 212
  • Ebat: 13,5 x 19,5
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil :Türkçe
  • Barkod: 9786051858432

₺40,90

Sadece Türk toplumunun değil, bütün toplumların korkularım ve bekleyişini anlatan Melih Cevdet Anday, Gizli Emir'de "umudu" kaleme alır. Bekleyişin umutla başlayıp umutsuzluğa gidişinin oldukça ince bir ironiyle anlatıldığı roman, Salâh Birsel'in dediği gibi " Gizli Emir Türkçenin en güçlü romanlarından biri"dir.
Zamanın ötesinden, zamansız ve mekansız olaylar, korkular, umutlar, bekleyişler...
Her şeyin insan için olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyan Gizli Emir, kurtuluşu kendi içinde aramak yerine başkalarında arayanlara da çok şey anlatıyor.
Kaptır söylüyorum sana oğlum, saymıyor musun beni? Bak, senin hükmün önündeki sanduğa geçer, belediyeye karışamam. Karıcık günler bugünler, emir gelecekmiş diyorlar. Emir gelirse ne yapacağız o zaman? Emir gelirse ne sanduğun kalır, ne bir şeyin. Anladın mı oğlum?

 

  • Yazar: Melih Cevdet Anday
  • Yayınevi: Everest Yayınları - Roman Dizisi
  • Hamur Tipi: 3. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 269
  • Ebat: 13,5 x 20
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786051858395

₺93,90

Modern zaman insanını tutsak eden "kuşku"nun merkeze alındığı İsa’nın Güncesinde Melih Cevdet Anday bireyin yalnız kalışını anlatıyor.
Bir tür sanrıya dönüşen kuşku, endişe, gözetlenme korkusunun yarattığı bu yalnızlık; giderilebilir, dindirilebilir bir şey de değildir.
Melih Cevdet Anday'ın nefis Türkçesiyle...
Kurşunda bir oyun oynanıyordu, ben bunun dışındaydım, ama bir yandan da tümümüzün ağır bir uyumsuzluk ipinde bulunduğumuz duygusunu canlı olarak yaşıyordum. Bu duygu bir aldanma değildi kuşkusuz; hatta seslerin kesilmesi de bunun sonucuydu bence. Pamuk ipliği ile bağlı gibiydik birbirimize. İlişkilerimizin düzenini sağlayan kalıplarımıza bir giriyor, bir çıkıyorduk. Hem tek başımızaydık, hem bir aradaydık. Zaman denilen şeyin beş paralık değeri kalmıyordu. Yıldızlar gibi, birbirimizden habersiz dönüyorduk. Ses duvarını aşıp saltık bir sessizliğe gömülmüştük. Artık hiçbir şeyin anlamı yoktu.

 

  • Yazar: Melih Cevdet Anday
  • Yayınevi: Everest Yayınları
  • Hamur Tipi: 3. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 234
  • Ebat: 13,5 x 20
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9786051858388

₺89,90

Medarı Maişet Motoru Sait Faik’in kaleminden bir ilk romandır. Henüz Yeni Mecmua’da tefrika edildiği sırada (1940-41) dönemin baskıcı siyasi ortamında sakıncalı bulunup roman olarak yayımcı bulmakta zorlanacak ve Sait Faik’in annesinin maddi desteğiyle Ahmet İhsan Basımevi’nden 1944’te yayımlanacaktır. Ancak dağıtılmaya başlanmışken bakanlar kurulu kararıyla toplatılan roman, kimi paragrafları çıkarılarak Birtakım İnsanlar adıyla 1952 yılında okuyucusuna kavuşur. İş Bankası Kültür Yayınları olarak Medarı Maişet Motoru üzerinde yıllardır süren sansürü kaldırıyor ve “tehlikeli” bulunarak çıkarılan kısımları koyu harflerle vererek yapıtı eksiksiz bir şekilde sunuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 12,5 / 20,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 1.2022
₺77,90

Devlet, Mafya, Genelev Patroniçesi Üçgeninde, Soluk Soluğa Bir Dönem Romanı

Holly, Lilli ve Iris gibi ünlü film karakterlerini şaşırtıcı biçimde canlandıran güzel kadın melek mi, terörist mi yoksa fahişe mi?

