Bu kitap günümüzdeki iç savaşların uluslararasılaşmasına dair kapsamlı bir araştırmadır. Uluslararasılaşmış iç savaşlar özellikle de Soğuk Savaş'ın sona ermesi ile 21. yüzyılın en büyük fenomenlerinden biri haline gelmiştir. Bu zamana kadar müdahaleler ya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi sık sık çıkmaza girdiğinden yapılamamış ya da rakip Blokların Doğu-Batı dengesini korumak ve karşı tarafın etki alanını sarsmak için kullandığı bir araç olarak karşımıza çıkmıştır.

Ancak iki kutuplu dünyanın sona ermesi bir çok yeni neticeyi beraberinde getirmiştir. Örneğin dışarıdan desteklenen siyasi erk sahipleri ve silahlı gruplar maddi desteklerini kaybetmişler; farklı ülkelerin kendilerine özgü ve üzeri örtülü sorunları gün yüzüne çıkmış; ve uluslararası güvenlik gündemine kitle imha silahları, uluslararası terörizm ve etnik sorunlar gibi yeni tehditler girmiştir. Böylelikle, 20. yüzyılın sonunda hem uluslararasılaşmış iç savaşların savaşan tarafları hem de bu savaşların ilgili üçüncü tarafları amaçlarını, hedeflerini ve yöntemlerini yeniden tanımlamışlardır.

Bu kitabın temel amacı, günümüzün uluslararasılaşmış iç savaşlarının düzeneklerini ve muhtelif özelliklerini bahsi geçen şartlar altında açıklayabilmektir. Bunun için savaş literatürünün önde gelen nicel bulgular nitel bir şekilde bir araya getirilmiş ve İçe Doğru ve Dışa Doğru olmak üzere iki farklı uluslararasılaşma modeli oluşturulmuştur. Bu şablonların amacı müdahalelerin ve diğer müdahil olma yöntemlerinin farklılaşan yönelimlerini ortaya çıkarmaktadır. Bu iki kalıp arasındaki temel fark siyasi aktörlerin iç savaşa katılma süreçlerindeki katılım isteğine ya da mecburiyetine dayanmaktadır. Böylelikle uluslararasılaşma sürecinin denk geldiği kategoriye göre üçüncü tarafların motivasyonlarının, amaçlarının ve yöntemlerinin nasıl farklılaştığı gözler önüne serilecektir.

Dahası bu araştırma uluslararasılaşmış iç savaşların birçok boyutuyla ilgilenmektedir: Müdahaleleri uluslararasılaşmanın yegane unsuru olarak kabul etmenin yetersizliği; uluslararasılaşmış iç savaşların tek bir savaş süreci olarak kabul edilmesinden ziyade farklı aşamalara ayrılarak incelenmesinin gerekliliği; müdahalelerin ve diğer müdahil olma yöntemlerinin çatışmalar üzerindeki etkileri; bir çatışma tipinin bir kategoriden diğerine evrimleşmesi... Böylelikle kitapta iç savaşların aktörleri, nedenleri, amaçları ve uluslararasılaştırma metotları gibi farklı boyutlar kapsamlı şekilde ele alınmıştır.

Son olarak, kitapta Afganistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Irak'taki uluslararasılaşmış iç savaşlar tarihi ve sistematik bir bakış açısıyla ele alınmış ve kitabın teorik bulguları bu vakalara uygulanmıştır. Ele alınan örnek olay çalışmaları ile İçe Doğru ve Dışa Doğru Uluslararasılaşma Modellerinin uygulama alanları ortaya konulmuş ve oluşturulan şablonların geçerlilikleri test edilmiştir. Bu vaka incelemeleri ile iç savaşların uluslararasılaşma dinamiklerine dair karşılaştırmalar yapmak mümkün olmuştur.


Basım Dili : İngilizce
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 488
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺87,30

Bu kitapta, İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da somutlaşan ulus-üstü bütünleşme sürecinin, milliyetçilik ideolojisiyle gerçekleştirilen ulusal bütünleşme süreçlerine kıyasla farklılıkları ve benzerlikleri kavramsal-kuramsal çerçevede sunulmaktadır. Bu bağlamda ulusal bütünleşme süreçlerinin sonucu ulus-devletlerin milliyetçilik ideolojisi aracılığıyla inşa ettiği uluslar ile buna dayalı ulusal egemenlik ve kimlik anlayışlarından farklı, yeni bir egemenlik ve kimlik anlayışının Avrupa'daki ulus-üstü bütünleşme süreciyle yaratılıp yaratılamadığı tartışılmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺62,10

Seçme şansı verselerdi, Danimarka’da mı yoksa Suriye’de mi doğmak isterdiniz? Şayet özel bir bağınız yoksa, sorunun cevabı barizdir. İster sevin ister burun kıvırın, politika önemlidir. Dün sıkıcı bir kuzey karakolu olan Danimarka’yı böylesine çekici hale getiren de, uygarlığın beşiğinde yer alan Suriye’yi bu derece yaşanmaz kılan da politikadır.

Elinizdeki kitap, dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerinden David Runciman tarafından hazırlanmış, kısa ama tesirli bir rehber: Politika nedir? Neden ona ihtiyaç duyarız? İçinde bulunduğumuz çalkantılı günlerde bizi nereye doğru götürebilir? Tüm soruların cevabı demokrasi olabilir mi? Yoksa Washington’daki Kongre binasının da, tıpkı Atina’daki Parthenon ya da Moskova’daki Lenin mozolesi gibi, büyüleyici bir harabeye dönüşmesi kaçınılmaz mı?

Runciman’ın berrak anlatım dili ve etkileyici görsel tasarımıyla politika, nasıl ve neden yönetildiğimize kafa yoran herkes için önemli bir kitap.

Aklayakın serisi, mühim fikirler/zamanlar üzerine, önemli zihinler tarafından kaleme alınmış kısa ama tesirli kitaplardan oluşuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺29,64

Günümüzde Devrim kitabında Susan Buck-Morss tüm dünyadaki insanlara siyasal sorumluluklarını anlamanın, bilmenin, yerine getirmenin ve adlandırmanın güncel biçimlerini öneriyor. Bunu yaparken yeni ve güçlü devrimci tahayyüller oluşturmamıza yarayan sıradışı görseller kullanıyor. Her zamanki gibi Susan, geçmişi günümüzde keşfederken, geçmişin tüm sınırlılıklarından sıyrılmayı beceriyor. İçinde yaşadığımız zorlu zamanlarda okunacak çarpıcı bir kaynak. 
 
Zillah Eisenstein
 
Susan Buck-Morss anlam sistemlerinin sınırlarındaki boşlukları araştırırken aynı zamanda özgürlük, özgürleşme ve insanlığa dair görünüşte tutarlı modern anlatıların çatlaklarını keşfeden bir araştırmacı. Tekil disiplinlerin uzmanlaşmış dillerini kullanırken onları gözlemlediği görsel kültür öğeleri ile karıştırıp ötelerine geçmeyi beceriyor. 
 
Political Critique


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺42,50
₺50,00

Dr. Hulki Cevizoğlu gazetecilik ve tv programlarının yanısıra akademik çalışmalara da imza atıyor. Elinizdeki çalışma da, bu özgün çalışmalardan birisi. Dr. Hulki Cevizoğlu kitapla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor.
“Toplumu keşfetmek  'içinde yaşarken' her zaman kolay değildir. Toplumlar sosyolojinin olduğu kadar psikolojinin, felsefenin, fenomenoloji ve göstergebilimin de inceleme konusudur.
"Elinizdeki kitapta sosyolojik incelemeler ve analizler yapılırken, bu disiplinin pek çok alt dalından da yararlanılmıştır. Kitabın adını da belirleyen özgün kavramımız ise 'Opak Toplum'® inşası olmuştur.
"Uzun bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkan ve pek çok ülkede yaratılan 'Opak Toplum'® modeline giden yolların kilometre taşlarına basarak ilerleyeceğiniz, gerçeklerle dolu bir toplumsal dünya sunuyorum."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺41,60

Bugün faşizm güncel bir tehlikedir. Yüz yıl önce insanlar ilk kez doğmaya başlayan bu canavarı tanıyamadılar. Tanıdıklarında çok geçolmuştu. Biz bugün bu canavarın en azından tarihini biliyoruz.
Bu kitap, bu canavarın bugünkü biçimini tanıma, geç kalmadan önlem alma çabalarına bir katkı
yapmayı amaçlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺24,60

Fransız hukukçu, düşünür ve tarihçi Alexis de Tocqueville’in 1835 ve 1840’ta iki cilt halinde yayımlanan Amerika’da Demokrasi başlıklı çalışması, siyaset bilimi literatürünün kanonik eserlerinden biridir. Demokratik Zorbalık kitabı, Amerika’da Demokrasi’nin “Demokratik Duyguların ve Düşüncelerin Siyasal Topluma Etkisi Üzerine” başlıklı dördüncü ve son bölümünden oluşuyor. Tocqueville, bu ülkenin toplumsal yapısı ve genç Amerikan demokrasisinin siyasal sistemi üzerine yaptığı gözlem ve incelemeler ışığında “yaşlı Avrupa”da yaşanan siyasi gelişmeler, kamu yönetimi sistemleri, güncel sorunlar ve çözüm yolları üzerine karşılaştırmalı bir çözümlemeye girişir.

Düşüncesinin temel eksenini liberalizmin ön plana çıkardığı özgürlükle, sosyalizmin temel aldığı eşitlik kavramları arasında bir denge kurma çabası oluşturur. Tocqueville'in o dönemde ortaya attığı sivil toplum destekli katılımcı demokrasi modeli, çağdaş demokrasi anlayışının kurucu öğelerinden biridir.

