Samir Amin’i anlatan ve onun da kendisini anlattığı bu kitap, emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı kutuplaşma ve sömürünün ağır sonuçlarıyla yüzleşen halkların kurtuluşuna adanmış bir yaşamın izlerini sürüyor.

Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde Demba Moussa Dembélé, Samir Amin’in, ailesi, eğitim hayatı, Marksizmle tanışması, politik fikirlerinin oluşumu, entelektüel yönelimleri, Marksist düşünceye katkıları ve kurduğu alternatif uluslararası örgütlenmeler hakkında kısaca bilgi veriyor.

İkinci bölüm, Dembélé’nin Samir Amin’le yaptığı söyleşilerden oluşuyor. Amin bu uzun bölümde, sosyalizm, kalkınma, toplumsal hareketler, çevre-merkez ilişkisi, tekelleşme, kapitalizmin krizi, kutuplaşma ve azgelişmişlik gibi çeşitli konulardaki görüşlerini ve farklı düşünürlerle/fikir okullarıyla yaptığı tartışmaları samimiyetle anlatıyor. Bir yandan da entelektüel üretiminin hiçbir zaman eylemden ayrılmadığını görmemizi sağlıyor.

Son bölüm, Amin’in seçilmiş metinlerinden oluşuyor. Bu metinler, “Kapitalizm neden Avrupa’da ortaya çıktı?”, “Marksizmin günümüzdeki misyonu nedir?”, “Dünyayı sarsacak ikinci ‘Güney’in uyanışı’ başladı mı?”, “Kapitalizmin krizinden çıkmak mümkün mü?”, “Avrupa dışı toplumların geri kalmışlığının sebepleri nelerdir?” gibi önemli sorulara yanıtlar arıyor.

Samir Amin’in çalışmalarına dair geniş bir kaynakça da içeren bu çalışma, düşünürün entelektüel dünyasına ilk adımı atmak ve onu daha yakından tanımak isteyenler için vazgeçilmez bir kaynak.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺47,52

İstiridye Korsanları, Jack London’ın yeniyetmeliğinde yaşadığı serüvenlerden esintiler taşıyan, keyifli bir gençlik romanı.

Henüz on beş yaşında bir öğrenci olan Joe Bronson, okul ve aile hayatının monotonluğundan ölesiye sıkıldığı bir gün evden kaçar ve denizden kaçak istiridye toplayan korsanların arasına katılır. Joe denize açılmayı, yelken kullanmayı, kitaplarda okuduğu serüvenleri yaşamayı düşlerken, bu hayatın hiç de sandığı kadar “özgür ve mutlu” olmadığını anlar; derken başına türlü belalar açılır. Neyse ki kötülerle baş edebilecek cesareti ve yanı başında çok iyi bir dostu vardır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺24,00

Altın hırsı insan yüreğini pençesine aldığında trajedi kaçınılmazdır. Atalarının Tanrısı, ilhamını usta yazar Jack London’ın bizzat katıldığı “altına hücum” dalgasında yaşadıklarından alıyor. Yüz yılı aşkın süredir hep aynı heyecanla okunan bu kısa öyküler şiirsel bir enerjiyle dolu. Jack London, romanlarında var olan gözlem yeteneği ile ayrıntı ustalığını öykülerine de taşıyor.

Kış mevsiminin çetin geçtiği, dev ırmakların donduğu, boğa gibi adamların açlıktan çöpe döndüğü kutup bölgesinde hayat, yazarın deyişiyle “buzdan bir cehennem”. Jack London’ı edebiyat dünyasının zirvesine taşıyan onca gerçek serüven, Yordam Edebiyat okurlarını da büyüleyecek.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺30,00

1890’larda tarihin en büyük “altına hücum” dalgalarından biri yaşanır. Kanada’nın kuzeybatı ucunda, Yukon Nehri civarında yeni bir altın yatağı keşfedilmiştir. Jack London da haberi alan yüz bin civarında Amerikalı gibi, altın bulma ümidiyle yollara düşer. Aradığını bulamaz ama hayal gücünü kamçılayan sayısız hikâye ve gözlemle geri döner.

Tamamı Yukon bölgesinde geçen öykülerden oluşan Kurt Dölü, Jack London’ın ilk kitabı. Yazar, herhangi bir yerin ya da insanın en önemli özelliklerini bir-iki satırla verebilen anlatım gücüyle kısa öykü türünün zirvesine yerleşeceğini daha ilk kitabıyla kanıtlamış. Kimi karakterlerin birden fazla öyküde yer alması anlatının sürekliliğini sağlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺26,00

Türkiye siyasetinde antikomünizm nasıl bir yer kaplamaktadır? “Komünizm tehdidinin icat edilmesi”nde iç ve dış dinamikler nasıl bir rol oynamıştır? Tan Matbaası baskını, NATO üyeliği, Kore Savaşı, 1960 ve 70’lerin siyasi çatışmaları ve 12 Eylül darbesi “antikomünist” ve ülkücü hareketin gelişimi açısından nerede durmaktadır? 1990’larla birlikte “Kürt sorunu”nun ülkücü hareket üzerindeki etkisi ne olmuştur? Bütün bu tarih içerisinde Alparslan Türkeş figürü nasıl bir yer kaplamaktadır?

Türk sağı ve yakın siyasi tarihimize dair yaptığı çalışmalarla tanınan Fatih Yaşlı, araştırmalarının yeni evresinde işte bu soruların yanıtını arıyor, “antikomünizm”in bu topraklarda nasıl kök saldığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Bunu yaparken ülkücü hareketin liderlerinden Alparslan Türkeş’in hayatına özel bir yer ayırmayı da ihmal etmiyor.

Yaşlı’nın kendi sözleriyle: “Türkeş’in hayatına yakından bakmak, onun politik yaşamını yazmak ülkücülüğün ve ülkücü hareketin tarihini yazmak anlamına gelecektir evet ama bunun aynı zamanda Türkiye’nin Soğuk Savaş tarihini, Soğuk Savaş boyunca Türkiye siyasetinin seyrini ve o seyrin ana belirleyeninin, yani komünizmle mücadelenin tarihini yazmak anlamına geleceği de açıktır.”

Fatih Yaşlı, Türkiye’nin yakın siyasi tarihine ve sağ akım içerisinde “antikomünizm”in filizlenip güçlenmesine tarihsel materyalist bir perspektifle ve sınıf mücadeleleri içerisinden bakıyor. Aynı bakış açısını, ülkenin dünya kapitalist sistemine eklemlenmesi bağlamında da yeniden üretiyor ve okurlara yeni bir kaynak kitap sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺65,90

Amerikan İmparatorluğu nasıl kuruldu? Diğer emperyalist güçler arasından sıyrılarak nasıl dünyanın hâkim gücü haline geldi, küreselleşme sürecinin eksenine nasıl yerleşti? Büyük Bunalım’dan ve Yeni Düzen’den neoliberalizm evresine kadar uzanan yıllarda ne gibi sorunlar yaşandı? Küreselleşme sürecinin başlıca çatışma alanları neler oldu, devlet-piyasa ilişkisi nasıl gelişti?

Hepsi önemli ve kapsamlı sorular. Dahası da var: Küresel imparatorluğun merkezinde ve çeperlerinde, finans ve sanayi kesimlerinin ilişkisi nasıl bir evrim geçirdi? Ekonomik alanla birlikte siyasal ve hukuki alanlarda neler yaşandı? Emek güçleri küreselleşme karşısında neden etkisiz kaldı? Avrupa Birliği oluşumu, ABD liderliğine karşı bir direnişi mi temsil ediyordu, yoksa onun liderliğiyle uyum temelinde mi inşa edildi? Avrupa’yla birlikte Latin Amerika, Japonya, Güney Kore başta olmak üzere Asya ülkeleri, Türkiye gibi Üçüncü Dünya ülkeleri ve en nihayetinde eski sosyalist ülkeler küresel sisteme nasıl eklemlendiler?

Biri akademideki, diğeri sendika çevrelerindeki araştırmaları ve eylemci kimlikleriyle öne çıkan Kanadalı Marksist yazarlar Leo Panitch ve Sam Gindin, işte bu kapsamlı soruların peşine düşüyor. Günümüzün en çok tartışılan kavramlarından “küreselleşme”yi 19. yüzyılın sonundan bugüne tüm oluşum evreleriyle anlatan yazarlar, ABD liderliğinde gelişen küreselleşme sürecini, bu ülkenin emperyalist bir güç olarak inşası ekseninde atılan bütün önemli adımların somutluğunda da gösteriyorlar.

2013 Deutscher Ödülü’ne layık görülen Küresel Kapitalizmin Oluşturulması, yakın tarihe ve küreselleşmeye dair çalışmalar arasında vazgeçilmez bir yere sahip.

“Kapitalizmin geleceğinin nereye uzandığıyla ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap.”

- David Harvey

“Amerikan İmparatorluğu’nun tarihine ve faaliyetlerine dair zihin açıcı ve vazgeçilmez bir rehber.”

- Naomi Klein


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺76,90

Jacques Pauwels, Birinci Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılıyla birlikte hararetlenen tartışmalara alışılmadık, cesur ve renkli bir “karşı tarih metni”yle katılıyor.

Birinci Dünya Savaşı, sadece emperyalist rekabetin tetiklediği ülkeler arasındaki “dikey” bir savaş mıydı, yoksa savaşa taraf olan her bir ülkede hâkim sınıflar ile halk yığınları, seçkinler ile sıradan insanlar arasında “yatay” bir savaş da yaşandı mı?
Pauwels, Büyük Sınıf Savaşı adını verdiği bu büyük çatışmanın sadece uluslar arasında değil, sınıflar arasında da cereyan ettiğini göstermek için bir adım geri çekilmeyi öneriyor ve savaşa 1789’dan günümüze kadar dünyayı şekillendiren sınıf mücadelelerinin daha geniş perspektifinden bakmaya çalışıyor.

Pauwels’in 1789 Fransız Devrimi’yle başlayan demokratikleşme sürecini durdurmak ve takvimi 1789 öncesine almak için Avrupa’da aristokrasi ve burjuvaziden oluşan seçkinlerin savaşı nasıl istediklerini, kışkırttıklarını ve başlattıklarını göstererek Birinci Dünya Savaşı’nın nedenlerine dair geleneksel tarih yazımına meydan okuyan kitabı, kapsamı kadar derinliğiyle de etkileyici bir toplumsal tarih çalışması.
Büyük Sınıf Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın yüzüncü yılı vesilesiyle yayımlanan çok sayıda siyasi tarih kitabından farklı olarak, savaşı imparatorların, generallerin veya diplomatların değil, cephedeki askerlerin ve geride bıraktıkları yoksul sivillerin gözünden anlatıyor. Savaşın gerçek kahramanları ve kurbanları olan erlerin yazdığı şiirlerden, şarkılardan, mektuplardan ve anılardan yola çıkan Pauwels, sıradan insanların hayallerini ve hayal kırıklıklarını, savaşı nasıl tecrübe ettiklerini, onları ölmeye ve öldürmeye sürükleyen nedenleri, dönemin siyasi, iktisadi ve kültürel iklimiyle harmanlayarak okura sunuyor.

Büyük Sınıf Savaşı, sadece insanlık tarihinin bu ilk küresel çatışmasını değil, giderek daha fazla Birinci Dünya Savaşı öncesiyle kıyaslanan günümüzü anlamak için de ufuk açıcı bir eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 494
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺79,90

Karl Marx ve Dünya Edebiyatı, Marx’ın edebiyatla ilişkisine odaklanan eşsiz ve öncü bir yapıt. Marx’ın edebiyatla bir okur, bir düşünür, bir yazar ve bir baba olarak sanıldığından ve bilindiğinden çok daha yakından ilgili olduğunu sistematik bir şekilde ortaya seren Prawer’a göre, Marx’ın ve eserlerinin ayırt edici özelliklerinden biri de edebiyatla kurduğu sıradışı ilişkidir.

