Özgürlük Savaşı, ikinci dünya savaşında geçen bir partizan romanıdır. Savaşın en zorlu yıllarında, Bulgaristan dağlarında faşizme karşı direnişten bir karedir.

Okurlarımızın Parti Sırrı adlı romanıyla tanıdığı Marko Marçevski bu hüzünlü romanında küçük Mitko ve ailesinin öyküsünü anlatıyor. Ağır baskı koşullarında, faşizme karşı mücadeleye destek veren ailenin etrafındaki çember adım adım daralıyor ve son anda polisin elinden kurtularak partizanlara katılıyorlar. Mitko ve ailesi, açlık, katı disiplin, silahlı çatışmalar ve tehlikelerle dolu partizan hayatına ayak uydurabilecek mi? Zaferi hepsi sağ salim kucaklayabilecek mi?


Basım Ayı/Yılı : 2022
Basım Yeri :
Baskı Sayısı : 1
Sayfa Sayısı : 325
Ağırlık : 325
En / Boy : 12,5 / 19,5
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺172,00

Daha önce devrim ve iç savaş yıllarını anlattığı Okul adlı eserini yayınladığımız usta yazar Arkadi Gaydar, hayatının son anına değin halkı için yazmış, çalışmış, savaşmış bir sosyalistti. 1941 yılında, Nazi işgali sırasında, Ukrayna’ya, düşman hatlarının gerisinde bir partizan birliğine gazeteci olarak gönderildi. Ancak partizanlar Nazi askerleri tarafından kuşatıldığında orada kaldı. Öncü kolunda olduğu bir gün, düşmanın kurduğu pusuyu fark eden Gaydar hayatı pahasına arkadan gelen arkadaşlarını uyardı ve Nazilerin ateşiyle öldürüldü.

Arkadi Gaydar, Sovyetler Birliği'nin en sevilen ve tanınan yazarlarından biridir. Roman ve öykülerinde genellikle gençleri anlatan Gaydar, Küçük Trampetçi adlı bu kısa romanında da bizi heyecanlı bir maceraya davet ediyor.

Kahramanımız, genç piyonerler bandosunda bir trampetçi olan Sergey’in başına gelen talihsizlikler annesini kaybetmesiyle başlar, bir süre sonra yeniden evlenen babası gizli bir fabrikada mühendistir. Sergey’in hayatı babasının önemli dökümanları kaybetmesi yüzünden tutuklanması ve üvey annesinin de çekip gitmesiyle alt üst olur. Yapayalnız kalır ve casusların, karşı devrimci bir suç şebekesinin hedefi haline gelir. Hayatın tüm zorluklarına karşı koyan küçük trampetçinin haydutların elinden kurtulmak için verdiği mücadeleyi okudukça heyecanlanıyor, iyi bir dostun insanın yaşamında nasıl önemli bir yeri olduğunu bir kez daha anlıyoruz.


Basım Ayı/Yılı : 2022
Basım Yeri :
Baskı Sayısı : 1
Sayfa Sayısı : 146
Ağırlık : 146
En / Boy : 12,5 / 19,5
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺125,00
Partizan

Georgi Karaslavov’un yayınevimiz tarafından daha önce Partizan adıyla yayınlanan Beklenen Gün adlı bu romanında, Bulgaristan anti-faşist mücadelesinden bir kesit anlatılmaktadır. İkinci dünya savaşının son günleri yaşanırken Kızıl Ordu ilerlemekte, Naziler ise sürekli geri çekilmektedir. İşgalci Nazilerle işbirliği yapan faşist hükümet güçleriyle partizanlar arasındaki mücadeleyse amansızca sürmektedir.

İşte kahramanımız küçük Lenko’nun gözünden bu mücadelede, yoksul halkın çektiği acılara, faşist hükümet görevlilerine, toprak ağalarına, partizanların zorlu yaşamına, sert çatışmalara, direnişe, zafere ve coşkuya tanıklık etmekteyiz.


Basım Ayı/Yılı : 2022
Basım Yeri :
Baskı Sayısı : 1
Sayfa Sayısı : 326
Ağırlık : 326
En / Boy : 12,5 / 19,5
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺189,00

Bölünme Üzerine RSDİP’de Bölünmenin Kısa Tarihçesi

Yar Yayınları


Basım Ayı/Yılı :
Basım Yeri :
Baskı Sayısı :
Sayfa Sayısı : 212
Ağırlık : 212
En / Boy : 14 / 20
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺92,00
Bir Devrimci Belgeleri

Kasım 1966'da Ernesto Che Guevara ve birkaç yoldaşı, ülkedeki askeri diktatörlüğe karşı bir gerilla hareketine önderlik etmek üzere Bolivya’ya gitti. Bolivya Günlüğü, Che ve yoldaşlarının gerçekten çok çetin şartlar altında verdikleri mücadeleyi, özgürlüğe ya da bu uğurda ölene dek savaşmak isteyen kendini adamış gençlerden oluşan bir gerilla grubunun hikayesini anlatıyor. Che Guevara, Boliya Günlüğü’nü dağlarda, CIA destekli Bolivya ordusuyla, açlık ve astımla savaşarak yazdı. Ancak günlüğü okurken, her şeye rağmen, kendi acısına veya çektiği güçlüklere değil, her zaman hedefe odaklandığını görüyoruz. Che, siyasi ve askeri olarak durumlarını sürekli yeni baştan değerlendiriyor ve bir sonraki hamleyi belirliyordu.

Komutan Che'nin artan zorluklar karşısındaki liderliği olağanüstü. Che, bir daha ne zaman yemek yiyeceklerini bilmeseler bile büyük resme, devrime ve uzun vadeli hedefe odaklanmaya devam ediyor. Günlüğün kendisi, Che'yi hiçbir ilave övgüye başvurmadan gerçek bir devrimci lider olarak gözler önüne seriyor.

Che ve yoldaşları, CIA ajanları ve Amerikalı uzmanlar tarafından eğitilen Bolivya ordusunun özel harp birlikleri tarafından yaralı olarak esir alındılar ve katledildiler. Küçük bir ajandaya, okunaksız doktor yazısıyla yazılarak tutulan bu günlük o sırada Che’nin üzerindeydi. CIA tarafından sansürlenmek ve hatta imha edilmek istense de, fotoğrafları çekildi, kayıt altına alındı. Günlüğün kendisiyse yıllarca Bolivya ordusu tarafından bir kasada saklandı. Daha sonra fotokopileri Bolivya dışına çıkarıldı ve ilk olarak Küba’da, ve hemen ardından tüm dünyada yayınlandı.


Basım Ayı/Yılı : 2022
Basım Yeri :
Baskı Sayısı : 4
Sayfa Sayısı : 278
Ağırlık : 278
En / Boy : 12,5 / 19,5
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺163,00

Bir kartal da bazen diyor Lenin bir tavuktan daha alçakta uçabilir, ama bir tavuk hiç bir zaman bir kartalın uçabildiği yükseklere çıkamaz. Rosa Luxemburg Polonya'nın bağımsızlığı sorununda yanıldı; 1903'de menşevizmin değerlendirilmesinde yanıldı...


Basım Ayı/Yılı : 1998
Basım Yeri :
Baskı Sayısı : 2
Sayfa Sayısı : 168
Ağırlık : 138
En / Boy : 14 / 20
Cilt Tipi : Ciltsiz
Kağıt Tipi : 2. Hamur
Cep Boy Durumu : 0
₺48,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺70,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺60,00

Toplumu, kimliği, toplumsal sistemi doğası gereği kırılgan ve tartışmaya açık olarak gören yaklaşımıyla post-Marksizm; tikel, farklılaşmış kimlikler alanını birleştirmek için sonu gelmez çabaya hegemonya adını verir. Toplumsal, iktisadi olanın bağımsız maddiliğinin teknisist determinizminin baskısından kurtarıldı, fakat yerine hegemonyanın yarattığı nedensellik döngüsü kondu. Hegemonya kavramı, Gramsci'nin bu post-yapısalcı okuması sonucu, toplumsal yapılardan ve kurumlardan bağımsız bir varlık, dışarısı olmayan, kendi kendini kuran içine kapalı bir döngüsellik haline gelir. Laclau ve Mouffe bitimsiz, sonu hiçbir zaman gelmeyen hegemonya görüşüyle hegemonyaya, Marksizmin ortodoks yorumundaki ekonominin işlevine benzer bir statü vermektedirler. Ekonominin işlevlerini üzerine alan hegemonya, ilişkisiz ilişki haline gelmiştir. Temel toplumsal sınıflardan veya sınıfsal bağlamından koparılan hegemonya kavramı, bu post-yapısalcı okumada tüm sınıfsal içeriğini kaybeder veya içeriksizleşir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2014
₺60,00

Türkiye’de neredeyse sızmadıkları siyasi parti kalmayan FETÖ’cüler, özellikle 17-25 Aralık sürecinden sonra, Türkiye’deki amaçlarını CHP üzerinden inşa etmeye çalıştılar.