Yazarın bu katkıları, çağdaş demokrasilerin yaşadığı sorunlarla yeniden güncellik kazanmıştır. Tocqueville’in düşüncesinin ana unsurlarını özetleyen bu kitap, bugün belki çok kullanılmaktan içi boşalmış bazı kavramların kökenini hatırlatarak günceli anlamlandırmamıza ve güncel sorunlarla ilgili tartışmalara katkıda bulunacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2020
₺14,60

Felsefeci, Marksist bir entelektüel ve eğitmen olarak Louis Althusser, Machiavelli’den Marx’a siyaset kuramını ve tarih felsefesini özgün bir tarzda yenilemiş, kuramını daima pratik siyaseti düşünerek geliştirmiş bir düşünür.

Althusser ve Biz, onun öğrencisi olmuş, onunla aynı siyasal ve kültürel iklimi paylaşmış, günümüzün önemli düşünür ve yazarları arasında yer alan yirmi isimle gerçekleştirilmiş söyleşilerden oluşuyor. Onun mirasını güncelleme girişimleri olarak okunabilecek bu söyleşiler kimi zaman Althusser’in katkılarına vurgu yaparken kimi zaman da ona eleştirel bir üslupla yaklaşıyor.

Althusser’in çalışma tarzını, çevresiyle ilişkilerini ve kişiliğini de anlamamıza imkân veren bu kitap, hem düşünürün ortaya attığı kavramların seyrine ışık tutuyor hem de 1960’lar ve 1970’lerin Avrupa düşün ve siyaset dünyasına farklı bir gözle bakmamızı sağlıyor.

“Althusser’in düşüncesini içeriden parçalayan bir gerilim vardı: Bu yüzden, tüm yoğunluğu ve radikalliğinde onu tekrar oluşturmak istiyorsak, bu gerilimi açığa çıkarmak amacıyla kendi kuramsallaştırdığı ‘semptomatik okuma’ yöntemini ona uygulamak kaçınılmaz görünüyor. Althusser bugün ilgi çekiyor, bir ‘güncellik’ arz ediyor ama bunun nedeni, kurmayı başardığı ve elimize anahtarlarla kullanım kılavuzunu teslim ettiği homojen bir düşünce sistemi, yani Althussercilik değil; bazen fark edilmez şekilde, bazen çığlık çığlığa kendi içinde barındırdığı zıtlıklardır.”

- Pierre Macherey


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺61,88

“İncitmemek önemlidir, asgari bir zarafet gerektirir. Ama incinmemek çok daha önemlidir, zarafetin ötesinde çok daha işlevsel: Biz incinmiş olanlar, bizim incittiklerimiz, ancak incinmenin ötesinde de süregiden bir söyleşi alanında, evet bir polemik zemininde denkleşiriz, ancak o tümsekli ama yine de yatay zeminde kendi önerimizin hakkını arayabiliriz. Çoğu zaman da, bizim önerideki bir gıdım doğruluğun karşı tarafın düşüncesinde içerilip bir düzey yükseltilmiş olmasıyla avunuruz. Avunmak mı dedim? Başka gurur yoktur.”
–Orhan Koçak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺28,88

Demokrasi Kelsen hakkındaki yanılgıların önüne geçebilecek çok önemli bir kitaptır. Hukuki pozitivizmin hâkim güce itaat ve demokrasi düşmanlığı olduğuna yönelik ezberleri çürütür. Kelsen düşüncesinde yasa yaratıcı irade bulunduğuna ve yasa yaratımının kaynağında devlet olduğuna ilişkin görüşleri yıkar. Egemenlik, temsil, ulus iradesi gibi sözleşmeci modern kurguları ifşa ederek, her türlü tek adam kültüne, azınlığın ya da çoğunluğun baskısına veya mutlak değerlere dayalı hakikatlere karşı, demokrasiyi savunur. Onun sayesinde pozitivizm karşıtı tabii hukukçu sığ bir Kelsen reddi anlamsızlaşır. Kelsen’i tabii hukukçu görüşe kaydırarak Neo-Kantçı liberal düşünür diye aklamaya çalışanların daha sığ yanılgısı da bu kitapla ortaya çıkar: Bireyci liberalizme karşı olan Kelsen’in hukuki pozitivizmi “bir” demokrasinin sınırsız güçlerinin başlıca dayanağıdır. Kuramcının otoritarizm karşıtı radikal demokratik tavrı onun içkinci, yapısalcı, göreci ve kuşkucu yaklaşımıyla özdeştir. Kelsen'in bu kitabı yalnızca yazıldığı dönemin değil, her dönemin despotizmine ve despotlarına karşı bir “özgürlük manifestosu”dur.

- Cemal Bali Akal


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 94
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺26,90

Siyasetçilerin, yeri geldiğinde yalanı bir araç olarak kullandıkları, tarihte sayısız örnekle sabittir. Bu durum en başından itibaren birçok düşünürün aklını meşgul etmiş, Platon, Machiavelli ve yakın tarihte Leo Strauss gibi birçok önemli ismi yalanın siyasetin harcında bulunduğunu ileri sürmeye, siyasetçilerin ve devlet yöneticilerinin halka en azından “devletin bekası” veya “toplumun selameti” adına “soylu” yalanlar söylemelerini meşrulaştırmaya itmiştir. Bu bakımdan Nazilerin dehşet verici propaganda aygıtı, Soğuk Savaş’ın taraflarının yıllarca yürüttükleri propaganda savaşları, daha yakın tarihlerde 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Irak’a müdahalesini meşrulaştırmak için başvurduğu yalan, Türkiye’de ise Gezi Parkı sürecinde eylemleri durdurmak ve itibarsızlaştırmak için medya aracılığıyla kurgulanan Kabataş Saldırısı gibi örnekler, siyasetin bir “yalan söyleme sanatı” olduğu inancında ifade bulan ve Hannah Arendt’in demokrasiye yönelik en önemli tehditlerden biri olarak gördüğü bu tavrın varabileceği ürkütücü noktayı gözler önüne sermiştir. Gerçek ile kurgu arasındaki sınırların bu şekilde bulanıklaştırılması, neoliberal siyasetin dümen suyunda şekillenen yeni dünya düzeninde siyaset, hakikat ve yalan arasında kurulan yeni ilişkilerin mercek altına alınmasını akademik bir bilgilenme çabasının yanı sıra bir etik sorumluluk haline de getirmektedir.

Yeni Türkiye, Hakikatsiz Siyaset, Soylu Yalan, siyaset, yalan ve hakikat arasındaki ilişkinin yalın ve tek yönlü olmadığını, bu kavramlar arasında son derece karmaşık, dallı budaklı bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koyuyor. İktidarların merkezileştiği, çatışma ortamının ve şiddetin her geçen gün arttığı, siyasal sağırlığın ve komplo teorilerinin alıp başını gittiği ve kimilerince “hakikat sonrası” diye nitelenen yeni bir dünya düzeninde “yeni” Türkiye’nin nerede durduğunu sorunlaştırıyor. Ulusal ve uluslararası siyasette yalanlara karşı daha etkili stratejiler, pratikler ve söylemler geliştirilmesine yardımcı olabilecek bir tartışmaya ön ayak olmayı amaçlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺67,90

Milli devletler, imparatorluk misyonu taşıyan angloamerikan devletler tarafından tehdit ediliyor. Bu tehditten Türkiye’de nasibini alıyor. Türkiye Türklük, İslamlık ve çağdaşlık bileşkesinde yeni bir imtihana sürükleniyor. Ahmet Şafak Türk milletinin kendisine has siyasi bir terkibi olduğunu aslında bu terkibin tohumlarının yüz yıl önce atıldığını iddia ediyor. Ve Türkiye’nin dirilen, canlanan bu tartışmadan ancak köklerine dayanarak çıkabileceğini belirtiyor. Küresel Gelişmeler Işığında Türkleşmek İslamlaşmak Çağdaşlaşmak kitabı mevcut tartışmanın tam da ortasında "Şimdi ne yapmalıyız?" sorusuna cevap ararken yakın tarihin sırlı kapısını aralıyor. Hadi o kapıdan girin ve parçası olduğunuz kolektif gerçeğinize merhaba deyin..


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 134
En / Boy : 14 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2015
₺23,80
₺28,00

Komünist Parti Manifestosu; şimdi Kürtçe olarak okurlarıyla!

Komünistler her yerde, mevcut toplumsal ve siyasal koşulları hedef alan her devrimci hareketi destekler.

Komünistler nihayet her yerde bütün ülkelerin demokratik partilerin bağını ve iletişimini sağlamaya çalışır.

Komünistler, görüşlerini ve niyetlerini gizlemeyi zül sayar. Amaçlarına an­cak şimdiye kadarki tüm toplum düzeninin zorla devrilmesiyle ulaşılabi­leceğini açıkça beyan ederler. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresin. Proleterlerin onda zincirlerinden başka kaybe­decek bir şeyi yoktur. Kazanacakları bir dünya vardır.

Bütün dünyanın proleterleri birleşin!

“Xeyaletetek li Ewropayê digere: Xeyaleta Komunîzmê. Hemû desthilat­darên Ewropaya kevn –Papa û Çar, Metternîck û Guîzat, Radîkalên Fransiz û sîxurên polîsên Alman-di navbera xwe de tifaqeke pîroz çêkirin, da ku vê spêleyê biqewitînin.