Marx, dilin saflığını ve doğruluğunu ilgilendiren her konuda titiz bir yazardı. Bu yüzden Goethe, Lessing, Shakespeare, Dante ve Cervantes’i kendine üstat olarak seçmiş, onların eserlerini neredeyse her gün okumuştu. İktisadi gerçekleri ve tutumları akılda kalıcı bir şekilde özetleyen sözler bulmak için Latin klasiklerini didik didik etmişti. Edebî alıntı ve göndermeleri okurlarıyla kültürel bir etkileşim yaratmak için nasıl kullanabileceğini daha gazetecilik yıllarında keşfetmişti. Başta Kapital olmak üzere yazdığı bütün metinlerde popüler balad, şarkı, tekerleme, mitolojik hikâye, özdeyiş, masal, şiir, oyun ve destanlara göndermelerde bulunmuştu. Sadece yabancılaşmaya karşı zafer kazanma ve daha adil bir topluma ulaşma yolunda edebiyatın ve sanatın hayati bir rol oynadığına inanan bir düşünür değildi Marx; kızlarını büyütürken müthiş bir hikâye anlatıcısıydı da. Farklı dillerdeki şiirleri ve oyunları yüksek sesle okur, bunların anlamları kadar seslerin ritimlerinden de zevk alırdı. Dostlarına Shakespeare’in ve Dickens’ın eserlerinden adlar takmaktan hoşlanırdı. Yunanca, Latince, İspanyolca, Rusça, Fransızca, İngilizce ve Almanca edebî eserleri hem eğlenmek hem de öğrenmek amacıyla okuyan bir kitap kurduydu. Evinde düzenli olarak Shakespeare okuma toplantıları yapılan Marx için Rus ziyaretçisi Maksim Kovalevski boşuna “fazlasıyla kültürlü bir İngiliz-Alman centilmeni” dememişti…

Karl Marx ve Dünya Edebiyatı, işte bu sıradışı “centilmen”in edebiyatla kurduğu içten ve derinlikli ilişkinin benzersiz bir dökümü…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺48,00

Marx geri döndü, ama hangi Marx?

Yakın geçmişte yayımlanan yaşamöyküleri, onu bir 19. yüzyıl figürü olarak konumlamakta ısrarlı. Mike Davis’in Marx ve Marksizm hakkında tezlerini ilk kez doğrudan kaleme aldığı bu kitapta ise, sadece geçmişe değil bugüne dair de konuşan bir düşünür çıkıyor karşımıza.

Bir dizi araştırıcı ve kışkırtıcı makaleyi bir araya getirdiği kitabında Davis, Marx’ın zamanımıza dönük iki temel sorgulamasını keşfe çıkıyor: “Toplumun devrimci dönüşümüne kimler önderlik edebilir” ve “Gezegenimizdeki çevresel krizin nedeni ve çözümü nedir?”

Davis, Marx’ın kuramsal metinlerinin ve siyaset yazarlığının yeni boyutlarını aydınlatmak için emek tarihinin o geniş arşivine başvuruyor. Bize “kayıp bir Marx” öneriyor. Bu Marx’ın, tarihin aktörlerine, milliyetçiliğe ve sınıf mücadelesinin “arada kalan sınıflarla ilgili görünümü”ne dair çözümlemeleri, bizim karanlığa gömülmüş çağımızda devrimci düşüncelerin yeniden canlandırılması için kritik önemde. Davis, küresel istihdam krizi ile giderek bozulan iklim şartlarını da ele aldığı çözümlemesinde kapitalizmin insanlığın devamını sağlama konusundaki başarısızlığına dikkat çekerken, “insanlık çağına” dair fetişizmi de kıyasıya eleştiriyor.

Eski Tanrılar, Yeni Bilmeceler’in son bölümünde, artık unutulup gitmiş eski bir tartışmaya, “alternatif sosyalist kentçilik” (1880-1934) tartışmalarına bakan Mike Davis, sürdürülebilir bir çevrede evrensel ölçekte yüksek nitelikli bir yaşamın temel kavramlarını aramaya koyuluyor.

Tarihsel sosyoloji, kültürel analiz ve strateji alanında bir el kitabı olduğu kadar, Marksist tartışmalara mükemmel bir giriş de olan Davis’in bu kitabı, eyleme geçirici bir silah özelliği de taşıyor.

– Robert Brenner

Marx’ın Manifesto ve 18 Brumaire’de ortaya koyduğu o derin ve yoğun siyasi analiz mirasını inşa etmede, Mike Davis kadar başarılı bir isim daha yok.

– Leo Panitch

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺40,00

Haluk Gerger’in, emperyalizmin merkezinde, yani tam da canavarın ağzında ABD Komünist Partisi’nin 40 yıllık olağanüstü macerasını anlatan özgün ve kapsamlı eseri üçüncü kitabıyla birlikte tamamlanıyor.

ABD Komünist Partisi tarihi anlatısı, bu kitapta, yıkıma sürüklenişin hikâyesine, “çürümenin farklı hallerine” odaklanıyor. Komünist Parti tarihi olduğu kadar kapitalizmle mücadelenin tarihi, bir o kadar Üçüncü Enternasyonal’in ve ideolojik tartışmaların tarihi olan bu anlatı, yenilginin nesnel nedenlerini bilimsel sosyalizmin ışığında arıyor.

Daha önce büyük bunalımın ve “cephe faaliyetleri”nin verdiği moralle güçlenen Komünist Parti, İkinci Dünya Savaşı, Hitler’in Sovyetler Birliği’ne saldırısı, ABD’nin savaşa katılması, peşinden Soğuk Savaş, Stalin’e dönük “algı”nın değişmesi, Kore Savaşı vb. tarihsel olayların yaşandığı dönemde tasfiye sürecine girecek ve önce partiden derneğe gerileyecek, ardından yeraltına inerek yok olacaktır.

Bu sürecin analizini yine tarihî belge ve kişilerin tanıklığında yapıyor Haluk Gerger. Yıllarca içeride ve dışarıda yargılanmaktan kurtulamamış kahramanları, tartışmaları, eylemleri şimdi okurun yargısına teslim ediyor; adalet için. Ancak burada adalet, gelecek için ders çıkarmak demek.

Zira Gerger’in de belirttiği gibi, “Öğrenmek, sorgulamak, eleştirmek, yenilgiden dersler çıkartarak kazanmaya yeni baştan koyulmak için gereklidir…”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺52,80

Mevcut kapitalist-emperyalist sistem ve onun neoliberal uygulamaları sürdürülebilir midir?

Fikret Başkaya, “sürdürülemeyeceği” kanaatinde ve Yeni Paradigmayı Oluşturmak’ı yazma amacını şöyle dile getiriyor: “Bu kitap, neden böyle olduğuna, neden bir ‘sürdürülemezlik’ durumunun ortaya çıktığına dair bir netleşme sağlama amacı taşıyor”.

Ardından, “Eğer sürdürülemeyeceğini kabul ediyorsak, radikal bir düşünce devrimine, yeni bir Rönesansa ihtiyaç var” diyen Başkaya, bu Rönesansın unsurlarını tartışmaya başlıyor.

Önce “muasır medeniyet seviyesi”, hemen peşinden de ilerleme, modernleşme, çağdaşlaşma, büyüme, kalkınma ve sürdürülebilir kalkınma kavramları enine boyuna sorgulanıyor.

“Türkiye’de yaklaşık 90 yıldır ‘muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma’ şarkısı söyleniyor. Oysa üzerine çıkılması gereken ‘muasır medeniyet’, kapitalist yıkıcılıktan ve barbarlıktan başkası değil” diyen Fikret Başkaya, söz konusu “muasırlaşma” hedefiyle örtüşen “Avrupa”yı da, bir büyük sermaye ve Atlantik projesi olan Avrupa Birliği’nin bugün geldiği nokta itibarıyla ele alıyor.

“Sürdürülebilir kalkınma” kavramının oksimoron niteliğine, büyüme mitine, tarımın bugün gelip dayandığı çıkmazlara, toprağın öldürülmesine vb. değinen çalışmasında, doğayı ve canlıları yok eden “kalkınma” anlayışını bütün boyutlarıyla ortaya koyuyor Başkaya. Demokrasi, STK’lar, kültüralizm ve “Politik İslam” tartışmalarının ardından kapitalizmden çıkışın alternatiflerini, komüncü mülkiyet biçimlerini ortaya koyarak ve “Yeni bir paradigma için 12 öneri”sini paylaşarak tamamlıyor kitabını.

Yine Başkaya’nın sözleriyle; “Ya geçerli paradigmadan, kapitalizmden vakitlice çıkılacak, ya da insanlığın bir geleceği olmayacak...”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺57,90

Belki genç kuşak tanık olmadı ama 74 yıllık sarsıcı bir deneyim yaşandı dünyamızda. 1917’den 1991’e dek süren ve “Sovyetler”, “reel sosyalizm”, “sosyalist blok”, “demir perde” gibi adlarla anılan bu deneyimi, özellikle ilk ve son dönemlerindeki kimi yönelimleriyle ve buradan çıkarılması gereken “siyaset dersleri”yle anlatan bir kitap Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri.

İlk olarak 1989’da yayımlanan bu çalışmasında Metin Çulhaoğlu, önce 1920’lerden 1930’lara uzanan kesitteki NEP ve kolektivizasyon uygulamaları ile sanayileşme hamlesine, ardından da 1985’ten 1989’a uzanan kesitte glasnost ve perestroyka politikalarına yoğunlaşıyor.
Ekonomik hamleler, zorunluluk ve açmazlarla birlikte, ideolojik hamle girişimleri ve zaaflar ön plana çıkıyor en çok Çulhaoğlu’nun anlatımında.

Farklı dönemlerdeki sağ ve sol “sapma”lar; Buharin, Preobrajenski, Lenin, Troçki ve Stalin gibi Bolşevik önderlerin sosyalizmin belli sorunlarına farklı yaklaşımları; dönemsel politikalara “kitlesel destek” arayışları; bir dönemin siyasetinde öne çıkanların bir sonraki dönemin politik ikliminde “harcanması”; “işçi-köylü ittifakı”nın çözülmesi; Parti yönetimindeki ve “bilim akademisi” gibi kurumlardaki kadroların ideolojik zaafları vb. Sovyet Deneyinden Siyaset Dersleri’nin öne çıkan diğer konuları…

Yazarın sözleriyle “Özellikle Sovyet deneyinde, uç uğraklara bütünüyle angajman büyük riskler içeriyor ve tarih hep bunu gösteriyor” iken, “son uç uğrak” diyebileceğimiz glasnost ve perestroyka döneminin muhasebesi ile tamamlanıyor kitap.

Dünyamızdan geçip gitmiş 74 yıllık bir deneyimi anlamak ve olası yeni deneyimleri onun zaaflarından korumak için…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺46,90

Çağımızın önde gelen Marksistlerinden Samir Amin, tarihçi, felsefeci, sosyolog ve siyaset bilimci kimliklerinin yanı sıra, bu eserinde ağırlıkla yetkin bir Marksist iktisatçı olarak çıkıyor karşımıza. Dünyanın bugün geldiği noktadaki sosyal adalet arayışının bilimsel temellerini, Marksist iktisadın cephaneliğinden devşiriyor.

Marx için “kıyısı olmayan” ifadesini kullanan ve onun çok yönlülüğüne dikkat çeken Amin, “Benim için Marksist olmak, Marx’ın başlattığı çalışmayı sürdürmek demektir; bu da, Marx’ta durmak değil, ondan hareket etmektir. ... Benim buradaki temel katkım, değer yasasından küreselleşmiş değer yasasına geçiştir” diyerek koyuluyor yola.

Ve yol boyunca, “Değer yasasının temel statüsü”nü, “Faiz, para ve devlet”i, “Toprak rantı bölümü”nü ve “Dünya ölçeğinde birikim ve emperyalist rant”ı derinlemesine inceliyor.
Bu görece kısa ama hayli zengin yapıtında, iktisadın zorlu matematiksel formül ve denklemlerinin ortasında, akıcı bir anlatım geliştiriyor.

