KLINGSOR’UN SON YAZI, yaşamını resim sanatına adamış, yarına değil yokoluşa inanan, bu yüzden duyguları yücelterek anı yaşamayı seçen dışavurumcu ressam Klingsor’un ölümünün yaklaştığını sezmesinin ardından hararetli gündüzler ve geceler boyunca, arzuyla sanatını birleştirdiği, son yapıtını –otoportresini– tamamlayabilmek için savaşımına sahne olan hayatının son yazına ait kısa ve esrik yolculuğunu anlatır.

Hesse’nin 1919 yazında Tessin’de yoğun resim çalışmaları yaptığı bir dönemde, KLEIN VE WAGNER anlatısı ile peş peşe, birkaç hafta içinde kaleme aldığı KLINGSOR’UN SON YAZI yazarın inancını yansıtan, özgürleşme yolunda atılmış bir adımdır.

Alman dışavurumculuğunun edebiyat alanındaki doruklarından biri olan Klingsor’un Son Yazı parlak, çarpıcı ve saf renklerle dolu küçük bir palet; renklerle yazılmış bir senfoni, sözcüklerle renklenmiş bir tablolar dizisidir.

“Kor haline gelmiş gündüzlerde köylerin ve kestane ormanlarının içinden yürüyüp dolaştım, açılıp katlanır küçük iskemleme oturup sel gibi taşan büyüyü biraz olsun suluboya resimlerle muhafaza etmeyi denedim; sıcak gecelerde geç saatlere dek Klingsor’un köşkünde oturdum ve fırçayla becerebildiğime oranla bir miktar daha deneyimli ve daha ihtiyatlı biçimde, bu eşi görülmemiş yazın şarkısını sözcüklerle söylemeye giriştim. Ressam Klingsor’un öyküsü işte böyle ortaya çıktı.”
(Hermann Hesse, “Klingsor’un Yazı’nı Anımsama”, 1938)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 72
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2022
₺21,00

Aksaray’da kalabalık bir konakta doğan, etrafı gözleyerek büyüyen, her duyduğunu zihnine kaydeden bir çocuk… Daha lisedeyken öğretmenine, “Sen en iyisi tiyatrocu ol oğlum,” dedirtecek kadar mayasını belli eden, gizli cevher bir genç… Eşiyle altmış iki yıl aynı yastığa baş koyacak kadar derin bir âşık… Türkiye’de kabare kültürünü başlatan, yüzlerce temsilde yer alan, Yeşilçam’da da birbirinden unutulmaz karakterlere hayat vermiş bir oyuncu… Karşınızda her yönüyle Metin Akpınar.

Zeynep Miraç, muhatabını nasıl konuşturacağını biliyor, hem ince hem dikkatli sorular sormayı başarıyor ve Metin Akpınar’ı bir zaman tüneline sokarak onun tiyatro tutkusunu, en yakını Zeki Alasya’yla olan dostluklarını, eşi Göksel Akpınar’la olan aşkını, Anadolu’daki turnelerini, Ulvi Uraz’dan Haldun Taner’e “hoca”larını bir bir anlatıyor bize. Üstelik karşımızdaki manzara yalnızca Metin Akpınar’ın hayatı değil, aynı zamanda bir Türkiye tarihi kesiti; muhtıralar, ihtilaller, sansürler, davalarla belki örselenen, ama asla tutkusundan vazgeçmeyen tüm sanat emekçilerinin çok iyi bildiği bir direnme hikâyesi bu anlatılan. Ne de olsa Metin Akpınar’ın hayatı, sahneye adanmış bir ömür…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2022
₺38,90

Niye Son Ozan?

Livaneli, yaygınlaşmasında halkın belirleyici olduğu bir ozan olarak ortaya çıktı. Onun “ozan” niteliği, sadece şair-müzisyen değil, edebiyatta ve diğer dallarda da “halkın sanatçısı” olmaya karşılık geliyordu. Ve öncekilerden farklı olarak, medya çağında varlığını sürdürecekti. Yunus, Karacaoğlan, Pir Sultan... Halkın duygularıyla, düşünceleriyle, hayalleriyle derin bağlar kurabilen böyle sanatçıların yapıtları, dilden dile yaygınlaşıyor, kuşaktan kuşağa yaşıyordu. Ses ve görüntü kaydeden, kitapları hızla basan teknolojiler geliştikçe, kaliteli yapıtları insanlara ulaştırmak kolaylaştı. Dostoyevski, Chaplin, Nâzım... Onlar yayımcılar aracılığıyla yapıtlarını dünya halklarına ulaştırdılar. Ne var ki, kitle iletişimi, kısa sürede bir iktidar bileşeni haline geldi. Artık sanatçılar bu aracıların onayından geçerek halka ulaşabilecekti. Yaygınlaşmak için piyasanın ve iktidarın beklentisine uygun olmak gerekiyordu. Livaneli’nin medya içindeki varlığı, kitle iletişim iktidarlarına karşı bir halk direnişine dönüştü. Bu direniş, iktidarların kişilerde içselleştiği internet çağında da devam ediyor.

Yayın Direktörü Gülşen İşeri

Yayıma Hazırlayan Ezgi Hotalak Adalı

İllüstrasyon ve Kapak Tasarım Ekin Başak Akgül

Sayfa Tasarım Beyzanur Karabulut

Sayfa Sayısı 416 Ebat 13,7x21,5

Tür Belgesel-Anlatı Kağıt / İç Baskı III. Hamur Enzo, 52 gr. Cilt / Kapak Amerikan Bristol 230 gr.

ISBN / Barkod 9789751043412

 

₺48,90

Yol cümleden uludur çünkü yol uzun, meşakkatli ve incedir. Lâl-ü gevherdir yapısı, kıldan incedir köprüsü. Yola girmek; riyadan ve her türlü kötülükten arınıp Ulu Pirlerin divanında özünü dara çekip manevi âlemde, anadan üryan, Hak ile hak olmaktır. Yola girmek; yaşamak, sevmek ve paylaşmaktır. 

Yol erkânı; Ulu Pirler, "Gönül kalsın, yol kalmasın.” derler. Keramet sahibi Ulu Pir, Munzur Baba… Yaşlanıp Hakk’a yürüdüğü ne görülmüş ne de duyulmuştur.  Dağların en Yücesinde sırra ermiş, bir çeşit katre-i mateme bürünmüştür. Yüz yıllar boyu insanlar gelip o Yüce dağların etrafında birbirine kenetlenmiştir. Munzur Baba şahittir, o Yüce dağların kişilik bulduğu coğrafyaya. Geçit vermeyen sarp kayaların tepesinde öyle heybetli, meydan okurcasına bir şahin gibi durur sahiplenirmiş yurdunu…

Munzur Baba’nın yapılı herhangi bir türbesi yok. O Yüce dağların tepesinde bir yerde yığılı taşların bulunduğu bir alanda, sır olduğu rivayet olunur. Bu yerin etrafında üçler, beşler, yediler, kırklar aşkına semah dönülür ve Hakk’a niyaz edilir.

Bir zamanlar bu Alaca dağların zirvesinde karaca sürüleri, ceylanlar, dağ keçileri gezermiş. Kınalı kekliklerin yuva yaptığı ağaçların zirvesi, korunaklı ve ulaşılmazmış. Vadilerinde, dere yataklarında, çetin kayalıklarında, dik yamaçlarında geyik sürüleri dolaşırmış. Henüz insan çığlıklarının yankılanmadığı, umutların yağmalanmadığı ve ölüm kokusunun yayılmadığı çağlarda…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺70,00

Anadolu’da konusunu kadın cinayetlerinden alan özel bir ağıt türü var: “Öldürülmüş Kadın Ağzı Ağıtlar.” Alışılmışın ötesinde “geride kalanların ağzından değil de öldürülen kadının bizzat kendi ağzından ve bakış açısından” söylenen bu ağıtlar, taşıyıcısı oldukları “ses ve mesaj” nedeniyle şüphesiz özel ilgiyi hak ediyorlar. Hem bire bir kurbanın hikâyesini birinci tekil şahıs ağzından aktarıyor, hem de ortak paydada dikkate değer bir direniş ve isyan kapasitesini ortaya koyuyorlar...

Müteveffa Filiz Bingölçe’nin 38 ağıt ve arşivlerden derlenen muhtelif “kadına yönelik şiddet” temalı türkü içeren bu çalışması –ne yazık ki– hâlâ güncelliğini koruyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 132
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺30,80

İlk kitabım film oldu, aşırı önemli biriyim. Çok takipçim var Twitter’da; İnstagram’da da mavi tikim var. Takipçim çok olduğu için yazdıklarım, söylediklerim, fikirlerim acayip önemli benim. Mesela ülkede bir gündem olsun, herkes benim düşüncelerimi merak eder. Kanaat önderiyim ben.

Kitabımın arka kapağına böyle şeyler yazarsam ailemin, arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakarım diye düşünmeyen çok mühim organizmalarla dolu bir ülkede yaşadığımız için şaşırmamışsındır okurken, eminim buna.

Tanışmadıysak tanışalım; ben kendini gömme sporunun dünyadaki bir numaralı markası Ömür Özdemir. Bizim gibilerin değeri bilinmiyormuş varsın bilinmesin; zayıflıkmış, eziklikmiş varsın öyle olsun. Biz burdan devam. Başkalarının vereceği değerin kölesi değiliz, biz kendimizi biliriz.

İlk kitabımdaki gibi eğlencelik bir kitap yazdım yine bence. Eğlenmek isteyenler ya da “Herkes kitap yazıyor yaa” diye ortamlarda aşağılamak isteyen çok bilmişler için bu kitap müthiş bir fırsat.

Sevgilerimle...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13.7 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2022
₺28,90

“Bir erkek, yeryüzündeki hangi kadın için, her gün farklı şekilde zenginleşen duygular besleyebilir yüreğinde? Kadıköy denildiğinde, her seferinde, bambaşka zenginlik ve güzellikte hislere kapılıyorum.”


