Fransız tarihçi Prof. Claude Cahen, "Türkler, atalarının göçebe olmasından bir eziklik duyarlar." diyor. Gerçekten, Anadolu'ya ayak bastığımız ta XI. yüzyıldan bu yana, gerek Selçukluların, gerekse Osmanlıların göçebe sözcüğünü işitmeye bile katlanamayıp neredeyse dilden çıkarıp atmalarına bakılacak olursa, Prof. Cahen'a hak vermemek de olanaksızdır doğrusu. Çünkü, Osmanlılar sanki bu yüzden tarihlerini bile dğiştirmemişler, ta Tazminat'a kadar okullarda Osmanlı Tarihi yerine İslam Tarihi okutmuşlardır. Öyle ki, Prof.Cahen'in bu konuyla ilgili olarak eziklik sıfatını kullanmasını da, onun Fransızlığına mı yormak gerektir, kim bilir... Burada hemen şunu da belirtelim ki, bu kitap, adından da anlaşılacağı gibi, ne tarihle ilgili bir araştırmadır, ne de toplumbilimsel bir inceleme...  Salt, bir  yazarın yazınsal çalışmaları sırasında kalemine veya aklına takılan sorular, notlardır kesinlikle... Birtakım derkenarlardır yani... Ola ki bir yeni tartışmaya yol açar iyi niyetiyle yayımlanmıştır ve de... Biline ve bir kusur varsa, affola...

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı :280
En / Boy :
13,5 x 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺43,50

Türk tarihi neredeyse mö 3000’lerde başlayip günümüze kadar uzanan, orta avrasya’nin çok geniş coğrafyasinda varliğini sürdüren ve çeşitli türk kavimlerinden oluşan bir ulusun tarihidir. Türklerin salt bir göçebe topluluk olmaktan ziyade “hareketli yaşam” tarziyla birlikte yari-yerleşik ve yerleşik olarak ifade edilen yaşam tarzlarini da sürdürdükleri bilinmektedir.

Türk mimarisinin kisa tarihi, yaşar çoruhlu’nun 30 yili aşkin süredir iç ve orta asya ağirlikli akademik çalişmalari ile orta asya ve türkiye’deki çeşitli araştirma gezileri sonucu ortaya çikmiş özet mahiyetinde bir eseridir. Sanat tarihçileri, mimarlik tarihçileri ve arkeologlar için başvuru niteliğinde olabilecek bu eserde, türk mimarisinin ne tür bir zemin üzerinde ve hangi bileşenlerle doğduğu, iç asya’da ortaya çikarak türklerin milattan önceki devirlerden bu yana yaşadiği orta avrasya bölgelerine nasil yayildiği örnekleriyle açiklanmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 472
En / Boy : 12 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺39,42

Türk tarihinin şifreleri hangi boylarda saklı?

Türklerin kara kutusu Töles boylarının önemi ne?

Türk ismiyle kurulan ilk devlet Göktürkler kimlerdir? Göktürk modeli, Türk yönetimlerine nasıl referans oldu?

Bilge Kağan, Türk milletine ne vasiyet etti? Yazıtları nasıl okumak lazım?

Türk ilinin yüreği Ötüken nasıl bir yer?

Papa Roma’yı esirgemesi için Attila’ya nasıl yalvardı?

Çin sarayını yanındaki yiğitlerle bastığı anlatılan Kürşad kimdir?

Türk ordusunun kuruluşu neden Mete’ye dayandırılıyor?

Türklüğe ait kavramlar ve semboller neler?

Bu kitapta Türk adının anlamından başlayarak yaşadıkları coğrafya, boyları, kurdukları devletler, inançları, kültür dünyaları ve sosyal yapıları, devlet yönetim şekilleri, Çinliler ile ilişkileri, destanları, orduları, şehirleri ve kahramanları, İslamiyet öncesi Türklere dair merak edilenleri Pelin Çift sordu, Ahmet Taşağıl cevapladı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2022
₺39,50

Doğayla bağları, şamanik ritüelleri, tanrı ve tanrıçalarıyla görkemli bir medeniyet.

Türk Mitolojisi ilk çağlardan günümüze izini sürebildiğimiz mitlere ve destanlara odaklanıyor. Zamanla kaybolan ya da İslamiyet sonrası şekil değiştiren mitolojik öğeleri merak eden herkesin evinde mutlaka bulunması gereken bu kitap, sadece mitlere değil Türk kültür ve sosyal yaşantısının da dününe ışık tutuyor. Merve Köken, zengin Türk mitlojisinden unsurlar, içinde mitik ögeler bulunduran destanlar, toplumsal izler taşıyan ritüel ve söylenceler eşliğinde okurlara zengin bir kaynak kitap sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 136
En / Boy : 11.5 / 17.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺26,60

Türk tarihinde sayısız bilge hükümdar ve yöneticiler çıkmıştır. Her birinin derin izler bıraktığı bir gerçektir. Bunların içinde sivil idaredeki başarıları, yaptığı planlar, ürettiği stratejiler, savaş meydanlarında gösterdiği cesaret ve askerlik yeteneği bakımından ünlü Gök Türk devlet adamı Tonyukuk çok dikkat çekmiştir.

Tonyukuk, her şeyden önce bilgeliği ile Türk tarihinde çok özel bir yere sahiptir. Gerçekleştirdiği bilgece hareketlerden dolayı hem kağanların ve yöneticilerin hem de milletinin saygınlığını da kazanmıştır.

Tonyukuk Yazıtları da 1897 yılında bulunduğu günden itibaren Türk dili uzmanları tarafından defalarca çalışılmıştır. Biz de bu çalışmada Çince tarihi metinlerde Tonyukuk ile ilgili bilgileri topladıktan sonra kendi yazdıkları ile bir araya getirdik. Tonyukuk’un içinde bulunduğu Gök Türk devlet modelinin Türk tarihini bütün halinde anlamakta çok değerli olmasını dikkate alarak böyle bir bölüm ilave ettik. Ayrıca Gök Türklerin meydana getirdikleri kağanlıkları ele aldık. Bu çalışmanın kendi alanına bilimsel bir farklılık getireceğine inanıyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺52,80

İstanbul’un belki de en karanlık zamanı...
Bütün İstanbul tarihinin içinde sadece 57 yıl sürmesine rağmen Bizans’ı fazlasıyla etkilemiş ve çöküşüne neden olmuş bir süreç...
Ateş, kan ve kin dolu bir dönem.
İstanbul’un Latinler tarafından istilası ve kurulan Latin Krallığı...
Sayısız İstanbul tarihi kitabı içinde hep ihmal edilmiş, üzerinde çok az çalışılmış bir konu.
Bu dönemde Bizans halkı sürgün edilmiş, İstanbul soyulmuş, yakılmış, yıkılmış ve tahrip edilmiş... Latin kralları taç giymiş, Ayasofya bir Katolik katedrali olmuş, Tapınak Şövalyeleri İstanbul sokaklarında dolaşmış.
İstanbul’un Latin dönemiyle ilgili yaşanan kaynak eksikliğini kapatmak için uzun süredir sürdürdüğümüz araştırmalarımızı bir araya getirdiğimiz bu kitapta bütün dönem kaynaklarını titizlikle orijinal dillerinde ve tercümelerinde taradık. Ülkemizde adı bile duyulmamış kaynaklara ulaşıp iz sürdük ama en önemlisi yıllarca büyük bir aşkla yürüttüğümüz İstanbul araştırmalarının bazı sonuçlarını da sizin için yazıya döktük.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2020
₺44,80

Kafkasya halkları arasındaki efsaneye göre; “Tanrı Dünya’yı dengede tutsun diye Kaf Dağı’nı yarattı. Daha sonra Terekemeleri bu dağa bekçi yaptı.” Terekemeleri bu efsaneye konu yapan, tarihin bu zaman diliminde; yani kavimler göçü olarak bilinen dördüncü yüzyılın son çeyreğinde, Kür boyları ve Derbent geçidini tüm güçleri ile kahramanca savunmalarıdır. Yaşadıkları coğrafi bölge istila ordularının ve göç yollarının üzerinde olduğundan, Dünyayı sarsan bu büyük kitle hareketleri döneminde yurtlarını inatla ve yiğitçe savunan Terekemeler, tarihleri boyunca zalimin zulmüne boyun eğmemiş, her daim özgürlük ve hürriyet mücadelesinin ön saflarında yer almışlardır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺21,60
₺30,00

Bu kitapta Türklerin kökeni, Türk adının anlamı, Türkçülük, Turancılık ve Türklerin MÖ 2.000’li yıllardan gelen tarihi; Asya Hunları [MÖ 209- MS 216] ve Ak Hunlar [MS 420-557] bir bütün olarak ele alınmış ve dönemin en özgün yönleri -kimi zaman günümüzle bağlantılar kurularak- bir siyaset bilimci gözüyle incelenmiştir. Yani antikacının dükkânındaki kıymetli eşyalar tarihsel süreç gözetilerek tasnif edilmiştir. Bu bakış açısıyla, Hun tarihinin incelenmesinin tarihimizdeki önemli bir ihtiyacı karşılayacağı düşüncesindeyim.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 281
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2019
₺24,00
₺32,00

Dünya tarihine damga vuran Attila, Avrupalıların her daim hafızasında yer etmiştir. Attila’nın etrafında şekillenen Avrupa Hun tarihi batılıların çok ilgisini çekmiş ve yüzlerce kitap, roman ve makalelere konu olmuştur. Ne yazık ki, ülkemizde, bu Türk hükümdar Attila ile ilgili yazılmış bir iki kitap haricinde bir kaynak yoktur. İşte bu ihtiyaçla yola çıkılmış ve Avrupa Hunları’nın en özgün yönleri bilimsel kaynaklara dayanılarak sade bir dille anlatılmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 166
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2019
₺34,50
₺46,00

