Anı - Mektup - Günlük

Anı - Mektup - Günlük  kategorisinin en önemli örneklerini sizler için bir araya getirdik. Ödüllü kitaplarında yer aldığı bu listeden istediğiniz yazarın istediğiniz kitabına hızlıca erişebilirsiniz.Kapıda ödeme imkanı ve kredi kartına vade farksız 6 taksit imkanı ile hızlıca kitap siparişi verebilirsiniz. %50'ye varan indirimlerle ucuz kitap siparişi vermek için en doğru adres olmaya devam ediyoruz.

Geri Dön Günışığım 

“5 Temmuz 1996’da kızım aklını kaçırdı.” 

Michael Greenberg dünya çapında ün kazanan anı kitabı Geri Dön Günışığım’a bu cümleyle başlıyor ve kızı Sally’nin bipolar bozuklukla mücadelesini sarsıcı bir gerçekçilikle anlatıyor. 

New York’ta kızı ve dansçı eşiyle beraber yaşayan ve yazdıklarıyla zar zor geçinen Michael Greenberg’ün hayatı bir yaz günü altüst olur: Sokakta mani atağı geçiren ve trafiği birbirine katan kızı polisler tarafından eve getirilmiştir. Sally’nin ilk atağını yaşadığı Greenwich Village sokaklarında başlayıp yatırıldığı psikiyatri kliniğinde devam eden anlatı Greenberg’ün sıkıntılı çocukluğuna ve ailesiyle –özellikle de psikiyatrik sorunlardan mustarip abisi Steve’le– ilişkisine doğru uzandıkça, suçluluk duyguları ve ağır sorumluluklarla dolu bir hayatın ve ne olursa olsun birbirini sevmekten vazgeçmeyen insanların dokunaklı portresi de belirmeye başlar. 

Akıldan çıkmayacak kişi ve mekânlarıyla bir romanın sürükleyiciliğine kavuşan Geri Dön Günışığım’ı yazarın onuncu yıl baskısı için yazdığı sonsözle birlikte sunuyoruz.

“Şefkatli, açık seçik, gerçekçi ve aydınlatıcı... Ayrıntıları, derinliği, zenginliği ve zekâsıyla Geri Dön Günışığım kendi türünün bir klasiği olarak kabul edilecektir.” 

Oliver Sacks 

“Acı çeken bir çocuğun ve kuşatma altındaki bir aileyle evliliğin parlak, özlü ve bütünüyle özgün hikâyesi.” Janet Malcolm “Greenberg yazınsal örnekler olarak James Joyce ve Robert Lowell’a dönüyor. Virginia Woolf’un sesinin yankısı da işitiliyor...” 

(Tanıtım Bülteninden)

  • Kitap Adı: Geri Dön Günışığım
  • Yazar: Michael Greenberg
  • Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9789750854392
₺29,90

Yaşadım Diyebilmek

1937 yılında Nevşehir’de başlayıp Niğde’de geçirilen lise öğreniminden sonra Ankara’da devam eden, oradan da İstanbul’a uzanan bir hayat. Bu hayatın içinde neler yok ki! Artık pek az örneği kalmış taş evler, cin çıkaran hocalar, eldeki imkânlarla yürütülen ve daha sonra gelişerek Türkiye’de bazı ilklere imza atan fotoğrafçılık, sinemacılık, tiyatroculuk ve gazetecilik faaliyetleri, resim dersi alırken yaşanan dramlar, yutarcasına okunan kitaplar, hayatın öğütüp yıllar sonra insanın karşısına çıkardığı haylaz arkadaşlar, ciltçilik, üniversite yıllarında şekillenen siyasi görüşler, Menderes döneminin son yıllarının ve 27 Mayıs darbesinin çalkantılı günleri, eğlenceli ve maceralı bir Yugoslavya seyahati, ABD Türkiye Büyükçelçisi Komer’in ODTÜ’de yakılan arabası, Nurhak Dağlarında öldürülen öğrenci lideri Sinan Cemgil ve arkadaşlarıyla yakın dostluk, ünlü şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’in eserlerinin oluşum hikâyesi ve sakladığı bazı sırlar, Ankara ve İstanbul’da reklamcılık sektöründe pek çok ilke atılan imzalar, Türk kültür hayatına büyük eserler kazandıran bir yayınevi ve daha neler neler. Türk reklamcılık sektörünün önde gelen isimlerinden Şahin Tekgündüz’ün anıları, Cumhuriyet devri Türkiye’sinde İç Anadolu’da bir memur çocuğu olarak başlayıp çalkantılı ve fırtınalı bir yolculukla İstanbul’da reklamcılık sektöründe devam eden hayatını aktarırken o dönemin Türk siyasi tarihi ve iş dünyasına da ışık tutuyor. Yaşadım Diyebilmek, Türkiye’de örneği nispeten az görülen “meslek hayatı tarihi”ne güzel bir örnek.

 

(Tanıtım Bülteninden)

  • Kitap Adı: Yaşadım Diyebilmek
  • Yazar: Şahin Tekgündüz
  • Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
  • Hamur Tipi: 2. Hamur
  • Sayfa Sayısı: 376
  • Ebat: 13,5 x 21
  • İlk Baskı Yılı: 2022
  • Baskı Sayısı: 1. Basım
  • Dil: Türkçe
  • Barkod: 9789750854439
₺50,90

Türkiye’de birden fazla neslin idollerinden biri Cüneyt Arkın: Bizans tekfurunun oyunlarını tek başına bozan Kara Murat, bozuk düzene isyan eden Vatandaş Rıza, onlarca filmin unutulmaz jönü, ölümsüz aşk sahnelerinin can alıcı bakışları, dünyayı kurtaran adam... Çobanlıktan doktorluğa, aktörlükten yapımcılığa, Eskişehir’in uçsuz bucaksız bozkırından Yeşilçam’ın zirvesine seyreden bir hayat onunki. Ve bu hayatın içinden kesitler sunuyor Benim Kahramanım Türk Halkıdır.

Usta aktör, çocukluğundan başlayarak ölümden döndüğü günlere kadar hayatından anları, anıları bir araya getiriyor. Zaman zaman nemli gözlerle zaman zaman gülerek okuyacağınız anılarda samimiyetini asla elden bırakmıyor. Babasıyla koyun güttüğü yılları, İran Şahı’nın davetinde yaşadıklarını, doktorluk günlerindeki tanıklıklarını ve elbette Yeşilçam yıllarını kendi penceresinden anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2022
₺33,00

“Yürek burkan bir tarihi belge ve büyük önem taşıyan bir edebi eser.”

—Neue Zürcher Zeitung

“İnanılmaz bir dil gücü... Daimi öfkenin öyküsü.”

—Frankfurter Allgemeine Zeitung

Sibirya Sürgününde Çalınan Bir Çocukluk

Anne Frank ve Primo Levi sevgisine eşlik edecek, uluslararası bir hayatta kalma mücadelesi...

1941’de Litvanya’nın işgalinden sonra Dalia Grinkevičiūtė, annesi ve erkek kardeşiyle birlikte Sovyetler tarafından Sibirya’ya sürülür. Gençliğini Altay Bölgesi’nde ve Kuzey Kutbu’nda sürgünde geçiren Dalia, yirmi bir yaşında sürgünden kaçmayı başarır. Litvanya’ya döndüğünde, sürgünle ilgili anılarını kâğıt parçalarına döker ve onları KGB’nin keşfedeceğinden korkarak bahçeye gömer.

Kısa bir süre sonra KGB tarafından tutuklanarak tekrar sınır dışı edilir. Serbest bırakıldıktan sonra hatıralar sırrını korur, ancak Dalia’nın vefatından dört yıl sonra, 1991 yılında notlar mucizevi bir şekilde bulunur. Hatıraları barındıran notlar, Litvanya tarihinin en önemli belgelerinden biri hâline gelir...

Dalia’nın toprağa gömdüğü bu hikâye, muazzam bir dil gücüyle sürgündeki on dört yaşındaki bir kızın kaderini gösteriyor. Yazıların dolaysızlığı, yalnızca katlandığı acıya değil, aynı zamanda onu ayakta tutan umuda da tanıklık ediyor. Yazarı gibi hayatta kalma şansını aşan bir Litvanya masalı. Sovyet baskısını anlamak isteyen herkesin okuması gereken olağanüstü bir edebi eser...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2022
₺36,00

Bu kitapta, diplomat bir çiftin anıları ışığında, hem 40’ar yıllık görevleri sırasında Türk dış politikasının başlıca meseleleriyle ilgili özlü arka plan bilgilerini hem de Türk Dışişleri Bakanlığı’nın 21. yüzyıla geçerken yaşadığı değişimi bulacaksınız.

Diplomat olmanın ışıltılı yönleri kadar, sorumlukluları, zorlukları, ayrılıkları ve kavuşmalarının da hikâye edildiği bu kitapta, Türk dış politikasının artan sorunlarını izleyebilmek mümkün.

Diplomasi Cephesi, uluslararası ilişkilerle ve diplomasi mesleğiyle ilgilenen okurların ötesinde, genelde dışarıdan kapalı kutu gibi görünen Türk Dışişleri Bakanlığı’nı merak edenler için içtenlikle kaleme alınmış bir kaynak...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 360
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2022
₺63,00

Hayatın Arenası
Baştan sona polisiye roman tadında...

Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde gazetecilik zordur. Soruşturmacı gazetecilik daha da zordur. Çok da tehlikelidir... Mine, ARENA’da haber peşinde koşarken bunların hepsini yaşadı. Kendisine silahlar doğrultuldu, yanı başında tabancalar patladı ama o ne korktu, ne de yılıp habercilikten vazgeçti. Defalarca ölümün kıyısında dolaşarak ekrana taşıdığı haber dosyalarını ayrıntılarıyla bu kitapta topladı.