Kitabın yayına hazırlık sürecinde, 12 Ağustos 2018 tarihinde kaybettiğimiz Samir Amin için, Fikret Başkaya’nın sözleriyle:

“İnsan ve toplum yaşamının tüm veçhelerini bir bütün olarak anlamaya ve anlatmaya çalıştı hayatı boyunca… Geride kalan yaklaşık 70 yıllık dönemin birkaç parlak beyninden biriydi… Muazzam bir kavrayışa ve tahlil yeteneğine sahipti… Hayatını ezilen halkların, sömürülen sınıfların kurtuluşuna adamıştı… Yaşadığı sürece de onların gözü, kulağı ve yüreği oldu.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺31,90

Komünistler tarihlerinden utanmak zorunda mı?

1990’ların başında Sovyetler Birliği yıkıldığında, çoğu komünist için geride kalan “reel sosyalizm” tarihi, utanç duyulması gereken bir geçmiş olarak görüldü.

Yazara göre, zulme uğrayan etnik veya dinsel grupların tarihinde daima böyle bir olguyla karşılaşırız. Kurbanlar, zulüm gördükleri sürecin belli bir anında zalimlerin görüşlerini benimseme eğilimi gösterirler ve bu nedenle kendilerini hor görmeye, kendilerinden nefret etmeye başlarlar.

Kendinden nefret, SSCB’nin yıkılışından bu yana, komünist hareketin savaşmak zorunda kaldığı sorunların başında yer alıyor. Kendi geçmişlerini yücelten galiplerin şişkin egoları, karşılığını mağlupların çilesinde buluyor.

Domenico Losurdo, kendinden nefret etme salgınına karşı verilen mücadelenin, Ekim Devrimi’yle başlayan büyük ve muhteşem dönemin eleştirel bilançosunun çıkarılmasıyla birleştirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu eleştirel bilanço, ne kadar radikal ve önyargısız çıkarılırsa o kadar etkili olacaktır. Buna karşılık kendinden nefret etme, kendi tarihiyle yüzleşmekten ve bu tarihin içinden parıldayan ideolojik ve kültürel savaşımın gerçekliğinden korkakça kaçmak demektir. Eğer özeleştiri, komünist kimliğin yeniden kazanılmasının ön koşuluysa, kendinden nefret etmek de teslim olmakla ve bağımsız komünist kimliğin inkârıyla eşanlamlıdır.

Losurdo, bu anlayıştan hareketle SSCB ve Çin deneyimlerini eleştirel bir incelemeye tabi tutuyor. Güçlü yönlerini ve zaaflarını birlikte değerlendirerek, bizi tarihten kaçmamaya çağırıyor. Zorlu koşullar altında girişilen bu gözü pek deneyimlerin olumlu mirasına sahip çıkıp selamlarken, aynı zamanda geleceğin sosyalizmi için hangi bakımlardan aşılmaları gerektiğini de ortaya koyuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺38,90

Aklın İsyanı, 20. yüzyılda bilim alanında yaşanan önemli gelişmeleri ve bilimsel keşifleri ele alarak diyalektik materyalizm teorisini bir ileri aşamaya taşıyan önemli bir yapıt olarak kabul edilir. Yaşam nasıl ortaya çıktı, matematik gerçeği yansıtır mı, akıl bir makine mi, dinozorlar neden yok oldu?.. Bunlar geçtiğimiz yüzyılın olduğu kadar şimdinin de/bu yüzyılın da “büyük” soruları… Yazarlar, Marx ve Engels’in doğaya, topluma ve bilime hükmeden kanunların birliğini savunan diyalektik materyalizmini modern bilimin ışığında ele alıyor.

Kitabın tek teorik katkısı bu değil. Woods ve Grant, bir taraftan Marksist felsefe ile bilimin yeni teorileri arasındaki ilişkiyi ortaya koyup diyalektik materyalizmi doğa bilimleri üzerinden anlatırken, diğer taraftan modern bilimin nerelerde “raydan çıktığını” gösteren bir çerçeve de sunuyor okura. “Kesinsizlik ve İdealizm” tartışmalarından “Bencil Gen”e, “Büyük Patlama”dan “Marksizm ve Darvincilik” ilişkisine, “Kuantum mekaniği”nden “Jeolojinin diyalektiği”ne kadar birçok konuyu, bilim dünyasındaki güncel gelişmeler ve Marksist yöntem bağlamında yeniden değerlendiriyorlar.

Aklın İsyanı, sadece, kapitalizmin krizini bilim üzerinden okuyan bir kitap değil; aynı zamanda bilimin krizine de ışık tutan ve bilim tarihi yazınında önemli yeri olan bir kitap.
“Doğada, son tahlilde, diyalektik hüküm sürer.”

- Engels


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺79,90

Sosyalist gerçekçilik akımının öncü isimlerinden Maksim Gorki’nin otobiyografik üçlemesi, Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim’i şimdi bir set haline getirip okurlarla yeniden buluşturuyoruz.

Nazım Hikmet’in sözleriyle : “Yeryüzündeki bütün gerici kuvvetlerin, barış ve milli bağımsızlık düşmanının, faşistin ve her çeşit yalancı, düzmece demokratın en korktuğu yazarlardan biri de Gorki’dir. Neden? Çünkü Maksim Gorki yalnız kendi halkına değil, bütün halklara yurtlarını, hürriyeti, barışı ve birbirini sevmeyi öğretir. Çünkü o, insanın, insanlığın geleceğinden, güzel günler göreceğinden emindir (…) Gorki insanlar yaşadıkça yaşayacaktır. Çünkü yeryüzünün en büyük şairidir.”

Sette yer alan kitaplar:

Çocukluğum

Ekmeğini Kazanırken

Benim Üniversitelerim


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 864
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺38,40

Çağımızın önde gelen Marksist düşünürlerinden, 12 Ağustos 2018 tarihinde kaybettiğimiz Samir Amin’in Yordam Kitap tarafından yayımlanan 6 kitabı şimdi bir set haline geldi.

Avrupa-merkezcilik kavramını sosyal bilimler literatürüne sokan Amin, azgelişmişlik, kalkınma, kriz, dünya ekonomik sistemi (emperyalizm), merkez ülke-çevre ülke ayrımı gibi tartışmalı konulara toplumcu bir bakışla eğilen Bağımlılık Okulu’nun kurucularındandır.
Amin’in Yordam Kitap’tan yayımlanan kitapları, bu konuları geniş bir perspektifle ele alan, kapitalizmin neden bugünün yakıcı sorunlarına bir çözüm getiremeyeceğini ortaya koyan ve yaşanan deneyimlerden çıkardığı derslerle yeni bir sosyalizm arayışına odaklanan birbirinden değerli yapıtlardır.

Sette yer alan kitaplar:

  • Liberal Virüs
  • Modernite, Demokrasi ve Din
  • Avrupa-Merkezcilik
  • Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme
  • Kapitalizmden Uygarlığa
  • Küreselleşmiş Değer Yasası

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 1376
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺101,60

Özlü, renkli, çizgili ve iddialı bir anlatım: Kapitalizm Ölmeli!

Hem de bir an önce ölmeli. Çevremiz, dünyamız, sağlığımız, eğitimimiz, çocuklarımız, hayatımız için…

Ama kendi kendine ölmüyor, birdenbire yok olmuyor.

Stephanie McMillan Kapitalizm Ölmeli!’de, onun nasıl ve ne zaman yok olabileceğini, daha doğrusu yok edilebileceğini, tepelenebileceğini anlatıyor.

Sadece nesnel koşullara, kapitalizmin bugünkü güçlü ve zayıf yanlarına değil, siyasi özne cephesinde yapılması gerekenlere, “Ne Yapmalı”ya da odaklanıyor McMillan, propagandaya, ajitasyona, örgütlenmeye… Hatta ayrıntılarıyla “devrimci örgüt”e, “ara düzey örgüt”e, “kitle örgütleri”ne…

Birleşik Devletler’in anti-kapitalist, anti-emperyalist çevreleri içerisinde alabildiğine militanca bir arayış bu. Ve çizgilerin gücü adına, mizahi!

“Eğlenceli olmaya devam ederken çok da eğitici.”

- Sean Michael Dodd

“Çizimler bir hayli vurucu, tamamen anladığımı düşündüğüm konuların iç yüzüne dair yeni şeylerin farkına vardım. Geniş konu ve kavramlar, oldukça zekice, kısa ve özlü bir biçimde açıklanmış.”

- Duccio


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺43,90

Biyoloji, psikoloji ve toplum bilimlerinin kesişim noktasında çığır açan bir yapıt.

İlk baskısını 1984 yılında yapan ve büyük tartışmalar yaratarak alanında bir klasik haline gelen Genlerimizden İbaret Değiliz, uzun yıllar boyunca tartışılmazlık mertebesine erişmiş olan bir bilim dalını, biyolojiyi konu ediniyor ve biyolojik determinizmin bilimsel, toplumsal, politik kökenlerini analiz ediyor.

“Sınıf, ırk veya toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikler, genetik kalıtımın sonuçlarıdır” savını ortaya atan biyolojik determinizm, hemen ardından kötü haberi verir: Bu konuda yapacak bir şey yok! Öyle ya, biyolojiyi değiştiremiyorsan biyoloji kaynaklı şeyleri de değiştiremezsin. Gerçekten öyle mi peki? İşte yazarlar bu sorunun cevabını arıyor. Evrimsel biyolog ve genetikçi Richard C. Lewontin, biyoloji ve nörobiyoloji profesörü Steven Rose ve psikolog Leon J. Kamin’in bu klasikleşmiş eseri, biyoloji ile ideoloji arasındaki ilişkiye daha önce bakmadığınız bir pencereden bakmanızı istiyor.

“Bilim, burjuva toplumunun nihai meşruiyet sağlayıcısıdır. Biyolojik determinizm sınıflar arasındaki mücadelede kullanılacak silah ise, o zaman üniversiteler silah fabrikasıdır.”
Yayımlandığı günden itibaren tartışmalar yaratmış, Stephen Jay Gould, Richard Dawkins, Edward Osborne Wilson gibi yazarların hakkında eleştiri ve değerlendirmeler kaleme aldığı Genlerimizden İbaret Değiliz şimdi Türkçede!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺60,90

Kevin Anderson, Marx Sınırlarda kitabında Marx’ın titizlikle kaleme almış olduğu, kapsamlı, ancak yıllar içerisinde ihmal edilmiş metinlerini farklı bir gözle ve ayrıntılı bir biçimde ele alarak, onun tüm eserleri hakkında gerçekte ne bildiğimiz sorusuna sarsıcı yeni bir ışık tutuyor.
Marx’ın Kapital’in Fransızca basımı için yaptığı değişiklikler,

New York Tribune için yaptığı gazetecilik çalışmaları, diğer gazete yazıları ve tuttuğu kitap notları ile yorumları da dahil olmak üzere bütün metinlerini titizlikle inceleyen Anderson, alışageldiğimiz yorumlarla pek örtüşmeyen bir Marx portresiyle çıkıyor karşımıza.  Marx’ın Hindistan’dan Çin’e, Rusya’dan Polonya’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden İrlanda ve Cezayir’e, o dönem kapitalizmin çeperinde kalan ülke ve toplumlar hakkında kaleme aldığı binlerce sayfalık yazıyı didik didik ederek, “kapitalizmin farklı coğrafyalarda nasıl bir gelişim seyri izleyebileceği”, “ilkel ortaklaşmacı biçimlerin yeni olanaklar yaratıp yaratamayacağı” gibi konularda 1848’den 1883’e değişen görüşlerini de özetliyor.

Anderson’un bize sunduğu Marx, fikirlerini salt sınıfa dayandıran bir düşünür değil, tam bir 21. yüzyıl aydını olarak beliriyor: Toplum eleştirisi insanın sosyal ve tarihsel gelişimindeki çeşitliliklere duyarlı, sınıfın yanında ulus, ırk ve etnisiteyi de değerlendiren bir teorisyen.
Marx’ın farklı çalışmalarının derinlikli bir okumasını sunan kitap, Marx çalışmalarını da aşan hararetli yeni tartışmaları ateşleyeceği muhakkak, çığır açıcı ve kabullerimizi değiştirecek yeni bir Karl Marx portresi ortaya koyuyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺75,68

“On altıncı yüzyılın ‘din savaşları’nda da her şeyden önce çok somut maddi sınıf çıkarları söz konusuydu ve bu savaşlar, tıpkı daha sonra İngiltere’de ve Fransa’da ortaya çıkan iç çatışmalar gibi, sınıf mücadeleleriydi. Bu sınıf mücadelelerinin o dönemde dinsel işaretler taşıması, tek tek sınıfların çıkarlarının, ihtiyaçlarının ve taleplerinin dinsel bir örtünün altında gizlenmesi, işin özünü hiçbir şekilde değiştirmez ve dönemin koşullarıyla kolayca açıklanabilir.”