Ailemin Türkiye’ye mübadele ile gelmesi ve onlardan dinlediklerim, kazanlı olan hocam Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat’ın yanında çalışmam,uzun yıllar görev yaptığım Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde 1917 Bolşevik ihtilalinden sonra Sovyetler Birliği’nden kaçmış bulunan öğretim üyeleri ile temasım ve Türkiye’de yaşayan pek çok Türkiye dışından gelen Türkler ile tanışıklığım, benim eskiden beri bu sahalarla ilgilenmeme sebep teşkil etmiştir. Bunun sonucu olarak meslektaşlarımın ısrarları üzerine uzun yıllar vermekte olduğum Türk Dünyası Tarihi ile ilgili ders notlarımı bir araya getirip, bastırmaya karar verdim. Öğrenciler ve tarih meraklıları ilkokuldan beri Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihi okuduklarından bu alanlarda az çok bilgi sahibi iken, hiç tanımadıkları bir coğrafya, çeşitli devletler, olaylar ve kişilerin ele alındığı Türk dünyası tarihi ile ilgili konuları takip etmekte epeyce zorlanmakta idiler. Türk dünyası çok geniş bir zaman ve coğrafyayı içine aldığından burada daha çok İran, Türkistan ve Karadeniz’in kuzeyindeki bölgeler üzerinde durulmuştur. Eserin az da olsa bu alandaki boşluğu dolduracağına inanıyorum.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 250
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺45,75
₺61,00

Talât Paşa’nın Son Günlerine

En Yakından Şahit Olmak…

“siyasî hayatımda hiçbir vakit hissiyatıma kapılmadım, hiçbir vakit şahsımı ve akrabamı düşünmedim. Birçok kimseler beni eski arkadaşlarıma karşı nankörlükle itham ederler. Bu, kat’iyen doğru değildir. Yaptığım bütün fedakârlıklar vatan endişesi ve umumun selâmeti neticesidir. Beni yakından tanıyanlar bunu tasdik ederler. Tanımayanlar da bir gün hakikat karşısında bunu tasdik ve itiraf edeceklerdir.”

- Talât Paşa

Osmanlı Devleti’nin son yılları, birçok Türk gencinin bağımsızlık aşkına ve bu aşkla birlikte verdikleri uzun soluklu mücadelelere sahne olmuştur. Bugün tarihçilerin ve meraklıların yakın tarihimizle ilgili sık sık adını andığı paşalar, sadrazamlar, âlimler, şairler ve devlet görevlileri bilhassa bu dönemde ortaya çıkmıştır. 1908 İhtilâli’ni düzenleyen ve bu tarihten itibaren 1918’e kadar devletin yönetiminde birinci derecede rol oynayan siyasî cemiyet İttihat ve Terakkî Cemiyeti, Osmanlı’nın son yıllarına damgasını vurmuştur.

Cemiyetin kurucularından olan Talât Paşa, özellikle 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin hem iç hem de dış siyasetine yön vermiş bir devlet adamıdır. Ermeni Devrimci Federasyonu Daşnaksutyun’un aldığı İttihat ve Terakkî erkânının öldürülmesi kararı neticesinde 15 Mart 1921 günü Berlin’de Soghomon Tehliryan adındaki bir Ermeni tarafından tabanca ile vurularak şehit edilmiştir.

Arif Cemil Denker’in elinizdeki eseri Talât Paşa’nın Son Günleri, İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin en önemli icraatçılarından biri olan paşanın son günlerini anlatarak, alanındaki çok önemli bir açığı kapatıyor. Okuyucuları, kitabın sayfalarını çevirdikçe son anlarına kadar paşanın gölgesi yapıyor, mektuplar ve fotoğraflar eşliğinde bir belgesel lezzeti sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺51,00

Karşılaştıklarında Ne Konuştular?
Mimar Sinan - William Shakespeare
Osman Hamdi Bey - Friedrich Nietzsche
II. Abdülhamid - Oscar Wilde
Barbaros Hayreddin Paşa - Niccolo Machiavelli
Yirmisekiz Mehmed Çelebi - Voltaire

William Shakespeare doğduğunda Mimar Sinan Süleymaniye’de Kanuni Sultan Süleyman için türbe inşa ediyordu. Mimar Sinan öldüğünde ise William Shakespeare Romeo ve Juliet’i yazıyordu. Bu iki önemli dâhi, yaşamlarının yirmi dört yılında aynı güne uyanıp aynı güneşe baktılar... Peki ya karşılaşmış olsaydılar…

Osman Hamdi Bey ile Nietzche Paris’te, bir gece yarısı kapanmakta olan bir sergide, bir tablonun başında karşılaşsaydı ya da II. Abdülhamid ve Oscar Wilde İngiltere’de bir baloda, herkesten uzakta baş başa sohbet etseydi… Peki Barbaros Hayreddin Paşa ile Machiavelli’i bir mağaranın girişinde savaş planları yaparken görseniz ne düşünürdünüz?

Bu kitap önemli tarihsel kişilikleri yine onların eserleri üzerinden bir araya getiriyor ve tadına doyulmaz, çok farklı bir popüler tarih okuması çıkıyor ortaya. Osmanlı ve dünya tarihinin sayfalarına bir de bu gözle bakın.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2020
₺24,00

Cepheden Coğrafyaya
Adım Adım Sakarya…

Milli Mücadele’nin düzenli ordu döneminin başındaki 1921 yılı muharebelerinin (1. ve 2. İnönü Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya Meydan Muharebesi) tamamı dokuz ay gibi kısa bir sürede, henüz güç terazisi Yunanlar lehine iken gerçekleşmiştir. Aradaki kuvvet farkına rağmen Türk Ordusunun Yunanları durdurabilmesinin, hatta geri püskürtebilmesinin en önemli sırrı elindeki kısıtlı imkânları en doğru şekilde kullanması olmuştur.

Bunu başarabilmek için muharebeler süresince sadece tümen ve alayların değil, taburların, hatta bazen bölüklerin bile yerleri değiştirilmiş, nerede açılan bir gedik varsa oraya bulunabilen bütün kuvvetler sevk edilmiştir. İşte, Sakarya Meydan Muharebesi’ne dair bugüne kadar yazılanları zor anlaşılır kılan bu askeri zorunluluktur. 22 gün ve gece boyunca oradan oraya nakledilen askeri birlikler, değişen komutanlar, taktikler, muharebeleri biraz daha ayrıntılı öğrenmek isteyen okuyucunun kafasının karışmasına neden olmaktadır. Bir harbin öyküsü, o muharebelerin geçtiği coğrafya bilinmeden anlatılamaz.

Harp tarihi sadece arşivdeki askeri belgelerden ibaret değildir. Burada karşımıza “Harp Coğrafyası” şeklinde yeni bir kavram çıkıyor. Sakarya Meydan Muharebesi’nin coğrafyasını herkesin anlayabileceği şekilde ortaya koymak, muharebenin tarihi ile bütünleştirmek bu çalışmanın temel amaçlarından birisidir.

Bağımsızlık destanımız olan Milli Mücadele’nin düzenli ordu safhasında, cephedeki iki yılı ele alan serinin bu ilk kitabında, bir milletin son ocağını savunmak için doğru liderin etrafında birleşmesi ve verdiği ölüm kalım savaşı anlatılıyor.

Sakarya Meydan Muharebesi şimdiye dek görülmemiş bir ciddiyetle ve titizlikle Selim Erdoğan tarafından yeniden kaleme alındı. Sakarya: Türk Bitti Demeden Bitmez, içerdiği muharebe atlasıyla ve özel fotoğraflarıyla Milli Mücadele dönemini yeniden aydınlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺85,00

Türkiye’nin devlet olarak yazgısını etkileyen temel antlaşmalardan olan Sèvres Barış Antlaşması, Lozan Antlaşması’nın bir antiteziydi. Yıkılma ve yenilgiyi kanıtlamak için olduğu kadar birikmiş bir hesaplaşma isteğinin tüm öğelerini içermek üzere kaleme alınmıştı.

Birinci Dünya Savaşı, denizaşırı sömürge imparatorlukları dışındaki imparatorlukların yıkılmasıyla sonuçlanmıştı. İmparatorluk olarak dağılan devletlerin Avrupa kıtası üzerinde yaşamları, biçim değiştirerek sürüp giderken, Türk ulusunun Avrupa kıtasından, sade imparatorluk olarak değil, soy ve ulus olarak da atılma ve varlığını yok etme çabaları hızlanmıştı.

Türkiye’ye karşı gözü dönmüş bir yobazlığa evrilen düşmanlığın “Türk’ü Avrupa’dan atalım” temasını nasıl işlediği bu yapıtta, belgelere dayanılarak ele alınıyor.
Osmanlı Devleti’nin yaşamının son büyük siyasal belgesi olan bu antlaşmanın hazırlık dönemindeki toplantı tutanak ve belgeleri ülkeyi bugün bile meşgul eden birçok sorunu anlamak açısından büyük değer taşıyor.

Nihat Erim hükümetinde dışişleri bakanı olarak da görev yapmış olan, akademisyen, diplomat Osman Olcay’ın büyük bir titizlikle ortaya çıkardığı; Sèvres Barış Antlaşması için yapılan toplantıların ve çeşitli konferansların tutanaklarının ve bunlara sunulan belgelerin çevirisinden oluşan bu kitap, o dönem büyük emperyalist Batı devletlerinin −ya da onların temsilcilerinin− bağnaz soy ve din anlayışlarına, kendi aralarındaki acımasız çıkar kavgalarına, ekonomik sömürü düzenini sürdürme çabalarına ışık tutuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 936
En / Boy : 16,5 / 22
Kağıt Cinsi : Şamua
Basım Tarihi : 12.2019
₺149,90

Bilge Tonyukuk ve Yazıtı...

Gerçeğe en yakın bilgilerle Tonyukuk kimdi? Unvanları ve görevleri nelerdi? Yazıtında neler anlatmaktaydı? Tarih boyunca Tonyukuk ve yazıtı ile ilgili hangi çalışmalar yapıldı?

Türk adının ilk kez geçtiği Türk runik harfli metinler içerisinde, üzerinde en çok konuşulmuş olanı kuşkusuz Tonyukuk yazıtıdır. Bizzat Tonyukuk’un zihninden ve dilinden çıkan bu yazıt, hem tarihî olaylara teferruatıyla yer vermesi hem de Türk diline ve kültürüne yaptığı katkılar neticesinde oldukça önemli bir konumdadır.

Tonyukuk yazıtı ilk bulunduğu günden bugüne kadar genellikle dil araştırmacıları tarafından incelendi. Özellikle tarih araştırmacıları, Çin kaynaklarında verilen bilgilerden hareket ederek Tonyukuk’un kim olduğu konusunda yoğunlaştılar.