Mine, ahlaklı, dürüst ve ilkeli gazeteciliğin adresi olan ARENA’nın kapılarını açmayı, okurla paylaşmayı boynunun borcu diye düşünmüş; iyi de düşünmüş!

Kitap, ifade hürriyetini, toplumun haber alma hakkının gasp edilmediği yılları, kamu denetiminin medya tarafından özgürce yapılabildiği zaman dilimini o kadar güzel anlatıyor ki, okur kendisini bir gerilim filminin kahramanıymış gibi hissedecektir.

Uğur Dündar

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy :
13,5 x 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺40,50

2 Haziran 1918’de, Soissons yakınlarındaki bir hendekte, rütbeli bir asker ile bir er, havan topu mermilerinin bombardımanı altında saatlerce birlikte vakit geçirmek zorunda kalmıştı. Rütbeli asker Firmin Gémier’nin ekibinden bir komedyendi, diğeri ise Jean Jaurès’in oğlu Louis.
Humanité gazetesinin kurucusu olan cesur adam Jean Jaurès her zaman öteki olanın elinden tutmuş ve haksızlığa karşı sesini yükseltmişti. 1912’de Avrupalı işçileri birlik olup “Savaşa Savaş Açmaya” çağırmıştı. Ne var ki 31 Temmuz 1914’te, fikirlerine öfkeyle karşı çıkan milliyetçilerin tahriklerine kapılan birinin silahından çıkan iki kurşun, Jean Jaurès’in sosyalizm ve barış için verdiği mücadeleyle dolu hayatına sona verdi.

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı :80
En / Boy :
11 x 17,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺15,90

Önsözünü Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı kitap Selahattin Demirtaş’ın Son Sözüyle okur karşısında.

 “Bin türlü gölge ve riyayla örtülmeye çalışılan günlerin çetelesini tutup unutturmayanlar var. İşte bu kitabın emeği, böylesine aziz bir yerdedir. Ekmek gibi, su gibi aziz bir emeğin ürünü olan bu kitap, beyaz bir plastik sandalyeden başka koltuğu da makamı da olmayan, yüreği halkla, halkın yüreği de kendisiyle atan bir siyasetçiyi, kardaşım Selahattin’in cezaevi dönemi hikayesini anlatıyor.” Sırrı Süreyya Önder

 

Cezaevine girmesine yol açan süreçte neler yaşandı? İçeride günleri nasıl geçiyor?

Neler yaşıyor, nasıl hissediyor? 

Dışarıda yaşanan gelişmelere nasıl bakıyor? 

Cezaevi görevlileriyle ilişkisi nasıl?

Bayıldığı gece neler oldu?

Ailesinin geçirdiği trafik kazasını duyduğunda ilk tepkisi ne oldu?

Hangi haberi duyduğunda çok üzüldü?

Neden covid aşısı olmak istemedi?

Kelepçe takılmak istenmesine nasıl karşı koydu?

Ne zaman çıkacağını düşünüyor? 

Arkadaşlarının, avukatlarının, kardeşlerinin, eşinin, hücre arkadaşının ve bizzat kendisinin anlattığı bilinmeyenler…

Basın danışmanı, Demirtaş’ı yazdı. 

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı :242
En / Boy :
13,5 x 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺41,25

Dünyamızın en güzel ülkelerinden biri hiç şüphesiz İtalya’dır. Çizmeyi anımsatan bu muhteşem ülkenin topuğundaki eyalettir Puglia. Burası zamanın durduğu yerdir.

Yüzyıllardır kırmızı toprağa kök salmış binlerce kıvrımlı gövdesiyle zeytin ağaçları sizi kendine hayran bırakırken beyaz taş duvarlarla çevrili, gelinciklerle dolu tarlalar, flamingolar, taze pişmiş focaccia kokusu gibi Puglia’nın tatlarını, renklerini ve kokularını keşfedip Puglia’yı daha iyi yaşamanızı sağlayacak bir deneyimin sonucunda yazıldı bu kitap.

İtalya, hiç şüphesiz biz Türklerin ilk defa yurtdışına çıkmak için tercih ettiğimiz ilk ülkedir. Tarihi, insanı, yemeği, kültürünü kendimize yakın hissederiz. İtalya deyince de Roma ve kuzeyi Venedik, Milano, Floransa gelir ilk olarak aklımıza. Puglia deyince Bari, Lecce, Gargano’yu pek azımız biliriz. Puglia’yı ziyaret ettiğinizde göreceğiniz kültür, zengin tarih, gastronomi, doğa, deniz emin olun gittiğiniz başka hiçbir yere benzemez. İtalya’nın daha popüler turistik bölgelerinden artık sıkılmadınız mı? Hem İtalya’da hem de farklı bir yerinde olmak istemez misiniz? Öyleyse hadi Puglia’ya...

Cennet gibi bir ülkenin, muhteşem bölgesi Puglia’yı tanımak adına okuduğunuz bu satırlarda bazı nefis tarifler de bulacaksınız. Döndüğünüzde özlediğiniz lezzetleri dostlarınıza yapabilin, onlara da bu bölgenin leziz yemeklerini tattırabilin diye.

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı : 584

En / Boy : 16,5 x 24

Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺126,00

Ömer Aras’ın, altı yılı akademisyenlik, otuz yedi yılı bankacılıkla geçen iş hayatı deneyiminden süzülen yöneticilik ilkeleri... İş hayatına öğretim görevlisi olarak başladıktan sonra bir tesadüf sonucu banka yöneticisi olan Ömer Aras’ın iş dünyasına ilişkin anıları… Hüsnü Özyeğin’le Ömer Aras, güçlü bir kadro kurarak, kısa zamanda rakiplerin takip ettiği bir banka yarattılar.

1994 ve 2001 yıllarında yaşanan büyük ekonomik krizleri başarıyla atlattılar. Sermayesini Ömer Aras’ın bir çanta içinde taşıdığı, otuz kişiyle Gümüşsuyu’ndaki bir iş hanının beşinci katında sıfırdan kurulan banka, bugün on üç bin kişinin çalıştığı ve oluşan kültürle sektörün saygın kurumlarından biri haline geldi. Ayrıca hakkında yazılan dört ayrı vaka Harvard Business School’da işletme yüksek lisans öğrencilerine okutuluyor. Bu girişimin bu hale gelmesine katkıda bulunan bir yönetici olarak Ömer Aras’ın süreç boyunca yaşadığı deneyimler sayesinde geliştirdiği yönetim ilkeleri bu kitapta bir araya geliyor.

“Paylaştığı örnekler ve benimsediği ilkeler her sektörden yöneticiler için fevkalade yararlı.”

–Cem Kozlu

“Teoriyle uygulamanın adeta dans ettiği bu kitap, öğrencilere, öğretim üyelerine, uzmanlara ve yöneticilere yol gösterici derslerle dolu.” –

- Mahfi Eğilmez

“Başarının temelinde yatan denge oyununun sırları bu kitapta.”

–Tuncay Özilhan

“Ömer Aras’ın hayat yolculuğu ilham veriyor, cesaretlendiriyor, güldürüyor, hislendiriyor, hazırlıyor ve hatırlatıyor.”

–Ümit Boyner


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 348
En / Boy : 16.4 / 24.1
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2022
₺120,00

İlham verici bir yaşam mücadelesi...

1921 yılında Viyana’da doğan ve on dört yaşındayken Türkiye’ye gelen Nermin Abadan Unat’ın yaşam öyküsü bugünkü kuşaklar için ilham kaynağı olacak pek çok ayrıntıyı barındırıyor. Siyasette kamuoyu faaliyetlerinin önemine ilk kez dikkat çeken, göç olgusu ve kadın hakları konusunda önemli çalışmalara imza atan Nermin Abadan Unat’ın ilham verici yaşam mücadelesi usta iletişimci Sedef Kabaş’ın söyleşisiyle gün ışığına kavuşuyor.

Bu kitapta Cumhuriyetimizin yurttaşlarına örnek olacak bir aydının hayat hikâyesini okuyacaksınız. Bu hayat hikâyesi Türkiye’nin yakın tarihinin de her safhasıyla nefis bir tasviridir. –İlber Ortaylı Unat’la “Mülkiye”de tanıştım. Karşımda “tüm dünyadan haberi olan ve yeni bilgileri sıcağı sıcağına öğrencileriyle paylaşan” “yürüyen kütüphane” gibi bir hoca buldum. –Emre Kongar Büyük bir yüreklilikle kendini devrimcilik savaşına adadı. Hem de hiç yılmadan, boyun eğmeden, ödün vermeden. –Hıfzı Topuz


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 344
En / Boy : 14.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2022
₺52,50

Bu yıl hem kendiniz hem de dünyamız için bir iyilik yapın.

Sürdürülebilir Yaşam Günlüğü’yle seçimlerinizi gözden geçirirken, sadece bireysel sağlığınızı değil toprak, hava, deniz ve dünyamızın sağlığını da düşünün.

Bu sebeple 2022 Sürdürülebilir Yaşam Günlüğü’nde hem bedeninizi hem de gezegenimizi besleyecek önerilere yer verdik. Bazı küçük aksamalar hepimizin hayatında var, sakın vazgeçmeyin! Kaldığınız yerden devam edin, hem bireyi hem gezegeni besleyen ve iyi yaşamı öğreten ajandayla bir yıl sonunda bambaşka bir insan olabilirsiniz.

2022 Sürdürülebilir Yaşam Günlüğü hem size, hem de gezegenimize fayda sağlayacak.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 228
En / Boy : 14.8 / 21
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 12.2021
₺71,90

“Tünelin sonundaki ışığa doğru ilerlerken zaman duygusunu yitirmemek için yazdım.”

Hakan Atilla, 2017 yılı baharında, New York JFK Havalimanı’nda FBI ajanları tarafından gözaltına alınacağından habersiz, meslektaşlarıyla beraber sıradan bir iş gezisinden dönmekteydi. Tutuklanıp hapishaneye gönderildiğinde, içinde bulunduğu zorlu koşullara rağmen başından geçenleri yazmaya başladı.