Friedrich Engels, “1525 Devrimi” diye de andığı Alman Köylü Savaşı’nı incelerken, Karl Marx’a ait olduğunu özellikle vurguladığı materyalist tarih anlayışına yaslanıyor. Dönemin siyasal ve dinsel teorilerinin birer neden değil, ulaşılmış iktisadi gelişim aşamasının sonuçları olduğunu göstermeye çalışıyor.

Protestanlığın kurucusu olan Martin Luther, başlangıçtaki radikal tezlerinden neden vazgeçmişti? Komünizmi sezmiş olan Thomas Münzer’in başarısızlığa uğraması neden kaçınılmazdı? Geniş bir coğrafyada ayaklanan köylüler, görece zayıf hasımları karşısında neden yenilgiye uğramıştı? Materyalist tarih anlayışı, bu tür soruların gerçek cevaplarının açığa çıkarılmasını sağlıyor.

Engels, ilk olarak 1850 yılında yayımlanan eserinin 1870 tarihli ikinci baskısı için yazdığı ve 1875 tarihli üçüncü baskıda genişlettiği önsözde, Almanya’daki 1525 Devrimi ile 1848-49 Devrimi arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almanın ötesinde, işçi sınıfının ve önderlerinin o dönemdeki güncel görevlerine de ışık tutuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺25,90

Azgelişmişlik, kalkınma, kriz, dünya ekonomik sistemi (emperyalizm), merkez ve çevre ülkeler gibi tartışmalı konulara toplumcu bir bakışla eğilen Bağımlılık Okulu’nun kurucularından Samir Amin, Avrupa-merkezciliğe karşı geliştirdiği eleştirel yaklaşımı, deyiş yerindeyse Marksizmi Avrupa-merkezci bakış açısından “sıyırıp koparması” ile de öne çıkan bir yazar.
Avrupa-Merkezcilik ise onun bu radikal girişimi ya da hesaplaşmasını, en açık ve derinlikli haliyle takip edebildiğimiz klasik bir yapıtı.

Avrupa’nın, Fransız Devrimi’yle ve “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” sloganıyla billurlaşan değerleri bir yanda, kültürcülük, emperyalist sömürgecilik, farklılıkları yok sayan güdük bir evrenselcilik, içe kapanma eğilimi diğer yanda, zorlu denklemler Samir Amin’in geliştirdiği yaklaşımda nasıl bir çözüme kavuşuyor?

Kitabın son bölümünün başlığında ifade edildiği gibi “Çağdaş Dünyaya İlişkin Avrupa-Merkezli Olmayan Bir Görüş” sunan Samir Amin, bu görüşünü tarihten güncelliğe nasıl temellendiriyor?
Fikret Başkaya’nın sözleriyle:

“Samir Amin’in bu eseri, hem kendi tarihimize hem de başkalarının tarihine eleştirel bakmamıza yardım edebilecek önemli tezler içeriyor. Yaşadığımız coğrafyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey Avrupa-merkezcilikten arındırılmış eleştirel bir bilinçtir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺32,00

Marksizm ve Feminizm, 1980’li yılların ortasına kadar ülkesi İran’da baskıcı uygulamalara tanık olan, ardından Kanada’ya geçen ve halen Toronto Üniversitesinde akademisyenlik yapan aktivist Shahrzad Mojab’ın hazırladığı kapsamlı bir derleme.

Bu önemli derlemede Asya, Amerika ve Avrupa’dan tanınmış akademisyenlerle birlikte heyecan verici yeni seslerin katkıları bir araya gelirken, Marksizm ve feminizmle ilgili tarihsel tartışmalar, günümüzün en can alıcı ideolojik sorunlarına cevap arayan bir bağlamda inceleniyor, kapitalizm, ataerki ve ırkçılık sınıf odaklı bir perspektifle ele alınıyor. Böylece, Marksizm ve feminizm arasındaki tartışmalı ilişkiyi merak eden araştırmacı, öğrenci ve aktivistler için çağdaş Marksist-feminist düşünceye kaynaklık edecek temel bir eser ortaya çıkıyor.

İki kısımdan oluşan kitabın ilk kısmında, güncel ve tarihsel Marksist-feminist yaklaşımlar ele alınıyor. İkinci kısım ise, feminizmin Marksist bir kavrayışla ele alınmasını sağlayacak anahtar kavramların incelendiği makalelerden oluşuyor.

Bir yandan küreselleşmenin sonuçları kadınları orantısız bir şiddette etkiliyor, öte yandan dünyanın her yerinde kadınlar, baskıya ve sömürüye karşı mücadeleye öncülük ediyor. Pek çok kadın aktivist ve akademisyen arasında Marksist teoriye ilgi artarken bu kitap, hem önceki tartışmaları yeniden değerlendirerek, ataerki ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi anlamanın yollarını, hem de kadınlarla birlikte toplumu da özgürleştirecek feminist bir projeyi nasıl öngörebileceğimizi araştırıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺75,90

Bu kitabı okuyanların bir kısmı, belki de çoğu, bu okuma eylemini bir bilgisayar ekranından ya da taşınabilir bir aygıttan gerçekleştirecektir. İçinde yaşadığımız dijital çağda bu durumu giderek daha çok kanıksıyoruz. Bu, 21. yüzyıl kapitalizminin getirdiği yeniliklerin bir göstergesidir; ama aynı zamanda onun itici gücünü, yani yaşamlarımızı her bakımdan metalaştıran amansız bir dürtüyü anlamamızın da anahtarıdır.

Ursula Huws, günümüz küresel kapitalist ekonomisinin farklı görünümleriyle ilgili kışkırtıcı analiziyle, son yılların iktisadi, kültürel ve siyasi olgularını bir araya getiriyor ve gelişmiş bilişim ve iletişim teknolojisinin, sermaye birikimine nasıl yepyeni alanlar açtığını inceliyor.

Kültür ve sanat, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, taşınabilir aygıtlar ve toplumsal ağlar aracılığıyla insanın sosyalliğinin metalaştırılması da bu alanlar arasında yer alıyor. Ayrıca çalışma düzenlerinin yaşadığı çarpıcı değişimler, 21. yüzyılda emek ve sermayenin farklı biçimlerde yüzleşmesi, proletaryadan sibertaryaya yaşanan dönüşüm, gezegenimizin her yanındaki işçi dayanışma ve mücadelesinin yeni çelişki ve biçimlerin yolunu açması da, bu genel eğilimlere eşlik ediyor.

On yıllar içerisinde sisteme kök salmış sömürü mekanizmaları ile kapitalizmin özünü aydınlatan serbest bilgi akışı kavramlarının ötesine geçen bu kitap, günümüzdeki baş döndürücü dijital dönüşümün, çağdaş, güçlü bir eleştirisini sunuyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺38,90

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? Boykot taktiğine hangi durumda başvurulabilir, komünist bir aday parlamentoya seçilirse kürsüyü nasıl değerlendirebilir? Lenin’in seçim stratejisinin kökenleri Marx ve Engels’te bulunabilir mi? Marx ve Engels’in seçimlere dönük görüşleri hangi klasik metinlere nasıl yansımış, Lenin bunlardan nasıl yararlanmıştır? Legal-illegal mücadele koşulları, sınıf ve seçim ittifakları, çarlığa karşı diğer muhalif kesimlerle işbirliği olanakları, Bolşevik-Menşevik ayrımının sıcaklığı ve 1905 Devrimi’nin öncesi ve sonrası göz önünde bulundurulduğunda, Lenin ne gibi stratejik değişikliklere gitmiş, Birinci ve İkinci Duma seçimleri için nasıl bir mücadele örgütlemiştir?

Hepsi, bugüne yansımaları da olan can alıcı sorular… Ve August H. Nimtz’in kitabı, Lenin’in stratejik yaklaşımları temelinde bu ve benzer soruların yanıtını oluşturan eşsiz bir çalışma.

Marx ve Engels’ten yola çıkıp 1905 Devrimi’ne kadar uzanan bu ilk ciltte, Lenin’in, seçim kampanyalarının nasıl yürütüleceği, seçim bloklarında yer alıp alınmayacağı ve bununla ilgili “ehvenişer” ikilemi, vekillerin partiye hesap vermesinin nasıl sağlanacağı ve seçim siyasetiyle silahlı mücadele dengesinin nasıl kurulacağı gibi meselelere nasıl cevap ürettiğini de görüyoruz. Lenin’in, daha sonraları bu çalışmadan çıkan derslerin Bolşeviklerin 1917’deki başarısı açısından “elzem” olduğunu söylediği düşünüldüğünde, bu dönemin ayrıntılı analizinin eksiksiz bir Leninizm kavrayışı için hayati önemde olduğunu görüyoruz...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺46,40

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? 1905’ten 1907’ye kadar Lenin’in ilgisini canlı tutan soru kesinlikle budur. Lenin bu sorunun cevabının “evet” olduğu kanısındaydı ve haksız olmadığı kanıtlandı.

Ama başka ve daha güncel sorular da var: Lenin’in 20. yüzyıl başında Rusya’da belirlediği seçim stratejisi bugüne de ışık tutuyor mu; bu stratejik yaklaşımın Tahrir’den Gezi’ye son yıllarda başlayan toplumsal muhalefetle ilişkisi nasıl kurulabilir? Çağdaş Marksist yazında ve sosyalistler arasında, Lenin’in seçimlere ve parlamentoya dönük yazıları ve yaklaşımı konusunda neden derin bir sessizlik söz konusu? Yunanistan’daki Syriza deneyimi bize neler anlatıyor?

August H. Nimtz’in eşsiz çalışmasının ikinci cildi, hem birinci ciltte kaldığı yerden devam edip 1905’ten 1917’ye uzanıyor, Üçüncü ve Dördüncü Duma deneyimlerini, Alman sosyal demokrasisi ile yaşanan ayrımları, Birinci Dünya Savaşı koşullarını, sovyetlerin parlamentoya göre üstünlük ve farklılıklarını, Troçki ve Stalin’in Lenin’in seçim stratejisi karşısındaki konumlarını, Komintern’de yaşananları vb. anlatıyor, hem de birkaç örneğini verdiğimiz bu güncel soruların yanıtlarını arayıp tartışıyor.

“Nimtz ilgi çekici ve tartışmaları ateşleyecek bir tez atıyor ortaya: Lenin, pek çok şey arasında, seçimleri Rusya’daki devrimci stratejisinin merkezine yerleştirdi. Nimtz’in, Lenin’in düşüncelerinin Marx ve Engels’in teorik ve pratik politik katkıları üzerinde yükseldiğine işaret eden iyi belgelendirilmiş bakış açısı eksiksizdir. Bilimsel ve politik tartışma ortamına parlak bir katkı...” Paul Le Blanc


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺63,90

Seçimler ve parlamento kürsüsü devrimci hedeflere ulaşmak için kullanılabilir mi? 1905’ten 1907’ye kadar Lenin’in ilgisini canlı tutan soru kesinlikle budur. Lenin bu sorunun cevabının “evet” olduğu kanısındaydı ve haksız olmadığı kanıtlandı.

Ama başka ve daha güncel sorular da var: Lenin’in 20. yüzyıl başında Rusya’da belirlediği seçim stratejisi bugüne de ışık tutuyor mu; bu stratejik yaklaşımın Tahrir’den Gezi’ye son yıllarda başlayan toplumsal muhalefetle ilişkisi nasıl kurulabilir? Çağdaş Marksist yazında ve sosyalistler arasında, Lenin’in seçimlere ve parlamentoya dönük yazıları ve yaklaşımı konusunda neden derin bir sessizlik söz konusu? Yunanistan’daki Syriza deneyimi bize neler anlatıyor?

