İngilizce bilmek günümüzün olmazsa olmazlarından. İnsanların sürekli seyir hâlinde olması, fikirlerin de dünyayı dolaşmasını beraberinde getirdi. Tekin Yayınevi olarak çocuklarımızın bu seyahate dil engeline takılmadan katılmasını önemsiyoruz. Bu yüzden bu eğitim kitabını standart dil öğretme kitaplarından uzak bir mantıkla, güçlü görseller, neşeli karakterler ve pratik bilgilerle hazırladık. Çocuklarımızın İngilizce öğrenimini eğlenceli diliyle kolaylaştıracak olan bu kitap aynı zamanda güzel vakit geçirmelerini de sağlayacak.

 

(Tanıtım Bülteninden)

 

 

Hamur Tipi : Kuşe

Sayfa Sayısı : 416

Ebat : 21,5 x 27

İlk Baskı Yılı : 2021

Baskı Sayısı : 1. Basım

Dil : Türkçe

₺55,90

"İmamların Öcü" yazarından yeni bir kitap daha...

Türk ordusuna kurulan ilk kumpas olan Şemdinli'deki kitabevinin bombalanması tezgâhı, Yüzbaşı Murat Eren'in haksızca hapiste tutulduğu "Atabeyler Davası" ve ardından hızlanan süreçte "Ergenekon, Balyoz ve İstanbul-İzmir Casusluk davalarını" takip edip kamuoyunu gerçeklerle bilgilendirerek karanlıklara ışık tutan Yavuz Selim Demirağ bu defa 15 Temmuz kanlı darbe girişimini mercek altına aldı.

FETÖ'nün 40 önce TSK ve Emniyet'e sızma metotları ve diğer gelişmeleri yazıp, 15 Temmuz^dan 2 yıl önce kitaplarında ve televizyon konuşmalarında TSK içinde darbeye kalkışabilecek güce ulaştılar... Kemalist görünümlü Gülenist darbe için 'G' gününü bekliyorlar" tespiti ile yetkilileri uyaran Demirağ bu defa "Projektör aleti ile tavşan avı kalleş bir yöntemdir" diyor.

Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davaları ile gücünü kaybeden TSK'nın 15 Temmuz gecesi felç edildiğini, özensiz yapılan iddianameler ile "At izinin it izine karıştığını" belirten Yavuz Selim Demirağ haksız tutuklamalara dikkat çekiyor...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺38,90

“Savaş dediğiniz şey, bir toplumu topyekûn esir alıp biat ettirmek, sömürülme ve köleleştirilme planlarına karşı direncini kırmak değil midir? Topluma diz çöktürmenin en kritik aşaması ise kadınları teslim almaktır. Çünkü kadınlar toplumun direngen yanıdır… O yüzden ister içerideki iktidar savaşı olsun, ister işgal hedefli dış müdahaleler olsun, ilk hedef her zaman kadınlardır. Tarih boyunca bu böyle olmuştur.”

Ortadoğu’da “Arap Baharı” adı altında başlatılan savaşın korkunç yüzü birçok defa görüldü. Tunus’ta, Mısır’da, Suriye’de… Bu süreçte “cihat” savaşına katılan silahlı gruplarla hilafet devleti kurmak amacıyla ortaya çıkan eli kanlı örgüt IŞİD’in Irak ve ağırlıklı olarak Suriye’de kadınlar üzerinden yaptığı insanlık dışı uygulamalar da bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşti. “Cihat nikâhı” kıyılarak tecavüze uğrayan, pazarlarda üzerlerine etiket konularak satışa çıkarılan, bedenleri ganimet olarak vaat edilen kadınların yanında savaş ve cihat karanlığına karşı direnen kadınlar da vardı.

Hamide Yiğit, bu karanlığa karşı mücadele eden kadınları, Suriye’deki kadın direnişini, bölgeye özel analizler ve konunun öznesi kadınların anlatımıyla ele alıyor. Dünyaya seslerini duyuramayanların sesi olmak ve söylenmeyenleri söylemek için…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺38,90

Bu yıl yayınlanan birçok kitabın kapağına, eser içeriğinin deniz feneriyle bir ilgisi olmasa bile, bir deniz feneri resmi ya da fotoğrafı konuyor. Acaba neden?

Roma’da, Garibaldi ve karısı Anita’nın heykellerinin bulunduğu, denizle hiçbir ilgisi ve bağlantısı bulunmayan tepede bir deniz fenerine rastlarsınız. Deniz feneri sadece o günlerdeki savaş ve mücadelelerde özgürlüğe olan inancı gösteren bir simge olarak düşünülmüş ve yapılaştırılmıştır. Mimarisi çok güzeldir, çekicidir, tüm gelecek zamanlara meydan okurcasına dimdik yükselir; tıpkı simgelediği özgürlük gibi.

Deniz feneri, ona su yönünden yaklaştığınızda sizi bekleyen tehlikeye dikkatinizi çeker, güvenle izleyeceğiniz yolu bulmanızı sağlar; tıpkı özgürlük gibi.

Deniz fenerinin mimarisinin ve ışığının bütünselliğindeki estetik karşısında ona bakan insan heyecanlanır, türlü çeşitli duygularla çalkalanır. Tıpkı özgürlüğü düşlemek gibi.

Dünyanın herhangi bir yerinde emekçilerin, ilk malzemelerine kadınların harç koyduğu ve yepyeni bir mimari tasarımla, estetiği farklı, ışık yayma süreci bambaşka bir deniz feneri inşa etmeye başlamalarını düşlerim.

Mekânlarında her dilin konuşulduğu, her dilden türkünün söylendiği, müziğin çalındığı, her tür renkten kıyafetlerle coşkunun, heyecanın, üzüntünün istenildiği gibi dışa vurulduğu, düşlerin yaşandığı, dertlerin paylaşıldığı, sorunlara birlikte çözüm arandığı bir deniz feneri ve bir deniz feneri daha... Özgürlüğün ta kendisi...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺38,90

Babama

Bu mektubum elinize geçtiği zaman
Mayıs yeli üfüren bir seher vakti
dalından koparılmış olacağım!..
Annemi teselli edesin baba

Oğlunuz ölüm karşısında
titirek ve umarsız değildir,
bir göze kaynar içimde
Sizleri kucaklarım devrimci duyarlığımın
olanca sıcaklığıyla

Küçük kardeşimi gördüm rüyamda
Ayaş kırsalı gibi bir yer bu,
Kitaplarım senin olsun, dedim
Ah abii! İçini çekti.
Bilim adamı olmanı istiyorum
İnsanlığa hizmet için…
Üzünçle yüzüme bakıyordu

İsteyerek girdim bu yola,
İşlerin bu raddeye varacağı belliydi
Cenazemi istanbul’a götürmeye kalkma
Can arkadaşım Taylan Özgür’ün yanına
gömün beni.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺19,90

Hukuk fakültesi ne bilim sarayı mertebesine erişmiş bir laboratuvar ne meslek yüksekokulu statüsünde bir eğitim kurumu kabul edilebilir. Hukuk fakültesinin ideal amacı, hukuki muhakeme yeteneğini geliştirmek, pratik işlevi hukuki sorunları çözme becerisi kazandırmaktır. Hukuk felsefesi dersi, felsefi kimliğini, ideal amaç ve pratik işlevle bir araya getirerek akademi, fakülte ve adliyede özgün ve sarsılmaz bir -mertebe ya da statü değil!- yer edinebilir. Aksi halde, akademide diğer disiplinler, hukuk fakültesinde öğrenciler ve adliyede hukuk uygulayıcıları nezdinde hak ettiği değeri göremez.

Hukuk fakültesinde, farklı düşünceleri tema edecek (felsefi kimlik), pozitif hukuku parantez içine alarak eleştirel bir süzgeçten geçirecek (ideal amaç) ve yargı kararlarını çok değişkenli bakış açısıyla çözümleyecek (pratik işlev) tek ders hukuk felsefesidir.