Ma partiyeke muxalîf heye ku ji aliyê dijberên xwe yên desthilatdar ve wekî komunîst nehatibe tawanbar kirin? Û partiyeke muxalîf heye ku wê mora komunîstiyê hem ji partiyên dijber ên ji xwe zêdetir pêşketî re hem jî ji neyarên xwe yên paşverû re bi berepaş ve nepekandibe?

Ji vê rastiyê du encam derdikevin holê:
1. Komunîzm ji niha ve ji aliyê hemû desthiladarên Ewropayê ve wekî hê­zekê tê pejirandin.
2. Êdî wextê wê yekê ye ku divê komunîst dîtin, raman, armanc û dilxwe­ziyên xwe li ber hemû cîhanê bi awayekî aşkere biweşînin bi manîfestoyeke partiya xwe bersiva vê çîroka spêleya Komunîzmê bidin.“


Basım Dili : Kürtçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 55
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺10,20
₺12,00

Modern anlamda “Uluslararası İlişkiler”in “Westpha-lia-Sistemi”nin ortaya çıkardığı ulus-devlet kavrayışı ve kavramları ile izah edilmesi, özellikle “Realizm” bağlamında, olağan/tartışmasız bir “gerçeklik” haline dönüştürülmüştür. Bununla birlikte, Soğuk Savaş sonrası dönemde ulus-devlet sistemine karşı küreselleşmenin meydan okumasına uygun olarak, “Westphalia-Sistemi”ne alternatif bir dünya-sistemi olarak “Millet-Sistemi” anlayışıyla etnik, dinsel ve mezhepsel ayrışmalardan kaynaklanan çatışmaları önleyerek barışçı bir dünya düzeninin tesis edilmesinin olanaklı olduğu ileri sü-rülmeye başlanmıştır.

Avrupa’da kilise-devlet ayrışmasının bir sonucu ola-rak ortaya çıkan ve Protestanlar ile Katolikler arasında 1618’de Orta Avrupa'da patlak veren ve 1648'de sona eren Otuz Yıl Savaşları, ulus-devlet anlayışına dayanan Westphalia sistemi-nin ortaya çıkmasına yol açmıştır. “Westphalia-Sistemi”nin ulus-devlet anlayışına bağlı olarak ortaya çıktığı dönem bo-yunca Osmanlı İmparatorluğu’nda “Millet-Sistemi” vardı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun, topraklarında yaşayan toplulukları, din ya da mezhep esasına göre örgütleyerek yö-netme biçimine “Millet-Sistemi” denilmektedir. “Millet-Sistemi”, “Westphalia-Sistemi”nin ürettiği ulusçuluk akımları-nın yayılmasıyla birlikte 19. yüzyılda bir krizle karşılaşmış ve neticede Osmanlı İmparatoluğu’nun dağılmasıyla birlikte sona ermiştir. Türkiye, “ulus-devlet” olarak inşa edilmiş ve dış politikası da “Westphalia-Sistemi”nin üretmiş olduğu kavram-lar üzerinden kuramlaştırılmış ve yürütülmüştür.

Bu kitapta, “Westphalia-Sistemi”ne dayalı olarak ortaya çıkan “ulus-devlet” yaklaşımına Soğuk Savaş sonrası dönem-de alternatif bir yaklaşım olarak önerilen “Millet-Sistemi” ve bu sistem üzerinden Türkiye’ye atfedilen rol, uluslararası alandaki durum ile ilişkilendirilerek ele alınmıştır. Bir bakıma “Westphalia-Sistemi” ile “Millet-Sistemi”nin karşı karşıya geldi-ği bir Türk dış politikası kuramı ve pratiği oluşturulduğun-dan sözedilmesi olanaklıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺31,50

Platon, felsefenin klasik yapıtlarından biri olan Devlet’te, bugünkü üniversitenin öncülü sayılan Akademia’nın kurucusu ve hocası Sokrates’i konuşturduğu diyaloglarla ideal devletin nasıl olacağını anlatıyor.

Platon’un insanların mutlu olduğu bir bir devlet ütopyasını anlattığı 10 kitaplık devlet, aynı zamanda “mutluluk felsefesi” üzerine yazılmış bir metin olarak da kabul edilir. Günümüzdeki devlet felsefesi konusunda en temel kaynaklardan biri sayılan Devlet, bir dost evinde yapılan felsefe toplantısındaki konuşmalardan, tartışmalardan oluşur.

Platon’un kanaatkâr işçi sınıfının üreterek maddi ihtiyaçlarını karşıladığı, cesur bekçilerin güvenliği ve dışarıya karşı devletin varlığını savunduğu, bilge yöneticilerin yönettiği bu ütopya devletinde her sınıf erdemlidir.

Devlet’te, adalet, iyi-kötü, doğruluk, eğitim ve gücü, eşitlik, güçlülük ve haklılık, yöneticilik, mutluluk, zenginlik, sanat eğitimi, yasaklar, müzik, beden eğitimi, devletin ne olduğu ve değerleri, devlet biçimleri, devlette kadın-erkeğin rolleri ve eşitliği, çocuk eğitimi, filozofun ne olduğu, filozofların bozulması, demokrasi, insan gibi onlarca konudaki insanlık durumunu okuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 406
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺16,80

Niccolo Machiavelli (1469 – 1527), Floransalı devlet adamı, yazar ve siyaset kuramcısıdır. Rönesans’ın ve İtalyan şehir devletleri sisteminin çöküşüne tanıklık eden Machiavelli’nin Prens’i yazdığı dönemde, zenginlik ve ihtişam dolu bir çağ kapanıyordu. Bu tartışmalı, çevresinde örülen kötücül efsane nedeniyle hep önyargılı yaklaşılan eserde, Machiavelli İtalya’nın sürüklendiği kargaşadan çıkış yolunu gösterir: İtalya’yı bir araya getirecek güçlü bir önder.

Prens, 20. yüzyıl düşünürleri tarafından yepyeni bir gözle okunarak değerlendirilmiş bir kitaptır. Günümüzde yapılan yorumlara göre, Prens bir hükümdara iktidarı nasıl elde etmesi ve kullanması gerektiğini anlatan bir metin olmaktan çok, yönetilen kitlelere iktidarın mantığını ve gizlerini sergilemektedir.

Tam metin olarak çevrilen ve kapsamlı dipnotlarla zenginleştirilen bu çeviriyi okuduktan sonra, Prens’i yeni bir bakışla değerlendireceğinizi düşünüyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺21,90

“Siyaset bilimi disiplinine giriş için yazılmış bu harika kitapla Roskin, öğrencilerin, siyaset bilimcinin yalnız neyi bildiğini değil, aynı zamanda nasıl bildiğini de kavramasını sağlıyor.”

Anika Leithner, California Polytechnic Devlet Üniversitesi

Siyaset Bilimi pratik ve teorik bilgiyi dengeleyerek, alanın temel kavram ve konularına anlaşılır ve jargonsuz bir giriş niteliği taşımaktadır. Bu çok-satan özet metin, gerçek dünyadan çeşitli örnekler sunarak öğrencilere, siyasette basitleştirmelerden kaçınmak gerektiğinin değerini, hükümet ilişkilerini ve katılımcılığın önemini göstermektedir. Michael Roskin’in eşsiz ve merak uyandıran bakış açısıyla kaleme alınan Siyaset Bilimi, açık anlatımı, pratik uygulamaları ve güncel örnekleriyle öğrencilere ve ilgililere rehberlik edecektir.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 405
En / Boy : 19 / 23
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺54,00
₺60,00

Türkler, hep saldırıya uğramışlardır. Bu da Türklerin gücünden korkulduğunu gösterir.

Avrupalıların şuuraltında Türkleri Anadolu topraklarından sürülüp çıkarılması yatar. Bunun adı “Şark Meselesi”dir.

Şu tez hep işlenmiştir: Avrupalılar Türkler derken Müslümanları kastediyor. Hayır, Müslümanları kastetmiyorlar, Türkleri kastediyorlar. Avrupalının Araplar üzerine sözlerine niçin rastlamıyoruz? Hıristiyan Batı’nın tahammül edemediği unsur, Müslüman Türklerdir. Türk olmayan Müslümanlarla ve Müslüman olmayan Türklerle problemleri yoktur. Musevî ve Hıristiyan Türklerle ve Araplar ile gayri Türk Müslümanlarla dostturlar.

Araplar da Müslüman olarak kurmuşlardır. Arapların, İspanya’nın birçok devlet ve beylikler kurduğu unutulmuştur.
Özellikle Balkan halkları Türkler vasıtasıyla Müslüman oldukları için onlar “Türk” görülmüşlerdir. Ama Türklere düşmanlık Müslüman oldukları için değildir.

Maalesef Türkler arasında da Müslümanlık ve Türklük karşı karşıya getirilmek istenmiştir. Türk müsün Müslüman mı sorusu icat edilerek, bâzı Müslümanlara ‘Türk’üm demenin günah olduğu fikri aşılanmaya çalışılmıştır.

Dünyada milliyetler var. Milliyetin varlığı da Kur’an-ı Kerîm’in buyruğudur.

