Tükendi

Değerli okur,

Yaşınız, inancınız, siyasi görüşünüz, kökeniniz, mesleğiniz hatta eğitim seviyeniz ne olursa olsun, bu kitapta farklı perspektiflerden yapılan söyleşiler hepimizi ilgilendiriyor: Dert hepimizin derdi. Çünkü biliyoruz ki hepimiz aynı çatı altındayız ve bu ev hepimizin; yangın sararsa herkesi yakacak.

Atatürk Cumhuriyeti’nde son 10-15 yılda neler oldu? Türkiyemizi ve coğrafyamızı ne bekliyor?Bizlere anlatılanlarla gerçekler farklı mı? Dün söylediğinden bugün çark edenler, nabza göre mi şerbet veriyor?

Medeniyet seviyesi yüksek ülkelerin gündeminde insanlığın geleceğine dair çalışmalar varken biz halen terör şehitleri, tecavüz edilmiş çocuk, şiddet görmüş kadın, parçalanmış hayvan haberleriyle günler savıyoruz. Yıllardır ‘laik/demokratik cumhuriyet kaybedilir’ ya da ‘inancımı özgürce yaşayamam’ korkusundayız. Diğer yandan insanlar geçim darlığıyla yaşam mücadelesinde. Eğitim seviye ortalaması nitelik ve nicelik olarak düşük. En büyük yara, demokrasiyi kurulduğundan yana tam benimseyememiş bir halk olarak, demokrasinin araçlarından olan sandık başına gidiyor, oylarımızı sandığa bırakıyoruz. Bırakırken de çakma bir sistem içinde geleceğimizi sandıklıyoruz.

İşte elinizdeki bu kitap, özellikler ülkemiz siyasetinden farklı görüşlerin, stratejistlerin, sanatçıların, askerin ve hatta Milli Kütüphanenin sesine kulak vererek; “Atatürk Türkiye’si ve cumhuriyetinden sandık sandık uzaklaşıyor muyuz?” sorusuna yanıt aradı.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 335
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺28,70

Elinizdeki kitap, 1980’li yılların ortalarında göç ve göçmenlere ilgimin başladığı yıllardan günümüze değin bitmeyen bir yolculuğun öyküsüdür. Bu yolculukta göç ve göçmenlerle ilgili odaklanılan sorunsal değişse de değişmeyen tek şey, göçle ilgili olarak kendi içinde tutarlı ancak sürekli bir biçimde geliştirilmeye çalışılan metodoloji arayışı olmuştur. Göçün tüm dünyayı ilgilendirecek önemli bir olgu olacağı ve Türkiye’nin göç veren ya da transit bir ülke olmaktan göç alan bir ülke konumuna geleceği yönündeki öngörümüz, çok da dikkate alınmamış ve hem akademik hem de politik alanda bir yer edinememiştir. Nitekim göç özellikle de son yıllarda giderek daha da önem kazanan ve tüm dünyayı ilgilendiren bir olgu haline dönüşmüş ve “göçmen krizi” adlandırması ile gündeme oturmuştur.

Kitapta yer alan makalelerde yapılan tartışmalar üzerinden:
“Göçmek” ile “kaçmak” arasında fark olduğu,

Yarın bizim de tarafı olmayacağımız bir savaşın ortasında kalmayacağımızın ve benzer duruma düşmeyeceğimizin hiçbir güvencesinin olmadığı,

Göçmenler konusunda mevcut açıklamaların “yanlı” olabileceği ve bu yanlılığın bizim “gelenler”e karşı tavrımızı etkileyebileceği,

Gerçek suçluların kimler olduğu konusunda egemen olmayan farklı açıklamaların olabileceği,

Genellikle “kaçak” göçmen ve sığınmacı göçünü oluşturan göçmenlerin gittikleri ülkede “sınıf-altı/under-class” konumunda oldukları ve bu nedenle de her türden sömürüye ve adaletsizliğe daha fazla maruz kaldıkları,

Yaşadıkları yeri terk edip bilinmeze yolculuğun “gelenler” tarafından da istenir bir şey olmadığı,

Geri gitsinler dendiğinde geri gidil(e)meyeceği ve gidilse bile sorunların çözülmüş olmayacağı aynı sorunların farklı bir ülkede yeniden hortlayabileceği vb. konularda okuyucuyu düşünmeye ve düşüncelerini sorgulamaya yöneltmenin yanı sıra özellikle de alanda çalışacakların bilimsel bir bakış açısı edinmelerine katkı sunabilmesi dileğimiz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺82,00

Fırat Mollaer Yerliciliğin Retoriği’nde “bu ülke”yi düşünmenin hakim biçimlerini sorgularken toplumsal-siyasal meseleleri kültürel mevzulara indirgeyen kültürelciliğe güçlü bir eleştiri yöneltiyor. Buna göre, yerlicilik kültürü bir kavga silahına dönüştürüp toplumu ve siyaseti kültürün bir uzantısı olarak kurgular. Yerlicilik “yerli”den çok “yerli olmayan”la ilgili bir söylemdir, hatta “yerli olmayan”ı inşa etmenin bir yoludur. Öte yandan, yerlicilik kültür silahını “yerli olmayan”a yöneltmekle kalmaz, rakip “yerli”ler de birbirlerine aynı silahı çevirebilirler. Peki ama yerlicilik yerlilerin birbirine çevirdiği bir silah haline gelirse hangi işlevi görüyordur? Yerliciliğin düşünsel kaynakları nelerdir? Yerliciliğin tek bir biçimi mi vardır? Eğer cevap olumsuzsa farklı tipleri birbirinden nasıl ayırt edilebilir?

Yerliciliğin ideolojik ve söylemsel kuruluşu üzerinde düşünmeye çağıran kitap, söz konusu sorulara ülke, toprak, ev, taşra, kahraman, mazi, kültür, din, rasyonalite ve diğer terimler aracılığıyla, toplumsal-siyasal kuramdan kültürel kurama, edebiyattan, sinema ve felsefeye mekik dokuyarak cevaplar arıyor. Kitabın özgün savlarından biri “ideolog” ve “antropolog” tipi yerlicilik kavramları. Mollaer, yerliciliğin düşünsel kaynağı olarak Yahya Kemal’in düşüncelerini ele alırken, ideolog tipi yerliciliği Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç ve Cemil Meriç’ten, antropolog tipi yerliciliği ise Ahmet Hamdi Tanpınar’dan hareketle, kuramsal bir çözümlemeyle temellendiriyor. Kitapta bu ülkeye dair egemen söylemlerin tartışılmasına Tanpınar, Yahya Kemal, Cemil Meriç ve Nuri Bilge Ceylan’ın yanı sıra Gaston Bachelard, Fredric Jameson, Ernst Renan ve Daryush Shayegan gibi yazar ve düşünürler de iştirak ediyor. Yazar bazen ironik bir dille bazense bir yurttaş ciddiyetiyle kültürelciliğe karşı eşit yurttaşlar olarak sorunları cesaretle önümüze koymayı öneriyor. Yerliciliğin Retoriği yerliciliğin kültür savaşını körükleyerek kapattığı düşünce yollarını açma denemesi olarak da okunabilir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺45,10

Siyasetçilerin, yeri geldiğinde yalanı bir araç olarak kullandıkları, tarihte sayısız örnekle sabittir. Bu durum en başından itibaren birçok düşünürün aklını meşgul etmiş, Platon, Machiavelli ve yakın tarihte Leo Strauss gibi birçok önemli ismi yalanın siyasetin harcında bulunduğunu ileri sürmeye, siyasetçilerin ve devlet yöneticilerinin halka en azından “devletin bekası” veya “toplumun selameti” adına “soylu” yalanlar söylemelerini meşrulaştırmaya itmiştir. Bu bakımdan Nazilerin dehşet verici propaganda aygıtı, Soğuk Savaş’ın taraflarının yıllarca yürüttükleri propaganda savaşları, daha yakın tarihlerde 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Irak’a müdahalesini meşrulaştırmak için başvurduğu yalan, Türkiye’de ise Gezi Parkı sürecinde eylemleri durdurmak ve itibarsızlaştırmak için medya aracılığıyla kurgulanan Kabataş Saldırısı gibi örnekler, siyasetin bir “yalan söyleme sanatı” olduğu inancında ifade bulan ve Hannah Arendt’in demokrasiye yönelik en önemli tehditlerden biri olarak gördüğü bu tavrın varabileceği ürkütücü noktayı gözler önüne sermiştir. Gerçek ile kurgu arasındaki sınırların bu şekilde bulanıklaştırılması, neoliberal siyasetin dümen suyunda şekillenen yeni dünya düzeninde siyaset, hakikat ve yalan arasında kurulan yeni ilişkilerin mercek altına alınmasını akademik bir bilgilenme çabasının yanı sıra bir etik sorumluluk haline de getirmektedir.

