‘Her kuşak kendini bir önceki kuşaktan daha zeki, bir sonraki kuşaktan ise daha erdemli zanneder’ diyor İngiliz Edebiyatı’nın ünlü isimlerinden George Orwell. Daha da geriye gidersek, dünya tarihine damgasını vurmuş ünlü filozoflardan Plato, kendisinden genç kuşaklar için: “Bugünkü çocuklar lükse düşkünler, büyüklerine karşı saygısızlar ve çok fazla konuşuyorlar. Çocuklar evlerinin hizmetkârları değil, adeta zorbaları. Büyükleri odaya girdiğinde ayağa kalkmıyorlar. Ebeveynleri ile çatışıyorlar, toplum içinde herkesten önce konuşuyorlar, bacak bacak üstüne atıyorlar, öğretmenlerine kötü davranıyorlar’’ ifadelerini kullanıyor.

Şaşırtıcı değil, Y jenerasyonu iş hayatında kendini göstermeye başladığında da X jenerasyonu aynı şekilde onları eleştirdi ve mevcut bakış açısıyla iş dünyasına uyum sağlayamayacaklarını savundu. Ancak bugün, taşların yerine oturduğunu görüyoruz. Dünyadaki hızlı değişimle birlikte yeni iş yapış biçimlerine (yani Y’lerin, hatta Z’lerin bakışıyla şekillenen dünyaya) baby boomer’lar ve X’ler uyum sağlıyor ve dönüşüyor.

Dr. Elif Başak Sarıoğlu Y’leri Anla, Değiştirme kitabında, Türkiye’de Y kuşağının işe alım süreçlerinde karşılaştıkları zorluklara değiniyor ve iletişim engellerini ortaya koymaya ve bu engelleri giderecek yöntemleri sunmaya çalışıyor. Y kuşağının işe alımdaki iletişimsel yaklaşımının daha net anlaşılması ve mülakatlarda kuşak çatışmalarını önlemek adına, farklı sektörlerden 18 kurumun insan kaynaklarından sorumlu en tepe yöneticileri/ danışmanları ile yüz yüze derinlemesine görüşme gerçekleştirerek oluşturduğu çalışmasında, işe alım sürecinde kuşak farklılıklarını anlayabilen bir yöneticinin ve/veya işe alım uzmanının bu süreci daha etkili yürütmesinin hem şirket hem de aday açısından kazan-kazan sonucuna zemin hazırladığının altını çiziyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 250
En / Boy : 13.5 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2018
₺17,50

Bu kitap nicel, nitel ve karma yöntem araştırma desenleri ile istatistiği içermektedir. Kitap; araştırmaya giriş, araştırma problemi, hipotezler ve değişkenler, değişkenleri ölçme, evren ve örneklem, nicel araştırma desenleri; tek denekli araştırmalar; internet tabanlı araştırma; veri toplama yöntemleri, gözlem, anket, görüşme; nicel verilerin analizi, betimsel ve anlam çıkartıcı istatistikler (hipotez test etme); nitel araştırma desenleri, nitel araştırma verilerinin analizi; karma yöntem araştırma desenleri, karma yöntem araştırma verilerinin analizi; araştırma önerisi yazma ve araştırmanın raporunu yazma ana bölümlerinden oluşmaktadır.

Bu kitabın diğer araştırma kitaplarından farkları; o yönde hızlı gelişmelerin olduğu internet tabanlı araştırmaların anlatılması ve onun nasıl yapılacağının gösterilmesi; nicel, nitel ve karma yöntem araştırma anlayışlarının bilimsel yöntem çerçevesinde entegre edilip birlikte ele alınması, ve araştırma desenlerine uygun olarak betimsel ve anlam çıkartıcı istatistiklerden hangilerinin, nasıl kullanılacağının gösterilmesidir.

Kitap lisans, lisansüstü öğrencilerinin, öğretim elemanlarının, öğretmenlerin ve araştırma yapmak isteyen diğer ilgililerin rahatlıkla kullanabileceği ve kendi araştırmasını yapabilmesine rehber olacak, teoriden ziyade uygulamaya dayanan bol örnekli bir kitaptır. Bilime, alana katkı getirmesi ve tüm ilgililere faydalı olması dileğiyle...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 692
En / Boy : 16 / 23.5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺88,20

Teritoryal sınırlar, sosyal bilim geleneği içinde 1990’ların başına kadar coğrafya ve uluslararası ilişkiler disiplininin konusu olarak görüldü ve incelendi. Sosyoloji, bir bilim olarak ortaya çıkışından 1990’lı yıllara kadar sınırlara ilgi duymadı ya da sınırları görmezden geldi. Oysa hem teritoryal sınırlar hem de onlara dair hemen her söylem, sembol ve uygulama dolaylı ya da dolaysız olarak toplumla ilgilidir. Zira modern anlamda sınırlar, toplumun bir taraftan başladığı diğer taraftan da bittiği sosyopolitik mekânlar olarak kodlanır. Bir başka ifadeyle aslında modern toplum, daha önce hiç olmadığı kadar hem toprakla (teritorya) hem de sınırlarla ilişkili olarak inşa edilmiştir. Neredeyse bütün teritoryal sınırlar vatandaşlarına bir ulusal kültür ve kimlik algısı dayatır. Bu bakımdan sınırlar toprak üzerine işaretlendiği kadar insanların zihinlerine de çizilir. Bazen toprağa çizilen sınırların insanların zihinlerinde veya kültürlerinde tam bir karşılığı olmayabilir. Bu durumda teritoryal sınırlar büyük ölçüde etkisiz ama bir o kadar da yaralayıcı olabilmektedir. Her hâlükârda sınırdaki yaşam ve kültür; geçişkenliğe, engelleyiciliğe ve diğer birçok açıdan ilginç sosyolojik ilişki biçimlerine yol açabilmektedir. Bu kitapta sınır, sosyolojik bir perspektiften ele alınarak onun bir taraftan ulus devlet, ulusal türdeşlik ve kültür açısından ne ifade ettiği ve nasıl işlevler üstlendiği; diğer taraftan da sınırın, sınır insanları ve sınır toplulukları tarafından nasıl algılandığı dolayısıyla da sınır kültürünün şekillenmesinde nasıl rol oynadığı ele alınmaktadır.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺41,40

21. yüzyıl sosyalizmi, Heinz Dieterich tarafından formüle edilen ve ilk olarak Venezuela'da Hugo Chavez tarafından uygulamaya konulan bir sistemdir. Venezuela'nın ardından Ekvador ve Bolivya da bu sosyalizm modelini uygulamaya koymuş; sistem, kıtada sömürgecilik döneminin, bunu takiben de neoliberal politikaların ortaya çıkardığı eşitsizliklerle mücadelenin taşıyıcısı olarak benimsenmiştir.

Bu kitap, kıtada yaşanan gelişmeleri ve bunların etkilerini sömürgecilik döneminden başlayarak günümüze kadar ele almakta; Venezuela, Bolivya ve Ekvador özelinde 21. yüzyıl sosyalizminin seçenek hâline gelip gelmediğini, toplumları değiştirebilme kapasitesini ve neoliberalizm karşısında bir alternatif olma sürecini incelemektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 16 / 23.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2021
₺73,80

İletişim, toplumla var olan, toplumla birlikte gelişen ve değişen bir süreçtir; toplumsal değişimlere paralel şekillenir. Sosyal medya, toplumsal bir iletişim sürecidir ve toplumsallaşmanın sanallaşmış biçimidir. Yüz yüze iletişimden bugün sanal iletişime kadar ilerleyen; her hâli ve şekli ile hayatımızda yer alan iletişim, günümüzde özellikle COVİD-19 pandemisi ile yoğun olarak kullanmaya başladığımız sosyal medya biçimiyle de hayatımızın merkezinde yer alır.

Pandemi nedeniyle eve kapandığımız, tüm sosyalleşme etkinliklerimizi ve hayata dair tüm süreçleri dijital hâli ile yaşadığımız günümüzde, insan ve topluma dair hemen hemen tüm konular sanallaşarak ve sosyal medyanın da etkisi ile kitleselleşerek fiziksel dünyadaki hayatımızın sanallaşan versiyon hâlini almıştır. Sanal toplum hâline gelen sosyal medyaya dair cevaplar sunmayı amaçlayan bu kitap, sosyal medya ve toplumsallaşma süreçlerine yönelik olarak toplumsal yaşamı oluşturan, topluma dair olan ve sosyal medyaya taşınarak sanal yaşamlarımızı ve gündemlerimizi de belirleyen süreçleri içeren başlıklardan oluşmakta ve sosyal medyanın sosyolojisine yönelik farklı bakış açıları sunmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺47,70

İran, bilhassa Orta Doğu'da üstlendiği iddialı rol ile ve Şii dünyasında yürüttüğü müdahaleci misyonla dikkat çekmekte ve dünya gündeminde geniş bir yer tutmaktadır. Aslında İran'ın dış dünyadaki ve uluslararası arenadaki görünümlerini buzdağının görünen kısmı olarak değerlendirmek yanlış bir yaklaşım olmayacaktır.

Acaba nevi şahsına münhasır bu teokratik Şii devleti nasıl bir süreç sonucunda kurulmuş, hangi sosyal ve siyasi dinamikler etrafında şekillenmiştir? Modern dünyadaki bu tek Şii devletin siyasi görüşü ve stratejik hedefleri hangi ideolojik temellere dayanmaktadır? Tarihî süreçte yaşadığı büyük kırılmalar, iç olaylar ve dış gelişmeler bugünkü İran devletinin ve siyasi toplumunun yapısını nasıl etkilemiştir?