Hucurat suresinin 11. ve 12. Ve 13. ayetlerini okuyalım:

“Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.” (Hucurat, 49/11)

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (Hucurat, 49/12)

“Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır.” (Hucurat: 49/13)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 305
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺52,90

“Ana akım medya tarafından bulandırılmış bir zihin, anlam üzerinde verilen mücadeleye kulaklarını tıkamış olsa bile, felsefe bu noktada çatlaklardan sızarak gerçekliğe bir çağrı görevi görebilir. Örneğin,‘ölü ele geçirildi’ ile ‘öldürüldü’ arasındaki fark üzerine kafa yormak bile önemli bir kapıyı aralayabilir; yerleşik düşünme alışkanlıklarını yerle bir edebilir. İşte bu anlam mücadelesinde yeni cepheler açan biyopolitika, zihnimizin normatif cam tavanını tuzla buz etmek için gereken çekici sunuyor.”

Biyopolitika, yakın dönem sosyal teorinin ve siyaset biliminin anahtar kavramlarından birisi. Hayatla ilgili düzenlemelere analitik ve politikbir bakış için pencere açıyor çünkü. Buradan bakınca görecek çokşey var ve bu sayede birçok “alışıldık” şeyi başka bir gözle görmek mümkün. Öncelikle, iktidarın bedenlerle, genetikle, nüfusla istatistikle, cinsellikle ilişkisini... Özne ve öznelliğin kuruluşunu... Yaşam gibi ölümcül, ölüm gibi yaşamsal bir meseleyi... Utku Özmakas, öncelikle,biyopolitikayı “moda kavram” kisvesinden sıyırmaya önem veriyor.Kavramın gelişme seyrini, farklı nesnelliklere açılan yüzlerini, değişik stratejik kullanımlarını ve bunlar arasındaki bağlantıları, gerilimleri inceliyor. Bunu, kavramın “başlatıcıları” sayılabilecek Michel Foucault,Giorgio Agamben ve Michael Hardt – Antonio Negri’nin düşünsel serüvenlerinde derinleşerek yapıyor. Kitabın alt başlığı, iktidar ve direniş, biyopolitikayı tek yönlü ve adeta otomatik işleyen bir iktidar tekniği olarak değil, aynı zamanda direniş imkanlarının kaynağı olarak görmenin işaretidir. Konusuna vukufla eğilirken, bir dertle ve merakla düşünmenin zevkini, tutkusunu yansıtan bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺83,90

2011 yılında Norveç’te gerçekleştirilen ve 77 masum insanın ölümüyle sonuçlanan kanlı terör saldırıları bazı gazeteler ve televizyonlar tarafından ilk anda köktendinci Müslümanlarla ilişkilendirildi. Fakat kısa süre içinde bu saldırıları aşırı sağcı, ırkçı ve beyaz bir Norveçli saldırganın düzenlediği ortaya çıktı. Bu gazeteleri ve televizyonları erkenden böyle hatalı bir yargıda bulunmaya iten neydi? İsviçre, ülkede sadece dört minare bulunmasına rağmen yeni minarelerin inşa edilmesini neden yasakladı?

Aşağı Manhattan’da kurulması önerilen bir İslami kültür merkezi ABD’nin dört bir yanında hararetli bir siyasi tartışmanın fitilini neden ve nasıl ateşledi? Yüzyıllardır Yahudileri ve diğer dinsel veya azınlık grupları hedef alan kalıp yargılar ve korkular ile dünyada artan İslamofobi ve yabancı düşmanlığı arasında esaslı bir bağlantı var mı?

Çağımızın en önemli kadın filozoflarından bir olan Martha C. Nussbaum, bu gibi gelişmelerin ardında yatan esas nedenin, “en narsistik duygu” diye nitelediği korku olduğunu ortaya koyuyor. Evrim sürecinde hayvanların ve insanların hayatta kalmalarına ve tehlikelerden sakınmalarına yardımcı olagelmiş doğal bir düzenek olan korkunun, insan dünyasında özellikle retorik ve siyaset aracılığıyla nasıl bir kültür haline getirildiğini, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyayı etkisi altına alan korku ikliminin ürünü güncel olaylar ve tartışmalar üzerinden ortaya koyuyor.

Nussbaum’un engin felsefe, siyaset, tarih ve edebiyat bilgisini sergileyen ve her düzeyde okurun anlayabileceği, açık ve akıcı bir dile sahip bu çalışması, akla uygun korku ile akla uydurulmuş korkuyu özenle birbirinden ayırmamız gerektiğini gösteriyor. Farklılıkları anlamak, ötekine yönelik tahammülsüzlüğü aşmak ve daha dengeli, içleyici toplumlar inşa edebilmek için “duygudaş imgelemimizi” nasıl geliştirebileceğimize ilişkin ipuçları sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺59,90

Emperyalist fenomenler, her dönemin ekonomik sınıf çıkarlarına indirgenmeye çalışılabilir. Neo-Marksist kuramın yaptığı budur. Emperyalizmde, kısacası, yalnızca kapitalist üst katmanın kapitalist gelişmenin belli bir aşamasındaki çıkarlarının yansımasını görür. Şüphesiz ki bu, meselemizin çözümüne dair elimizde olan açık ara en ciddi katkı. Ancak bu düşüncenin, tarihin ekonomik yorumunun mantıksal olarak zorunlu bir sonucu olmadığını vurgulayalım. Bu düşünce, tarihin ekonomik yorumuyla çelişmeden, hatta onun sunduğu çerçevede kalarak da reddedilebilir.

Emperyalizm geçmiş devirlerin kalıntıları diyebileceğimiz büyük gruba girer. Bunlar tüm somut toplumsal durumlarda, her toplumsal durumun o günkü yaşamsal koşullarıyla değil de o günün geçmişinin yaşamsal koşullarıyla, yani iktisat tarihi bakış açısından o anın değil de geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurları üzerinde büyük bir rol oynarlar.

Emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunluluklar kaybolup gittiğinden onun da zamanla ortadan kalkması gerekiyor. Yapısal unsur olarak ortadan kalkması gerekiyor zira, taşıyıcısı olan yapı çöküyor ve toplumsal gelişme sürecinde ona alan bırakmayan ve onu destekleyen iktidar unsurlarını elemine eden başka yapılarca çözülüyor.

 - Joseph Schumpeter


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺41,34

Değerli araştırmacı ve yazar Erol Sarıal’ın "Yeni Bin Yılın Savaşı" başlıklı kitabı, Türkiye’nin ve dünyanın durumu hakkında çok ilginç ve düşündürücü bilgilere ulaşmamızı sağlıyor. Ekonomik, siyasi, stratejik ve sosyal alanlarda yapılan titiz bir araştırmanın ürünü olan bu bilgiler Türkiye’nin dünyadaki yerine ve yaşadığı sorunlara ışık tutuyor. Özellikle Atatürk’ün stratejik düşünceleri, Türkiye’yi bölge ülkeleri ile birlikte emperyalizmden kurtarmak amacı gibi konularda çok önemli ipuçları veriyor. Kitap, etnik ve mezhepsel konulara da ayrıntılı olarak değiniyor ve bu alanlarda yapılmış çalışmalarda ulaşılan somut verileri ortaya koyuyor. Türkiye’deki bazı iç politika gelişmeleri hakkında da dikkat çekici gözlemlerde bulunuyor. Kitap aynı zamanda geleceğe yönelik bazı düşünceler ve öneriler de içeriyor. Türkiye’nin ve dünyanın meselelerini topluca görebilmeye olanak veren bu kitabın bütün aydınlar, araştırmacılar ve öğrenciler için değerli bir kaynak olacağına inanıyorum. Bu alanlardaki araştırmaların ve yayınların çoğalması, Türkiye’de fikir hayatını zenginleştirecektir. Özellikle Atatürk devrimlerine yürekten inanan insanların ihtiyaç duydukları bilgi ve değerlendirmelerin bu gibi yayınlarla beslenmesi Türkiye’nin fikir hayatına canlılık kazandıracaktır. Erol Sarıal’ı bu başarılı çalışması için kutluyor, bu değerli kitabın özellikle gençlerimiz için bir esin kaynağı olmasını diliyorum. -Onur Öymen- Dış Politika Uzmanı - Siyasetçi




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 344
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2012
₺12,80

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2012
₺36,90

Fukuyama’nın “tarihin sonu”nu ilan etmesinin üzerinden henüz on yıl bile geçmeden kapitalizm karşıtları, “Başka bir dünya mümkün” diyerek ayağa kalktı. “İşgal et” eylemleri, “Biz % 99’uz” diyen kitleler, Tahrir, Gezi ve daha nicesi “tarihin sonu” tartışmalarını sona erdirirken solu da canlandırdı.

Bu türden slogan ve eylemlerin hiç de ütopik kuruntular olmadığını; kapitalizmin, tıpkı kendinden önceki köleci ve feodal üretim tarzları gibi tarihsel bir üretim tarzı olduğunu ve zamanla tarih sahnesinden çekilebileceğini gösteren isimlerin başında bizzat Marx gelir. Onun ardından Marksist tarihçi ve düşünürler, yeni siyasal ve toplumsal gelişmeleri de değerlendirerek, bu tarihsel bakış açısını sürdürdüler. Marksist tarih kuramının güçlü, gelişkin ve hayat dolu olduğunu savunan Paul Blackledge de bu isimlerden biri.

Kitabına, geleneksel tarihçilerin ampirizmi ve postmodernistlerin rölativizmi karşışında, tarihin incelenmesine yönelik Marksist yaklaşımı savunarak başlıyor. Daha sonra, Marx ile Engels’in ölümlerini izleyen yarım yüzyıl boyunca Lenin, Troçki, Lukacs gibi teorisyenlerin ürettiği çalışmaları inceleyerek 1950’lerdeki Büyük Britanya Komünist Partisi Tarihçiler Grubuna kadar uzanıyor.