Bu kitap FETÖ - CHP ilişkilerini bütün çıplaklığı ile ortaya koyuyor.

Deniz Baykal’a yapılan kaset operasyonun arkasında kimler var?

CHP, ‘Yenikapı Ruhu’nu neden terk etti?

CHP kadrolarında yer alan FETÖ sempatizanları kimler?

CHP’li hangi belediyeler FETÖ’ye rant sağladı?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun 15 Temmuz Darbe Girişiminden haberi var mıydı?

FETÖ’ye övgüler dizen CHP’liler kimler?

CHP’nin FETÖ ile yakınlaşmasından rahatsız olan eski CHP’liler neler söyledi?

Bu ve daha pek çok sorunun cevabını belge ve bilgilerle bu kitapta bulacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2017
₺90,00
Kurdukları büyük imparatorluk çatırdamaya başlayıp, Batı / Avrupa karşısındaki gerileme artık inkar edilemez hale gelince eski günlerine dönebilmek için karşısındakini, düşmanını daha yakından incelemeye yönelen Türkler sonuçta ‘Batılılaşmaya’ karar verdiler. Artık 200 yılı geride bırakan ‘Batılılaşma’ süreci çağdaşlaşmanın, modernleşmenin kendisinden başka bir şey değildi.. Öncelikle devletin tepesinde, siyasi elitte egemen olan bu kavrayış, asıl olarak devlet aygıtının, ordunun ve bürokrasinin çağdaş olanaklarla yeniden örgütlenmesi eksenindeki reformlarla ilerlerken, bir ölçüde topluma da nüfuz etti elbette. Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri Yeni Osmanlıları, İttihatçıları, Kemalistleri arkada bırakırken artık günümüzde AB üyesi olmaya dönüşen bu paradigmanın iktidardaki savunucusu ve uygulayıcısı eski İslamcı, yeni ‘muhafazakar-demokrat’ bir partidir. Belki bu da bir paradoks olmaktan çok modernleşme sürecinin bir ironisi ya da bir başarısı olarak algılanabilir, ama 17 Aralık 2004’teki AB zirvesinden hangi sonuç çıkarsa çıksın, bu serüvenin bu yılın sonunda yeni bir aşamaya gireceği kesin. Tarihin en büyük imparatorluklarından birinin bakiyesi, kendi iradesiyle Batılılaşmaya karar veren bir ‘büyük devlet’ ve Batı’ya en çok yaklaşan, en modern ‘İslam toplumu’ olan Türkiye’nin geldiği noktayı değerlendirip, geleceğe ilişkin öngörülerde bulunmaya çalışmanın tam zamanıdır. Bu derlemedeki makaleler de bunu yapmaya çalışıyor.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 231
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2004
₺104,00
Eşitlikçi fenimistlerin kısıtlı oy hakkı talepleriyle yetinmeyip, tüm kadınlara ve erkeklere oy hakkını savunan, 1960’lardaki ikinci dalga fenimizmin taleplerini daha o zamandan gündeme getiren.. İşçi sınıfı içinde çalışırken, özellikle o dönemin sendika hareketinin ve işçi partilerinin cinsiyetçi, ırkçı politikalarıyla mücadele eden.. 1914’te savaş patlak verdiğinde, sosyal demokrat hareket ve orta sınıf fenimist hareket savaş istersinin başını çeker. WSPU’ın önderliği "kadınlar ordusu" kurup, savaşa gitmeyen erkeklere korklaklığın simgesi "beyaz tüğ" dağıtır, sosyal demokratlar savaş bütçelerine lehte oy verirken, savaşa doğrudan larşı çıkan.. Lenin’in ve Bolşevik Partisi’nin prestji doruktayken, kalkıp Lenin’in ve Bolşevik Parti’nin sağa kaydığını ve enternasyonelizmden saptığını belirten bir kadın..
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2006
₺80,36

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 228
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2008
₺65,60
Günümüzün marjinalleşmiş, siyaset-dışı ve parçalı solu kaçınılmaz mıdır? Bu çalışma, bu soruya hemen başından bir ‘‘hayır’’ cevabını veriyor. Bugünün Türkiye’si pekâlâ, çalışanların kendi örgütlenmeleriyle ülke siyasetine katıldıkları bir ülke olabilirdi. Türkiye’nin ekonomik, endüstriyel, politik ve kültürel gelişme düzeyi kadar, sol ve sosyal hareketin 1960-1980 döneminde yaşadığı deneyler de, bu tarihsel seçeneğin nesnel temellerinin var olduğunu göstermekte. Bu açıdan bakıldığında solun kaderini belirleyen, söz konusu yirmi yıldaki öznel müdahale ve gelişmelerdir. Türkiye’de sol, siyasetin temel öznesi olma potansiyelini 1960’lı yıllarda hem yaratmış hem de ziyan etmiştir. Geriye dönüp bakıldığında, 1968 yılına kadar geçen sürecin, bu konuda belirleyici bir olduğu görülür. Peki, solun kaderi niye 1968’e gelindiğinde belli olmuştur? Neden 1968 sonrasındaki yükseliş ya da 1974-1980 dönemindeki muazzam sol kitleselleşme, bu alanda yeni bir dinamiğin oluşması anlamına gelmemiştir? Bütün bu süreç boyunca sol önderlerin tarihsel sorumlulukları konusunda neler söylenebilir? Bu çalışma, bu temel sorulara cevap aramakta.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 483
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2011
₺177,12
Kalkınma düşüncesi, 1960’lı yıllarda Türkiye solunun tüm ilerleme anlayışını belirleyen bir vizyon olarak ortaya çıkmıştır. Ne var ki sola ilişkin pek çok şey gibi, on yıl içinde bu konuda da manzara bütünüyle değişecektir. Kalkınmacı vizyon, 1974 sonrasında solun geniş kesimleri için artık fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Bu süreç dikkate alındıığında, 1960’ların sol kalkınmacılığını anlama çabası, şu bir dizi soruyu gündeme getirmekte: Türkiye solu, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki "eylem programları"ndan, kalkınmacı "kuruluş" ve "inşa" programlarına nasıl geçmiştir? Sol için 1960’lar kalkınmacılığının uluslararası ve yerel tarihsel kaynakları nelerdir? Sol kalkınmacılık sadece ‘‘Kemalist kalkınmacılık’’la açıklanabilir mi? 1960’lar solunun bu alandaki birikiminden 1970’lere neler aktarılmıştır? Bu çalışma, bu ve benzeri sorulara, 1920’lerin TKP programından, TİP’in 1978 Demokratikleşme İçin Plan’ına kadar uzanan bir süreci ele alarak cevap getirmeye çalışmakta.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 257
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2011
₺94,30

"Bir yazarla bu kadar uğraşırsanız, o yazar Meclis kadar büyür..." Ben Milletvekili İken, Çetin Altan’ın kaleminden, Türkiye’de yükselen demokratik hareketlerin 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi ile Büyük Millet Meclisi’nde temsil hakkını bulmasıyla başlayan "hareketli ve hararetli" bir dönemin "anbean" belgesel tanıklığı. "Rejim" ve "Bağımsızlık" tartışmaları ve milletvekili anekdotlarından Aitan’ın dokunulmazlığının kaldırılması için yapılan oturumdaki konuşmasına, Ben Milletvekili İken, 35 yıl öncesinin Türkiye’sinden bugüne nelerin değişip nelerin asla değişmediğine bakmamız İçin yayımlanıyor...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 446
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2005
₺42,84
Tükendi

Bundan 100 yıl önce St Petersburg’da ayaklanan işçiler Çar’ın sarayına girdi ve kurtuluş arayışındaki insanlığa bir kapı araladı, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi. Tarihsel dönemlerin en buhranlı anlarından birinde gerçekleşen bu altüst oluşla birlikte, fikirden gerçeğe dönüşen bir toplumsal proje tarih sahnesinde yerini aldı. Elinizdeki kitap, insanlık tarihinin en büyük toplumsal değişim hareketlerinden biri olan 1917 Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünü vesilesiyle, okuru o anın ruhuyla hemhal kılmayı amaçlayan bir bölük öyküden oluşuyor.