Bu kitapta, İran'ın sosyal yapısı ve siyasi sistemi geçmişten bugüne çok yönlü bir perspektifle ve olabildiğince dengeli ve ilmî bir bakış açısıyla analiz edilmeye çalışılmıştır


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2020
₺47,70

Bu kitap, iktisadi gelişmelere toplumbilimi perspektifiyle bakmak isteyen araştırmacı ve akademisyenlerin yazım faaliyetlerine destek olmak ve aynı zamanda ilgili öğrencilerin konuyu öğrenme ihtiyaçlarını karşılamak üzere hazırlanmıştır. Bu anlamda daha önceki sınırlı sayıdaki İktisat Sosyolojisi ders kitabının kapsamına ilave olarak bu kitapta kapitalizm, girişimcilik ve az gelişmişliğin sebepleri konusu kitabın gündemine ilave edilmiştir.

Kitabın bölüm başlıkları şöyle sıralanmıştır:

1) İktisat Ve Toplum
2) İktisat Sosyolojisinin Doğuşu: İlk Düşünürler, Teorisyenler Ve Temel Kavramlar
3) Karl Marx'ta Ve Marksizmde İktisat Ve Toplum
4) İktisat, Din Ve Toplum İlişkisi: Max Weber Ve Werner Sombart
5) Kapitalizm Ve Toplum
6) Gelişmenin Ve Az Gelişmişliğin Toplumsal Ve Kültürel Analizi
7) Çalışmanın Tarihi, Evrimi Ve Çalışma Kültürü
8) Kültür Ve Girişimcilik
9) Tüketim İdeolojisi Ve Tüketim Toplumu
10) Modern Tüketim Kültüründen Postmodern Tüketim Kültürüne Türk Tüketim Kültürü
11) Bilgi Toplumunda İktisadi Faaliyet Ve Kültür


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 344
En / Boy : 16 / 23.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺55,80

"Kadınların davranışlarında bir devrim yapmanın, kaybettikleri haysiyeti yeniden kazanmalarının ve insan türünün bir parçası olarak kabul görmelerinin vakti gelmiştir."

Mary Wollstonecraft’ın kadınların özgürlüğüne dair tutkulu bildirgesi, basmakalıp uysal ve gösterişli kadınlık algısını yıkıp yepyeni bir eşitlik çağının kapılarını aralarken Wollstonecraft’ı da modern feminizmin kurucusu olarak tarihe geçirmiştir.

Kafka Kitap: “Büyük Fikirler”

Tarih boyunca bazı kitaplar dünyayı değiştirdi. Bununla kalmayıp; bizleri ve birbirimizi görme biçimimizi etkiledi. O kitaplar ki tartışmalara, muhalif fikirlere, savaş ve devrimlere esin kaynağı oldular. Aydınlattılar, harekete geçirdiler, kışkırttılar, teselli ettiler. Yaşamımızı zenginleştirdiler ve bizleri ayrı ayrı kendi yaşamlarımızı sorgulamaya yönelttiler. Şimdi Kafka Kitap sizlere uygarlığı sarsan, insanlık tarihine yön veren ve kendimizi keşfetmemize yardım eden fikirleriyle; büyük düşünürlerin, çığır açanların, radikallerin ve ileriyi görenlerin eserlerini sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 11 / 18
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2019
₺31,88

Parçalar büyüleyici olabilir... Peki ya büyük resim yıkıcıysa, parçaların büyüsü ne kadar önemli olabilir ki?

Hiçbir şey bilmekle ya da bilmemekle ilgili değil aslında, hakikati algılayıp algılayamamakla ilgili... Akıl sağlığı ya da delilik, “algıyla” tanımlanır, gerçekle değil... İnsanlık tarihi “deli” ya da “tehlikeli” olarak damgalanmış ancak ölümlerinden sonra yaşadıkları zamanın çok ilerisinde olduğu fark edilmiş dehalarla dolu...

Delilik de, akıl sağlığı da sabit değildir. Bilgi geliştikçe hepsi değişir. Bir mağara adamına Ay’a gitmenin mümkün olduğunu söylediğinizde, size “deli” der. Modern insana Ay’a gitmenin mümkün olmadığını söylediğinizde yine “deli” damgasını yersiniz. İşte insanların en zayıf özelliği, geçmiş ve gelecek arasındaki bu inanılmaz bilişsel uyumsuzluktur. İnsanlar eskiden beri, söyledikleri sonradan doğru çıkmış olanlarla hep alay etmişlerdir. Bugün de durum hiç farklı değil...

Aylarca uluslararası çok satanlar listesinde kalmayı başaran İnsanoğlu Ayağa Kalk kitabının yazarı David Icke’ın kaleme aldığı Size Hiç Söylenmemiş Ama Bilmeniz Gereken Her Şey adlı bu devasa yapıt, yepyeni bir bilginin değil, çağın ötesinde bir algının kapılarını aralıyor. Bilgiyi altüst ederek, hakikatin üzerindeki kalın sanrı perdesini kaldırıyor.

• Dünya nasıl bir yakın geleceğe hazırlanıyor?
• “Tek Dünya Devleti” projesi hayata geçmeye hazır mı?
• Küresel sistem nasıl değişecek?
• Milyarlarca insan tek bir devletin çatısı altında nasıl yönetilecek?
• İnsanlığı nasıl bir gelecek bekliyor?
• Bir grup insan, daha şimdiden küresel finansı, devletleri ve medyayı nasıl kontrol ediyor?

Mikroçip takılmış insan nüfusunun, tek bir güç tarafından anbean bir gestapoyla kontrol edilip yönetilmesi ideası, artık bir Amerikan filmi senaryosu değil örtülü bir hakikat...

George Orwell’ın 1948 yılında kaleme aldığı 1984 adlı romanındaki sarsıcı kurgu, yeni dünyada hayata geçmek üzere. Üstelik bu yolda hayli önemli adımlar atıldı bile...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 720
En / Boy : 16.5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺98,00

Elinizdeki araştırma 20. yüzyılın büyük sosyalist liderlerinden Fidel Castro’nun tavsiyesi ile kitaplaştırılmış, Çin-Küba ortak projesi olarak İspanyolcaya çevrilmiş ve yayınlanmıştır. Fidel Castro bu kitabın Küba’nın sosyalist inşa çabalarında karşılaşmış olduğu sorunları “yürekli bir şekilde” değerlendirdiği ifadesini kullanmıştır. Yazar Mao, 20 yılını Küba araştırmalarına vermiş olan Marksist bir araştırmacıdır, uzun yıllar Küba’da kalmış ve sorunları yerinde incelemiş ve tartışmıştır. Yazara göre, Küba sosyalizm yolunda devam edecek ve onu daha da geliştirecektir; Küba Komünist Partisi’nin sosyalizmi inşa etme ve kalkınma/gelişme modelini “güncelleştirmesi”nin amacı sosyalizmi pekiştirmek ve geliştirmektir. Günümüzde Küba yapmaya giriştiği reformlar için olumlu koşullar ve fırsatlara sahiptir. Diğer yandan Küba aynı zamanda ülke içinde olduğu kadar ülke dışında da çok sayıda meydan okumayla karşı karşıyadır. Küba gelişim modeli ve sosyalist ekonomide pazarın rolü üzerindeki geleneksel anlayışları Küba’nın koşullarına uygun bir biçimde aşmayı başarabilirse, ilerleme yolunda her geçen gün daha büyük bir adım atacaktır. Küba üzerindeki ekonomik ambargonun olumsuz etkileri, ABD’nin yıkıcı politik etkisi, kültürel ve kilise üzerinden sızma çabaları azımsanamaz. Küba ABD’nin bu güçlü baskıları altında, kendi ekonomik zorluklarını ve kalkınma sorununu çözebilirse dünya sosyalist hareketine çok önemli katkı ve deneyimler sağlayacaktır. Bizlerin ve dünya sosyalist akımının Küba pratiğinden öğreneceğimiz büyük dersler bulunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 346
En / Boy : 15,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺42,90

Sosyoloji, tarih, politika, psikoloji, politik iktisat, uluslararası ilişkiler, antropoloji, hukuk, eğitim ve diğer sosyal bilimlerle ilgili tam 2933 kavram.

Sosyal bilim alanında çalışanlar, bu alanla ilgilenenler ve üniversite öğrencileri için başucu kaynağı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 675
En / Boy : 13.5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺67,16

Bir süredir 21. yüzyılın ilk büyük göç hareketine tanık oluyoruz ama göç olgusu aslında yıllardır dünyanın her yerinde olanca hızıyla sürüyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne göre günümüzde bütün dünyada yaklaşık 65 milyon sığınmacı var. Bu da bugünkü dünya nüfusuna oranlandığında her 100 kişiden biri sığınmacı demek. İnsanlar yalnızca baskı, terör, zulüm ve iç savaştan değil elverişsiz ekonomik koşullardan, ekolojik felaketlerden de kaçıyorlar artık.

Dünyanın çeşitli köşelerinde çalışan yirmi altı Alman muhabirinin temasa geçebildikleri sığınmacılarla yaptıkları röportajlardan oluşan Sığınmacı Devrimi, Kenya’dan Avustralya’ya, İsrail’den Etiyopya’ya kadar geniş bir coğrafyada mülteci kamplarında bekletilen, yerleştikleri veya sığındıkları ülkeye uyum sağlamaya çalışan, kaçışları sırasında yakınlarını kaybetmiş veya sakatlanmış insanların iç burkan öykülerini bir araya getiriyor. Bu öyküleri kuşatan genel politik ve sosyolojik bağlama da değinilen kitabı benzerlerinden farklı ve özgün kılan yön ise Avrupa merkezli “mülteci krizi” söylemini yıkarak yerine değişimi merkeze alan, yenilikçi, duyarlı ve hümanist bir bakış açısı getirmeye çalışması.