Atilla, ABD’de tutulduğu farklı hapishanelerde yaşadıklarını, tanıştığı insanları, karşı karşıya kaldığı suçlamaları ve dava sürecini ilk kez bu kitapta anlatıyor. Amerika Atilla’ya Karşı, kariyerinin zirvesindeki bankacının hayata tutunduğu iki buçuk yılın etkileyici hikâyesi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 13.6 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2022
₺47,56

Bu kitabın mihenk noktası 27 Mayıs İhtilali. Genç bir kurmay yarbayın, şüphesiz, Türkiye siyasi tarihine damgasını vurmuş bir olayın içinde faal olarak yer alması, yaşamına dair anlattıkları içinde en önemlisini teşkil edecektir. 27 Mayıs, ülkemizde yaşanan ilk ihtilaldi. Sonraki yıllarda örtülü örtüsüz ihtilalleri daha yaşadık. 27 Mayıs İhtilali’ni araştırmak için, Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonraki dönemden başlamak gerekir. Çünkü 27 Mayıs, 1938’den 1960’a kadar geçen 22 senelik tarihi gelişmemizin sonucudur. Bu süreçte ülkemizin ve Dünya’nın geçirdiği birçok siyasi ve ekonomik konu var. Hakkında kitaplar yazılabilecek bu olaylar, uzun yıllar tartışılmış ve halen tartışılmaya açık konulardır. “İnönü, ‘Şartlar tamam olursa ihtilâl meşru olur’ dedi. Bu bize büyük bir rahatlık sağladı. ‘İsmet Paşa bizim yanımızda olmasa bile bize karşı olmaz’ diye düşündük.” -Orhan Erkanlı - Milli Birlik Komitesi Üyesi, 14’lerden “İhtilâllerin açtığı yaraları kapatmak harplerin açtığı yaraları kapamaktan güçtür. Çünkü harplerde millet birdir, beraberdir. İhtilâllerde millet bölünmüştür.”

- Süleyman Demirel - Eski Başbakan, Cumhurbaşkanı

“En iyi ihtilâl en kötü hukuk düzeninden daha kötüdür.”

- Alparslan Türkeş - MBK üyesi, 14’lerden, eski Başbakan Yardımcısı

“İhtilâl Anayasa dışı tutum ve davranışlarıyla Türk milletine kan kusturmuş kişiler tutuklanmasa ve yargı önüne çıkarılmasa mı idi tarafsız olacaktı! Nerede görülmüş böyle tarafsızlık!”

- Osman Köksal - MBK Üyesi ve eski Kontenjan Senatörü


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺56,00

İstanbul’da, 1942 yılında doğdum. Kuledibi İlkokulu, Beyoğlu Ortaokulu, Beyoğlu Ticaret Lisesi ve Sultanahmet İktisadi Ticari İlimler Akademisi’ni bitirdim. Evliyim, bir erkek çocuk ve bir kız torun sahibiyim. İstanbul’un tarihi ve turistik yerlerini anlatan birçok kıymetli kitap bulunmaktadır. Bu kitabın farkı, tarihi bilgilere ilave olarak, yetmişaltı yıllık ömrümde İstanbul’da yaşadıklarımı, büyüklerimden dinlediklerimi, eski İstanbul insanlarının yaşantısını ve semtlerin az bilinen özelliklerini, dilimin döndüğü kadar sizlere, özellikle gençlere anlatabilmek. İstanbul’u kendi gözümden gösterebilmek. Eğer bu konuda başarılı olabilirsem, İstanbul’a olan minnet borcumun bir kısmını ödemiş olacağıma inanıyorum. Kitaptaki hikayelerin hepsi gerçektir. Dilerim, sizlerde de bende bıraktığı gibi güzel izler bırakır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 347
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺56,00

Bu kitapta doksanlı yıllardan itibaren İstanbul taksilerinde yaşadıklarımdan bir demet sundum okurlarıma. Turistleri, savunmasız yaşlıları, özellikle de yaşlı kadınları hedef alan taksici eziyetine sık maruz kalmış biri olarak yazdıklarımın çok kişinin yüreğine dokunacağına inanıyorum. Amacım, İstanbul’un taksi şoförlerini incitmek değil, sorunun çözümünü engelleyerek İstanbulluları kendi çıkarları için mağdur edenlere dikkat çekmek. Mesleklerini hakkıyla, namusuyla yapan çilekeş sürücülere ise saygılar olsun!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2021
₺31,90

Her şey bir Dilek ile başlar… O yola bir Dilek ile çıkar ama bu uğurda bir Dilek’in yeterli olmadığını bilecek kadar çok şey yaşar. Başarının, kelimenin tam anlamıyla “söke söke” alındığı bir hayatın hikâyesi bu… Hangi meslekte olursa olsun; insanın işini sevdiği zaman daha yaratıcı, daha üretken ve daha sahiplenici olduğunun çarpıcı bir örneğidir Dilek Livaneli. Sadece öğrencileri için değil, onların aileleri ve köy halkı için yaptığı çalışmalardan dolayı Dünyanın En İyi Öğretmenleri Listesi’ne adını yazdırdı; sonra köy kadınlarının sosyal, kültürel ve ekonomi alanında gelişimlerine yönelik yaptığı rehberlik ve liderlik sayesinde Avrupa Parlamentosu Uluslararası Lider Kadın Ödülü’ne sahip oldu. Şimdi İngiltere’de devam ettiği kariyerinde dünya çocukları ile Dünya Vatandaşlığı çalışmalarını yürütürken, aynı zamanda Türkiye’de “Bir Dilek Yetmez” hareketini devam ettiriyor. İşte tüm bunlar umutsuzluğu yok sayan bir kadının imzasını taşıyor. Dilek Livaneli, kariyeri boyunca yaşadığı tüm zorlukları ve bunlarla olan savaşını kendi kaleminden olabilecek en dürüst hâliyle yansıtıyor satırlarına…

“Benim için Dilek Livaneli sürdürülebilir idealizm örneğidir.”
Mümin Sekman, Yazar

“Bu kitabı okuyunca sadece daha iyi bir öğretmen değil, aynı zamanda daha iyi bir insan olmak isteyeceksiniz.”
Dr. Özgür Bolat, Eğitim Bilimci-Yazar

“Dilek Öğretmen, bu ülkenin bütün kız çocukları için mükemmel bir rol modeldir.”
Prof. Dr. Ayşe Yüksel, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı

“Bu kitapta sadece bir öğretmenin değil, topluma liderlik eden bir kadının hikâyesini de okuyacaksınız.”
Ayla Göksel, AÇEV Yönetim Kurulu Başkan Yrd

“Hayallerin peşinden koşmayı öğreten bir kitap.”
Sevinç Atabay, TED Genel Müdürü

“İnanılmaz etkilendim. Müthiş bir kadın! Müthiş bir öğretmen! Dilek Öğretmen. Cumhuriyet kadını bu işte! Helal olsun! Modern bir Çalıkuşu o. Bu olağanüstü kadını, avuçlarım patlayıncaya kadar alkışlıyorum.”
Ayşe Arman, Gazeteci-Yazar


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2021
₺66,72

"Ya hayatta kalmanın tek yolu, sözümona düşmanınıza güvenmekse?"

Aralık 2010’da, Tunus’ta ateşe verilen bir bedende tütmeye başlayan devrim havası çok geçmeden Yemen’e de ulaşmıştı. Bir yanda Hadi’nin sadık taraftarları, öbür yanda eski Cumhurbaşkanı Salih tarafından desteklenen Husiler ile Yemen’in Kuzey ve Güney’i arasındaki uçurum gittikçe derinleşiyordu. Bu yükselen tansiyonun ve artan çatışmanın ortasında, dünyada görmek istediği değişimi başlatmaya niyetli, genç bir dinler arası diyalog elçisi ve barış aktivisti olan Muhammed El Semavi, ölüm tehditlerini ve ajan yaftalarını göze alarak amacı doğrultusunda kararlılıkla yürüyordu.

Çaresizliğin karanlığında umulmadık yerden gelen yardım eli, Muhammed’in savaş bölgesinden çıkmasını sağlamakla kalmayacak, ona o güne kadar öğretilenlerin ötesindekileri de gösterecek ve belki de bakış açısını sonsuza kadar değiştirecekti. Muhammed El Semavi’nin bir kitapla başlayıp bir kitapla biten, can damarları sosyal medya ile beslenen ilham verici hayatta kalma öyküsünde, mücadelenin, dostluğun, “doğrunun” ve “düşmanın" ne olduğunu bir kez daha düşüneceksiniz.


Muhammed El Semavi, 1986’da Yemen’de doğdu. Yirmili yaşlarının ortasında, Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler arasında diyaloğu teşvik eden dinler arası gruplara dahil oldu. 2015’te Yemen İç Savaşı sırasında, Aden’den Amerika Birleşik Devletleri’ne iltica etti. Amerika Birleşik Devletleri’ne gittiğinden beri, barış ve dini hoşgörüyü teşvik eden birçok sivil toplum kuruluşunda çalıştı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺63,32

Bir çocuk askerin gözünden savaş nasıl bir şeydir?

İnsan bir katile nasıl dönüşür? Sonrasında hayatına nasıl devam eder?

“Yürek burkan, büyüleyici bir hikâye. Beah’nın inanılmaz destanı, ince ruhlu insanların iyilik ve cesaretin yanında muazzam bir vahşete de muktedir olduğu dersini veriyor. Okurken soluğunuz kesilecek.” -Walter Isaacson, Steve Jobs ve Leonardo da Vinci biyografilerinin yazarı

Birçok gazeteci ve yazar, çocuk askerlerin yaşamlarına dair hayali hikâyeler yazdı. Ancak gerçek bir hikâyeyi, cehennem koşullarına rağmen hayatta kalmayı başaran birinin ağzından dinlemek pek sık rastlanan bir şey değil. Daha önce Uzaklara Giden Yol adıyla da yayımlanan Bir Çocuk Askerin Anıları'nda Ishmael Beah, yürek burkan hikâyesini çarpıcı bir dürüstlükle anlatıyor.