İçinde sevda büyüten herkes bilir ki ezasıyla cefasıyla, sevinciyle acısıyla var olur her tür sevgi. Her şeyi taşır da gün gelir yorulur yürek; kendini kurtarmanın, atmaya devam edebilmenin telaşına düşer. İşte o vakit, sevdiğini oracıkta bırakıp gitme vaktidir; geriye dönüp bakmadan...

Türkiye’nin siyasi tarihinin en karanlık günlerinde Fikirtepe’de başlayan, hiç hesaplanmamış bir hayat yolculuğunun hikâyesi Kadıköy Sevgilim. Okuruna deniz kokusu vaat etmiyor ama o günlerden bu ülkeye kalan pek çok şeye yeniden ve başka bir gözle bakmanıza sebep olacağı muhakkak.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2021
₺31,88

The New York Times / Entertainment Weekly / Publisher's Weekly Yılın En İyi 10 Kitabitndan biri. Ulusal Kitap Eleştirmenleri Birliği Ödülü finalisti.

Mark Zuckerberg Kitap Kulübü seçimi.

Bir annenin yeni doğan bebeğine karşı duyduğu endişe, bu cesur ve büyüleyici eserin ortaya çıkmasına olanak sağladı.

Aşı ve Doğal Bağışıklık Mekanizması'nda Eula Biss, çocuklarımızın soluduğu havada, yediklerinde, içtiklerinde, uyudukları yataklarda ve aklımıza gelemeyecek fakat hayatımızın içinde var olan birçok şeyde bulunan zararlı maddelerin hangi hastalıklara yol açabileceğini anlatıyor. Aşılama ile ilgili olarak hükümete ve tıbbi kurumlara olan güvensizliğini ise cesur bir dille ifade ediyor. Anneliğe yeni adım atmış biri olarak kendi deneyimlerinden yola çıkan Biss, kendimizi ve çocuklarımızı dünyaya karşı aşılayamayacağımızı ileri sürerken kendi çocuğunu aşılama sürecindeki ikilemlerini de dile getiriyor.

Biss, bağışıklığı çevreleyen metaforları aktarırken diğer annelerin deneyimlerinden, Aşil efsanesinden, Voltaire'in Candide'inden, Bram Stoker'ın Dracula'sından, Rachel Carson'ın Sessiz Bahar'ından, Susan Sontag'ın AIDS ve Metaforlarl'ndan kesitler sunarak günümüzdeki hastalıklar ile bağlantılar kuruyor.

Aşı ve Doğal Bağışıklık Mekanizması, korkularımıza karşı bir aşılama sunarken dünya üzerindeki tüm insanların hem beden hem kader bağlamında, birbirlerine ne kadar bağlı olduğunu da çarpıcı bir şekilde bize gösteriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 207
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺37,12

Sana Geldim İstanbul, mesleğini kendi elleriyle kurduğu bir tıp merkezinde icra etmeye devam eden bir hekimin, Muzaffer Seçim Toklu’nun ömrünün çok sesli, çok renkli odalarında bir yolculuğa davet ediyor sizi.

Türkiye’nin güneyindeki küçük bir köyden İstanbul’a uzanan bir yaşam. Köy Enstitülü olma ruhunu tüm hücrelerinde taşıyan ve çocuklarına aşılayan öğretmen babanın altı çocuğundan birinin, küçük yaşlarda başlayan hayat mücadelesi. Kendi emeğine inancıyla ve çalışkanlıkla ayakta durmayı öğrenen bir çocuğun “büyüme” öyküsü... İçinden pazarda satılan maydanozlar, el emeği göz nuru domatesler, asmalar, sokak sokak dolaştırılan mısırlar, simitler, “yağlı ördekler”, dere kenarında kurulan yaratıcı oyunlar geçen rengârenk bir çocukluk.

Yılmaz Güney’in filmlerinin peşinde, elde eski bir valizle İstanbul’la teke tek karşılaşmayla başlayan bir gençlik. Ders aralarında İstanbul Hali’ne koşturan bir tıbbiyeli, daha öğrenciyken kendini acil koridorlarında EKG teknisyeni olarak bulan hekim adayı... 1960’ların Anamur’u, Gaziantep’i, 1970’lerin Ankara’sı, İstanbul’u, 1980’lerin Çorum’u... 1990’lardan bugüne ilmek ilmek örülen bir hekimlik kariyeri, kurtarılan hayatlar, tutkuyla sahiplenilen ömürlük bir mesai... Bu memleketin yetiştirdiği bir hekimin ilham veren deneyimleri, gülümseten, hüzünlendiren anıları...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2021
₺53,12

Belki de bir anlamda gerçek aşktı bu. Ya da gerçek yalnızlık…

Hepimiz öyle ya da böyle maske takarak yaşıyoruz. Bu vahşi dünyada maske takmadan yaşanamaz çünkü. Kötü ruhların maskesinin altında meleklerin gerçek yüzü, meleklerin maskesinin altında kötü ruhların gerçek yüzü vardır. Sadece biri olması mümkün değildir.

Birinci Tekil Şahıs’ta sıra dışı kahramanların sıra dışı öykülerini anlatıyor bize Haruki Murakami. Ölüm ve aşk üzerine şiirler yazan bir genç kız, kadınlara evet kadınlara âşık olan ve onların isimlerini çalan bir maymun, çok çirkin ama tuhaf bir çekim gücüne sahip bir kadın, uydurduğu bir yazıyla bir caz sanatçısının yeniden “doğmasını” hatta albüm yayınlamasını sağlayan bir genç adam…

Murakami’nin yazmak ve koşmak dışındaki üçüncü büyük aşkı beyzbol da var bu öykü seçkisinde.

Ve yazarın sizi gülümsetecek, şaşırtacak, beyzbol üzerine yazdığı muzip şiirler de…

 

 

ISBN: 978-625-8036-22-0

Barkod: 9786258036220

Ürün Kodu: 223170315

Ebat: 13,5X19,5

Sayfa Sayısı: 152

Kapak Türü: Karton Kapak

Kağıt Türü: Enzo

Editör: Handan Akdemir

Çeviren: Ali Volkan Erdemir

 

 

₺32,00

Hayatının üçte birini kendi insanları için hapiste geçirmiş olan Dr. Hikmet Kıvılcımlı'nın seçme eserlerinin derlendiği bu eser, Kıvılcımlı'nın anısını yaşatma amacı taşıyor. Akademi kökenli olmamasına rağmen donanımı ve üretkenliği ile dikkat çeken Kıvılcımlı'nın bilinmeyen ya da yok edilen, bilinen ama yayımlanamayan 100'e yakın eseri mevcuttur. Bu kitapta paylaşılan yazıları ise eserlerinin sadece belli bölümlerini içermektedir.
Akademik tartışmalarda hak ettiği değeri görmesi dileğiyle…
• Metafizik Sosyolojiler
• Toplum Biçimlerinin Gelişimi
• Komün Gücü
• Tarih Devrim ve Sosyalizm
• Tarih Devrim Sosyalizm Işığında İlkel Sosyalizmden Kapitalizme
• İlk Geçiş: İngiltere
• Allah Peygamber Kitap (Kıvılcımlı'nın Kur'an Tefsiri)
• Üretim Nedir?
• Yedek Güç: Ulus (Doğu)-İhtiyat Kuvvet: Milliyet: (Şark)
• Osmanlı Tarihinin Maddesi (Birinci Cilt)
• Diyalektik Materyalizm Nedir? Nasıl Kullanılır? Ne Değildir?
• Kısaca Marksizm Düşünüşü (Gerçek Bilim)
• Amerika'nın Hiçbir Şeyine İnanmıyoruz
• Üniversite Derebeyliği – Toplum Yeniçeriliği – Amerikan Casusluğu
• Üç Türlü Sosyalizm
• Sosyalizm Nedir?
• Çek Meselesi mi? Dünya Meselesi mi?
• Sayın İsmet İnönü Paşaya Açık Mektup
• Dinin Türk Toplumuna Etkileri
• Filistin: Kaynayan Petrol Kazanı
• Haçlı Saldırılarına Karşı Ne Yapmalı?
• CIA Sosyalizmi Nasıl Yapılır?
• (TİP) Çarşaflı Sosyalizm
• Türkiye'nin Düzeni
• Tartışılacak Tarih Tezi
• Ho “Amca”nın Düşündürdüklerinden
• Finans Kapital Nedir?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 378
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 7.2021
₺73,80

Dünya Şarap Atlası’nınilk baskısı, 1971’de çıktığında yayıncılık için bir dönüm noktasıydı. Şarap yarım yüzyıldan fazla bir süredir gelişiyordu ve geliştikçe karmaşık yapısını anlamak isteyen herkese sunacağı şeylerin sayısı giderek arttı. Tamamen güncel bilgilerle hazırlanan bu Atlas, şarap dünyasına yeni okuyucular tanıtacak ve eski dostları yeni bölgelere taşıyacak.

Dünya Şarap Atlası’ndaiklim değişikliğinin etkileri, sürdürülebilirliğe doğru ilerlemeler, şarap stilleri ve şarap yapımındaki bir dizi yeni teknik ve zevk yansıtılıyor. Şarap bilimindeki son radikal ilerlemelerden çok az bölge etkilenmedi ve bu metin neyin en önemli olduğunu ve hangi üreticilerin hızı belirlediğini gözden geçiriyor. Atlas boyunca, toprak, iklim ve üzüm çeşitlerine ilişkin temel bölgesel bilgiler özetlenerek okuyucuya aktarılmıştır.

Atlas, okuyucuların şaraplar ve kaynakları arasındaki bağlantıyı anlamalarına yardımcı olan, özel olarak oluşturulmuş toprak haritaları da dahil olmak üzere dünyanın şarap manzarasının 230 benzersiz ayrıntılı haritasına sahiptir. Ve açıklamalar, haritalardaki üreticilere, yerlere ve özel ilgi alanlarına işaret eder.

Dünyanın en saygın şarap yazarı ikilisi Hugh Johnson ve Jancis Robinson, her şarap severin bilgi arzusunu tatmin edecek ve okuyucuları şarap dünyasıyla güncel hale getirecek bir klasik yaratmak için bir kez daha güçlerini birleştirdi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 22.9 / 29.2
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2021
₺422,90

Bu kitap, zirveden manzarayı izleyen bir adamın öyküsü değil, zirveyi aklına ve kalbine inançla yerleştirmiş bir kişinin yolculuk hikâyesidir.