Köleci, feodal ve Asya Tipi Üretim Tarzı da dahil olmak üzere farklı üretim tarzlarının içeriğine ve aralarındaki geçişlere dair tartışmalara da giren yazar, tarihin hareketinde yapı ve öznenin etkinliği sorununa dair daha yakın tarihli (Sartre ile Althusser arasında geçen) tartışmaları da ele alıyor.

Kitabın son bölümlerinde, günümüzde postmodern konjonktürün dönemleştirilmesi konusunda geliştirilen birbirinden farklı Marksist yaklaşımları inceleyen Blackledge, bu önemli tartışmaların siyasal uzanımlarını da ortaya koyuyor. Tarihçilerin, kültür, toplum ve siyaset kuramı araştırmacılarının, kapitalizm karşıtlarının ve tarih meraklılarının ilgi ve merakla okuyacağı bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺43,90

Alışılagelmiş kapitalizm kavrayışını yeniden değerlendirme, postkolonyal dünyada özgün bir kapitalist kalkınma teorisi ortaya koyma girişiminin ürünü bu kitap. Teorisini somutlaştırmak için ilkel birikim, yönetimsellik ve postkolonyal kapitalist formasyon gibi kavramları derinlemesine ele alan Sanyal’ın temel sorusu şu: Küresel kapitalizm ağına entegre olması, üçüncü dünyaya yeni ekonomik imkânlar mı sağlayacak, yoksa üçüncü dünya ülkelerini yırtıcı çokuluslu şirketler için kolay birer av haline mi getirecek?

Yazar Hakkında

Kalyan Sanyal (1951-2012) Hindistan doğumlu iktisatçı. Uluslararası Ekonomi Araştırmaları Lisansüstü Enstitüsü’nde, Kanada, Waterloo ve Notre Dame üniversitelerinde ziyaretçi öğretim görevlisi olarak çalışmalarda bulundu. Kalküta Üniversitesi İktisat bölümünde profesör olarak araştırmalarına devam etti. The American Economic Review, Economical Rethinking Marxism gibi dergilerde yazıları, çeşitli derlemelerde makaleleri yayımlandı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 318
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺33,90

Taha Parla’nın 1998-2007 yıllarında yazdığı yazıları bir araya getiriyor bu kitap. Normal şartlarda, on-on beş yıl önce ve zamanın güncel siyasi gelişmelerinden hareketle yazılmış bu yazıların bugün artık eskimiş olduklarını söyleyebilirdik. Oysa bu doğru değil; derinleşerek varlık sürdüren sorunlar hakkında oldukları için hâlâ son derece güncel yazılar bunlar. Sadece son yirmi-otuz yıla değil, koca bir yüzyıla bakıldığında bile ülkenin fasit daireler çizerek aynı sorunlara takılı kaldığı, çözemediği, tersine sorunlarını kemikleştirdiği görülüyor.

Taha Parla, Türkiye’nin sorunlarını yaratan bağımsız değişkenlerden biri olmak üzere ya da milliyetçilik sorununu, antidemokratiklik sorununu, militarizm sorununu, Kürt sorununu, Ermeni sorununu, kadın sorununu, eğitim sorununu vb. doğrudan yaratmamış olsa da, böyle kördüğüm haline gelmesinde belirleyici katkısı bulunan bir “Türk Sorunu” olduğunu görmek gerektiğini vurguluyor.

“Türk Sorunu”ndan çıkışın ilk adımı, bu sorunların Türkiye’nin üzerine gökten zembille, kaza eseri, kendi taksiratı olmadan inmediğini, esas olarak başkalarının komploları, hain emelleri ve kötülemeleri sonucu olmayıp, en azından kısmen, bunları tarihi, zihniyeti, politikaları, sosyal yapısı, korkuları, kültürü ve ahlakıyla Türkiye’nin ta kendisinin yarattığını görmek, bilmek…

“Ahlaken doğru olmayan hiçbir şeyin, siyaseten doğru olamayacağının” anlaşıldığı bir Türkiye umuduyla, özellikle genç okurlarımız için yayımlıyoruz bu kitabı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺18,67

1949 yılında Denizli'nin Çal ilçesi Hançalar Kasabası'nda doğdu 1976 yılında Ankara Üniversites, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümünü bitirdi. 4 yıl liselerde felsefe öğretmenliği yaptı. 1983-1989 yılları arasında Konya S. Ü. Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1987 yılında doktor oldu. 1989'da G. Ü.'ne bağlı Kırşehir Eğitim Yüksekokulu'na Yrd. Doç. ve Müdür olarak atandır. 1992 yılında Gazi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği Bölümünde yardımcı doçent olarak göreve başladı. 1996'da doçent, 2002 yılında Prof. oldu. 1998'de Gazi Eğitim Fakültesi Felsefe Grubu Öğretmenliği Bölümü doçent kadrosuna atandı. Halen G. Ü. Gazi Eğitim Fakültesi, Felsefe Grubu Eğitimi Anabilim Dalı Başkanlığı görevini sürdürmektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 362
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 10.2015
₺58,50

"Özel mülkiyeti ortadan kaldırma isteğimiz karşısında dehşete kapılıyorsunuz. Oysa özel mülkiyet sizin bugünkü toplumunuzda nüfusun onda dokuzu için zaten ortadan kalkmıştır, birkaç kişi için varlığı, onda dokuzu için varolmadığı için vardır. Demek ki, siz, toplumun büyük bir çoğunluğunun mülksüzleştirilmesini zorunlu koşul olarak dayatan bir mülkiyeti ortadan kaldırmayı istediğimiz için bize saldırıyorsunuz. Tek sözcükle, sizin mülkiyetinizi ortadan kaldırmayı istediğimiz için bize saldırıyorsunuz. Kuşkusuz, biz de bunu istiyoruz."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 78
En / Boy : 10,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2008
₺5,25

Bu derlemedeki yazılar, “Gewaltstheorie” (Zor Teorisi), Marx/Engels, Werke, Band 20, Berlin/DDR, 1962’den; “La Guerra de Guerrillas" (Gerilla Savaşı), Che Guevara, 1960’dan; “Peru 1965: Apuntes Sobre una Experiencia Guerrillera“ (Peru 1965: Bir Gerilla Deneyimi Üzerine Notlar), Hector Bejar, Punto Final, N° 86, Ağustos 1969’dan; “Problemas e princípios de estrategia“ (Strateji Sorunları ve İlkeler); “Revolucion En La Revolucion?” (Devrimde Devrim), Regis Debray, Punto Final, N° 25, Mart 1967’den; Carlos Marighella, 1969’dan; “30 Preguntas a un Tupamaro“ (Bir Tupamaro’ya 30 Soru), Punto Final, N° 58, Temmuz 1968’den İlhan Erman tarafından Türkçeye çevrilmiş ve yayına hazırlanmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 236
En / Boy : 10,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2015
₺10,50

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 236
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺49,20

Komünistler, kendi fikirlerini ve amaçlarını saklamayı reddederler.

Kendi amaçlarına ancak mevcut toplumsal düzenin zorla yıkılmasıyla erişebileceklerini açıkça belirtirler.

Egemen sınıflar bir komünist devrim korkusuyla tir tir titresinler.

Proleterlerin, kendi zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyleri yok.

Hâlbuki kazanacakları bir dünya var.

Bütün Ülkelerin İsçileri,

Birlesin


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 104
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2011
₺7,60

Tarih Olarak Teori, insanlık tarihinde köleliğin yol açtığı değişimlerden yoksulların denetim altına alınmasına, üretim ilişkileri ile inançların birbirinin içine geçme biçimlerinden gündelik hayatta emek süreçlerinin deneyimlenme türlerine varıncaya değin geniş bir konu yelpazesi üzerinde, bugün içinde yaşadığımız kapitalizmin doğasına ve kökenine ışık tutan derinlikli bir tartışma yürütüyor. Jauris Banaji, tarihe ilişkin doktriner ve ortodoks okumalar ve kuramlarla hesaplaştığı bu tartışmasında, insanlık tarihinin kanallarında halkların ne şekilde boyunduruk altına alınarak "işçileştirildiğini" anlatıyor.

Üretim tarzlarının içsel dinamiğini açıklayan şey nedir? Üretim tarzları ve sömürü̈ biçimleri birbiriyle nasıl bir ilişki içindedir? Verili sömürü̈ biçimleri aşağı yukarı hangi şartlar altında bulunur? Basit meta üretiminin tarihsel anlamı nedir? Kapitalizm nedir ve nasıl meydana gelmiştir? Hukuki sistemler ile kapitalist gelişme arasındaki ilişki nedir? Ücretli emek yalnızca sermayenin gerektirdiği bir şey midir yoksa kölelik de bu tarzda işleyebilir mi?

Banaji, Tarih Olarak Teori'de bu soruların hepsine kendine has ve kışkırtıcı yanıtlar vermektedir. Yarını bugünden kurabilmek ve bugündeki dünü̈ anlamak için, Banaji'nin insanlık tarihine ilişkin geliştirdiği tezler her anlamda tartışılmaya değer bir nitelik taşımaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 494
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2016
₺89,70

İktisat uzun süredir günlük ekmeğimiz haline getirildi. Umutlar ekonominin iyiye gitmesi ve iyileşmesine bağlandı.

Büyüme, cari açık, likidite kavramları çoktandır sohbet konularımız arasında. Siyasetçiler bile tüm kötülükleri faiz lobisinin faiz hobisine "endeksledi." Artık ABD Merkez Bankası başkanının adını biliyor ve vereceğiz faiz kararını heyecanla bekliyoruz.