İşte ilk kez bu kitapla, hem Çin kaynaklarındaki olaylar hem de yazıttaki olaylar karşılaştırılmış oluyor. Yazıttaki her cümle ve sözcükte yer alan şifreler çözülerek hem Tonyukuk’un kimliği hem de yazıtının değeri ortaya konuyor. Çin kaynaklarıyla eski Türk yazıtlarında açıkça ifade edilmemiş olsa da yazıtta yer alan iğneleyici ve buruk ifadelerle Tonyukuk’un Bilge Kağan’la yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.

Tonyukuk tarihten günümüze, büyük işler başaran Türk büyükleri arasında şüphesiz ki en üst sıralardadır. Diğer yandan tarihî Türkçenin söz varlığına yaptığı katkılarıyla, Türk kültürüyle ilgili sağladığı verilerle ve belki de en önemlisi Köktürk tarihi için paha biçilemez bilgiler vermesiyle, Tonyukuk yazıtı ölümsüz konumdadır.

“Taşa Kazınan Tarih”, “Sibirya’da Türk İzleri” kitaplarıyla Orta Asya Türk tarihini ana kaynaklarıyla günümüze taşıyan Erhan Aydın bu kez Tonyukuk’u ve yazıtını yeniden gündeme taşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺51,00

İki Türkmen Hanedanı: Karakoyunlular ve Akkoyunlular

14. yüzyıl ortalarına doğru İran ve Doğu Anadolu’nun doğusunda siyasi hayatına başlayan iki devlet: Karakoyunlular ve Akkoyunlular… Onların mücadelelerini sadece siyasi olarak değerlendirmek, bu iki Türkmen aşiretinin Türk tarihine yaptığı katkıyı kavrama noktasında yetersiz kalacaktır. Karakoyunlu ve Akkoyunlu mücadeleleri sadece iki aşiretin mücadelesi olarak yorumlanmamalı, Anadolu ve İran coğrafyasının Türkleşmesinin hızlanması açısından da oldukça kritik bir yere sahip olduğu muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır.

Her ikisi de Oğuz boyunun farklı aşiretlerinden oluşuyordu ve İlhanlı Devleti’nin bölgedeki hâkimiyetini kaybetmesiyle ortaya çıkmışlardı. Anadolu topraklarında Osmanlı Devleti, Kadı Burhâneddîn, Mutahharten, Memlûkler ve diğer beylikler arasında hâkimiyet mücadeleleri devam ederken Karakoyunlular ve Akkoyunlular yaşam sahalarını genişletme çabalarına devam etmişlerdi. Onların hâkimiyetleri neticesinde birçok Türkmen aşiret bölgeye yerleşmiş ve hatta bunların bakiyeleri tarafından İran’da Safevî Devleti kurulmuştu. Bugün Iğdır ve Kars başta olmak üzere Doğu Anadolu’nun bir kısmında, İran ve Azerbaycan’da kullanılan Azerîce denilen doğu Oğuz veya Türkmen lehçesi, bu iki siyasi oluşumdan kalan miraslardandır.

Muhsin Behrâmnejâd bu eserini, İran’da Kitab-ı Diyarbekriyye, Tarih-i Âlem Ârâ-i Eminî ve Cevâhirü’l-Ahbâr gibi dönemin en önemli kaynaklarını dikkate alarak hazırlamıştır. Serdar Gündoğdu ile Ali İçer, tercümeleriyle ve notlarıyla eseri Türk okuruna sunmak için son hâline getirmiştir.

Karakoyunlular – Akkoyunlular bu devletlerin siyasi teşekkülleri konusunda sade, kısa ve birinci el kaynaklara dayanan çalışma ihtiyacını karşılama noktasında vazgeçilmez bir başucu eseri olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺42,50

Muhafaza/Mimarlık, Türkiye’nin bir koruma tarihidir. Tanzimat’tan başlayarak Menderes dönemi sonuna kadar İstanbul’un mimarlık mirasıyla ilgili koruma politikaları ve ideolojilerini inceler. İktidarların, mimarların ve aydınların yaklaşımlarını araştırır ve sonunda ortaya çıkan koruma proje ve uygulamalarını irdeler. Derlemenin bir de “Ek” bölümü var: “Harabe Kavrayışının Tarihi”. Nur Artun bu bölümde, bir sembolik iktidar gösterisi halini aldığı Rönesans’tan başlayarak 20. yüzyıl totaliter rejimlerine kadar etkili olan “harabe” kültüne ışık tutuyor. Koruma politikaları tarihiyle bir alegori olarak harabenin bağlantılarına işaret ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 183
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺38,25

İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile esen özgürlük havası, toplumun tüm katmanlarında coşkuyla karşılanmıştı. “Hürriyet, Adalet, Müsavat, Uhuvvet” şiarıyla yola çıkılmış ve bu kelimeler matbuattan efemeraya madalyalardan çocuk elbiselerine kadar hemen her yerde çılgınca kullanılmıştı.

Meşrutiyet’i Çok Sevmiştik, bu hürriyet ortamını farklı bir bakış açısıyla dönemin ruhunu ve atmosferini yansıtacak şekilde sergiliyor. Önemli bir kısmını Gazanfer İbar’ın kendi koleksiyonundan derlediği ve İkinci Meşrutiyet’in renkliliğini yansıtan gazeteler, dergiler, kartpostallar, mendiller, posterler, sigara kâğıtları, defter kapakları, albümler, marşlar ve rozetler görsel bir şölen sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 20 / 27,5
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2019
₺154,00

“329 senesinde Rıdvan Nafiz Bey, Küçük Türk Tarihi adıyla bir eser çıkarmış olup çocuklar için yazılan ve millî tarihimizi en güzel bir şekilde vülgarize eden eserin önsözünde şu satırlar vardır:

Bak ataların ne diyor: “Türk oğlu! Senin bir vazifen, büyük, pek büyük bir vazifen var. Kollarının kuvvetini, damarlarının kanını, ruhunun ateşini hep o vazifeni yapmak için sarf etmelisin: Dile ve bütün varlığınla uğraş ki; Türklük yine dünyaya buyursun, Türk bayrağı her şeyin üzerinde yükselsin, Türk vatanı kurtulsun. Türk vatanı… Fakat bu yalnız Türkiye değildir. Hayır arslan oğlu! Türkiye sana pek küçük gelir. Türk vatanı, Türk ayağının bastığı, Türk dilinin söylendiği, Türk mezarının bulunduğu yerlerdir. Türk vatanı; ‘Turan’ denen o geniş ülkedir ki tarih Türklüğü oraya bağlamıştır.”

On iki, on üç yaşlarında iken okumuş olduğum bu esere ve yukarıdaki satırlara ben de Türkçülüğümü borçlu olduğum için onu burada ehemmiyetle kaydetmeyi yerinde buldum.”

Hüseyin Namık Orkun, Türkçülüğün Tarihi

Türk milliyetçiliğinin güneşi yükselirken, 1913 yılında yayımlanan Küçük Türk Tarihi, gençlere millî tarihi bütünlüklü bir şema içerisinde anlatmak suretiyle Türkçü tarih yazıcılığının ilk örneklerinden biri olma şerefini de kazanır. Rıdvan Nafiz, bu tarihi kaleme alırken amacını da şöyle açıklamıştır: 

“… kardeş, bugün Türklük karanlıklar içindedir, senden ışık bekliyor, Türklük hastadır, dermanını sen vereceksin, dedelerinin yastık yerine kılıca yaslanarak kazandığı mübarek topraklar üzerinde dünkü uşaklarımızın kirli bayrakları dalgalanıyor, onları sen parçalayacaksın. “Ölmüş kavmi sen diriltecek, yoksul kavmi sen zengin edecek, çıplak kavmi sen giydireceksin.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 76
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺13,26

Kuvayı Milliye'nin Kuruluşu

En Uzun On Beş Gün

Elinizdeki kitap Yunan birlikleri İzmir’de Kordonboyu’na çıktıktan sonra yaşanan yoğun sürecin kısa tarihidir. Kuvayı Milliye’nin sancılı doğum günlerini gün gün anlatıyor…

Osmanlı İmparatorluğu İzmir’i işgal eden emperyalist gücün coğrafyasında yenilgiye uğramış bir batıktır. Eğer bütün olaylar o günün dünyasında evrensel enlem ve boylamlarına oturtulmazsa, ufuksuzlaşır. Alev Coşkun, bu ufku da değerlendiren bir çalışmanın gerçekçi yöntemiyle, İlkkurşun Tepesi’nde Kuvayı Milliye’nin Yunan askerleriyle ilk kez nasıl göğüs göğüse çatıştığını anlatıyor; işgal ordusuna halk direnişinin ilk sayfasıdır bu, bir dönüm noktasıdır.

Kitabın yazarı yapıtını hazırlamak için ilginç bir zaman seçmiş; Türkiye’de bugün “yeni mandacı”ların sesleri duyuluyor; ülkenin parçalanmasından söz açılıyor, Sevr yandaşları Lozan’a karşı çıkıyor, Kuvayı Milliye ruhu ile alay edilmeye çalışılıyor. Sanırım önümüzdeki günlerde “kurtuluş” tarihimize her zamankinden daha çok başvurmak zorunda kalacağız.

- İlhan Selçuk


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 424
En / Boy : 13,7 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2019
₺50,90

Pierre Loti doğu topraklarına, ilgiyi ve sevgiyi de aşan bir sadakatle bağlıydı. Masmavi çinileri ve kubbeleriyle camilere, huzur veren mezarlıklara, sandallarla kapanan denize hayran olduğu kadar; saygılı, vicdanlı, dürüst ve hırstan uzak hayatlarıyla dikkatini çeken Türk halkını da hemşerilere özgü bir samimiyetle seviyordu.

Türklere uygulanan zulmü, baskıyı sansürsüz bir şekilde yazdı ve baskının hasebi olarak gördüğü Batı’yı sert bir dille eleştirdi. Bu nedenle Türklerin sempatisini kazanırken, başta Fransa olmak üzere Avrupa’nın aşağılamalarına, hakaretlerine maruz kaldı.