Bu öykülerde devrimin ayak seslerini duyan egemenlerin telaşına, ezilenlerin coşkusuna, kimileyin yaşanan hayal kırıklıklarına tanık olacak, yeni bir dünya arayışına ilişkin bu büyük deneyimi edebiyatın gücüyle duyumsayacaksınız. Devrimin ateşli yılları, büyük olayları ve renkli karakterleri olanca canlılığıyla bu seçkide okurla buluşuyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺70,40
Tükendi

Marx "ben marksist değilim" demişti. 1870'lerde diyalektik bir şaka olan bu sözler günümüzde karmaşık bir politik soruna dönüştü. Bugün sayısız marksizm anlayışları mevcut: Üçüncü Dünyacılık, sosyal demokrasi, stalinizm, ulusal kurtuluş hareketleri vb. Bunların hepsi marksist olduklarını iddia etmekteler.

Bu küçük kitapçık, bu yumağı çözebilmek ve "gerçek marksist gelenek nedir?" sorusuna cevap verebilmek için bir dizi kriteri oluşturmaya çalışmakta.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 103
En / Boy : 12 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺7,50
Tükendi

Darwin’in "Evrim" teorisinin biyoloji ve diğer doğa bilimleri için yaptıklarının aynısını Engels’in Marx ile kaleme aldıkları Komünist Manifesto tarih için yapacaktır. Bu kitabı okumak belki sizleri komünist yapmayacaktır. Ancak şu an sahip olduğunuz değerleri ve dünya görüşünüzü tekrardan gözden geçirme olanağı verecektir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2012
₺4,80
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 469
En / Boy : 16,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2011
₺30,00
Tükendi

Her eser yazıldığı dönemin mürekkebini taşır. Ancak pek azı, üzerindeki mürekkebi evrensel hale getirebilmiştir. Karl Marx ve Friedrich Engels'in, tarihte açılmakta olan bir dönemin müjdecisi olan eseri de mürekkebini zaman ve mekan sıkışmasından kurtarabilen ender metinlerin başında geliyor.

Yazılmasından 160 yıl sonra ve yazıldığı topraklardan binlerce kilometre ötede, yeni bir çeviri ile genç kuşaklara ulaştırmak üzere bizlerde heyecan yaratan bu eser karşısında saygıyla eğiliyoruz.

Türkiye'nin Marksist birikimini zenginleştirici çalışmalara katkıda bulunma fikri bize heyecan veriyor.

Hele, 'Bütün ülkelerin proleterleri, birleşin! ' satırlarının 160. yıldönümünü kutladığımız şu günlerde...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 109
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2008
₺5,18
Tükendi

Her başlangıç eksikli olmak durumundadır. Plehanov işçi sınıfının tarihsel rolü ve bağımsız örgütlenmesi vurgusuyla marksizmin Rusya'da birinci perdesini açmış oluyordu. Ancak bu perdenin esin kaynağının daha o zamanlardan tadı kaçmaya başlayan II. Enternasyonalciliğin kimi izlerini taşıdığına da dikkat edilmelidir. Bugünden bakan ve Rus devriminin sonraki evrimini bilen okur, Plehanov'un bilimsellik adına sergilediği aşamacılıktan sıkılabilir. Plehanov'un hazırlıklarının hızla tamamlanmasını önerdiği yeni işçi sınıfı partisi, Rusya'nın devrimci Bolşevik partisinden farklıdır. Ama bilinmelidir ki, ikincinin ve dolayısıyla Rusya'nın tarihsel bir devrimci müdahaleye sahne olabilmesi için, önce bu adımın atılması gerekirdi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 85
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2009
₺7,41
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 79
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺6,48
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺18,52
Tükendi

Ayaklanmanın üzerinden tam bir yıl geçti. Bu bir yılda iktidar içi çatışmalar yeni bir düzeye ulaştı, yönetenler rüşvet ve yolsuzluk gibi gündemlerle bir kez daha halkla karşıkarşıya geldi. Aynı sure zarfında bir seçim dönemi geride bırakıldı.

Gerek seçim sisteminin yapısal sorunları gerek hileli ve şaibeli oyverme /sayma/ kaydetme süreçleri sonucunda parlamentarizmin meşruiyeti kitleler nezdinde hiç olmadığı kadar çoks orgulanır hale geldi. Daha ayaklanma bir yılını doldurmadan Soma'da 300'den fazla işçi işcinayetine kurban verildi. Sol/ sosyalist örgütlerin yıllardır dillendirdiği taşeronlaşma, güvencesizleşme gibi kavramlar acı bir deneyimle hızlıca öğrenildi. Muktedirlerin Okmeydanı'yla, Gülsuyu'yla neden bu kadar yakından alakadarolduğunuanlamak, Gezi'yle birlikte düşünen, süreçten öğrenen, sermayenin sonsuz hareketliliğini ve iktidar-sermaye ilişkilerini izlemeye koyulan kitleler için artık daha kolay. Bugün Lice'deki kalekol inşaatıyla, Rize'nin Şimşir köyünde yapılan HES inşaatı arasında ki mesafe, Topçu Kışlası ile Akkuyu'da yapılmak istenen nükleer santralar asındaki mesafe kadar. Bizim Bir Haziranımız, bu bağlamda, ayaklanmanın sıcaklığıyla yapılanan alizlerden uzaklaşıp, bu bir yıllık birikimle Gezi'ye geri dönmeyi amaçlıyor.

" Montagne parlamentoda kazanmayı istiyordu ise, silah çağrısındabulunmayacaktı. Parlamentoda silahçağrısında bulundu ise, sokaktaparlamenterce davranmayacaktı.Barışçı gösterinin kastı ciddi ise, onunsavaşçı bir tutumla karşılanacağınıöngörmemek ahmakçaydı. Sahiden kavga idiyse niyet, kullanılacak silahların bırakılması tuhaftı. "

- K. Marx, Louis Bonaparte'ın On Sekiz Brumaire'i, 1852


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 15 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2014
₺60,00
Tükendi

İslam ve sol buluşması bir yanı ile tematik olarak ele alınması gereken ama bir yanı ile de aktörleri üzerinden tartışılması gereken bir konudur. Bu güne kadar birkaç kez dergi dosya başlığı olmayı ya da ancak bir iki kitaba konu olmayı başarmış İslam-Sol, elinizdeki çalışma ile daha sistematik biçimde ele alınmaya çalışıldı.

Hiçbir şey yapmadığınızda eleştiri de almadığınız bir ortamda, bu tür tartışmalara taraf olmadığınızda da mutlu ve memnun biçimde yaşamaya devam edersiniz. Herkesin kendi cemaati içinde, “kendine kurban, kendine hayran” gettolar kurması, kapsayıcı bir toplumsal değişime öncülük edemez. Tarih boyunca büyük değişim hamleleri, böylesi karşılaşmalarla, yeni harmanlamalarla hayat bulmuştur. İslam düşüncesinin Eski Yunan’la karşılaşması birileri tarafından sapma olarak ele alınsa da sonra övünülen bütün gelişmelerin tohumunun atıldığı arka planı oluşturmuştur.

Büyük çoğunluğu oluşturan toplum kesimleri gerçeklerle yüzleşme konusunda dışlanan ayrımcılığa uğrayan kesimlerden daha şanssızdır. Sahiplendiği devletin kendisine öğrettiklerine şeksiz şüphesiz iman etmenin bedeli, hakikate ulaşma yolunun uzaması ve karmaşıklaşmasıdır. Bu nedenle Sünni Türk kimliği, ötekini görmezlikten gelme, hatta hafife almanın kurumsallaştığı bir platforma dönüşmüştür. Solun teorik iddiasını anlama ya da ödediği bedeli doğru okuma ahlakı bile, büyük çoğunluk içerisinde hak ettiği karşılığı bulamamıştır.