Ünlü gazeteciyi ağına nasıl düşürdü? Amaçlarına neden alet etti?

Matilt Manukyan nasıl Türkiye’nin en zengin iş insanlarından biri oldu? Dünyanın bir numaralı genelev patroniçesi Madam Manukyan’ın otomobilini havaya kim uçurdu? Ermeni terör örgütleri mi, milliyetçiler mi, muhafazakârlar mı yoksa mafya mı?

70’li yıllara damgasını vuran Ermeni terör örgütü ASALA’nın arkasında kim vardı? Lideri Agop Agopyan nasıl öldürüldü?

Londra’da başlayan, İstanbul’u birbirine katan ve Atina’da sona eren büyük macera için hazır olun!

Dönem romanlarının büyük ustası Osman Balcıgil’in kaleminden.

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy :
13,5 x 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺83,90

"Aşk imiş her ne var âlemde" demiş Fuzûlî, boşuna değil... Öncesiyle sonrasıyla hayatımızı derin biçimde etkisi altına alan durumlardan birisi aşk! İlk karşılaşmadan flörte, kur yapmadan kıskanmaya, aldatmadan ayrılığa her şey aşka dahil.

Ve Mine G. Kırıkkanat bu kez aşktan söz ediyor Aşk Olsun adlı öyküler toplamında, aşkı ve aşkın insanlara yaptıklarını anlatıyor.
Türkiye, Fransa (hatta Amerika) hattında yaşanan aşk hikâyelerinin sizin hikâyenizle de denk düştüğünü göreceksiniz. Kurmaca ile gerçeğin bir arada olduğu, İsimsiz Aşklar ve İsimli Aşklar adıyla iki bölümden oluşan kitapta, edebiyat tarihimizin meşhur "aşk" kavgasının aslını da okuyacaksınız.

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı : 136
En / Boy :
13,5 x 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺31,50

Anlat bana sevgilim, imgeler ülkesine doğru giden bir arabadayız, direksiyon çok hafif, her an savrulabiliriz göğün içine, anlat, yan koltukta zamanı aşmış çılgın bir dinleyicin var, bırak direksiyonu, uçsun arabamız.

Çağdaş edebiyatın büyük yazarlarından Latife Tekin karantina sürecinde yazmaya başladığı bu sürpriz kitabında zamansız, zeminsiz, tanımsız ve insan varoluşunun ötesinde her türden dönüşüme, başkalaşıma açık kadim bir aşk duygusunun izinden gidiyor.

Beden, ten ve zihinde kayıtlı hafıza şiirle titreşip yeryüzünün hafızasıyla birleşirken gölün kalbinden yepyeni bir anlatı doğar: Gelincik ve Yılanbalığı suretinde açan sadece yeni bir hikâye değil kalp çarpıntısının kaydıdır. Göle ve oradan da okuruna akseden prizmatik savruluş.

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy :
12,5 x 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺25,90

“O gün geldiğinde yalnız olacaksın.”

 

Seni kim hatırlayacak?
Sözünün yankısı kaç kuşağa ulaşacak?
Zamanın hükmüne ve ölümün mutlaklığına rağmen başardıkların kaç ömür daha yaşayacak?
Kendinden ve sevdiklerinden vazgeçerek kucakladığın zafer, kimin zaferi olacak?
Gücün bedelini ödeyince senden geriye ne kalacak?
Her şey bittiğinde seni kim hatırlayacak?

 

2005 yılında Haldun Taner Öykü Ödülü’nü,
2007 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü kazanan; yapıtlarında geçmişle bugün, gelenekselle modern, mitlerle gerçekler arasında köprüler kuran Yavuz Ekinci, bu kez ne pahasına olursa olsun hayatta iz bırakmak için savaşanların hikâyelerine, babalarla oğulların ve kardeşlerin mücadelelerine odaklanıyor.
Belki de Dünyanın Sonundayım güven ve iktidar ekseninde, insanlık tarihi kadar eski bir sorunun izini sürüyor: Dünyayı dize getiren o zalim, zamanı da yenebilir mi?