Hukuk felsefesi dersi ve anlatıcısı, hukuk dışı güzergâhları ve alternatif akıl yürütmeleri kadrajına alarak pozitif hukuku ve yargı kararlarını “ahlaki iyi” (adalet) ve “hukuki tutarlılık” (doğruluk) açısından yapı-bozuma tabi tutar. Böylelikle tartışma, eleştirel aklın çizdiği rota takip edilerek ve eleştirel yorum bilgisine söz hakkı verilerek her seferinde yeniden başlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺31,90

2. Dünya Savaşı'nı engellemek isteyen Georg Elser, Almanya'nın içinde bulunduğu durumun Nasyonal Sosyalist Parti önderlerinin bertaraf edilmesiyle değişeceğini düşünüyordu. Rejimi yalancı ve adaletsiz buluyordu.

Düzenlediği suikastın ardından tutuklanıp işkencelerden geçirilen Elser, Gestapo'nun "derinleştirilmiş sorgu"larına rağmen herhangi bir meslektaşım, tanıdığını ya da arkadaşını zor durumda bırakacak şekilde ifade vermedi. Eylemi tek başına planlamış, her ayrıntıyı düşünmüş, yıllarca üzerinde çalışmış ve uygulamıştı.

Helmut Ortner, titiz bir araştırma ve tanıklarla yapılan söyleşiler temelinde Hitler'i öldürmek isteyen Georg Elser'in hayatını ve düzenlediği suikastı belgesel niteliğinde ayrıntılarla anlatıyor. Emrah Cilasun'un özenli çevirisiyle Türkçeleşen Suikastçı, tarihi bir dönemin ruhunu yansıtıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺27,90

Gazeteler ABD Başkanı Donald Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinin Türkiye için bir felakete dönüşebileceğini haber veriyordu 2017 2018’e dönerken. ABD’liler “Türkiye’nin radikal İslamcı ideolojiyi desteklediği” kanısındaydı. “Müslüman Kardeşler’in bazı unsurları” hükümetlerin parçası haline gelmişti. Haliyle Türkiye onlar için İran’dan daha büyük tehlikeydi. Saklamıyorlar artık, açıkça AKP’nin adını veriyorlar. Rıza Sarraf davasını falan hesaba katmadık daha. Emperyalistler usulca çekiliyor eski sadık adamlarının arkasından. Türkiye’den başka her yerde İhvan planı çöktü. Bu tarihten çıkarabildiğimiz, Türkiye’de de eninde sonunda çökeceğidir. Burada bir soru veya kuşku yok. Bir tek soru var: Son vuruşu emperyalistler mi yoksa halk mı yapacak? Orhan Gökdemir, AKP döneminde hepimizin gözü önünde yapılan tuhaflıkları, AB trenine binme sözü vererek iktidara gelenlerin kazıp deşe deşe bir ucubeye çevirdikleri ülkeyi ve yaşananlar karşısında “köyün delisi” olmayı bile isteye kabul edenlerin direnişini, kalemini hiç sakınmadan AKP’li Yıllarda Türkiye’nin Düzeni’nde anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺23,70
₺30,00

Atatürk, Amasya Bildirgesi’nde her türlü büyük devlet güdümüne girme önerisini geri çevirmiştir. Ulusa ve dünyaya duyurduğu bağımsızlık istencini, olağanüstü örgütleme başarısıyla, Erzurum ve Sivas kongrelerinde “Ulusal gücü etken ve ulusal istenci egemen kılmak ilkesini” uygulamıştır. Ulusal örgütlenmenin en önemli aşaması, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin Ankara’da toplanması, ulusal istencin gerçekleşmesine olanak sağlanmasıdır.

Laiklik, aydınlanmanın içerdiği “unsurlardan birisidir.” Aydınlanma, dinsel yobazlığa, devlet baskıcılığına, sermayenin egemenliği ve sömürüsüne karşı çıkmak ve bireysel hak ve özgürleri savunmak ile olanaklıdır.

Cumhuriyet değerleri, insanın özerk ve özgür bireye dönüşmesine ortam hazırladıkları için, her türlü gericiliğe ve baskıcılığa karşı savunulmalıdır. İnsanın insanlaşmasını zorlaştıran dinsel bağnazlık ve devlet baskıcılığına karşı çıkmak, Cumhuriyet’in yerleştirmeye çalıştığı aydınlanma öğelerini güçlendirmek demektir. AKP bunların tam tersini yapmakta, “eski Türkiye” nitelemesiyle hem kendi eskiliğini örtmeye, hem de söz konusu değerleri etkisizleştirmeye çalışmaktadır.

Onur Bilge Kula, “Türkiye’de Aydınlanma ve Atatürk Devrimleri” çalışmasıyla Anadolu’daki düşünsel aydınlanmanın köklerinden yola çıkarak Cumhuriyet devrimlerine kadar olan gelişiminin izini sürüyor. Cumhuriyet’le oluşan niteliksel sıçramanın Türkiye’nin aydınlanmasına sağladığı katkıları Batı aydınlanma felsefesiyle birlikte ve karşılaştırarak ele alıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺35,55
₺45,00

“İnsanın özgürlüğünden vazgeçmesi, insan oluşundan vazgeçmesi demektir! Özgür olmamak, bütün haklardan ve yükümlülüklerden vazgeçmedir.”

Özerkleştirici ve özgürleştirici yeni bir yönelim olan Aydınlanmanın birincil istemi veya kazanımı, dünyanın her yerinde, her insanın akıl ile donatılmış olduğu ve aklını yetkinleştirebileceği ilkesidir. Bir akıl varlığı olan insan, dünyanın her yerinde aklını kullanma cesareti gösterebilir; eleştirel ve öz-eleştirel bir öz-bilinç geliştirebilir.

“Biz, bir halkın, bir halk olduğu eylem ile kendimizi yeniden oluştururuz” (Bubner 1989, s. 408). Bu nedenlerle, insanın ve doğanın kurtuluşu birbirinden ayrılamaz. İnsan doğasının kurtuluşu, Aydınlanmayı da eleştirel öz-değerlendirmeye yönlendiren ahlaksal-politik bir karara bağlıdır. Sorun, insanlığın bu kararı verip veremeyeceği ya da ne ölçüde verebileceğidir.

Cumhuriyetçilik, yürütme erkinin, diyesi, hükümetin, yasama erkinden ayrılmasıdır. Despotizm ise, kamusal istenci hiçe sayarak, devlet düzenini, despotun keyfince belirlediği yönetimdir. Yasa ve hukuk dışı olarak kullanılan devlet erki, şiddettir ve bu despotik uygulamaya karşı “direniş hakkı” doğar. Devlet gücünün hukuk dışı kullanımı, hükümetin veya yasa koyucunun temel özgürlükleri ihlal etmesi ve anayasada anlatımını bulan toplumsal sözleşmeyi bozmasıdır. Toplumsal sözleşmenin bozulması ve keyfilik, halka direniş hakkı verir.

Onur Bilge Kula, “Doğu’dan Batı’ya Aydınlanma”da son yıllarda çok tartışılan Aydınlanma Felsefesini, Aydınlanmanın insanlığın önünü açan ışığını, Batılı felsefecilerin görüşlerini de hatırlatarak yeniden yorumluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺47,90

Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi olan “halkçılığın” ve “devrimciliğin” ileriye götürülerek vatandaşların egemenlik alanının sigortası niteliğini taşır. Türkiye’yi bölgede yaşanan dinsel ve mezhepsel çatışmalardan uzak tutarak bütün vatandaşları barış içinde ayrımsız bir şekilde ortak paydada buluşturan ana etkendir laiklik.

Yıldan yıla demokrasi ve özgürlük sıralamalarında gerilere düşmemizin, eğitimde son sıralara gerilememizin, Türkiye’nin saygınlığının dibe vurmasının ve kadına şiddettin rekor seviyede artmasının laikliğe yönelik saldırılarla aynı zamanlara denk gelmesi tesadüf değildir.

Bu çalışma aynı zamanda “değiştim” diyen Erdoğan ve laiklik karşıtlarının değişmediklerini ve Siyasal İslam’dan güç alan “dönüşüm” planının iktidar partisi programına aktarıldığını ortaya sermektedir. Cumhuriyet Türkiye’sini ve Atatürk’ün çağdaş sistemini adım adım hedef alan gerici saldırıların, toplumsal demokratik refleksleri nasıl yok ettiğini anlatmaktadır.