Bu tartışmaların sahici bir talebe dayanması ve somut birlikteliklerle birlikte ele alınması galiba göz ardı edilmemesi gereken en önemli noktayı oluşturuyor. Sadece bir düşünsel egzersiz ya da masa başı projesi değildir söz konusu olan. Gezi eylemleri, Yeryüzü Sofraları, Otel Önü İftarları, ezber bozan ve tartışılmaya değer girişimler olarak toplumsal siyaset tarihimizdeki yerini alacaktır.

İslam ve sol, ister tesadüfen aynı durakta karşılaşmış ve nereye gitmek istediklerini yeniden sorgulayan iki yolcu olsun, isterse insanlığın uzun yürüyüşünün farkındalığı ile daha köklü tanışma ve yol arkadaşlığı içinde olsunlar.

Bazen yolun, yolculuğun, yol arkadaşlığının kendisi varılacak menzilden daha değerli olur


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2014
₺30,00
Tükendi
Yüksek teknolojiye dayanan global bir kapitalizmin egemen olduğu ve çöken örneklerinin ardından sosyalizmin bir döneminin de geride kaldığı günümüzde Marx’a ve Marksizme nasıl yaklaşmak gerekir? Üretimde robotların insanların yerini aldığı, dijital ağ sistemlerinin sadece iletişimi değil tüm bir yaşam tarzını değiştirmekte olduğu, bioteknoloji ve genetikte gerçekleştirilen atılımlara insanlığın yeryüzü serüveninin yakın gelecekte hayal edilemeyecek noktalara gelebileceği koşullarda Marksizmi nasıl yorumlamak, sınıf mücadelesini nasıl kavramak gerekir? Marksizmin ‘artık öldüğü’ne ilişkin o basit iddiaya hemen aynı basitlikle ‘ölmedi, dimdik ayakta’ diye yanıt vermenin yetersizliğinin farkında olanlar var tabii. Kanada’da, University of Western Ontario’da profesör olan Nick Dyer-Witheford de bunlardan biri ve bugünün dünyasında Marx’ı ve Marksizmi yeniden anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Antonio Negri, Michael Hardt, Paolo Virno gibi İtalyan otonomcu Marksistlerle birlikte post-Fordist dönemde global kapitalizmin ve emeğin sorunlarını tartışan Nick Dyer-Witheford dünya pazarının genişlemesi ve ‘öteki küreselleşme’ dediği şeye gitgide bağlanan muhalefet hareketleri üzerinde yoğunlaşıyor. Ve en önemlisi de şu soruya yanıt arıyor: Bütün bu olanaklar ve yüksek teknoloji daha iyi bir geleceğin inşa edilmesi için nasıl kullanılabilir? Marx’ın, bir gün gelecek sermaye ‘toplumsal ve bilimsel bilgi’ aracılığıyla, ‘genel akıl’ ile egemen olacak dediğini hatırlatan Nick Dyer-Witheford, sınıfsız toplum için mücadele eden emeğin bu silahı kendi ellerine almasının yollarını tartışıyor.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2004
₺15,98
Tükendi
Sosyalizmin Olmadığı Dünya Daha Mı İyi? Dünyada sosyalist solun canlanmasına ne kadar çok ihtiyaç var! Sosyalizmin bittiği, Marx’ın öldüğü ve Marksizmin de artık bir daha geri gelmemek üzere tarihe karıştığı iddialarından bu yana dünyanın daha iyi olduğu söylenebilir mi? Bu iddiaları duymaya başladığımızdan bu yana daha çok kan ve gözyaşı akmıyor mu? 1991’deki Birinci Körfez Savaşı ile birlikte ilan edilen Yeni Dünya Düzeni’nin nasıl eşitsizliği ve adaletsizliği derinleştiren bir düzensizlik olduğunu biliyoruz artık bilmesine de, bu durumdan insanlığın nasıl çıkacağı henüz pek bilinemiyor. Bu noktada Marksizmin bir rolü olabilir mi? Geri dönmeyeceği zannedilen bu devrimci dünya görüşü dünyanın sürüklendiği bu bataklıktan çıkış için yol gösterici olabilir mi? Yeni Sol’un, Althusser’in ve analitik Marksizmin ele alındığı bu çalışmada söz konusu akımların Marksist geleneğin canlandırılması için sunduğu olanaklar tartışılıyor. Eğer gerçekten de Marksizmin bir daha canlanma olanağı yoksa geride kalan on yıla bakarak önümüzdeki on yıllarda bizi daha iyi bir dünyanın beklemekte olduğunu söyleyemeyiz. Eğer Mare’ın düşünceleri yeniden güç ve itibar kazanmayacaksa politik hayal gücünün hayli tükeneceğini, insanlığın ilerleme düşüncesinin çok zayıflayacağını, insan eyleminin daha radikal bir tarzda örgütlenme inancının çok ağır bir darbe yiyeceğini söyleyebiliriz. Yaşamı daha iyiye doğru köklü bir biçimde değiştirmeyi öngören ideallerden vazgeçmemek ve onları politikanın gündemine taşımak gerekiyor. Bu bağlamda bütünlüklü ve tutarlı bir proje sunan Marksizmin geleceği ile insanlığın geleceği arasındaki bağ ise her geçen gün daha fazla idrak ediliyor...
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 230
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2004
₺11,80
Tükendi

Marksizmin toplum, kültür ve siyaset kuramına yapmış olduğu en anlamlı katkılardan biri toplumsal biçimlere değgin materyalist kuram olmuştur. Siyasi yelpazenin her kesiminden düşünürler, iktisadi sistemlerin karakterinin ve doğasının toplumsal olana şekil verdiğini artık kabul etmektedirler, bunun toplumsal yaşamı düşünme ve haritalama tarzımızla ilgili olarak akla getirdiği tüm içerimlerin gereğini her zaman yerine getirmeseler bile. Üretici sistemler değiştikçe, toplumlar iyice çeşitlilik kazanıp karmaşıklaştıkça, toplumsal olanın çağdaş biçimini inceleyen yeni kuramlar geliştirmek bir zorunluluk haline gelmektedir.

Çağdaş Marksist Kuramda Tartışmalar dizisinin bu ikinci kitabında bir araya getirilen makaleler, kimlik kategorilerinin kapitalizmin toplumsal formasyonuyla, kapitalist üretimle ve sermayeden özgürleşme ufkuyla olan ilişkilerini anlamanın farklı yollarını geliştirerek sınıf, toplumsal hiyerarşiler, toplumsal cinsiyet, ırk ve etnisite arasındaki bağlantıları yeni iktisadi ve toplumsal yapılanmalar bağlamında sorguluyor.

Bu dizi kapsamında yayımladığımız ilk kitap Yapılar, Sistemler, Süreçler adını taşıyordu; elinizdeki kitabın ardından çıkacağımız diğer kitaplarsa şunlar: Hakikat Arayışı; Kültür Teorileri ve Siyasalın Labirentlerinde.