“Sığınmacı devriminin sonuçları ne olacak? Bir devrimin toplumu nereye sürükleyeceğini bilebilir miyiz ki? Fransız Devrimi dolambaçlı yollardan, [...] milyonlarca insanı siyasi özgürlüğüne kavuşturmuştu. Sanayi Devrimi, milyonlarca insanı yoksulluğun kalıcılığından kurtarmış ama aynı zamanda yeni yoksulluklar yaratmıştı. Dijital devrim, sanal ortamda bir dünya toplumunun temelini attı ama diğer yandan da bire bir insanlar arası ilişkiyi zayıflattı. Sığınmacı devrimi de bu devrimler gibi kuşkusuz benzer temel değişimler getirecektir. Tam olarak neleri değiştireceğini yarınlar gösterecek. Değişimler durdurulamaz ama yapılandırılabilir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2020
₺54,40

Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından zaferini ilan eden dizginsiz kapitalizm, kendi yarattığı için çözüm getiremeyeceği felaketlerle yüz yüze bugün. Artık insan türü olarak bozduklarımızı küçük rötuşlarla düzeltip kendi çıkarımıza kullanacağımız bütünsel, organik bir döngü varsaymamız mümkün değil. Kapitalist gerçekçilik de, hepimizi bambu bisikletlerde hayal eden ideolojik ikizi kapitalist romans da çare sunmuyor.

Melankoliye kapılmamak için bize alternatif bir gerçekçilik gerek, diyor McKenzie Wark: işbirliği içindeki bilme ve yapma emeğine yakın duran; ekonomik, teknik, politik ve kültürel dönüşümleri ilişkilendiren bir gerçekçilik. Moleküler Kızıl, bu amaçla önce Sovyetler Birliği’nin kuruluş yıllarında bastırılan Marksist teori akımlarına dönüyor: emeğin bakış açısını merkeze koyan Bogdanov’un tektolojisine ve Proletkült’üne; Platonov’un hayal güçlerini birleştirecek edebiyat fabrikası tasavvuruna, yoldaş bakış açısına... Sonra günümüzde kültür ve bilimler arasındaki sınırlarda çalışan yazarları ele alıyor: insanın başka organizmalar ve teknolojiyle geçirgen sınırlarını hatırlatan siborg kavramı ve feminist bakış açısıyla Donna Haraway, farklı aygıtların nasıl farklı bilgi özneleri ve nesneleri üreten kesikler oluşturduğuna dikkat çeken Karen Barad, bir tür meta-ütopya öneren Kim Stanley Robinson…

Zihin ve beden emekçilerine bir Siborg Enternasyonali çağrısı yapıyor Wark: “Antroposenin bütün işleyişlerini dağıtacak araçlara ve iradeye hayal gücünde zaten sahip olan bir Enternasyonal. Eskisinin yıkıntıları üzerinde yeni canlı dünyayı inşa etmekten başka yapacak bir şeyi olmayan bir Enternasyonal. Bu uygarlığın kalıcı olamayacağını hepimiz biliyoruz. Birlikte yenisini yapalım.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2020
₺52,50

Bir müziğin bir başka müzikle, eserin icracıyla, icracının dinleyiciyle, dinleyicinin çevresiyle ilişkisi nedir? Müzikal beğeni ve müzikte anlam nasıl ortaya çıkar? Bu ve benzeri sorular söz konusu olduğu zaman, müzik sosyolojisi bülbülü eti için öldürme riskini göze alan bir disiplin. Ancak nelerin hazmedilip hazmedilemeyeceğini gösteren bir reçete olarak değerlendirilmesi de mümkün.

Müzik sosyolojisine yön veren temel kuram ve yaklaşımları ayrıntılarıyla, güncel eğilimleri de takip ederek sunan ve konuyla ilgili Türkçe literatürü eleştirel bir değerlendirmeye tâbi tutan elinizdeki çalışmanın hem alanında önemli bir boşluğu dolduracağını hem de müzikseverler tarafından ilgiyle okunacağını düşünüyoruz.

“Sanatla sosyoloji arasında çoğu zaman mesafeli ve gergin bir ilişki gözlemlenebilir. Sanatseverler sosyologların sorgulayan, temellendirmeye çalışan ve sanat gibi ‘yüce’ bir faaliyeti ‘gökyüzünden yeryüzüne’ indiren eşitleyici yaklaşımından rahatsız olurlar. Bir an olsun dünya işlerinden kopup muhteşem bir müziğe kendini bırakmak varken, bu müziğin toplumsal bağlamı üzerine kafa yormaya ne lüzum vardır? Birçok müzisyenin, müzik tutkununun ve müzikoloğun gözünde müzik sosyolojisi ilginç, kimi zaman zekice gözlemler içeren ama özünde rahatsız edici bir şeydir. Müziğin daha iyi anlaşılmasına ve hissedilmesine hizmet etmediği gibi, müzik icra etme ve dinlemenin ‘irrasyonel’ alanında dolayımsız bir şekilde yaşanan hazzı da mahveder. Meseleye böyle bakanlar için müzik sosyolojisi, adeta sanata karşı saygısızlıkla eşanlamlıdır…”

Konu başlıkları:

Kutsal Sanat Miti ve Müzik Sosyolojisi
Müzik ve Toplum İlişkisi: İndirgemeci Olmayan Bir Yaklaşım
Müzikte Anlam: Sosyolojik Bir Perspektif
Etnosentrizm, Oryantalist Söylemler ve Müzik
Max Weber ve Müzik Sosyolojisinin Doğuşu
“Yanlış ve “Doğru” Müzik: Adorno ve Müzik Sosyolojisi
Müzik Beğenisi ve Beğeni Hiyerarşileri
Popüler Müzik ve Sosyoloji
Birlikte Yapılan Bir İş Olarak Müzik
Müzik Gelenekleri: Süreklilik ve Değişim
Türkiye’de Müzik Sosyolojisi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 15.5 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺51,80

Sosyolojik düşüncenin ortaya çıkışı ve gelişerek bir disiplin halini almasıyla, sosyoloji tarihinin oluşturulması için toplumsal sorgulama, gerçeği öğrenme ve anlamlandırmanın geçirdiği evrimi incelemek gereklidir. Sosyoloji tarihinin oluşturulması, bilimsel bir topluluk olarak sosyal yapı kavramının tarihinin araştırılmasına dayanır. Bu kitapta, düşünce kavramlarının ve okullarının ortaya çıkışı mercek altına alınarak Émile Durkheim ve Max Weber’den çağdaş araştırmacılara kadar sosyologların gözünden kültür kavramı ele alınıyor ve okuyucuya bu disiplin ana hatlarıyla aktarılıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 174
En / Boy : 11,5 / 16,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺28,08

“Toplumun temel direğidir” diyerek basmakalıp sözlerle tanımladığımız aile; 21. yüzyılın başında ciddi değişimlere uğruyor ve uğramakta. Bu yorgun değişim içindeki ailede yaşanan değer ve kuralların; bütün toplumlara yayılarak insanlık ailesini oluşturması ve insanlığın ortak barışa ve refaha kavuşması birçok ideolojinin ütopyasını oluşturuyor. Değişimin; gelişme, yenilenme ve ilerleme olarak hayata girmesi ve insanlığı birliğe, barışa ve mutluluğa ulaştırması için ya da tarih boyunca da yaşanmış bütün olumlu sonuçlara tekrar ulaşmak için gerçek bilgiyi en güzel şekilde rehber edinmenin gerekliliği kitapta değişik boyutları ile inceleme konusu yapılıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 14 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2019
₺49,00

“Yeni Ülke Yeni Hayat” Berlin, Atina, Kopenhag, Vancouver, Osaka, Londra, Pekin, Atlanta, Bangkok ve FreIburg’tan uzanan bir deneyim ve duygu hattı.

Türkiye, bir süredir yeni bir göç dalgasına tanıklık ediyor. Her şeye baştan başlamak, geleceklerini kurmak üzere başka ülkelere gidenlerin sayısı dikkat çekici bir biçimde artıyor. Peki yabancı bir ülkede hayata sıfırdan başlarken neler yaşanıyor? Gidenler, Türkiye’yi gerçekten geride bırakabiliyor mu? Yeni bir ülkede, yeni bir hayat kurmak nasıl bir deneyim?

​Bu kitap; son 10 sene içinde farklı gerekçelerle yurt dışına göç eden 10 kişiye kulak veriyor. Anlatıcılar gidiş hikâyelerini, tecrübelerini, karşılaştıkları sorunları, buldukları çözümleri ve yeni şehirlerindeki yaşam koşullarını paylaşıyor.

“Buradaki özgürlüğe, karşılıklı saygıya, doğaya duyulan sevgiye ait hissediyorum kendimi... Ama onlardan biri miyim, değilim.”

- Serkan

“Başkalarından farklı olmanın ve yeni bir yeri keşfetmeye çalışmanın güzelliği vardı. Burada yepyeni biri olabilirdim, adımı değiştirebilir, sanki hayata yeniden başka bir yerden başlayıp, yeni hatıralar yaratabilirdim.”

- Simge

“Bu ülkeye belki 40 yaşınızda, belirli bir deneyimle, kariyerle, belirli bir parayla gelmişsiniz ama sistem sizi sıfır olarak görüyor.”

- Kutay


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 290
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2019
₺34,30

Çalışmanın, bize dayatıldığı kadar doğal ve ezeli bir yeti olmadığını anlatan, yüzyıllar aşarak günümüze ulaşabilmiş bu küçük kitapçık için Paul Lafargue’a teşekkür borçluyuz. Tembellik Hakkı, bir aylaklık çağrısı değil, vahşi kapitalizmin kadın, erkek, çocuk demeden herkesi mecbur kıldığı çalışma mevhumuna, yaratıcılık yitimine bir itirazdır. Ücretli kölelik düzenini tümüyle reddetmek yerine insanca “çalışma” talebini en başa yazarak boş vakit hakkından vazgeçen işçilere, bu düzeni değiştirilemez sayarak içinde debelenen hepimize, yaklaşık yüz elli yıllık güçlü bir sövgü ve yergidir.