August H. Nimtz’in eşsiz çalışmasının ikinci cildi, hem birinci ciltte kaldığı yerden devam edip 1905’ten 1917’ye uzanıyor, Üçüncü ve Dördüncü Duma deneyimlerini, Alman sosyal demokrasisi ile yaşanan ayrımları, Birinci Dünya Savaşı koşullarını, sovyetlerin parlamentoya göre üstünlük ve farklılıklarını, Troçki ve Stalin’in Lenin’in seçim stratejisi karşısındaki konumlarını, Komintern’de yaşananları vb. anlatıyor, hem de birkaç örneğini verdiğimiz bu güncel soruların yanıtlarını arayıp tartışıyor.

“Nimtz ilgi çekici ve tartışmaları ateşleyecek bir tez atıyor ortaya: Lenin, pek çok şey arasında, seçimleri Rusya’daki devrimci stratejisinin merkezine yerleştirdi. Nimtz’in, Lenin’in düşüncelerinin Marx ve Engels’in teorik ve pratik politik katkıları üzerinde yükseldiğine işaret eden iyi belgelendirilmiş bakış açısı eksiksizdir. Bilimsel ve politik tartışma ortamına parlak bir katkı...” Paul Le Blanc


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 704
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺119,90

Yordam Kitap, Avrupa’nın 20. yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazarlardan

Stefan Zweig’ın en önemli yapıtlarından oluşan seçkiyi okurlarına kıvançla sunuyor. Behçet Necatigil, Tahsin Yücel, Salâh Birsel, Hamdi Varoğlu,
Ali Avni Öneş, Deniz Banoğlu gibi usta edebiyatçı çevirmenlerimizin yarattığı dil lezzetiyle... 

Sette yer alan kitaplar:

Bir Kalbin Ölümü (96 sayfa);

Satranç Ustası/Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (128 sayfa);

Amok/Usta İşi (160 sayfa);

Korku (80 sayfa);

Merhamet (400 sayfa);

Karışık Duygular (144 sayfa);

Yıldızın Parladığı Tarihsel Anlar (320 sayfa);

Yakan Sır /Alacakanlık Öyküsü (176 sayfa);

Sahaf Mendel / Bir Kadının Yirmi Dört Saati (160 sayfa),

Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski (240 sayfa).


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 1904
En / Boy : 11,5 / 18,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2015
₺128,00

Karl Marx’ın ve Marksizmin temel yapıtı Kapital’in tamamı, Almanca aslından çevrilmiş olarak Türkçeye kazandırıldı.

Marksist iktisat alanına hakim yetkin çevirmenlerin Almanca aslından Türkçeye kazandırdığı bu üç ciltlik kapsamlı eser, titizlikle yayına hazırlandı. 

Üç cilt bir arada özel bir kutu içinde sunuluyor.

“Kapital kesinlikle burjuvaların (toprak sahipleri dahil) kafasına şimdiye dek fırlatılmış en korkunç gülledir.” 

Marx’tan Becker’e 17 Nisan 1867 tarihli mektup 

“Yeryüzünde kapitalistler ve işçiler bulunduğundan beri, işçiler için bu kitap kadar önemli bir kitap çıkmadı.” 

Friedrich Engels, “Marx’ın Kapital’i” 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 2304
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2015
₺140,74

Sosyalist Dünya Görüşü Marksizm

Ünlü Fransız Marksisti Henri Lefebvre, bu eserinde, çok geniş ve karmaşık bir öğreti olan Marksizmin kısa ama doyurucu ve anlaşılır bir özetini sunuyor.

Marksist İktisat El Kitabı

İkinci basımı çıktı; bu kez cep kitabı boyutlarında! Marx'ın iktisat teorisi ve devrimci öğretisinin bütünü, 150 yılı aşkın bir süredir kapitalist ideologların amansız saldırıları altında.

Marksizm Nedir?

Karl Marx'ın temel yapıtı Kapital'in çizgi romanı Kapital Manga'yı 2009 yılında okurlarla buluşturan Yordam Kitap, şimdi de bilimsel sosyalizmin en yaygın belgesi Komünist Manifesto'nun çizgi romanı Komünist Manifesto Manga'yı yayınlıyor.

Marksizm Üzerine Dört Ders

20. yüzyılın önde gelen Marksist iktisatçılarından Paul Sweezy'nin Sosyalist Cep Kitapları dizisi içinde yayınlanan bu kitabı, Marksizmin temellerine ve özellikle de emperyalizmin işleyiş tarzına ışık tutarak, sermayenin günümüzdeki krizinin tam olarak anlaşılabilmesi için mutlaka okunması gereken bir çalışma olma özelliği taşıyor.

Tarihin Yapıları

Dünyamızı nasıl bir gelecek bekliyor? İnsanlık mı yok olacak, yoksa bu yok oluş sürecinin mi sonu gelecek? Bizimkini izleyecek dünya üzerine neler söyleyebiliriz? Dönüşüm olanakları nelerdir?

Diyalektik Materyalizme Giriş

Ünlü Marksist siyasetçi ve kuramcı August Thalheimer'in 1927 yılında Moskova'daki Sun Yat-sen Üniversitesinin ikinci sınıf öğrencilerine verdiği "Modern Dünya Görüşü" dersinin notları.

Marksizme Sıra Dışı Bir Giriş

Türkiyeli okurların ilgiyle karşıladığı Diyalektiğin Dansı'nın yazarı Bertell Ollman'ın bu eseri, Marx'ın kapitalizm analizine bir giriş niteliği taşıyor. Ollman bir yandan konu hakkında detaylı bilgiye sahip olmayan okuyucuya yabancılaşma, değer kuramı ve proletarya diktatörlüğü gibi Marx'ın kuramının ana kavramlarını tanıtıyor, bu kavramların birbirleriyle ilişkilerine ve genel kapitalizm kuramı içindeki yerlerine vurgu yapıyor.

Köktendincilik Nedir?

Uluslararası Marx-Hegel Diyalektik Düşünce Topluluğu'nun başkanı Prof. Domenico Losurdo, bu kitapta sadece İslami değil, aynı zamanda Yahudi ve Hristiyan köktendinciliğinin tarihsel, sosyolojik ve siyasal kaynaklarını tartışıyor. Böylece indirgemeci ve tek taraflı yorumları ters yüz ediyor: Bir yandan güncel siyasal tartışmalarda birbirinin karşı kutbunda yer aldığı varsayılan farklı köktendincilikleri eleştirel bir gözle ele alarak, sadece farklılıklarına değil, aynı zamanda ortak noktalarına da işaret ediyor.

Felsefe İncelemeleri

Bu kitap, tarihsel maddecilik görüşünü, özgün metinlere dayanarak görece küçük oylumlu bir kitap içinde, olabildiğince varsıl bir biçimde sunmayı amaçlıyor. Bundan yaklaşık yarım yüzyıl önce Fransız Marksist Emile Bottigelli tarafından gerçekleştirilen bu derleme, Karl Marx ile Friedrich Engels'in bu konuda kaleme aldıkları en ünlü metinlerinden yapılmış bir seçme niteliğinde. Metinlerin bir bölümü, zamanında kitap ya da makale olarak yayınlanmış, bir bölümü el yazması olarak kalmış, bir bölümü ise mektup parçaları.

Komünist Manifesto

Komünist Manifesto bilimsel sosyalizmin en önemli program belgelerinden biridir. "Bu küçük kitapçığın ağırlığı pek çok cilde denktir. Bugüne dek uygar dünyada örgütlü ve mücadeleci proletaryanın tümüne hayat ve hareket veren onun ruhudur."
-Lenin-

Karl Marx ve Marksizm Üzerine

Lenin'in Marx'ı ve Marksizmi tanıtmak üzere 1914 yılında popüler bir ansiklopedi için kaleme aldığı bu metin, Karl Marx'ın kısa yaşamöyküsünü ve Marksizmin yoğun ve anlaşılır bir özetini sunuyor. Daha sonra, Lenin'in sağlığında, kitapçık olarak da yayınlanan bu parlak özet, Marksizm okuyucuları için yol gösterici nitelikteki ayrıntılı bir kaynakça da içeriyor.

Felsefe El Kitabı

Diyalektik ve tarihsel materyalizm, bilimsel sosyalizmin temel bileşenlerinden biridir ve Marksizmin genel teorik ve yöntembilimsel temelini oluşturur. Marksist felsefeyi incelemek, bilimsel bir dünya görüşü oluşturmanın başlıca yollarından biridir. Bu nedenle felsefe bilmeden ne bir bütün olarak Marksizm-Leninizm ne de bilimsel sosyalizm, ekonomi politik ya da öteki toplumsal bilimler layıkıyla öğrenilebilir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 1696
En / Boy : 12 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2014
₺136,80

Emperyalizmin lider ülkesinin topraklarında, yani canavarın ağzında bir Komünist Parti hangi politikaları geliştirerek halka hitap edebilir, nasıl bir politik yol izleyerek komünist düşünceyi toplumda yaygınlaştırabilir?
Haluk Gerger’in ABD Komünist Partisi’nin tarihini derinlemesine araştırdığı, neredeyse tüm belgeleri, Komintern arşivini, süreli yayınları ve konuyla ilgili çalışmaları ayrıntılı ve titiz bir şekilde inceleyerek oluşturduğu Canavarın Ağzında adlı kapsamlı yapıtı, bu kritik sorunun peşinde şimdi ikinci cildiyle buluşuyor okurlarla.

Detaylı araştırmasını partinin çeşitli dönemlerinde yaşadığı serüvenlerle iç içe geliştiren Gerger’in kitabında, sadece sendikal çalışmalar, 1929 bunalımının yarattığı olanaklar, Komintern’in belirlediği yeni politikalara uygun dümen kırmalar vb. değil, entrikaları, safl aşmaları, hesaplaşma ve ihraçlarıyla bütün bir tarih var.
Haluk Gerger, partinin “kuruluş ve çocukluk dönemi”ni anlattığı ilk cildin ardından, “çocukluk hastalığından ergenlik krizlerine” yaşadığı gelişime odaklandığı ikinci cildin ilk kısmında, Buharin’le Stalin arasındaki gerilimin ABD’ye yansımalarına ve “sağ sapma” tartışmalarına bakıyor, Amerikan kapitalizminin biricik özellikleri var mıdır diye araştırıyor.

İkinci kısmı, 1929 büyük bunalımına, sendikal çalışmalara, Stalin’in “sınıfa karşı sınıf” siyasetinin yansımalarına, “sosyal faşizm” tartışmalarına, parti kadrolarının siyah hareketiyle buluşmasına, kitleselleşme çabalarına, tıkanma ve sorunlara ayıran Gerger, üçüncü kısımda da
“Halk Cephesi”nin Amerikan versiyonu olarak Demokratik Cephe’ye odaklanıyor.
Amerikan Komünist Partisi’nin serüven dolu tarihini anlatan Canavarın Ağzında, sadece ABD’nin değil tüm dünya komünist partilerinin yaşadığı deneyimlere ve karşılaştığı açmazlara dair eşsiz bir kaynak!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺67,90

Kapitalizm mümkün olan tek ufuk mudur, yoksa “sosyalist perspektif” hâlâ gündemde midir? İnsan uygarlığının bugün karşı karşıya kaldığı mücadele başlıklarını nasıl tanımlayıp çözümleyebiliriz? Barbar kapitalist/emperyalist sürüklenmeye karşı insancıl bir alternatifi nasıl oluşturabiliriz? 21. yüzyıl sosyalizmi “gerçekçi”, mümkün bir hedef midir yoksa saf ve basit bir ütopya, bir imkânsızlık mıdır?

Sosyalist Perspektifin Yeniden İnşası alt başlığını taşıyan kitabında Samir Amin, bu ve benzeri soruların arasına cesurca dalıyor, önümüzdeki yüzyılı kazanabilmek, dünyayı barbarca bir çöküş ve çürümeden kurtarabilmek için yapılması gerekenleri tartışıyor.