1913 yılında basılan bu kitabında, özellikle 1. Dünya Savaşı ve Balkan Harbi sırasında Türk halkına yaşatılan acıyla birlikte, insan haklarından ve ilerlemeden dem vuran ülkelerin bu acıya kayıtsızlığının örneği niteliğinde yazışmalar var.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 104
En / Boy : 11.5 / 17.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺14,25
₺19,00

Türklerin İslâmiyet’e geçişi, Türk ve dünya tarihinde büyük önemi haiz olup en çok merak uyandıran konulardan biridir. Elinizdeki bu kitap, ilk olarak 1959'da neşredilip büyük ilgi görmüş ve birkaç defa basılmıştır. Kitabın yazarı İsmail Hami Danişmend, hem İslâm kaynaklarını hem de Batılı araştırmaları kullanmıştır. Eser, Danişmend'in tek cildi yayımlanmış olan İzahlı İslâm Tarihi Kronolojisi'ne giriş olarak kaleme alınmıştır. Yazar, bugün hâlâ bazılarınca dillendirilen Türklerin kılıç zoruyla ihtida ettikleri iddiasına karşı çıkmış ve Türklerin ihtida sebeplerini delilleriyle ortaya koymaya çalışmıştır. Kitapta ayrıca Arap ordularının Türklere mağlup olması, Emevilerin ırkçılığı ve Türk düşmanlığı, eski Türk dini ile İslâmiyet’in benzerliği, Türklerle ilgili hadisler, İslâm âlemindeki parçalanma ve cismanî hâkimiyetin Türklere geçmesi gibi meseleler Danişmend'in eşsiz üslubu ile kaleme alınmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 221
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺28,08

Ey Allah'ım, sana müvekkil oldum ve bu cihatla sana yaklaştım, senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. Bu sözlerim, gerçek duygularımı ifade etmiyorsa beni yanımdaki yardımcılarımı ve askerlerimi yok et! Eğeriçtenliğimi kabul ediyorsan düşmanlarakarşı bu cihatta bana yardım et ve beni muzaffer bir sultan kıl!

Sultan Alparslan

Ahmet Şimşirgil, Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün safhalarını anlattığı Kayı'dan sonra, şimdi de Otağ ile eski Türkleri anlatıyor. Orta Asya'nın derinliklerindeki Türk imgesi, ezberbozan bilgiler ışığında bir kez daha parlıyor. Şimşirgil, serinin Otağ 3- Horasan'dan Anadolu'ya Selçuklular/Sultan Alparslan adını verdiği üçüncü kitabında Cend'den atılan Selçuklu okunun Malazgirt'te Sultan Alparslan komutasındaki orduyla Anadolu'ya düşerek bu toprakları nasıl yurt edindiklerini tüm yönleriyle anlatıyor.

- Yedi iklime hükmetmiş Osmanlı Devleti'nin ataları Selçuklular kimlerdi?
- Nasıl yaşarlardı, dinî anlayışları nelerdi?
- Büyük Selçuklu Devleti'nin temellerini atan Dandanakan Savaşı'nda neler yaşandı?
- İki Türk-İslam devletini karşı karşıya getiren sebepler nelerdi?
- Selçuklu devlet teşkilatının temellerini atan ünlü vezir Nizamülmülk kimdir?
- Selçuklu Sultanı Alparslan'ı sultan yapan savaş hangisiydi?
- Anadolu'yu Türk yurdu yapan Malazgirt Savaşı'nı hazırlayan sebepler nelerdi?
- Malazgirt Savaşı nasıl cereyan etti? Hala konuşulan sonuçları nelerdir?
- Sultan Alparslan esir İmparator RomanosDiogenes'e nasıl davrandı?
- Yiğitliği, mertliği, İslam'a bağlılığı ve siyasi/askeri dehasıyla Türk coğrafyasına damgasını vuran Sultan Alparslan nasıl vefat etti, vasiyeti neydi?

Tüm bu soruların cevaplarıyla birlikte Türklerin efsanevi komutanı Sultan Alparslan ve Malazgirt Savaşı hakkında merak edilen/şimdiye kadar söylenmemiş her şeyi bu kitapta bulacaksınız


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺56,00

Türkiye Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın oğlu Kılıçarslan, büyük bir komutan ve adaletli bir hükümdar olmasıyla nam salmıştır. Daha genç bir delikanlıyken esir olarak tutulduğu Tebriz’deki kaleden kardeşi Tokay ile birlikte kaçan Kılıçarslan, bundan sonra yepyeni bir hayata yelken açar… Artık İran Selçuklularının elinden kurtulmuştur. Anadolu’ya doğru dörtnala at süren Kılıçarslan, özlem duyduğu İznik’e kavuşacakken yolda Sümbül’e rastlar. Hayatına büyük bir aşkı da katan Arslan, Sümbül’ü de yanına alarak İznik’e varır. Herkes Kılıçarslan’ın, yani hükümdarlarının geldiğinin farkındadır. 

Bu sırada Anadolu, Haçlıların tehdidi altındadır… Ordularının başına geçen Kılıçarslan, Haçlılar ile amansız bir mücadeleye girişir. Asırlardır İslâm’ın sancağını hakkıyla taşıyan Selçuklulardan olan Kılıçarslan’ın mücadelesi sayesinde Tarih, Türk milletinin asırlardır bu sancağı nasıl taşıdığına tekrardan şahit olacaktır…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺31,50

N. Besarya büyük riskler alarak, kendi toplumunun iyiliği ve Türklere rağmen yeni bir Türkiye için İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu.

Nicolae Iorga Makedonya doğumlu bir Romen olan Besarya Efendi, 1906 yılından itibaren İttihat ve Terakki Cemiyeti içerisinde yer alan ilk Hristiyan'dır. Birinci Dünya Savaşı'na kadar Cemiyet'in bütün faaliyetlerine aktif olarak katılan, Meclis-i Ayan üyeliği ve Nafia Nazırlığı da yapan Besarya Efendi'nin hatıraları 2. Meşrutiyet dönemine farklı bir bakış açısıyla ışık tutmaktadır. Hatıraların bir özelliği de Sultan 2. Abdülhamid, Sultan 5. Mehmed Reşad, Enver, Cemal ve Talat Paşalar ve daha birçok devlet adamı hakkında kapsamlı bilgiler vermesidir. Cemiyet'in üyesi olmasına rağmen olayları dışarıdan bir gözlemci gibi soğukkanlı değerlendirmesi Besarya Efendi'nin anlattıklarını değerli kılmakla birlikte İttihatçılar hakkında kalıplaşmış pek çok önyargının haksızlığını da ortaya koymaktadır.

- İttihatçı liderlerin kişisel özellikleri nelerdir?
- 31 Mart İsyanı sırasında İstanbul'da neler yaşanmıştır?
- İttihatçıların Türkçülük politikası İmparatorluğun diğer etnik unsurları üzerinde nasıl bir etki yapmıştır?
- I. Balkan Savaşı sonunda düzenlenen Londra Konferansı'nda neler yaşanmıştır?
- Osmanlı İmparatorluğu'nun I. Dünya Savaşı'na girişinin perde arkasında neler yaşandı?

Gibi birçok soruya cevap veren bu eser ilk defa Romence aslından çevrilerek İttihat ve Terakki dönemi üzerine ciddi araştırmalarıyla tanınan Doç. Dr. Nevzat Artuç tarafından yayına hazırlandı. Meşhur tarihçi Nicolae Iorga'nın önsöz yazdığı Besarya Efendi'nin bu hatıratı, İttihat ve Terakki literatürünü alt üst ederek Osmanlı İmparatorluğu'nun en tartışmalı yıllarının anlaşılması noktasında tüm tarih okurlarına farklı bir kapı aralayarak o günleri daha iyi anlamalarını sağlayacak.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺52,00

Yenisey yazıtları eşliğinde tarihteki Türk varlığı...

Türk tarihinde Yenisey Yazıtları’nın önemi nedir? Yenisey Yazıtları, Türklerin tarih sahnesine çıkışlarına dair neler söylemektedir? Tarihte Türk izini sürebilmek için ciddiyetle araştırılması gereken yazıtlar ve incelenmesi gereken coğrafyalar hangileridir? Prof. Dr. Erhan Aydın hem bu soruları cevaplıyor hem de daha önce bozkır Türklerinin tarihine ilk yazılı belgeler ışığında baktığı “Taşa Kazınan Tarih: Türklerin İlk Yazılı Belgeleri” adlı eserinin açtığı yolu genişletiyor.

18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren keşfedilen ve bilim dünyasınca bilinen Yenisey Yazıtları, satır sayılarının azlığı ve düzensiz yazılmış olmaları nedeniyle, özellikle Türk dili alanı dışında çalışan araştırmacıların ilgisini çekmemiştir. Bu yazıtların tamamının tarihsiz oluşu ve günümüz mezar taşlarındaki veciz ifadelere benzeyen kalıplaşmış ibare ve cümleler içermesi de bu yazıtlara olan ilginin az oluşunun bir başka nedenidir.

Türklerin Sibirya’daki varlığına dair en önemli kaynak olan Yenisey Yazıtları, az satırlı olmasına rağmen bazı tarihî olaylara işaret etmesi nedeniyle çok büyük bir işleve sahiptir. Yapılan her çalışmada bu işaretler yoluyla Türk tarihinin Sibirya bölgesindeki izleri ortaya çıkmaktadır.

Erhan Aydın, Türk runik harfli metni, transkripsiyonu ve Türkçe çevirisini alt alta verme sistemini bu çalışmasında da sürdürüyor ve böylece okuyucunun sürekli sayfa karıştırmasının önüne geçiyor. Her yazıtın altında bulunan özel kaynakçayla ise o yazıtla ilgili bütün yayınlar bir araya getirilmiş oluyor.

“Sibirya’da Türk İzleri: Yenisey Yazıtları”, şimdiye kadar yazıtlara dair yayımlanmış olan eserler içinde en kolay okunan bir rehber niteliğinde...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 512
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺51,00

Bir millet, tarihi, iktisadi ve siyasi birçok düşmanlıklar, fenalıklar ve idaresizlikler yüzünden yoksul düşmüş ve geri kalmış bulunabilir. O milletin bunu gören, duyan ve acıyan evlatlarına düşen birinci vazife, bu asaleti çamurlardan ve sefaletlerden kurtarıp çıkarmaya ve yükseltmeye çalışmaktır. Bu da ancak milli benliğimize ve milli enerjimize inanmakla olur.