Özgün bir Marksist olan Lafargue, kendi tarihsel düşüncesini Proudhoncu görüşler ve Paris Komünü’nün etkileriyle harmanlayarak “çalışma-tüketme-uyuma” cehennemi döngüsünü parçalamaya vurgu yapar. 19. yüzyılın kolektif zihniyet yapılarının analizini ve entelektüel monografisini sunarken, hedefinde bu çalışma aşkının esas kaynağı; din adamları, ekonomist ve ahlakçılar vardır. Gerçek yaşamın, bir azınlığı zenginleştirmeye devam etmek için çalışmak ve tüketmek arasında yitip gittiği gerçeğini görmek isteyenlere...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺14,00

Henri Lefebvre’in dünyayı, toplumsal çalkantı ve üretim ilişkilerini kavramak ve yorumlamakta başat kılavuzlardan biri olan Marksizmi temellendirmedeki katkısı kesinlikle göz ardı edilemez. Kuşaklar boyunca okunmuş ve okunmaya devam edecek bu çalışmasında Lefebvre, Marksizmi felsefi, ahlaki, sosyolojik, tarihsel, iktisadi ve siyasi yönleriyle ele alarak; her dönem derin sarsıntılar yaratmış ve yaratacak olan bu ideolojiyi dogmatizme düşmeden, kendine özgü geniş kavrayışıyla, özlü ve anlaşılır bir ifadeyle aktarıyor.

Etkisi görülmeye başladığı andan itibaren pek çok yanlış yorumlamaya da konu olmuş Marksizme dair bu giriş kitabı, Marksist felsefeyi olduğu kadar, Marx’ın, düşüncesini temellendirmek için kullandığı tarihsel analizi ve bilimsel yaklaşımı ortaya koyarken, siyasi ve sosyolojik olarak tarihe damgasını vurmuş bu dünya görüşünü en bildik iki veçheye, iktisada ve topluma indirgemekten de özenle kaçınarak gereken bağlama oturtuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 104
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺19,60

Kuşaklararası mahremiyet algısının farklılaşması, sosyal medya üzerinden nasıl okunur?

Sosyal medyanın kullanımı, toplumun tüm kesimleri tarafından kabul görmekte ve kullanım sıklığı her geçen gün özellikle gençler ve çocuklar arasında yaygınlaşmaktadır. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşması hızlı bilgi paylaşımı ve bilgiye ulaşma ile birçok kişiyle anlık görüşme imkanı tanımasıyla ortaya çıkmaya başlamıştır. Sosyal medyanın yaygın bir şekilde kullanımının temelinde yine bireylerin ve toplumların birçok alandaki değişen ve dönüşen talepleri yatmaktadır. Dolayısıyla ; teknoloji ile sosyal yapı arasında karşılıklı bir ilişi söz konusudur.

Her ne kadar sosyal medya kullanımının bireylere eğtim, kültür, sanat, iletişim, ekonomi ve daha bir çok açıdan karkı sağlama potansiyeli olsa da, toplumların veya bireylerin kavramlara yükledikleri anlamların dönüşümüne neden olabilmektedir. Bu kavramların başında, mahremiyet gelmektedir. Bu kavramın öne çıkmasının temel nedeni, sosyal medya paylaşımlarında aile, ev, beden ve daha birçok özel alana ilişkin unsurların kamusallaştırılarak özel alan-kamusal alan sınırlarının net olarak çizilmemesinden ve bu geçişkenliğin birçok faktörden (yaş, cinsiyet, toplumsal, tabaka, sosyo-ekonomik durum vb.) oluşan yapısından kaynaklanmaktadır.

Bu araştırmada, anne-baa ve çocukların sosyal medya-mahremiyet ilişkisine yönelik algı ve değerlendirmeleri ile sosyal medya paylaşımlarında mahremiyet olgusuna ne ölçüde anlam yükledikleri, neler « mahrem » neleri « mahrem olmayan » olarak gördükleri, yapılangörüşmeler yoluyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca ; ebeveynler ile çocuklarının sosyal medyaya yönelik tutumları karşılaştırılmalı olarak analiz edilmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 148
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺24,00

Elinizdeki kitap, 1980’li yılların ortalarında göç ve göçmenlere ilgimin başladığı yıllardan günümüze değin bitmeyen bir yolculuğun öyküsüdür. Bu yolculukta göç ve göçmenlerle ilgili odaklanılan sorunsal değişse de değişmeyen tek şey, göçle ilgili olarak kendi içinde tutarlı ancak sürekli bir biçimde geliştirilmeye çalışılan metodoloji arayışı olmuştur. Göçün tüm dünyayı ilgilendirecek önemli bir olgu olacağı ve Türkiye’nin göç veren ya da transit bir ülke olmaktan göç alan bir ülke konumuna geleceği yönündeki öngörümüz, çok da dikkate alınmamış ve hem akademik hem de politik alanda bir yer edinememiştir. Nitekim göç özellikle de son yıllarda giderek daha da önem kazanan ve tüm dünyayı ilgilendiren bir olgu haline dönüşmüş ve “göçmen krizi” adlandırması ile gündeme oturmuştur.

Kitapta yer alan makalelerde yapılan tartışmalar üzerinden:
“Göçmek” ile “kaçmak” arasında fark olduğu,

Yarın bizim de tarafı olmayacağımız bir savaşın ortasında kalmayacağımızın ve benzer duruma düşmeyeceğimizin hiçbir güvencesinin olmadığı,

Göçmenler konusunda mevcut açıklamaların “yanlı” olabileceği ve bu yanlılığın bizim “gelenler”e karşı tavrımızı etkileyebileceği,

Gerçek suçluların kimler olduğu konusunda egemen olmayan farklı açıklamaların olabileceği,

Genellikle “kaçak” göçmen ve sığınmacı göçünü oluşturan göçmenlerin gittikleri ülkede “sınıf-altı/under-class” konumunda oldukları ve bu nedenle de her türden sömürüye ve adaletsizliğe daha fazla maruz kaldıkları,

Yaşadıkları yeri terk edip bilinmeze yolculuğun “gelenler” tarafından da istenir bir şey olmadığı,

Geri gitsinler dendiğinde geri gidil(e)meyeceği ve gidilse bile sorunların çözülmüş olmayacağı aynı sorunların farklı bir ülkede yeniden hortlayabileceği vb. konularda okuyucuyu düşünmeye ve düşüncelerini sorgulamaya yöneltmenin yanı sıra özellikle de alanda çalışacakların bilimsel bir bakış açısı edinmelerine katkı sunabilmesi dileğimiz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺49,20

Resimlerle Sosyoloji, Michael Haralambos ile Wendy Hope’un kaleminden çıkan ve alanında öncü illüstratör Matt Timson’un eğlenceli ve bilgilendirici çizimleriyle eşsiz bir öğrenim deneyimine dönüşen iki kitabın birleşiminden oluşuyor. Temel sosyoloji kavramlarının ve teorilerinin anlatıldığı ilk bölümün içeriği Karl Marx’ın kapitalizm, Weber’in sosyal eylem teorilerinden, Durkheim’ın anomi kavramı, Castells’in ağ toplumu ve Bauman’ın akışkan modernitesine kadar uzanıyor.

İçeriğinin birçoğu gerçek araştırmalara dayanan ikinci bölüm ise yine yalın ve akıcı bir dille araştırma yöntemlerini anlatıyor. Anlatımın, William F. Whyte’ın Köşebaşı Toplumu gibi klasik araştırmalardan verilen örneklerle desteklendiği bu kitap, aynı zamanda üniversitelerdeki araştırma dersleri için başlangıç seviyesinde önemli bir kaynak.

Resimlerle Sosyoloji, teorileri, kavramları ve araştırma yöntemlerini bir araya getiren geniş içeriği ve özgün ifade tarzıyla, sosyolojiyle ilgili bilgi sahip olmak isteyenlerden, sosyal bilimlerde araştırma yapan öğrencilere kadar geniş bir kitleye hitap eden, herkesin zevkle okuyacağı bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 16 / 23
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺31,20

Elinizdeki kitap kente dair toplumsal kavrayışımızın, yani kentin bütününe veya parçalarına ilişkin algı biçimlerimizin, bunlara yüklediğimiz anlamların ve içlerinde yaşadığımız deneyimlere dair oluşturduğumuz belleğin, kısacası kentsel tahayyülün, her toplumsal olgu gibi, siyasal bir nitelik taşıdığı fikrine dayanıyor. Kentsel araştırmalar alanı ile kültürel çalışmalar arasında bir bağ kurarak, uluslararası literatürde “görsel kültür” olarak tanımlanan çerçeveye tekabül eden bir izlek oluşturuyor; kültürel olanın içinde temel olarak görsel olana odaklanıyor.

Yurttaş kimliğinin, ulus-devletle özdeşleşme yoluyla kurulumunda başkent görsel temsilinin işlevi; devletin kontrolünde yurttaş yaratma projesinin parçası olan görsel mekân temsillerinin, başka özneler eliyle tam da bu kurguyu aşındıran ve zayıflatan araçlara dönüşme potansiyeli; politik faillerin eylemliliği içinde görsel mekân temsillerinin rolü; siyasal İslamın yükselişinin ve ona karşı muhalefetin özellikle kentsel mücadeleler içindeki yeri; görsel mekân temsillerinin, bugünün kentsel koşullarında toplumsal mücadele açısından önemi kitapta tartışılan konular arasında. Görsel olanı mekânla buluşturup kentsel politika çalışmalarını zenginleştirmenin imkânına işaret eden eser, toplumsal mücadeleler açısından görsel olanın kentsel politika için önemine vurgu yapıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 212
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺26,25

Günümüzde en ilginç teorik müdahaleler belli başlı alanların içinden değil, açıkça belli bir alana ait olmayan, bu alanlar arasında kalan çatlaklardan doğuyorsa eğer, en dikkat çekici teorisyenlerden biri de Slavoj Žižek olmalı. Ne çişini ne belini tutabilen bu kitabında Žižek’in geliştirdiği fikirler tam da böyle bir iş görüyor: Felsefe, psikanaliz ve siyasal iktisadın eleştirisi arasındaki boşlukları dolduruyor. Ontolojiden cinsiyetlenmeye, cinsiyetlenmeden siyasal iktisadın eleştirisine içkin geçişler üstünde duruyor Žižek: “Üstü çizili Bir’in oluşturduğu ontolojik Boşluk’a ancak cinsiyetlenmenin açmazları üstünden erişmek mümkünken, küresel kapitalizmde tekno-bilimsel ilerlemeyle birlikte doğup halen önümüzde duran cinselliğin lağvedilmesi, yani bizatihi ‘insan doğasının’ değişmesi ihtimali de bizi odak noktasını siyasal iktisadın eleştirisine kaydırmak durumunda bırakmaktadır.”