Bu bağlamda son on beş yılda laikliğe yönelik saldırılar; “Medya, Eğitim, İktidar-Bürokrasi-Yerel Yönetimler, Gerici Saldırılar, Kültür Sanat, Çocuk İstismarı, Satılan Cumhuriyet Yatırımları” alt başlıkları ve Oğuz Oyan, Aydın Cıngı, Feray Aydoğan, Ezgi Koman, Orhan Sarıbal, Canan Kaftancıoğlu, Enver Aysever, Oya Ersoy, Ercan Karakaş, Bülent Tanık’ın değerlendirme yazılarıyla okurun bilgisine sunulmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺31,60
₺40,00

• Afetler ne kadar “doğal” ne kadar “doğal” değildir?
• Afetler onları unuttuğumuzda mı ortaya çıkar?
• Deprem bulutlardan, karıncalardan filan tahmin edilebilir mi?
• Depreme hazırlıklı olmak için neleri öğrenmeli ve yapmalıyız?
• Yürüyerek ya da otomobille sel suyuna girilir mi?
• Sellerin neden olduğu tehlikeler nelerdir?
• Sellerden korunmak için neler öğrenmeliyiz?
• Sıcak ve soğuk hava dalgalarından korunma yöntemleri nelerdir?
• Rüzgâr fırtınası ve hortumlarından korunma yöntemleri nelerdir?
• Yıldırımlardan korunmada 30/30 kuralı nedir?
• Küresel iklim değişikliğiyle mücadelede biz ne yapmalıyız?

Güneşin altında depremden küresel iklim değişikliğine neredeyse söylenmedik şey kalmadı ama çoğu bilgi abartılarak kent efsanesinden öteye birer komplo teorisi haline getirildi. Artık çok sıcak ve nemli olan bunaltıcı havalarda deprem bekler, karıncadan bulutlara değişik işaretlere bakarak deprem tahmini yapar olduk. Alt geçitlerde biriken sel sularında yüzerken poz verenlerin sayısı da artıyor. Dışarıda hortum ya da saçlarımızın dikleştiğini görünce hemen çekim yapmaya kalkıyor, yıldırımdan korunmak için sadece bildiğimiz duaları okuyoruz ama fiilen yapmamız gereken başka hayati şeyler de var.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺33,90

Bu kitabın konusu tarihten bugüne Türkiye’nin başına musallat olan tek adam yönetimi, “Ulu Hakan” hayranlığı, tek kelime ile is­tibdadın hikayesi...

Ve o eski istibdadın, zaman içinde İslamofaşiz­me evrilmesinin hikayesi…

Ekonomik krizler, savaşlar, yükselen baskıcı rejimler ve en nihayet faşist özentisi bir rejim!

Oluşmaya başlayan bu yeni rejim, tarihi yeniden yazmaya, yeni bir kültür, yeni bir insan türü yaratmaya çalışıyor. Tıpkı “sıradan fa­şizm” gibi bir lider tapıncı yaratmaya girişiyor… Duçe gibi… Führer gibi… Bu kez bir “Reis” kültü ortaya çıkıyor!

Erdoğan doğru­dan halife ilan edilemese de son sultan ve bir halife olarak görülen Abdülhamit’le özdeşleştiriliyor. Bunu yapanlar eski hayaletlerden yardım alıyor.

Dinci ve aynı zamanda ırkçı gericiliğin bütün ideolojik aygıtları, bütün efsaneleri, bütün sözlükçesi karman çorman bir araya getirilip yeni ve elverişli bir avadanlık yaratılıyor. Ab­dülhamit’in istibdat metotları, muhbirlik geleneği, tarihin çöp sepetinden çıkarılıp cilalanıyor. Şu meşhur “reis” lafı, ülkücü-mafya jargonundan alınarak lidere Führer sıfatı misali yamanıyor.
Yükselen yeni gericiliğin temelleri için kullanılan malzemeler hiç de sağlam değildir. Bu eski inşaattan toplanan tuğlayla, demirle inşa edilmeye çalışılan “yeni” gericiliğin de istikbali pek parlak değildir. Yeter ki biz, bize miras kalan kültür ve bilime, tabii bir de ilkelerimize sadık kalıp, ce­saretle sarılalım.

2008 Küresel Krizi’ni ön­ceden tahmin eden dünyadaki az sayıdaki iktisatçıdan biri olan Doç. Dr.Cüneyt Akman, Kahrolsun İstibdat Yaşasın Hürriyet adlı bu yeni çalışmasıyla 1876’dan 1909’a, 1923’ten 2000’lere ve günümüze kadar gelen tarihsel süreci inceliyor. Yeni gericiliğin hangi ideolojik geleneklerden kendini inşa ettiği ve neden onları kullanmak zorunda olduğu, dayandığı ekonomik temeller, seçim sistemleri dahil kul­landığı manipülasyon teknikleri ve bunları nerelerden ödünçlediğini geçmişten bugüne kurduğu diyalektik bağ ile anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 424
En / Boy : 13,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺61,90

“Bir ülke, yer altı zenginlikleri, ormanları, ırmakları, gölleri, tarihi ve doğal güzellikleri kadar, tarihi boyunca edindiği değerler ve evrensel manada sahip olduğu hukuku, demokrasisi, devlet geleneği, yönetim tecrübesi, yetişmiş insan kaynağı, ortak yaşam anlayışı, fikir özgürlüğü gibi kavramlarıyla tanımlanır. Bu kavramlar, ülkedeki insanların mutlu, rahat ve huzurlu bir ortamda mı tam tersi bir konumda mı yaşadıklarına dair birer ölçüttür.

Ülkemiz son zamanlarda fikir ve düşünce özgürlüğü, hukuk, demokrasi, devlet geleneği gibi moral değerlerin bir kısmını kaybetti.”

Hanefi Avcı, bugün geldiğimiz noktada, bozulan devlet düzeni, kısıtlanan özgürlükler, bağımlı yargı ve tek adam anlayışına karşı yapılması gerekenleri, bu kötüye gidişin durması için bulunduğumuz Son Eşik’te vereceğimiz kararın önemini anlatıyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺44,90

“Yargıçlık kürsüsünde geçirdiğim ilk yıllarda, atıldığım bu deryada nasıl yol bulacağımdan, ruhen çok fazla sıkıntı duydum. Hukukta kesinliği bulmak için çabaladım. Onu aramanın nafile olduğunu gördüğümde, çaresiz kaldım ve bunaldım. Karaya varmaya çalışıyordum, yerleşik ve sabit kuralların olduğu sağlam karaya, kararsız zihnimin ve vicdanımın solgunluğu ve zayıf ışığına kıyasla kendisini daha sade ve daha emredici işaretlerle bildirecek bir adalet cennetine. “Gerçek cennetin her zaman varolanların ötesinde olduğu Browning’in ‘Paracelsus’undaki seyyahlarla” buldum kendimi. Yıllar geçtikçe ve yargılama sürecinin doğasına daha çok kafa yordukça hukuktaki belirsizlik ile daha bir uzlaşır oldum, çünkü bunun kaçınılmaz bir şey olduğunu görecek kadar olgunlaştım. Hukukî muhakeme sürecinde en yüksek noktalara erişimin bir keşif değil, yaratım meselesi olduğunu; kuşku ve kuruntuların, umut ve endişelerin, doğum sancısı ve ölüm sızısı gibi nihayetleri gelene dek hizmet veren ve bu nihayetle beraber yenileri husule gelen prensiplerin bir takım zihin sancıları olduğunu görme yönünde olgunlaştım.….”

- Benjamin N. Cardozo

“Kitap, hukuki pragmatizmin açık, manalı ve özlü bir manifestosu, ayrıca realist hareketin bir müjdeleyicisi olması bakımından önemli ve değerlidir.”

- Richard A. Posner


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 146
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺30,90

“İflas etmiş birinin elinde kalan en son araç şiddettir ya da eğer çok yumuşak kalpli biriyse, kendi bedeni üzerindeki tasarrufu. Üçüncü dünya ülkelerinde ay sonunu getirmek için bir böbreğini ya da bir gözünü satanlar var. Kendilerini parça parça satıyorlar.”