On iki yaşında, sivillere saldıran isyancılardan kaçıp şiddetin tanınmayacak hâle getirdiği topraklarda güvenli bir yer bulabilmek için yollara düştü.

On üç yaşında, devletin ordusu tarafından asker olmak üzere seçildi ve merhametli bir çocuk olan Beah, mecbur bırakıldığında korkunç şeyler yapabilmeye muktedir olduğunu gördü.

On altı yaşında, UNICEF tarafından içinde bulunduğu vahşetten kurtarıldı. Beah, rehabilitasyon merkezindeki uzmanların yardımlarıyla iyileşme yolunda ilk adımını atarak zamanla yaralarını sarmayı, kendini affetmeyi ve insanlığını geri kazanmayı öğrendi. Bir Çocuk Askerin Anıları’nda yaptığı şey de âdeta bu iyileşmenin kanıtı oldu. Acı dolu anılarını yazarak hem kendi geçmişiyle barıştı hem de anlattıklarıyla klasik tarih yazımına alternatif gerçekliğini sundu: Silahı tutan el ve namlunun ucundaki kurban her zaman farklı insanlar olmuyordu.

“Olağanüstü… Sıradan çocukların nasıl birer profesyonel katile dönüşebildiğine dair acımasız ve karanlık bir anlatım.” -The Guardian UK

Çocukluk çağında tüm masumiyetini kaybeden merhametli bir ruhun, bu zor şartlardan nasıl kurtulduğunun nefes kesici ve objektif bir anlatısı. Bir Çocuk Askerin Anıları, tam anlamıyla sürükleyici bir anı kitabı. -Time Magazine

Bir Çocuk Askerin Anıları, savaşa ve dünya çapındaki çatışmalarda çocuk askerlerin süregelen zor durumuna ışık tutuyor. Edebi bir dili olan yetenekli genç yazarın, yalın ve kolay anlaşılır bir üslup ile yazdığı bu eserin klasikler arasına girmesi kaçınılmaz. -Publishers Weekly


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺42,08

Bay Braun’un Olağanüstü Yolculukları Sıradan Bir İnsanın Sıradışı Değişimler Yaratma Öyküsü
Adam Braun

“Daha fazlası olabileceğinizi ve dünyada bir fark yaratmak için muazzam kaynaklara ihtiyaç duymadığınızı anladığınızda gerçekleşenlerin hikâyesidir bu. İlham geldiğinde ya da amaç güden bir hayat sürmenin bol ve kalıcı mükâfatları olduğunu fark ettiğinizde olabileceklerin hikâyesi. Aslen benim hayatımı anlatsa da herkese ait olabilecek bir hikâye...”Adam Braun, henüz on altı yaşındayken gözünü Wall Street’e diken ve kısa süre içinde büyük başarılar yakalayan genç bir girişimciydi. O zamanlar hayat denen şeyi “iyi bir ev, iyi bir iş ve dolu bir cüzdan”dan ibaret sayan Braun’u sarmalayan bu basit illüzyon, Hindistan sokaklarında bir çocukla karşılaştığı an darmadağın oldu: Grubumdan ayrıldım, kocaman kahverengi gözleri olan, önceden dilenirken şimdi tek başına oturan bir oğlan çocuğu buldum. Görüyordum, hiçbir şeyi yoktu... Hâl böyleyken yeryüzündeki herhangi bir şeye sahip olabilse en çok neyi isterdi? Sordum. Çocuk birkaç saniye düşündü, sonra kendinden emin bir şekilde cevap verdi: “Kurşunkalem.” Birazdan sayfaları arasında kaybolacağınız bu kitabın her bölümü bir mantrayla başlar ve hepsi, hayatta umuttan başka bir şeyi olmayan o güzel gözlü çocuğun anısına yazılmıştır. Bay Braun’a büyük bir cesaret aşılayıp dünyanın en şanssız coğrafyalarında bir dersliğe girmenin özlemini taşıyan çocuklar için yüzlerce okul inşa ettiren o gözlere... Henüz otuzlu yaşlarına gelmeden tüm dünyaya ilham veren bir başarıya imza atarak beş yüzden fazla okul kuran ve milyonlarca çocuğa eğitim hakkını teslim eden Adam Braun, son derece “sıradan” birinin global ölçekte yaratabileceği sıradışı değişimin canlı kanıtı. Kendinde aynı cesareti arayan tüm okurların elinden tutması dileğiyle...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺42,08

Sihir dünyasına büyüleyici bir yolculuk...
“İçine girdikçe, bu dünya size artık önemli olan tek şeymiş gibi görünmeye başlar. Saatleri kovalayan, emeklilik planları yapan, kahverengi çantalı titiz insanların gerçek dünyası sizinkine kıyasla ölümcül derecede sıkıcı gelir. Hiçbiri sizin yaptıklarınızı yapamaz. Giderek dünyayı iki çeşit insan arasında bölünmüş gibi görmeye başlarsınız. Sadece iki. Sihirbazlar ve sıradan insanlar. Eğer içinde değilseniz, dışındasınızdır.”

Sihirbazı Kandırmak, Alex Stone’un Kanal Caddesi’ndeki üçkâğıt oyunlarından gösterişli Las Vegas kumarhanelerine, New York’un asırlık sihir topluluklarının arka odalarından son teknoloji psikoloji laboratuvarlarına dek uzanan macera dolu sihirbazlık deneyimini anlatıyor. Stone, yetenekli ama bir o kadar da acayip tiplerin yaşadığı bu tuhaf ve zaman zaman da komik altkültürde gezinirken gizem, saplantı ve zekâ ile beslenen bu topluluğun ardındaki sırları açığa vuruyor. Fakat Stone’un yolculuğu, hileler, gösteriler ve sihir meraklılarının hikâyesinden çok daha fazlası. Sihirbazı Kandırmak, psikoloji, nörobilim, fizik, tarih, hatta suçun az bilinen köşelerinden bazılarına hile ve yanılsama merceğinden bakarak, zihnin nasıl çalıştığına, bazen de neden çalışmadığına dair bir dizi şaşırtıcı açıklamaya ulaşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺49,72

Antarktika Keşif Günlükleri

“İşte bu benim, işte ben buradayım, seninleyim Antarktika!”
Günlüğün anlamı; kendi düşüncelerimizi, zihin akışımızı, yaşadıklarımızı ya hayallerimizi kimsenin görmesini istemediğimiz defterlere aktarmak olsa da, içten içe “biri okursa” endişesi taşıyabiliriz. Barkın Özdemir, her ne kadar en başta yazdıklarının kitaplaştırılacağını hayal bile edemese de ilerleyen sayfalarda yaşadıklarını gerçekten aktarabilmenin tutkusuna kapılarak yazıyor.

Bu bizi nereye getiriyor? Yedi kıtaya da ayak basan en genç Türk, Barkın Özdemir’in gitmeden bilemeyeceğimiz tüm detayları ve kendi iç çatışmasıyla bize aktardığı muhteşem bir Antarktika hikâyesinin ortaya çıkmasına...

Zaman zaman korksa ve bazen olumsuzluğa kapılsa da bir hayali gerçekleştirmek için insanın neleri göze alabileceğinin bir kanıtı o. Ertelediğiniz hayalleri, kendinize koyduğunuz engelleri bir kez daha düşünmenize sebep olacak kıpır kıpır, yerinde durmayan; anlatmak, aktarmak ve paylaşmak isteyen Barkın’ı ve onun gözünden aktarmak ve paylaşmak isteyen Barkın’ı ve onun gözünden Antarktika’yı tanımalısınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 196
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺53,12

Sana Geldim İstanbul, mesleğini kendi elleriyle kurduğu bir tıp merkezinde icra etmeye devam eden bir hekimin, Muzaffer Seçim Toklu’nun ömrünün çok sesli, çok renkli odalarında bir yolculuğa davet ediyor sizi.

Türkiye’nin güneyindeki küçük bir köyden İstanbul’a uzanan bir yaşam. Köy Enstitülü olma ruhunu tüm hücrelerinde taşıyan ve çocuklarına aşılayan öğretmen babanın altı çocuğundan birinin, küçük yaşlarda başlayan hayat mücadelesi. Kendi emeğine inancıyla ve çalışkanlıkla ayakta durmayı öğrenen bir çocuğun “büyüme” öyküsü... İçinden pazarda satılan maydanozlar, el emeği göz nuru domatesler, asmalar, sokak sokak dolaştırılan mısırlar, simitler, “yağlı ördekler”, dere kenarında kurulan yaratıcı oyunlar geçen rengârenk bir çocukluk.