Yeni Türkiye, Hakikatsiz Siyaset, Soylu Yalan, siyaset, yalan ve hakikat arasındaki ilişkinin yalın ve tek yönlü olmadığını, bu kavramlar arasında son derece karmaşık, dallı budaklı bir ilişkinin bulunduğunu ortaya koyuyor. İktidarların merkezileştiği, çatışma ortamının ve şiddetin her geçen gün arttığı, siyasal sağırlığın ve komplo teorilerinin alıp başını gittiği ve kimilerince “hakikat sonrası” diye nitelenen yeni bir dünya düzeninde “yeni” Türkiye’nin nerede durduğunu sorunlaştırıyor. Ulusal ve uluslararası siyasette yalanlara karşı daha etkili stratejiler, pratikler ve söylemler geliştirilmesine yardımcı olabilecek bir tartışmaya ön ayak olmayı amaçlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺77,90

Elinizdeki kitap, Türkiye politik sinemasının Yılmaz Güney’den İtibaren şekillenmeye başlayan ve günümüze kadar uzanan kimi momentlerini farklı konumlanışlar üzerinden ele alıyor. Bunu yaparken, ele alınan filmlerin bizi çağırdığı manzarayı, almaya zorladığı konumları ve tanıklık etmeye davet ettiği hakikatleri göz önüne sermekle yetinmiyor. Pürüzsüzleştirilen manzaraların, gizlenen konumların ve üzeri örtülen hakikatlerin bir dökümünü de çıkarmaya girişiyor. Bu yüzden yalnızca, perdeye yansıttığı manzarayla, gerçekliğin bizzat kendisiyle kavga eden yönetmenlerin eserlerinin analizini üstlenmiyor.

Bir yandan da siz okuyucuları, perdede verilen kavganın ne kadar layığıyla yerine getirildiğini sorgulamaya çağırarak, bizzat yönetmelerin kendisiyle de bir kavgaya çağırıyor. Kavgacı bir sinema geleneğinin kendisiyle kavga etmek gibi paradoksal bir görevi farklı disiplinlerden, farklı manzaralardan ve konumlardan yazarlar aracılığyla dikkatinize sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺53,30

Uzun zamandır Üçüncü Yol tartışmalarına katılmıyorum; ama Orta Yol yeniden heyecanlanmamı sağladı.”

-Anthony Giddens ( Üçüncü Yol kitabının yazarı, İngiliz İşçi Partisi Teorisyeni London School of Economics, Londra )

“Orta Yol’da bir ideoloji ilk kez nörobilimsel verilerle temellendiriliyor. Hira; sosyal demokrasi adına, hem de Türkiye’den çok güçlü bir ses veriyor.”

-Sherl Berman ( Sosyal Demokrasi Zamanı ve Politikanın Üstünlüğü kitaplarının yazarı Columbia Üniversitesi, New York )


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 440
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺90,20

Kadın sağlığı; ruhsal, zihinsel, duygusal, sosyal ve fiziksel iyiliği içermekte ve fiziksel olduğu kadar, hayatın sosyal, politik ve ekonomik boyutu tarafından da belirlenmektedir. Yazar da eserinde mesleki deneyimleri ve gözlemleri çerçevesinde kadınların doğal halleriyle gündelik hayatta kapladıkları izleri sürmektedir. Nihayetinde yaşam pratikleri içinde belirleyici olan özneler değil bireylerin ilişkileri olduğundan kadın-erkek ilişkisi cephesinden kadın anlatılmaya çalışılmıştır.

Aşırı bağımlılık kişiyi çukurlu yollarda, patikalarda ilerlemeye zorlar; bazen de uçuruma yuvarlar. Karşıdakinin başarısıyla özdeşleştirir kendi başarısını, gücünü, kendine biçtiği değeri. Terk edilme, yalnız kalma, sevilmeme, beğenilmeme korkusu tavırlarını etkiler, tepkilerini, gideceği yönü belirler. Mutluluğu, başarıyı hep dışarıdan bekler. Bir an, bir gün gelmediğini görünce hüsrana uğrar.

Lefebvre’ye göre “kadınlar kızgınlık, tutku, neşe gibi duygunlara yatkındır. Kadınların özelliği, fırtınalara, cinsel hazlara, hayat ve ölüm arasındaki bağlara, temel ve kendiliğinden gelen zenginliklere daha yakın olmalarıdır. Moda, güzellik, dişilik gibi kavramlar da kadınların bu konumuna kaynaklık etmektedir”.

Bu kitapta kadının kendisini var etme biçimi, ilişkilere nasıl baktığı, erkeğin kadını nasıl anlamlandırdığı anlatılmakla birlikte ruh sağlığı, kişilik bozuklukları, meditasyon ve yogaya da yer verilmiştir.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺82,00

Aile şirketlerinin ikinci kuşaktan üçüncü kuşağa geçtikten sonra yok olmalarının nedenleri nelerdir?

Türkiye’de şirketler ne zaman denetim ve kontrolden bahseder?

Şirketler alarmı hırsız girdikten sonra mı, girmeden önce mi taktırmalı?

Yolsuzlukların önlenmesinde şirketlerde kurulan ihbar/danışma hatlarının rolü nedir?

Denetim sisteminin kurulmasında yöntem olarak proje yönetiminin yapılması ve takım çalışmasının uygulanmasının önemi nedir?

Sermaye piyasalarında iç denetim ve iç kontrol sistemlerinde rastlanan sorunlar ve bu sorunların çözüm yolları nelerdir?

Stratejik sürdürülebilirlik yönetimi (SSY) nedir; nasıl uygulanır?

Aile şirketleri için halka açılma, özel sermaye ve partnerlik sistemi birer çıkış yolu olabilir mi?

Partnerlik sistemi nasıl kurulur?

Yolsuzlukla proaktif mücadele nasıl yapılır?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺49,20

Zenginlik ve servet oluşumu ile birlikte ortaya çıkan gelir dağılımındaki adaletsizlik insanoğlunu binlerce yıldır meşgul eden meselelerden biri olmuştur. İnsanlar arasındaki farklı gelir düzeylerinin oluşumu, bir başka deyişle gelir eşitsizlikleri, toplumdaki bireyler arasında zengin ya da yoksul gibi sınıfsal kategorileri oluşturmuş ve bu durum sınıfsal farklılıkların/eşitsizliklerin doğmasına yol açmıştır. Zenginlerin maddi güçlerinin yanı sıra iktidarı etkileyecek güce de sahip olmaları onları yönetimde söz sahibi yaptığı gibi toplum içerisinde ayrıcalıklı bir statü ve konuma da ulaştırmıştır.

Osmanlı taşrasındaki zengin sınıf üzerine odaklanan bu çalışma belirtilen toplumsal grup içerisindeki bireylere yönelen sosyolojik bir tarih araştırmasıdır. Bir tarihçi ve bir sosyolog tarafından ortak üretilen bu çalışmayla klasik dönem Osmanlı zengin sınıfının tarihsel arka plan göz önünde bulundurularak incelenmesi amaçlanırken, Osmanlı toplumunda ortaya çıkan sınıfsallaşma süreçlerinin ekonomik ve kültürel sermaye çerçevesinde nasıl oluştuğu, servet edinme ve tüketim araçlarının öteki (yoksul ve orta halli) gruplardan nasıl farklılıklar gösterdiği gibi hususlar ise araştırmanın problematiğini oluşturmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺49,20

Durkheim sosyolojisi Türkiye’de yalınkat bir biçimde alımlanmıştır ve bunun ülkenin politik tarihine özgü temel sebebi, onun Cumhuriyet’in kuruluş momentindeki iktidar tekniklerinin teorik yakıtına indirgenmek ve homojenleştirici bir modernist milliyetçilik gövdesine yapıştırılmak suretiyle arkaik bir pozitivizm / anti-pozitivizm anlatısına hapsedilmiş olmasıdır. Durkheim’ı belirli etiketlere (‘pozitivist’, ‘organizmacı’, ‘ahlâkçı’, ‘düzen teorisyeni’, ‘yapısal-işlevselci’ vb.) kapatan, sosyoloji tarihine özgü pedagojik tasniflerin çarpıtıcı mantığı da bu etkiyi arttırdı hiç kuşkusuz. Oysa Durkheim sosyolojisi yeterince gün yüzü görmemiş pek çok gerilim ve vukufu bünyesinde barındırmaktaydı.

Elinizdeki çalışmayı Durkheim’a dönük Türkiye’deki bu kavrayışı aşındırmaya ve öz-düşünümsel bir yeniden okumanın yolunu açmaya dönük bir girişim olarak görmek mümkün. Derlemenin içerdiği yazılar, hep birlikte, alternatif bir Durkheim imgesi sunuyor bizlere. Durkheim üzerine yeniden düşünmek, bir yanıyla, sosyoloji üzerine yeniden düşünmek anlamına geliyor bu noktada. Öte yandan, Durkheim’ı kendi eserlerinden ve uygun bağlamlandırmalar içerisinde okumaya başladığınız an üzerine giydirilen gömleklerin hızla yırtılıp atıldığını hayretle fark ediyorsunuz. Dolayısıyla, bu çalışma bir yanıyla da Durkheim’ı ikincil kaynaklardan değil de bizzat kendi eserlerinden okumaya bir teşvik, bir davet olarak görülmelidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺77,90

“Makam odamda masamın karşısındaki duvarda cilalı ceviz çerçevede Cumhuriyetimizin efsane adalet bakanı Mahmut Esat Bozkurt’un şu veciz sözü yazıyordu: Cumhuriyet Savcıları… Meriç kıyısında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin gözyaşlarından siz sorumlusunuz.”