Milli benliğe inanmak, Türk milletinin mukaddes haklarına, faziletlerine, kabiliyetlerine, cevherine ve asaletlerine inanmak demektir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 20,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺15,60
₺20,00

Dört bin yıllık Türk tarihinin önemli bir safhasını teşkil eden İslam öncesi Türk tarihi günümüzde sürekli artan bir ilgiye mazhar olmaktadır. Bunu hem akademik hem de popüler açıdan rahatlıkla iddia etmek mümkündür. Evlerin adresleri olduğu gibi insanların da adresleri vardır ve bu adresleri atalarıdır. Diğer uluslar gibi Türk ulusu da nereden geldiğini, atalarının kimler olduğunu hep merak etmiş, bu nedenden ötürü bu konuya eğilen eserlere de ciddi bir ilgi oluşmuştur. Bu ilgiyi geleceğin öğretmenleri olacak üniversite öğrencilerinin de duymamaları mümkün değildir. Bu çalışma, hem doğru bilgiyi vermek hem de ilgilenenleri doğru kaynaklara yönlendirmek amacıyla yapılmıştır. Dönemi ele alan literatürde, isim ve terimlerin yazılışı ve okunuşu konusunda tam bir birliktelik olmasa da bu tartışma ve karmaşa en aza indirilmeye gayret edildi. Zevkle okunması dileğiyle…

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 302
En / Boy : 16 / 23.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2020
₺66,60

MS IV. Yüzyılda yaşamış Antakya doğumlu bir Romalı tarihçi olan Ammianus Marcellinus, asıl olarak Roma ordusunda kıdemli bir subaydır ve hayatının sonraki dönemlerinde uzun bir tarih kitabı yazmıştır. MS 96 yılından 378 yılına kadarki uzun dönemin tarihini yazan Marcellinus’un günümüze MS 353 ile 378 yılları arasındaki anlatımı ulaşmıştır. Siyasi tarihin yanı sıra diğer birçok temanın bulunabileceği bu zengin eser, Geç Roma İmparatorluğu olarak adlandırılan bu dönem için başvurulan en önemli kaynaklardan biridir.

Roma İmparatorluğu’nun özellikle Cermen, Sâsâni ve Got düşmanlarıyla mücadele içinde geçirdiği bu dönemi kapsayan eser, Bizans’a evrilmeden önce Romalıların devleti, dinî ve sosyolojik yapısı ile ilgili olduğu kadar diğer topluluklarla ilgili de zengin bir kaynaktır. Ayrıca Hunlardan bahseden ilk kaynaklardan biri olması eseri Türk tarihi açısından önemli konuma getirmektedir. Eser, Latince aslından ilk defa Türkçeye çevrildi ve geniş giriş bölümü ve destekleyici notlarla beraber hazırlandı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 659
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺56,00
₺70,00

Selçuklu tarihinin sıra dışı makamı: Vezirlik…

Selçukluların siyasî ve idarî teşkilat yapısı nasıldı? Bu yapıda vezirler nasıl bir öneme sahipti? Selçuklu vezirleri nasıl bir eğitim ve yetiştirilme sürecinden geçerdi? Vezirlerin işlevleri, ayrıcalıkları ve riskleri nelerdi? Selçuklularda vezirlik makamı neden zayıfladı? Selçuklularda sivil idarenin işleyişindeki bozukluklar nelerdi? Sivil ve askeri yapı arasındaki güç ve yetki dengesi nasıl bozuldu? Sivil idarenin etkinliği neden tamamen ortadan kalktı?

Carla L. Klausner’ın Arapça ve Farsça birincil kaynakları kullanarak hazırladığı bu çalışma, genelde devlet teşkilâtı ve özelde ise Tuğrul Bey’in 1055’te Bağdat’a girişinden Irak’ta son taht vârisi 2. Tuğrul’un 1194’deki ölümüne kadar devletin merkez bölgesindeki (Irak ve İran) vezirlik müessesesi hakkında özgün ve derinlikli bilgiler sunma amacı taşıyor.

Batı Asya’da İslamî devlet yönetimi meselesiyle başlayan kitabın ilk bölümünde Selçuklularda merkez ve eyalet yönetimi, ulemânın rolü, kadının işlevi, sultan ve halife arasındaki ilişki derinlemesine inceleniyor. Böylece Selçuklu devlet teşkilatının zayıflıkları ortaya çıkmış oluyor. İkinci bölümde Selçuklu vezirlik makamı tüm teferruatıyla masaya yatırılıyor: İşlevleri, seçimi, eğitimi ve yetiştirilmesi, dinî kökeni, kültürel kökeni, menfaatleri, vezirliğin ayrıcalıkları ve riskleri…

Son bölümdeyse Selçuklu tarihinin en hassas meselelerinden birine değiniliyor: Sultanın manipüle edilmesi ve vezirlik makamının zayıflaması, sivil idarenin işleyişine askerî müdahale.

Selçuklularda Vezirlik: Sivil İdare Üzerine Bir Araştırma (1055-1194), alanının en önemli kitaplarından biri olarak tarihçilerin başucunda yer alacak bir eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺68,00

Selçukluların Türk-İslam tarihi içerisindeki varlığı, Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar uzanan Türk devletler zincirinin halkalarının tamamlanmasını ve mirasın aktarılmasını sağlamıştır. Türk-İslam mefhumu Selçuklular ile birlikte gerçek manada vücut bulmuştur. Anadolu’yu 75 sene içinde Türkiye yapan bu güç, Osmanlı’nın Avrupa’daki ilerleyişinin de siyasî-askerî ve sosyo-kültürel zeminini hazırlamıştır.

Selçuklular Cend’den başlayıp Konya’da nihayet bulan tarihleri dâhilinde kazandıkları sayısız büyük zaferlerin yanında Türk ve Dünya tarihine yön veren birçok hükümdar ve devlet adamı yetiştirmişlerdir.

Bu kitapta, onların hataları ve sevaplarıyla yaptıkları fiillerin kronoloji ile siyasî tarihin arasında sıkışmış bölümleri ele alınmıştır. Burada hikâyeler şeklinde anlatılanlar Selçuklu tarihinin içerisinde bu tarihe renk katan, insanlara farklı bakış açıları sunabilecek, gidişata yön veren ve hepsinden önemlisi kaynaklarda aktarılan olaylardan derlenmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 21 / 13,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺44,00

Bu Kitap bundan 40 -50 yıl önce Türk toplumunun "umuda yolculuk" için Batı'ya kitlesel göç gelişmelerinin verilerine daynan "geçmiş gelişmeleri yeni kuşaklara taşıma" amlamında bir "belgesel kaynak" olarak hazırlanmıştır. Türk tarihinde önemli bir kitlesel açılma deneyimini tarihsel bir "belge"olarak yeni kuşaklara sunarken , Batı'daki Türk diaspoasının oluşum ve değişimine de ışık tutulacağı umulmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 342
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺27,00
₺36,00

Tarihi ekranlar vasıtasıyla her yaşa yeniden sevdiren Cansu Canan Özgen, Bilge Kağan çağından başlayıp Gazi Mustafa Kemal Atatürk dönemine kadar uzanan süreçte, Türk tarihinde iz bırakmış olan büyük isimleri, alanında uzman tarihçilerle konuştu. 

Bilge Kağan kimdir? Orhun Yazıtlarının Türk tarihindeki yeri ve önemi nedir? Türk Kağanlığı adlı devlet hangisiydi? Prof. Dr. Ahmet Taşağıl anlatıyor.

Nizamülmülk’ün gerçek adı neydi? Nasıl bir eğitim aldı? Selçuklu tarihindeki önemi neydi? Doç Dr. Erkan Göksu anlatıyor.

Sultan Alp Arslan’ın asıl hedefi Anadolu muydu? Alp Arslan’a niçin “Fethin Babası” denilmiştir? Romanos Diogenos’a nasıl davranmıştır? Prof. Dr. Cihan Piyadeoğlu anlatıyor.

Emir Timur neden “Sultan” unvanını kullanmamıştır? Kendisini yeni bir Cengiz Han olarak mı görüyordu? Ankara Savaşı hiç olmayabilir miydi? Doç. Dr. Mustafa Alican anlatıyor.

Hızır Reis, nasıl Barbaros Hayreddin Paşa’ya dönüşmüştür? Akdeniz’deki Türk korsanları kimlerdi? Korsanlar nasıl yaşarlardı? Doç. Dr. Emrah Safa Gürkan anlatıyor.

“Kanuni” unvanı Sultan Süleyman’a ne zaman verilmiştir? Şehzade Mustafa neden katledilmiştir? Batılılarca Muhteşem Süleyman olarak tanınmasının sebebi nedir? Prof. Dr. Feridun M. Emecen anlatıyor.

Sultan II. Abdülhamid Panislamcı mıydı? Theodor Herzl ile olan görüşmesinde neler konuşulmuştu? Neden bir kesim Kızıl Sultan, bir kesim Ulu Hakan demiştir? Prof. Dr. Necmettin Alkan anlatıyor.

Atatürk hangi cephelerde savaştı? Soyağacı biliniyor mu? Kitaplarla arası nasıldı? Cumhuriyet fikri nasıl doğdu? Prof. Dr. İlber Ortaylı anlatıyor.