Hayat, önümüze engeller çıkaran, pek çok defa kayboluşlar yaşatarak yoran, arayışların ve acının hiç bitmediği kötü kurgulanmış bir oyun değil, bilakis, engelleri aştıkça haz veren, terlettikçe güçlendiren, öğreten bir yol. Ona söverek, kaderci ve karamsar bir dünya kurarak, ondan vazgeçerek nefes almaya devam etmek, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük. Yaşamın varmak değil, gitmek, ilerlemek, kendi yolunda yürümek, düşünce kalkmak cesareti olduğunu biliyoruz artık. O halde sıra toparlanıp ayağa kalkmakta...
Yüzünüzü neye döndüğünüz önemli, neyi seçtiğiniz, kendinize neyi ilke edindiğiniz... Şüphesiz ki “amaç” sadece kazanmak değil, kazandığını paylaşmak, “paylaşmak” bir zorunluluk değil, insani hazların en değerlisi, “değer” öğretilerimiz doğrultusunda bizlere huzur ve tatmin hissini yaşatan önemli bir yaşam unsuru, “sevgi” yaşama sıkı sıkı tutunmanın en temel motivasyonu, “hayatı amaçları tüketmeden, paylaşarak, değerler ve ilkeler doğrultusunda sevgi ile yaşayabilmek” ise şansın ta kendisi olmalı.
Hadi güzel kardeşim!
Kaldır başını ve daha bir tevekkül içinde bak yaşama. Ona değer katacak sensin, unutma!
Nasıl mı?
Öğrenerek, üreterek, paylaşarak, destekleyerek, düşleyerek, düşünerek, affederek, barışarak, saygı duyarak ve çok severek... Ve belki de en önce, İÇİNDEKİ DAĞI AŞarak…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2021
₺37,90

Unutulmuş bir modern ustadan mücevher niteliğinde bir hikâye: Sadakat. Çok geçmeden tüm dünyaya yayılacak karanlığın sinmeye başladığı caddelerde, salonlarda ve davetlerde bir genç kuşağın masumiyetini kaybedişinin hikâyesi. Elie Wiesel’ın deyimiyle “günümüzün sorunlarını usta bir hikâyecinin tekinsiz ve muhteşem büyüsüyle anlatan” Gregor von Rezzori’nin kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı Sadakat, aileden öğrenilmiş bir faşizmin günlük hayata nasıl yerleştiğine dair bir anlatı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 12.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2021
₺18,90

Thomas Bernhard’ın pek çok kez gözde metni olarak tanımladığı AMRAS’ta, doğa bilimleri eğitimi almış Karl ile müzik eğitimi almış, annesi gibi sara hastası olan Walter’in hastalık öyküsü aktarılır. Anne babanın ölümüyle sonuçlanan ailenin intihar girişimi sonrasında hayatta kalan iki erkek kardeş kendileri için hem hapishane hem sığınak anlamına gelen bir kulede yaşamaya başlar. Dayıları, akıl hastanesine yatırılmalarını önlemek amacıyla onları bu kuleye getirmiştir.

Watten. Bir Miras, Güney Tirol’e özgü bir iskambil oyunu –“watten”– odağında gelişen, dört karakterin yolunun kesiştiği uzun bir monologdur: Morfin kullanımını suiistimal şüphesiyle muayenehanesi kapatılan doktor (birinci tekil anlatıcı), onu watten oynamaya zorlayan kamyoncu, ormanda kendini bir ağaca asıp intihar eden kâğıt imalatçısı Siller ve onu ölü halde bulan seyyah. Siller’in intiharı sonrasında doktor artık watten oynamaya gitmeyeceğini söyler.

Amras (1964) ve Watten. Bir Miras (1969) Bernhard’ın erken dönem eserleri arasında, yazınla müzik bağını açığa çıkaran iki yenilikçi anlatı.

Zorunluluk, kaçınılmaz olan, gereklilik Bernhard’ın bütün kitaplarına damga vurur, belki de AMRAS’la başlayarak; bu kitapta huzursuzluk, bu huzursuzluğun egemenliğinden bile daha güçlüdür, parçalanan bir dünya ile ilişkilenen camdan bir huzur. Olayların akışı, bütün anlamsızlıkları içinde daima daha basit, daha anlamlı hale gelir.(...) Bernhard’ın son düzyazı kitabının [WATTEN. BİR MİRAS] Beckett’inkilerin çok ötesine geçtiğine; zorlayıcı olan, kaçınılmaz olan ve sertlik aracılığıyla onlara sonsuz üstün geldiğine inanıyorum.
Ingeborg Bachmann (“Thomas Bernhard: Bir Deneme”, 1969)


Sizin de bildiğiniz gibi her şeyin büyük şenliklerle ahmaklığa teslim olduğu bizimki gibi bir ülkede uzun süre yaşayınca, kısa zaman sonra tercih hakkımız kalmaz. Beyin bu ülkede tamamen yersizdir, işsizdir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2021
₺24,00

“Yaş çoraplarımı çıkarttım. Çantamdaki bütün çoraplarımı teker teker giydim. En son da anamın çeyizinden çıkartıp verdiği, tiftik çorapları. Onların üstüne de, botlarımızın üstüne giymediğim buz gibi kar botlarını geçirdim. Şehit Üsteğmen Erdal Kurtoğlu’nun yadigârı incecik matı ve üzerine dikili paraşüt bezini açtım. İçine girdim. Battaniyeye sarındım. Başıma çektim. Kıvrılıp, başımı, ellerimi, dizlerimi, kollarımı karnıma topladım. Anamın karnındaki gibi. Ve ölüm olmayan, ama ölüme yakın olan bir âleme doğru, kendi yolculuğuma çıktım.”

Çatışmada kendisini vurmak için atılan mermiler karşısında benliğin verdiği tepki, aşılmaya muhtaç aşılamayacak bir dağ gibidir. Bu dürtü, kendini sakınmaya iter insanı. Oysa kendini korumak kadar, bir şeyler yapmak gerektiğini de emreder dağ. Bu anlara denktir hemen her şey. Hatta Özel Harpçiler için, kuvvet mukayesesi, çoğu kere kendinin aleyhinedir. Oysa görev yapma zamanıdır artık. Çatışır burada insan, kendi kendiyle. Ve çatışarak bulur kendini. Kazanılmaya muhtaç zafer, içteki bu çatışmanın kazanılmasıyla doğrudan ilgilidir. Ve o aşılamaz dağı aşamayan hiç kimse, Türk Özel Harpçisi olamaz.

Ve bizim gazilerimiz çok olur.

Ve şehitlerimiz.

Pek çok insan bilmez ama. Güneydoğu dağlarında en çok şehit verenlerin başında Özel Kuvvetler gelir.

“Ata genlerinden intikal eden askerlik, vatanperverlik, vatan uğrunda şahadet pervasızlığını, gerçek muharebe ortamlarında irdeleme yeteneği herkese nasip olmuyor. Abdullah Ağar, bu yetenekte bir asker ve yazar. Çıkardığı sonuçları bir yiğit duruş ve ruh haliyle gelecek nesillere aktarırken de, son derece usta bir kalem...”

Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç / MGK Eski Genel Sekreteri


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺33,90

“Üstesinden geldiğimiz zorluklar kadar insanız aslında... Ama en önemlisi ne kadar işe yarıyorsak o kadar varız şu hayatta.”

–Barış Murat Yağcı

Çelikten bir irade için nasıl antrenman yapmak gerekir?

Özgüven dışarıdan mı alınır, olduğu kadarıyla mı yaşanır?

Güçlü fırtınalara rağmen yıkılmayan bir motivasyon mümkün müdür?

Sessizlik hayattaki güçlü silahlardan biri sayılabilir mi?

Çetin rakiplerle dolu bir adada aç ve yalnız kalmak insana ne kazandırır ne kaybettirir?

2020 yılının en çok konuşulan “Survivor” yarışmacısı Barış Murat Yağcı’dan bireyin gücü, iradenin otoritesi ve sorgulama sanatı üzerine inşa edilmiş bir başucu rehberi...

Z Kuşağı’nın anti-otoriter ruhuna kalp masajı yapacak bir kitap!

Kısıtlı imkânlarla hayallerini gerçekleştirmek için elinde nasıl bir haritayla yola çıktığını ve yol boyunca başına gelenleri açık yüreklilikle kaleme alan Barış Murat Yağcı, kaosun içinde bulduğu çareleri tüm samimiyetiyle aktarıyor sevenlerine...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺23,90

“Babam bana hayatımın en güzel hediyesini verdi, bana inandı.”

Sıra dışı yetiştirme tarzıyla, oğlunu antrenör gibi hayata hazırlayan bir baba ile babasının hayalini gerçekleştirmek için hiçbir mücadeleden kaçınmayan İzzet Pinto’nun hikâyesini okurken kimi zaman duygulanacak, kimi zaman hayrete düşeceksiniz. Hatta zaman zaman onun adına yorulup pes etmesini bile isteyeceksiniz.

Onun Bangkok’taki işportacılık günlerinden, Türk dizilerini dünyaya açarak sektörde yılın adamı seçilmesine kadar uzanan inişli çıkışlı öyküsünde büyüleyici bir azmin ne mucizeler yaratabildiğine tanıklık edeceksiniz.

“İflah olmaz seri girişimci, çalışkan, iyimser, cesur, pes etmeyen İzzet’in ilham veren nefes kesici hikâyesi!

Şans kapısını çalsın diye her imkânı gören, değerlendiren, hiç yılmayan ve en önemlisi aile değerlerinden güç alan genç bir adamın hikâyesi.

Türkiye’yi diziler yoluyla dünyaya tanıtan bu genç girişimcinin hikâyesini bir solukta okuyacaksınız!