Yargıtay Onursal Üyeliğinden emekli olan yazar; 40 yılını geçirdiği yargı görevinde yaptığı veya yönlendirdiği soruşturma ve kovuşturmaları, bunların sonuçlarını dünün ve bugünün şartlarında yorumlamak, toplumsal belleğe aktarmak amacıyla bu kitabı kaleme almıştır. Yazar, 1970-2000 yılları arasında, zor günlerde, savcılık ve başsavcılık yapmış; Türkiye’nin bu zor günlerine de tanıklık etmiştir.

Mamafih hukuk insanlık seviyesi için bir gösterge olduğundan, Türkiye’nin toplumsal değişimini ve gelişimini de bu kitapta izleyebilirsiniz. Yazarın isteyip de yapamadıklarını genç meslektaşlarının yapmayı başarması; ülkemizde demokrasinin ve hukuka bağlı devlet anlayışının yerleşmesi ümidiyle…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺69,70

Edip, görülemeyeni gören, dile getirilemeyeni dillendiren, söze dökülemeyeni söyleyebilendir. Edip, herkesin gördüğüne yalnızca kendisinin görebildiklerini, herkesin söyleyebildiklerine yalnızca kendisinin söyleyebildiklerini katar. Umumun inşa ettiği gerçekliğin ötesine geçip, gerçekliği şahsen inşa eder. Gerçekliğe arkasını dönmez, onun içine nüfuz eder. Gerçekliğin seyircisi değildir o, gördüğünün içindedir ya da içinde bulunduğunu görendir.

Şair bazen üzerine örtülmüş peçeyi kalemiyle yırtar bazen de kendisinin keşfettiği gerçekliğin üzerini örter. Sözü yalnızca ehl-i hâl için söyler. Şair işaret eder, okuyucu işareti takip eder ve basireti nispetinde gerçekliğe nüfuz eder. Çoğunluğun umurunda bulunmadığı için “yok” kabul edilenleri umursayan edip, umurda bulunmayanı umura yükler ve umurda bulunan bir şey, soyut olsa bile umursanmayan somuttan daha gerçektir.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺57,40

2011 yılında Norveç’te gerçekleştirilen ve 77 masum insanın ölümüyle sonuçlanan kanlı terör saldırıları bazı gazeteler ve televizyonlar tarafından ilk anda köktendinci Müslümanlarla ilişkilendirildi. Fakat kısa süre içinde bu saldırıları aşırı sağcı, ırkçı ve beyaz bir Norveçli saldırganın düzenlediği ortaya çıktı. Bu gazeteleri ve televizyonları erkenden böyle hatalı bir yargıda bulunmaya iten neydi? İsviçre, ülkede sadece dört minare bulunmasına rağmen yeni minarelerin inşa edilmesini neden yasakladı?

Aşağı Manhattan’da kurulması önerilen bir İslami kültür merkezi ABD’nin dört bir yanında hararetli bir siyasi tartışmanın fitilini neden ve nasıl ateşledi? Yüzyıllardır Yahudileri ve diğer dinsel veya azınlık grupları hedef alan kalıp yargılar ve korkular ile dünyada artan İslamofobi ve yabancı düşmanlığı arasında esaslı bir bağlantı var mı?

Çağımızın en önemli kadın filozoflarından bir olan Martha C. Nussbaum, bu gibi gelişmelerin ardında yatan esas nedenin, “en narsistik duygu” diye nitelediği korku olduğunu ortaya koyuyor. Evrim sürecinde hayvanların ve insanların hayatta kalmalarına ve tehlikelerden sakınmalarına yardımcı olagelmiş doğal bir düzenek olan korkunun, insan dünyasında özellikle retorik ve siyaset aracılığıyla nasıl bir kültür haline getirildiğini, 11 Eylül saldırılarından sonra dünyayı etkisi altına alan korku ikliminin ürünü güncel olaylar ve tartışmalar üzerinden ortaya koyuyor.

Nussbaum’un engin felsefe, siyaset, tarih ve edebiyat bilgisini sergileyen ve her düzeyde okurun anlayabileceği, açık ve akıcı bir dile sahip bu çalışması, akla uygun korku ile akla uydurulmuş korkuyu özenle birbirinden ayırmamız gerektiğini gösteriyor. Farklılıkları anlamak, ötekine yönelik tahammülsüzlüğü aşmak ve daha dengeli, içleyici toplumlar inşa edebilmek için “duygudaş imgelemimizi” nasıl geliştirebileceğimize ilişkin ipuçları sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺69,70

Ne kadar da çok değişimden söz ederiz! Lakin ne kadar değiştiğimiz üzerine ne kadar da az söz ederiz! Her şeyin değiştiğini biliriz de payımıza düşeni ihmal ederiz. Kendi elimizle değiştirdiğimiz dünyaya isyan ederiz de elimizi yıkamayı bir türlü düşünemeyiz. Ya kendi elimizle inşa ettiğimiz ikonlara ihtiramda bulunur ya da onları yıkmak için yine ellerimizi kullanırız. Kabil’e eyvahlar ederiz de kaç Habil’in katili olduğumuzu ya da katline şahitlik ettiğimizi yargılayamayız. Bizden öncekilerin elleriyle serdikleri postu toplayıp, kendi postumuzu sermeyi arzu ederiz. Lakin o postu başka ellerden devraldığımızı da inkar ederiz. Bizden önce posta kurulmuş muktedirleri kıyasıya eleştirir ve hatta onlara kıyarız da postnişin olma sevdasından bir türlü vazgeçemeyiz. Onlarla farklılığımızın altını çizeriz de benzerliklerimizi göz ardı ederiz. Evvelki her iddiayı çürütürüz de kendi iddialarımızın çürüyüp gideceğini kabul etmekte zorlanırız. Hangi taze meyve dalında kalmış ki? Toprak altında çürümemiş kaç bedenin elini tutabiliriz? Zaten bedenlerimiz de aynı topraktan değil mi? Ve ruhlarımız ve zihnimiz ve devralıp-devredeceğimiz mirasımız!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺49,20

Beyaz adam kıtayı ayakları altında çiğnemeye başlamadan önce o muhteşem tabiatın içinde “vahşi” diye yaftalanan ama hiç de öyle olmayan bir hayat vardı. Bir gece baskına maruz kalıp da yok edilmeden hemen önce içlerini ısıtan bir ateşin etrafında toplanmış gençlere ve çocuklara öyküler anlatıyordu ihtiyarlar. Yanan ateşin dalgalanan alevlerine bakarak hülyalara dalıyordu dinleyenler. Genç Kara Geyik, sevdiği kızla evlendiği günün hayalini kuruyordu. Küçük Atmaca, büyüyüp babası gibi yiğit bir adam olacağı günün sabırsızlığını taşıyordu. İpek Saç, peşine takacağı delikanlıları sayıyordu.

Daha nice hayallere geçmişten gelen sesin anlattığı öyküler eşlik ediyordu. Evet, anlatılan öyküler istilacılarınkilerden farklıydı ama en azından daha az insani değildi. Kurulan düşler de farklıydı ama ne o an ne de gelecekte kimseye bedel ödetecek türden değildi. İşte o gün, orada katliam başladığında ve annesinin bağrına basarak korumaya çalıştığı son bebek de öldürüldüğünde bütün bir halkın hatırası talan edildi ve düşleri yok olup gitti.

Ne yazık ki bugün onların ve batılıların dünyanın farklı yerlerinde ayak bastığı topraklarda daha nicelerinin matemini tutacak kimse kalmadı. Bu kitap, matemini tutacak kimselerin dahi bırakılmadığı, toprağın sinesine karışmış nice canlar için tutulan bir matemdir aynı zamanda.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺24,60

Türkiye dünyanın en hızlı yaşlanan ülkelerinden birisidir. Yapılan son tahminlere göre, Fransa’nın 115 yılda ya da İsviçre’nin 85 yılda geçirdiği yaşlanma sürecini Türkiye 15-20 yıl içinde tamamlayacaktır. Karşı karşıya kaldığımız soru, Türkiye nüfusunun ne kadar genç olduğu sorusu değildir. Türkiye nasıl yaşlanmaktadır? Yüzyılın sonunda Türkiye’nin nüfus yapısı nasıl değişecektir? Değişen nüfus yapısı sosyal, ekonomik ve çevresel kalkınmayı nasıl etkileyecektir? Yaşlanma Türkiye için demografik bir hediye mi yoksa bir sorun mu olacaktır? Bu sorulara verilecek bulguyla donatılmış yanıtlar, Türkiye toplumunun gelecek yüzyıl içindeki siyasi ve ekonomik kaderini belirleyecektir.

Bu kitap, sizlerin yaşlanma ve yaşlılığa bakışınızı değiştirecek, birbirinden farklı yaşlanma deneyimlerine dair tartışmaları içeren 6 yazı sunmaktadır. Bu çalışmalar, yaşlanmanın ve yaşlılığın ne denli çeşitli, renkli, değişken ve dinamik olduğunu gözler önüne sermektedir. Yaşlanma eşsiz bir serüven olabileceği gibi, bir eziyete de dönüşebilir. Yaşlıların güçlü̈ yanları olabileceği gibi, sorunlarla baş başa kaldıkları dönemler de yaşanabilir.