İspanya’da 2008 yılı sonlarında başlayan ve bütün ülkeyi kasıp kavuran ekonomik krizin yarattığı bireysel çürüme, insanların karakter yıkımını derinleştirirken, öngörülemeyen ahlaki sonuçlarıyla da toplumsal bir çöküşe neden oldu. Ekonomik krizin kaçınılmaz sonucu olarak ortaya çıkan yenilgiler, aldatmacalar, en sevilenlerin bile terk edilmesi, göç ve sömürünün her türü, sevgisizlikle kuşatılan zihinlere “amaç için her araç mübahtır” düşüncesini yerleştirdi.
Rafael Chirbes, derin duygu aktarımları ve modern edebiyatın anlatım olanaklarıyla kurguladığı Bıçak Sırtında romanında, insan türünün sefaletini bütün çıplaklığıyla, çarpıcı olduğu kadar son derece gerçekçi bir üslupla somutlaştırıyor. Süleyman Doğru’nun incelikli çevirisiyle Türkçeleşen roman, yenilmiş hayatların acı veren hikâyesini gözler önüne seriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺55,90

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 269
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.1987
₺8,05

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 211
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .1993
₺27,90

60’lı yıllar toplumcu kuşağının manifesto niteliğindeki şiirlerin büyük ustası; şair, yazar, düşünür Ataol Behramoğlu yazın hayatının 50.yılında…60’lı yıllar toplumcu kuşağının manifestosu niteliğindeki şiirlerden “Bir Gün Mutlaka” 1965’te yayınlandı.

“Yarım Yüzyıldan Şiirler” bir almanak-yıllık özelliği taşıyor. Şairin 50 yıllık birikimi, yaşadıkları, anıları, şiirleri, resimlerle ve kendisinin seslendirdiği şiirleri bu kitapta yer almaktadır.

“Behramoğlu’nun yazdıkları hayatın içinden gelir, uygulamanın sonucunda oluşur. Üstelik onun bedelini hapislerle, sürgünlerle ödediği için belki de, şiirin inanılırlığı daha da artar. (…)

1959’dan bu yana yazdıklarıyla Ataol Behramoğlu, iyi, dürüst, aydın bir şair kişiliğini yansıtmıştır. Türkiye’nin bütün evrelerini yaşamış, bunun şiirini yazmıştır. Her zaman bir şairin, yazarın yaşadığı günlerin tanıklığını yapmasının örneğini vermiştir.  Elli yılın imbiğinden damıtılarak çekilmiş, iyi şiirler toplamı.”

- Doğan Hızlan
“Yarım Yüzyıldan Şiirler Kitabı önsözünden.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺71,90

Müslümanların dini yaşayış ve algılayışları, İslami pratikler ve bunun Müslüman cemaate etkileri çoğunlukla ilahiyat açısından incelenmektedir. Ancak İslami Pratiklere Etnografik Yaklaşımlar, adından da belli olacağı üzere, Müslümanların ibadetlerini hangi toplumsal bağlamlarda yaptıklarını, bunlarla neyi amaçladıklarını, bu pratiklerin Müslümanların gündelik hayatında nerede konumlandıklarını somut örnekler üzerinden ele alıyor.

Pakistan, Tunus, Türkiye, Suriye ve Cezayir gibi yaygın dinî inanışın İslam olduğu ülkelerle birlikte, başka ülkelerde yaşayan Müslüman cemaatlerin de ibadetlerini ve gündelik pratiklerini inceleyen eser, hukuki uygulamalardan büyücülüğe, Hacc hazırlıklarından Selefi İslam algısına yas kültüründen günlük muhabbetlerdeki dinî atıflara değin pek çok konu başlığını teorik zeminle gündelik hayatı yakınlaştırma konusunda en elverişli yöntemlerden biri olan etnografi aracılığıyla inceliyor ve bizlere üzerine çok konuştuğumuz ama pek de bilgi sahibi olmadığımız bir şeyle, farklı coğrafyalarda İslamın Müslüman özneler tarafından nasıl algılandığıyla ilgili gerçek hikâyeler anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺38,90

Rejim ve Devrim, Doğan Avcıoğlu adına düzenlenecek bir dizi etkinlik, anma ve Avcıoğlu’nu yeni kuşaklara tanıtma programı çerçevesinde, Avcıoğlu’nun Yön ve Devrim dergilerinde yayınlanan başyazılarından Doğan Yurdakul’un seçtiklerini notlandırarak yayına hazırladığı bir ilk kitap.

Avcıoğlu’nun 12 Eylül darbesinin neoliberal ideolojisi ortamında yetişenlere “başka alternatif yok” diyen tutucu güçleri,1961 Anayasası’nın sağladığı toplumsal değişimin önüne kısa sürede örülen duvarları belgelediği Rejim ve Devrim, aynı zamanda günümüzdeki siyasal mücadeleye kılavuzluk edecek nitelikte önemli bir başvuru kaynağı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 344
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺55,90

Abuzer Gülpınar’ın 2016 Attila İhan şiir Ödülü’ne değer görülen Kira Kuşları, şairin ikinci şiir kitabı şair daha önce ilk kitabı “Başım Kirazlı” ile de 2013 Cemal Süreya şiir Ödülü’ne değer görülmüştü.

Yalın sözü hâlâ geçerli sayan şairlerden olan Gülpınar; telaşsız, süssüz, ustaca bir söylemin ötesine geçerek güçlü bir uyumla yazıyor şiirlerini.

Kira Kuşları; sinemayla, felsefeyle, mitolojiyle yoğrulmuş şiirlerden oluşuyor, aşkı, uygarlığı sorguluyor. Lars Von Trier’e, Tarkovsky’ye, Kierkegaard’a, George Orwell’a, Platon’a, Kant’a göndermelerle bezenen Kira Kufllar›, yerinde anlatımıyla şiirimizde önemli bir yer edineceğini gösteriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺16,90

Alevilik insan merkezli bir halk öğretisidir. Alevi felsefesi her şeyi insanda görür; tanrının görünür yüzü de olan insan, Aleviler için en yüce ve en kutsal varlıktır... İnsan sevgisine dayalı bir halk inancı olan Alevilik, tutucu ve bağnaz değil sürekli yeniliğe, gelişmeye açık olan devrimci bir öze sahiptir. İşte bu özellik Aleviliğin diğer halk inançlarıyla çok çabuk kaynaşmasını da sağlamıştır.

Hükümdarların ve İslam ulemasının kendilerine dayatmaya çalıştığı din ve ibadet anlayışlarını bir kenara iterek, yaşanılan gerçek dünya üzerinde evrene ve insana bakmaya çabalayan Anadolu’nun yoksulları yani Aleviler, kendi inançlarını ve hayallerini de bu gerçeklik üzerine inşa etmeye çalışmışlardır.

Alevilerin feodal Selçuklu ve Osmanlı yönetimlerine karşı yürüttükleri sınıf mücadelesi görülmeden Alevilik kavranılamaz... Alevilik kul-efendi ilişkisini reddeder. Kulluk ilişkisi bağımlılık ve sömürü ilişkisidir. Feodal toplumdaki sosyal ilişkilerin temelinde de, günümüz kapitalist toplumundaki sosyal ilişkilerin temelinde de bağımlılık ve sömürü ilişkileri yatar. Bu, zayıfın güçlüye, yoksulun zengine, mülksüzlerin mülk sahibine karşı kulluk ilişkisinden başka bir şey değildir. Aleviler kulluğa rıza göstermezler; Alevilerin özlemi, tüm bağımlılık ilişkilerinin, tüm sömürü ilişkilerinin ortadan kaldırıldığı, insan insana özgür ve eşit ilişkilerin kurulduğu bir dünyadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 328
En / Boy : 13,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺31,60

Birbiri ardına yayımlanan kitaplara yetişmek, bilgisayar dünyasında bir tıkla ulaşabildiğimiz bilgilerle başa çıkmak zor. Sınav kitapçığı sayfa sayılarının sürekli artması, sınava hazırlık sürecinde daha aktif olma ihtiyacı zamanı daha iyi kullanma mecburiyeti doğuruyor.

Zamanı kendi açımızdan en iyi şekilde kullanmak, daha hızlı okumak zorundayız.