Katkıda Bulunanlar: Étienne Balibar, Dipesh Chakrabarty, Maya Gonzalez , Jeanne Neton, Slavoj Žižek, Théorie Communiste, Roswitha Scholz


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺74,80
Tükendi

Marksizm bir dindir. Kendisine sadık olanlara ilk planda, hayata anlam veren olayları, gelişmeleri değerlendirmek için mutlak referans noktalarından oluşan bir sistem sunar. İkinci planda ise Marksizm, bir kurtuluş yolunu, kötülüğü ortaya koyan gerçeği, insanlığa ya da insanlığın seçilmiş bir bölümüne göstermektedir. Daha açık bir ifadeyle belirtirsek, Marksist Sosyalizm; yeryüzünde cenneti vaat eden dinler grubundadır. Ben Marksizm’in bu karakteristik özelliklerinin formüle edilmesinin, bir "hiyeroglif uzmanı tarafından yapılmasının, Marksizm’in sosyolojisinin derinlerine daha çok inilmesini sağlayacağını, hem de bir ekonomistin yapabileceğinden daha iyi bir şekilde araştırılmasını mümkün kılacağını düşünüyorum...Marks kişi olarak gözleri önünde yükselen bir anıtı görmekten aciz sıradan sosyalist profesörlerin, aksine çok daha medeniydi. Kendisine ve dünya görüşüne ne kadar uzak olursa olsun, Marks bu uyarlığın değerlerini ve bu değerlere mutlak ilgili kazanımları mükemmel bir şekilde anlatabiliyordu. Bu konu da içnde kapitalizmin bütün eserlerini övdüğü "Komünist Manifesto" yu örnek olarak göstermek ve düşünüş sınırlarının genişliğini belirtmek mümkün olur. Marks kapitalizmin tarihsel gerekliliğini kabul etmiştir. Bu tutumu Marksın kendisinin bile kabul etmeyi reddedeceği bir takım sonuçlar doğurmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 398
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2012
₺24,00
Tükendi
Devrim! Eski zamanlarda kalmış bir sözcük diriliyor... Nerden geliyor bu inat, diye sorulacaktır. Günümüzün koşullarında, bu sözcüğün öne çıkarılması ciddiye alınmayacaktır. Bir hafifliğe, bir hastalığa, hatta bir züppeliğe bağlanacaktır. Değil mi ki artık, devrim kavramı, siyasi düşünce tarihinin ve kısacası siyasi tarihin, ancak akademik çalışmalara neden olacak bir konusu durumuna gelmiştir! Ya da sorumsuz grupçukların öne sürdükleri demode bir slogandır! Denilecektir ki: devrim yerine, otonomi mücadelesi, demokrasi mücadelesi, ekoloji mücadelesi, anti-küreselci mücadele vs. denilseydi, o zaman çok daha ciddi olurdu! Nerden çıktı bu devrim sözcüğü?...
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 71
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2008
₺6,08
Tükendi

Şu zamana kadar insanlar kendileri hakkında sürekli yanlış fikirlere kapılmışlar, ne oldukları ve ne olacakları konusunda doğru kararlar verememişlerdir. İlişkilerim Tanrı'nın söylediklerine, Normal İnsanın nasıl olması gerektiğine dair fikirlere vb. dayanarak yürütmüşlerdir. Kendi beyinlerinin ürünleri onları yaratan beyinlerin üzerine çıkana kadar yükselmiştir. Yaratıcılar kendi yarattıklarının önünde diz çökmüşlerdir. O halde onları egemenliği altında ezildikleri kuruntulardan, fikirlerden, dogmalardan ve hayali varlıklardan kurtaralım. Bu fikirlere karşı baş kaldıralım. Birisi bu yanılsamaları yok edip yerine insanın özüne uygun düşünceler koyalım, bir başkası ise insana yanılsamalara karşı eleştirisel bir tutum almayı öğretelim, bir üçüncüsü ise bu yanılsamaları nasıl kafalarından atabileceğini insana öğretelim diyor ve hepsi bugünkü gerçekliğin bu şekilde çökertilebileceğini düşünüyor.

Bu masum ve çocuksu düşler. Genç Hegelciler'in bugünkü felsefelerinin temelini oluşturur. Bu felsefe Alman kamuoyu tarafından sadece korkuyla karışık bir saygıyla bakılmakla kalmaz, bu felsefi kahramanlar tarafından da bu cani fikirlerin dünyaya devrimci bir tehlikeyi getireceği inancıyla ikna edici bir ses tonuyla duyurulmaktadır. Bu kitabın birinci cildinin amacı kendini kurt sanan ve başkaları tarafından da kurt sanılanların aslında koyun olduklarını ortaya koymak ve melemelerinin aslında sadece Alman burjuvazisi fikirlerimin felsefi bir dille yinelenmiş hali olduğunu ve bu felsefi yorumcuların ortaya attıkları palavraların, Alman gerçekliğinin içinde düşmüş olduğu bu acınası yoksulluğu anlatmaktan başka bir işe yaramadığını göstermektir. Bu cilt, Alman kamuoyunun sevdiği, düşlerin eksik olmadığı derin uyuklamaya uygun düşen, gerçekliğin gölgesine karşı yürütülen bu felsefi savaşı küçük düşürmek ve ona karşı duyulan saygılı yok etmeyi amaçlamaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 94
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺64,00
Tükendi

Yirminci yüzyıl boyunca, sol enternasyonal bir düzen kurmak için çalıştı; sağ ise buna karşı ulusal değerleri savundu. Sosyalist sistemin çökmesinden sonra ise, sermayeci sağ kapitalist enternasyonal kurarak, küresel bir emperyalizm ile ulusal devletleri tehdit etmektedir. Kapitalist sağcılık neoliberal görünüm altında bütün ulus devletleri teslim almaya çalışmaktadır. Birçok ülkede, sağ akımlar ulusalcılıktan uzaklaşmışlar ve liberal görünüm altında küresel emperyalizmin işbirlikçiliğine soyunmuşlardır. Bu aşamada, dünya uluslarının ve ulus devletlerin savunulması sola düşen bir görev olarak ortaya çıkmaktadır. Bozulan dengelerin yeniden kurulabilmesi için artık solun ulusal değerleri savunması gerekmektedir. Dünya imparatorluğu kurmak isteyen küresel emperyalizm ulus devletleri geride bırakmak isterken, ulusların ve ulusal devletlerin varlıklarını koruyabilmeleri için ulusal sol politikalar zorunlu olmaktadır. Küresel sermayenin denetimi altında zorlanan Türkiye Cumhuriyeti, bir ulus devlet olarak varlığını koruyabilmek için, acilen ulusal sol politikalarla toparlanmak durumundadır.

Aksi takdirde gelecek dönemde Atatürk’ün kurmuş olduğu gibi bir Türk ulus devleti ayakta kalamayacaktır. Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal’in söylediği gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilelebet payidar kalabilmesi için, ulusal sol politikalara dayanan bir yenilenmeye gerek vardır. Elinizde tuttuğunuz bu kitap, Kuvay-ı Milliye geleneğinin günümüzde gerekli kıldığı ulusal sol çıkışın öncüsü olmak üzere hazırlanmış bir düşünsel çalışmadır. Okurların göstereceği ilgi, kitabın işlevini yerine getirmesini sağlayacaktır.

Umarım Türk ulusunun ulusal toparlanmasında, bu çalışmanın bir katkısı olur.

-Prof. Dr. Anıl Çeçen-


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 269
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2013
₺11,70
Tükendi
Buenaventure Durutti’nin cenazesinde ağlayan kadın, Lenin için de ağlamış mıydı bilinmez ama isimleri 20. yy tarihinin iki yenilmiş devrimini simgeleyen bu iki devrimci kahramanın ölümlerinden çok daha fazlası için ağlayabiliriz biz. Geldikleri şekliyle Rusya ve İspanya devrimlerinin yenilgileri (Almanya sürecini de unutmamak gerekir) dünya devrimi tarihinin ağır politik hasar ve erteleme sonuçları veren episodları olmuştur. İçeride bu devrimlerden birinin yenilgi yada agoni öyküsünün nedenlerini öğrenmeye çalıştığımızı görebilirsiniz. Diğeri/diğerlerinin ölüm nedenleri de bu ilk ölüm ile kesinlikle bağlantılıdır.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 274
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2006
₺46,80
Tükendi