Bu kitapta, sadece hızla yaşlanan Türkiye’nin mevcut konumundaki çeşitliliği izlemeyeceksiniz. Aynı zamanda kendi yaşlanma sürecinize ilişkin gelecekte sizleri nelerin beklediğini de öğreneceksiniz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺49,20
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 16
En / Boy : 19 / 27
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : .2008
₺16,40

Elinizdeki Türkiye’de Sosyoloji (İsimler-Eserler) adlı iki ciltlik bu eser, ne bir düşünce ne desosyoloji tarihidir. Olsa olsa Türkiye düşünce tarihini veya Türkiye sosyoloji tarihini yazmak isteyecek olanlar için zengin bir bilgi kaynağıdır. Kendi türünde bir ilk olan Hilmi Ziya Ülken’in Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi (1966) ve yine kendi türünde bir ilk sayılabilecek olan Emre Kongar’ın Türk toplumbilimcileri I-II yayınlandıkları yıllarda büyük bir boşluğu doldurmuştur. O yıllardan bu yana uzun zaman geçmiş olmasına rağmen, özellikle Türk Sosyologları adlı eser gibi veya onu tamamlayacak biçimde herhangi bir ürünün ortaya çıkmaması elinizdeki Türkiye’de Sosyoloji (İsimler-Eserler) isimli eserinin yayımlanmasını zorunlu kılmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 2042
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2008
₺492,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 16
En / Boy : 19 / 27
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : .2008
₺41,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2016
₺82,00

Çin mitleri, bize, dünyanın en eski ve en zengin uygarlıklarından birinin, etrafındaki dünyayı nasıl gördüğünü anlatır. Bu mitler de onları üreten uygarlık gibi gelişkin, karmaşık ve zengindir. Çok uzun bir sözlü tarihleri vardır. Milattan önce beşinci yüzyıldan başlayarak parçalar halinde yazıya geçirilmeye başlanmışlardır. Ancak bu parçalar kısa ve dağınıktır. Tarih boyunca aynı öyküler, aynı efsaneler, aynı sözlerle tekrar tekrar yeniden yazılmış, buna karşın bir bütün halinde derlenmeleri yoluna gidilmemiştir. Bu mitlerde köken, yaratılış, tanrılar, tarihsel hanedanlar, kahramanlar, doğaüstü olaylar, felaketler, efsanevi bitkiler ve hayvanlar, tuhaf ülkeler ve halklar konu edilir. Doğal olarak bu mitler, diğer kültürlerin mitleriyle ortak temalara ve benzer öykülere sahiplerdir. Böylece bu mitler bir yandan Çin ile diğer kültürlerin olası etkileşimlerini işaret ederken, bir yandan da Eski Çin’in insanları, toplumsal yaşamı ve coğrafyası hakkında başka türlü edinemeyeceğimiz bilgileri sunarlar.

Anne Birrell Çin Mitleri’nde Çin mitlerinin zengin ve karmaşık dünyasına kısa bir bakış atıyor. Tematik olarak düzenlenmiş kitap, ilginç ve eğlenceli bir metin olmanın yanı sıra Çin mitlerini öğrenmeye başlamak için faydalı bir başvuru kaynağı niteliği de taşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 111
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2016
₺36,90

Bir alımlı, çok edalı
Hal bilmez, ah, çektirir yar.
Yaşarım Mecnun gibi
Halim harap, ya Rabbi
Gözü kara, gül dudaklım,
Sabrım var...
Bekleyişlerim yine nafile
Gündüz-gece yalvarırım ‘’gel’’ diye
Yakıyorsun niye beni elinle?
Ateşinle dönüyorum deliye.
Dünyaların güzeli, al kalbine
Deryaları aşarım o sevgine
Takıldıkça gözlerim gözlerine
Düşlerimde eriyorum seninle.
Bir alımlı, çok edalı
Hal bilmez, ah, çektirir yar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺49,20

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺82,00

Sonbaharda ayrıldım

Yollarına bakaraktan

Bulutları gönderdim sana

Gözyaşımı yağmur olup

Serpsin diye

Her Damla da özlem

İçersin belkide rastgele

Bense içemeyeceğim.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Elazığ
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺41,00

İlkel kabilelerle ilk karşılaşmalardan başlayarak ilerleyen bir beden pratiğinin hikayesi. Dahil olduğu her kültürde, çok farklı amaçlarla kullanılabilecek bicimde kendine geniş bir alan açmış bedensel bir deneyim. Bir beden modifikasyonu olarak dövme, yalnızca estetik açısından değerlendirilemeyecek kadar geniş bir anlam yelpazesine sahip bir fenomen olarak karşımızda durmaktadır.

Elinizdeki kitap, dövmeyi tarihsel perspektifinden de koparmadan, dövmenin bugünkü anaakım tüketim örüntüleri içindeki sosyolojik anlamlarının izini sürmektedir. Bu iz sürme, bireysel ve kültürel kimliğin somutlaştığı bir alan olarak beden ve beden üzerindeki kültürel kodların çözümlenmesi anlamında, dövme ve dövmenin değişen anlam ve uygulamalarının, alandan elde edilen veriler ışığına tartışmaya açılmasıyla yapılmaktadır.

Bu bağlamda; söz konusu bu çalışma, dövme pratiğinin sosyolojik tartışmasını, tüketim, tüketimin tezahür ettiği alan olarak beden ve ona ilişkin sosyolojik yaklaşımlar etrafında örgütleyerek, dövmenin farklı toplumsallıklarla olan çok boyutlu ilişkisini okuyucuyla buluşturmayı amaçlamaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺59,90

Bir aşiretin bir asırlık öyküsü... Mezar taşlarına baktıkça yüreklerden kan damlar. Yüreklerin sızıltısından varlık varlığından utanır, yok olmanın ağırlığında. Ah…! Nasip olmadı insanca yaşamak. Savaşarak, göçerek; dağları, yaylaları mekan tutmuşlar. Yaşadıkları toprak damlarını hayvanlarıyla; cılız bedenlerini bitlerle, pirelerle, kenelerle, farelerle paylaşmışlar. Zorlukların içinde kimi pirine, kimi şeyhine, kimi doğmamış oğluna, kimi dağlara, kimi kalemine, kimi toprağına kimi de anılarına tutunmuş.

Bir ailenin yaşam öyküsünden yola çıkan bu kitap genelde Varto, özelde İskender köyü tarihinin bir parçasını gerçeklere sadık kalarak anlatmaktadır. Aslında bu tarihsel süreci Türkiye’nin tarihsel sürecinin bir parçası olarak da okuyabiliriz.

Kitabı okurken birbirlerine komşu olan insanların nasıl birer katile dönüştüklerini veya dönüştürüldüklerini de okuyoruz. Şeyh Sait isyanının Varto boyutunu öğreniyoruz. Jandarma denildiğinde yöre insanını belki de en çok çocukları bir korku alır. İşte bu durumun neden kaynaklandığını kitap okunduğunda daha iyi anlıyoruz. 1. Dünya Savaşı, Sarıkamış olayının sonuçlarına dair öyküler de can acıtıcı. Yine 2. Dünya savaşı yıllarına da kitap sayesinde tanıklık ediyoruz.

Bu çerçevede bu kitap roman olarak okunabileceği gibi tanıklığa dayanan saha araştırmasına benzer bir bilimsel ve belgesel çalışma olarak da değerlendirilebilir. “Tutunanlar” size her zaman ihtiyacımız olan samimiyet ve gerçekliği sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 448
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺84,90

Günümüz Türkiyesi’nin gençleri niçin “temiz” işlerin daha doğrusu “temiz” hayatların peşinde koşar ve tüm hazırlıklarını bu hedef doğrultusunda yapar? Beyaz yakalı bir profesyonel olmak için ne tür vasıflara sahip olmak ve hangi engelleri aşmak gerekir? “Kâğıt üzerindeki” engellerin aşılması bu hayata ulaşmanın kesin garantisini verir mi? Beyaz yakalılar ne tür mekânlarda çalışır? Bu mekânların oluşumunu makro süreçler ne şekilde etkiler? Beyaz yakalılar niçin ve nasıl çalışır? Beyaz yakalı hayatların şehirle ne tür ilişkileri vardır? Şehir, beyaz yakalıyı nasıl üretir ve tüketir? Bu durumun tersi nasıl gerçekleşir? Dahası hangi süreçler üzerinden bu durum gerçekleşir? Beyaz yakalı çalışanlar evlerini nasıl seçer ve kurar? Evleri, evdeki hayatları ve aile hayatları nasıldır? Bu kişiler mahrem alanlarında ne üretir ve tüketir? Kitap bu zor soruları İstanbullu beyaz yakalı profesyoneller ve Ankaralı kariyer uzmanları özelinde yaşam tarzı konusuna odaklanarak ele alıyor. Beyaz yakalıları konuşturan ve onların hayatlarını anlatan bir kitap…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺46,90

Hiç sıkılmadan keyifle okuyacağınız, okurken kimi zaman notlar almaktan da geri duramayacağınız farklı bir roman Sosyolojik Kafa. İstanbul’a Sosyoloji okumaya giden üniversite öğrencisi Nilüfer’in Romanı. Nilüfer ile birlikte İstanbul’u yaşarken, onun gözünden sosyolojinin derinliklerine inecek, sosyolojik kavramlarla tanışacak ve sosyolojik düşünme becerisinin hazzını yaşayacaksınız.