Kitabımız, Özel hake online hızlı okuma programı desteğiyle, isteyenlere hızlı okuma becerisi kazandırmayı hedefliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺38,90

“Bunların hepsi belediyece gömdürülecek şehit ailelerinin çocuklarıydı. Fatma’nın ölüsü de gelince mezar­cılar irili ufaklı, kızlı erkekli çocuk ölülerini birer birer mezara indirip, toprağın üzerine yan yana dizmeye, sonra üzerlerine tah­ta dizmeden toprak atmaya başladılar. Bir yığın çocuk bir daha kalkıp oynamamak, ekmek istememek, cıvıldaşmamak, kavga et­memek üzere bir tek mezara atılmıştı. Bu, Şakire’nin çok gücüne gitti. İçinde korkunç bir hınç kabarmıştı. Bu felek denen şey ne korkunç bir canavardı? Babası, ağabeyi sınır boylarında mezarsız çürüyüp giden şu şehit yavrularının bir tek mutluluğu yerin altı­na girerek açıkta kurda kuşa yem olmaktan kurtuluşlarıydı. Şe­hitlerin geride bıraktığı varlıkları bu akıbet beklemiyor muydu?”

Hasan İzzettin Dinamo, Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarını en fazla yokluk ve kimsesizlik içinde geçiren yazarlarımızdandır. Savaş ve Açlar, bir ailenin yaşayabileceği en zor koşullardaki var olma mücadelesinin, savaşın etkisiyle, nasıl drama dönüştüğünü, nasıl dağılma ve yok olma sürecine girdiğini anlatan, çarpıcı ve bir o kadar da etkileyici bir roman.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺67,90

Ne dendiği hiç önemli değil, biri onunla konuşsun da. O zaman dünyada başka insanların da olduğu ve insanların birbiriyle konuştukları hatırlanıyor.

Ve belki bir gün ekmek ve kıtlıktan, açlık ve hastalıklardan başka şeyler de konuşulabileceğine dair bir umut doğuyor.

Marja, Finlandiya’daki kıtlıktan ve çok sert geçmekte olan kıştan kaçan binlerce insandan biridir. Ancak iki küçük çocuğu vardır ve kar insan hayatını gittikçe zorlaştırmaktadır. St. Petersburg’a ulaşmaya çalışırken yolda yaşadıkları şeylerle bu zorunlu göç onları ölüme yaklaştırır. Aki Ollikainen’in ilk romanı olmasına rağmen 2016 Man Booker Ödülü’ne aday olan ve Finlandiya Edebiyat Ödülü’nü alarak toplumsal gerçekçi romancılıkta bir yıldız gibi parlayan Beyaz Açlık, yokluk ve sefalet içinde, hava koşullarının ve coğrafyanın baskılarına dayanmaya çalışan bir annenin hayatta kalma ve çocuklarını yaşatma çabasını anlatıyor.

Roman o denli iyi yazılmış ve kurgulanmış ki okurken kendinizi karların arasında dolaşırken buluyor, açlıktan ötürü bedenini tam hissetmeyen ve ruhuyla bedeni arasında bir sınır kalmayan kahramanlar gibi hissediyorsunuz. Çekici tasvirleriyle, bireyin hikâyesini ve tercihlerini toplumsal yapıdan ayırmayan ustalığıyla, gerçek ve gerçekdışının iç içe geçmesiyle örülen anlatımıyla Aki Ollikainen çok sürükleyici bir romana, nitelikli bir esere imza atıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺21,90

“Musa, açlığın, karnında yarattığı fırtına yüzünden hiç uyuya­mıyor, uyuyakalıp da yemeği kaçırır korkusuyla kendine işkence ederek uyanık kalmaya çalışıyordu. Eski Ermeni mahallesinin derin sessizliği, gecenin bir vaktinde, bir zafer çığlığıyla parçala­nıyor, bu top gibi patlayan gürültü, dakikalarca sürüyordu. “Ek­mek geldi, ekmek” sözleri bu kulakları sağır eden uğultu içinde sık sık bir ateşleyici öğe olarak işitiliyordu. Ermeni mahallesinin üzerinden bayağı ürkütücü bir kasırga gibi geçen bu sevinçli hay­kırışlara belki uykularından sıçrayan birçok kişi anlam veremi­yordu. Bunlar, birkaç ay daha sürecek, sonra, sonrasız susacaktı. Şundan ki devlet, artık o çamurdan ayırtsız ekmek parçacığıyla bulaşık suyundan çorbayı da veremeyecek duruma düşecek, bü­tün bu açlığı yenme umudunun şarkılarını söyleyen yavrucuklar, bir kez daha geldikleri yere, sokağa düşecekler, ölüm onları birer köşede kıstırıp birer çekirge yavrusu gibi çerez diye yiyecekti. An­cak, o günlere biraz daha vardı.”

Öksüz Musa, Savaş ve Açlar'ın devamı niteliğinde olan ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın son yılları ve sonrasına denk gelen süreçte, şehit çocuklarının memleket sathına yayılmış çeşitli öksüz yurtlarında geçen açlık, yokluk ve yalnızlıklarıyla baş etme çabalarını anlatan, edebiyat tarihimizin başyapıtlarından biridir.
Roman, yalnız bu coğrafyada yaşayan insanların değil Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamalarının ne denli çilelerle dolu olduğunu da anlatmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺38,90

Oturma odasında bekliyorum
Elleri yağmur saçları siyah kadını
Semtimize sağanak aşk lazım
Suretinde kırık tarak lekesi

Kaldırımda küçük göl
Suyun aynasında ayakları
Bir masal gibi biner dolmuşa
Kucağında üşüyen annesi

İçimden söküp attım gölgemi
Gizlenmekten usanmış tenhada
Günlük yanılgılar zamanında 
Sildim karanlık gözlüklerimi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺15,80

Aşk İki Kişiliktir, Bir Gün Aşk Geçilmelidir, Bu Aşk Burada Biter, Yeni Aşka Gazel, Sevgilimsin, On Ayrılık Şiiri, Eski Nisan, Alanya Günlükleri gibi aşkın mutluluklarını olduğu kadar hüzünlerini de dile getiren şiirleriyle milyonlara ulaşan; dizeleri ve onlardan yapılan ezgiler dilden dile dolaşan Ataol Behramoğlu’nun yine aşk, evlilik, kadınlar üzerine şiir tadında denemelerinden tadına doyamayacağınız bir seçki.

Bu yazılar sizi düşündürecek, hüzünlendirecek, bazen ağlatıp bazen güldürecek; fakat hepsinde kendi yaşamlarınızdan izler, zihninizi kurcalayan sorularınıza yanıtlar bulurken bazen de belki hiç düşünmediğiniz sorular ve sorunlarla karşılaşacaksınız.
Sevgi, sevecenlik, erotizm, cinsellik, romantizm ve hepsinin üzerinde yükselen aşkınlık, özgürleşme duygusu…

Biriciktir Aşk ve sözcüğün en geniş, en derin anlamıyla kendin olmaktır…

Kendin olmak, ama kendi içinde yalnızlaşarak değil aşkla özgürleşerek ve çoğalarak…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺33,90

1940'lı yılların sonu..Bir taraftan Portekiz halkı ve sömürgeleri Salazar liderliğindeki faşist diktatörlük altında ezilirken, diğer taraftan da Portekiz Komünist Partisi PCP'nin başını çektiği antifaşist güçler yeraltında diktatörlüğe karşı zorlu şartlarda mücadele vermektedirler. Bu koşullarda, partinin pek çok yöneticisi ve üyesi gizlice yurt dışına kaçmak zorunda kalır. Eserlerini Manuel Tiago mahlası ile kalem alan ve PCP'nin 1961-1992 yılları arasında genel sekreterliğini yapmış olan Alvaro Cunhal da defalarca bu şekilde ülkesini terk edenlerden biridir. 

Beş Gün Beş Gece, 1974'teki Karanfil Devrimi ile sonuçlanacak olan faşizme karşı direniş döneminden bir kesiti o dönemin insan ilişkilerini merkeze alarak gözlerimizin önüne seriyor. Alvaro Cunhal'ın kendi deneyimlerinden yararlanarak ya da en yakınındakilerin yaşadıklarından yola çıkarak bu eseri oluşturduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺21,90

“Yaşlı adamın, pek az kişinin katıldığı cenaze töreni bittikten, başkaları gittikten sonra ben yalnız kaldım, o güzel kuşluk vaktinin, Amerika sonbaharının en güzel gününün geri kalanını ağır ağır Trinity Mezarlığı’nı gezerek geçirdim. Oranın, derin bir kedere teslim olmamış o ciddi havasını ta içimde hissettim, başıboş dolaştım, bazen mezar taşı yazılarını kopya ettim.