Yılmaz Güney’in filmlerinin peşinde, elde eski bir valizle İstanbul’la teke tek karşılaşmayla başlayan bir gençlik. Ders aralarında İstanbul Hali’ne koşturan bir tıbbiyeli, daha öğrenciyken kendini acil koridorlarında EKG teknisyeni olarak bulan hekim adayı... 1960’ların Anamur’u, Gaziantep’i, 1970’lerin Ankara’sı, İstanbul’u, 1980’lerin Çorum’u... 1990’lardan bugüne ilmek ilmek örülen bir hekimlik kariyeri, kurtarılan hayatlar, tutkuyla sahiplenilen ömürlük bir mesai... Bu memleketin yetiştirdiği bir hekimin ilham veren deneyimleri, gülümseten, hüzünlendiren anıları...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2021
₺53,12

Celal Güzelses, müziğe ve sanata âşık bir adamın portresidir. Türk halkı onu “Şark Bülbülü” olduktan sonra  tanıdı; o, bu unvanı almadan önce Atatürk’ün övgüsüne mazhar olmuş, dönemin diğer büyük sanatçıları Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk gibi isimler tarafından takdirle anılmıştı. Şark Bülbülü olduktan sonra hayatında bir değişiklik olmadı, yine Diyarbakır’ına döndü, ücretsiz konserler verdi, öğrencilere destek oldu, konserlere giderken yanında eşi Nevriye Hanım’ın hazırladığı yemekleri götürdü. Onu sadece bir müzik adamı olarak tanıtmak yetersiz kalır, o aynı zamanda bir öğretmen, iyilik timsali bir insan. Diyarbakır Halk Musikisi Cemiyeti’ni kurarak gençlere önayak oldu, onlarca öğrenci yetiştirdi, Diyarbakır’ın sözlü sanatını Türkiye’ye tanıttı...

Ölümünün üzerinden 60 yılı aşkın zaman geçti ama hâlâ eserleri dinleniyor, yeniden yorumlanıyor.

Elinizdeki kitap, işte böyle bir şahsiyeti yakından tanımaya olanak sağlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13.7 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2021
₺31,90

Burası Hollanda’daki bir kadın hapishanesi.

Küçücük hücrelerine büyük bir yaşam sığdıran kadınlar…

Yaklaşık beş senedir burada mahkûm olarak yaşamını sürdüren hapishanenin belki de en yaşlı teyzesinin tanımladığı gibi: “ Burası bir üniversite, burada her gün yeni bir şey öğreniyorum...”

Feride 39 yaşında, dört çocuklu bir kadın. 12 yıl ceza aldığı günkü dirayeti unutulacak gibi değil. “Çok zor tabii ama hak ettim”, derken aslında kendine karşı ne kadar dürüst olduğunu dile getiriyor...

Mina’nın derdi ise çok büyüktü. Ne protez koluydu ona ızdırap veren ne de hapishanede olmasıydı... Gizem’in şu sözleri ise ibret verici: “İyi ki gelmişim buraya.”

Gaye, İstanbul’da yaşayan, bir seyahat sırasında Hollanda’da tutuklanan genç bir mahkûm. Türkiye’de manken ve dizi oyuncusu olduğunu söylüyor ve yine birçok kişi gibi suçsuz olduğunu, haksız yere burada olduğunu vurguluyor.

Bu kitapta, mahkûmların gerçek yaşam hikâyelerini “hayat dersleri” tadında okuyacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 202
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2019
₺36,00

“Dostoyevski’nin Kış Notları, yazarın görüşlerinin, başka hiçbir gazete, dergi yazısında görmediğimiz kadar bütünlüklü ve dürüst bir ifadesini sunuyor bize.” –Joseph Frank

Dostoyevski’nin 1862’nin Haziran ayında Peterburg’dan yola çıkarak yaptığı Avrupa gezisi notlarından oluşan Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, yazarın editörlüğünü de yaptığı aylık dergi Vremya’nın Şubat 1863 sayısında yayımlandı. Dostoyevski’nin Avrupa’daki Rus algısına dair izlenimlerini de içeren yazıları içeren bu kitap, birçok eleştirmene göre, yazarın Yeraltından Notlar’da daha derinlikli işleyeceği bazı temaları barındırmasıyla o romanı müjdeleyen de bir yapıt.

Dostoyevski, kendi sara hastalığı konusunda Batı tıbbının neler söyleyeceğini öğrenmek için çıktığı bu yolculukta Paris, Londra, Berlin, Viyana, Milano, Floransa gibi şehirlere gider. Burada aynı zamanda Rusya’yı yozlaştırdığını düşündüğü Batı kültürünü de gözlemleyebilecektir.

Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları, yazarlık kariyerinin henüz ilk on yılını devirmiş, en bilinen eserlerinin çoğunu daha kaleme almamış bir Dostoyevski’nin bakış açısına dair aydınlatıcı bir metin.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2020
₺12,60

“Yıllar içinde uzaktakilere, gideceğim yerlerdeki kendime, bırakılanlara, bırakılamayanlara çok mektup yazdım. Çok mektup kaybettim. Çok mektup bekledim. Sahaflardan çok mektup topladım. O mektuplarda yazılanlara çok ağladım. Çok mektup yırttım, çok mektubu buruşturup attığım çöplerden topladım. Çok yabancıyla mektup sayesinde tanıştım. Çok sevgiliden mektupla ayrıldım ama mektuptan hiç ayrılmadım. Mektup yasaksızlıktı. Mektup yalansızlıktı. Mektup vazgeçmeyişti. Mektup iki uzak noktayı bağlayan yakınlıktı. Yaşadığımızın deliliydi, mektup.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2020
₺22,40

Yılın en iyi kitabı seçkilerinde.

Guardian, Washington Post, New York Times, Boston Globe, The Economist

2018 Goodreads Okur Ödülü

Tara Westover’ın bir doğum belgesi olmadı. Okul kaydı yoktu çünkü hayatında hiçbir sınıfa ayak basmamıştı. Tıbbi dosyası yoktu çünkü babası tıp biliminden ziyade kıyamete inanıyordu. 

Çocukluğunda Mormon babasının bağnazlığa, erkek kardeşinin  şiddete teslim oluşunu izledi. Ve on altı yaşına geldiğinde Tara kendi kendini eğitmeye karar verdi. Bilgiye duyduğu açlık onu Idaho’nun dağlarından çok uzaklara, okyanusların ötesine, bir kıtadan diğerine, Harvard’dan Cambridge'e taşıdı. Neden sonra aklına şu soru düştü: “Acaba fazla mı uzağa gittim?”, “Eve dönmenin hâlâ bir yolu var mı?”

Çıktığı günden itibaren dünya çapında büyük övgü toplayan, pek çok yayın organı tarafından yılın kitabı seçilen ve şu ana dek 40 dile çevrilen Talebe bir kendini inşa öyküsü. Tara Westover, hiddetli bir sadakatle bağlandığı ailesinin, eğitim sayesinde yaşadığı değişimin ve ayrılık kederinin hikâyesini bizzat kendi hayat hikâyesini büyük yazarlara özgü bir içgörüyle anlatıyor. Yürek burkan ve umut saçan bir hikâye bu.

“Sarsıcı. . . Tara Westover’ın hayat hikâyesi sıra dışı ama kitabın merkezindeki sorular hepimize dair: Sevdiklerimiz için kendimizden ne kadar ödün verebiliriz? Büyüyebilmek için onlara ne kadar ihanet edebiliriz?”

- Vogue

“İlham verici.”

- Bill Gates

“Muhteşem.”

- Stephen Fry

“Olağanüstü.”

- Barack Obama


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2019
₺46,80

Ben, gönüllü köprü bekçisi,
Gece gündüz burada...

Gündüz Vassaf, Mostar Köprüsü’ne ilk görüşte aşık olur.

Aylar geçer.
Köprünün geçmişi, bugünü ve geleceği hakkında almaya başladığı notlar, “bir köprü bekçisinin günlüğü” haline gelir.

Gündüz Vassaf, Mostari’de bir yandan dünyayla hesaplaşıyor, öte yandan da samimiyetle kendini sorguluyor. Günlüklerin de Mostar Köprüsü’ne duyduğu tutku tüm yalınlığıyla ortaya
çıkıyor.

UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” ilan edilmiş, Evliya Çelebi’nin “16 imparatorluk dolaştım, böyle köprü görmedim!” dediği Mostar Köprüsü’nün bu gönüllü bekçisinden şiir tadın da, renkli ve bir o kadar da hüzünlü bir günlük...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 355
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺54,00

Mehmet Teoman’la Nehir Söyleşi
“Anılar saçılmış odaya, her yere”

Metin Solmaz sordu, Mehmet Teoman anlattı… Memleket eğlence tarihinin canlı tanığı Mehmet Teoman’ın sıradışı hayatı. Uvertürden assoliste, kabareden gazinoya ünlüler geçidi gibi. Elbette kulisiyle, ilk defa anlattığı hikâyeleriyle… Mafya, dolandırıcılar, evlilikler, ihanetler, batmalar çıkmalar, bırakıp kaçmalar. Pop müzik tarihinin unutulmaz şarkılarına ilham veren hayatlar. Dönemin fotoğrafları ve çizimlerle zenginleştirildi. Çok kişi kendisini de görecek…

“Ben, anlatırken de eğlendim.”
Mehmet Teoman


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 16,5 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺38,25

“Pandemi sebebiyle herkesten ve her şeyden uzak kaldığımız, evlatlarımıza, ebeveynlerimize sarılamadığımız günlerde Halil İbrahim İzgi kalemiyle dünyaya sarılıyor. Annemin Coğrafyası’nı okurken yazarın acaba içimi nasıl okuduğunu, derdimi nasıl dile getirdiğini düşündüm.

Annesinden aldığı coğrafya, kültür ve medeniyet bilgisi eşliğinde İzgi, bizi edebiyatla uyandırmaya çalışıyor. Bu kitap, aynı zamanda elimize bir ayna da tutuşturuyor. Kendimizle yüzleşelim, etrafımızda, yanı başımızda olanları görelim diye. Yüzümüzden, gönüllerimizden lekeleri silelim diye.”

Amina Šiljak-Jesenković

Halil İbrahim İzgi, Saraybosna ile başladığı edebiyat yolculuğuna annesinin rehberliğinde devam ediyor. Annemin Coğrafyası Üsküp’ten Tebriz’e, Travnik’ten Bakü’ye çizilen sınırları aradan kaldırıyor ve okuruna yepyeni bir harita sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 103
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺12,96

Müjdat’la Fatih’te doğduk, Karagümrük Ortaokulu ve Vefa Lisesi’nde okuduk. Bu nedenle birçok ortak arkadaşımız oldu. Geçenlerde bunlardan biri olan Ataman’la (Dilgin) konuşuyorduk. Söz döndü dolaştı, her zaman olduğu gibi Müjdat’a geldi. Onun tiyatroya, öğrenci yetiştirmeye, eğitime ve iyiliklere adanmış yaşamından söz ederken, nasıl oldu anlamadım, ikimiz de aynı anda “Müjdat adamdır. Hem de çok iyi bir adamdır” dedik.