Önce mevcut sistem: “Çağdaş kapitalizm, artık yalnızca bir sömürü ve emeğin bastırılması rejimi değildir, insanlığın düşmanı hâline gelmiş durumdadır, yani bundan böyle gününü doldurmuş olduğu kabul edilmelidir. Daha da ötesi bu bir zorunluluktur.” Sonra gelecek: “Bu kitap, 21. yüzyıldaki sosyalizme dair güvenilir bir kavrayışın ve kendi başarıları yönünde ilerleme sağlamaya muktedir bir mücadele stratejisinin olgunlaşması açısından bana temel önemde görünen konuları ele almaktadır.”

Kapitalizmden Uygarlığa, bugünkü sömürü sisteminden geleceğin eşitlikçi ve özgürlükçü arayışlarına uzanırken, Kuzey/Güney çatışmalarını, toplumsal emeğin üretkenliği ve teknolojinin gelişimini, “pazar ekonomisi” denen şeyin oligopol karakterini, “demokrasi” söylemlerinin kofluğunu ve Dünya Sosyal Forumu gibi çağdaş toplumsal hareketlerin gücünü de değerlendiriyor.

21. yüzyılda sosyalizm arayanlar için vazgeçilmez bir okuma…

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺44,90

Türkiye’de Sosyalist Düşüncenin Klasikleri dizisinin ikinci kitabı olan Toplumsal Sınıflar, Türkiye Devrimi ve Sosyalizm, Türkiye’de komünist hareketin kurucularından Şefik Hüsnü’nün, Türkiye’de Marksist düşüncenin temellerini atan Aydınlık dergisindeki yazılarının tematik bir derlemesidir.

Toplumsal Sınıflar, Türkiye Devrimi ve Sosyalizm’de yer alan ilk yazının tarihi 1 Haziran 1921, son yazının tarihi ise Şubat 1925’tir. İlk yazı yayımlandığında İstanbul işgal altındadır. Son yazı yayımlandığında ise Takrir-i Sükûn Kanunu çıkmak üzeredir. Bu zaman aralığı Türkiye tarihinin en kritik evrelerinden birine işaret eder. Kitap, Türkiye’de sosyalist düşüncenin kurucularından birisinin Türkiye’nin şekillenişine ilişkin görüşlerini, eleştirilerini, önerilerini, öngörülerini ve gözlemlerini yansıtması bakımından son derece önemli, değerli ve ilginçtir. Kitaptaki yazılarda yer alan gözlem, saptama ve çözümlemeler Türkiye devrimini toplumsal sınıfların mücadelesi ekseninde, Türkiye’yi içinde şekillendiği tarihsel dönemin ve bölgenin özellikleri içinde ve bunu da dünya kapitalizminin genel bağlamının geleceğe yönelik eğilimleri yönünde kavrar. Yazılara yansıyan gözlemlerde dünyadan Türkiye’yi ve Türkiye’den dünyayı görebilmenin bakışımlı acıları, Türkiye toplumunu her yöresinden ve kesiminden insanları aracılığıyla tanımanın sıra dışı zenginliği ve düşünceye sürekli derinlik kazandıran ender bir aklın açılımları hissedilir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 382
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺62,90

Şili’de Allende önderliğindeki Halk Birliği (Unidad Popular) sosyalizme yasal ve barışçıl yoldan geçince, o güne dek siyasal iktidarı daha “çatışmalı” süre.lerle ele geçirebilen devrimciler, teoriye ve pratiğe dair yeni tartışmalara başladı. Barışçıl yolla iktidara gelen Allende’nin, bir süre sonra “kanlı” yollarla ve emperyalist müdahalelerle iktidardan düşürülmesi ise bu tartışmaları daha da alevlendirdi.

Bugün, kamucu ve toplumcu söylemler geliştiren bazı siyasi hareketlerin dünyanın farklı köşelerindeki seçim başarıları devam ederken, “parlamento yolu”nun hangi noktaya kadar sürdürülebileceği, bir “devrim”le taçlanıp taçlanmayacağı, sosyalizme uzanıp uzanmayacağı da yine tartışma gündeminde. Şili ve Allende deneyimi bu eksende güncelliğini hep koruyor.

Yazar Carlos Reyes ve çizer Rodrigo Elgueta’nın titiz bir araştırmaya dayanan belgesel çizgi romanı, Şili deneyiminin yeryüzündeki en .zgün sosyalist d.nüşüm girişimlerinden biri olduğunu anlatıyor. Belki daha başından .ng.rülebilecek trajik başarısızlığı bile, bu girişimin önemini gölgeleyemiyor.

Reyes ve Elgueta, Şili hakkında sıkça yapılan bir hataya düşmüyor ve yalnızca Allende ve Sosyalist Parti’ye değil, Halk Birliği’ni oluşturan yahut onu dışarıdan destekleyen devrimci hareketlerin tümüne odaklanıyor. Kitabın sayfaları arasında dolaşırken, tarihten bugüne uzanmak, Türkiye’den Venezuela’ya hâlâ güncelliğini koruyan darbe girişimleri ve emperyalist müdahaleler üzerine düşünmek de mümkün.

Gerçek ve yalan, ilerici ve gerici ideolojiler arasındaki silinmeye çalışılan ama tarihin her dönemecinde kendini yeniden dayatan ayrımları anlatan Çizgilerle Şili’de Allende’li Yıllar, aynı zamanda son nefeslerine dek çatışan Allende ve yoldaşları .nünde bir saygı duruşu…

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 16 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺20,80

Günümüzün önde gelen Marksist tarihçileri arasında yer alan Neil Faulkner, 1917 Büyük Ekim Devrimi’nin 100. yılında, devrime farklı bir bakış açısıyla yaklaşan, onun bir demokrasi ve yaratıcılık patlaması olduğunu ileri süren kitabıyla yeni tartışmalar açıyor. Yordam Kitap’ın Geçmişten Geleceğe Sosyalizm Dizisi’nde her biri farklı perspektif ve politik duruşla kaleme alınmış, birbirinden ayrılan görüşler barındırsa da tartışmacı nitelikleriyle birbirini bütünleyebilen, sosyalizm deneyimlerini ve tarihsel süreçleri Marksizmin metodolojisine dayanarak irdeleyen, tartışma ve ufuk açıcı kitaplara yer veriliyor.

Neil Faulkner’ın Halkların Rus Devrimi Tarihi adlı yeni çalışması da tam bu yaklaşıma uygun bir kitap. Kitabına “Rus Devrimi, dünya tarihinin muhtemelen en yanlış anlaşılmış olayıdır,” diyerek başlayan Faulkner, devrimin özü itibariyle aşağıdan yükselen bir demokrasi ve eylem patlaması olduğunu, katılan milyonlarca insanı bizzat dönüştürürken olup biteni takip eden on milyonlarca insana da esin verdiğini, temellerinden sarstığı dünya kapitalist sistemini devirmenin eşiğine geldiğini, ancak alabildiğine farklı bir dünyanın umut verici bir anlık görüntüsünü sunduktan sonra da geri çekildiğini ve karşı devrimle yıkıldığını ileri sürüyor.

Halkların Rus Devrimi Tarihi’nin birinci bölümünde 1825-1916 dönemi, devrimcilerin yükselişi, rejimin konumu, Lenin ve Bolşeviklerin tarih sahnesine çıkması ve Büyük Savaş koşullarıyla birlikte değerlendiriliyor. İkinci bölümde Faulkner, tümüyle 1917 yılındaki “fırtına”ya odaklanırken; Şubat Devrimi’ni, ikili iktidar olgusunu, Ekim günlerini ve karşı-devrimi tartışıyor. Üçüncü ve son kısım ise 1918-38 yıllarını kapsıyor ve bu dönemi; dünya devrimi, kuşatılmış devrim ve Stalin tartışmaları ekseninde ele alıyor. “Rus Devrimi’nin yüzüncü yıldönümü yaklaşırken rafl arda yerini almaya başlayan sayısız kitap arasında sosyalist bakış açısıyla kaleme alınıp halka hitap eden, anlaşılır ve tarihî açıdan güvenilir bir anlatıma gerçekten ihtiyaçvar. Neil Faulkner’ın Halkların Rus Devrimi Tarihi de bu ihtiyacı karşılıyor.”

Neil Davidson


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺44,90

Jacques Pauwels, Amerika Birleşik Devletleri’nin İkinci Dünya Savaşı’nda oynadığı rolü i nceleyen kitabında, bu savaşın Amerikan tarihindeki en hayırlı savaş olduğuna dair söylenceyi sorguluyor. Bir anlamda ABD’nin ‘‘gizli tarihini’’ anlatan çalışma, ‘‘kirli gerçeklerin’’ üzerine örtülmüş perdeyi aralamak için yanıtlanması zor sorulara cevap arıyor:

Neden bu kadar çok Amerikalı savaştan önce faşizme yakınlık duyuyordu? ABD’li büyük tekeller Nazilerle ne tür kirli ilişkiler kurmuşlardı? Amerikalıların Nazi Almanyasına karşı demokrasileri desteklemeye karar vermeleri neden bu kadar uzun sürdü? Neden Birleşik Devletler’in Nazi Almanyasına karşı savaşa sürüklenmesi için Japonların bir Amerikan toprağına saldırması gerekti? İkinci Dünya Savaşı’nın gerçek dönüm noktası neydi? Başarısız Dieppe saldırısının ya da Dresden kentini yerle bir eden bombardımanın arkasında hangi saikler vardı?

Batı Avrupa’da Hitler’e karşı ikinci bir cephenin açılması neden geciktirildi? Hiroşima ve Nagazike’ye atılan atom bombalarının gerçek hedefi neydi? Soğuk Savaş neden çıktı ve nasıl sona erdi?
Pauwels bu ve benzeri başka pek çok soruyu, askerî tarihin ya da ‘‘büyük adamların’’ tarihinin ötesine geçerek, Amerika’nın iktidar seçkinlerinin çıkarlarını ve emekçi sınıfl arın mücadelesini temel alan bir ‘‘siyasal iktisat’’ yaklaşımıyla ele alıyor. Hayırlı Savaş Söylencesi ufuk açıcı tezleriyle ABD’nin İkinci Dünya Savaşı’ndaki rolüne dair ezber bozacak bir çalışma.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺59,90

İktisat biliminin ve toplumcu düşüncenin üretken kalemlerinden ODTÜ İktisat Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Prof. Oktar Türel, yeni kitabında 1945-79 dönemindeki uluslararası ekonomik gelişmeleri inceliyor. Türel’e göre siyasal iktisada ilgi duyanlar için bu dönem iki açıdan önem taşıyor:

Yıkılmış bir uluslararası ekonomik düzenin yeniden yapılandırılarak işlerliğe kavuşturulması ve öncesi ve sonrasına kıyasla, bu dönemde gerçekleşen ekonomik gelişmenin çok hızlı olması. Uluslararası düzenin ciddi kriz eşiklerine yaklaştığı günümüz şartlarında 1945-79 dönemi deneyimlerinden öğrenilecek çok şey olduğunu ortaya koyan kitap, iki temel kısımdan oluşuyor. Görece kısa olan birinci kısım, söz konusu dönemin siyasal “arka planı”nı betimliyor.

Okura, siyasal/ekonomik etkileşim bağlantılarını kavraması için rehberlik eden bu kısımda beş bölüm yer alıyor: İki kutuplu uluslararası siyasetin oluşumu; Truman Doktrini ve Marshall Planı; kapitalist “merkez”de emekçi sınıf hareketlerinin güç yitirmesi; I. Soğuk Savaş ve “Üçüncü Dünya”daki gelişmeler. Kitabın daha hacimli olan ikinci kısmında ise uluslararası ekonomik gelişmeler ana çizgileriyle inceleniyor. Yine beş bölümden oluşan bu kısmın ilk bölümünde, II. Dünya Savaşı’nın ardından yapılanan uluslararası ekonomik kurumsallaşma anlatılıyor. İkinci ve üçüncü bölümler, sırasıyla, kapitalist “merkez” ve “çevre”de başlıca ekonomik gelişmeler ile iktisat politikası yönelimlerinin gözden geçirilmesine odaklanıyor.

