Osmanlı Ekonomisine Dair Konuşmalar adlı serinin birinci cildi olan bu eser, Mehmet Genç ile Erol Özvar’ın umuma açık yaptıkları konuşmalardan, soru-cevaplardan meydana gelmektedir. Soruları Erol Özvar yöneltmiş cevapları ise Mehmet Genç vermiştir. Konuşmalar, Mehmet Genç’in hayatını anlatmak, hikâye etmek üzere hazırlanmış bir biyografik söyleşiler bütünü değildir. Fakat, ömrünün 60 yılını Osmanlı arşivlerinde geçirmiş bir ilim insanının Osmanlıların iktisadi hayata bakışlarını, yapıp ettiklerini ve müesseselerini nasıl anladığını ortaya koymak üzere hazırlanmıştır. Bu eserde okuyacağınız konuşmalar daha ziyade Osmanlı ekonomisini muhtelif veçhelerden ele alır. Nüfus, iç ve dış ticaret, iktisadi kurumlar, mülkiyet, maliye, borçlanma, toplum, para, vakıf, ziraat, sanayi, madencilik, esnaf ve hukuk gibi tematik meseleler üzerinde durur. Bunlarla birlikte yüzyıllar itibariyle Osmanlıların inşa ettikleri iktisadi sistemin kuruluşu, işleyişi, dış ve iç dinamiklerle geçirdiği değişmeler de konuşmalarda değinilen temel sorular arasında yer alır. Bu nedenle, bu cilt ve diğer ciltlerde yapılan tahlillerde bir kronoloji endişesi dikkat çekecektir. Bir yandan bir mesele tartışılırken diğer yandan o meselenin zaman içindeki değişimi üzerinde değerlendirmelerin yapıldığı görülecektir. Konuşmalarda dikkat çekici bir başka hususiyet, konuların el verdiği ölçüde mukayeseli bakış açısının tatbik edilmiş olmasıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 227
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺40,56

Anadolu Selçuklularının ilk on sultanı yıldız gibi parlak, devleti yükselten kişilerdir. Alâeddin Keykubat, bu on sultanın güneşidir. Onun zamanında yapılan kervansaraylar ve köprüler, bütün sultanların yaptırdıklarının toplamından fazladır. Bu eserlerin çok büyük kısmı günümüze ulaşmıştır.

Alâeddin Keykubat, çok iyi bir diplomat ve askerdir. Doğudan gelen Moğol tehlikesine karşı Doğu Anadolu’dan başlamak üzere bütün şehirlerin kalelerini ya sağlamlaştırmış ya da yeniden yaptırmış; Abbasilerle, Memlûklerle, Harzemşahlarla, Bizans’la ve Gürcüstan’la anlaşmalar yaparak ülkesini koruma altına almıştır.

Alâeddin Keykubat, dünyada ilk defa ticaret yapan kervanlar için “devlet sigortası” kavramını getirmiştir. Selçuklu ülkesiyle ticaret yapan bütün kervanlar, karada ve denizde eşkıyanın ve haramilerin vereceği zarara karşı Selçuklu Devleti’nin teminatı altındadır. Bunun dünyada bir örneği yoktur. Sultanın amacı, ülkesindeki ticareti geliştirerek, halkının ve devletinin zenginleşmesini sağlamaktır.

Sultan Alâeddin, haftada bir gün halka açık divan kurarak, divanın başında da bizzat kendisi bunarak, devletten şikâyeti olanları dinlemiş ve adil hükümler vermiştir.

Sultan Alâeddin Keykubat, diplomatik becerisiyle büyük Moğol Hanı Ögeday’ın takdirini ve sevgisini kazanmıştır. Ögeday Han da Sultan’a altından yapılma “payza” adı verilen özel mührünü göndermiştir. Bu payza sahibi kişi, bütün Moğol noyanlarına ve askerlerine buyruk verme hakkına sahiptir. Ögeday Han’ın verdiği bu payza, yeryüzünde Sultan Alâeddin’den başka hiçbir kral veya sultana verilmemiş; Ögeday Han, Sultan Alâeddin’den başka hiçbir kral ve sultanı muhatap alarak mektup yazmamıştır.

Anadolu’nun bugünkü demografik yapısı da bu sultanın zamanında oluşmaya başlamıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 375
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺45,24

Geldiler dağlardan ve ovalardan kocamışlar. Söylediler sözlerini, gökten aşkın insanın üstüne nasıl düştüğüne dair. Şimdi, Gülizâr'ın gözü aydın, gönlü ferah. Hakan İlhan Kurt, "Gülizârnâme" isimli eseriyle bizleri selamlıyor. İnsan, aşkla yorumlarken kâinatı; şair, bu eserinde aşkı kâinatın bütün değerleriyle harmanlıyor, iç içe geçiriyor ve önümüze seriyor.