Gazetelerin ekonomi haberleri arttı, sayfaları çoğaldı, köşe yazarları "tavan yaptı." Günlük piyasa bilgileri ekranların üzerine sabitlenen bantlardan akıp duyuor, hatta tam gün ekonomi haberleri yapan televizyon kanallarımız bile var.

İktisadi kavramların pazarlayıcısı koca koca ekonomi profesörleri canlı yayınlarda "show business" yapmakta.

Ekonomik sistemi öve öve bitiremiyorlar ama alınan yanlış kararların uygulamada "krizlere" yol açmasından onlar da yakınıyor: Oysa kendilerinin temsil ettiği evrensel iktisadi akla uyulsa, kapitalizm sonsuza dek aksamadan sürecek!

"Sol"dan iktisatçıların bir kısmı bu "sonsuz gidişat" fikrine inanmasa bile, kendi önerileri ve bu önerilerin getireceği iyileştirmeler sayesinde vatandaşın, çalışanların, işçilerin gözetileceğine böylece "iyi bir kapitalizm" ya da "makul bir kapitalizm" ile idare edebileceğimize dair teorilerini, sahip oldukları köşelerden "güncellemekteler."

İktisatçıların İktisadı'nda gündelik yaşantımız kuşatan iktisadi terimler, bu günlük iktisat vaazları özelinde ele alınıyor. Belli bir iktisadi kavram eşliğinde, o kavramı en iyi temsil ettiği düşünülen konu hakkındaki yazılarından yola çıkılarak, 15 "popüler" iktisatçının gerçeklikle ilişkisi sorgulanıyor. Bu sorgulamayla, aynı zamanda, adeta kapitalizmin "kesitleri" alınıyor ve krizlere karşı "kapitalist çare"lerin imkanları sergileniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 223
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2014
₺27,20

Elinizdeki kitap; her bakımdan tekleştirici bir politikanın sürdürülmeye devam edildiği bu topraklarda Erdal Doğan'ın 2003–2012 yılları arasında kaleme aldığı bir kısım makalelerinden oluşmaktadır. Makaleler, Sanal “Terör” ideolojisinden, kendini sürekli yenileyen ittihatçı devlet ve sivil politikalarına, evrensel hukuka büyük bir dirençle ayak direyen hukuk ve siyaset pratiklerinden, makbul olmayan vatandaşı zapt-u rapt altına almak isteyen resmi kimlik yaklaşımlarına yönelik kaleme alınan eleştirilerden oluşmaktadır. Bu eleştiriler, yalnız tarihe kayıt düşmekle kalmayıp çok daha uzun bir zaman gündeme müdahale yazıları olmaya devam edeceğe benzemektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 206
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺17,00

Kitapların isimleri önemlidir. Çoğu kez metnin bize ne anlattığını anlamamıza yardımcı olurlar. Bu kitabın ikinci baskıdaki ismi, ilk baskıdan farklı kullanıldı; Kutsal Canavar Devlet yerine Kutsallık ile Rasyonellik Sarkacında Devlet tercih edildi belli sebeplerden dolayı.
Ancak bir türlü ısınamadım ikinci adına. Bu yüzden, Kutsal Canavar Devlet ismine geri dönüyorum. Kanımca bu isim metni daha iyi anlatıyor,ruhunu ortaya koyuyor.

Kitabı, her ne kadar geliştirmek istesem de başaramadım. Oysa üzerine oldukça fazla çalışmışlığım var. Umarım 4. baskıya ekleyebilirim. Kitap, hala bir çalışma taslağı bu sebeple. Olmamışlığına devam ediyor. Hala ümidim var. Taslak olmaktan çıkıncaya kadar üzerinde çalışmaya devam edeceğim. Belki o zaman iddialı bir kitap haline gelebilir. Şimdilik bir
iddiası bulunmamakta.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 334
En / Boy : 14 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺33,12

Marx’ın Kapital’i ekonomi politik eleştirinin hemen hemen bütün yanlarını kendisinde toplar. Grundrisse ise ekonomi politiğin eleştirisinin tohumudur; tohum gelişip büyümüş Kapital’i yaratmıştır.

Marx’ın Grundrisse’si Marksizm’in tohumunun hangi fikirleri geliştirerek ekonomi politiği aşmaya başladığını göstermeyi amaçlıyor. Grundrisse’yi sınır kabul ederek, ondan önceki dönemin fikirleriyle ondan sonraki dönemin düşüncelerini kıyaslıyor. Marksizm’in gelişim bütünlüğü başka türlü kavranamaz.

Grundrisse, Marx’ın yeniden gözden geçirerek okuyucuya sunduğu bir eser değildir. Anlaşılması zor soyut formüllerle doludur. Kapital ile tanışmamış bir insanın doğrudan doğruya Grundrisse ile tanışması ve onu anlaması büyük zorluk içerir. Bu açıdan Kapital’den yararlanarak Grundrisse okunup anlaşılabilir. Bu çalışma, Kapital’den yararlanarak Grundrisse’yi çözmeyi hedefliyor.

Grundrisse, Marksizm’in doğuşu ile büyümüş hali arasında oturur; bizim hem Marksizm’in geçmişini, hem de geleceğini kavramamızı sağlar. İşte Grundrisse’nin önemi!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2015
₺55,30

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺16,90

Jean-Jacques Rousseau, 1762 tarihinde ''Toplum Sözleşmesi'' kitabı ile toplum sözleşmesi kuramını popüler bağımsızlık üzere kurmuştur. Rousseau'ya göre özgürlük ancak insanlar yasamada doğrudan yönetime sahip olduklarında var olabilir. Vatandaşlar, en azından bazı durumlarda, kendilerini yöneten temel kuralları seçebilmeli ve bunları ihtiyaç duyduklarında değiştirebilmelidirler.

Rousseau'ya göre bir vatandaş bireyci olmayı ve kendi çıkarlarını toplumsal çıkarların önüne koymayı tercih edebilir. Ama toplumsal bir yapının parçası olarak, bir vatandaş bireyciliği bir yana koyarak toplumsal bir irade yaratmaya çalışacaktır. Bu nedenle hukuk bütün olarak neyin toplum için faydalı olduğuna karar vermeli ve bireyler buna razı olmalı ya da zorla razı edilmelidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2014
₺20,15

"21. yüzyılın kültürel çağ olması özelliğine bağlı olarak artık pozitivizm-liberalizm-kapitalizm etkileşimli tek tipleştirici sosyal düşünce anlayışı yerine özgün sosyal düşünce yapısına yönelik ihtiyaçlar ve arayışlar dinamizm kazanmıştır.

Türkiye'nin "yeni gerçekleri"ni kendi özgün sosyal düşünce sistemini, bilim anlayışını yeniden kendi ölçeğinde çağın şartlarını da dikkate alan bir yorum gücü ile ele alma ihtiyacı bulunmaktadır. Bu noktada ekonomi, sosyoloji, siyaset bilimi, felsefi düşünce oluşturma, psikoloji, tarih felsefesi gibi bir toplumun sosyal düşünüşünü biçimlendiren ona şekil veren bu parametrelerin Türk toplumunun kendine has değerler çerçevesinde yeniden inşa edilmesi, yeni bir "sistemsel" özgün sosyal düşünce üretilmesinin yolunun açılması bir gereklilik olarak Türkiye’nin karşısında durmaktadır."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 275
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2012
₺24,75
İslam dünyasının çağdaş düşünürü, müçtehid, entelektüel ve devrimci önder Ayetulahiluzma Seyyid Ali Hamenei, İslam’ın çağdaş ve güleryüzü olarak şiddetin egemenliğindeki yüzyılımızda, dinî düşüncede muhabbet ve bilgiye dayalı tecdid hareketinin liderliğini yürütüyor. Emperyalizmin savaş makinesinin yol açtığı yıkım, kıyım, tahribat ve katliamlara yine aynı yöntemle, masumların canını hiçe sayan nihilist terörle karşılık veren kuralsız, ilkesiz ve gayri ahlaki mücadeleye mecbur olmadığımızı vahiy evinin günümüzdeki temsilcisi Seyyid Ali Hamenei’nin insanlığa takdim ettiği mirasta fazlasıyla buluyoruz. Bu mirasın günümüzde zuhur etme biçimi, kendisinin adlandırdığı şekliyle "İslamî uyanış"tır. Elinizdeki çalışma, 1979’daki İran İslam Devrimi’nden bu yana İslam dünyasında kendini gösteren duyarlılığı ve son olarak Arap ve Afrika ülkelerinde ortaya çıkan devrim hareketlerini doğru anlamayı sağlayan "İslamî uyanış" teorisini analiz etmeyi amaçlıyor..
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2013
₺20,00

 Hepsi üç beyzade idi. Yavuz Sultan Selim'le işbirliği yaptılar. Barzan'da bey oldular. Osmanlı dağılırken, elli yılda altı isyan çıkardılar. Adına Kürt isyanları dediler, ama değildi... Hepsi, üç Şeyhzade idi. Sultan II. Mahmud'la işbirliği yaptılar. Barzan'da şeyh oldular. Cumhuriyet kurulurken, elli yılda on isyan çıkardılar. Onlar da Kürt isyanları dediler, ama değildi... Bu altı kişi Barzan 'dan yola çıkmıştı... Amaçları, bir devlet kurup Asya ile Anadolu arasına konmak idi. Cemaat ve Barzani Irak'ta yaşarken... Kahin Ezra Tevrat'ı kaleme alıyor, kutsal Yahudi halkını seçiyordu. Kimdi bunlar?