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy :
13,5 x 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺79,90

Seçme şansı olsaydı, hayata gelmek ister miydi acaba insanoğlu? Ya da seçme şansı olsaydı anne babasını değiştirir miydi?

Kim daha iyisini seçmezdi ki?

Matematikten daha zor değil aslında yaşam. Zorlaştıran anlamayan insanlar. Anne karnına düştüğünde başlıyor insanın şansı. Kimi kullanıyor kimi de yalpalıyor.

Bu hikâyede suçlu yok. Geçmiş insanın peşini bırakmıyor. Herkes kendine biçilen yolu yürüyor. Kimse kaderine rest çekmiyor. Kimden nasıl doğarsa insanoğlu onu yaşıyor, değiştirmeye çalışmıyor.

Keşke denese! O zaman ne aşk suç, ne kavuşmak hayal ne de başarı insanın sonu olurdu. Bu hikâye aslında hiç de yabancı değil insanoğluna. Biraz sen, biraz ben, biraz da insanın kahrolasıca yanlışları...

 

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı :440
En / Boy :
13,5 x 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

 

 

₺52,50

“Şehirler kadar unutmayı iyi bilen bir canlı türü yoktur!” Harun Özer’in hikâyeleri bizden, içimizden, her gün karşılaştığımız insanların hikâyeleri! Kimi mağrur, kimi mutlu, kimi akıntıya kapılmış… Kimi aşktan, kimi ailesinden, kimi de paradan mustarip insanlar; insancıklar. İçinizi ısıtan mizahıyla kendinizden bir şeyler bulacağınız hikâyeler… 70’lerin Eskişehir’inden, ara sokaklarından taşıp bize ulaşan hayatlar… Ve… Onların “komik, acıklı ve hayret edilesi”hikâyeleri! Yazar Özgeçmişi Harun Özer 1967 yılında Eskişehir’de doğdu. Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuğu Bölümü’nden mezun oldu. Diyarbakır ve Ankara Devlet Tiyatrosu’nda çalıştı. Çok sayıda oyunda rol aldı, yönetmenlik yaptı; kaleme aldığı oyunlar sahnelendi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 124
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : III. Hamur Enzo
Basım Tarihi : 5.2022
₺25,90

İnsanın tüm yaşamını ufacık bir sırt çantasına sığdırmaya çalışıp köklerini, evini ardında bırakarak onu neyin beklediğinden bihaber olduğu bir yolculuğa çıkması kolay şey değildir. Muaz için de hiç kolay olmamıştı. Henüz on dört yaşındaydı, çocukların her şeyi daha kolay unuttuğu söylense de onun için öyle gelişmemişti olaylar. Evlerinin yakınında patlayan bombanın bıraktığı yıkıntılarla, gezmeyi çok sevdikleri Halep’teki o alışveriş merkezinden kalan beton yığınlarıyla, yine o bombaların etkisiyle kana bulanmış insanlarla göz göze gelmiş; anne ve babasının gözlerindeki o endişeyi ise en yakından görmüş, her şeyi hafızasının bir köşesine kaydetmişti ister istemez. İçsavaş yıllardır sürüyordu ve her şey daha da tehlikeli bir hâl almıştı. Artık yaşamak için tek çareleri vardı: Bir şekilde sınırdan geçip Türkiye’ye gitmek. Peki orada her şey yoluna girecek miydi yoksa çok daha karmaşık günler mi bekliyordu onları? Burcu Kapu, aslında hepimizin ucundan kıyısından tanık olduğu yaşamları tam da merkezinden, on dört yaşındaki Muaz’ın gözünden anlatıyor. Tükenen ihtimallerin, iliklere kadar hissedilen korkuların, geride bırakılan tüm yaşanmışlıkların, vazgeçilmek zorunda kalınan hayallerin, dışlanmanın, hor görülmenin enkazında kalmış küçük bir çocuğun, yaralarına merhem arayışının etkileyici hikâyesine en yakından konuk olacaksınız. Muaz: Tüm ümitlerin tükendiği yerde gayret, iyi niyet ve emekle kendine ufacık bir çatlak bulup yeşerecek o tohumların habercisi…