TRT’de çalışırken Tunceli Ovacık’a gitmiştik. Bizi Munzur Nehri’nin kırk gözeden adeta süt gibi, bembeyaz köpükler saçarak doğduğu yere götürdüler. Eğilip kana kana içtiğim çok soğuk ve berrak suyun tadını hâlâ damağımda hissederim.

Ben Müjdat’ın hayatını, o kaynaktaki gibi hiçbir kirin karışmadığı bir akarsuya benzetirim. Kitabı okurken gürül gürül akmaya devam eden bu tertemiz sudan, siz de bir yudum alacak ve tadına doyamayacaksınız…

Gözle görünmeyen ölümcül virüsle savaştığımız süreçte yayımlanan bu kitabın en sevdiğim yanı; hem kolay okunması hem de umut verici olması… “Umutsuz yaşanmaz. Hele bir sanatçının umudu yoksa geleceği de yoktur. Umut sanatın ekmeğidir, suyudur. Umutsuz olursan sanat yapamazsın. Sanat umutla beslenir. Gıdasıdır umut sanatın. Sanatçı hiçbir durumda umudunu yitirmez. Çünkü umut biterse dünya durur. Umut ayrıca emek de ister. Emeksiz olmaz. Hayat da emek ister” diyor Müjdat. Ve hayata verdiği emeği anlatıyor. Son dönemde emeğine yapılan haksızlığı da…

Büyük konuşmadan, ahkâm kesmeden, bilgiçlik taslamadan, tam tersine kendisiyle dalga geçerek hayatından kesitler, anılar ve dostlarından portreler sunuyor. Ben dört saatte bitirdiğimde içimden “Keşke daha çok yazsaymış” dedim. Bakalım siz ne diyeceksiniz?..
Uğur Dündar

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺31,50

Ölümcül seyreden bir çocukluk hastalığı, neredeyse  felaketle sonlanacak bir ergenlik isyanı, ıssız bir patikada bir seri katille karşılaşma, eksik personelli bir hastanede beceriksizce yaptırılan bir doğum. Bunlar çağdaş edebiyatın önemli yazarlarından, Costa Ödülü sahibi Maggie O’Farrell’ın bizzat yaşadığı ve bu sıra dışı anı kitabıyla okuruyla paylaştığı, ölümle on yedi karşılaşmasından sadece dördü. Gerçek, soluksuz bırakan ama hepsinden öte, bizlere “derin bir nefes alıp kalbimizin atışını dinlememizi” hatırlatan bir anı-roman.

"Nefes kesecek kadar iyi." Guardian
“O’Farrell eline okla yayı alıp doğrudan kalbe nişanlıyor.”  Times
“Ölüm hakkında olup da kendimi bu kadar canlı hissettiren hiçbir kitap olmadı.”  Tracy Chevalier
“O’Farrell her manada bir mucize. Bu kitabı asla unutamayacağım.”  Ann Patchett


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺34,32

İnsan 80 yaşına varıp da yaşayacak az zamanı kaldığında bir ömrün bütün çabalarının, umutlarının, acılarının, sevinçlerinin sıfırlanmasını kabullenemiyor. Yaşamımın anlamı neydi sorusuna, hiçbir anlamı yoktu, cevabını vermenin ağırlığına dayanamıyor O zaman, bir virüsün yıkıcılığından medet umuyor, insanlığın bu enkazın altından kalkabileceği, başka bir dünyayı mümkün kılabileceği umuduna sarılıyor bir an, ama sadece bir an.
 
Oya Baydar’ın, 2020 yılında tüm dünyayı kasıp kavuran pandeminin ilk günlerinden yıl sonuna kadar tuttuğu bu notlarda Covid-19'un toplumsal hayattaki etkilerini gün gün takip ediyoruz. Bir virüsün anlı şanlı insan uygarlığını perişan etmesi, halkın hastalığa yaklaşımı, tüm sokakları saran korku, sivil toplumun her şeye rağmen mücadeleye devam etme çabası, iktidarların çaresizliği, 65 yaş üstü insanların yaşadıkları kapanma/kapatılma günleri...
 
Tüm bunlar, 80 yıl boyunca mücadeleyi bir an olsun bırakmamış bir kalemin anıları, kendi hayatının muhasebesi ve geleceğe dair beklentileriyle yoğruluyor.

Usta bir yazarın yaşanan bu ilginç zamanlara düştüğü, yıllar sonra bile tekrar tekrar dönülüp okunabilecek zihin açıcı notlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺39,90

“Annemi, babamı, Adnan Ağabeyimi, eşimi, arkadaşlarımı kaybettim. Ama hiçbiri Orhan Ağabeyimin ölümü kadar şu kalbimi acıtmadı…”

“Dünyalar vardır, düşünemezsiniz” diyordu otuz altı yıllık kısacık ömrüne dünyaları sığdıran Orhan Veli...
Ölümünün üzerinden onlarca sene geçmesine karşın bugün dizeleri en çok bilinen şairlerden.

“Otuz altı yıla neler sığdırılır?” sorusunun cevabını yaşadıklarıyla ve engin hayal dünyasıyla verir Orhan Veli. Onun gücü naifliğinde, iddiası iddiasızlığında ve derinliği sadeliğinde gizlidir. Son güne dek hayatını dolu dolu yaşamış, kendi deyimiyle istediği her şeyi yapmış ve hiçbir şeyden pişman olmamıştır.

Gazeteci Seray Şahinler, hayatı boyunca ağabeyine kardeşlikten öte yoldaşlık, dostluk, sırdaşlık etmiş Füruzan Yolyapan’ın tanıklığıyla çıktığı benzersiz yolculukta, usta şairin ilk şiirlerine, aile ilişkilerine, bilinmeyen meraklarına, yazar ve şairlerle atışmalarına, omuz omuza verdiği dostlarıyla sürdürdüğü yaşam mücadelesine, maddi sıkıntılara rağmen büyük bir dirençle hayata tutunduğu “yalnız” zamanlarına, kitaplarına, Yaprak yıllarına ışık tutarak olağanüstü bir “Orhan Veli portresi” sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,6 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺59,20

Bütün savaşlarda hep aynı şey olur; askerler savaşır, gazeteciler şamata koparır; o milliyetçi nutuklar atanların hiçbiri kısacık propaganda gezileri dışında cephedeki siperlerin yanından bile geçmez.

Selam Olsun Katalonya’ya, 1936 yılından beri yazdığı her satırı demokratik sosyalist düşüncesi için yazdığını söyleyen George Orwell’in İspanya İçsavaşı’nda bir milis olarak çarpışma deneyimlerini anlattığı bir tanıklık.

Savaşa dair izlenimlerini bir gazete için kaleme alma düşüncesiyle 1936 sonunda Barcelona’ya gelen Orwell, General Franco’nun zulmüne karşı bir araya gelen İspanyolların ve dünya vatandaşlarının arasına katılır. Cumhuriyetçilerin yanında Aragón Cephesi'nde savaşır, Barcelona’da mayıs olaylarına bizzat şahit olur ve Huesca’da yaralanana kadar siperlerden ayrılmaz.

1984’te ve Hayvan Çiftliği’nde totaliter rejimlerin ve tek adamların çorak dünyasını hikâye eden Orwell, vicdanının, entelektüel ve siyasi düşüncesinin şekillendiği bir dönemi anlatıyor. Selam Olsun Katalonya’ya, 20. yüzyılın seyrini değiştirmiş olsa da neredeyse tamamen unutulmuş bir savaşa ve modern siyasete dair eşi olmayan bir belge.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺22,40

Ali Türkşen'in önsözüyle

Gazeteci yazar Ümit Zileli askerliğini 1985-86 yıllarında Tunceli'de komando asteğmen olarak yaptı. Zileli, PKK'nın ilk silahlı terör eylemlerini yaptığı yıllarda, tam da olayların içinden gözlemlerini ve yaşadıklarını anlatıyor. Bölge halkının çektiği acıları, imkânsızlıklar ve baskılar altında hayata nasıl tutunduklarını, teröre nasıl direndiklerini insan hikâyelerinden yola çıkarak bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Vur Emri, bir asteğmenin askerlik döneminde günlük misali yazdıkları ve gözlemleri ışığında günümüze ve geleceğe ışık tutan önemli bir belge niteliği taşıyor.

(Tanıtım Bülteninden)

₺18,90

“Her sporun bir Michael Jordan’ı, ünü sahaların ötesine taşan bir sporcusu vardır; kaya tırmanışı için de bu kişi Alex Honnold!” —The Climbing Zine

Her nesilden böylesi yetenekli ancak bir iki kişinin çıkabildiği, eşsiz vizyon sahibi bir kaya tırmanışçısı olan Alex Honnold’un yaşama ve ölüme meydan okuyan hikâyesi…

Son kırk yılda, sadece bir avuç dağcı, serbest solo tırmanışların bilindik risklerini göze alabildi. Bunların yarısı ise maalesef şu an hayatta değil.

Çünkü Düşesen Ölürsün Alex Honnold keskin zekâsı ve herkesi hayrete düşüren gözü karalığıyla en dik, en tehlikeli kaya yüzlerini, herkesin imkânsız olduğunu düşündüğü uzunluk ve zorluktaki rotaları herhangi bir destek olmaksızın tırmanıyor. Çıplak elleriyle, çatlaklara sıkıştırdığı parmak uçlarıyla ve kayadaki bir santimetrelik çıkıntılara tutunarak…

Kendisi sınırları zorlamaktan korkmuyor. Yeni rotalar açıyor, ödüller kazanıyor ve rekorları altüst ediyor.