İyi, doğru, sağlam, BABA gibi BABA olmak neymiş tarifi bu kitapta!” – Leyla Alaton

“Umudun, sabrın, başarının, vazgeçmeden onurlu bir şekilde yaşamanın kitabı elinizde tuttuğunuz. Samimiyetle ve dürüstçe kimsenin içini açmadığı bugünlerde size iyi gelecek, ilham verecek, hepsinden önemlisi sizi tazeleyecek bir deneyim sunuyor İzzet Pinto. Onu tanıdığınıza çok sevineceksiniz. Kendinizi iyi tanırsanız çok zor pişman olacağınız şeyler yaparsınız. Peki siz kendinize ne kadar dürüstsünüz? Şimdi kendinizi genç İzzet’in yerine koyun ve ilk sayfayı çevirin, iyi okumalar...”

– Mert Fırat


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2021
₺40,90

Kuşağı arasında kendine özgü bir yere ve biçeme sahip olan Orçun Türkay’dan yeni bir kitap: Bir Serap Günce. Gerçeklikle beslenen hayallerin tutulduğu bir yas günlüğü.

Uzunca bir burnu, genişçe bir ağzı vardı. Ağzını büzerek gülüyor, gözleri doluyordu. “Annem çok güzeldi” dedi.

Tunç Bey’le (YKY, 2018) aralık bıraktığı kapıyı kapatmadan ilerliyor Orçun Türkay.

Bir Serap Günce yüklerinden arınmış, ölüm korkusunu yenmiş bir anlatı. Bir kayıp sonrası yaşanan edebi artçı sarsıntı...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺12,80

Bir gecede hayat değişir mi?
Değişir!
Kemoterapiler peş peşe geldi, çürük kokusu artık beni ve yatağımı geçip tüm evi sardı.
Her şeyimi kaybettim; saçlarımı, kaşlarımı, tırnaklarımı ve hatta kirpiklerimi...
En son ne zaman içtenlikle söylenmiş bir “Nasılsın?” sorusu duydunuz?
Ben meğer duymuşum ama hiç gerçek bir cevap vermemişim. Çok yorgunmuşum ama durmasını hiç bilememişim. Toplantıyla, kıyafetle ve olmam gereken kişiyle o kadar ilgiliymişim ki kanser olduğumu anlamamış, nasılsa benim başıma gelmez sanmışım.
Geldi ama... Hem de en ağır haliyle geldi.
Otuz bir yaşındaydım. Oğlumsa iki buçuk...
Evimize bir bomba düştü. Özel parfümü bile olan, bakım sırlarını başkalarına dağıttığım güzelim saçlarımı ve senelerce pilates stüdyolarında yarattığım bedenimi kaybettim.
Her şey bitti sandım ama asıl hikâye burada başladı. Kazanmanın sırrı yaptıklarınla değil, yapmadıklarınla ilgiliymiş... Yani “Mecburiyetsiz” olduklarında gizliymiş... Şimdi anladım.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺33,90

Hayatımda ilk kez bir köşe yazısını okuduktan sonra resmen ağlamıştım. Belki inanmayacaksınız şimdi bu satırları yazarken bile gözlerim yaşarıyor. Urfalı Bekir işte budur... Mert adamdır.
Emin Çölaşan

Biz seni sadece muhteşem yazıların, yurtseverliğin, katıksız Atatürkçülüğün, Cumhuriyete olan sevdan, yiğit, cesur gazeteciliğin için sevmedik. Adam olduğun ve evrendeki
tüm canlılara gösterdiğin sevgi ve saygı nedeniyle de çok sevdik.
Uğur Dündar

Hassas ve sevecen bir kalbi vardı. Doğaya ve eşi Andree'ye âşıktı… Türkiye'nin yetiştirdiği en büyük yazarlardan biri olmanın ötesinde adam gibi adamdı…
Rahmi Turan

İlham kaynağımızdı. Bu mesleğin nasıl yapılması gerektiği konusunda rol modelimizdi.
Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük köşe yazarıydı.
Yılmaz Özdil

Orman yanar, herkes dumanı yazar. Alevi, ateşi yazar. Zararı, ziyanı yazar. Bekir, ağacı yazardı.
Necati Doğru

Kalemini halkı için kullanan lekesiz gazeteci…
Bizlere hep moral veren yiğit duruşun için teşekkür ederiz. Güle güle…
Soner Yalçın


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺21,84

Smyrna'nın Yazgısı bir üçlemenin son kitabı.
Ağlama Smyrna Döneceğim adlı birinci kitap Yunan işgali öncesi Smyrna'yı (İzmir'i), ardından gelen Smyrna'nın Gözyasları ise işgal sonrası Ege'de Kuvay-ı Milliye'nin kuruluşunu, halkın ve efelerin Yunan ordusuna direnışini anlatıyordu.

Bu kitap ise İstanbul'un işgalini, TBMM'nin kuruluşunu ve Kurtuluş Savaşı'nı, yine pek çok isimsiz kahramanın hikayeleriyle dile getiriyor. Rum kızı Smyrna ile Yüzbaşı Çakır Osman'ın, Seher ile Tilki Mahmut'un ve Gördesli Makbule ile Usturumcalı Halil Efe'nin aşkları tüm güçlüklere direnmeyi başarıyor.
Gerçek olayların ve isimsiz kahramanların destansı hikayesi...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 414
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺78,62

“Anlarla, durumla, mekânla, içgüdülerle, dürtülerle, tehlikelerle ve benlikle yarışılır burada. Ve karşıda olanın çok önemi yoktur aslında. Hedefe girme anı gelip çatmışsa eğer, bütün kökler kopartılıp atılmıştır zaten. Ve o an, hedefe yürümek üzere ayağını yerden kesebildiğin andır. Göz gözü tanımaz o zaman. Varlığının tohumuna para saymış olsan bile tanımazsın benliğini. Zaman, mekân, dünya, ifrit, benlik saygı duruşuna geçiverir. Mehmetçiğin yakarış anıdır bu. Askerin her şeye karşı olan ve aslında sadece bir tek şeye karşı yaptığı haykırışı, ‘Allah!’ deyişi... ‘Ya Allah!’

Gürüldeyerek, gümbürdeyerek hedefin içine akan askerler. Mehmetçik...
Türklerin, Türk’üm diyenlerin, Türk inançlıların kutsal anı... Şerefin, namusun, imanın bedenleştiği, bayraklaştığı an...
Burası Kuzey Irak’ta gelecek arayıp da, bulduğumuz yerdir!”

Bu kitapta anlatılanlar biraz da hafızalarımızı tazelemek, bir zamanlar vatan toprağı olan, “Türk askeri buralara giremez!” dedikleri Kuzey Irak dağlarında Mehmetçiğin verdiği göğüs göğüse mücadeleyi hatırlatmak için yazılmıştır: Patika barındırmayan, çığır açılamayan dağ yollarında, uçurumlardan, buzla kaplı kayalıklardan çıplak elleriyle tırmanır zirvelere Mehmet. Ayılar, kurtlar, çakallardır yoldaşı... Çıyanlar, akrepler, yılanlar, bitlerdir koyundaşı.

Buzdan döşeğinin üzerinde, parmağı tetikte uyur haftalar boyu ayaz gecelerde.
Hain pusular, kalleş tuzaklar, merhametsiz mayınlar yolunu gözler.
Ölüm pusuda bekler.
Mehmet ölümü bekler.
Ama ölümden de beterdir hasretlikler...

“Yazarlar çıkıp gelmeli buralara demiştim. Olaylar onlara anlatılsın, onlar da kendi değerlerini katsınlar yaşananlara. Geleceğimize ışık tutulsun...

Mücadelenin içinden bir kahraman, en güzelini yaratmış.

En büyük edebiyat ödülüne layık bir eser!”

Emekli Korgeneral Kemal Yılmaz

Eski Özel Kuvvetler ve Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺61,60

“Dağdan bir ağdır Cudi. İnsana göz eder, el eder, naz eder, gel gel eder. Çağırır. Çekiverir içine. Ve orada insanın, asıl kendisini yenmesini ister. Kimi zaman aydınlık, kimi zaman koyu bir karanlıktır Cudi. Kendine özgü gizemli bir cazibedir. Aydınlığında da, karanlığında da, uzak ufuklara koşmamızı ister. Hafife alınmak istemez Cudi. Kendini hafife alanı, bir rüzgârıyla uçurmuşluğu çoktur. Ağırdır, ağır olunsun ister. Bir yok olmuşluğu anlatır Cudi. Daha doğrusu, yoklukta varlığı bulmuşluğu. Vezirliği de, rezilliği de bilmek ister. Bekler Cudi. Karanlığı, geleceği ve kıyameti. Ardından mahşeri. Kendini ve düşmanını yenenlere dağ gibi şahitlik yapmak ister. İki kapısı vardır Cudi’nin. Birisi benliğinle çıkmayı, diğeri ruhunla inmeyi anlatır. Bu dağ, zamanın layıkıyla arşınlanmasını ister. Kıpraşıp, dalgalanıp, oynaşıp duruyor bulutlarıyla, kuytuluk ve karanlıklarıyla. Sanki göz ediyor, el ediyor, gel gel ediyor. Okkalı bir sövüş geliyor ya ağzıma, çıkmıyor bir türlü. Efkârım birikmiş taşmak ister, ama Cudi o. Mücadelemiz ile özdeşleşen vatan parçası...”

Bu kitap, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin acı ile onur yazan komando tugaylarında, Özel Kuvvetler’inde tim, takım, bölük komutanlıkları yapmış ve Kuzey Irak’ta adı bilinmez bir dağda üç kurşun yemiş Abdullah Ağar tarafından dokunulmazlar uğrunda savaşan Mehmetçiğin nasıl, ne için ve neye karşı mücadele ettiğini anlatmak için kaleme alınmıştır.

“Abdullah Ağar’ı gençlik yıllarının tümünü Güneydoğu’da dağlarda geçirmiş savaşçı bir subay olarak tanımıştım. Girdiği çatışmalarda aldığı yaralar nedeniyle gazilik mertebesine ulaştı. Şimdi de onu yaşadıklarını yalın bir dille anlatmayı başarmış bir yazar olarak karşımızda görüyoruz. Anlattıkları küçük birliklerin kullanılması ve çatışmalarıyla ilgili ibret verici olaylardır. Bunların tüm komutanlara ve Mehmetçiğe çok yararlı olacağına yürekten inanıyorum.”

Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı
OHAL Eski Komutanı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺33,90

“Cennet, gidilecek bir yer değil, edinilebilecek bir bilinç durumudur” der Amerikalı yazar Stephen R. Covey. Cennete gitmek yerine, cenneti edinmeyi tercih etmek, insanlık açısından daha değerli bir devrimdir bu yüzden.

Cennet bilincinin ne olduğunu bilmek, cennet bilincini edinebilmek için çok önemli...

Bu kitap, bir yere varmayı değil, bir hale sahip olmayı nasıl başarabileceğimizin yol haritası...

Hatta bir hipnoz...

Kitap boyunca ritmik tekrarlar üzerine kurulu anlatım biçimi, okura cennet bilincini edinmesi yolunda zihinsel bir destek de sağlıyor.

İyi-kötü, dost-düşman, kurban-fail, suçlu-suçsuz ikileminden arınmayan bir zihnin cennet bilincini edinmesi imkânsız... Kuvvetli bir yargılama becerisine sahip zihinlerin cenneti inşa edebilmesinin tek yolu, düşünce sisteminde köklü bir devrim yapabilmektir... Nasıl mı?

Zaza Yurtsever’in kaleme aldığı Mutsuz Olan Cennete Gidemez tam da bu sorunun cevabını veriyor.

Hipnotik etkili bu yol haritası, cennete kavuşmayı dileyenler için değil, kendi cennetini inşa etmeye hazır olanlar için kaleme alındı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺30,90

Ben sizlere, nasıl attığımızı, nasıl hoplayıp zıpladığımızı, ne kadar kahraman olduğumuzu da anlatabilirdim bu kitabımda. Ama yanıltmış olurdum sizi. Dağdaki mücadele ya da dağdaki kahramanlıklar, adına çatışma denilen kısa bir zaman aralığına sıkışmış şeyler değildir çünkü. Askerin kahramanlıkları, mücadelenin fedakârlıklarına gizlenmiştir. Ve bu fedakârlıklar sadece çatışma aralıklarında değil, dağın bütün anlarındadır.

Ne kadar güçlü, ne kadar dayanıklı, ne kadar atletik olduğumuzla da süsleyebilirdim sayfaları bir güzel. Ama bu değildir dağlarda yaşam. Güneydoğu’nun bir adımlık anlarında bile, yüz binlerce fedakârlık üretilir. Ve tüm anlattıklarım, anlatmadıklarımın yanında bir yudum bile değildir.

Mücadele etmeyen, mücadele edenin halini bilmek zorundadır ama. En azından, bilmek isteyenler için yazılmıştır bunlar. Yaşamasa, yaşayamasa bile gönlünü askerin yanına koymak isteyenler için...

“Abdullah, çok önemli olayları, çok basit cümlelerle, çok vurucu anlatıyor. O zamanımızın Fakir Baykurt’u... Bir Sahip-i Üslup... Türkiye’de böyle yazar kaç tane? Ve bu, Allah vergisi bir yetenek...”

Attilâ İlhan


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2020
₺84,00

“Dipçiği koltuk altıma sıkıştırdım. Tetiği azıcık ezdim. Böylece üç, belki de dört adım attım.

İşte o an gördüm teröristi!

En uçta yürüyordu. Kamburunu çıkarmıştı. Beş, bilemedin altı metre ötemdeydi. Ben ona bakarken, o da bana bakıyordu. Dünya sanki yok olmuş gibiydi. Sadece o, ben ve birbirimize okuduğumuz meydan vardı. İşte o koskoca ‘an’da birbirimize baktık.

Gecenin o son deminde, o alacakaranlığın içinde, gözlerindeki ‘ak’ı görüyorum. Orada, o an, o çiğ beyazlıkta; nefretini, kinini, vahşiliğini ve bana duyduğu iğrentiyi hissediyorum.

O sıra başka bir görüntü daha var.

Kıpkızıl bir şerare, alacakaranlığı apansız yırtıyor. Elindeki ‘Kaleş’in namlusundan fışkıran namlu alevi, sıçramalar yapıyor. Her sıçramaya, bir patlamanın neden olduğunu çok iyi biliyorum. Kızıllığın çıktığı namlu bana, ben de o namluya bakıyorum.

Taranıyorum!

O sırada ben de ona ateş ediyorum!

Filmlerde ‘Yandım anam!’ derler ya. İşte öyle bir yanma hissediyorum. Ne acı ne de başka bir şey. Hissettiğim sadece yanma.”

Bu kitapta yazılı olan her şey gerçektir. Bütün bunlar Türk askerinin Güneydoğu’da yazdığı tarihin bir parçası olmuştur. Hayatta olanların isimleri değiştirilmiştir. Şehitlerin anısı ise isimlerinin geçtiği satırlarda da olsa yaşasın istenmiştir. Zaten onların kendilerini güvenlikte hissetmek gibi bir ihtiyaçları da yoktur... Sonsuza kadar olmayacaktır da. Anlattığım her şeyi “yaşam” ne kadar güzel olsa da “ölüm” yaşamdan daha güzeldir inancıyla yazdım.

Layıkıyla öldükten sonra!

“Askerliğin, vatan sevgisinin insanı ne denli güçlü yaptığını, inancın, maneviyatın ne kadar önemli olduğunu yeniden öğrenmiş olduk. Kahraman bir gazi, Atatürkçü bir vatan evladı ve şaheser bir yazar olarak sizi selamlıyorum.”
Rauf Denktaş

KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺44,80

ARKA KAPAK YAZISI

“Saz çaldın mı

Sağ elin geçmiştedir

Sol elin 

Gelecekte”

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Zülfü Livaneli için yazdığı şiiri…

Çağın ustası, barış elçisi, direnişin ve umudun kalemi, halk sanatçısı, dünya çapında bir müzisyen, sinemacı, siyasetçi. Babaannesinin “keçi”si. Abidin Dino’nun sözleriyle “mutluluğun müziğini yapan” fikir ve sanat işçisi… Zülfü Livaneli.

Usta yazar, bu kez günden güne “iyi evlatlarını boğan, kötüleri ise ödüllendiren” bir ülke haline gelen Türkiye’de; Cengiz Aytmatov’dan Yaşar Kemal’e, Elia Kazan’dan Ingmar Bergman’a, Bülent Ecevit’ten Mihail Gorbaçov’a dek uzanan yaşam serüvenini paylaşıyor. Livaneli, sanat insanının kaçınamadığı yazgıyı kendi kendinin arzuhâlcisi olup anlatıyor.

Elinizdeki çalışma, yalnızca Livaneli’nin zengin ömrünün değil; aynı zamanda hapislerden sürgüne, darbeden ölümlere türlü deneyimle sınanan bir kuşağın da hikâyesi. Kendi sözleriyle: “Şimdi okuyacaklarınız, kolayca göreceğiniz gibi sürekli sanat üstüne düşünen, yaratı sancıları çeken ama dönemin ve ülkenin koşulları gereği zaman zaman politikadan kaçamayan birinin anıları.”

Okumaya müptela bir çocuğun, milyonların tanıdığı bir sanatçıya ve siyasetçiye dönüşme sürecine, yakın tarihin politik ve kültürel atmosferine ışık tutan Sevdalım Hayat, yürekleri sıcacık bir “merhaba”ya davet ediyor.

ÖZGEÇMİŞ

 Ömer Zülfü Livaneli (1946, Ilgın)

Öğrenim hayatına Ankara Maarif Koleji'nde başlayan, ardından Stockholm'de felsefe ve müzik eğitimi alan Livaneli, ayrıca Fairfax Konservatuarı'nda uzaktan eğitim gördü. 

Hem Türkiye hem de dünya yazınına ve kültürel birikimine müzik, edebiyat, sinema gibi çeşitli mecralarda katkı koydu. Üretken yazarın romanları 40 dilde yayınlandı; İspanya, Kore ve Almanya’da çok satanlar listesine girdi. Son olarak Serenad, basının ve uluslararası kültür çevrelerinin yoğun ilgi gösterdiği bir organizasyonla Amerikalı okurlarıyla buluştu.

Zülfü Livaneli’nin romanları İtalya ve Fransa’da Yılın Kitabı Ödülü, ABD'de çeşitli edebiyat ödülleri, Balkan Edebiyat Ödülü; Türkiye’de Yunus Nadi Roman Ödülü, Orhan Kemal Roman Armağanı ve Beyaz Martı Onur Ödülü gibi ulusal ve uluslararası ölçekte pek çok saygın ödüle layık görüldü.

Columbia, Harvard, Princeton, Shangay, St. Petersburg, Kazan üniversiteleri gibi dünya çapında prestij taşıyan üniversitelerin yanı sıra, çeşitli Türk üniversitelerinde de konferanslar ve dersler veren usta edebiyatçının romanları, Missouri Southern State University (MSSU)’de ders kitabı olarak okutuldu.

 

Cengiz Aytmatov ev sahipliğinde Arthur Miller, Peter Ustinov, James Baldwin, Yaşar Kemal gibi 20. yüzyılın edebiyat dâhileri ve düşünürlerinin katılımıyla gerçekleşen Issık Göl Forumu’nda yer aldı.

Romanları kadar fikirleri ve müziği ile de dünya basınında övgülerle karşılanan bir sanatçı olan Livaneli edebiyat, müzik ve sinema alanlarında 30’dan fazla ulusal ve uluslararası ödül sahibi. Çalışmaları, dünya çapında yüz binlerce okur ve dinleyici tarafından takip ediliyor.

1972 yılında, dönemin politik atmosferi etkisinde, düşünceleri nedeniyle suçlanarak hapis ile cezalandırılan ve uzun yıllar sürgün hayatı yaşayan fikir-sanat işçisi Livaneli; Türk-Yunan ilişkilerinin zor dönemler yaşadığı 1980’li yıllarda Türk-Yunan Dostluk Derneği’nin kurucularından biri oldu. 1996-2016 yılları arasında UNESCO İyi Niyet Büyükelçisi olarak görev yaptı. 2002-2006 yıllarında ise milletvekili olarak TBMM’de yer aldı.