 

Burcu Kapu 1978 yılında İstanbul’da doğdu. Lise öğrenimini Kadıköy Anadolu Lisesi’nde, lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Moleküler Biyoloji ve Genetik alanında, yüksek lisansını ise Yeditepe Üniversitesi’nde MBA yaparak tamamladı. Uzun yıllar ilaç sektöründe psikiyatri alanında marka yöneticiliği yaptı. Profesyonel hayatına başladığı andan itibaren hep farklı işleri aynı anda yapan Kapu, kendi ayakkabı markasından spor radyoculuğuna, spor televizyonculuğundan yazarlığına kadar birçok alanda çalıştı. Suriye savaşının patlak vermesiyle birlikte mültecilere dair bir şeyler yapma arzusu onu UNICEF, BM, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve çeşitli STK’lar ile birlikte projeler geliştirip uygulamaya sürükledi. Bu yıllarda aynı zamanda İstanbul Üniversitesi’nde Sosyoloji alanında lisans eğitimi aldı. Halen BeinSports’ta spor programı hazırlayıp sunan Burcu Kapu Türkiye’de yaşayan mülteci çocuklarla yaşadıklarından yola çıkıp ilk romanını kaleme aldı. Semih Gümüş ile birlikte yazarlık yolculuğuna başlayan Kapu’nun 2017 yılında yayımlanmış Hiç Pas Vermiyorsun isimli bir kitabı daha bulunmaktadır.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 244
En / Boy : 13,7 / 21,5
Kağıt Cinsi : III. Hamur Enzo
Basım Tarihi : 5.2022
₺38,90

Nedim Gürsel bu romanında kendi “ruh ikizi”nin portresini çiziyor. Hayatıyla yapıtının, öznel coğrafyalarının dökümünü yapıyor bir bakıma. Paris’le İstanbul, Saraybosna’yla Diyarbakır, Yunan eşiyle Kürt sevgilisi, yaşam coşkusuyla ölüm korkusu arasında gidip gelen bir yazarın dünyasında dolaştırıyor okuru. Ve beklenmedik gelişmelerin yaşandığı bir yolculuğa çıkarıp azınlıkların yakın tarihiyle de buluşturuyor.

Kurmacayla otobiyografik unsurların ustaca harmanlandığı anlatının odak noktasındaki yazar Deniz Çakır’ın belki bir ayağı çukurda ama, ülkesinin aydınlık geleceğine inancı da tam. Ne var ki, otoriter yönetime meydan okuduğu için tutuklanmadan önce “Son Yolcu”yu yazabilecek mi acaba? Unutulmuşların, yüzyıllar boyunca zulme uğrayıp göçe zorlanmışların, yerlerinden yurtlarından koparılmışların acısını dile getirebilecek mi?

“Küçük sevgilisi aslında özgürlüğüydü onun, başının belası değil. Hem öyle olsaydı bile tatlı, akıllı, sevdalı bir genç kadındı. Bal akıyordu ağzından. Kara, kapkara bakışlarıyla Diyarbakır’ın ta kendisiydi. Dışı sert, içi yumuşak. İlle de bela aramak gerekiyorsa aynaya bakmalıydı.”

“Tarih ne cumhurbaşkanının nutuklarına ne de sapına kadar milliyetçi Osmanlı tarihçilerine bırakılmayacak kadar önemli bir alandır.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2022
₺40,18

“Gırç, gırç, gırç. Uykuma karışan dikenli gıcırtılarla kaskatı bir halde uyanıyorum. Salıncaktaki arkası dönük çocuk. Sesler salondan geliyor. Gırç, gırç, gırç. Yatakta büzüşüp kalıyorum. Kalkıp bakarsam, onu salonun ortasında sallanırken bulacağımı düşünüyorum. İçeride olmasına rağmen saçları uçuşarak.”