Bir rüya artığı olarak kalktı yataktan; saatine göz attığında acele etmesi gerektiğini anladı, ama yine de bir yavaşlık vardı üzerinde. Uyanmayı becerememiş uykulu bir bedenin zorlama hareketleriyle hazırlandı ve ayrıldı kaldığı öğrenci yurdundan. Okula varıp sınıfa girdiğinde Sabahattin Hoca’yı tahtaya şiir yazarken buldu…

‘Ey kuş’ dedim, ‘Acayipsin, ya bir iblis ya kâhinsin,
Üstte Tanrı altta insan, hepimiz taparız ona,
Söyle bu kederli ruha, var mı ikinci bir vuslat,
Melek gibi Lenor’umu kucaklar mıyım acaba?
Sarar mıyım onu şöyle, yine mazideki gibi’
O an kuzgun dile geldi, cevap verdi, ‘Asla’ dedi.
Edgar Allan POE

Sosyoloji eğitimi alan biri olarak bu bilimin bana kattıklarını somutlaştırmaya çalışıyorum kafamda. Kendi kendime soruyorum; sosyoloji bana ne kattı?

Sosyolojinin, yaşamdan dram üretme sanatında ustalaşmış yetişkinler dünyasına ve topluma daha bir kuşkuyla, yani bildik olanı bilmedikleştirerek bakmamı sağladığını söyleyebilirim öncelikle. Bu bilim insan ve toplum yaşamına sadece gözlerimle değil, yüreğimle de bakmam gerektiğini sezdirdi. Hemen hemen her şeyi daha bir farklı görmeye başladım. Çocuklar kıyıya vururken de, kadın oldukları için insanlar şiddet gördüğünde ya da öldürüldüğünde de, pek çok insan diyetisyenlerin kapısında kuyruk olmuşken açlıktan çocuklar öldüğünde de ben hep tetikte oldum. Fark ettim ki, sorun büyürken unuttuklarımızda! Sosyolojik bakışın özünü, çocukluğumuzun hazineleri ile harmanladım çoğu zaman. Yetişkinler dünyasının yarattığı dramların yıldızları söndürdüğünü gördükçe sosyologların “küçük prens” olması gerektiği düşündüm. Sosyoloji ve sosyologlar yıldızların tekrar parlaması için bir şeyler yapabilirler umudu beni daha çok bağladı bu bilime.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺59,90

Karşılaştırmalı-tarihsel sosyoloji alanındaki aşikâr canlanmada Max Weber’in katkısının epeyce ihmal edildiği tespitinden hareketle Kahlberg, bu yapıtında, Weber’i ‘karşı konulamaz bürokratikleşme’, ‘evrensel rasyonelleşme’ ve gündelik hayatın rutini içerisinde karizmanın ‘devrimci gücünün’ dönüşümü gibi kapsamlı ve evrensel kavramlardan çok daha fazlasını üreten bir sosyal bilimci olarak resmediyor.

Sadece kavramsal üretimin enginliğini değil ustalıklı araştırma stratejilerinin niteliğini de gözler önüne seren yazar, Weber’in empirik odaklı eserlerinin günümüzdeki karşılaştırmalı-tarihsel sosyologlara faydasını netleştirecek şekilde ele alınmasını hedefliyor. Lakin Weber külliyatının analitik potansiyeli, beşeri bilimlerin pek çok patikasına hitap edecek bir zenginlik içermekte.

Dolayısıyla elinizdeki çalışma (Türkiye’de halen cılız bir zemin teşkil eden) tarihsel sosyoloji literatürüne önemli bir katkı niteliği taşımakta olup, Weber’in temel metinlerinin ana yönelimlerini sistematikleştirme ve yeniden inşa etmeye yönelik bir çaba arz ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺90,20
Tükendi

Müslümanlara Kur’an’da “Siz insanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz, doğruyu emreder, yanlıştan men edersiniz ve Allah’a iman edersiniz” ayetiyle güvence verilir. Bu ayete samimiyetle inanıp Muhammed’in davetine icabet edenler, İslam inancının doğuşundan kısa bir süre sonra İslam’ın damgasını taşıyan, kendine özgü kurumlara, sanatlara, edebiyata, bilime, siyasi ve toplumsal teşekküllere sahip yeni bir toplum inşa etmeyi başarmışlar, bu yeni toplumu yüzyıllar içinde Eski Dünya’nın dört bir yanına yayıp insanlığı İslam’ın hedeflediği ideallerin çatısı altında birleştirmeye diğer tüm toplumlardan daha fazla yaklaşmışlardır.

İlk kez yayımlandığı 1975 yılından günümüze İslam çalışmaları ve uygarlık tarihi alanlarında bir klasik eser haline gelmiş olan İslam’ın Serüveni, Muhammed’in davetine icabet edip binlerce yıllık köklü kültürel geleneklerin kavşak noktasında kendilerini, dünyayı ve dünya içindeki yerlerini yeni bir gözle değerlendirmeye girişen küçük bir “inananlar” hareketinin, dünyayı adalet, insanlık onuru gibi evrensel ilkeler üzerinde yeniden inşa etmek üzere çıktıkları yolda zamanla büyüyerek bugün yaklaşık 1,5 milyar üyesi bulunan bir dünya uygarlığı haline gelişinin izlerini sürüyor. En verimli çağında hayata gözlerini yuman tarihçi ve düşünür Marshall G. S. Hodgson’ın parlak dehasını sergileyen bu kitap, İslam uygarlığına aşina olanlar kadar bu tarihe ve kültüre aşina olmayanlara da hitap etmesi; İslam toplumlarının barındırdığı zenginliği, pek bilinmeyen ilginç ve çarpıcı ayrıntılar üzerinden ortaya koyması; İslam’ı genel dünya tarihi içindeki yerini gözden kaçırmadan değerlendirip toplum, ekonomi, sanat, bilim gibi alanlara ilişkin yeni ufuklar açıcı kışkırtıcı çözümlemeler barındırması ve İslam dünyasının günümüzde içinde bulunduğu buhranın tarihsel kaynaklarının ve bu buhrandan olası çıkış yollarının neler olabileceğine ilişkin ipuçları sağlaması itibarıyla her kitaplıkta bulunması gereken eşsiz bir eser.

İslam’ın Serüveni’nin birinci cildi olan İslam’ın Klasik Çağı, İslam’ın doğuşundan önceki dünyayı ve dinsel gelenekleri, İslam’ın doğuşunu, ilk halifeleri, Müslümanlar arasında yaşanan ilk ayrılıkları ve çatışmaları, Nil’den Ceyhun’a kadar uzanan bölgede filizlenen bu yeni kültürü ve bu kültürün dünya tarihi içindeki genel yerini çözümlüyor, İslam uygarlığının filizlenme ve serpilme dönemlerine ilişkin genel ve renkli bir tablo sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 1848
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺615,00

Eleştirel realist bir sosyal bilim yaklaşımının bazı metodolojik içerimlerini tartışmayı hedefleyen bu kitapta eleştirel realizmin bazı temel ontolojik ve epistemolojik iddiaları ele alınmakta ve bu iddiaların toplumsal olguların araştırılması açısından içerimleri gösterilmeye çalışılmaktadır. İlk olarak yöntem seçimini ve kullanılmasını hangi temel ontolojik koşulların biçimlendirmesi gerektiği, ikinci olarak somut bir araştırmada hangi araçlara başvurulabileceği ve üçüncü olarak bu türden bir araştırmada farklı empirik süreçlerin farklı gerekleri nasıl karşıladıkları ortaya konulmaktadır.

Elinizdeki kitap eleştirel realizme bir giriş ve sosyal bilimlerdeki araştırmalar açısından içerimleri üzerine bir inceleme olduğu için, hedef okuyucuları lisans ve lisansüstü öğrenciler olsa da, ayrıca sosyal bilimlerdeki araştırmacılara ulaşmayı hedeflemektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺82,00

Koz kontratı için oyun planımı nasıl yapabilirim

Sanzatu kontratı için oyun planımı nasıl yapabilirim

Zamanlama ne demektir

Zamanlamayı nasıl ayarlayabilirim

Varsaymak ne demektir

Neyi ne zaman varsaymalıyım

Atak lövesini nasıl oynamalıyım

Empastan ne zaman sakınmalıyım

Deklarasyonu nasıl analiz edebilirim

Rakibin atağından hangi çıkarımları elde edebilirim

Rakiplerin kartlarını nasıl tahmin edebilirim

Eliminasyon ve yatırmayı nasıl gerçekleştirebilirim

Tehlikeli rakip ne demektir

Tehlikeli rakipten nasıl sakınabilirim

Ne kadar bağışlamalıyım

Antreleri nasıl kullanmalıyım

Antre yaratmayı nasıl başarabilirim

Ters yer oyunu ne demektir

Kontratı ters yer oyunu ile nasıl gerçekleştirebilirim

Koz kontrolümü nasıl koruyabilirim

Koz darbesi ile kontratımı nasıl gerçekleştirebilirim

Olasılık hesaplarını nasıl kullanabilirim

Hangi kart kombinasyonunu nasıl oynamalıyım

En emniyetli oyunu nasıl oynayabilirim

Rakibi yanıltmak için nasıl oynamalıyım

Oyun sırasında sıkıştırmayı nasıl hazırlayabilirim

Rakipleri nasıl sıkıştırabilirim


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺90,20

Oyunlar kuşaktan kuşağa karşılıksız olarak büyük çocuklardan küçük çocuklara aktarılır. Bu aktarımla birlikte de oyunlar; çocukları, yetişkinleri, bunların yanında farklı toplumları birbirine yaklaştırıp kaynaştırma ve onları sosyalleştirmede önemli bir araç vazifesi görürler. Ayrıca oyunlar, toplumların yaşamlarını konu alan kültürel unsurlarından biri olduğundan toplumların geçmişteki yaşantılarını anlama açısından da incelemeye değer kültürel bir veridir.