Alenka Zupancic’in yeni yayımladığımız Cinsellik Nedir? kitabıyla kurduğu diyalogdan hareketle, ontolojinin sınırına radikal olumsuzluğu cisimleştiren fazlalık bir unsur, varlık düzenine nakşedildiği haliyle cinsiyet farkı antagonizması üstünden yaklaşıyor Žižek. İktisadi-felsefi bir perspektiften, önce bu ontolojik fazladan Marx’ın artı-değerine, oradan da Lacan’ın artı-keyif kavramına uzanıyor. Tuhaf bir kitap bu. Spinoza’nın Etika’sında karşımıza çıkan paradoksu hatırlatıyor: Bir yandan varlığın temel yapısı gibi “ebedi” konulara odaklanırken, diğer yandan Pokémon Go oyunundan popüler televizyon dizisi Castle’a kadar çeşitli örneklerle güncel meseleler üstüne gayet spesifik birçok tartışmaya giriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺63,00

Türkiye’de Çağdaş Sosyoloji Konuşmaları, Bilim ve Sanat Vakfı Medeniyet Araştırmaları Merkezi’nin 2013-2015 yılları arasında gerçekleştirdiği “Türkiye’de Çağdaş Sosyolojik Yönelimler” başlıklı konuşma dizisinin kitaplaşmış halidir. “Türkiye’de çağdaş sosyoloji çalışmaları hangi yönelimlere sahiptir?” sorusuyla yola çıkan bu çalışma, yaşadığımız dönemdeki sosyolojik perspektiflere dair refleksif bir panaroma çıkarmayı hedeflemektedir.

Kitaba katkıda bulunan, alanlarında önemli çalışmalar yapmış bilim insanları bir yandan Türkiye’deki sosyoloji pratiği hakkındaki analizlerini, diğer yandan kendi deneyimlerini paylaşarak zengin bir birikim ortaya koyuyorlar. İlgili okur, bu kitapta, Türkiye sosyoloji tarihine ilişkin refleksif bir kavrayış, cari durumdaki teorik modellere ilişkin meta-teorik bir bakış ve araştırma pratiklerine dair kişisel anlatılar bulacaktır. Farklı kuşaklardan ve farklı ekollerden sosyal bilimciyi bir arada bulabileceğiniz değerli bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 459
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺51,20

Mekân ve Millet, Türkiye ile Yunanistan’ın birlikte örülmüş tarihleri üzerine disiplinlerarası bir diyalog kurma girişimi. Yunan ve Türk akademisyenler, coğrafyayı ve milliyetçiliği, dini ve seküler, etnik ve anayasal ilkelerin sürekli gerilim halinde olduğu Yunanistan ve Türkiye bağlamında ele alıyor.

Kitabın ilk kısmı, mekânla ilişkili ulus ve modernlik öncesi anlamlandırmalar ile modernleşmecilerle ulus-devlet kurucularının projeleri arasındaki çelişkilerin araştırıldığı makalelerden oluşuyor. Kıbrıs’la ilgili makalelerden oluşan ikinci kısımda, kitap boyunca aydınlatılmaya çalışılan bazı sorunların adada yarım yüzyılı aşkın bir süredir yaşanmakta olduğu ortaya konuyor. Daha geniş bir coğrafyanın ele alındığı üçüncü kısımdaysa yazarlar, Trakya, İzmir, Antakya ve İstanbul’a ilişkin anlatıları ele alıyor ve bu bölge ve şehirlerin sakinlerinin mekâna ve toplumsal ilişkilerin somutluğuna kök salmış hayatlarını tasvir ediyor.
“Sosyal bilimciler ve tarihçiler için, bölgesel birer ulus-devlet olarak Yunanistan ve Türkiye’nin so­runlu ve birbirinden ayrı düşünülemeyecek tarihle­rinden daha bereketli bir araştırma sahası bulmak güçtür… Makalelerin tazeliği ve derinliği, kitabı bu sahaya katkısı ve etkisi açısından dikkate değer hale getiriyor.”

-Edhem Eldem


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 16,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺29,52

‘Futbol asla sadece futbol değildir’...

Ünlü gazeteci Simon Kuper’in ‘futbol asla sadece futbol değildir’ sözü bu çalışmanın ana konusu olmuştur. İran Türkleri için 1970 yılında Tebriz’deki traktör fabrikasının desteğiyle kurulan Traktor Sazi futbol kulübü kesinlikle ‘sadece bir futbol kulübü’ değildir.

İran’da yapılan alan araştırmasının da tanıklığıyla, İran’daki Traktor Sazi futbol kulübünün, her şeye rağmen, neden, nasıl ve niçin İran’daki Türk kimliğinin bir parçası olduğunu okuyacak, sadece Azerbaycan Türklerinin değil, tüm İran Türklüğünün neden bir futbol kulübü sebebiyle bu kadar heyecanlandığını anlayacaksınız...

Tüm İran Türklerinin sorunlarının ve yaşadıkları zorlukların da dile getirildiği bu çalışmada, içerisinde ne olup bittiğine dair fazla bilgimizin olmadığı İran’a farklı bir açıdan bakacak, burada yaşayan bir milletin sıkışmışlıklarıyla başbaşa kalacak ve belki de bir futbol kulübünün Güney Azerbaycan adına bayraktarlığını yapacağı büyük gelişmelere tanıklık edeceksiniz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,8 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺30,10

Durkheim sosyolojisi Türkiye’de yalınkat bir biçimde alımlanmıştır ve bunun ülkenin politik tarihine özgü temel sebebi, onun Cumhuriyet’in kuruluş momentindeki iktidar tekniklerinin teorik yakıtına indirgenmek ve homojenleştirici bir modernist milliyetçilik gövdesine yapıştırılmak suretiyle arkaik bir pozitivizm / anti-pozitivizm anlatısına hapsedilmiş olmasıdır. Durkheim’ı belirli etiketlere (‘pozitivist’, ‘organizmacı’, ‘ahlâkçı’, ‘düzen teorisyeni’, ‘yapısal-işlevselci’ vb.) kapatan, sosyoloji tarihine özgü pedagojik tasniflerin çarpıtıcı mantığı da bu etkiyi arttırdı hiç kuşkusuz. Oysa Durkheim sosyolojisi yeterince gün yüzü görmemiş pek çok gerilim ve vukufu bünyesinde barındırmaktaydı.

Elinizdeki çalışmayı Durkheim’a dönük Türkiye’deki bu kavrayışı aşındırmaya ve öz-düşünümsel bir yeniden okumanın yolunu açmaya dönük bir girişim olarak görmek mümkün. Derlemenin içerdiği yazılar, hep birlikte, alternatif bir Durkheim imgesi sunuyor bizlere. Durkheim üzerine yeniden düşünmek, bir yanıyla, sosyoloji üzerine yeniden düşünmek anlamına geliyor bu noktada. Öte yandan, Durkheim’ı kendi eserlerinden ve uygun bağlamlandırmalar içerisinde okumaya başladığınız an üzerine giydirilen gömleklerin hızla yırtılıp atıldığını hayretle fark ediyorsunuz. Dolayısıyla, bu çalışma bir yanıyla da Durkheim’ı ikincil kaynaklardan değil de bizzat kendi eserlerinden okumaya bir teşvik, bir davet olarak görülmelidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺49,20

Bilgi Sosyolojisi, bilginin toplumu etkilemesi anlamından ziyade bilginin toplumdan etkilenmesi anlamında bir bilgi sosyolojisi. “Georg Lukacs’ın ‘Roman Kuramı’ Kitabına Eleştiri Yazısı”, “Weltanschauungun Yorumlanması Üzerine”, “Tarihselcilik”, “Bilgi Sosyolojisi Sorunu”, “Kültürel Bir Fenomen Olarak Rekabet”, “Ekonomik Hırsın Özü ve Anlamı”, “Kuşaklar Problemi” başlıklı yedi makaleden oluşan bu kitapta, salt bir epistemoloji eleştirisiyle yetinmeyen Mannheim’ın ana iddiası şudur; düşünce, hatta kuramsal ya da sistematik düşünce, çeşitli dönemlerde gelişen entelektüel akımlar, çeşitli dünya görüşleri “boşlukta salınmazlar” veya “havada bir yerlerde” kendi kendilerine gelişmezler. Bunları geliştiren bir insandır; her şeyden önce bir toplulukta ve toplumda doğan, büyüyen, gelişen ve çalışan insan.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺68,88

20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden Hannah Arendt makale, konuşma ve derslerinden oluşan Sorumluluk ve Yargı ’da Yahudi soykırımından atom bombasının kullanım amacına, Vietnam savaşından ırkçılığa yaşadığı yüzyılın bütün politik krizlerini ahlaki çöküş ışığında değerlendirir; bu çöküşü “dişlilerin parçası olduğunu” varsayan insanların cehaletinde ya da doğasına içkin kötülüğünde değil, kendi eylemlerini ahlaki hakikatlere göre yargılamaktaki acizliğinde arar. Düşünme yetersizliği, iyi ya da kötü tercihlerden sakınma eğilimi Arendt’in analizlerinde merkezi bir öneme sahiptir. Herkesin suçlu olduğu yerde hiç kimsenin suçlu olmadığını öne sürerek, ahlaki sorumluluk ve nesnel suç arasındaki ayrımın politik veçheleri üzerine hukuk ve ahlak felsefesi çerçevesinde kalem oynatır. Sorumluluk ve Yargı, “kötülüğün sıradanlığı” üzerine devam eden bir tartışmanın parçası olduğu kadar, ahlak felsefesi, sorumluluk, hakikat ve kolektif suç mefhumları üzerine de sistemli bir düşünme çabasının ürünüdür.