“Gırç, gırç, gırç. Bu düşünce beni dehşete düşürüyor. Tuhaflıklara evde rastlamak yeni bir aşama olur çünkü. Eve kaçmak işe yaramaz o zaman. İlk şoku atlattıktan sonra, en azından aynı odada değiliz diye rahatlıyorum. Gidip bakmazsam endişelenecek bir şey yok. Başka odada olması, başka evde, başka şehirde, başka ülkede olmasından farksız. Sonuçta görüş alanımda değil. Ritmi düzenli gıcırtıları ninni gibi dinleyerek yeniden uykuya dalabilirim.”

Sinemacı olma hayaliyle yola çıkıp, kendini sansürcü olarak bulan bir kurgu operatörü. Çalıştığı kanaldaki görevi “sakıncalı” görüntüleri kesmek, mozaiklemek, silmek. Monitörde akan sahnelere müdahale ederken, hayatının kontrolünü kaybetmeye başlar. Kurgu karışır. Beklenmedik anlarda, dehşet verici manzaralar çıkar karşısına. Olmaması gereken sahneler. Mesleğinin yan etkisi olduğundan şüphelendiği bu görüntülere “tuhaflıklar” adını verir. Sinir uzmanına görünüp ilaçlı kafayla başı önünde gezinmek veya yakınlarına anlatıp onları endişelendirmek istemez. Niyeti kendi kendine çözmektir. Donup kalır. Görmezden gelir. Üstüne gider. Hakan Bıçakcı’dan Silinmiş Sahneler. Bugün burada yaşamanın, sürekli haberdar olmanın, her şeyi görmenin, hiçbir şey yapmamanın yorgunluğu.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 172
En / Boy : 13 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2022
₺30,75

Nevi Şahsına Münhasır; güçlü bir kadının zorluklara karşı durarak bizlere umut aşılayan hikâyesi.
İmge’nin hayranlık uyandıran zarafeti, birçok insanın karanlığına ışık olmak için atan kalbi ve
koşulsuzluğu yaşam felsefesi belleyen asaleti…
İmge, toplumsal vicdanımızın sesi olmuştu. Daha önce duyulmayan çığlıkların, yakarışların,
çözümsüzlüklerin karşısına güçlü bir dayanışma ile çıkıp toplumun genetik kodlarında olan
dayanışmayı ve paylaşmayı yeniden hatırlatmış ve “Paylaştıkça çoğalacağız!” sloganını belleklere
kazımıştı. O yüzden arkadaşları ona, ‘nevi şahsına münhasır’ diye hitap ederlerdi…
İmge ile Naz’ın yollarının kesişmesi, ne kadar hüzünlü olursa olsun, sevgi ve umuttan mürekkep bir
bağlılık doğurmuştu. Naz, ALS hastalığına erken yaşta yakalanmış genç bir kızdı.
Ölümcül bir hastalığın pençesinde olmasına rağmen; bütün zorlukları korkusuzca karşılamış,
üretmekten, sanatın iyileştirici gücüne sarılmaktan, sevmekten ve umut etmekten bir an bile
vazgeçmemişti. Yaşadıklarıyla yoğurduğu şiirler, Naz’ın bu dünyaya bıraktığı nadide bir iz olarak
zamansızlığa ulaştı.
Yazar Yasemin Avanoğlu Aydoğan, tüm yaşanmışlıkları edebiyat yordamıyla harmanlayarak hikâye
ve şiirlerin diliyle ALS hastalığına dikkat çekiyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺22,40

Halbuki Muazzez’e karşı olan hisleri büsbütün başkaydı. Onu hariçte bir mevcut, yabancı ve başka bir insan olarak düşünmüyor, kendinin bir parçası; kolu, gözü ve yüreği olarak tasavvur ediyordu. Burada beğenmek veya beğenmemek, sevmek veya sevmemek, hayran olmak veya küçük görmek bahis mevzuu olamazdı; çünkü böyle şeyleri bir kere bile kafasından geçirmiş değildi. Muazzez’e dair içinde uyanan ve şuuruna varan his, onun kendisinden koparılması ihtimaline karşı duyduğu müthiş bir acı oldu.