Çok uzamış ve yayılmış olan o sık otlar yüzümü örtüyordu. Tepemde, insanların çürüyen bedenleriyle beslenen ağaçların, içine kahverengi karışmış yeşilliği vardı.”

Walt Whitman’ın edebi yaşamını yorumlamakta önemli bir yeri olan Jack Engle’ın İbretlik Hayat Hikâyesi, ilk kez 1852’de Sunday Dispatch gazetesinde, altı bölümlük tefrika halinde yayımlandı. Yüz altmış beş yıl sonra, 2016’da, Houston Üniversitesi’nde yüksek lisans öğrencisi Zachary Turpin tarafından bulunana kadar da böyle bir romanın varlığından kimsenin haberi olmadı.

Roman, Amerikalı şair Whitman’ın düzyazıdan şiire geçişiyle ilgili eski düşüncelerin tamamıyla değişmesine yol açarken onun çok bilinen Çimen Yaprakları adlı eserinin de ipuçlarını veriyor.

Ülker İnce’nin başarılı çevirisiyle Türkçeye kazandırılan ve edebiyat tarihi açısından son derece değerli olan eser, ana babasız bir çocuğun maceralarını, yozlaşmış bir avukatı, bir mirasın gizlenmesi ve açığa çıkarılması sırasında yaşanan şaşırtıcı olayları konu edinirken Whitman’ın sarsıcı kurgusunu ve muzip üslubunu da yansıtıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺21,90

Ataol Behramoğlu’nun bu kitabında son yıllarda yazdığı şiirlerden yapılmış seçmeler yer alıyor. 2012’de “Cumhuriyet” gazetesindeki köşesinde yayınlanan “Kara Bir Rüzgar” bu şiir dizisinin ilkidir.
Bu şiirlerden özellikle “Ne Çok Hain” ve “Yunus Gibi” adını taşıyanların sosyal medyada paylaşılarak; mitinglerde, kitlesel toplantılarda okunarak yüz binlere, milyonlara ulaştığını söyleyebiliriz.

“Yunus Gibi” Adalet Yürüyüşüne katılan şairin kendisi tarafından orada da kameralar önünde okunmuş, böylelikle toplumsal siyasal tarihimizde iz bırakan şiirler arasında yerini almıştır. İlk bölümü izleyen “Gezi Onurumuzdur”, “Eğlencelikler”,”Hoca ile Despot” ve “Yürümek” başlıkları altında toplanan şiirlerle birlikte, bütünüyle bu kitap, yüreği ülkesi ve insanlık için çarpan bir şairin, şiirin olanaklarıyla ülkesine ve insanlığa seslenişidir. “Yürümek”teki dörtlüklerden birinde dile getirildiği gibi:

Dağ başını duman almış

İşimiz çok, vaktimiz dar

Vatan ağır yaralanmış

Yürüyelim arkadaşlar


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 88
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺19,90

Hayır demeyi beceren özgür insanlar tek başlarına gezerler, ne eyleyeceklerse tek başlarına yaparlar. Çünkü onur ve  sorumluluk tek kişiliktir. Ve onlar, kimliksiz, yekpare kalabalığa asla güvenmezler. Tek ve özgür insan olma mertebesine erişmiş çoğul azınlıkla birlikte yürürler. 

Zorbalık döneminin pis iktidarı sona erer ermez, kiralık bedenler ve ruhlar üniformalarını çıkartıp onların 
(hayır diyebilenlerin) peşine takılırlar. Gizlenmek için! 

Gizlenirler de… Ama biz onları çipil gözlerinden, kirli ellerinden ve çirkef kokan gölgelerinden tanırız!

Tarihte böyle olmuştu, böyle olacak!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺38,90

Bildiğimden emin değilim
İçimden geçen kelimelerin anlamını
Dostluk, parçalanmış bir kelam
Sevgi, bakışını kaybetmiş bir göz 
Aşk, elsiz bir dokunuş sanki…

Hasan Öztoprak’ın şiirlerinde her zaman felsefi arayışların izdüşümleri vardır.

Söz konusu felsefi arayışın hedefini özetleyecek olursak, bunun, “Her şey eksiltildiğinde, varoluşumuzdan geriye kalacak olan nedir?” 
gibi bir soru olduğunu sanırım söyleyebiliriz…

Fakat o kadar… Çünkü felsefi bir metinden değil, şiirden söz ediyoruz…

Hasan Öztoprak’ın sahici, yumuşak, içten, kederli seslenişlerinde Turgut Uyar’ın şiir dünyasıyla yakınlıklar duyumsanıyor…

Hem olan hem olmayan bir dünyayı arayan 
bir şiir…

Kaybolmuş dillerdeki anlamlara uzanan…

Yok edilmiş anlamları diriltme çabasındaki…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺12,90

Daha önce de belirttim ama bir kez daha söyleyeyim; cinsellik satar. Tüm dünyada böyledir. Türkiye’de de böyle. Bunu internet gazeteciliği yaptığım dönemde net bir şekilde anlamıştım. Üzerine bolca cinsellik sosu döktüğümüz haberler, okuyucunun ilgisini daha çok çekerdi. Sadece internet değil; medya, eğlence ve sanat dünyasının her alanı için de bu kural geçerliydi. Sinema olsun, televizyon olsun, müzik olsun…

Evet, “maalesef” öyleydi!

Peki neden maalesef diyorum? 

Neden edebiyatta cinselliğin satıyor olması ağırıma gidiyor? 

Çünkü ben de romanlar yazmak, yazar olmak istiyorum! Hatta aşk romanları yazmak istiyorum! Ama mümkünse terbiyeli, efendi aşk romanları yazmak istiyorum. Ayrıca okuyucu da bununla maytap geçmesin istiyorum. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺21,90

“Tuhaf bir cazibesi vardır bu şehrin. Uyuşturucu gibidir, bağımlılık yapar. Çok şehirler gördüm ama rüyalarıma giren sadece odur. 

Belki de şehrin üzerinde asılı duran kesif esrar dumanının eseridir bu.

Amsterdam, hem Amsterdam’dır hem de çok daha fazlasıdır; birazcık Paris, hallice bir Heidelberg, şurasından bakınca tıpatıp Brugge, hatta Fas; İstanbul, Güney Amerika’dır ve aynı zamanda değildir.”

İri kıyım Mike, fahişe Julia, uyuşturucu kaçakçısı Selahattin, kötülüğü severek yapan Emil, adı bile tuhaf Sanayi, Sanyok, Vanyok, Danil üçlüsü ve Tanya…

Her nedense, dilini bilmedikleri bir yabancıya dert anlatır  gibi yaşadıkları kaçak göçek hayattan söz eden bu karakterler,  Levent Yanlık’ın ustalıklı anlatımıyla ete kemiğe bürünerek 
bir araya geliyor. 

İnsan zihninin derinliklerine farklı bir pencereden bakan Sürgün Ruhlar, iyilikle kötülüğün arasındaki hüznü ve neşeyi, kederi ve sevinci yansıtıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺21,90

“... Bediüzzaman, Cilasun’un tespit ettiği gibi rejim ve yönetim anlamında hiç de yenilikçi değildi, tam tersine şeriatçıydı. Gençlik yıllarından itibaren buna çalıştı, yöntemleri değişti ama hedefi hiç değişmedi...”       

Mehmet Nuri Turan - Tahşiye Yayınevi’nin kurucusu 

“Kitap, Said Nursi’nin İslamcılığa adanmış hayatı hakkında doğru bilgiler edinmek için iyi bir kaynak. Her zaman hâkim sınıflara ve erkek egemen düzene hizmet etme iştahına sahip olan bu hareketi ve onu olumlayanları değerlendirmeyi kolaylaştırıyor.” 