Yirminci yüzyılın en önemli "aykırı" düşünürlerinden biri olan Murray Bookchin’in, devrimci geleneğin zayıflaması, devrimler çağının eski ve yeni kuşakların bilincinden/belleğinden silinmeye yüz tutması karşısında duyduğu derin kaygı sonucu kaleme aldığı bu dört ciltlik anıtsal eser, o büyük devrimlerin özneleri olan halkların/kitlelerin/"taban" oluşumlarının kurumsal ve örgütsel yapılarına ışık tutmakta, her bir devrimin arka planındaki toplumsal, ekonomik, kültürel ve politik gelişmelere odaklanmaktadır. Bu devrimler -kapitalizmin ne’liğine ilişkin açık bir fikre sahip olmasa ve hatta genellikle modern kapitalizmin önünü açsa da? kapitalizmin ahlaki, politik ve toplumsal birer alternatifi olarak gelişmiş; bugünün bireysel çıkarı gözeten, yarışmacı, daha fazla mülk edinme peşinde koşan egemen anlayışla tersleşmiştir. "Varolan durumun" zaten "olması gereken şey" olduğu yolundaki teleolojik inanç, egemen paradigmanın işine gelen büyük bir yalandır. "Varolan"a eleştirel bakışla karşı çıkan, özgürleştirici bir "ne olmalı" arayışı ise somut ifadesini devrimci halk hareketlerinde bulmuştur. Halk devrimcileri, ne yaptıklarına ve amaçlarının ne olduğuna ilişkin düşüncelerini kitapçıklarında, konuşmalarında, manifestolarında ve eylemlerinde çok etkileyici bir biçimde sunmuşlardır. Yazar, bu adanmış insanların eylem ve etkinliklerini, o isyan ve savaş günlerinde onlarla birlikte omuz omuza mücadele eden birinin ruh haliyle anlatmaktadır. Unutuş’a karşı savaşın bizatihi devrimci bir tutum olduğunun bilinciyle...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 470
En / Boy : 15 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺167,20
Tükendi
Bu kitabın amacı sadece ölüm oruçlarını tartışmak değil. Behiç Aşçı’nın da vurguladığı gibi, mesele ölüm oruçları değil, tecrit politikası. Ama bunun da ötesinde Behiç Aşçı’nın kişiliğinde 1990 sonrası siyasete bulaşmış bir devrimciyi tanımaya ve bu tanışıklığı bu kitabı okuyacak olanlarla paylaşmaya çalıştım. Kendilerini devrimci olarak tanımlayan insanlar bugün çok küçük bir kesim tarafından saygıyla karşılanıyor, hatta yüceltiliyor. Çok geniş bir kesimse onları tanımaktan kaçınıyor ya da karalıyor. "Bir makinenin duygusuz, vicdansız, insafsız dişlisi olarak örgüt üyesi" klişesini, bir zamanlar benzer suçlamalarla yüz yüze gelenler arasında bile rağbet görmesi insanlığın durumu ile ilgili karamsar duygulara sevk ediyor bizi. Kendisini devrimciliği öğrenmeye çalışan biri olarak tanımlayan, onu bu eylem öncesinde tanıyanların kararlılığını, fikrini kolay kolay değiştirmeme özelliğini vurguladığı, ölüm orucu yaptığı süreçte kahraman muamelesi görse de tevazuunu kaybetmeyen Behiç Aşçı’yı tanıyarak öğreneceğimiz çok şey var; sadece siyasete ilişkin şeyler de değil bunlar. İnsan hayatının akışının nasıl da şaşırtıcı bir biçimde değişebileceği, ölümün ve hayatın sandığımızdan başka şeyler olabileceği, bize öğretildiği gibi yaşamayıp herkes gibi ölmemenin mümkün olabileceği... bu çarpıcı hayat hikâyesinin içinde, her birimizin, ömrümüzün sonuna kadar yanımızda taşıyabileceğimiz farklı cevherler bulabileceğimize inanıyorum. - Ayşe Düzkan
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 79
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2006
₺3,03
Tükendi

Lenin bu kitabında, proleter devrimin eski burjuva devlet mekanizmasina karşı tutumunu Marx'ın işçi sınıfı yalnızca devlet erkliğini ele geçirip onu hesabına kullanmakla yetinemez ilkesinden yola çıkarak açıklamıştır. Kitap 2 adet devrimi devlet sorununa bakış açısıyla incelemektedir. Birincisi 1848 alman devrimleri ve 2 aralık 1851'de Napolyon Bonaparte`ın cumhuriyetçi hükümete yaptığı askeri darbenin devlet sorununa bakış açısını, ikincisi ise 18 mart 1871'de Paris'li işçilerin kapitalist Versailles hükümetine karşı giriştikleri 3 aylık Paris Komünü deneyimidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2015
₺64,00
Tükendi

Eşitsizliğin artışı hemen hiçbir zaman ekonomik bir sorunun habercisinden öte bir durum olarak değerlendirilmez. Eşitsizliğin toplumun bütününe verebileceği zararların tartışıldığı görece nadir anlarda ise, vurgulanan çoğunlukla asayiş ve düzenin bundan ne yönde etkilenebileceğidir. Ancak bu sorunun bireylerin fiziksel ve ruhsal sağlığını, günlük yaşam kalitesini, siyasal yaşama katılımın gidişatını ve toplumu birleştiren bağların gücünü ne boyutta tehdit ettiği görmezden gelinir. Hatta ve hatta toplumun refah seviyesinin, karşılaşılan engelleri aşabilmekteki dirayetinin ve bunu kollamakla mükellef yönetici kesiminin başarısının veya başarısızlığının yegâne göstergesi, sıklıkla bireylerin ortalama geliri ve varlığı olarak kabul edilir; gelir dağılımındaki eşitsizliğin boyutu hesaba katılmaz. Bu tercihten çıkarılması gereken anlam, eşitsizliğin kendi içinde ne toplum için bir tehdit, ne de toplumun bütününü etkileyen sorunların kaynaklarından biri olarak algılanmadığıdır. Zygmunt Bauman bu kitabında bir modernite projesi olan ilerlemenin iki cephede iflas edişini ele alıyor ve modernitenin sosyalizm sürümünün eşitlik vaadiyle yola çıkıp diktatörlükle son bulduğunu; kapitalizm sürümünün ise sermayenin uluslararası hukukun yeterli yaptırım gücüne sahip olmadığı koşullarda ilkel sermaye birikimi dönemindeki acımasız mantığına geri dönmeye çalıştığını vurguluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺102,50
Tükendi

Bu kitap nasıl oluştu? Biz bir ortak payda arıyorduk. Çelişkilerimiz ne kadar çok ve derin olursa olsun, mutlaka bir ortak paydamız olmalıydı. Aynı zamanda ve aynı coğrafyada yaşıyorduk. Birlikte yaşamanın bir yolunu bulmalıydık. Üstelik ortak paydamız olmayan noktalarda bile sabrı, tahammülü örgütleyemez miydik? Yani birlikte yaşamak bu kadar zor bir iş mi idi? Hem de 600 yıl süren bir imparatorluğun çoğul mirası içinden çıkıp gelen bir halk için. Öyle ki, tarihin bu en eski ve zengin uygarlıkları üzerinde yaşayan bir halk olarak eğer bunu başaramayacaksak, yazık bize! Biliyor musunuz, insan aynı yolda yan yana, elele mücadele verdikçe, hiç farkın avarmadan yokoluyor korkularının, kuşkularının birçoğu, O’nun pek de "Başka" olmadığını, aynen bizim gibi iki kolu, iki bacağı olduğunu, aynen bizim gibi korkuları, kuşkuları, sevinçleri, dertleri, üzüntüleri olduğunu -çok ayıp ama yeniden- keşfediyorsunuz. Şimdi de bu noktadayız işte. Sivil toplumun ortak paydalarını arayan çalışmada gene yan yanayız. Birbirimizin ne yazdığını okumadan yazacağız, bir başka kişi yanyana getirecek bakacak, acaba ikimizin düşüncelerinin ortak paydası var mı, varsa ne kadar, nereye kadar? Bu sorunun yanıtını ben de merak ediyorum doğrusu. Biri "İslam", öteki "Ateist" bu iki zıt kutup, dünya görüşleri ne kadar aykırı olursa olsun, insanların "İnsanlık" ortak paydasında buluşabileceğine ve ortak dertler için ortak çözümler bulunabileceğine örnek oluşturuyorlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2004
₺21,84
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 125
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺5,25
Tükendi

"Devrimci militanı bizce tanımlayan özellikler yalnızca cesaret, ataklık, disiplin, yüksek kavrayış gücü değil aynı zamanda yaratıcılıktı. Bizce bir insanın yaratıcı olabilmesi için gelenek, ahlak, düzen ve devrimcilik adına kendi önüne engeller koymaması, toplumsal yaşamda hiyerarşiyi reddetmesi, disiplin ve otoriteyi kollektif iradenin ürünü olarak ele alması gerekirdi. Biz, doğaüstü insanlar ya da yenilmez kahramanlar değildik. Yaşanan kahramanlıkları besleyen, ülkemize, toplumumuza ve tüm insanlığa olan sevgimiz, devrim ve sosyalizm bilincimizdi.