Çocuklar oynadıkları oyunlarla birlikte gelişir ve oynanan oyunlar da çocukların gelişim dönemleriyle birlikte karmaşıklaşır. Kurallı oyunlar ile çocuklar, aslında hayatın ilk yasalarını öğrenmeye başlarlar. Bu anlamda çocukları oyunsuz, oyunları da çocuksuz düşünmek mümkün değildir. Yetişkin insanlar yaşamlarını sürdürmek ve belli bir gelir elde etmek için nasıl çalışmak zorundaysalar, çocuklar da hayatı öğrenmek için oyun oynamak zorundadırlar.

Bu kitapla, oyun ve oyuncak kavramına tarihsel süreciyle bakabilecek; farklı ülkelerde farklı medeniyetlerde oynanan oyunlar arasındaki benzerlikleri görecek ayrıca 113 adet oyunun nasıl oynandığını öğreneceksiniz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺73,80
Tükendi

Günümüz sosyolojisi; kuramsal bakımdan oldukça çeşitlidir, çok geniş bir konu aralığını kapsar ve toplumları analiz etmek için geniş bir yelpazedeki araştırma yöntemlerini kullanır. Sosyolojinin bu özelliği, içinde yaşadığımız giderek daha fazla küreselleşen sosyal dünyayı anlama ve açıklama girişimlerimizin kaçınılmaz bir sonucudur ve bilindik kavramlarımızın yeniden değerlendirilmesinin ve yeni kavramlar oluşturulmasının zorunlu olduğu anlamına gelir. Bazı sosyolojik kavramlar uzun süredir kullanılmaktadır ve geçen zaman içinde kavramsal dayanaklar olarak kalmayı başarmışlardır. Örneğin, sınıf, statü, bürokrasi, kapitalizm, cinsiyet, yoksulluk, aile ve güç gibi kavramlar, sosyolojinin temel kavramları olmayı hâlâ sürdürmektedir. Küreselleşme, risk, düşünümsellik, çevre, kesişimsellik, yaşam seyri, tüketimcilik, ahlaki panik, onarıcı adalet ve sosyal özürlülük modeli gibi kavramlar ise, daha yakın zamanlarda geliştirilmiştir. Bu kavramlar artık, son yıllardaki muazzam değişimleri temsil eden kavramsal sözlüğün parçalarıdır. Bütün bunlar aslında, günümüzde disiplinin genel biçimini kavramanın çok daha zor olduğu anlamına gelmektedir. Kitap, yaklaşık yüz elli yıldır sosyolojideki belirli gelişmeleri tanımlayıcı figürler olarak işlev gören bazı temel kavramları tanıtarak, bu zorluğu aşma çabalarına katkı sunmaktadır.

Sosyolojide Temel Kavramlar, sosyolojinin temel kavramlarını anlamak isteyen herkesin yararlanabileceği bağımsız bir metindir. Konu başlıkları on ana tema altında verilmiştir. Temalar özellikle konu alanlarında başlıkları daha çabuk ve kolay bulmak için hızlı bir başvuru kılavuzu olarak düşünülebilir. Konu başlıkları altındaki anlatımlar, tipik bir ‘temel kavramlar’ kitabına göre normalden daha uzundur. Zira amacımız, cevapladıklarından daha fazla soruyu akla getiren kısa tanımlarla yetinmek değil, çok daha fazlasını sunmaktır. Bu çerçevede tarihsel ve kuramsal bağlam içinde şekillenen kavramlardan her birinin, kullanımda olan temel anlamlarının açıklandığı, bazı eleştirel değerlendirmelerinin yapıldığı ve böylelikle okuyuculara kuramlaştırma ve araştırmanın çağcıl biçimlerinin kendilerinin yorumlayabilecekleri şekilde gösterildiği genişletilmiş bir tartışma zemini oluşturulmuştur.

Anthony Giddens-Philip W. Sutton


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺90,20

Gündelik hayatı tüm karmaşıklığı ve cesametiyle kendine nesne edinmeyen herhangi bir sosyolojik yaklaşımdan bahsetmek mümkün değil! Ne var ki sosyoloji disiplini uzun bir kuluçka döneminin ardından bir yandan felsefi tartışmaların beslediği problematikler aracılığıyla bir yandan da beşeri bilimlerin süreğen taarruzlarıyla sosyal gerçekliğin kılcal damarlarına temas eden bir duyarlılık geliştirmek zorunda kaldı. Batı’da bu gelişme multidisipliner bir veçheyle epeyce mesafe kat ederken Türkiye’deki sosyoloji sahası gündelik hayat sosyolojisine kimi zaman metodolojik zafiyetlerinden kimileyin de kurumsal barikatların alıkoyması hasebiyle gereken dikkati gösteremedi.

Elinizdeki derleme, özellikle Türkiye’deki bu eksikliğe dikkat çekme ve konu hakkında belirli bir duyarlılığın gelişimine vesile olma derdiyle şekillendi. Kitap kurucu babaların mezkûr konudaki içgörü ve perspektiflerinden başlayıp, 1960 sonrasının ustalarına değin, gündelik hayatı araştırma alanlarının geniş yelpazesini de içeren bir hattan inceliyor. Goffman, De Certeau, Bourdieu, Giddens, Lefebvre, Collins, Schutz gibi farklı patikaların temsilcilerinin -kendi entelektüel serüvenleri içinde- gündelik hayatı nasıl “nesne” kıldıkları ve ne türden kavramsallıklar geliştirdikleri çalışmanın omurgasını teşkil ediyor. Hem teoriperverler hem de öğrenciler için kaçınılmaz olarak temel bir başvuru kaynağı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 474
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺102,50

Emek Yıldırım ve Özlem Şendeniz, bir kısmı Karadeniz’de doğup büyümüş bir kısmı hasbelkader yolu bu coğrafyaya düşmüş ve burada yaşayan bir grup kadınla birlikte ilmek ilmek ördükleri bu çalışma ile, okuyucuları, Bafra’dan Hopa’ya Karadeniz’deki kadınlık hallerini irdelemeye çağırıyor. Kitapta temel olarak ele alınan iki ana hat; bir yandan bölgedeki mevcut milliyetçi, muhafazakâr ve devletçi yapılanmayla organik bir bütünlük içinde varlığını sürdüren patriyarki ve “hegemonik” erkeklikleri daha görünür kılmak iken, diğer yandan bu coğrafyanın tüm kadınlarının anlattıkları üstünden hayatın saklı diğer yanındaki “öteki” kılınanların seslerini dinlemektir.

Karadeniz’e dair örtük ama yaygın bir biçimde var olan oryantalist klişelerle, stereotiplerle inşa edilen imgelerden biri olarak zihnimizde canlandırdığımız Karadeniz kadınlarının kendilerini anlatmasına kulak vermeye ve sırtlarındaki sepetlerin içine bakmaya hazır mısınız?

“Zira kitap, sizi bir stereotip ile yüzleşmeye çağırarak başlıyor derdini anlatmaya. Gözlerimizi kapatıp Karadeniz ve Kadın kelimelerini ardarda sıraladığımızda hatırımıza düşen bir imgeyle yapıyor bunu: Bir sepet ve o sepeti yüklenmiş bir kadın… Çalışkan, yürekli, sivri dilli, her işi becerebilen, dünyanın yükünü sırtlamış, diğer yandan halinden de memnun (!) “Karadeniz kadını.” Bölgede yaşayanlar, bölgeyle temas halinde olanlar bilir ki bu genelleme bir dış kabuktan daha fazlası değildir. Biz, sizleri, çalışmamıza kıymet verip okuyacak olan okuyucularımızı, bu dış kabuğun içine bakmaya davet ediyoruz.”

 - Özlem Şendeniz & Emek Yıldırım


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 440
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺94,30

“Başkaldıran kimdir? Hayır diyen biridir.”