Duvarda Tek Başına’da Honnold, korkusuzca yaşama, risk alma ve tehlike karşısında bile odaklanmayı sürdürebilme dersleriyle dolu olağanüstü hayatını ve kariyerinin en akıl almaz başarılarını tüm ayrıntılarıyla paylaşıyor. Bu güncellenmiş baskıda, en büyük atletik başarılardan biri addedilen ve Oscar ödüllü Free Solo belgesel filminin konusu olan El Capitan'daki macerası başta olmak üzere nefes kesen deneyimlerini okuyacaksınız. Kendi kelimeleriyle ve ilk günkü coşkusuyla…

Heyecan verici, ilham veren ve hayranlık uyandıran bu hikâye, avuç içlerinizi terletecek ve başınızı döndürecek.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺49,20

Yaşanmış, duyulmuş ancak kayda geçmemiş anılar, gözlemler ve saptamalar yazılı belge hâline geçmediği sürece tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolup gitmeye mecburdur. Hâlbuki geçmişi doğru öğrenebilmemiz için onlara o kadar gereksinmemiz var ki.
Prof. Dr. Ali Demirsoy

Bilime adanmış bir ömür... Bilgi ve deneyimini kitapları ve yazıları aracılığıyla ülkesinin hizmetine sunmak için çalışan bir bilim insanı...

Başından pek çok üzücü olay geçmesine rağmen en zor günlerinde bile ülkesinin esenliğini her şeyin üstünde tutan Demirsoy, büyük ümitlerle başlamıştı meslek yaşamına, çocuklarına çok daha özgür ve mutlu bir dünya bırakmanın peşindeydi; ancak özellikle 1980 darbesi ve onun getirdiği akıldışı uygulamalar, her kesime olduğu gibi özellikle bu ülkenin düşünce dünyasını şekillendirecek üniversitelere de büyük bir darbe vurdu. Suskun ve çıkarcı bir zümre türedi. Üniversitelerimizin üzerine sanki bir ölü toprağı serildi. Yaşananlar ülkemiz için yıkıma giden yolun başlangıcıydı.

Yaşanmış Öyküler, ülkesini seven bir bilim insanı duyarlılığına sahip Prof. Dr. Ali Demirsoy’un, her biri ülke ve toplum için sorun teşkil eden konulardaki yazılarından oluşuyor. Yaşadıklarını ve gözlemlerini akıl ve bilim süzgecinden geçirerek, gelecek kuşakları uyarmak amacıyla kaleme alan yazar, ülkemize kurulan tuzakların ve ilerlememizi durduracak hatalarımızın ileride ne gibi büyük sorunlara yol açabileceğini ortaya koyuyor.

Gelecekte, bu kitap yaşadığımız zaman dilimine ışık tutacak. Kim bilir, belki de bu yazılar sayesinde yazarın dediği gibi, çocuklarımız, bizim düştüğümüz hatalara düşmemeyi öğrenebilirler.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 196
En / Boy : 14 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺29,60

Ülkü Tamer’in anılar kitabı Yaşamak Hatırlamaktır’da okuyacağımız şairin yaşamöyküsü değil; yaşamından kesitler ve ayrıntılar, anı parçaları, his kırıntıları. Bir ömrün taslak çizgileri değil de o ömrün harcından acı-tatlı karışık bir ikram. O harçta neler yok ki! Yakın Türkiye tarihi, Türk edebiyatının son yüzyıldaki serencamı, futbol, Akdeniz, tiyatro, sinema; şairler, oyuncular, tiyatrocular...

Yaşamak Hatırlamaktır’da Ülkü Tamer Cüneyt Arkın’dan Yılmaz Güney’e, Robert Kolej’den Gaziantep’e, karartma gecelerine, kendi yaşamının pek çok durağını ve o duraklarda karşılaştığı simaları şairane bir edayla işaretliyor. İkinci Yeni’nin en önemli şairlerinden Tamer’in hünerli kaleminden çevirmenlik ve yayıncılık tecrübelerini, öğrencilik ve öğretmenlik yıllarını okurken Türk şiirini ve Türkiye’yi de çok daha yakından tanıyoruz.

Öyleyse biz de şairin kendi deyişiyle “karanlıkta beyaz kuşları” izleyelim; takılalım peşine, bırakalım o hatırlasın, ona tanıklık ederek onunla beraber biz de yaşayalım.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺47,20

Onur Öymen Zor Rota (1964-2002) kitabında diplomasi anılarını anlatmış ve dış politikanın bilinmeyen yönlerine ışık tutmuştu. Öymen, bu kitapta ise 2000’li yıllardan bu yana siyaset alanında yaşadıklarını, gözlemlerini, görüşlerini paylaşıyor.

Dokuz yılını milletvekili, yedi yılını da CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak geçiren Onur Öymen, 1 Mart tezkeresinin Mecliste reddedilmesini, Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinin başlamasından sonra Türkiye’ye yapılan engellemeleri, Kıbrıs’ta Kofi Annan Planı’yla ülkemize ve Kıbrıs Türklerine kurulan tuzakları, Türkiye’nin ilkelerinden uzaklaştırılarak Ermenistan’la anlaşma yapmaya zorlanmasını belgelerle sunuyor.

Tüm bu konularda ülkemizin yurt içinde ve dışında karşılaştığı zorluklar, entrikalar ve komplolar, Türk iç politikasına yön vermek için yabancıların harcadıkları çabalar bu kitapta dile getiriliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 456
En / Boy : 13,4 / 19,8
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺54,40

Biz acımasızdık, serttik ve büyük ölçüde adaletsizdik; ama şimdi bile yakınmalarımızda bir gerçeklik payı olduğunu düşünüyorum; her iki tarafın da o sırada, bir kusurları olmadan, anlaşmaya varamamaları için yeterince neden bulunuyordu. Büyükbaban on yıl daha genç olsaydı ya da bizim yaşımız daha fazla olsaydı ya da müdahale edecek bir anne ya da kız kardeş bulunsaydı pek çok acının, öfkenin ve yalnızlığın önü alınırdı. Ama yine ölüm, güzel olabilecek şeyleri mahvetti.

Woolf'un tanımladığı gibi, ‘varoluş anları', bireyin bilinçli yaşamının çoğuna egemen olan ve o anların içinde koruyucu bir örtü ile gerçeklikten ayrılan ‘yokluk' durumlarının aksine, bireyin gerçeklik hissini tattığı anlardır. Varoluş anları, yaşanılan şokun, yapılan keşiflerin ya da aydınlanma anlarının sonucunda yaşanabilir. Virginia Woolf'un hayattayken yayımlatmadığı, ölümünden sonra terekesinde bulunan, gençliğinden başlayarak kaydettiği anıları, aileyle ilgili notları ve otobiyografik yazılarının toplandığı Varolma Anları, ölümünden sonra yayımlanan en önemli kitaplarından biridir.
 

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 256

Ebat : 13,5 x 19,5

İlk Baskı Yılı : 2020

Baskı Sayısı : 1. Basım

Dil : Türkçe

 

₺22,90

Velidedeoğlu bu kitabında 23 Nisan 1920’den başlayarak katıldığı İlk Meclis’in, ilk ve son yıllardaki olayları, Meclis’in türlü yönlerini, kendi kişilerini anılarına, günce ve gözlemlerine, özellikle de açık ve gizli oturumların tutanaklarına dayanarak kendine özgü akıcı bir dille anlatmaktadır.

Kitapta ilk ulusal hükümetin programı başta olmak üzere, Ulusal And (Misakı Millî) padişaha gönderilen yazı ve daha bir çok belge yer almakta; kitabın sonunda yazarın öz yaşam öyküsünün, Cumhuriyet Gazetesi’nde 1942 yılından günümüze kadar çıkmış olan yazılarının tam listesinin yer almış bulunması da yapıta ayrı bir değer katmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 310
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺36,00

“İçeri girenler, ölenler, sağ kalanlar, sağ kaldığına üzülenler, gençliklerini faşizmin hapishanelerinde geçirenler, içeri girmeyenler, işkence görenler, işkencede konuşanlar, konuşmayanlar, mülteci olanlar... (…) Son yok. Son da Hayri gibi kayıp. Nasıl olsun ki? Hayri yok, devrim yok… Kayıpları aramaya devam ediyoruz. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Biliyorum... Ama Hayri ve onun gibi devrimciler yaşasaydı burası başka bir ülke olurdu, bunu da biliyorum.”

Resmî belleğe şiddetli bir politik kutuplaşmanın karanlık çağı olarak nakşedilen 70’li yıllar, başka bir bakışla, sarsıcı bir toplumsal canlanmanın, büyük heyecanların ve ümitlerin dönemiydi.

Faruk Eren, işte Haliç’in kıyı semti Hasköy’ün 70’li yıllarını adımlıyor, gözaltında “kaybedilen” abisinin, Hayrettin Eren’in hikâyesini anlatıyor bize. Bu dönemde komşuluğun, ahbaplığın, gündeliğin nasıl deneyimlendiğinden, semtin siyasi-toplumsal tarihine, insanların nasıl devrimcileştiğine dair eşsiz izlenimler sunuyor. Pişmanlıkların, “keşke”lerin, “iyi ki”lerin izini sürerek yalnızca bir ailenin fotoğrafını çekmekle kalmıyor, tanıklık ettiği tarihi aktararak unutmamanın, hatırlamanın, en önemlisi de hatırlatmanın kıymetini teslim ederek cumartesileri oğullarını, yakınlarını, eşlerini, kardeşlerini arayanlara yoldaş ve yaslarına paydaş oluyor.

Kayıp Bir Devrimin Hikâyesi, kaybedilmek istenene karşı direnmenin, sebat etmenin kitabı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺39,00

Yazarın son eseri...