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 385
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2013
₺19,68

Toplumu, kimliği, toplumsal sistemi doğası gereği kırılgan ve tartışmaya açık olarak gören yaklaşımıyla post-Marksizm; tikel, farklılaşmış kimlikler alanını birleştirmek için sonu gelmez çabaya hegemonya adını verir. Toplumsal, iktisadi olanın bağımsız maddiliğinin teknisist determinizminin baskısından kurtarıldı, fakat yerine hegemonyanın yarattığı nedensellik döngüsü kondu. Hegemonya kavramı, Gramsci'nin bu post-yapısalcı okuması sonucu, toplumsal yapılardan ve kurumlardan bağımsız bir varlık, dışarısı olmayan, kendi kendini kuran içine kapalı bir döngüsellik haline gelir. Laclau ve Mouffe bitimsiz, sonu hiçbir zaman gelmeyen hegemonya görüşüyle hegemonyaya, Marksizmin ortodoks yorumundaki ekonominin işlevine benzer bir statü vermektedirler. Ekonominin işlevlerini üzerine alan hegemonya, ilişkisiz ilişki haline gelmiştir. Temel toplumsal sınıflardan veya sınıfsal bağlamından koparılan hegemonya kavramı, bu post-yapısalcı okumada tüm sınıfsal içeriğini kaybeder veya içeriksizleşir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2014
₺27,20

20. yüzyılın ilk sosyalist devrim dalgasının deneyim ve kuram bağlamında kat ettiği mesafeleri, sorunları ya da eksiklikleri karşısında eleştirel bir yaklaşım getirmeyen, bunun yerine vagonlar arasında gezinip yerinde saymayı tercih edenler var. RCP, ABD Manifestosu’nda ifade edildiği gibi bu çizgiyi seçenler arasında ‘‘yaygın bir şekilde ‘sınıf hakikati’ üzerinde ısrar ve bununla ilişki olarak proletaryanın şeyleştirilmesi olgusuyla karşılaşırız. Genelde komünist kuram ve ilkelere ilmihale benzeyen bir tür dogma olarak yaklaşılır. Özünde şu anlama gelir bu: ‘Bilmemiz gereken her şey biliyoruz. Gerekli bütün temellere sahibiz ve tüm mesele bize aktarılan bilgeliği uygulamaya sokmaktan ibarettir.”

İkinci olarak sosyalist geçiş aşamasının çelişkilerinin gerçek bilimsel tahlilini reddedip insan özgürleşmesinde çığır açan Bolşevik ve Çin Devrimleri’yle aralarına mesafe koyanlar var. Bu kişiler ilham ve yönelim için daha eski dönemlere yüzlerini çevirirler: 18. yüzyıla ve burjuva çağının ilan ettiği demokratik ve eşitlikçi ideallere ve toplumsal modellere; Jean-Jacques Rousseau ve Immanuel Kant gibi filozoflara ya da Thomas Jefferson gibi siyaset kuramcılarına geri dönerler. Kimi durumlarda bizatihi komünizm terimini ıskartaya çıkarır, kimi durumlardaysa ‘‘komünizm” etiketini büsbütün burjuva-demokratik bir çerçeveye sıkışmış siyasal projeyi nitelemek için kullanırlar.
...

Kökenleri Mao’ya giden radikal demokrat entelektüel Alain Badiou, sahneye soldan girer. Dönüp 20. yüzyıla baktığında hem burjuvazinin hem de yanlışlıkla proleter iktidarın ‘‘bürokratik otoriterliği”nin marifeti olarak gördüğü manzaranın dehşeti karşısında gözleri kamaşır. Derken siyasete atılıp özgürleşmenin yeni yöresi ve yeni projesi olarak ‘‘türsel eşitliğe”, ‘‘türsel demokrasiye” dair bir siyaset felsefesi formüle eder. Bunları da sanal bir âlemde insanlığın genel çıkarları olarak sunup sahneyi sağdan terk eder


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2014
₺27,20

"Ekonomik temelde (veya altyapıda) radikal, nitel değişimler gerçekleştirmenin yolu ancak mevcut egemen sistemin yönetici sınıflarının ifa ettiği siyasi ve son kertede askeri iktidarın kesin surette yenilgiye uğratılmasından ve arkasından ezilip dağıtılmasından, yerine de yeni, devrimci bir devlet iktidarı yerleştirmekten geçer ve ancak bu şekilde mümkün olabilir. Bunun ne kadar altı çizilse azdır.

Toplumda ve dünyada değişim istediğimize dair her türlü fikirle ortaya çıkabiliriz, başkaları da özellikle de gerçekliğe dair doğru bir çerçeveye, doğru bir anlayışa sahiplerse yaratıcı fikirlerle ortaya çıkabilirler ancak eğer bu, koşullar bunu mümkün hale getireceği zaman egemen sistemin bütün iktidar kurumlarını, araçlarını ve baskıcı organlarını yenilgiye uğratacak ve dağıtacak bir harekete dönüşmezse, hiçbir radikal değişim meydana gelmez. Bu kadar basit.


İnsanlar, “iktidara el koymadan değişim yapalım” diyebilir. Evet, marjlarda ve aralıklarda geçici olarak bazı küçük değişiklikler yapabilirsiniz, ancak iktidara el koymadan toplumun ve dünyanın temel karakterinde bir kırıntı bile değiştiremezsiniz. Bir kitle mücadelesi üzerinden, koşullar olduğu veya oluştuğu zaman uygun biçimde, eski yönetici sınıfın iktidar organlarını yenilgiye uğratıp dağıtmadan ve yerine buna uygun, toplumun ekonomik temelini ve üstyapıyı dönüştürmeye devam edecek yeni bir sistem geçirmeden bunu yapamazsınız. Bu kadar basit.


Bir düşünün. İnsanların sokaklarda sık sık polis tarafından öldürülmesini, katillerin de her defasında şu veya bu şekilde “meşru caniler” olarak aklanmasını istemiyorsunuz. Bunu durdurmak mı istiyorsunuz? Farklı bir devlet iktidarınızın olması gerekir. Neden devlet iktidarını istiyoruz? Neden bundan bahsetmeye devam ediyoruz? Çünkü biz insanların başında bu rezilce –berbat ve rezilce olduğu kadar sebepsiz- şeyleri istemiyoruz.

Tecavüze son vermek, halkın yoksullaştırılmasına, toplumdaki ve dünyadaki öteki korkunç şeylere son vermek mi istiyorsunuz? Farklı bir sosyal ve ekonomik ilişkiler dizisine ve buna denk düşen, bunu destekleyip ileriye götürecek bir iktidar ilişkileri dizisine sahip olmanız gerekir. Farklı bir kültüre ve ideolojiye sahip olmanız gerekir. Ve yeni bir devlet iktidarı –evet, radikal derecede farklı bir devlet iktidarı, ama bir devlet iktidarı– olmadan bunlara sahip olamazsınız. Bu kadar basit."

- Bob Avakian


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2015
₺27,20

Karl Marx’ın yüzyıllardır dünyayı sarsmaya devam eden eseri Kapital’in oldukça kapsamlı bir özeti niteliğindeki Kapital Kompakt, Kapital’i okumaya vakti olmadığını düşünen okuyuculara hitaben, açıklayıcı ve akıcı bir dille kaleme alınmış bir kitaptır. Yazar Georg Fülberth, önsözünde de belirttiği gibi, Kapital Kompakt’ta okuyucuya Kapital’in yeni ve özgün bir yorumunu değil, kapsamlı bir özetini vadediyor. Bu eser Marx’ın kapitalizm analizini, kapitalist teorilere yönelik eleştirilerini ve Kapital’de kullandığı örnekleri herkesin anlayabileceği bir dille okuyucunun bilgisine sunuyor.

Marksist araştırmacı Georg Fülberth’in büyük bir titizlikle kaleme aldığı bu önemli çalışma, Kobanê direnişinde yitirdiğimiz değerli dostumuz Suphi Nejat Ağırnaslı’nın yetkin çevirisi ve ayrıntılı dipnotlarıyla birlikte okuyucuyla buluşuyor.

Georg Fülberth

1939’da Almanya’da doğdu. Frankfurt Üniversite’sinde tarih ve Alman edebiyatı, Berlin ve Marburg Üniversitelerinde siyaset bilimi öğrenimi gördü. Konkret ve Junge Welt gibi yayınlara katkıda bulundu. Uzun yıllar Almanya’daki Marburg Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olarak görev yapan Fülberth, Almanya’nın önde gelen Marksist düşünürlerindendir. Kapitalizmin Kısa Tarihi başlıklı çalışması daha önce Yordam Kitap tarafından yayımlanan Georg Fülberth, işçi sınıfı hareketleri, kapitalizm ve sosyalizmin tarihi üzerine sayısız çalışmaya imza atmıştır.


Karl Marx’ın Das Kapital’i yayımlandığı günden bu yana dünyayı sarsmaya, insan toplumlarına yeni perspektifler sunmaya ve dünyayı değiştirme iddiasının merkezinde durmaya devam ediyor. Bu kitapçık Kapital’in bir özeti niteliğindedir ve hayatında asla Karl Marx’ın Kapital’inin üç cildini okuyacak zamanı bulamayacağına kanaat getirmiş insanlara hitaben yazılmıştır. Kitapçığın amacı, bu varsayımın ve bu varsayımın yol açtığı davranışın yeniden gözden geçirilmesini sağlamaktır. Elinizdeki metin yazılırken, geçimlerini ekonomi politiğin eleştirisinden ya da toplum bilimlerinden değil başka işlerden kazanan insanlar düşünülmüştür. Yazara göre, bu işlere ne kadar çok gömülmüşlerse Kapital’i okumaya zaman ayırmak için o kadar çok sebepleri var demektir. Kapital Kompakt kapitalist dünyayı, öngörülebilir bir zamanda, akademik kurumların dışında, uzmanlarla sınırlı kalmayacak bir biçimde tahlil etmenin yol ve yöntemine işaret edecektir.