Handan Koç - Feminist Yazar

“Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği adlı kitabı yazan Emrah Cilasun, Şerif Mardin’in kitabıyla ilgili şu yorumu yaptı: Şerif Mardin, Said Nursi’yi bir hayli abartılı tanımlamalarla güzelleştirmekte ve  akıllara durgunluk veren bir Said Nursi portresi ortaya çıkartmaktadır. “

Soner Yalçın

“Soner Yalçın, ‘Bozacının şahidi şıracı’ misali, yazısında Said Nursi aleyhtarı Emrah Cilasun’u şahit gösterdi. Bu ikiliye göre Şerif Mardin’in en büyük suçu Said Nursi’yi övmesiymiş.” 

Risale Haber


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 536
En / Boy : 13,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺72,90

Gerçek aşklarımı yazarım. Yaşamak istediğim aşkları yazarım. Başkalarının yaşayıp da yazamadığı, anlatmak istedikleri aşkları, acıları, sevgileri, hasretleri yazarım. Üç parmağımın arasına kalem tutuşturulduğu günden beri yazarım, yazarım.

Şarkılarım bana aşklarımı getirir. Benden aşklarımı götürür.
Yazarken güzelleşirim gencecik olurum. Beni kim dinlerse benden oluyor. Bana kim dokunursa kendini hissediyor. Fanatik hiçbir şeye itibar etmem. Tek inandığım şey insan denen mucize.

Aklım yetmiş gönlüm on beş yaşında
Aysel adım deli çıktı boşuna
Dünya deli ben kaldım bir başıma
Evliya soyundan yazın taşıma
Hey Allahım ben ne biçim insanım
 
Savaş barış ne masalmış bitmedi
Gençler öldü ihtiyarlar seyretti (gitmedi)
İnsanlığa kimse tohum ekmedi
Hey Allahım ben ne biçim insanım

O “çocuk şairin” dizeleri aramızdan ayrılışının onuncu yılında çok da ihtiyacımız olan bir dönemde umarız hepimize iyi gelir… Hepimizin yaralarını sağaltır, kendi müziğimizi yeniden Aysel’in sözleriyle bulmamıza yardımcı olur.
Biz de bir kez daha Aysel’in hatırası ve bıraktıkları önünde selama duruyoruz; Ne Sevdası Ne de Kavgası Biten tüm kadınlara…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺31,60

İbn Haldun denilince İslam düşünce tarihine tam sekiz yüzyıl sonra “dönüp şöyle bir bakmanın” ifadesi anlaşılmalıdır. Çünkü o ünlü “Mukaddime”siyle İslam kültür ve medeniyetinin siyasi/sos-yal/kültürel bir analizini yapmış, “Buraya kadar olanların anlamı nedir?” sorusunu sormuş, sonraki nesillere “Buradan çıkarılacak dersler şunlardır” diyerek yepyeni bir çığır açmıştır.

Bu açıdan, İslam düşüncesindeki yenilikçi damar¬ların en güçlü temsilcilerinden olan İbn Haldun, kararmaya yüz tutan İslam semasının âdeta son yıldızlarından birisidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺19,75

Siyaset bilimi yazınında öteden beri seçim sistemlerinin sonuçları, sebeplerine göre daha çok incelenir. Bu durum Türkiye için de geçerlidir. Burak Cop’un çalışması ise Türkiye’de çok partili hayata geçildiğinden beri kullanılan farklı seçim sistemlerinin, doğurdukları sonuçlardan çok, hangi sebeplerle tercih edildiklerini inceliyor. Liste usulü çoğunluk sisteminden D’Hondt’a, Milli Bakiye’den yüzde on barajına, 1980’lerin daraltılmış bölgelerinden kritik 2002 seçimleri öncesinde barajın düşürülmemesine kadar pek çok vaka ele alınıyor.

Yarım asrı aşan bir dönemi Rasyonel Seçim Kurumsalcılığı ve Tarihsel Kurumsalcılık teorilerinin ışığında inceleyen eser, yalnızca siyaset bilimiyle ilgilenenlere değil Türk siyasi tarihine meraklı herkese, ama özellikle de geçmişten ders almayı önemseyen siyasetçilere hitap ediyor. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺23,70

“Faili meçhuller, katliamlar, ölümler arasında ruhumu korumak için daha sık sarılıyorum kitaplara. Gevezelikte sınır tanımıyor insanlar. Herkesin cehaletle paketlenmiş ve asla kuşku duymadı­ğı kurtuluş planları var. Garip; biri kayboluyor mesela, ardından bakakalıyor kalabalık, birçoğu fark etmiyor. Genç bir adam tek­melerle öldürülüyor, ailesi acılı biçimde yasta, uçsuz bucaksız bir keder bu. Günlük yaşam akıyor. Ama hep konuşan ağızlar var görüyorum. Bir an sussalar, düzen donacak, hakikat tüm çıplaklı­ğıyla çıkacak ortaya ve oyun bozulacak. İşte bu olmasın diye çaba. Rengârenk sözler, uyuşmuş kalabalık bu yüzden sürekli övülüyor.

Uzakta olanı fark etmiyoruz veya nasılsa “bana bişey olmaz” deyip geçiştiriyoruz. Bir anda şiddetin gürültüsü kulak­ları sağır ederce artıyor. Bugüne dek hep gerilimli, yıkıcı günler gördüm, öykülerini okudum. Şimdi iyice tutsak edilmiş hâldeyiz. Umudumu çalıyor esen rüzgâr. Faşizm üstüne bunca düşünüyor, okuyor olmam rastlantı değil elbette.”

Enver Aysever, içinden geçmekte olduğumuz ağır günlerin getirdiği üzüntüyü, acıyı, öfkeyi, mücadelenin gerekliliğini, yazma sürecini Elli Yaşa Doğru Buruk Günce’sinde okurla dertleşerek, açık yüreklilikle anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺38,90

“Bazı karşılaşma­ların tesadüf olmadığını düşünüyorum. Hayatımda pek çok şey aklıma gelmiş ve en azından yapabilir miyim diye düşünmüşümdür. Ancak yazma fikri kafamda haya­tımın hiçbir döneminde oluşmamıştı. Ta ki Ataol Behramoğlu ile gezilere başlayana dek. Tarihe geçecek, ileride daha iyi değerlen­dirilecek bir şiir-müzik beraberliğini Ataol abiyle hayata geçirdik; yaşananların havada kalmaması gerekiyordu.”

Ataol Behramoğlu ile 1995 yılı Nisan ayından başlayarak günümüze değin yurt içi ve dışında sayısı beş yüzü geçen ve yüz binlerce kişinin izlediği “şiir-müzik” dinletileri gerçekleştiren Haluk Çetin, bu alanda ve tarzda bir ilk olan bu uzun süreli beraberliği, şiir-müzik birlikteliğini, yurt içi ve yurt dışında yaşadıkları anılar toplamını, tespitler ve gözlemlerini “Ataol Behramoğlu ile Aydınlığa Yolculuklar”da içten bir üslupla anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺23,90

“Çocuklar, bütün yasaların üzerinde olan anayasanın öncelikli muhatabıdır. Bugün anayasa karşısında daha çok, özgürlük hak ve eşitlik öne süren çocukların anayasal yükümlülükleri olsa olsa ‘ödevler’ sözcüğüyle ifade edilebilir. Yetişkin oldukları zaman sadece seçme ve seçilme hakkını kullanmakla kalmayacak, görev ve sorumluluklar da üstleneceklerdir. Bu nedenle anayasa metninde çocuklara özgü doğrudan düzenlemeler yapılmalı, anayasa yapım sürecine çocuklar da katılmalı, anayasa çocuklar yararına okunmalı, anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.”