“Hem ahlaki hem de politik olarak, kayıtsızlık en büyük tehlikedir. Gerçek skandala, gerçek ayak bağları, kişinin kendi örneklerini ve ona eşlik edecekleri seçme isteğinden ve yeteneğinden mahrum olmasından, kendi yargısı aracılığıyla başkalarıyla ilişki kurma isteğini ya da yeteneğini gösterememesinden doğar. Dehşetle beraber, kötülüğün sıradanlığı da işte orada yatar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺35,00

“Politika, yurttaşlardan uzaklaşmaya devam ediyor.”

Karşı Ateşler-2, neoliberalizmin zaferini ilan ettiği, sosyal demokrasinin neoliberal politikalara tümüyle teslim olduğu, toplumsal hakların budandığı, militan sendikacılığın tasfiye edildiği ve Avrupa emek hareketinin darmadağın göründüğü bir dönemde, yeni milenyumun şafağında, Pierre Bourdieu’den enternasyonalist bir Avrupa sosyal hareketi inşa etmeye yönelik cüretkar bir davet.

Bu kitap, araştırmacılarla militanları yeni seferberlik ve eylem biçimleri etrafında bir araya getirecek alternatif örgütlenmeler üzerine düşünme çabasının olduğu kadar, göçmen gençleri, kadınları, prekaryayı, işsizleri ve işçi sınıfının bütün katmanlarını ortak ve mümkün bir ütopya etrafında birleştirme ve harekete geçirme arzusunun ürünüdür.

Akademik dünyanın sınırları içerisinde düşünce üretmekle yetinmeyen bu büyük sosyologdan, neoliberalizmi yenilgiye uğratmaya yönelik bir karşı direniş ve örgütlenme çağrısı...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 100
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺21,00

Batı’da 1970’lerin ve 1980’lerin hararetli feminist tartışmaları ve kadın hareketleri, kadınlığı, erkekliği ve genel olarak toplumsal cinsiyeti masaya yatırıp toplumda erkek egemenliğine ve ataerkine yönelttikleri eleştiriler aracılığıyla erkeklik çalışmalarının meşru ve özerk bir akademik saha haline gelmesinin önünü açtılar. Farklığı vurgulayan postyapısalcı ve toplumsal inşacı yaklaşımların rüzgârını arkasına alan dönemin kadın çalışmalarına benzer biçimde, erkeklik çalışmaları, erkekliğin tıpkı kadınlık gibi toplumsal cinsiyet rejimi içinde inşa edilen toplumsal bir olgu, bir “performans” olduğunu ve erkeklik deneyimlerinin sınıfa, etnik kökene, hatta yaşa göre farklılıklar sergileyebildiğini ortaya koydular. Dahası, bu erkeklikler arasında külfetli bir hiyerarşinin var olabildiğini, erkeklerin de zaman zaman erkeklikten zarar görebildiğini, “egemen erkeklik” tipine direnmenin yollarını bulduklarını da gözler önüne serdiler.


Türkiye’de Erkekliğin Dönüşümü: Eğitim, Kültür, Etkileşim, Türkiye’de erkeklik çalışmaları konusunda var olan eksikliği bir nebze olsun gidermeyi amaçlıyor. Türkiye’de erkek olmayı ve erkeklik pratiklerini, egemen erkeklik anlayışından mustarip erkek altkültürlerinin ve erkekliğe ilişkin geleneksel kabulleri, değerleri, yaklaşımları ve pratikleri dönüştürmeyi hedefleyen toplumsal örgütlerin deneyimlerinden ve faaliyetlerinden hareketle değerlendiriyor ve Türkiye’de farklılıklara saygılı bir toplumsal cinsiyet eğitiminin nasıl verilebileceğini tartışıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺31,50

Toplumsal araştırmalar, toplumsal dünyada meydana gelen değişimleri anlamak amacıyla bilimsel bilgi üretmeyi ve bu bağlamda toplumu çok çeşitli yönleriyle analiz etmeyi hedefleyen sistematik çabalardır. Söz konusu çabanın bir ürünü olarak ortaya çıkan bu kitapta, muhtelif sosyal bilim disiplinlerinden bir grup akademisyen tarafından yapılmış toplumsal araştırmalar yer almaktadır.

Ordu’dan Giresun’a, Trabzon’dan Rize ve Artvin’e kadar uzanan çizgide, hem kuramsal çalışmaların hem de alan araştırmalarının yer aldığı kitabın odak noktasını Doğu Karadeniz Bölgesi oluşturmaktadır. Çünkü bu bölge, geçmişten günümüze nev-i şahsına münhasır özelliğini hiç yitirmemiş olması ve toplumsal araştırmalar için de zengin bir kaynak sunması sebebiyle, bu çalışmanın temel ilgi odağı halini almıştır.

Din, milliyetçilik, muhafazakarlık, kültür, tüketim, müzik, göç, kent, yoksulluk, toplumsal yapı, toplumsal cinsiyet, kimlik, toplumsal hareketler, ekoloji ve turizm gibi çok sayıda sosyolojik tema hakkında araştırmanın yer aldığı kitabın temel özelliği, hem okuyucuya bölge hakkında fikirler sunması, hem de bölgeyle ilgili bilimsel ve akademik çalışmalar için temel bir kaynak oluşturmasıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺27,00

Yeni Medyaya Eleştirel Yaklaşımlar isimli bu kitapta, asıl olarak yeni medyaya eleştirel olarak yaklaşan araştırmalara dikkat çekilmek istenmektedir. Bunun için üç makalede dikkatlede yeni medyaya eleştirel yaklaşan araştırmacıların çalışmaları irdelenmiş; onbir makalede, eleştirel çalışan araştırmacıların, eleştirel nitelikli makalelerinden birinin çevirisi yer almıştır. Kitapta yazısı bulunan yazarlar şu şekildedir;

Toby Miller, Mark Andrejevic, Mukadder Çakır ( Christian Fuchs konusunda) Elem Doğuş(Sonia Livingstone konusunda) Lev Manovich, Dan Schiller, Marisol Sandoval, Julian Stallabras, Richard Hall-Bernd Stahl, N. Katherina Hayles, Paul Taylor, Esra Çizmeci (Danah Boyd konusunda), Douglas Kellner ve Janet Wasko.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 472
En / Boy : 16 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2016
₺53,60

Yeni Medyaya Eleştirel Yaklaşımlar isimli bu kitapta, asıl olarak yeni medyaya eleştirel olarak yaklaşan araştırmalara dikkat çekilmek istenmektedir. Bunun için üç makalede dikkatlede yeni medyaya eleştirel yaklaşan araştırmacıların çalışmaları irdelenmiş; onbir makalede, eleştirel çalışan araştırmacıların, eleştirel nitelikli makalelerinden birinin çevirisi yer almıştır. Kitapta yazısı bulunan yazarlar şu şekildedir; Toby Miller, Mark Andrejevic, Mukadder Çakır ( Christian Fuchs konusunda) Elem Doğuş(Sonia Livingstone konusunda) Lev Manovich, Dan Schiller, Marisol Sandoval, Julian Stallabras, Richard Hall-Bernd Stahl, N. Katherina Hayles, Paul Taylor, Esra Çizmeci (Danah Boyd konusunda), Douglas Kellner ve Janet Wasko.

Yeni medya ve sosyal medya hayatın hemen her alanını en az geleneksel medya kadar etkilemiş; yeni katılım, özgürlük, kolaylık, hızlılık ve etkileşim olanaklarını olduğu kadar, yeni sorunları, riskleri, gözetim biçimlerini ve yansımalarını da beraberinde getirmiştir. Bütün bu süreci ne ütopyadan bir dünya gibi, ne de karabasan bir alem gibi değerlendirmek doğrudur. Tek yönlü genelde olumlamacı ve indirgemeci yaklaşımlar belli özellikleri abartırken, diğer özellikleri görmezden gelmektedirler. Bu sorunun çaresi eleştirel nitelikli çalışmalardır. Bu nedenle bu kitabın konusu, bu nitelikteki yazılar ve makaleler olmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 472
En / Boy : 16 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2016
₺53,60

Kaan Karayılmaz, 1962 yılında İstanbul'da doğdu. Türkiye'de ilk, orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra, 1980 yılında eğitim amacıyla Almanya'ya gitti. Bremen Üniversitesi’nde işletme ve iktisat öğrenimini tamamlayıp, yüksek lisansını sosyal ekonomi ve gerontoloji alanında Almanya’da yaşayan Türk göçmenler üzerine yaptı. Ardından Almanya, İngiltere ve Türkiye'de uluslararası Türk şirketlerinde pazarlama ve etnik pazarlama alanlarında yönetici, danışman olarak çalıştı. Almanya’da Bremen eyaletinde STK’larda göçmen kökenli işletmelerde meslek eğitimi projelerinde danışmanlık, Bremen Esnaf ve Zanaatkârlar Odası’nın göçmen kökenli işletmelerinin ekonomiye kazandırılmaları konulu projelerinde yöneticilik yaptı. Almanya, ABD ve Japonya'da göçmen girişimciler ve etnik ekonomi konularında araştırmalarda bulundu. Hâlen, uluslararası iş göçü alanında serbest danışman ve araştırmacı olarak çalışmaktadır. Birincil ilgi alanları, nitel araştırma yöntemleri, etnik ekonomi ve etnik pazarlamadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺28,50

“Televizyon sistemin en temel kalesidir. Sistem içinde bulunduğumuz durumu kendi gözlerimizle değil de televizyonun gözüyle algılamamızı istiyordu. Televizyondaki gibi düşünüp, televizyondaki gibi konuşmamızı ve oradaki gibi yaşamamızı istiyordu. Yani sadık ve savurgan bir tüketici olmamızı istiyordu.