Şevket Süreyya Aydemir, 1917 Devrimi’nin ardından Rusya’da bir öğrenci olarak bulundu. Bu dönemde dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilerle dostluklar kurdu.

Kırmızı Mektuplar, Aydemir’in Türkiye’ye döndükten sonra okul arkadaşlarıyla yazışmalarını içeriyor. Yazar bu yazışmalarda görüş ve tanıklıklarına yer verirken yer yer düşsel yorumlarla çağımızın sorunlarına da eğiliyor.

Kitabın ikinci bölümü olan “Son Yazılar” ise, Aydemir’in Cumhuriyet gazetesine yazdığı makalelerinden oluşuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,4 / 19,8
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺20,40

Özgün yazınsal ve entelektüel kimliğiyle Polonya’nın en yıkıcı ve aykırı yazarı Gombrowicz’in (1904-1969), pek çok eleştirmene göre başyapıtı kabul edilen ve devasa bir parşömene işlenmiş resmi andıran Günlük’ünü bütünleyen eksik parça Kronos, Lehçede ilk kez, yazarın ölümünden 44 yıl sonra yayımlanmıştı.

Kronos'ta, 2. Dünya Savaşı başlamadan hemen önce Arjantin’e göç eden yazarın sağlık sorunları, cinsel yaşamı, finansal meselelere ilgisi, yazınsal ün savaşımı ana izlekleri oluştururken, cafe’ler, başka coğrafyalar, iklimler, yazarlarla ve yayıncılarla ilişkiler, anlaşmalar, dostluklar, tartışmalar, polemikler, mevsimler, kitaplar, plaklar yaşamın kâğıda dökülmüş kanıtlarını temsil ediyor. Bu belge-kitap, Gombrowicz’in, olgunlaşma çağı ile başlayıp ölümüne dek hayatının kronolojik bir dökümü.

Bedenin günlüğü Kronos, Polonya’nın en marjinal yazarı Gombrowicz’in gündelik hayatının mahremiyet kaydı.

Yüzyılımızın en büyük roman yazarlarından biri. -Milan Kundera

Kronos'ta Gombrowicz'in nasıl bir dil kullandığı önemlidir. Her şeye eşit mesafede ve duygusallıktan uzak bir anlatım dilidir bu.  Annesi ya da kız kardeşinin ölümüne ilişkin bilgiye, arkadaş toplantıları, erotik maceralar ya da finans piyasası bilgisiyle eşit derecede yer verilir. Bu bir duygusuzluk belirtisi değil, dikkatin gerçeklere ve davranışlarına odaklanmasına izin veren bilinçli bir adımdır. -Jerzy Jarzębski

Polonya yazını ilk defa onda, insan olmanın trajikomedisi karşısında Polonyalı olmanın acılarını daha az önemseyen bir yazar üretti. -The Times Literary Supplement

Sesi, Lehçe yazmak gibi tuhaf bir etkinliğe ciddiyet kazandırdı. Bizi sel gibi alıp götüren küçüklük ve aptallık karşısında, Witold’un sesi olmadan kendimi zayıf hissediyorum; o büyük olduğu için vazgeçilmezdir. -Czesław Miłosz


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2020
₺56,00

Kardeşim Oktay,

Bugünkü Dünya’yı burada alıp senin “Harput’ta Bir Gazeteci” yazını okudum. Dokunduğun dertten olduğu kadar, dokunuşundaki güzellikten de gözlerim yaşardı.

Seni tebrik eder, gözlerinden öperim.

- Bülent Ecevit

Oktay Ekşi’nin 1956-61 yılları arasındaki gazetecilik deneyimini aktardığı Gazetecilikle Geçen O Yıllar 2, Türkiye’nin yaşadığı en kritik dönemeçlerden birine ayna tutuyor. Ülkenin adım adım 27 Mayıs’a sürüklenen gidişatını kâh Meclis’te kâh ülkenin dört bir yanına uzanan yurt gezilerinde gazeteci gözüyle izleyen Ekşi, dönemin atmosferini birinci elden tanıklığıyla aktarıyor. Basınımızın geçtiği dikenli yolları, dünden bugüne değişenleri ve değişmeyenleri çarpıcı bir şekilde tarif ediyor. Ekşi’nin anıları hem yakın tarihimizi hem de günümüzü tekrar değerlendirmemiz için yeni pencereler açıyor.

• 1960 İhtilali’ne zemin hazırlayan siyasi hatalar nelerdi?
• 1957 seçimlerinde hile yapıldı mı?
• Menderes 555-K protestosunu nasıl karşıladı?
• Demokrat Parti hükümeti basını sansürleyen yasayı Meclis’ten nasıl geçirdi?
• Hangi milletvekili Meclis’teki oturuma tabancayla girdi?
• Yandaş basın Menderes döneminde neler yazıyordu?
• Muhalif gazeteler neden Demokrat Partililerin isimlerini gazetelerinde zikretmediler?
• Demokrat Parti milletvekilleri niçin Oktay Ekşi’yi hedef aldı?
• O dönemin Kıbrıs Türkleri ve yöneticileri Türkiye’ye hangi gözle bakıyordu?
• 27 Mayıs gazeteciliği nasıl etkiledi? 
• Türkiye’de çıkan gazetelerin haber dili nasıl değişti?

“Geride kalan yıllarda biz ‘gazetecilik’ yapmaktan çok ‘cephede savaş yapıyormuş’ gibiydik. Olayları hep o gözle gördük. Haberleri hep o bakışla yazdık. Ben artık bu geride kalsın istiyorum. Onun için de daha geniş imkânlarla, daha objektif tavırla, gazeteciliği ‘gazetecilik gibi’ yapalım.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2019
₺42,08

Bir ağacın dalları gibiydik, diyor Kemal Özer, 1950 kuşağından dostlarını anarken. Arkadaş Mektupları’nda bu çok dallı ağacın üç ismi Erdal Öz, Adnan Özyalçıner ve Kemal Özer’in 1955 ile 1973 yılları arasında yazdıkları mektuplar bir araya getirildi.

Erdal Öz, Kendimin o yıllardaki görüntüsünü buluyorum, diyerek arkadaşlarına yazdığı mektupların bir dönemin belleğini nasıl kayda geçirdiğine işaret ederken Kemal Özer de mektupları sayesinde kendisiyle yüzleşme olanağı yakaladığını dile getiriyor: Özellikle 1970’e kadar yazdıklarım, elimde başka örnekler olmadığı için, başlı başına birer kendimle yüzleşme olanağı. Bu mektuplara ulaşana değin o yıllara ilişkin yalnız belleğimde kalanlar vardı, bir de elimdeki yanıtlardan çıkardığım birtakım ipuçları. İlk kez bir arada yayımlanan mektuplar, bir kuşağın görüntüsüne ulaşmamıza olanak sağlıyor.

1950 kuşağının üç önemli isminin mektupları, kendi kişisel tarihlerinin kayıtlarını tutmanın yanı sıra 1955’ten 1973’e kadar arkadaş sohbetlerine saklanmış “gizli” edebiyat tarihini de açığa çıkarıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2019
₺53,20

Yaşadıklarına baştan sona tanıklık eden babasının diliyle görünüşte lösemiden vefat eden bir gencin hayat hikayesi bu… Bu hikâyenin sonu iyi bitiyor. Tıpkı başı ve devamı iyi olduğu gibi. Ama aslında gönlünün güzelliği yüzüne, imanının nuru gözlerine vurmuş bir gencin örnek/rol model, eskilerin deyimiyle numune-i imtisal hikayesi bu. Bütün hayatı etrafındakileri düşünerek, onlara iyilikler yaparak geçmiş, ölmeden önceki son sözü “Ben iyiyim” olmuş bir gencin iyiliklerinin puslu hatıralar arasında kaybolup gitmesine gönlü razı olmayan bir babanın içini döküşü bu...

Bu hikâyenin sonu dünya hayatı ölçülerine göre iyi bitmiyor. Bu hikâyede mutlu son yok. Evladı genç yaşta vefat etmiş bir babanın gözyaşları var. Yavrusuna duyduğu özlem var. Hayatın ölümle sona ereceğine ve ölümün bir yok oluş olduğuna inananlar için bu hikâyede kötü bir son var. Ama hayatı, dünya-ahiret bütünlüğü içinde değerlendiren ve ölümü başka bir hayatın başlangıcı olarak görenler için bu hikâye mutlu bir sonsuzluk barındırıyor. Sonsuz mutluluğa açılan kapıya nasıl hazırlanmamız gerektiğinin çarpıcı ve yaşanmış örnekleri var.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 276
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺43,50

1907 senesi iptidalarında (başlarında) bir gün Kramer’de öğle yemeğimi yemiş, nargilemi de çektikten sonra Sporting Kulüp’e doğru yönelmiştim. Birden birisi: “Halil!” diye bağırdı. Bir de baktım Doktor Nâzım “Vay Yezid, nereden çıktın?” dedim, boynuna sarılmak istedim.“Bana sarılma, gizli geziyorum. Yarın bana gizli bir yerde randevu ver.” dedi. Sporting Kulüp’ü gösterdim. Arka tarafında ufak bir kapı vardı: “Yarın saat üçte oraya gelir, kapıcıdan beni sorarsın.” dedim. İki talimat verdi: “Bir;yolda bana selâm verme, iki;bana ait en ufak kâğıdı üzerinde bulundurma.” O zaman Doktor Nâzım, Sultan Hamid divan-ı harbleri tarafından idama mahkûm edilmişti.
Halil Menteşe’nin anıları yayınlanırken herhangi bir ekleme özetleme ve kısaltma yapılmamış özgün metin olduğu gibi verilmiştir. Anıların diline de hiç dokunulmamıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺31,50
1 2 3 ... 50 >
Çerez Kullanımı