Türkiye müzik, kültür, fikir ve siyaset sahnesinde vazgeçilmez bir yeri olan Zülfü Livaneli, düşünsel ve edebi üretimine halen yaşadığı İstanbul’da devam etmekte.
 

₺79,90

Anat Baniel Metodu NöroHareket hakkında muazzam bir anlayış ve içgörüyle yazılmış bu kitabı hem çok sevdim hem de derinden etkilendim. Bu kitap gerçek bir umut ve dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Her farklı gelişim gösteren çocuk ebeveyninin, hatta her ebeveynin, torun sahibinin, çocuklarla çalışan profesyonellerin bu kitabı okumasını çok isterim.
Anat Baniel, ABMNH’in kurucusu, Sınırlarını Aşan Çocuklar ve Move Into Life kitaplarının yazarı 

Bu kitap ailelere büyük bir içsel kaynak… Bu kıymetli çocuklar yaşama birer hediye… Anneliğiniz birçok aileye yolculuklarında umut ışığını hatırlatıcı güç… Sevgi, umut ve bilgi tüm yolculuğunuzun rotası... 
Layza Ovadya, uzman klinik psikolog, oyun ve EMDR terapisti, oyun terapisi süpervizörü  

Yıllar önce evlatlarımızla çıktığımız yolculuğumuzda tuttuk birbirimizin elini. Çünkü gerçek yol arkadaşları olmadan yürünebilecek bir yol değil bu. Hep omuz omuza, sırt sırta durduk. Böyle böyle koca dokuz seneyi bıraktık arkamızda. Onları mı büyütüyoruz, biz mi büyüyoruz hâlâ emin olamadığım yol kardeşliğimizi ve bu anlamlı yolculuğu yazmış olman çok kıymetli. Yaşadıklarımızı o kadar güzel ifade ettin ki, bizim gibi aynı yolda, kalbi ağzında yürüyen tüm annelere kıymetlerini teslim ettin kitabınla. Duygularına tercüman olmakla kalmadın, onlara harika bir yol haritası da verdin. 
Ceyda Düvenci, oyuncu, sunucu, çocuk kitabı yazarı

Bu kitap bir sevgi ve umut hikâyesini anlatıyor... Serebral palsili bir çocuğun dönüşüm yolculuğunu...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,6 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺54,78

“Sil ağzının kenarını, yine gülüşünden cennet akıyor…”

Şairin dizesi bana seni anlatıyor.
Hepimizin cennet gülüşlü kahramanıydın…
19 yaşındaydın kansere yakalandın…
İki yıl olağanüstü bir mücadele verdin…
Şaşkınlıkla, hayretle, saygıyla izledik seni.
Daha önce hiç senin gibi birini tanımamıştık.
Büyülendik.
Çok ama çok sevdik.

Galiba görevliydin sen, geldin, hepimize bir şeyler öğrettin ve gittin.
Cesur kızım, canım Neslim.
Senin sayende, hepimizin kanserle mücadele algısı değişti.

Benim kahramanım oldun cennet gülüşlü kız. Seni unutmak mümkün değil. Günlüklerin çok iyi geldi bana, sanki seninle sohbet ediyormuşum gibi. Bir gün tekrar buluşuncaya kadar, hoşça kal…

Ayşe Arman


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺39,20

Eli Cohen İsrail için milli kahramandır. Eli Cohen’in tutuklanması ve Şam Merce Meydanı’nda idam edilmesinden uzun yıllar geçmesine rağmen, onun hikayesi İsrail’de ve Arap ülkelerinde anlatılmaya devam etmektedir. Faaliyetleri istihbarat servislerinin eğitimlerinde ders olarak okutulmaktadır.Şüphesiz istihbarat tarihinde bir devletin yabancı bir ülkede faaliyet yürüten bir ajanın nasıl açığa çıktığına dair bilgileri, faaliyetlerini, yaşamını ve yakalanmasını bulacağınız bu kitap İbranice aslından çevrilerek yayınlanmıştır. Kitap aynı anda dizi platformunda’da gösterime girecek Eli Cohen’in gerçek yaşam hikayesini ele alacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 300
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺60,00

Çağdaş Avrupa edebiyatının yaşayan en büyük isimlerinden Claudio Magris’ten gerçek ile kurmacanın sınırlarının muğlaklaştığı ve hakikatin sözcüklerle inşa edildiği bir anlatı.

Bir Kılıç Üzerine Çıkarsamalar, Nazilerin partizanlara karşı savaşmaları şartıyla İtalya’nın kuzeydoğusunda bağımsız bir yurt vaat ettiği Don Kazaklarının gizemli generali Krasnov’un ölümünü araştıran bir İtalyan rahibin tarih, hafıza, yaşamöyküsü üzerinden gerçeklikle kurduğu felsefi ilişkinin romanı.

Magris edebiyat ile hayatın ortak sorusuna en iyi şekilde karşılık veriyor: Bir kişi veya olay hakkında nasıl emin olabiliriz?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2020
₺12,80

Sanki düğün olmuştur
Sevmiş, sevilmiş, yenmiş, yenilmiş
Çekmiş, çektirmiş
Oyun hüzün olmuştur.

Düştür doğaldır içlenme
Bezginlik göllerinde bir gece
Karanlıkta senin de
Yüzdüğün olmuştur.

Ay peşinde
Bitkin akşamlar nikotin
Düşer bir gün giyotin
Aksâdeler giyindiğin olmuştur.

Süleyman ve Sabâ, hüthüt ve Belkis
Söylerdi sorsaydık, geç git, bunlar - -
Necatigil yok şimdi
Belki bir gün olmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 16,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺53,30

Suretlerimiz, bizim yanımızda, bizden ayrı ve çoğu kez bizden uzun yaşarlar. Durağan, yavaş gibi gözükse de esrarengiz, kendilerine özgü bir yaşamları vardır. Ele avuca sığmazlar, başına buyrukturlar, şaşırtmayı severler. Ne var ki, elden ele dolaşarak sürdürdükleri bu serseri hayatta, çizilir, delinir, yırtılır, tahrif edilir, yanar, müdahaleye uğrar, silinir, sararıp solar, zamanın hışmına uğrarlar.

Aslında, asılları gibi suretleri de ölümün gölgesinde yaşarlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2019
₺18,75

Hamilelik, ömür boyu sürecek, mucizelerle dolu annelik yolunun ilk adımı.

Bu öyle bir süreç ki, başlangıçta çoğu kadın mükemmel bir anne olmaya çalışırken, kaygılar yumağında kaybolup en yakınlarına bile açılamaz.

Sidni Karavil, Mucizeyi Taşımak’ta gelgitlerle dolu hamileliğini, gün gün yaşadıklarını, tüm samimiyetiyle diğer kadınlarla paylaşıyor.

Yazar, korkularını, kaygılarını, kırılganlıklarını açık yüreklilikle ortaya koyarken, sorunlarla baş etmek için modern psikoloji uygulamalarından nasıl faydalandığını da eğlenceli bir dille aktarıyor.

Yüzünüzden tebessümün eksilmeyeceği, yepyeni fikirlerle karşılaşacağınız sıcak bir sohbete ne dersiniz?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,6 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺35,20

Kırk erkek, kırkı da birbirinden beter erkek. En azından birine yolun düşmediyse ne mutlu sana. Yine de ilk bakışta diğerlerine hiç benzemeyen bu adamla aynı yere varmanız ne acayip değil mi? Oysa “Bu sefer çok farklı!” demiştin!

Sonuçta erkek, onun işi vardır, uykusu vardır, yorgundur, kafası doludur, annesini üzmek, arkadaşlarını ihmal etmek istemez. En önemlisi hiçbir şeye kendini hazır hissetmez. İstediği zaman ortadan kaybolsun, istediği zaman hiçbir şey olmamış gibi “N’aber?” desin. İstediği zaman şiirler okuyup, istediği zaman “Ben öyle demek istemedim” diye geri çekilsin. İkiniz de çalışın ama evin işlerini de sen yapsan, kazandığın parayı hep ona harcasan, öyle giyinmesen, böyle gülmesen, kendine fazla güvenmesen belki bir şansın olur.

Sonuçta erkek; ömrü boyunca üç yaş bencilliğinde kalabilir. Sonuçta erkek; geçiştirmek, bahane bulmak, ertelemek, hiç öyle bir şey yaşanmamış gibi davranmak onun uzmanlığı. Sana “paranoyak” diyor ama yoksa hep haklı mı çıkıyorsun? Araştırmacılar dünyada ortalama bir erkeğin özgüveninden daha büyük bir şey olmadığını söylüyor Müge, sen ne diyorsun?

Arzu Akgün’den eğlenceli, kafa açıcı, erkeklere sivri dilli hemcinslerine şefkatli, bütün kadınlar için kendi değerini bilme dersleri olarak da okunabilecek bir erkek atlası…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,6 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺18,98

Böyle bir kitap yazma düşüncesi, daha ben Ankara’da yaşarken seksenlerde ortaya çıkmıştı. 1995 yılında 40. yaşım için hazırladığım Murathan ‘95 kitabımda yer alan “Ufuk Ayarı” bölümündeki “Ölmeden Önce” başlıklı yazımda okurlarımı bu tasarımdan şöyle haberdar etmiştim:

“‘Hamamname’ diye bir kitap yıllardır dönüp duruyor kafamın içinde. Bir gizli tarih romanı. Birkaç, yüzyıl önce bir İstanbul hamamına yerleştikten sonra, çeşitli hamamları gezerek günümüze kadar gelmiş, bir hamam cininin ağzından, İstanbul’un son birkaç, yüzyılını, yalnızca hamamdan görünen yanlarıyla dinlemeyi ve dinletmeyi amaçlıyorum. İstanbul’un hamamlar tarihiyle, gündelik hayat ve bireysel hayatlar arasındaki büyük dolambaçlar, yeraltı tarihleri, külhanlar, su sarnıçları... Osmanlı sanatları ile çağdaş, anlatı teknikleri arasında yeni bir dil arayışı amaçlıyorum.”