Orta Asya’nın bozkırlarından Avrupa’nın kapılarına, Hunlar’dan Osmanlı’ya, Kanuni’den Atatürk’e Türk tarihinin önemli çağları, imparatorlukları ve komutanları Türklerin Büyükleri’nde anlatılıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺51,00

Ünlü Sumerolog Muazzez İlmiye Çığ, bu çalışmasında, Türkler ile Sumerliler arasındaki kültür ve dil bağlantılarını bir araya getirerek "Sumerliler Türklerin Bir Koludur" diyor. Çığ’ın ilk kanıtı ortak adlar... Altay Dağları’nın en yüksek noktasının adı, Üç Sumer Dağı. "Durun" hem Türkçe’de hem de Sumerce’de "yurt" demek. Sumercede "kur" Türkçe’de "kurgan" yeraltı demek. Sumercede "dingir" Türkçe’de "tengir" tanrı demek. Sayılar da Türk-Sumer bağlantısına tanıklık ediyor... Sumerlilerde 7 dağ aşmak, 7 kapı geçmek, 7 kat gök, 7 tanrısal ışık, 7 ağaç, bu sayının önemini belgeliyor. Yazar; Tufan Efsanesi, Hıdrellez, Binbir Gece Masalları, Ergenekon, Bahar ve Yeniden Doğuş Bayramı, Dede Korkut Masalları, Cem Ayinleri ile de Türk-Sumer kültürel yakınlığını gözler önüne seriyor. Ve kamuoyuna sesleniyor Muazzez İlmiye Çığ: "Ben bir yol açtım. İsteyenler bu yolda yürüyerek tezimizin savunmasını yapar, onu daha ilerilere götürür, Batı’nın gözüne sokar. Ben elimden geleni yaptım, kitabın gereken ilgiyi görmesi en büyük isteğim."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 279
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺30,00

Kuzey bozkırlarında asırlarca yurt tutmuş ve egemengüç olarak yaşamış olan Türkler zamanla tarihi süreçtebu hareketli coğrafyanın üzerinde akışkan kavimlerarasında yavaş yavaş egemen güç olmaktan çıkıp Çarlık döneminde yönetilen yerli unsur halinedönüşürler.

Oysa ki Doğu Avrupa’dan Çin’e kadar İşçiarılar gibi ticari ve ekonomik sahada hizmet verenTatar Türkleri böyle bir kaderin muhatabı olmamalıydı.İdil-Ural, Kırım, Kafkasya, Sibirya ve Türkistan’a kadaruzanan bütün Rusya Müslümanları Sovyetler Birliğidöneminde daha da ağır şartlarda tam bir milletlerhapishanesine dönüşen bir hayatı yaşamak zorundakaldılar.

Usul-i Cedit hareketi merhum İsmail Gaspıralı ilesomutlaşan ve daha sonra bütün Rusya Türkleriarasında tabanda herkesin inandığı milli kimlikli vekarakterli olarak çağdaşlaşma idealinin bir aracı halinegelmiştir.

Bu eser, Rusya Müslümanlarının 1905-1917 yıllarıarasında Rusya’da Menşevik dönem olarak bilinenevrede Rusya Müslümanlarının eğitim alanındabaşlayarak hayatın her sahasında gelişme amaçlıgiriştikleri Usul-i Cedit hareketini ve sonuçlarınıirdelemek üzere daha önce hazırlanmış olan YüksekLisan tezini temel alarak güncel kaynaklardan daistifade edilerek hazırlanmıştır.

İlk akademik çalışma sürecinde derin birikimindenistifade imkânı bulduğum değerli hocam NadirDevlet’e, yetişmemde katkısı olan tüm hocalarıma vebeni her zaman destekleyen aileme teşekkürü bir borçbilirim.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 21,5 / 30
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺28,50
₺30,00

Dünyanın dört bir yanını saran Cihan Harbi, Batı tarihçilerince uzun yıllar bir Avrupa savaşı olarak işlenmiştir. Avrupa dışı gelişmeler “tali” unsurlar olarak görülmüştür. Osmanlı’nın bu savaştaki rolü çoğu kez “marjinal” olarak nitelenmiştir. Osmanlı toprakları paylaşılmayı bekleyen bir ganimettir ve savaşta aktif bir rol oynaması beklenmez. Oysa Osmanlı, Cihan Harbi’nde yedi düvele karşı üç kıtada savaşmıştır. Galiçya’dan Arabistan çöllerine, Kafkasya’dan Süveyş’e Osmanlı ordusu seferberdir. Kaldı ki Osmanlı için Cihan Harbi, 1912’de Balkan Harbi ile birlikte, hatta daha cesur davranılırsa 1911’de Trablusgarp Savaşı ile birlikte başlamıştır. Balkan Harbi, Cihan Harbi ve Milli Mücadele bir bütünün parçalarıdır.

Batı tarihçiliğinin bu konudaki aymazlığını sorgulayan tek bir kitap vardır. O da bir Fransız subayının yazmış olduğu ve Büyük Harpte Türk Harbi başlığı altında Türkçeye çevrilecek olan La Guerre Turque dans la Guerre Mondiale adlı eserdir. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın konumu uzun yıllar bu kitaptan izlenir. Büyük Harpte Türk Harbi askeri tarihimiz için son derece önemli bir başvuru kaynağı ve bir klasiktir. Nitekim bunu daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında Erkân-ı Harbiye de görmüş olacak ki, kitap, Fransızca yayınlanışından kısa bir süre sonra üç cilt olarak şerhlerle Türkçeye kazandırılmıştır.

Fransızların “edition critique” dedikleri yöntemle gerçekleştirilen çeviri, yazarın eleştirisi ve kimi yerlerde düzeltilerini içermektedir. Çeviriyi gerçekleştiren ve Larcher gibi hem subay hem askeri tarih uzmanı olan Harp okulu öğretmeni Mehmed Nihad, birçok yerde Larcher’nin verilerini sorgulamış ve zaman zaman düzeltmiştir. Bu bağlamda Türkçede yayınlanan üç cilde tam anlamıyla çeviri demek de doğru olmaz. Maurice Larcher’nin bu klasik eserinin, Mehmed Nihad’ın şerhleriyle Latin harflerine aktarılarak Ötüken Neşriyat tarafından okuyucusuna ulaştırılmış oluşu askeri tarihimiz açısından büyük bir kazançtır.

- Prof. Dr. Zafer Toprak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 1192
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺136,50

İslam’ı öyle yaşa ki akıllar dursun. Sen ona buna değil Allah’a kulsun. Biri ecdadıma saldırdı mı hatta boğarım, boğamazsam hiç olmazsa kovarım. Sahipsiz vatanın batması haktır, sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır

Şehamet dini gayret dini ancak Müslümanlıktır. Hakiki Müslümanlık en büyük kahramanlıktır

Mehmet Akif

Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını
Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi
Nice tuğlarla karışmış nice bir at yelesi

Yahya Kemal


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺31,50
₺45,00

Kızılelma, Türk milletinin manevi besinidir. Açlar yiyecek bulamadıkları zaman nasıl faydasız, zararlı, hatta zehirli nesneleri yerlerse; Türk milleti de “Kızılelma” kendis!ine yasak edildiği için marksizm ve kozmopolitizm gibi zararlı ve zehirli fikirlere el uzatıyor

Kızılelma ülküsüne “tehlikeli maceracılık” diyenler, bugünkü Araplar ile Yahudiler’e bakıp düşünmelidirler. Hele Yahudiler 2000 yıl önce kaybettikleri vatanlarını yeniden ele geçirmek ve yalnız kitaplarda kalmış olan İbrani dilini diriltip bir konuşma dili haline getirmek uğrundaki çalışmaları ile dünyaya örnek olmuşlardır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺28,00
₺40,00

Emirlere mutlak itaat lazımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır

Türk Töresinin bir şartı da yüksek vazife duygusudur. Vazifeyi her ne pahasına olursa olsun yapmaktır. Diğer bir şart, toplum uğrunda her çeşit fedakârlığı yapmaktır. Millete hizmet yolunda şahsi menfaatlerden, şahsi zevklerden feragattir. Vazgeçmektir. Kişiler kendilerini millet için feda ederler. Türk Milleti'nin büyüklüğü böyle yükselecektir. Onu sizler yaşatacak, sizler yükselteceksiniz. Türk Töresinin en önemli bir gereği de sır saklamaktır

Alpaslan Türkeş

Uğruna ölmekse seni yaşatmak bin kere ölürümde adına leke sürdürmem, gururdur namustur bayrak ve sancak, aksa da kanım zalimi güldürmem.

Necip Fazıl


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 126
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺35,00
₺50,00

Türküm diyemeyenlerin yeni jargonu "Osmanlı Torunuyum" Osmanlı bir ailedir, Türk ise bir ırk

İlber Ortaylı

Ey koca ve yüce Türk! Devşirmeler seni devşirmeden, sen aklını başına devşir! Çoklar diye korkma, azız diye çekinme

Tonyukuk

Biz ne bolşeviğiz ne de komünist. Birinden biri olamayız; çünkü biz milliyetperver ve dinimize hürmetkarız

Atatürk

Kan dökmeyi seven bir millet değiliz ancak; söz konusu vatansa Dünya'nın şah damarını keseriz

Şehit Muhsin Yazıcıoğlu

Bir milleti yok etmek isterseniz askeri istilaya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla manevi değerlerini, ahlakını soysuzlaştırmak kafidir

Peyami Safa


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 190
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺38,50
₺55,00

“Salâhaddin sağ olduğu ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik bulunduğu müddetçe Kudüs’ü muhasara etmek mümkün değildir.”

İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard

Müslümanların bu gazâdan duydukları sevinç bizim aramızdaki ihtilâf sebebi ile kedere dönmesin. Kinimi söndürmek için düşmanları Müslümanlara güldürecek bir yolu elbette tercih etmem.”

Sökmen

“Beni vuran bu ok, bütün Müslümanlara isabet eden bir musibettir.”

Belek Gazi

“Allah’a yemin olsun ki, şahsım ve İslâm’ın intikamını almadıkça çardak altında gölgelenmeyeceğim.”

el-Melikü’l-Âdil Sultan Nureddin Mahmud b. Zengî

Kudüs’ün Müslümanların elinde olması bahanesiyle ama aslında büyük bir ekonomik yıkım içerisinde bulunan Hristiyan Avrupa’ya yeni ekonomik çıkarlar sağlamak amacıyla organize edilen Haçlı Seferleri 1096 yılından itibaren pek çok kez düzenlenmiştir. Bu seferler İslâm dünyasında birçok olumsuzluğun yaşanmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, Selçukluların Haçlılarla İmtihanı kitabında 1096 yılında başlayan bu Haçlı Seferlerinin günümüzde de farklı şekillerde devam ettiğini söyleyen Muharrem Kesik, bugün yaşananları anlayabilmek için bu seferlerin başlangıç hikâyesini iyi bilmek gerektiğini vurgulamaktadır. Kesik, bu çalışmasıyla bin yıllık“Salâhaddin sağ olduğu ve Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik bulunduğu müddetçe Kudüs’ü muhasara etmek mümkün değildir.”

İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard

Müslümanların bu gazâdan duydukları sevinç bizim aramızdaki ihtilâf sebebi ile kedere dönmesin. Kinimi söndürmek için düşmanları Müslümanlara güldürecek bir yolu elbette tercih etmem.”

Sökmen

“Beni vuran bu ok, bütün Müslümanlara isabet eden bir musibettir.”

Belek Gazi

“Allah’a yemin olsun ki, şahsım ve İslâm’ın intikamını almadıkça çardak altında gölgelenmeyeceğim.”

el-Melikü’l-Âdil Sultan Nureddin Mahmud b. Zengî

Kudüs’ün Müslümanların elinde olması bahanesiyle ama aslında büyük bir ekonomik yıkım içerisinde bulunan Hristiyan Avrupa’ya yeni ekonomik çıkarlar sağlamak amacıyla organize edilen Haçlı Seferleri 1096 yılından itibaren pek çok kez düzenlenmiştir. Bu seferler İslâm dünyasında birçok olumsuzluğun yaşanmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, Selçukluların Haçlılarla İmtihanı kitabında 1096 yılında Hilal ile Haç’ın mücadelesiyle birlikte, Sultan 1. Kılıçarslan’dan Sultan 1. Mesud’a, Danişmend Gazi’den Nureddin Zengî ve Selahaddin Eyyûbî’ye kadar adları unutulmuş kahramanların hikâyelerini tarihin tozlu sayfalarından çekip gün yüzüne çıkarmaktadır.
Bu kitapta şanlı tarihimizin gerçek kahramanlarının hikâyesini bulacaksınız…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺52,50
₺75,00

18. asrın başlarında zaaf gösteren Osmanlı İmparatorluğu, dışta Büyük Devletler’in paylaşma ve parçalama planlarına sahne olmuş, içte ise çeşitli unsurlardan kaynaklanan “milli devlet” esasına göre parçalanma sürecine girmiştir. 18. asrın sonlarında ortaya çıkan bu süreç, 19. asırda iyice hızlanmış, 20. asrın ilk çeyreğinde Osmanlı Devleti ortadan kalkmıştır.

Başını Çarlık Rusyası’nın çektiği Büyük Devletler ilk olarak yayılmacılık ve sömürgecilik emelleri ile Osmanlı toprakları üzerinde genişleme ve yerleşme siyaseti uygulamış, ardından İngiltere, Fransa ve İtalya devreye girerek, en uç sınır noktalarından kademe kademe “merkez”e doğru işgal ve nüfuz alanlarını genişletmiştir.

Zikrettiğimiz bu odaklar, son tutamağımız Anadolu’da bile, bize “hayat ve bağımsızlık hakkı” tanınmamak için içeriden ve dışarıdan akla hayale gelmedik çalışmalar yapmıştır. Ancak vefakâr ve cesur Türk milleti tüm bu saldırılar karşısında yılmamış, İstiklâl Savşı’nda giriştiği bağımsızlık mücadelesini kazanarak anavatan Anadolu’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kurmuştur.

Milletimizin “dünyanın en stratejik bölgesi” olan, üç kıtanın düğümlendiği coğrafyayı yurt edinmiş olması, topraklarımızda yaşanan huzursuzlukların ilk ve en önemli kaynağıdır. Sultan 2. Abdülhamid’in, “Atalarımız, çadırlarını Avrupa sırtlanlarının geçit alanına kurmuşlar. Bu sebeple bizi rahat bırakmıyorlar.” sözünde de ifade ettiği gibi milletimiz “stratejik önemin nimetlerini ve külfetleri”ni yaşamıştır ve bugün de yaşamaya devam etmektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺45,00

Hayatlarını sürdürebilmek için tarih boyunca yer değiştirmekten asla kaçınmamış olan Türkler, bozkır ikliminin sert koşullarıyla da mücadele edebilmişlerdir. Ormanlar, bozkırlar ve su boyları Türkler için yurt edinilecek yerler olmuştur. Eski Çin kaynakları ve arkeolojik verilere göre M.Ö. 3 binlerden itibaren tarih sahnesine çıkan Türkler, atlarını evcilleştirerek ve demir işleyerek nesilden nesile, iklimden iklime yok olmadan varlıklarını korumayı başarmışlardır.

Zorlu yaşam şartlarına rağmen Türkler uçsuz bucaksız bir coğrafya boyunca sayısız siyasi kuruluş ortaya çıkarmış, bu kuruluşlar gelişmiş, yükselmiş ve zamanı geldiğinde yıkılmıştır. Kadim Türk tarihinin eski devirlerine dair eşsiz çalışmalar ortaya koymuş olan Ahmet Taşağıl, bu kez İslam öncesi dönemdeki Orta Asya Türklerinde derin izler bırakmış Hunların, Tabgaçların, Gök Türklerin ve Uygurların kağanlıklarını anlatıyor. Kuruluşlarından itibaren devlet politikalarını, yaşam biçimlerini, kültür faaliyetlerini ve diğer siyasi yapılarla olan irtibatlarını izliyor. Türk tarihinin en önemli figürlerini değerlendiriyor, onların bilinmeyen taraflarını gün yüzüne çıkarıyor.

Orta Asya’nın doğusunda Moğolistan yaylalarında ve ağırlıklı olarak Ötüken bölgesinde yükselen dört büyük kağanlık, bozkırların derinliklerinde birbirinin devamı gibi aynı model üzerinde yükselmişlerdir. Hun ve Gök Türk devlet modelleri ile uygulamaları, Çin kaynaklarının da desteklediği gibi birbirinin devamı gibidirler. Aralarındaki farklılıklar ise hem tarihçilerin hem de tarih severlerin ilgisini yoğun biçimde çekmeye devam etmektedir. Kısacası bilge, savaşçı, korkusuz, sadık ve teşkilatçı Türklerin tarihine ilgi duyan herkes, onları bozkırların macera dolu sayfalarında bulmaktadır.

Bozkırın Kağanlıkları: Hunlar, Tabgaçlar, Göktürkler, Uygurlar, bozkır Türklerini tüm gizemiyle meraklılarına sunuyor, sayfaların arasından nal sesleri duyuluyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺51,00

Kültür ve toplum yapımızda, modern anlamda bir din tarihi şuuru ve perspektifi henüz tam anlamı ile yer almamış, doğal olarak da bir din tarihi metodolojisi gelişmemiştir. Dolayısıyla din alanında “beşer-üstü” ve “ilahî” olan veya başka bir deyişle “zaman-üstü”, “tarih-üstü” ve “evrensel” olanla beşeri, tarihi ve kültürel olanı birbirine karıştırma ve hepsini aynı kategoriye yerleştirme eğilimi, alışkanlığı ve hatta “hata”sı da bu şuur ve metodoloji noksanlığından kaynaklanmaktadır.

Çok geniş bir coğrafyada, oldukça değişik kültür ve medeniyetler, toplumlar ve dünyanın büyük dini sistemleri ile temasa geçmiş bulunan Türklerin dini yaşayışları, son derece zengin bir tarih ve kültür mirasına sahip bulunmaktadır. Bu zengin tarihi ve dini miras, bilimsel ve objektif bir tarihi perspektiften hareketle ele alınıp değerlendirildiğinde, bize milli ve kültürel varlığımız ve hayatımızın tarihi temellerini, gerçek boyutları içerisinde daha doğru bir biçimde aydınlatma imkanı sağlayacağı gibi, bugünkü hayatımız ve kültürümüze de zenginlik katacak, hatta değişen sosyo-kültürel şartlarda bir değişim sürecine maruz kalan buhranlara ve çatışmalara sahne olan toplumumuzun kültürel kimliğinin yeniden inşasına önemli katkılarda bulunacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 512
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺56,25

“Şark milletleri için bugünkü garp medeniyeti toplu­luğuna katılmak­tan, bütün şartları ile katılmaktan baş­ka hiçbir kurtulma çaresi yoktur. Dünyada her şey temelinden değişebilir. Fa­kat geri milletler için esir­liğin yalnız adı ve şekli de­ğişebilir. Bilenler bilmeyenlerle hiç müsavi olur mu?

Bir demokraside en ehemmiyetli şey gazetecilerin, milletvekillerinin, umumiyetle politikacıların ahlak ve karakteridir. Siyasi partiler sicillerinde ahlak ve karaktere baş mevkii verdiler mi, yavaş yavaş bütün aykırılıklar ortadan kalkar. Ahlak ve karakter zaafı siyasi menfaatler için faydalı kaldığı müddetçe de milli murakabenin bizzat kendisi, bütün müesseseleri ile soysuzlaşa soysuzlaşa nihayet iflas etmekten kurtulamaz” diyen Falih Rıfkı Atay, Türkiye’de yeni yeni başlayan demokrasi serüveninin sınırlarını çizmiştir.

Falih Rıfkı, İkinci Cihan Harbi bunalımında kutuplaşan dünyada Türkiye’nin yerinin demokrasiden yana olması gerektiğini hemen her yazısında dile getirmiştir.
Bununla birlikte bilhassa Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili anılara, Trablusgarp, Balkan Harpleri, Birinci ve İkinci Dünya Harplerine ve bunun neticesinde yaşanan göçlere, Milli Mücadele döneminde Anadolu’daki faaliyetlere, inkılap hareketlerine, İkinci Cihan Harbi bunalımının Türk dış siyasetine yansımalarına, Kore Harbi’ne ve Türkiye’nin tutumuna, gündeme dair yazılardan başka sanat ve edebi faaliyetler ile Cumhuriyet döneminin önemli şahsiyetlerine de yer vermiştir.

Osmanlı Devleti’nin yıkılışına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna şahit olan Falih Rıfkı Atay, yaklaşık 70 yıl önce Yeni İstanbul Gazetesi’ndeki kaleme aldığı yazılarla İmparatorluktan Cumhuriyet’e Türklerin serüvenini anlatmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺24,96

Bu kitap, Eskiçağ Tarihçisi Prof. Dr. Mehmet Ali Kaya tarafından akıcı bir dille yazılmış Türkiye’nin Eskiçağ Tarihi başlıklı kitabın devamı niteliğindeki ikinci cildidir.