Marksist araştırmacı Georg Fülberth’in büyük bir titizlikle kaleme aldığı Kapital Kompakt, Kobanê direnişinde yitirdiğimiz değerli dostumuz Suphi Nejat Ağırnaslı’nın yetkin çevirisi ve ayrıntılı dipnotlarıyla birlikte okuyucuyla buluşuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 134
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2015
₺18,70

Felsefi düşüncenin gücü, 21. yüzyılda dönüştürücü ve eşitlikçi amaçlar doğrultusunda nasıl kullanılabilir?
 
“Olay kuramı” ile Alain Badiou, “eşitliközgürlük” önermesiyle Etienne Balibar ve hakiki siyasetin koşullarını eşitlik temelinde araştıran Jacques Rancière, 1980’lerin sonundan bu yana siyasi düşünce alanında son derece verimli ve yaratıcı tartışmalara kaynaklık ediyorlar: Yarının dünyası neye benzeyecek? Birbirimize nasıl güveneceğiz? Özgür ve eşit bir şekilde yaşayabilecek miyiz?

Spinoza’dan Marx’a çeşitli düşünsel uğraklarda zenginleşerek ilerleyen özgürleşmeci geleneğin 21. yüzyılın başında bir yenilenme sürecine girdiğini öne süren Nick Hewlett, bu geleneğin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden Badiou, Balibar ve Rancière’in fikriyatını bu kitapta derli toplu ve doyurucu biçimde ortaya koyuyor. Althusser’in bu üç eski öğrencisini “özgürleşme” kavşağında buluşturan Hewlett’in yanıtını aradığı sorulardan biri şu: İçinde yaşadığımız koşullarda bu üç düşünürce öne sürülen fikirleri ve önerileri maddi hayata uygulayabilir miyiz?

Badiou, Balibar ve Rancière’i biçimlendiren siyasi ve sosyal koşulları irdeleyen Hewlett, üç düşünürün siyasi düşüncesini sıkı bir eleştirel süzgeçten geçirerek, hacimli külliyatlarındaki eksik ve sorunlu yanları ortaya koymayı da ihmal etmiyor. Badiou, Balibar, Rancière, özgürleşmeyi yeniden düşünmek isteyen herkes için eşsiz bir eser.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺37,90

14 Ocak 2011’de tüm dünyada şaşkınlık ve hayranlık uyandıran Tunus Devrimi’nden geriye bugün ne kaldı?

Ekonomik, toplumsal ve siyasî açılardan büyük bir krizle boğuşan bir ülke. Karanlığın hâkim olduğu ve daha önce benzeri yaşanmamış bir şiddetin kol gezdiği, tehdit altında bir toplum modeli. Binlerce yıllık hoşgörü ve uyum geleneklerine sahip bir toprağın insanlarından oluşmasına rağmen, doğrudan kimliğine kast edilen istisnaî bir millet. Evet, Tunus’u acilen kurtarmak gerek.

Devrim’in İslâmcılar tarafından çalınması, sevinç ve heyecanla demokrasi özlemini haykıran bir halkın tüm beklentilerini boşa çıkardı. Ülke dışından gelen malî kaynaklar ve uluslararası çapta örgütlenen bazı yapılarca desteklenen iktidardaki İslâmcı parti Ennahda, benimsediği ikili söylem sayesinde gücü ele geçirdi. Bugün Ennahda, temel özgürlükleri, kadın haklarını ve demokratik kurumları hiçe sayan bir rejim hedefini açığa vurmaktan çekinmiyor.

Sivil toplum alanında faaliyet gösteren Lütfi Maktuf, elinizdeki çalışma ile okuyucuya ülkesinin içinde bulunduğu durumu eksiksiz ve detaylı bir şekilde aktarıyor. Gerçekleri tüm berraklığı ile yansıtırken, Devrim’in halk tarafından yeniden sahiplenilmesinin yollarını arıyor.

Üniversite eğitimini Tunus, Sorbonne ve Harvard’da tamamlayan, New York Barosu avukatlarından Lütfi Maktuf, Wall Street’te uzun süre çalıştıktan sonra Uluslararası Para Fonu’nun baş danışmanlığı görevini yürüttü. 1990 yılında Avrupa’ya dönerek uluslararası malî danışmanlık hizmetleri veren, aynı zamanda hassas olduğu eğitim, meslekî eğitim ve okyanusların korunması gibi alanlarda faaliyetlerde bulunan Maktuf, Devrim’in ertesinde, Tunus’ta kalkınma ve eğitim odaklı Almadanya Derneği’ni kurdu.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 170
En / Boy : 16 / 22
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2013
₺21,00

Coğrafyanıızda burjuva ideolojisinin Osmanlıdan Cumhuriyete tezahürü ve tahakkümünün ana damarları; 2. Mahmufun kapitalist Batı'nın askeri ve yönetsel uygulamalarına benzenıek amacıyla yaptığı müdahale ile ilerleyen, Mustafa Kemal ve CHP tarafından sürdürülen “aydınlanmacı laik” etiketli damar ve Abdülhamit, DP, AP, ANAP ve AKP şahsında "İslami" ilişki ve kalıntıların üzerinden beslenen "muhafazakâr demokrat" etiketli damarla vuku bulmuştur.

Burjuva ideolojisinin her iki damarına da ulus-devlet ilişkilerini güçlendirmek, sermaye birikimini arttırmak ve emperyalizmle bütünleşmek için militarist, milliyetçi ve Türk-İslamcı devlet geleneğince sürekli taze kan pompalanmıştır. Burjuva kliklerin mevcut sömürüden daha fazla pay kapma savaşı, bu iki damarın ideolojik cephaneliğiyle şekillenirken; birbirlerine karşılıklı itirazları toplumdaki asıl muhalefet dinamiği olarak yutturulmuştur. Bir iç savaş teşkilatlanması olan bu muvazaalı duruş, muhalif ve farklı olan her şey ezerek burjuva ideolojinin tahakkümünü kurmuştur.

Elinizdeki kitap bu tahakkümün ulus, din, mezhep, milli edebiyat, dil, aydınlanma, halk müziği, sanat, zorunlu eğitim, milliyetçilik gibi kavramlarla nasıl sağlandığına ve coğrafyamızdaki kadim Ata-Kadın komün yaşantısının bir süreği olan Aleviliğin laiklik söylemiyle nasıl büyük bir kıyıma uğratıldığına dair polemiklerin, bir kitap kurgusuyla düzenlenmesinden oluşmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 191
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2014
₺15,60

Kent Yönetiminde liderlik sahipliğinin beklenen yönü, yerel felsefenin kurgusuna da yakışır şekilde kuşkusuz belediye başkanlarına ait görünürken, mülki amirler ise yardımcı rollerdedir. Ancak Türkiye’de hukuki yapılar, belediye örgütlenmesine yardımcı roller vermektedir. Mevcut hizmet ilişkileri ağındaki yetkilendirmeler ve demokratikleşme hedefleri arasında ters orantılı ve giderek artan bir dönüşüm ortaya çıkmaktadır. Yerel yönetimlere kuşkusuz tarihte olduğu gibi tamamen devlet fonksiyonu yüklenemez. Mamafih yerel yönetimlerin toplumun sosyalleşmesine aracılık eden demokrasi okulları olduğu da unutulmamalıdır. Aslında, hangi kurum bir adım önde olacak anlayışı yerine, merkez-yerel bütünleşik yönetim içinde hareket etmenin rasyonelliğine kitapta dikkat çekilmiştir. Bu nedenle içerik, kent yönetiminin felsefi yaklaşımındaki temel unsur olan demokratik yapılanmaları hatırda tutacak; hukuki düzenlemeler kadar yönetsel-politik dinamiklere; gelecek senaryosu içinde yeni yeni öne çıkan dağ yönetimi gibi konulara okuyucunun dikkati çekecek şekilde hazırlanmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 424
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2016
₺76,90

Elinizdeki bu kitap, Cumhuriyet döneminin ilk siyasi partisi ve aynı zamanda ilk iktidar partisi olan CHP’nin 1927-1957 yılları arasındaki, başka bir deyişle iktidardan muhalefete uzanan dönemdeki genel seçim propagandalarını konu almaktadır. Bu yönüyle kitap, bir siyasi parti tarihi ya da seçim tarihi çalışması değil, Türkiye tarihi açısından önemli bir yere sahip olan CHP’nin genel seçimler sırasındaki propagandalarına odaklı bir incelemedir. Çalışmada, paralel bir seyir izleyen Türk siyasi tarihi ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin değişim ve dönüşümü de bir bütün olarak ele alınmıştır.

Afişler, broşürler, seçim beyannameleri, görsel malzemeler, yurt gezileri ve seçim dönemlerindeki radyo yayınlarına dayalı olarak yapılan bu çalışma, CHP’nin tek partili ve çok partili dönemde yaşadığı değişim ve dönüşümün parti programlarına ve genel seçim propagandalarına ne şekilde yansıdığını tarihsel bir perspektif içinde okuyucuya aktarmayı amaçlamaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 471
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2017
₺67,90
1 2 3 ... 12 >
Çerez Kullanımı