Savaş sonrasındaki başat Keynes’gil paradigmanın 1968-79 alt-döneminde gerçekleşen çözülüşü, dördüncü bölümün konusunu oluştururken, beşinci ve son bölümde ise bu çözülüşe “çevre”nin ne tür tepkiler vererek uyum sağladığı ele alınıyor. Yakın tarihte yaşanan iktisadi ve siyasal gelişmeleri, kapitalizmin paradigma değişikliklerini ve “merkez/çevre” ilişkilerini, bugüne etkileriyle birlikte kavramak için çok önemli bir kaynak...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺44,80

Türkiye’de Sosyalist Düşüncenin Klasikleri dizisinin üçüncü kitabı olan Onlar Uyanırken, Türkiye emekçi halkının 1960’lı yıllarda kurulu düzeni sorgulayan bilinç ve eylemlerinin, yanı sıra da sosyalizm arayışlarının çarpıcı bir yansımasıdır. Onlar Uyanırken’in iki yazarı vardır. Kitabın birinci kısmında yer alan Türk Sosyalistlerinin El Kitabı başlıklı bölümün yazarı
Çetin Altan’dır. Parlamento kürsüsünde kapitalizme yönelttiği öldürücü eleştirileri, miting meydanlarında yaptığı coşkulu konuşmaları, kahvehanelerde anlattığı çarpıcı ülke sorunları ve
gazetelerde ikna edici bir dille yazdığı alternatif sosyalist toplum tahayyülleriyle 1960’lı yılların siyasal yıldızıdır Çetin Altan.

Kapitalizm yandaşlarının düşmanı, sosyalizm arayışları içindeki emekçilerin sevgilisidir. Türk Sosyalistlerinin El Kitabı, sosyalist düşünce ve toplum düzeninin herkes tarafından anlaşılabilecek bir yalınlıkla ve akla gelebilecek her türlü soruyu önceden hesap edip yanıtlayan bir ustalıkla yazılmıştır. Akıcı ritmi, canlı anlatımı, berrak üslubu, akıl yüklü kurgusu, kahredici eleştirileri ve aşıladığı umutlarıyla sosyalist fikirlerin popülerleştirilmesinde eşine ender rastlanabilecek düzeyde vurucu bir metindir.

Kitabın ikinci kısmında yer alan Mektuplar’ın yazarı işçisi, ırgatı, marabası, şoförü, kahvecisi, bakkalı, terzisi, zanaatkârı ve arkasız memuruyla Türkiye emekçi halkıdır. Yurdun doğusundan, batısından, güneyinden ve kuzeyinden gelen binlerce mektup arasından kura usulüyle Çetin Altan tarafından seçilen bu küçük demet, devrin emekçi halkının sınıf bilincini ve siyasal dağarcığını yansıtması bakımından eşsiz bir tarihsel belge niteliğindedir.
Onlar Uyanırken, bir günde on üç bin kopya satılan ilk baskısının üzerinden tam 50 yıl sonra, Türkiye Marksizminin yaşayan en önemli temsilcilerinden Metin Çulhaoğlu’nun ‘Sunuş’uyla yeniden okuyucuyla buluşmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺30,40

Tarih, siyaset ve felsefenin kesişim noktalarında ufkumuzu genişleten yeni çalışmalara imza atan Taner Timur, şimdi de Devrimler Çağı’na bakıyor. Timur, 19 ve 20. yüzyılın üç önemli devrimci kalkışmasında, 1848, 1871 ve 1917 yıllarında yaşananları dört ayrı bölümde ele alıyor.

Kitabın ilk iki bölümünde hem 1848 Şubatının şanlı devrim günlerini, hem de aynı yılın Haziran ayındaki karşı-devrim dönemini inceleyen Taner Timur, birçok yönüyle bugünleri de anlamamıza yardımcı olan bu olayları, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto ve Marx’ın Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i eserlerinin rehberliğinde aydınlatmaya çalışıyor. “Paris Komünü ve Marx” başlığını taşıyan üçüncü bölümde, 1871 Komün deneyiminin doğuşu, güçler arasındaki oransızlığa rağmen savaşın göze alınması, I. Enternasyonal’in konumu gibi konular ele alınıyor.

Son bölüm, “Doğu Sorunu, Paylaşım Savaşı ve 1917 Devrimi” başlığını taşıyor. Bu bölümde 1917 Sovyet Devrimi’ni ana hatlarıyla inceleyen Taner Timur şunları söylüyor: “Bu yıl 100. yıldönümünü andığımız bu büyük devrim, milyonlarca insanın öldüğü korkunç bir savaşın sonlarında tüm insanlığa büyük umutlar saçmıştı. Oysa uluslararası kapitalizm, daha ilk günden itibaren onu kuşattı; emekçi yönetimine karşı faşist barajlar kurdu; yeni ve daha korkunç savaşlar çıkardı ve sonunda da sistemi ‘demir perde’ kıskacı altında nefessiz kılarak bir çeşit ölüme mahkûm etti.”

Devrimci kalkışmaları ve karşı-devrimci manevralarıyla bugünümüze ışık tutan üç önemli tarihsel kesiti anlatan Devrimler Çağı, her kütüphanede bulunması gereken bir eser.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 142
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺31,90

Fukuyama’nın “tarihin sonu”nu ilan etmesinin üzerinden henüz on yıl bile geçmeden kapitalizm karşıtları, “Başka bir dünya mümkün” diyerek ayağa kalktı. “İşgal et” eylemleri, “Biz % 99’uz” diyen kitleler, Tahrir, Gezi ve daha nicesi “tarihin sonu” tartışmalarını sona erdirirken solu da canlandırdı.

Bu türden slogan ve eylemlerin hiç de ütopik kuruntular olmadığını; kapitalizmin, tıpkı kendinden önceki köleci ve feodal üretim tarzları gibi tarihsel bir üretim tarzı olduğunu ve zamanla tarih sahnesinden çekilebileceğini gösteren isimlerin başında bizzat Marx gelir. Onun ardından Marksist tarihçi ve düşünürler, yeni siyasal ve toplumsal gelişmeleri de değerlendirerek, bu tarihsel bakış açısını sürdürdüler. Marksist tarih kuramının güçlü, gelişkin ve hayat dolu olduğunu savunan Paul Blackledge de bu isimlerden biri.

Kitabına, geleneksel tarihçilerin ampirizmi ve postmodernistlerin rölativizmi karşışında, tarihin incelenmesine yönelik Marksist yaklaşımı savunarak başlıyor. Daha sonra, Marx ile Engels’in ölümlerini izleyen yarım yüzyıl boyunca Lenin, Troçki, Lukacs gibi teorisyenlerin ürettiği çalışmaları inceleyerek 1950’lerdeki Büyük Britanya Komünist Partisi Tarihçiler Grubuna kadar uzanıyor.

Köleci, feodal ve Asya Tipi Üretim Tarzı da dahil olmak üzere farklı üretim tarzlarının içeriğine ve aralarındaki geçişlere dair tartışmalara da giren yazar, tarihin hareketinde yapı ve öznenin etkinliği sorununa dair daha yakın tarihli (Sartre ile Althusser arasında geçen) tartışmaları da ele alıyor.

Kitabın son bölümlerinde, günümüzde postmodern konjonktürün dönemleştirilmesi konusunda geliştirilen birbirinden farklı Marksist yaklaşımları inceleyen Blackledge, bu önemli tartışmaların siyasal uzanımlarını da ortaya koyuyor. Tarihçilerin, kültür, toplum ve siyaset kuramı araştırmacılarının, kapitalizm karşıtlarının ve tarih meraklılarının ilgi ve merakla okuyacağı bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺43,90

Nâzım Hikmet, yalnız ülkemizin değil, bütün insanlığın sahip olduğu evrensel bir değer.

Onun şiirleri kadar, dürüstlük, cesaret, sevgi, dayanışma, daha güzel bir dünya için mücadele gibi insani özellikleri de hepimiz için yol gösterici.

Bu kitap, okurlara, onun en az şiirleri kadar renkli hayatının kısa bir öyküsünü çizgilerle sunuyor.

Bir Osmanlı paşasının torunu olarak doğup on dördünde şair, on dokuzunda komünist olan ve hayatının sonuna dek, doğru bildiği yolda dövüşen Nâzım Hikmet’in yaşam öyküsünden sahnelere çizgiler yoluyla bakarken, bu büyük şairin hayatındaki olağanüstülükler karşısında şaşıracak, kimi zaman da ülkemizde ve dünyada bir yeryüzü yurttaşı olarak yaşamanın ne anlama geldiğini yeniden düşünmek gereği duyacaksınız.

Turgay Fişekçi’nin metni ve Soner Tuna’nın çizgileriyle...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 16 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺59,90

Çağdaş Marksizmin en önemli ve verimli tartışma kanallarından biri olan Socialist Register, 1917 Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılını selamlayan özel bir sayı ile okuyucuyla buluşuyor.

Leo Panitch ile Greg Albo’nun editörlüğünde hazırlanan bu sayı, Birleşik Krallık’tan İspanya ve Yunanistan’a radikal solun 21. yüzyıldaki serüvenine Ekim Devrimi merceğinden bakarken, Latin Amerika sosyalizmini ve Çin Devriminin mirasını da es geçmiyor.

Güncel Marksizmin Slavoj Žižek, Leo Panitch, August H. Nimtz, Wang Hui gibi önde gelen düşünürleri, Socialist Register 2017’ye, Marx ve Engels’in devrimci partiye bakışları, sınıf ve parti ilişkilerinin alabileceği biçimler, devrimin güncelliği ve devrimci iyimserlik gibi hiçbir zaman gündemden düşmeyecek kuramsal tartışmalarla misafir olurken, bugün farklı coğrafyalarda yaşanan gelişmeleri de değerlendiriyorlar.

Ekim’in mirasını hem güncel hem de tarihsel boyutlarıyla ele alan, sosyalizmin 21. yüzyılda karşı karşıya olduğu önemli sorunların üstesinden gelmek için bu mirasın ne denli önemli olduğunun altını çizen, ufuk açıcı bir çalışma...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺47,90

“Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinin diğerine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna siyasal bir geçiş dönemi de karşılık gelir ve söz konusu geçiş döneminin devleti, proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.”

Marx ile Engels’in Alman işçi sınıfı partisinin farklı program taslakları ve programları hakkındaki eleştirel değerlendirmelerinin yer aldığı yazı ve mektupları, program sorununa nasıl baktıklarını göstermenin yanı sıra, işçi sınıfının iktisadi kurtuluş mücadelesi ve bunun siyasal mücadeleyle ilişkisi, proletarya diktatörlüğü, kapitalist toplumdan komünist topluma geçiş süreci, işçi sınıfı enternasyonalizmi gibi pek çok başlıktaki yaklaşımlarına da açıklık kazandırıyor.

Gotha ve Erfurt Programları Üzerine, Marksizmin Almanya’daki gelişim tarihine de ışık tutan bir derleme. Alman işçi sınıfı partisinin yöneticileri, Marx ile Engels’in pek çok konudaki görüşlerini ancak uzun süren tartışmalar ve iç mücadeleler sonrasında benimsemişti.
Derlemede ayrıca, Marksizmin kurucularının eleştirilerine konu olan program taslaklarına, bu metinlerin son hâllerine ve tartışmalar sırasında anılan bazı önemli belgelere yer veriliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺20,90

Marksizm bireyi nasıl ele alır? Biyolojik, toplumsal ve psikolojik belirlenmelere nasıl yaklaşır? Bireyi incelerken yöntemini nasıl inşa eder, “bilişsel araçlar”ını nasıl oluşturur? Birey sorunsalı ekseninde “belirlenme”, “kültür”, “ruh/tin” gibi kavramların yeri neresidir? Toplumsallığın bireysel biçimi olarak ruhumuzu; ses tonumuzda, saç kesimimizde, öpüşmemizde, hatta tırnağımızda bile bulabilir miyiz? “Duygutür” nedir, birey konusuna yeni bir bakış açısı getiren bu kavrama nasıl ulaşıldı, her insanda beş duyu gibi bulunan altı “duygutür” hangileridir?

Cem Eroğul’un uzun yıllar süren araştırmalarına ve Birey Nedir? adlı özgün çalışmasına giriş niteliği taşıyan Marksizm ve Birey Sorunsalı, işte bu soruların ve daha fazlasının yanıtlarını oluşturuyor. Aynı zamanda, “diyalektik yöntem”e dair ufuk açıcı bir çerçeve sunuyor.