Prof. Kaboğlu, "Çocuklar ve Anayasa"da, yetişkinlerin gelecek kuşaklara karşı sorumluluğu üzerine uyarılarda bulunuyor, Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşunun 98. yılında yazdığı 25. kitabını bugünün çocuklarına ve gelecek kuşaklara armağan ediyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺27,90

Gazeteler ABD Başkanı Donald Trump’ın ulusal güvenlik stratejisinin Türkiye için bir felakete dönüşebileceğini haber veriyordu 2017 2018’e dönerken. ABD’liler “Türkiye’nin radikal İslamcı ide- olojiyi desteklediği” kanısındaydı. “Müslüman Kardeşler’in bazı unsurları” hükümetlerin parçası haline gelmişti. Haliyle Türkiye onlar için İran’dan daha büyük tehlikeydi. Saklamıyorlar artık, açıkça AKP’nin adını veriyorlar. Rıza Sarraf davasını falan he - saba katmadık daha. Emperyalistler usulca çekiliyor eski sadık adamlarının arkasından. Türkiye’den başka her yerde İhvan planı çöktü. Bu tarihten çıka- rabildiğimiz, Türkiye’de de eninde sonunda çökeceğidir. Burada bir soru veya kuşku yok. Bir tek soru var: Son vuruşu emperyalistler mi yoksa halk mı yapacak? Orhan Gökdemir, AKP döneminde hepimizin gözü önünde yapılan tuhaflıkları, AB trenine binme sözü vererek iktidara gelenlerin kazıp deşe deşe bir ucubeye çevirdikleri ülkeyi ve yaşananlar karşısında “köyün delisi” olmayı bile isteye kabul edenlerin direnişini, kalemini hiç sakınmadan AKP’li Yıllarda Türkiye’nin Düzeni’nde anlatıyor. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺15,80 KDV Dahil

Basım Dili : Bulgarca
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 207
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : .
₺12,43

Aydınlanma, uzun dinsel kapanışın içinde insanlığın ışığa ulaşmada yeni bir yol arayışıydı. Kurumsallaşmış din her yerde sapkın gördüğü bu arayışı baskılamaya çalışıyordu. Ama insan merakı şahlanmış, dizginlenemez bir hal almıştı. Avrupa’da parası ve sonsuz merakı olan adamlar türedi. Bir ucu İskenderiye’ye dayanan uzun araştırma gezilerini finanse ettiler. Orada bulduklarını düşündükleri metinleri tercüme ettirdiler ve gizli toplantılarda huşu içinde okudular. Okudukça, buldukları bu metinlerin Kilisenin kitabından daha eski olduğuna inandılar. O meraklı adamlar o metinlerde kurumsallaşmış dinin eski orijinal halini görüyorlardı. Orijinal dini ararken bilimi ve felsefeyi buldular. Karanlığı yırttılar.

İçinden geçtiğimiz “Yeni Ortaçağ” da, tıpkı Aydınlanma çağı insanlarının kendilerini içinde buldukları ortam gibi, ışık sızdırmaz bir yoğunlukta... Ama çok şükür merakı sonsuz insanlar hep var.

Bir kaza ürünüydü aydınlık. Mevcut, kurumsallaşmış dinle didişip durmanın bir getirisiydi. Tıpkı aydınlıkçıların yaptığı gibi kör inançta gedikler açmaktan başka çıkar yol yok. Aydınlığı çoğaltmanın başka yolunu bilmiyoruz çünkü.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺38,90

Neden “15 Temmuz Anayasası?” Çünkü 16 Nisan’da oylanan “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”, 15 Temmuz darbe girişimi ve ardından yürürlüğe konulan olağanüstü hal rejiminin ürünüdür. 

Oysa Türkiye’nin Anayasa gündemi, Tanzimat-Meşrutiyet ve Cumhuriyet çizgisinde ortaya çıkan “sınırlı iktidar” ve “güvenceli özgürlükler” eksenindeki kazanımları daha ileriye götürmekti. Bunun için, “İnsan haklarına dayanan laik ve demokratik sosyal hukuk devleti” önündeki engelleri kaldırmak, toplumun ortak  beklentisi idi.

Tam tersine, OHAL koşullarında ve TBMM’nin büyük ölçüde dışlanmasıyla kısa zaman dilimine sıkıştırılan değişiklik, yerleşik anayasal kurum ve kuralları etkili kılmak yerine kaldırmayı amaçlamıştır. Hiçbir toplum, tepeden dayatma yoluyla birikimlerinden vazgeçmeye zorlanamaz. Türkiye toplumu da, hukuk devleti yolundaki kazanımlarının geri alınmasına seyirci kalamaz.

Profesör Kaboğlu, OHAL ile KHK’lere dayanan bir yönetim altında yapılan anayasa değişikliği ve tartışmalı sonucuyla karşı karşıya kalan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının önümüzdeki süreçte neler yapabileceğini, yılların kazanımlarını nasıl sahipleneceğini hukuk, demokrasi ve insan hakları bağlamında 15 Temmuz Anayasası’nda inceliyor


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺38,90

Bergama bu kez kesin olarak işgal edilmişti. Bu habere, Dikili’ye çıkan birliklerin de İzmir’den gelenlerle orada birleştiği haberi eklenince, havayı saran karamsar bulutlar adam akıllı yoğunlaşmıştı. Bir teselli gibi kulaklara ulaşan, daha gerilerde, Soma’ya doğru bir cephe kurulduğuydu. Bizimkiler orada tutunmuşlardı. Söylenenlere bakılırsa, Yunan ordusu adım atamıyordu. Subaylar, siviller, efeler, zeybekler müfreze müfreze kilitlenmişler; onlara geçit vermiyorlardı.

Kurtuluş Savaşı’nın en şiddetli günleri... Kuvayı Milliye’nin Yunan işgaline ve saldırılarına karşı oluşturduğu Batı Cephesi...

İşgal kuvvetlerine on dört ay gibi uzun bir süre direnmiş olan Soma/Cinge Cephesi’ne “karaço” adı verilen arabasıyla malzeme ve mühimmat taşıyan savaşçı Fakı…

Hüseyin Yurttaş’ın canlı karakterler ve tarihi gerçeklik zeminindeki kurgusuyla destansı bir anlatım...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺38,90

1950’lerin Türkiye’si…

Halkçılarla Demokratlar karşı karşıya geldiklerinde, zorlukla ayakta duruyor -henüz- bebek demokrasi. Vatan Cephesi, Tahkikat Komisyonları, korkular, bölünen halk… Bir yanlış birçok doğruyu götürüyor.

Ege kasabalarından birinde, henüz gelecek düşleri olgunlaşmamış İstanbullu bir yabancı…

Yaşadığı yere dâhil olma savaşı veren bir kaçak, kendine sürgün… Bu kasabada zamanın iplerini ağır ağır dokuyarak, arkasında bıraktığı hayatın tam ortasında yuvalanan karanlık ve kirli boşluğu önüne taşımadan ilerlemek istiyor…

Sahneye gerilmiş ince bir perdenin ardındaki döneme ışık tutan Gönül Çatalcalı, perdenin önünde büyük bir aşkı, ürperten heyecanları ustalıkla aktarıyor, arkadaki siyasetin masum insanlara dokunan kirli yanlarını gözler önüne seriyor. O günlerin “sır”larını günümüze taşıyarak ikinci kuşağa çözdürürken, okuyanı derinden sarsan bir hikâye anlatıyor.

Eşiktekilerin hikâyesini…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺49,90

“Ceplerim yeniden dolana kadar hiç kimse bana saygı duymayacaktı. Zengin bir kötürüm ile fakir olan arasında çok esaslı bir fark vardı.”

İş aramaya geldiği Galway’de trafik kazası geçirip sakat kalan Michael hayatta kalabilmek için pek çok şey dener. Kolunu ve bacağını kaybetmiş, yüzü de deforme olmuş korkunç bir yaratık, bir ucube olarak gezici bir sirkte çalışmaya başlar. Patronuyla yaşadığı anlaşmazlığın ardından adamın bütün foyasını ortaya çıkarır ve asıl hikâye de burada başlar. 

İrlanda’nın zengin edebiyat geleneğinden beslenen ve modernist İrlanda edebiyatının ilk örneklerinden sayılan Sürgün, modern toplumun heyulası yahut korkunç ötekisi olan kötürümlerin ancak tüketilebildikleri ölçüde toplumda kendilerine yer bulabildiklerini müthiş esprili bir dille, oyunbaz bir üslupla ancak oldukça gerçekçi bir biçimde anlatıyor. 

İrlanda edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Pádraic Ó Conaire kendi ülkesinin edebiyat mirasıyla dünya edebiyat birikimini ustalıkla harmanlıyor ve sizleri bir sakatın aniden dalgalanan, birden durgunlaşan, heyecanlanan, bitkin düşen, bencilce hareket eden, kendinden nefret eden yani bir anı diğerini tutmayan ruh dünyasına götürüp bırakıyor. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 156
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺21,90
1 2 3 ... 7 >
Çerez Kullanımı