Yenilince hayalleri olmayan insanlar için herşey biter. Oysa yenilgiler her zaman, kazanılan büyük zaferlerin önkoşulu olmuştur."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺15,00
Tükendi

Her yanım titriyor engelleyemiyorum... Ama içim gülüyor... Her türlü işkenceye karşı direnecektim... Ah insanlık... Gelin görün insanlığı nasıl katlediyorlar... Yirminci yüzyıl sonunda neler yapılıyor insanlara ah insanlık... İnsanlığa, topluma sevgim sonsuz artıyor... İnsanlık için insan olabilmek için insanlık onuru için işkenceye direnmek gerek diyorum... Ben bir insanım diyorum... Ben bir insanım... Ben bir insanım ey işkenceciler... Ben bir insanım...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 78
En / Boy : 13,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2012
₺80,00
Tükendi
İşçi hareketlerinin Osmanlı’da algılanış şekli çok farklı olmuştu. Komünizm’i memleketin tek kurtuluş reçetesi olarak görenler, onu herkese sevdirmek zorunda idiler. Milliyetçiye de dindara da köylüye de işçiye de... Kapitalist Avrupa karşısında yalnız olan Rusya için Osmanlı "sadece ortak düşmandan dolayı olsa bile" iyi bir strateji ortağıydı. Yine Kapitalist Avrupa’yla bütün imkansızlıklara rağmen mücadele eden Türkler için de Rusya tutunulacak tek dal durumundaydı. Milli Mücadele yıllarında Osmanlı-Rus yakınlaşmasını zarurî kılan haller vardı. Bu eser, Osmanlı’da işçi sınıfının doğuşunu, ilk Komünist şahsiyetleri ve Komünist hareketleri, Atatürk’ün kurdurduğu Türkiye Komünist Partisini, Komünizm’in Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılmasındaki etkilerini ortaya koyuyor.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 276
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2012
₺10,42
Tükendi

1971 Yılında bir gösteride gözaltına alınan işçi Ahmet Karakuş, o yıllarda tutukevine dönüştürülen Yıldırım Bölge İnzibat Karakolunun gözetim yerine getirilir. Orada Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla tanışır. O yılların öğrenci liderlerinin şu sözleri söylendiğine tanık olur. "Tarih sadece galip gelenlerin ve yenilenlerin değil, aynı zamanda insanları ezenlerin ve ezilenlerin tarihidir. İnsan topluluklarını sömürenlerin ya da bir takım kişi ya da gruplar tarafından sömürülenlerin tarihidir. Bu anlamda aynı zamanda baskıya ve zulme direnenlerin tarihi olacaktır." Bu cümleler yazarın düşüncelerine adeta kazınır. O yıllardan başlayarak İnsanlık Tarihinin ilk dönemlerinden bugüne tarihin izini sürmeye başlar. Mitolojiyi, efsaneleri ve tarihi gerçekleri araştırır. Sonuç olarak bulguladığı tarihi gerçekleri bu kitapta bir araya getirir. İşte elinizdeki bu kitap yazarın 40 yıl boyunca Tarihin İzini sürerek yaptığı çalışmaların ürünüdür.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 500
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2011
₺13,89
Tükendi

Türkiye sosyalist soluna politik, örgütsel ve düşünsel bazda kaynaklık etmiş tarihsel karakterlerin portrelerinden oluşan bu kitap, Türkiye sosyalist hareketinin tarihsel gelişimine ve geçmişten bugüne yaşadığı teorik ve politik serüvene bütünlüklü bir bakışla yaklaşmayı olanaklı kılıyor.

Türkiye’nin sosyalist sol kültürüne damga vurmuş önder ve entelektüellerin siyasi terekesini kronolojik bir sıra ve kimileyin biyografik bir çerçeve içinde sunan yazılar, aynı zamanda bu kişilerin politik-entelektüel edim ve üretimlerini tarihsel bağlamları içinde derinlemesine işliyor ve bu kişilerin sosyalist kültürdeki ikonik konumlarını/işlevlerini analiz ediyor.

Sosyalist düşüncenin Türkiye toplumu özelinde girdiği arayışların izini süren bu kitabın, sosyalist hareketin aktüel yönelim ve pratiklerine bellek ve derinlik kazandırma çabasına mütevazı bir katkı olmasını umuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 558
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2016
₺220,00
Tükendi

Marx'tan Bugüne Solun Tarihi, nihai hedefi olarak "insani özgürleşme"yi tarif etmiş olan Solun kuramsal bakış açılarının doyurucu bir tarihçesini sunuyor. Kant, Hegel ve Spinoza'dan Marx'a ulaşan, Batı Marksizmi ve Frankfurt Okulu'nu kat ederek sendikalizm, konsey komünizmi, liberteryen sosyalizm, anarşizm, sürrealizm ve sitüasyonizme uzanan alternatif bir sol siyaset teorisi tarihi olan kitap, bütün bu akımların birbirine açıldığı kanalların ve dip akıntılarının izini sürüyor.

Gündelik hayatın eleştirisi ile ekonomi politiğin eleştirisinin bir araya getirilmesi iddiasından hareketle kaleme alınan Marx'tan Bugüne Solun Tarihi, bugün liberal demokrasi, otoriter devlet ve faşizmin oluşturduğu şeytan üçgenine hapsedilmeye çalışılan insanlığa da kendi meydan okumalarının tarihini hatırlatmaya soyunuyor. Nihayet, özgürlükçü düşünce, devrimci praksis ve sosyolojik analiz örneklerinden yararlanarak, bugün dünyanın dört bir yanında ve bu topraklarda sosyo-ekonomik ve politik değişim adına yürütülen taze mücadelelerle doğrudan ilgili bir biçimde, bahsi geçen "henüz olmayan"ın nasıl "derhal"e dönüştürülebileceğini göstermeyi amaçlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2015
₺140,80
Tükendi

Türkiye Sosyalist Solu Kitabı 1: 20’lerden 70’lere Seçme Metinler’de Türkiye sosyalist hareketinin, doğuşundan başlayıp 70’lere dek uzanan zaman dilimi içerisinde yaşadığı teorik serüveni, girdiği farklı yönelimleri yansıtan temel metinleri bir araya getirmiştik.

Birinci kitabın bıraktığı yerden devam eden bu cilt ise 74-80 arası dönemde ortaya çıkan ve bir önceki dönemle olan süreklilik ve kopuşları kendilerinde cisimleştiren sosyalist örgüt ve yapıların varoluş nedenlerini belirtik kılan -en azından öyle olduğunu düşündüğümüz- metinleri içeriyor.

Kitapta, Türkiye sosyalist solunun 12 Mart sonrasından 80’e değin neler yaşadığını, sosyalist düşüncenin bu dönemde ne gibi arayışlara girdiğini, sosyalist grupların hangi bağlamlarda birbirinden farklılaştığını yansıtan metinlere yer vermeye çalıştık. Kendilerine farklı politik-ideolojik hatlar belirleyen grupların bunu temellendirme kapsamında Marksizmi -ve Leninizmi- nasıl algıladıklarına açıklık getirmek de başlıca amaçlarımızdan biri oldu. 

Türkiye sosyalist solunun tarihi bu topraklarda, teorik, politik ve entelektüel cesaretin tarihidir. Sosyalist solun fikri ve pratik deneyimine gerçekten bakarsak pekala kendine ait bir alemi, bir ‘hayatı’ fikri geleneği her zaman vardır. 70’lerde bir hayli de güçlüydü. Otuz yılı aşan yenilgi zamanlarında da, zayıf olabilir, güçsüz olabilir ama kendi kimliğiyle varolduğu bir hayat alanı her zaman inşa etti. Her zaman bir derdin, bir arayışın peşinde oldu. İğne ile kuyu kazmaktan vazgeçmedi. Ama 12 Eylül sonrası geçmişi açık yüreklilikle sorgulayıp, yaşanılan yanlışlardan ders çıkarma, resmi tarihlerini ve fikri zeminlerini kökünden kurcalayıp, yeni bir paradigma kurma çabasında o kadar atak davranmadı.