Oysa Hamamname’yle ilgili ilk notlar bu bilgilendirmeden çok sonra 26 Haziran 2009 yılından başlayarak kâğıda dökülmeye başlamıştı. Sonrası gene yıllar.

Hamamname, ilk şiir kitabım Osmanlıya dair Hikâyat’tan sonra, Osmanlı malzemesine bu çapta bir yoğunlukla ilk geri dönüşüm sayılabilir.

Bu kitabın harcında başta Reşad Ekrem Koçu olmak üzere, Ebüzziya Tevfik, Ahmet Refik, Enderunlu Vâsıf, Ahmet Rasim, Sermet Muhtar Alus, Semavi Eyice, Hamamcılar kethüdası Derviş Ismail, Enderunlu Fâzıl Bey gibi nice yazarın bıraktığı mirasın hakkı vardır. O mirasın nefesiyle yazılmıştır. 

Murathan Mungan


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2020
₺48,90

Masaya doğru eğildiler, biri parmağıyla önümdeki küçük haritada fenerin olduğu noktaya bastırdı ve şöyle dedi: “Yalnız küçük bir sorun var, kalacağınız zaman boyunca hava şartları nedeniyle hatlarda giderilmesi uzun sürebilen arızalar oluyor. Yani elektrikten ve dolayısıyla size varlıklarından bahsettiğimiz ekipmanı kullanma şansından mahrum kalabilirsiniz. Her ne kadar yedekleriniz olsa da bir süre dünyayla bağlantınız kopabilir.” Biraz heyecanlanmışlar gibi geldi. İyice bana doğru eğildiler. Sanki ağzımdan çıkacak kelimeler kararlarını belirleyecekti.

“O zaman,” dedim, “fener nasıl yanacak?”

Dünyayı Seyretmek İçin Bir Yer, herhangi bir kalıba sığmayan bir metin. Ertuğ Uçar hem mimari bilgisi ve bir gezgin merakıyla hem de bir yazar olarak ele alıp araştırdığı deniz fenerlerini anlatırken ayrıntılı dipnotlar kadar kurmacadan da faydalanıyor. Belgesel, gezi, anı, öykü gibi çeşitli yazın türlerini harmanlayan bu sıra dışı metne Oğuz Büktel de fotoğraflarıyla eşlik ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 136
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺31,90

İnsanın kendiyle olan mücadelesinden hangi taraf galip çıkar ki?
Her ikisi de aynı güçteler sonuçta...
Belki de dalaşmak değil, kendinle uzlaşmaktır mesele.
Amaç yenmek de değil, yenilgiyi kabullenmek de...
Güzel olan insanın kendi yüzüne insanca bakabilmesi...
Kaç kişinin cesareti var filtresiz aynalara bakıp kalbinin tavan arasını temizlemeye?
Benim yok!
Tozlu haliyle kabulümdür.

‘’Kitabı yazanın aynası filtresiz...
Peki, o tavan arasından neler çıktı dersiniz?
Bir dolu delilik...
Üstelik zekâya hizmet eden, yaratıcı, hırçın ama sevimli bir delilik...
Anladım ki delilik bile aklı olanın akıllıca kullanabileceği bir lütuf.
Demek bu yüzden akıl bile bazen sakil kalabiliyor hayat karşısında.
Nilgün Bodur bu kez alışılmadık bir yoldan yürüyor kendine. Üstelik bunu insanlık adına yapıyor. Düpedüz kendiyle dalaşıyor. Hem de en acımasız haliyle, bütün ölümcül silahlarıyla gidiyor kendinin üzerine. Kimse ona bundan daha zalimce yaklaşamamıştı şimdiye kadar.
Hangi taraf galip geliyor söylemeyeceğim.
Bunun hiçbir önemi yok çünkü...
Beni bu kitapla ilgili hâlâ asıl düşündüren şey, insanın kendine karşı hem haklı hem de haksız çıkması...
İşte tam da bu noktada kim olduğuyla yüzleşiyor insan. Anlıyor ki bütün savaşları zafersiz. Kimse galip gelemiyor kendine. Ama uzlaşmayı seçerse muhakkak bir şansı oluyor hayatta...
Yani bu kitap mücadele etmeyi göze alanlar için değil, içsesini duymaya cesaret gösterenler ve kendine doğru yolculuğa çıkmaya hazır olanlar için yazılmış...’’


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2020
₺26,60

Şırnaklı bir ailenin üç kuşağından kadınların anlattıkları bir destan elinizdeki. İçerisiyle dışarısı arasındaki sınırın kanla, ölümle, savaşla, sürgünle çizildiği bir destan. Ruken’in büyüme hikâyesi, bir coğrafyanın kuruluş hikâyesi aynı zamanda. İnsanların, değerlerin, umut ve korkuların, kayıpların, ihanetlerin, direncin coğrafyası. Öyledir destanlar, fiziksel bir mekânda, tarihsel bir zamanda geçerler ama bunları aşan bir gerçeklikleri vardır. İnsanın en derin hakikatlerinden bahsederler.

Hakikatin eğilip büküldüğü, tanınmaz hale geldiği, yalanlarla seyreltildiği bir çağdayız. Tarih ne ki? Coğrafya ne ki? O zaman, işte yeniden destanlara dönüyoruz. Yeniden öğreniyoruz, değer neymiş, korku neymiş, direnç, ihanet, umut, kayıp… Ölüm neymiş.

Zeliha’nın, Ruken’in, Delal’in, Meryem’in, Roza’nın, Gulê’nin, Hêja’nın yaşadıkları, anlattıkları, Jînda’ya emanet ettikleri hikâyelerden. Derve bir halkın yüzyıllık tarihine tanıklık etmenin yanı sıra, dinleyen/okuyan herkesin kendi hakikatiyle ilişkilenmesine, onu kurmasına el veriyor. Aksu Bora (Önsözden)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 286
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2020
₺62,40

“Yol, herkeste heyecan yaratır, ister iş için olsun ister tatil. Ama benim amacım ikisi de değil.

Ne iş için seyahat ediyorum, ne de kısa bir tatil için.
Yirmi beş yaşına kadar cevaplayamadığım sorulara yanıt  bulmak üzere yola çıkıyorum.

Daha önce kimi zaman bir aylık, kimi zaman üç aylık seyahatlere çıkarak cevapları bulmaya çalıştım.

Bu sefer çok daha büyük bir adım atıyorum, bunu sadece yola ait olarak deneyeceğim.

Bu yüzden elimde tek yön bir bilet var.

Biliyorum, çok cesur bir karar bu.

Belki yapamayacağım, belki bir ayda geri döneceğim, belki de hayatım tamamen değişecek.

Küçük bir ihtimale şans verdim ve bu riski göze aldım.

Yapamasam da olmadı der ve denemiş olmanın huzurunu yaşarım.

Şimdiye kadar hayatta ne istemediğimi anladım, ne istediğimi ise hâlâ bilmiyorum.

Bütün sınırlarımı kaldırıp merak ettiğim her şeyi yolda deneyimleyerek kendimi bulmaya çalışacağım.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺56,58

Hesse’nin henüz yirmi yaşında kaleme aldığı Hermann Lauscher (Hermann Lauscher’den Kalan Yazılar ve Şiirler) bir tür “kendini arayış” olarak değerlendirilebilir. Hesse, sonrasında “gençlik günahı” diye nitelediği kitabının ilk baskısına (1900 sonu) yazdığı Önsöz’de Hermann Lauscher’de yer alan metinlerin gizemini şu sözlerle açıklar: “Hermann Lauscher ismi bu kitapla ilk kez kamuoyu önüne çıkıyor. Lauscher’in yabancı bir isimle basılan yazıları, fazla geniş sayılmayacak belli bir okur kitlesince çok iyi bilinmektedir. Ne yazık ki bu dünyadan göçüp gitmiş yazar, sırrını açıklamamı ve ölümünden önce basılmış yazılarını kendisine mal etmemi yasaklamış bulunuyor.”

“Acı kavrayış, kavrayışsızlıktan iyidir ve kim bir kez kendini gözlemleme ve itiraf etmenin tehlikeli yoluna girmişse, beklenmedik ve üzücü de olsa, sonuçlarına katlanmalıdır.”

Yıllar içinde Lauscher’e ne zaman bir göz atayım desem, çıkarıp atmak ya da değiştirmek istediğim pasajlarla karşılaştım, örneğin Günlük’ün başındaki Tolstoy üzerine kaleme alınmış, gençliğe özgü, kibirli, aptalca sözler... Ne var ki gençlik portremde geçmişe dönük tahrifat yapma hakkına sahip olduğumu sanmıyorum...

Hermann Hesse, 1933


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺24,00

“Kızım kaydıraktan kayarken yine sevinç çığlıkları atacak. Ama babasına dönüp o yumuşacık eliyle kıyıyı göstererek ‘Bak deniz!’ demeyecek. Diyemeyecek. Bir hüzün inecek güzel, ışıltılı gözlerine. Eliyle denizi değil babasını arayacak, karanlıkta el yordamıyla bu durumdan, bu yalnızlıktan, bu kahrolası ayrılıktan bir çıkış yolu arar gibi. ”

“Dilay’a daha güzel, daha özgür, insana ve doğaya daha saygılı bir ülke bırakacağımızdan kuşkuluyum. Yine de karamsarlığı atmaya çalışıyorum üzerimden. Kızım bugünkünden farklı bir ülkede büyüyecek. Gazetecilerin casusluk, akademisyenlerin hainlik, yazarların teröristlik suçlamalarıyla hapsedilmediği, demokratik değerlerin umutla yeşerip dere boylarında hışırdayan kavaklar gibi salındığı bir Türkiye’de.”