Bu ciltte Türkiye’nin Hellenistik Çağ Öncesi, yani Demir Devri (İÖ 1. binyıl) Anadolu uygarlıkları olan Geç Hititler, Urartular, Frigler, Lidyalılar, Kimmerler, İskitler, Karialılar, Likyalılar, Aioller, İyonlar ve Persler (Akhaimenidler) ele alınmakta; bu halkların ve devletlerin tarihi, yalnızca siyasi ve askeri bakımdan değil, sosyopolitik, dinsel, kültürel ve ekonomik bakımdan da anlatılmaktadır.

Prof. Kaya’nın akıcı ve anlaşılır üslubunu sürdürdüğü Türkiye’nin Eskiçağ Tarihi II, tarihe ve arkeolojiye ilgi duyan herkese, özellikle üniversitelerin tarih ve arkeoloji öğrencilerine, araştırmacılara ve öğretim üyelerine hitap edecek şekilde kaleme alınmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺51,00

Oğuz Kağan Töresi, Oğuz Kağan’ın farklı Oğuzname nüshalarında yer alan vasiyetleri, öğütleri, tavsiyeleri; Oğuz Kağan’ın söylediği düşünülen özlü sözler bir araya getirilerek oluşturulmuştur. Aslında bu vasiyetler, öğütler, tavsiyeler; Oğuz Kağan’ın söylediği düşünülen özlü sözler Türk toplumunun binlerce yıllık yazılı olmayan anayasası gibidir. Bir araya getirilen bu sözlerin pek çoğu hala Türk toplumunun her kesiminde canlılığını korumaktadır. Bu çalışma ile tecrübelere dayalı olarak yapılması ve yapılmaması gereken ne varsa Türk toplumuna sunulmaktadır.

Prof. Dr. Necati Demir bu çalışmayı hazırlarken Oğuzname’nin bütün nüshalarını tek tek taramıştır. Önce Oğuz Kağan’a ait olduğu ifade edilen sözler toparlanmış, sonra diğer Türk lehçelerinden Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Böylece Oğuz Kağan’a ait vasiyetler, öğütler ve tavsiyelerin tamamı bu çalışmada yerini almıştır. Türklüğün tarih ve efsanenin birbirine karıştığı puslu çağlarından sesi günümüze akseden ulu atası Oğuz Kağan, büyük Türk milletinin yolunu aydınlatmayı hala sürdürmektedir. Benliğimizin ve kimliğimizin millî ruhumuza yerleşen ilkeleri, birincil kaynaklardan derlenerek temel bir metin halinde bu çalışmayla ortaya konulmuştur. İşte bütün bu sebeplerden dolayı Oğuz Kağan Töresi, isimli bu eser hayli ehemmiyet arz etmektedir. Petersburg Nüshası


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 182
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺32,76

Akdeniz Dünyası, Fransızların geleneksel doktora tezi standartlarına göre tartıldığında bile devasa bir kitaptır. İlk basımında onu sıradan bir kitabın hacminden altı kat büyük kılan altı yüz bin sözcükten oluşuyordu. Kitap her biri geçmişte farklı bir yaşam tarzının örneğini sunan üç kısma ayrılmıştı. İlk sırada “insan” ile “çevre” arasındaki ilişkinin “neredeyse zaman dışı” tarihi vardır; sonra ekonomik, toplumsal ve siyasi yapıların tedricen değişen tarihi gelir; ve en son olayların hızlı gelişen tarihi. Bu üçüncü ciltte Braudel okurlarına oldukça profesyonel bir siyasi ve askerî tarih örneği sunar. Braduel tarih sahnesindeki önde gelen simalara ilişkin kısa ama özlü karakter taslakları çıkarır. İnebahtı Savaşı, Malta’nın kuşatılması, 1570’lerin sonlarındaki barış müzakereleri uzun uzadıya anlatılır. (…)

Akdeniz Dünyası gibi bir inceleme yapmayı pek az tarihçi ister, böyle bir incelemeye gücü yetecek tarihçi sayısı ise bundan da az olacaktır. Buna rağmen, bu inceleme hakkında, tıpkı Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı (Akdeniz Dünyası bu romana yalnızca ölçek bakımından değil, aynı zamanda sahip olduğu mekân bilinci ve insan eyleminin beyhudeliği hakkında sezdirdiği şeyler bakımından da benzemektedir) hakkında olduğu gibi, içinde yer aldığı disiplin imkanlarını sürekli genişlettiğini söylemek doğru olacaktır.

- Peter Burke

“Akdeniz’le birlikte uzun bir yolculuğa çıktım, tüm ülkeleri hayranlıkla gezdim ve Akdeniz’deki bütün arşiv depolarına indim… Bu yirmi yılımı aldı.”

- Fernand Braudel


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 654
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺84,00
₺105,00

İlk Türk- Müslüman devleti olduğu kabul edilen Karahanlı dönemi kültürünü günümüze taşıyan eserlerden biri olan Atebetü’l-Hakayık hakkında ciddî çalışmalar yapılmıştır. Fakat bu çalışmalar benzer mevzulardaki diğer eserler hakkındaki araştırmalara nazaran, sayıca azdır.

Türk dili ile yazılmış Türk-İslam döneminin ilk örneklerinden olan Atebetü’l-Hakayık, çok kıymetli bir dil yadigarlarımızdır. Türk dili tarihi ile alakalı olarak 12. yüzyıldan günümüze ışık tutmak, bilgi aktarmak gibi bir vazife görmektedir. Karahanlı Türkçesi ile İslam inancının prensiplerinin manzum olarak sunulduğu metin, dönemin diline dair birçok teknik bilgiyi de bünyesinde barındırmaktadır. Bu derece kıymetli bir eser ile alakalı çalışmaların, kitabın hak ettiği miktarda olmaması, üzücüdür.

Atebetü’l-Hakayık’ın Türkiye’de kitap olarak ilk defa basılışının 100. yıldönümü vesilesiyle gerçekleştirilen bu çalışma ile önce Cenab-ı Allah’ın rızası, sonra da az sayıdaki incelemelere küçük bir katkıda bulunmak murad edilmiştir.

Edip ve şair Ahmed Yüknekî’nin, günümüzden 900 sene önce yazdığı Atebet’l-Hakayık isimli eser, sadece döneminin insanlarına değil, günümüz insanlarına da hitâbetmektedir.
Beyitlerinden birkaç numune:

 Bilgisiz hayatta olsa bile kayıp sayılır. Bilgi sahibi kendi ölse de adı ölmez. Bilgisizin adı ise daha sağlığında unutulur.

 Dili başıboş adam akıllı mı olur? Boşboğaz sözleri, çok başlar yedi. Birini dil ile yaralama; bil ki ok yarası kapanır da dil yarası kapanmaz.

Büyüklenme elbisesini giyindin ise hemen üzerinden çıkarıp at. Halka karşı kibirle göğüs kabarttınsa, dilini hemen düzelt. Allah'ın varlığına ve birliğine inancın belirtisi alçak gönüllü olmaktır. Eğer sen de mümin isen alçak gönüllü ol

 Büyüklüğe erişirsen, aslını şaşırma. Atlas giyersen, bez giydiğin zamanları unutma. Yükseldikçe daha çok yumuşak huylu ol. Büyüğe ve küçüğe tatlı dil kullan.

Sözlerimi bilgi temeli üzerine yerleştirdim. Ey dost, sen de daima bilgiyle birlikte ol. Mutluluğun yolu bilgi ile bulunur. Bilge edin ve mutluluğun yolunu bul.

Adım Edib Ahmed, sözüm edep ve öğütten ibarettir. Vücudum gider sözüm burada bakî kalır. Bahar geçer, güz gelir; ömür biter. Bu gelip geçen bahar ve güzler benim ömrümü tüketir. Ey benden sonra gelen, bunu okursan beni duada unutma. Sen de bana dua edersin diye bu nadide sözleri sana hediye ettim.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 181
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺32,90

Bozkır Türklerinin tarihine ilk yazılı belgelerle bakmak…

Batıda Hazar Denizi’nden başlayıp doğuda Çin Seddi’ne kadar uzanan, kuzeyde Sibirya’ya güneyde İran, Hindistan ve Çin’e komşu olan uçsuz bucaksız, görkemli topraklar… Göktürkler işte böylesine muazzam bir coğrafya ve iklim içinde, Ötüken’de doğdu. Kuruluş günlerinden itibaren dağları, ırmakları ve nice büyük ovaları hâkimiyet sahalarına katan Göktürkler; Türk adını tarihte ilk defa kullanan bir devlet olarak kendilerinden sonrasına çok büyük bir miras bıraktılar. Bu miras, birçok büyük devletin ve medeniyetin doğması için de kaynak oldu.

Eski Türk yazıtları, Türk adının taşlara yazıldığı ve dolayısıyla Türklerin pusulası olmuş anıtlardır. Türk runik harfleri denilen alfabeyle taşlara, kayalara ve diğer sert cisimlere yazılan her şey Türklerin yazılı ilk belgeleri olarak değerlendirilmiştir. 1893 yılında V. Thomsen tarafından çözülen bu alfabe ile yazılmış metinler üzerinde o günden bugüne dek sayısız çalış­ma yapılmıştır ve hâlâ yeni bilgiler ışığında araştırmalar sürmektedir.

Prof. Dr. Erhan Aydın’ın Türklerin ağır bozkır şartlarında vücuda getirdiği ilk yazılı bel­gelerinde yer alan duygularını, düşüncelerini, sevinçlerini ve hüzünlerini Türk oku­yucusuna tanıtabilme gayretiyle hazırladığı Taşa Kazınan Tarih; hem Türk runik harflerine değinmesiyle hem de tüm yazıtları tarihî süreç içinde değerlendirmesiyle eşine rastlanmayan bir niteliğe sahip. Türklerin en eski dönemlerindeki anayurtları ve Türk adının kullanım alanlarından başlayan kitap; Türk runik alfabesi, eski Türk yazıtları üzerine çalışmalar, yazıtların yazılış ve dikiliş amaçları, Köktürk ve Uygurların başkenti Ötüken üzerinden ilerliyor. Köktürk ve Uygur dönemleri ile Yenisey yazıtlarının Türk dili, tarihi ve kültürüne katkılarını inceleyerek sona eriyor.

Taşa Kazınan Tarih; kaynaklarıyla, muhtevasıyla ve üslubuyla Türk tarihçiliğinin medar-ı iftiharı olacak çok nitelikli bir eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺85,00
1 2 3 ... 12 >
Çerez Kullanımı