TSİP, TİP, TKP, SDP, TEP, TİKP, MLSPB, TEKP, Partizan/TKP-ML, TİKB, Acil, Halkın Yolu, Kurtuluş Devrimci Yol, Birikim, Devrimci Sol, Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği TKP-ML Hareketi...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 672
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺45,24
Tükendi

“Sabah... Hava soğuk... Selo erken kalkar. Hüseyin de uyanmıştır. Eğitim Fakültesi’nde okuyan geleceğin genç öğretmenlerinin güvenliklerini alma sırası onlardadır. (…) Her gün, gece gündüz koşturmak onları epey yormaktadır. Buna her sabah altı, altı buçukta kalkmak da eklenince yorgunluk iyice artmaktadır. (…) Gelenler iyice kalabalıklaşır... Hiçbirinde tedirginlik yoktur, kızlı erkekli gruplar halinde sohbet ederlerken, ‘Çoğunun bizden haberi bile yok’ diye düşünür Selo. ‘Umarım bu arkadaşlar ileride iyi birer öğretmen olurlar ve düşünen, sorgulayan, boyun eğmeyen, cıvıl cıvıl, yaşam dolu öğrenciler, gençler yetiştirirler... Bunda bizim katkımızın olması her şeye değer...’ Bunları düşünürken mahmurluktan kurtulduğunu ve yüzünün güldüğünü hisseder. Tanıdıklara selam verip ‘Günaydın’ demeye başlar, Hüseyin ve diğer grup da gelmiştir; gençler otobüse biner ve uzaklaşırlar. Ortalık sakinleşmiştir... Bir sabah daha görevlerini yapmanın rahatlığıyla derneğe doğru yürürler. Kendileri de gençtir; geleceklerini düşünmeden, kendileri gibi genç insanların yarınları için yaşamlarını hiçe sayan, başka gençler için endişe duyan gençlerdirler aslında. Marştaki gibidirler; dil farkı bilmeyen, din farkı bilmeyen, sanki bir anadan doğmuş olan insanlardır.”

Devrim bir atmosfer olayıdır... Dünyayı yorumlamak ve değiştirmek hevesiyle yanıp tutuşan bir devrimci o zaman diliminde oluşmuş atmosferin çocuğudur ama atmosferi yeniden üreten asi çocuktur. Kitabın olay örgüsü içinde, huyları kadar huysuzluklarıyla, ciddiyetleri kadar şakala-rıyla, korkuları kadar korkusuzluklarıyla, “acımasızlıkları” kadar “hümanizmleriyle” yer alan onlarca devrimci, tarihte ve coğrafyada “kül yutmayan,” “diklenen,” “yaşlarından


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2015
₺118,80
Tükendi

Cuma günü geldi. Sabah gardiyanlarda bir telaş, gazeteciler gelecek diye. “Bize gelecekler mi?” dediğimizde, “Sizin için geliyorlar” dediler. 29 Haziran 1989 günü kalabalık sayıda gazeteci, tek televizyon kanalı olan TRT’nin kameramanı, Adalet Bakanı Müsteşarı ve Eskişehir Başsavcısı gelmişti. Biz de demir parmaklıklı, zincirle bağlanmış kapıya yığılmış vaziyette duruyoruz. Hep bir ağızdan soru soruyorlar, soruların hepsi manşetlik ve magazinlik. “Durun bir dakika!” dedim, “Sorularınızın hepsine yanıt vereceğim ama önce benim diyeceklerim var. Biz devrimciyiz, içinde bulunduğumuz esaret koşullarından kurtulup mücadelemize devam etmek için, devrimci bir eylem ve başkaldırı olarak gördüğümüz tünel kazarak firar etme eylemini gerçekleştirdik. Ama son gün yakalandık, şu bilinsin ki, biz daha önce de kazdık, şimdi de kazdık ve yine kazacağız, yine kaçacağız. Hiçbir koşula boyun eğmeyeceğiz.”

Türkiye’de hapishane üzerine, özellikle 12 Eylül’ün hapishaneleri üzerine pek çok anı ve öykü yazıldı. O kadar fazla olmamakla beraber, hapisten kaçmak üzerine de... Bu kitapta Sebahattin Selim Erhan üç gerçek kaçış girişiminin öyküsünü anlatıyor.

Kaçış eyleminin öyküsünden ibaret değil ama anlatılanlar. Ondan öte, bir direniş ruhunun öyküsüyle karşı karşıyayız. Dayatılan şartlara, özgürlüğün kısıtlanmasına ne olursa olsun direnen bir irade. Erhan’ın anlatısı, bu iradenin nasıl sınır tanımaz olabileceğini gösteriyor. Dokümanter yanıyla da çarpıcı: Hapishaneden tünel kazma macerasının nasıl zorlu bir uğraş olduğunu, nasıl hayal etmesi bile zor ayrıntılarla uğraşmayı gerektirdiğini bütün canlılığıyla tasvir ediyor.

Benzersiz bir tarih tanıklığı ve direniş, filmleri aratmayacak bir öykü...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 350
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2014
₺70,20
Tükendi

"İlkokuldan beri mimar olmak istemiştim, o yüzden merkezi sistemle ilgilenmemiş, gözü kara biçimde yalnızca ODTÜ Mimarlık sınavlarına girmiştim. 1969'da boykot ve işgaller biterken, bir yüksek lisans öğrencisi-asistan arkadaşımız bir tartışmada 'Karar vermemiz lazım' dedi, 'devrimci mi olacaksınız, mimar mı? İkisi birden olunamaz, ben mimar olaca-ğım. Siz devrimci olacaksanız bu böyle süremez, ben mimar olacaksam devrimciymişim gibi yapamam.' Soru hiç bu kadar somut ve yalın olarak karşımıza çıkmamıştı doğrusu. Kendimle çarpıştıktan, enine boyuna düşündük-ten, kendimi nasıl iyi hissedeceğimi anladıktan sonra, mimar değil, devrimci olmam gerektiği, payıma bunun düştüğü, bunu yapmazsam hareketin bir kişi eksik yürüyeceği sonucuna vardım. Böyle yapmam için beni hiç kimse kışkırtmadı, aslında soru da benim verdiğimin tam tersi bir yanıtı ima ediyordu. Bu kararımdan ötürü de daha sonra hiç pişman ol-duğumu söyleyemem. Sonraki hayatımda beni üzen şeyler hep oldu ama bu tercihi yapmış olduğumdan değil, bu tercih-le yürürken her zaman doğruyu yapamamış olduğumdan ötürü..."

"Mart 1986'da 14 yılı arkada bırakarak Gaziantep "L Tipi" Özel Cezaevi'nden çıkarken gazetecilerin anılarımı yazıp yazmayacağıma dair sorularına, "tarih yazımına değil tarihin yapılmasına katkıda bulunmak istiyorum" diye yanıt ver-miş olduğumu hatırlıyorum.

Tarih yapmakla yazmak arasında kategorik bir ayrım yapmanın bu yanıtı verdiğim günkü kadar kolay ve hatta mümkün olmadığının farkına varmam için yalnızca bir yıl yetmişti. Seksenler sonu ve doksanlar başında tarih yapmak devrimci hareketin 12 Eylül rejiminin sert darbeleri altında sarsılan hafızasını onarmasına katkıda bulunmaksızın yapabi-leceğiniz bir şey değildi. İşe buradan başlamadıkça, önceki deneyimin bilgisini yeniden mülk edinmeye, yaptıklarımız kadar yapamadıklarımız üzerine de sistematik bir düşünüşün araçlarını sağlamaya girişmedikçe, tarih yapmanın biricik kolektif imkânı olan devrimci hareketin yeniden kuruluşuna katılmış olmuyordunuz.

68'den Dev-Genç'e, THKP-C'yle 12 Mart'a, Mahir Çayan ve arkadaşlarıyla Kızıldere'ye… Ertuğrul Kürkçü'nün gözü ve diliyle, Türkiye devrimci hareketinin 1970'lerde estirdiği fırtına ve sonrasına bakışlar, anımsayışlar..


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2014
₺114,40
1 2 >
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR
Çerez Kullanımı