Fakat şimdi birbiri arkasından yuvarlanıp gelen ve önüne geçilmez bir şekilde inkişaf eden bir hadiseler zinciri ona en umulmayacak şeyi yaptırmak istiyordu. Yusuf, kendisini içten içe kaynatan bütün isyan hamlelerine rağmen boyun eğeceğini, bilgisinin ve kuvvetinin ona yardım etmeyeceğini biliyordu.

Sabahattin Ali Kuyucaklı Yusuf’ta, ailesi eşkıyalar tarafından öldürülen Yusuf’un öyküsünü anlatırken toplumun bireyin önüne diktiği engelleri gözler önüne serer. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 19.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2021
₺16,50

Mesela herhangi bir gün müthiş bir iç sıkıntısı seni boğar. Hayat sana karanlık, manasız gelir. İnsan, biraz evvel senin zırvaladığın gibi felsefeler yapmaya başlar. Hatta yavaş yavaş onu da yapamaz ve canı ağzını açmayı bile istemez. Hiçbir insanın, hiçbir eğlencenin seni canlandıramayacağını sanırsın. Hava sıkıcı ve manasızdır. Ya fazla sıcak, ya fazla soğuk, ya fazla yağmurludur. Gelip geçenler suratına salak salak bakarlar ve on para etmez işlerin peşinde, bir tutam otun arkasından koşan keçiler gibi dilleri bir karış dışarı fırlayarak dolaşırlar. Aklını başına derleyip bu pis ruh haletini tahlil etmek istersin. İnsan ruhunun çözülmez düğümleri bir muamma gibi önüne serilir. Kitaplarda okuduğun depresyon kelimesine bir cankurtaran simidi gibi sarılırsın. Çünkü nedense hepimizde, maddi olsun manevi olsun, bütün dertlerimize bir isim takmak merakı vardır, bunu yapamazsak büsbütün çılgına döneriz.

Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan’da üniversiteli iki gencin gelecek düşleriyle sarmalanmış aşkını anlatırken “aydın” kavramını da kendine has üslubuyla tartışmaya açıyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 324
En / Boy : 19.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺30,00

Fakat nihayet daha fazla dayanamadım ve kafamdan uzak tutmak istediğim hayal, yavaşça, sessiz sedasız gözlerimin önüne dikildi: Maria Puder, benim Kürk Mantolu Madonna’m, dudaklarının kenarındaki ince kıvrıntı ve siyah gözlerinin derin bakışlarıyla karşımda duruyordu. Yüzünde hiç dargınlık, sitem yoktu. Belki biraz hayret, fakat daha ziyade, alaka ve şefkatle bana bakıyordu. Halbuki bende onun bakışlarını karşılayacak cesaret yoktu. On sene, tam on sene, zavallı ruhumun bütün kırgınlığıyla, bir ölüye kızmış, bir ölüyü suçlu tutmuştum... Onun hatırasına bundan daha büyük bir hakaret yapılabilir miydi? Hayatımın temeli, gayesi, sebebi olan kimseden on sene, hiç tereddüt etmeden, haksızlık edebileceğimi hiç düşünmeden şüphelenmiştim. Onun hakkında en akla gelmeyecek şeyleri tasavvur etmiş ve bir an olsun durup da, belki de böyle yapmasının ve beni terk etmesinin bir sebebi vardır, dememiştim. Halbuki sebeplerin en büyüğü, en mukavemet edilmezi, ölüm varmış. Utancımdan deli olacaktım.

Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna’da, imkansız gibi görünen hüzünlü bir aşk öyküsü anlatırken, edebiyatımızda benzeri az görülen psikolojik bir esere de imza atar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 196
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2020
₺13,50
1 2 3 ... 172 >
Çerez Kullanımı