Ve televizyon büyük çoğunluğumuzun duyularını ele geçirmeyi başarmıştı. Ben ise o kadar şanslı değildim. Televizyonda herkes mutlu ve her şey yolunda gözüküyordu. Eğer duyularımı ele geçirseydi ben de mutlu olurdum.''


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 170
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺38,25

Sosyal hizmetler, temelinde gönüllülük ve yardımseverlik barındırdığından derin tarihi köklere sahip bir saha olmasına rağmen, çok sonraları bir meslek ve bilim dalı haline gelmiştir. Sosyal hizmet, ortaya çıktığı bu ilk dönemlerinde dinî ve manevi değerlerden önemli ölçüde etkilenmiş, fakat maneviyattan bu olumlu etkilenim, zamanla yerini belirsizliğe hatta düşmanlığa bırakmıştır. Bilimsel bir meslek olma çabası, sosyal hizmetin manevi sorunlardan ve müdahalelerden uzaklaşmasına sebebiyet vermiş, insanın sübjektif, içgüdüsel ve yaratıcı parçaları yok sayılmıştır. Sosyal hizmet alanının maneviyat konusuna olan ihmâlli bakışı günümüzde değişmeye başlamıştır ve son yıllarda giderek artan maneviyat ve sosyal hizmet konulu literatür, bu konuya olan ilgide belirgin bir artış olduğuna şahitlik etmektedir.

Türkiye’de sosyal çalışmacılara başvuran bazı müracaatçıların, yaşadığı sorunlarda dinî/ilahi bir açıklama beklediği, içinde bulundukları bazı sorunların çözümünde manevi argümanlar bekledikleri gözlenmesine rağmen Türkiye’deki sosyal çalışmacıların, mesleki uygulamalarında maneviyata nasıl baktıkları, maneviyatı kullanıp kullanmadıkları net olarak bilinmemektedir.

Bu çalışma; maneviyat ve sosyal hizmet ilişkisini ortaya koyarak Türkiye'deki sosyal çalışmacıların, maneviyat ve manevi konulara ilişkin kişisel ve mesleki bakış açılarını keşfederek betimlemeye çalışmakla birlikte, “Sosyal hizmet ve maneviyat arasında nasıl bir ilişki vardır?”, “Türkiye’de sosyal hizmet uygulamasında maneviyatın rolü nedir?”, “Maneviyat gerçek anlamıyla sosyal hizmet alanında kullanılabiliyor mu?”, “Sosyal çalışmacılar maneviyat ve din kavramlarının birbirinden ayırıyorlar mı?” “Sosyal çalışmacılar, uygulama noktasında hangi manevi müdahaleleri uygun bulmaktadırlar?” gibi birtakım soruların cevabını aramaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺45,00

Bu eser, başından beri ele aldığımız bölünme, ayrışma ve manipülasyonlara neden olan ve bundan sonra da etkinliğini sürdürmesi mümkün görünen, önce zihnimizde oluşup daha sonra hayat pratiğine dönüştürdüğümüz kolektif kimlik ve temsillerin sosyolojik, psikolojik, siyasi, kültürel bir çözümlemesini okuyucusuyla buluşturmayı hedeflemektedir.

Elinizdeki kitap, artık hayatımızın her safhasını, neredeyse tüm toplumları ve bir bütün olarak dünyanın geleceğini ilgilendiren bu paradigmal ön yargılardan kurtulmanın, hayata daha geniş bir perspektiften bakabilmenin, bizi devekuşu misali kendi içimize hapseden ve yaşantımızı, düşünce dünyamızı, ufkumuzu ve ilişkilerimizi fakirleştiren yapay sınırları ve kategorik ayrışmaları bir yana bırakarak hayatın özünü ve esasını yakalayabilmenin mümkün olduğunu göstermektedir. Elbette bu konuda yazılmış ve literatürde saygın yer edinmiş pek çok eser mevcuttur.

Ancak bu çalışmanın diğerlerinden farkı, konunun özüne inerek ve insan beyninin kıvrımlarına nüfuz ederek insan gerçeğinin kognitif, bilişsel ve duyuşsal boyutlarıyla bütünleşen insan davranışının mantıksal ve deneysel eylem analiziyle, insanın niçin kolektif temsil ve semboller üzerinden dünyayı algıladığını irdelemesi, bu algılamanın insan davranışına yansıyarak dış dünyaya yansıması, bu yansımanın yarattığı rasynellik-irrasyonellik, dışlayıcılık-kuşatıcılık, reformizm-muhafazakârlık, eskilik-yenilik gibi olguları güncel örnek vakalarla psikolojik ve sosyolojik boyutlarıyla çözümlemesi, bu çözümlemenin bir yandan güncel ulusal ve uluslararası politikalarda ve kültürler arası yüzleşmelerde yarattığı tesirleri gözler önüne sererken, öte yandan, ilginç bir biçimde ve tarihte ilk defa olmak üzere, ekonomik işletmeler düzeyinde ve örgüt kültürü ve felsefesi bağlamında, özel kurumlar ve kamu kurumları açısından mikro ve mezo düzeyde analizler yapması ve bu problemlerin çözümünün ne denli zor olduğunun bilinci ve farkındalığı çerçevesinde sunduğu uzun erimli çözüm stratejileridir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺34,50

Dinde yenilenme ve yozlaşma bağlamında tekrar alevlenen tartışmalar, gelenekçilikle özdeşleştirilen medreselerin ve modernist din yorumları ile ilişkilendirilen ilahiyat fakültelerinin din anlayışlarını bir kez daha ilgi odağı haline getirmiştir.

Bu çalışma, medreselerin ve ilahiyat fakültelerinin din anlayışlarına yönelik kalıp yargıları sosyolojik bir yapı sökümüne tabi tutmaktadır. Bu bağlamda, medresenin din anlayışını temsil ettiği düşünülen molla ile ilahiyat fakültelerinin dini formasyonunu temsil ettiği kabul edilen hoca, birer ideal tip olarak alınmış ve her iki toplumsal aktörün din anlayışları; Kur’an, Sünnet, toplumsal değişme ve din ilişkisi, toplumsal cinsiyet ve din ile dinî ve dinde çoğulculuk alt boyutları çerçevesinde, nitel bir sosyolojik yöntemle karşılaştırılmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺56,00

Suçluların toplumdan soyutlanmadan ‘denetim ve gözetim altında’, normal yaşamlarına, topluma yeniden dönebilmelerinin araştırmalara konu edilmesi Türkiye’de oldukça yenidir.

(...) kitaba temel olan araştırma; haklarında çok az bilgiye sahip olunanlardan bir gruba, bir suçtan mahkûm olan ve yeniden topluma katılanlara ilişkin veriyi sağlamaktadır. Öncelikle Türkiye’de sosyolojik araştırmaların odaklandığı konuların dışında, toplumun büyük ölçüde dışladığı bir grubu ‘hem denetimli hem serbest olma durumu içinde, cezasının devamı niteliğinde bir süreçte suça iten ortamlardan uzaklaşmaya çalışarak yaşayan suçlu bireyleri incelemektedir.

Okuyucu araştırma bulgularının yol göstericiliğinde, yazarların kavramları ile ‘dışlanma, damgalanma, eski yaşama ilişkin kayıplar ve etkileri, ceza sonrası hayatı yeniden kurma, toplumsal bağları yeniden oluşturma’ gibi zorlu süreçleri yaşayanları bu kitapta bulabilecektir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2017
₺25,50

Türkiye ve Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avrupa ve Orta Doğu’daki, kısacası tüm Akdeniz havzasındaki insanlar, 2008’den bu yana giderek toplumsal ve ekonomik karmaşaya evrilen ekonomik bir çöküşle mücadele ediyorlar. Şimdilerde ise bu siyasî bir krize dönüşmüş durumda. Çöküş, karmaşa ve krizin gittikçe yayılmakta olduğu gerçeği, 2016 senesinde ayan beyan ortaya çıktı. Dünyanın hiçbir yerinde herhangi bir iyileşme belirtisi söz konusu değildi.

Yunanistan, ikinci bir darbeyi bekledi. İspanya yerinde saydı. Türkiye, siyasî ve ekonomik olarak büyük bir hızla daha da kötüye gitti. İngiltere’de, sanrılama ile aşırı böbürlenme karışımı bir sinir krizi yaşandı. Kriz, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın diğer bölgelerinde yayılmaya devam etti. İktidarı elinde tutanlar için bu çöküşün nereden çıktığı belli değildi. Ancak yine de krizin yıkıcı enerjisi, aynı volkanik bir yeraltı patlamasında olduğu gibi, yaklaşık yirmi yıldır etrafa lavlar saçıyordu. İçinde yaşadığımız yapıların arasına eriyerek sızan esrarengiz bir güçtü.

-John Ralston Saul

John Ralston Saul, bu çarpıcı kitabında ekomik krizin küresel ölçekte panoramasını çıkarmakla kalmıyor, kapitalizmin siyaseten tıkandığı kör noktalarına da işaret ediyor, günümüzün giderek yayılıp derinleşen iktisadi ve siyasi “felaketlerine sızan” tarihsel dinamikleri sabırla ifşa ediyor, kıyıcı bir eleştirel bakışla...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺62,40

“Beğenideki dönüşüm ilk olarak, muhafazakar orta sınıfların şehrin gözde muhitlerindeki lüks sitelere yerleşmelerine yansıdı. (...) Bu sınırlar dahilindeki yeniden inşa sürecinde, muhafazakar orta sınıflar, mobilyalarına, kıyafetlerine ve bedenlerine alışık olmadıkları bir tarz
verdiler. Bu yeni hayat tarzını toplumsal hayatta sunma konusunda eskiye nazaran daha rahat hissettiler ve böylelikle ‘muhafazakar çekimserlik’ ya da içe kapanıklık buharlaştı.”