Albert Camus

İnsanlık tarihi, çatışmanın da tarihidir. Tarihin her dönemi, iktidar sahipleri ile onlara başkaldıranlar arasında çoğu zaman silahların konuştuğu şiddetli ve kanlı mücadelelere sahne olmuştur. Bununla beraber, yirminci yüzyılda ve yirmi birinci yüzyılın ilk on yılında daha farklı bir mücadele biçiminin öne çıktığını görüyoruz. Özellikle son yıllarda halk kitlelerinin örgütlenerek baskıcı rejimlere, yabancı güçlerin işgallerine veya kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla, hatta ellerindeki iktidarı kaybetmemek için diğer muhalifleri sindirmeye çalışan devlet dışı silahlı gruplara meydan okuduklarına, talepleri karşılanana kadar boykot, genel grev, protesto ve sivil itaatsizliğin de aralarında bulunduğu çeşitli şiddetsiz direniş yöntemlerini kullanarak muarızlarıyla mücadele ettiklerine tanık oluyoruz. Peki, şiddetsiz, sivil direniş gerçekten işe yarıyor mu?

İstatistik ve vaka incelemesi yöntemlerini bir araya getirerek 1900 ile 2006 yılları arasında yürütülmüş toplam 323 şiddetli ve şiddetsiz direniş mücadelesini mercek altına alan bu çalışma bu soruya olumlu yanıt veriyor ve şiddetsiz sivil direniş hareketlerinin şiddete başvuran muadillerine kıyasla ve yaygın kanının aksine en az iki kat daha etkili olduklarını ortaya koyuyor. Ayrıca bazı sivil direniş eylemlerinin neden hedeflerine ulaşamadıklarını, neden bazı hallerde şiddetli ayaklanmaların sivil direnişlerden daha başarılı olduklarını ve direniş tiplerinin mücadeleler sona erdikten sonra bir iç savaşın yaşanma veya demokratik rejimin tesis edilme olasılığını hangi yönde etkilediklerini de ele alıyor. Her düzeyde okura hitap eden bu çalışma, konunun kolay anlaşılmasını sağlayacak çok sayıda tablo ve şekil barındırmasının yanı sıra İran Devrimi, Birinci Filistin İntifadası, Filipinlerde Halkın İktidarı hareketi ve Burma (Myanmar) halk isyanı vakalarını ayrıntılı biçimde ele alması itibarıyla dünyanın en sorunlu bölgelerinin yakın tarihine de ışık tutuyor.

2013 yılında Foreign Policy dergisinin hazırladığı En Önemli 100 Küresel Düşünür listesine giren parlak siyaset bilimci Erica Chenoweth ve Maria J. Stephan, şiddetsiz direnişin, uluslararası sistemde göz ardı edilmemesi gereken, en elverişsiz koşullarda bile yeryüzünü değiştirebilecek, durdurulması neredeyse imkânsız bir kuvvet olduğunu bu kitapta gözler önüne seriyorlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 440
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺94,30
Zulüm, İslâm hukukunun ilk kaynağında bile çok sık kullanılan bir kelimedir. Kuran’da bu kelime dört yerde geçer. Osmanlı hukukuna göre zulüm, şeriatça ve örfçe tanınmamış çeşitli bid’atlerin, kamu hizmetlileri tarafından reayaya uygulanmasıyla işlenen türlü suçların adıdır. Osmanlılar, yöneticilerin (askerî sınıf) halka (reaya) karşı işledikleri suçları, genel zulüm kavramı içinde görmekle birlikte, diğer zulüm çeşitlerinden ayırmaya çalışmışlardır. Daha başka bir deyişle, resmî dilde zulüm kelimesi, devlet hizmetlilerinin halka türlü yollarla haksız ve ağır işlemler yapması anlamında kullanılmıştır. Bu anlayış biçimi, diğer İslâm devletlerinde kabul edilmişti. Osmanlı hukukçuları ve yöneticileri, zulme bir suç niteliği kazandırabilmek için şeriata uygun bir yol aramışlar, bu eylemin kötü bir bid’at olması gerektiği üzerinde birleşmişlerdir. Zulüm suçlarının yaygınlaşmasının önemli bir sebebi, yöneticilerin (ve yargıçların) hukukî statüsünde yatmaktadır. Askerî sınıf üyeleri, bugünkü anlamda gerçek kamu hizmetlisi değillerdi. Onlar, Tanrı adına hükmetme yetkisine, yani siyasal iktidara sahip padişahın hizmetlisidirler. II. Mehmet devrinden sonra iyice yerleşen bu anlayış, Orta Çağ’ın klasik nazariyesine uygundur. Doğal ki yönetici, reayaya iyi davranmak zorundadır. Ancak bunu modern anlayıştaki gibi "kamuya hizmet" için yapmaz. Padişahun gücü, reayanın refahına bağlı olduğu için ve ayrıca İslâm dini, Müslüman’ın Müslüman’a ve devlet koruması altına giren zimmîlere iyi davranmayı emretmesi sebebiyle yöneticiler kötü hareketlerden kaçınırlar.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 78
En / Boy : 14 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2007
₺36,90

Kızılderili Beyazgül Kapadokyalı Çamur Ustası Ormanın Ağıtı Oyuncaklar Tiyatrosu Küçük Kirpi ve Ateşböcekleri Kirli Mikrop ile Zararlı Mikrop İtfaiyeci Tavşan


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 48
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : .
₺41,00

Yüzleşme devam ediyor! Demir, gizli bir tarikatın pençesinden maceralı bir sürecin sonunda nihayet kurtulduğunu sandığı anda kendini ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin mahkum koğuşunda bulmuştu. Ellerinde başkalarının kanı vardı. Ne yapacağını bilmiyordu. Allak bullak olan hayatı, kördüğüm olan düşünceleri, onu bu kez hayal ile gerçek arasında kurulmuş kıldan ince, kılıçtan keskin bir köprü üzerinde yürümeye zorlayacaktı. Ne pahasına olursa olsun, kapatıldığı bu kafesten kaçmayı, esaretten kurtulmayı kafasına koymuştu.

Paradoks: Kaçış, karanlık odakların, gizli tarikatların ve istihbarat savaşlarının hedefi haline gelip deliliğin kıyısına savrulan kendi halinde bir adamın, bölük pörçük anılarından oluşan karmaşık bulmacanın parçalarını, karşısına çıkan tüm engellere rağmen birleştirerek kendi portresini tamamlama çabasını akıcı bir dille anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺41,00
Tükendi

Bu küçük rehber, uzun yılların ruhsal çalışmaları ve deneyimlerinden yararlanılarak oluşturulmuştur. Yazar, gerçekten iyi hissetme becerisini, geçici bir tutku veya zevk olarak değil, fakat kalıcı bir var olma şekli olarak yeniden kazanacağımız bu rehberi hazırlamıştır. Yaşam yolculuğumuzda karşılaşabileceğimiz çeşitli zorlayıcı noktaları, zengin açıklamalarıyla birlikte vererek, kişisel gelişim anahtarını da göstermeyi bu rehbere dâhil etmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 72
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺16,40

Kim olursak olalım, huzurun gücüne ihtiyacımız var. Bu kitap, her gün kullanabileceğimiz, huzura ilişkin düşüncelerin bir derlemesidir:

“Başkaları için beslediğimiz iyi hisler, yaraya sürülen merheme benzer, dostluğun ve ilişkilerin yeniden kurulmasını sağlar. İyi hisler zihinde yaratılır, tutum yoluyla yayılır, gülümseyişe ve gözlere yansır. Gülümseme kalbin kapılarını açar ve bir bakış mucizeleri getirir.”

“Zihninizde huzur yaratın ve böylece çevrenizde huzurun dünyasını oluşturun.”

“Kendinize sorun...Benim için hayatta en önemli şey nedir? Bunu önünüzde tuttuğunuzda, başka birçok şeyin kendi kendine çözüldüğünü göreceksiniz.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 102
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺32,80

Bu kitaptaki tüm bölümler, Weber’in en önemli fikirlerinin kısa bir betimlemesini ve bilimsel bir analizini sunmaktadır.

“Kılavuz” kelimesinin en temel anlamı, yol gösterme kapasitesidir ve bu kitap, Collins’in kılavuzluğunu kullanarak, Weberci sosyolojideki tarihsel detay yığınının altında saklı “gizli hazineler”e ulaşma yolunu açmaktadır.

Bu kitabın, Weber’in çalışmasını çok boyutlu ve çoğu zaman çelişkili olarak ele alması büyük bir katkıdır. Weber’in sosyolojisi uzlaşmaz boyutlarla doludur.

Bunların en önemlisi, idealara yapılan vurgu ve maddi koşullara olan ilgidir. Collins’in analizi, diğer Weber analizlerin hepsinden daha çok, Weber’in sosyolojisindeki çok boyutluluğu vurgulamakta ve tarihsel süreçlerin idealist ve materyalist yorumları üzerine Weber’in yaşadığı entelektüel ve kişisel çatışmayı gözler önüne sermektedir.