Cem Eroğul’dan bireye dair, Marksizmin bireye bakışına dair özlü bir rehber…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 12 / 17
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺15,90

Samir Amin’in 40 küsur yıl önce yayımladığı Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, yıllar içerisinde çağdaş Marksizmin klasik eserleri arasına katılmış, çokça tartışılmış, konu hakkında başka kitap ve makalelere esin kaynağı olmuştur. Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, yazarın sözleriyle “Ekonomizme ve Batı-merkezli bakış açısına karşı olan ilk çalışmanın düşünce çizgisini izlemekte; antiemperyalist mücadelelerin radikalleşmesinin bir sonucu olan Marksizmin yeniden doğuşu genel perspektifi içinde yer almaktadır.”

Dönemin Stalinizm, Troçkizm ve Çin Devrimi kutuplaşmaları içerisinde siyasi tavrını da belirterek yola çıkan Amin, bu önemli çalışmasına mikroekonominin eleştirisi ile başlamakta ve ardından tarım ve toprak rantı sorununa eğilerek, kapitalist üretim tarzının tarım üzerinde kurduğu egemenliği anlatmakta ve azgelişmişlik sorununa uzanmaktadır.

Azgelişmişlik olgusunu, emperyalizmin farklı evreleri ve bunalımları bağlamında değerlendiren Amin, bir dönem önemli tartışmalar uyandıran merkez-çevre ülkeleri ayrımına ve uluslararası ticaretin rolüne de değinerek geçiş sorunları ve sosyalizmin inşası konularını ele almaktadır.

Samir Amin, Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme’de teknoloji transferi, eğitimin işlevi, ücretin belirlenmesi, eşitsiz değişim ve eşitsiz gelişme gibi temel konularını kapsamlı bir şekilde tartışırken, son bölümde “değerlerin fiyatlara dönüşümü” ve “kar oranlarının düşüşü” gibi Marx’ın Kapital’inden hareketle sıkça tartışılan sorun alanlarına da girmektedir.

Emperyalizm ve Eşitsiz Gelişme, Bağımlılık Okulu’nun kurucularından ve çağdaş Marksizmin en önemli yazarlarından Samir Amin’in muhakkak okunması gereken klasik bir yapıtıdır…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺52,80

Kapitalizm, sancılar içinde doğarken insanlığa ümit ve iyimserlik esinlemişti. Kendisiyle birlikte refahın da yükseleceğini, insanlığa bir ferahlık geleceğini vaat etmişti. Önce kan ve irinle çevrilen çarklarıyla gösterdi gerçek yüzünü. Sonra makineli tüfek ve top mermileriyle. Vahşi sömürü koşullarını gaddar savaşlar izledi. Peşinden krizler geldi; dünya işsizlik, fakirlik ve salgın hastalıklarla kavruldu. Nihayet faşizm boy verdi kapkara yüzüyle. Almanya, İtalya, Japonya, Portekiz ve İspanya’da faşist rejimler kuruldu. Faşist hareketler dünyanın her yerinde uç verdi.

Günümüz dünyasında yeni biçim ve eğilimleriyle kol gezen faşizm belası, işçi sınıfı için hem karşı konulup alt edilmesi gereken bir hedef, hem de Marx’ın kuramlarıyla analiz edilip yorumlanması gereken dünya-tarihsel bir olguydu; bugün de öyledir.

Faşizm üzerine hazırlanmış bu derleme, bir yandan geçmişe bir yandan bugüne bakabilen geniş perspektifiyle, kuram ve olgu arasında uygun bir denge kuran mimarisiyle ve faşizm üzerine yazılmış en önemli metinleri bir araya getiren özenli seçiciliğiyle benzersizdir.

Anson G. Rabinbach, Antonio Gramsci, August Thalheimer, Bertolt Brecht, Daniel Guérin, Ernst Bloch, Georg Lukács, Georgi Dimitrov, Clara Zetkin, Kurt Gossweiler, Kurt Patzold, Michal Kalecki,  Palmiro Togliatti, Reinhard Kühnl, Robert Erlinghagen ve Tim Mason’ın değerlendirmeleriyle...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺63,36

Sosyalizmin Alfabesi, sosyalizmle yeni tanışanlar, sosyalizme dair derli toplu bilgi edinmek isteyenler ve sosyalizm hakkındaki bilgilerini tazeleme ihtiyacı duyanlar için temel bir başvuru kaynağıdır. Sağlam mantığı, güçlü kanıtları ve duru anlatımıyla parlak ve zihin açıcı bir sosyalizme giriş kitabıdır.

İlk olarak 1953’te ABD’de yayınlanan bu değerli çalışma, kısa sürede sosyalist düşüncenin klasik metinleri arasına katılmış, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de yarım yüzyıldır en çok okunan giriş kitaplarından biri olagelmiştir.

Çıkarları gereği sosyalist olması gereken ama sosyalizm hakkındaki iftiraların ve ideolojik bombardımanın etkisi altında kalarak sosyalizme uzak duran emekçilerin önyargıları göz önünde bulundurularak yazılmış olması, kitabın hitap alanını hayli genişletmektedir. Yetkin Amerikalı sosyalist Leo Huberman’a göre, iyi veya kötü olsun, karşısında ya da uğrunda savaşılacak bir şey olsun, her şeyden önce sosyalizmin ne olduğunun anlaşılması gerekir. Kitabın amacı, sosyalizmin anlaşılmasına yardımcı olmaktır.

Kitabın ilk yarısı, kapitalizmin sosyalist açıdan ekonomik çözümlenmesine ayrılmıştır. İkinci kısmında ise sosyalist teori ele alınmıştır. Sosyalizm öğretisinin gelişmesinde rol oynamış olan en önemli ve etkili iki isim Karl Marx ve Friedrich Engels olduğu için, Sosyalizmin Alfabesi onların anlayışı üzerine kurulmuştur.

Sosyalizmin Alfabesi’nin bu basımı, yazarlarının yaptığı son basıma uygun olarak, Leo Huberman ve Paul Sweezy’nin tamamlayıcı yazılarıyla zenginleştirilmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 12 / 17
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺22,90

Türkiye’de resmî ideolojiye getirilmiş en keskin ve kapsamlı eleştirilerden biri... Öncü bir çalışma... Ve 27 yılın ardından, yaptığı onca basım, açtığı onca tartışma ve gördüğü onca “hukuki muamele” ile artık bir klasik…  Fikret Başkaya’nın 1991 yılında ilk baskısını yaptıktan sonra siyaset bilimi ve yakın tarih alanında klasik bir yapıt haline gelen bu çalışması, “resmî ideoloji” cephesinde öyle bir endişe yarattı ki, Başkaya’nın yargılanması, 20 ay hapis ve para cezasına çarptırılması bir yana, gözaltı aramalarında, ev baskınlarında demokrasinin geldiği “ileri” aşamanın da bir işareti olarak– “sakıncalı bir belge”, hatta “suç unsuru” olarak gösterilebildi! Bir anlamda “resmî ideoloji”yle hesaplaşma, bir kitabın sayfalarıyla sınırlı kalmadı, sokağa taştı!

Paradigmanın İflası, aydınların resmî ideoloji karşısındaki konumunu ve “devlet aydını”nın çelişkilerini; milli mücadelenin niteliğini, anti-emperyalist bir karakter taşıyıp taşımadığını ve kitle katılımının boyutlarını; milli mücadelenin ulusallığı sorununu ve Kürt meselesini; Sovyet Rusya ve Komintern’le milli mücadelenin ilişkilerini; tarihte bireyin rolü bağlamında Mustafa Kemal’i ve Kemalist rejimin Bonapartizmle bağlantısını; Cumhuriyet dönemi iktisat politikalarını, sermaye birikimi ile Bonapartist rejim arasındaki bağı; sınıfsız, imtiyazsız bir kitle iddiasının ardındaki gerçeği ve yeni sömürgecilik kavramını kapsamlı bir şekilde tartışan bölümlerden oluşuyor.

Son bölümde de tüm bu tartışmaların odağında yer alan “paradigma”nın iflas edip etmediğini ele alıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺70,40

Daha önce Paradigmanın İflası çerçevesinde resmî ideolojinin köklü bir eleştirisini geliştiren, Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto yazarak “neyi, nerede, nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı?” soruları ekseninde müştereklere dayanan yeni bir demokrasiyi tartışan Fikret Başkaya, şimdi de Çöküş’ü anlatıyor.

Kapitalizmin son büyük krizi, onun aynı zamanda nihai krizi mi? Bugüne kadarki krizlerin dinamikleri nelerdi, bugün yaşadığımız kriz diğerlerinden farklı olarak ne gibi dinamiklere sahip? Aslında “kriz”, ondan çıkış ihtimalini de barındırdığı için, “çöküş” gibi farklı bir kavram ekseninde mi düşünmeliyiz?

Bir çöküş yaşanacaksa bu birdenbire mi gerçekleşecek, yoksa bir süreç, eğilim olarak mı kendini gösterecek? Ekolojik yıkım hangi noktaya dayandı? Gerçekten hepimiz “aynı gemide” miyiz? Mevcut sistem geri dönüşü olmayan bir yola mı girdi, öyleyse bunun verileri neler?

Başkaya’nın Çöküş’ü bu soruların yanıtlarını oluşturan; kalkınma, teknoloji, uygarlık, finansallaşma gibi kavramları ayrıntısıyla tartışan çok önemli bir yapıt.  Peki, bütün bu tartışmaların ışığında önümüzde ne gibi seçenekler beliriyor? Yoksa seçeneksiz miyiz? Kısa yanıtını Fikret Başkaya’nın şu sözlerine, uzun yanıtını ise tüm bir kitaba bırakalım:

“Eğer mevcut durum sürdürülebilir değilse, çöküş kaçınılmaz ise, önümüzde iki seçenek var demektir: Birincisi, çöküşü radikal bir devrimle bir fırsata dönüştürmek, aracın direksiyonunu sola kırmak, ama bu işi de vakitlice yapmak, zira zaman daralmakta; ikincisi, çöküşün altında kalmak… Bu ikisi arasında bir orta yol, bir üçüncü seçenek yok…”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺49,28

Zonguldak-Ereğli kömür havzasında madenciliğin başlaması, hem bölge halkı hem de Osmanlı İmparatorluğu için çok önemli bir gelişmeydi. 1848’den 1922’ye kadar teknoloji, idari yapı, sermaye bileşimi açısından havzada önemli değişmeler yaşandı; havza, kısa zamanda İmparatorluğun en büyük madencilik bölgesi haline geldi. Bölge, yüzyıl dönümünde on bine ulaşan işçi sayısıyla da Osmanlı işçi sınıfı açısından çok önemliydi.

Havzada görülen değişiklikler ve İmparatorluk çapında yaşanan ekonomik ve siyasi dönüşümler, işçilerin çalışma ve yaşam şartlarını derinden etkiledi ve incelenen dönemin sonuna doğru maden işçileri kayda değer aktörler haline geldiler. Elinizdeki çalışma, emek tarihçiliğine ilişkin bir değerlendirme yaptıktan ve havzanın tarihini genel hatlarıyla aktardıktan sonra havzadaki işçilerin durumunu ve meydana gelen değişmeyi iki ana tema etrafında inceliyor: İşçi ücretleri ve iş kazaları.

Kitabın vurgu yaptığı diğer konular arasında, Jön Türk Devriminin ve İmparatorluğu sarsan 1908 Grevlerinin havzaya ve maden işçilerine yansımaları yer alıyor. Toplumun, devletin ve sermayenin tarihi yazılmadan işçi sınıfının tarihinin yazılamayacağı tespitinden yola çıkan kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun son onyıllarına dair genel çıkarımlar yapıyor, Cumhuriyet dönemi işçi sınıfına miras kalan mücadele geleneğinin izlerini sürüyor. Şimdiye dek çok az kullanılmış orijinal kaynaklara dayanan, hem Osmanlı işçi sınıfını hem de Osmanlı İmparatorluğu’nu anlamaya yönelik bir çaba...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺16,00
1 2 3 ... 9 >
Çerez Kullanımı