Muhafazakar orta sınıflarda yeni olan ne? Hayat tarzları hal ve davranışları, zevkleri nasıl değişti? Bu değişim, bize ne anlatıyor? Aksu Akçaoğlu, bu soruların cevaplarını arıyor. Muhafazakar orta sınıfın hal-davranış ve beğeni düzenini, bunun mekana yansımasını, “sembolik ürünler piyasası”nı, moda anlayışını, sosyalleşme yollarını ve ortamlarını, “iç dünyanın” ve benliğin eğitim yordamlarını, zihniyet dünyasını inceliyor. Ankara’nın bu zümreyle özdeşleşerek sembolleşmiş semti Çukurambar’a bakarak...

Dinen makbûl ve aynı zamanda kendince zarif olanın peşinde, aslında bir şeyleri muhafaza etmekten çok yeni bir şey inşa eden bir muhafazakarlığın ayrıntılı bir portresi..


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 172
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺50,40

Nereye varmak istiyoruz?

Hedefimizin neresindeyiz?

Dünyadaki yerimizi nasıl tanımlıyoruz?

70’li yıllardan günümüze Türkiye’nin toplumsal değişimini eleştirel bir gözle değerlendiren Ümit Meriç, tanıdığımız ama yeterince bilmediğimiz Türkiye’nin sosyolojik bir fotoğrafını sunuyor bizlere…

Türkiye Kanatlarınızın Altında, değişen aile yapısından, Türk toplumunda kadının sosyo-ekonomik analizine; İstanbul’un insan manzaralarından, sosyal bilimlerin Türkiye açısından değerlendirilmesine kadar uzun bir yolu bir solukta kat edeceğiniz rehber bir kitap niteliğinde.

Dünü doğru değerlendirip bugünü iyi anlamak ve yarınlarımıza daha bilinçle sahip çıkabilmek için tüm Türkiye’yi kanatlarınızın altına almaya davetlisiniz…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 310
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺39,90

Kent kimliği ve toplumsal bellek konulu araştırmalar, 1990’lı yıllardan itibaren bir artış gözlenmektedir. Bu çalışmaların çoğu kentleri, kentlerin tarihlerini ve kentte yaşayanları uyumlu bir bütün olarak sunmaktadır.

Elinizdeki kitap ise bu yayınlarda sıklıkla görmezden gelinen bir soruna, toplumsal çelişkiler ve iktisadi değişimin anlam üretimi ve öz-temsil biçimleri üzerindeki etkilerine odaklanmaktadır. Kent kimliği inşa gayretlerini yönlendiren, tarihsel, kültürel ve sınıfsal refleksler nelerdir? Kentlilerin kendilerini temsil ve ifade biçimlerinin, kimliklerini ifade etmek için başvurulan simgelerin üretim ilişkileriyle ve kentin tarihiyle nasıl bir ilişkisi vardır? Kimliğe dair kurgular, toplumsal sınıfların beklentileriyle hangi bakımlardan örtüşmekte veya çelişmektedir. Bu sınıfsal ayrımlar, kentleri hakkında yazan/konuşan aktörlerin anlatımlarına ne şekilde yansımaktadır?

Yazarın ele aldığı bütün bu sorulara, kent kimliğine ilginin hâlihazırda canlı bir süreç olarak devam ettiği ve son yıllarda sık sık termik santrale karşı çevreci eylemlerle gündeme gelen Bartın örneğinde cevaplar aranmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺34,00

Yeni toplumsal hareketlerin ve küresel toplumsal hareketlerin sivil toplum alanını genişletme çabası, iktidarın gündeminde olmayan konuları kamuoyunda tartışmaya açması ve iktidarla ilişkilerinde önemli bir aktör olarak konumlanma isteği hareketlere olan ilginin her geçen gün artmasına neden oluyor. Ancak hareketlerin kesin çizgilerle tanımlanamaması ve salt siyasal, sosyal, kültürel veya ekonomik kodlarla açıklanabilmesi hareketlerin anlaşılması noktasında bazı sorunlara yol açabiliyor. Elinizdeki bu kitap yeni toplumsal hareketlerin ve küresel toplumsal hareketlerin ortaya çıktıkları ülkelere özgü koşullar çerçevesinde şekillenen örneklerini dışlayarak hareketlerin genel geçer kabullerini ve niteliklerini ortaya koymaya çalışıyor; hareketleri talep kavramı ekseninde ve önemli teoriler ışığında sistematik bir şekilde inceliyor. Bu çerçevede hareketlerin “Ben Nesli” gibi farklı aktörleri toplumsal yapıda görünür kılması ve hareketlerde ifade edilen taleplerin sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik yapılarla önemli bir etkileşime girmesi yeni toplumsal hareketleri ve küresel toplumsal hareketleri sosyolojik bir perspektife yerleştiriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺53,30

Weber ve Durkheim: Metodolojik Bir Karşılaştırma, Max Weber ile Émile Durkheim’ın metodolojilerinin sistematik, karşılaştırmalı bir analizidir. Jensen, Weber ve Durkheim’ın Protestan Ahlâkı ve İntihar’da sırasıyla Protestanları ve Katolikleri nasıl analiz ettiklerini ortaya koymaktadır. Weber ve Durkheim’ın birbirinden oldukça farklı analiz biçimleri, daha sonra ikisinin metodolojik ilkelerini ve bakış açılarını açıklamada ve karşılaştırmada kullanılarak sosyolojik ve sosyal bilim analizlerinde şu temel soruları gündeme getirmektedir:

• Sosyolojinin konusunu ne oluşturur?

• Kavramlar nasıl geliştirilir?

• Yasalara ne tür bir statü atfedilebilir?

• Topluma yönelik bilimsel bir bakış açısı geliştirirken ne tür imkânlara ve kısıtlamalara sahibiz?

• “Olan” ile “olması gereken” arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirmeliyiz ve sosyal bilimler değer-leri nasıl ele almalıdır?

• Toplumsal olgular nasıl açıklanmalıdır?

 

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 154
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺27,20

Dil yazı ile kalıcı hale gelerek akılcılığın önünü açmıştır. Teknolojinin gelişmesi sözü tekrar birinci plana alarak yazıyı önemsiz hale mi getirmektedir?

Teknolojinin insanı ele geçirmesini ve bunun da ileri kapitalist toplum­da kapitalist aygıt/mekanizma yararına yapılmasını engelleyici bir şey var mıdır? Çünkü bir teknolojinin işleyiş biçimi üzerinde kontrol sahibi olanlar, bundan yoksun insanlar karşısında gücü ellerinde toplarlar ve kaçınılmaz bir şekilde bu güçten yoksun olanlara karşı yetkeci bir düzen oluştururlar. İleri teknoloji toplumunda bilimsel ve teknik ilerlemenin bir tahakkü aracına dönüştürülmesine nasıl bir mekanizma ile karşı çıkılabilir? İnsanın hayal dünyası ve üretkenlik çabası bu baskın tarzı nasıl silebilir? İnsanlar edebiyat, müzik ve diğer sanat çabaları ile bu baskın tarza direnebilir mi? Yüksek kültür bu aşkın tarzı bastırabilir, azaltabilir ve yok edebilir mi?”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 16 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺57,60

“Göçmen işçinin deneyimini okura taşıyabilmek için bir yandan siyasi analize bir yandan şiire ihtiyaç duyduk. Hem ekonomistlerden alıntılar yaptık, hem bir hikâye anlatıcısı gibi kurguladık. Hepsinden önemlisi fotoğraflara ihtiyaç duyduk. Böylece Görme Biçimleri’nde başladığımız deneysel süreci tekrarlamış oluyoruz. Bu kez başka bir konuda, sözle ve görüntülerle göçmen işçinin maddi koşullarına ve hissettiklerine yakınlaşabilmeyi amaçladık...

“Bugün hâlâ İstanbul’un bir gecekondu semtinden, bir Yunan limanından, Madrid’in, Şam’ın ya da Bombay’ın bir kenar mahallesinden bu kitabı ele geçirip ilk okuduklarında nasıl etkilendiklerini anlatan Güneyli okurlara rastlıyorum. Böyle yerlerde kitap doğru bir adrese ulaştı, dostça ilgi gördü. Yedinci Adam bu okurlar için artık sosyolojik ya da birinci dereceden siyasal bir risale değil, daha çok bir aile albümü – insanın yakınlarının hikâyelerine, hatıralara, bir dizi yaşanmış anlara rastlayacağı bir albüm.”

–John Berger


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺39,00

Hemen herkes dünyanın bildiğimiz dünya olmadığını, adeta dünyanın çivisinin çıktığını, kurumların içinin boşaldığını ve geleceğin fazlasıyla belirsizleştiğini söylüyor. Gerçekten nasıl bir dönemden geçiyoruz?

Çağımızın önde gelen sosyal bilimcilerinden Immanuel Wallerstein “Ütopistik”te bu soruya, kapitalizmin uzun vadeli eğilimlerinden hareketle yanıt veriyor. Kapitalizmin ötesinde bir tarihsel sisteme sancılı bir geçiş çağında yaşadığımızı ileri sürüyor Devletlerin mafyalaşmasını, kitlesel göçleri ve etnik-dinsel köktenci hareketleri, bu geçiş çağının dışavurumları olarak yorumluyor.

1. Wallerstein bu süreçte pasif özneler olmadığımızı, 21. yüzyıldaki etik ve politik tercihlerimizin, kapitalizm sonrası nasıl bir dünyada yaşayacağımızı da büyük ölçüde belirleyeceğini söylüyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 105
En / Boy : 12 / 18
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺19,20
1 2 3 ... 11 >
Çerez Kullanımı