Collins, Weber’in sadece iyi bilinen çalışmalarını değil, aynı zamanda sosyolojisinin birçok hususta teorik açıdan daha önemli olan ve daha az bilinen çalışmalarını görmeleri için okuyuculara yol göstermiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺53,30

Spiritüaliteyi keşfetmek için çıkılan yolculuk ruhun çıkmış olduğu en önemli yolculuktur. O içe dönük bir yolculuktur. ‘Spiritüaliteyi Keşfetmek’ adlı bu kitap, bu yolculuk ve bu yolculuğa çıkışın, kişisel büyümenin üzerindeki etkisini incelemektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺41,00

Michael Mann’ın, toplumları saran iktidar ilişkileri ağının dört tarihsel kaynağının izlerini sürdüğü İktidarın Tarihi serisinin 3. cildi, dünyanın yangın yerine döndüğü, iki dünya savaşının yaşandığı 1914 ile 1945 yılları arasındaki döneme odaklanıyor. Tarihte dönüm noktalarından birini temsil eden bu zaman diliminin ilk iki ciltte ele aldığı dönemlerden kökten farklı olmadığını, dingin bir denizin ortasında kargaşa içindeki bir ada gibi görülmemesi gerektiğini ileri süren Mann, bu doğrultuda on dokuzuncu yüzyılda küresel imparatorlukların ortaya çıkışını; kapitalizm, ulus devletler ve küresel imparatorluklar arasındaki karşılıklı ilişkileri; Batı ile dünyanın geri kalanı arasında meydana gelen büyük bölünmeyi; kapitalizm, sosyalizm ve faşizm arasındaki amansız mücadeleyi ve Büyük Buhran başta olmak üzere kapitalizmin ve Batı uygarlığının yinelenen krizlerini mercek altına alıyor. Bu dönemin krizlerinin, modern Batı uygarlığının yapısal eğilimlerinin zirveye varışının belirtileri olduğuna dikkat çeken ve bütün bu süreçte küreselleşmenin seyir halinde olduğunu savunan Mann, küreselleşmenin yekpare bir süreç olmadığını, toplumlardaki ideolojik, ekonomik, askeri ve siyasal iktidarın dünyanın dört bir yanındaki uzantılarından müteşekkil birden fazla küreselleşme sürecinin mevcut olduğunu, kendine has akıcı üslubuyla ortaya koyuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 608
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺114,80
Tükendi

Uçtumsa kitaba uçtum, sesin çokluğuna duyulmasın diye dağın parçalanması Çevir sayfaları; sözcükleri parçalanmış, tanımsız Sözün seliyle değil, suskunluğun gözüyle oku... Ne fırtınadır ki herkes sarılır aklına Yüreğinin çatısı uçmuşken!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 18 / 18
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2005
₺9,49

Bir kenti yaşamak sokaklarında gördüğünüzü, yediğinizi, içtiğinizi anlatmaya benzemez. Burası; gökdelenlerinden güneşin görünmediği, her milletten insanın var olduğu, kedi büyüklüğünde fareleriyle ünlü, elinizi uzattığınız her yerden çıkabilecek hamam böcekleriyle, kışın dondurucu soğuğu, yazın kavurucu sıcağı, azgın enerjisi ve gürültüsüyle New York.

“Nasıl olup bittiğini anlayamadan iniverdiğim, dillere destan, gönüllerden çıkmayan, geceleri milyonlarca ışığı ile parıldayan, gündüzleri ise çirkinliğini, pisliğini, baş döndüren binalarıyla da gizleyemeyen Amerika’nın ünlü şehri New York’tayım ve yaşamaya çalışıyorum.”

”Sözüm “New York’tan İçeri” ile hem New York’u gezecek hem de 1994-2004 yılları arasındaki New York’u tarihi olayları ile birlikte Şule Ülgen’in anılarında yaşayacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺36,90

Bu kitap, Max Weber’in empirik külliyatı ile ahlaki görüşü arasındaki, yani modern Batı medeniyetinin ‘özgül ve hususi rasyonalizminin’ tarihsel ve sosyolojik çözümlemesi ile bu rasyonalizme verdiği son derece ikircikli tepki arasındaki zengin ve muğlak karşılıklı etkileşimi keşfe çıkar.

İnsanlar hedeflerini ve inanışlarını paylaştığı kadarıyla rasyonalite ve irrasyonalite muhakemelerinde hemfikir olabilirler; ama hedeflerin ve inanışların farklılaşması halinde rasyonalite ve irrasyonalite muhakemeleri de farklılaşacaktır. Weber’e göre, sosyal yaşam tekerrür eden, aslında yoğunlaşan herhangi bir tarafsız prosedür ile çözülemeyecek hedef (özellikle nihai hedefler) ve inanç (özellikle yaşamı şekillendiren metafizik inançlar) çatışmaları tarafından belirlenir. Sonuç olarak, Weber, sosyal yaşamın düzenleyici bir ilkesi olarak çelişkili rasyonalite ve irrasyonalite muhakemelerinin bağdaşmazlığına ve –bunun doğal sonucu olarak– rasyonalitenin sınırlarına inanır.

Tam da rasyonalitenin anlamı serbestçe ve rastgele seçilmek zorunda olunan bir şey ise insan nasıl rasyonel olarak yaşayabilir?

- Rogers Brubaker


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2017
₺45,10

Siyaset kuramının ilk büyük sorusunu Sokrates sormuştu: “Adalet nedir?” Geçen zaman içinde bu temel soruya “Özgürlük nedir?”, “Eşitlik nedir?” ve “Siyasi otorite nedir?” gibi başka sorular da eklendi. Siyasi idealleri olan herkesin er ya da geç yüzleşmek zorunda kaldığı bu sorular, çağdaş siyaset bilimi çalışmaları alanına iyi birer giriş noktası görevi de görmektedirler. Bu sorular ve onlara verilen yanıtlar bir kez anlaşıldığında siyaset kuramının tarihinde karşılaşılan beylik tartışmaları ve meseleleri anlamak da kolaylaşmaktadır.

Siyaset Kavramları ve Siyaset Kuramları bu doğrultuda Batıda özgürlüğün, gücün, eşitliğin, adaletin, demokrasinin ve otoritenin doğası hakkında yüzyıllardır yapılagelen tartışmaları, konuyla ilgili her düzeyde bilgi sahibi okura hitap edebilen ilgi çekici ve anlaşılır bir dille aktarıyor. Bunu yaparken siyasetin neliği hakkında kafa yormuş Platon’dan Hobbes’a, Wittgenstein’dan Rawls’a, Locke’tan Dworkin’e, Burke’ten Berlin’e, Marx’tan Lenin’e, Hobhouse’tan Nozick’e ve Gallie’ye kadar uzanan geniş bir yelpazede siyaset felsefecilerinin ve siyaset bilimcilerin görüşlerini birbiriyle bağlantıları içinde ele alıyor. Siyaset kavramlarının tanımları ve yorumları ile ilgili anlaşmazlıkları çözmenin neden bu denli zor olduğu sorusuna bir yanıt da veriyor. Gerald. F. Gauss, bir siyaset kavramını anlamak için onu ilgili diğer kavramlarla ilişki içine sokan bir siyaset kuramına ihtiyaç duyduğumuz savından hareketle bize siyaset kuramının tarihinde kalıcı yer edinmiş liberal sosyalist ve muhafazakâr anlayışları ve bu anlayışların siyaset kavramlarıyla kurdukları ilişkileri çözümleyerek Batıda siyaset kuramının bir haritasını çıkarıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 462
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2016
₺98,40

Duygularınızla dünya arasında sadece teniniz varsa ve yaptığınız bir hatada yüzünüz kızaracak kadar erdem sahibiyseniz, hele empati yapabiliyorsanız, hayatı tamamlanacak bir proje gibi değil, doya doya yaşanacak bir zaman dilimi gibi görüyorsanız “başarılı” olmanız çok zor. Başarı için, duygusuz ve acımasız olmayı, hedef odaklı yaşamayı, herkese gülümseyen sahte bir maske takmayı dayatıyor modern zamanlar. Bir tür psikopatlık hali aslında bu. Buradan, her başarılı insanın anti sosyal kişilik bozukluğu olarak açımlanabilecek psikopatik belirtileri bir düzeyde yaşadığı sonucuna varan bir genelleme yapmak da, bütün genellemelerin ortak kaderini paylaşır ve yanlış olur.

Vedat Ahsen COŞAR, insan kalarak, hayatı duygularla, tevazuyla ve vicdanla yaşayarak, empati yaparak ve asla bir maskeye ihtiyaç duymayarak da başarılı olunabileceğini gösteren az sayıdaki istisnadan biri olmuştur benim için.

Biyografiyi, Stefan Zweig’in kalemi ile sevdim en çok. Roterdamlı Erasmus’u okurken özgür düşüncenin ne demek olduğunu anladım bir kez daha. Magellan’la birlikte yol aldım en kestirme güney geçişini keşfetmek için. Köleliğe karşı özgür düşünce için Castellio ile birlikte mücadele ettim Calvin’e karşı. Ve hayatımdaki Fouche’leri tanıdım Stefan Zweig sayesinde. Vedat Ahsen COŞAR sayesinde de, Erasmus ve Castellio ile birlikte özgür düşünceye giden en kestirme yolu bulmak için Magellan’ın kaptanlığında bir keşif yolculuğuna çıkıp, hayatımızdaki Fouche’leri bir kez daha görme olanağını buldum.

- Av. Murat Böbrek


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 720
En / Boy : 13,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2017
₺123,00
1 2 3 ... 9 >
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR
Çerez Kullanımı