Nedim Gürsel otobiyografik anlatı unsurlarıyla kurmacayı ustalıkla harmanladığı bu kitabında küçük kızı Dilay’ın sevinçli, kimi zaman da buruk dünyasını anlatmakla kalmıyor, baba olmanın anlamı üzerine de düşünüyor. Edebiyattan yolculuklara, şehirlerin ruhuna, yine keyifli bir okuma serüvenine davet ediyor okuru.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺64,78

“Giysiler Ne Anlatır? sadece bir moda kitabı değil. Seda'nın tecrübeleriyle koşut olarak yakın moda tarihini aktarırken irdelediği pek çok konu var. Geçtiğimiz yüzyıllara ait korse, mini etek, smokin ceket gibi anahtar objeler, 80’lerdeki marka ve logo diktatörlüğü, 90’lardaki süpermodellerin imaj yüklemesi, blogger’larla editörlerin tartışması, feminizmin geçirdiği evreler ve modaya yavaş yavaş hükmetmesi, Batı’nın güzellik kavramındaki değişimlerin Türkiye’ye ayarlanmış merceklerle incelenmesi, modayla ilgili değerlerin nasıl dönüştüğü, kısıtlı basılı materyallerin dolaştığı zamanlardan, Instagram’ın egemen olduğu günümüz dünyasına geçiş gibi birçok meseleyi aktarırken izlediği kişisel yol, onun herkesten ayrılmasına sebep oluyor. Bence yazarın en önemli özelliği, neyi anlattığından çok, nasıl anlattığıyla ilgili.

Türkiye’ye özgü yaşamın ani sıçrayışlarının sokaktaki insana olan etkisini ve modanın Türk insanı için değişen anlamlarını, biraz gülümseyerek, biraz burkularak ama hep başınızla onaylayarak okuyor ve yavaş yavaş sindiriyorsunuz. Giysiler Ne Anlatır? moda tarihinin buğulu atmosferini okura öylesine etkileyici bir biçimde yansıtıyor ki, kendi gerçekliklerinizden apayrı, nostaljik bir yolculuk içinde, yazarla el ele yürüyormuş gibi hissediyorsunuz.

Seda Yılmaz’ı şimdiye kadar tanımadıysanız, bu kitapla onu sadece tanımakla kalmayacak, aynı zamanda yeni bir dostla, kahve ve lokum eşliğinde, içinizi ısıtan, öğreten sıcacık bir sohbet etmiş olacaksınız.”

Bora Aksu, Moda Tasarımcısı
 
“Bir çırpıda okudum, tadı damağımda kaldı. Moda sadece moda değildir, zaten ‘sadece moda’ diye bir şey de yoktur.”

Aksu Bora, Yazar ve Akademisyen


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺36,40

O Haydarpaşa Garı ki birçok yabancısını aniden denizle ve tarihi yarımadayla karşı karşıya bırakır. Şehir bilhassa orada kendisini göstermekte ve o yabancıya “Şehri hissetmek istiyorsan önce görmen gereken budur” demektedir. O cesareti gösterdikten sonra bir sokak, hiç değilse bir sokak sizi kendisine çekecektir. Sonra günü geldiğinde o sokaktan artık kopamayacağınızı anlayacaksınızdır. Tabii şehirden de... Ancak vakti geldiğinde... Çünkü bu mavi unutulmaz...

Erbil de bu maviye, semanın anlattıklarına kendisini kaptırmış birçok hikâye tutkunu gibi meftun anlaşılan. Mavinin farklı ışıkları... Bundan kaçamazdık. İstanbul’un rengi daha çok mavidir çünkü.

Mario Levi

Tuval, rengarenkti diyemeyeceğiz doğrusu.

Lakin tam siyah beyaz da değildi.

Maviydi ama ışıklıydı.

Ressamın zihni belli ki karışıktı...

Ressamın üç gözü vardı.

Üç farklı bakış açısı, üç ışık, üç renk, üç Devrim, üç Erbil...

Söylemek gerekir ki tablo harika bir şiirdi.

Devrim Erbil de resimlerin şair-i azamıydı.

Uğur Batı

Mario Levi ve Uğur Batı, O Meftunu Olduğunuz Mavi’de, yaşayan en büyük ressamlarımızdan Devrim Erbil’in tablolarıyla, İstanbul’un renklerinde, izlerinde ve gizemlerinde bir duygu yolculuğuna çıkıyor… Edebiyat ile resmin iç içe geçtiği bu özel eser ayrıca bir zaman tanıklığı… Görmek, bilmek ve hissetmek isteyenler için… Herkes kendi rengini bulabilsin diye…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 19,5 / 22
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 1.2020
₺82,00

Kendimizle ve ötekiyle karşılaşmalar.

Karşılaşmalar hep sürer. Bir şeyle karşılaşmamızın bittiğini sandığımızda bile artık o şeyin yokluğuyla karşılaşırız. Hem iç hem de dış dünyamızda... Bu karşılaşmalarla dönüşür, birleşir, ayrılır; hayatımızı bu karşılaşmalardan inşa ederiz. Karşılaşma dediğimiz, ötekiyle bir araya gelmeyi, yüzleşmeyi, kendini açmayı ve karşı tarafın açılmasını içeriyor. Karşılaşmalar ilişkileri doğuruyor, birlikteliği sağlıyor. Karşılaşmalarla beraber değişiyoruz, ilişkilerin dönüştürücü işlevi sayesinde başka biçimler alıyoruz.

Psikoterapist Tuğçe Isıyel, kendimiz ve ötekiyle kurduğumuz ilişkilere, yaşamdaki türlü karşılaşmalara dair yazdığı denemeleri okurlarla buluşturuyor.

Psikoterapi odasında, sokakta, evde gözlemlenen insan hallerinin edebiyattan psikanalize, sinemadan mimariye uzanan biçimlerini ele alıyor. İnsanın ve ilişkilerinin karanlıkla aydınlık taraflarına, var oluşun sürekliliği ve değişkenliğine incelikle göz atıp bilinçdışının izini sürme konusunda cesaretlendiriyor. İçimizdeki bize, ona ve başkalarına yeni bir pencereden bakma fırsatı veriyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13,6 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺48,38

Beşir Ayvazoğlu’nun gözünden Turgut Cansever…

Turgut Cansever sadece büyük bir mimar ve şehirci değil, doğru bildiği yolda kavgasına tek başına devam edecek cesarete bir düşünce adamıydı…

Yaptığı işi ciddiye alan, başladığı her işi aynı titizlik ve ciddiyetle bitirmek isteyen…

Kısa yoldan daha çok kazanmak isteyenlerin birlikte çalışmak istemedikleri bilge mimar…

Ayvazoğlu’nun gözünde “bir karakter abidesi”…

Turgut Cansever’le sohbetlerini gözden geçirip yeni bir düzenlemeyle tekrar okur karşısına çıkarıyor Beşir Ayvazoğlu. Başta mimari olmak üzere bütün sanatların asli görevinin “Dünyayı Güzelleştirmek” olduğuna inanan Turgut Cansever, hayatı, mücadelesi, dünya görüşü, estetik anlayışı ve İstanbul sevdasıyla yeniden can buluyor bu kitabın sayfaları arasında.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 174
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2019
₺40,67

Hesap Lütfen, restoranların ne zaman, nasıl ve neden ortaya çıktığından, dışarıda yemek yemenin zaman içinde farklılaşan işlevine, ülkemizin yemek kültürünün kendine has özelliklerine ve değişen yeme alışkanlıklarımıza kadar uzanan bir perspektifte dışarıda yemek yemenin yüz yıllık hikâyesini anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2019
₺36,40

Uras Benlioğlu, Youtube dünyasının en ünlü isimlerinden…

Her gün MİLYONLARCA insan onun videolarını izliyor…

Bunu nasıl yapabiliyor?

Nasıl milyonlarca insanın takip ettiği bir Youtuber olunuyor?

İlk kez bir Youtuber herkesin merak ettiği bu soruları yanıtlıyor.

Uras Benlioğlu, Anne Ben Youtuber Oldum kitabıyla; Youtube dünyasının sırlarını, milyonlarca takipçiye nasıl ulaştığını, çekim tekniklerini, diğer Youtuberlarla olan ilişkilerini ve merak edilen birçok şeyi anlatıyor.

***

“Biliyorum videolarım çok kötüydü. Daha iyisini yapacağım diyordum, daha da kötü oluyordu.

Çünkü yaptığım videolardan keyif almıyordum. Ne yaparken ne de izlerken mutlu olmadığım bir videoyu başkaları neden izlesindi ki…

Günlerce düşündüm ve en sonunda şunu fark ettim:

Ben gerçekten gülüyorsam izleyenler de gülüyor. Ben gerçekten eğlenirsem izleyenler de eğleniyor.

Ben gerçekten merak edersem izleyenler de merak ediyor.

Kendini bulmak aslında Youtube kanalının gidişatını belirlemenin en önemli yolu.

Kendin ol!”

Uras Benlioğlu

₺41,90

Özenle seçilmiş resim ve fotoğraflarla dolu bu kitapta, Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ndeki eşyalar üzerinden İstanbul’u ve kendi hayatını anlatmaya devam ediyor...

Eski İstanbul taksilerinden kalabalık aile fotoğraflarına, ev ev gezen terzilerden gazino-sinema çevrelerine, Boğaz ve yalı kültüründen çay içmeye ve kahvede oturup kâğıt oynama alışkanlıklarına uzanan kitap, aynı zamanda Pamuk’un on beş yılda kurduğu ilginç müzenin hem hikâyesi hem de kataloğu.

Pamuk, Masumiyet Müzesi’nden yola çıkarak hazırladığı bu yaratıcı kitapta, eşyaların, manzaraların, gündelik hayatımızın tuhaf, göz kamaştırıcı ve sıradan ayrıntılarında yeni anlamlar keşfediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 19 / 22
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 11.2019
₺92,40
1 2 3 ... 15 >

Anlatı Kitapları

Anlatı Kitapları  kategorisinin en önemli örneklerini sizler için bir araya getirdik. Ödüllü kitaplarında yer aldığı bu listeden istediğiniz yazarın istediğiniz kitabına hızlıca erişebilirsiniz.Kapıda ödeme imkanı ve kredi kartına vade farksız 6 taksit imkanı ile hızlıca kitap siparişi verebilirsiniz. %50'ye varan indirimlerle ucuz kitap siparişi vermek için en doğru adres olmaya devam ediyoruz.

Çerez Kullanımı