Hakan İlhan Kurt; Gülizâr'a en güzel seslenişini yapıyor aslında, 'en güzel şiirimi sana yazacaktım' diyerek. Biz de onu okurken; Gülizâr'ı bazen bir çığlıkta, bazen bir buğday tanesinde gördük. Kâh Tanrı'ya şükrettik kâh Gülizâr'a yalvardık. Korktuk yüz çevirmesinden, günün aydınlığını yitirmesinden. Sizler de bu değerli eseri okurken mısralar arasında kaybolacak ve kelimelerin aşka nasıl boyun eğdiğine şahit olacaksınız. Mısralarla konuşacak ve aşkın felsefesine değineceksiniz. Gülizâr bazen göğsünüzde görkemli bir isyan patlatacak, bazen ise bütün saflığıyla diz çöktürecek.
Güzelliği, bütünlüğünde Gülizâr'ın. Sevmeye sebep bulamadığımız şu zamanın çirkinliğinde bizlere sevgiyi işliyor. Hakan İlhan Kurt, bu eseriyle sevgiyi anlatırken de kullandığı sözcükleri özenle seçerek önümüze taşıyor. Köklü bir edebiyatın ürünü olan bu eser, içerdiği zenginlik bakımından da sözlüklerimize ışık tutuyor. Dedik ya; konuştu kocamışlar, şimdi konuşma vakti Gülizâr'ın.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2020
₺32,76

Destanlar, bir milletin tarihindeki çok derin ve mühim olaylar için yazılır veya söylenir.Türk milleti varlık yokluk mücadelesi verdiği olayları destanlarına taşımıştır. Bununla birlikte mensubu bulunduğu dinin önemli kişilerini ve olaylarını da destanlaştırmıştır. Bunlardan biri de Müseyyeb Gazi Destanı’dır.

Destan, 680 yılında meydana gelen Kerbela Olayı’ndan sonraki gelişmeleri konu edinmektedir. Hazret-i Hüseyin şehit edildiğinde, sağ kalan sayılı kişilerden olan İmam Zeynelabidin zindana atılmıştır. Demek ki Müseyyeb Gazi Destanı’ndaki olayların başlangıcı ve Müseyyeb Gazi’nin tarih sahnesine çıkışı, yaklaşık 690-695 yılları arasında olmalıdır.

Müseyyeb Gazi Destanı’nın ne zaman ve kim tarafından kaleme alındığı aydınlığa kavuşturulamamıştır. Fakat Battal Gazi Destanı’nı okuyan biri tarafından yazıldığı kesin gibi görünmektedir. Yazılışı 1480’de bitirilen Saltuk Gazi Destanı’nda ise Müseyyeb Gazi Destanı’ndaki olaylar kısaca özetlenmiştir. Bütün bunların yanında kullanılan söz varlığı ve dil özelliklerini de dikkate aldığımızda Müseyyeb Gazi Destanı’nın yazılış tarihi net olmamakla beraber, 1300-1400 yılları arasında kaleme alındığını söylemek mümkündür.

Müseyyeb Gazi Destanı; Kerbela Olayı’ndan sonra, Türk milletinin yapılan haksızlardan aldığı bir tür hayalî intikamdır, denilebilir. Zira Hz. Peygamber’in torunu ve Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’e yapılan haksızlık ve onun feci biçimde şehit edilmesi, Müslüman Türk milletinin her ferdini çok derinden yaralamıştır…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 180
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2020
₺33,54

Herkes arar… Ayrı olduğunu, uzakta olanı… Kimi memleketini, kimi yârini, kimi düşlerini, kimi çocukluğunu, kimi evini, kimi köklerini, kimi dermanını, kimi kendini…

Derde düşer, düş dertlenir. Derdi dermanı, sırrı ayanı olur sonra.

“Bulanlar ancak arayanlardır” derler ya; ondan bu yol. İlk kitap Kam Ana -Kadimden Bugüne Masallar- ile başladı. Sözle örüldü. Zamanda olan ve hep yaşayan sözle. Sözün ilk sahibinden alınmış kutun ışığıyla yoklandı izler, seyre düşüldü. Kam Ana -Udagan'ın Yolu-'na… Bulmaya… Memleketi, yâri, düşleri, çocukluğu, evi, kökleri, dermanı, kendimizi… Seyir içinde seyre, “ben” içindebir “ben”e tutulan yolculuk gâh çıkardı gökyüzüne gâh indirdi yeryüzüne. Âlem içinde âlevme, bir içinde deryaya, ummandaki yek ahenge kapıldı yolculuk.

Hepimiz ararız… Bulduklarımız, niyetlerle örülen yolların sonu… Vuslata ermek için,
yola düşme zamanı…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 124
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2020
₺32,76

Günümüzde yaşayan, her biri farklı aile öykülerine ve kişilik özelliklerine sahip yedi çocuk bir gün uykuya daldılar. Uykularında hepsi aynı rüyayı gördü ve kendilerini Mucizeler Ormanı’nda buldular. Bildikleri hiçbir ormana benzemeyen bu masal diyarında onları bekleyen en büyük sürpriz Dede Korkut’tu.

Mucizeler Ormanı’nı avucunun içi gibi bilen Dede Korkut, çocuklara çok önemli bir görev verecekti: Asırlar önce kaybolmuş olan Yağmur Taşı’nı bulmak. Çocuklar artık bu görevi yerine getirebilmek için her gece uykuya dalmayı ve Rüya Ülkesi’ne gitmeyi dört gözle bekleyeceklerdi. Çocuklar zamanda geriye doğru gittikçe, kendilerini çok ünlü destanların içinde ve çok uzak ülkelerin topraklarında türlü maceraların içinde buldukça birbirlerini daha yakından tanıyacak, dostluğun, güvenin ve cesaretin önemini öğreneceklerdi. Acaba rüyalarında böylesine büyümeleri ve değişmeleri, gerçek dünyadaki sorunlarını çözmeye de yardımcı olacak mıydı?

Uzun yıllar çocuk psikoloğu olarak görev yapan Misli Baydoğan, Zaman Yolcuları’nı sahip olduğumuz kültüre ve tarihe, tıpkı kendisi gibi çocukların da sevgiyle bakabilmelerine yardımcı olmak için kurguladı. Çocukların okurken macera duygusuyla hem öğreneceklerini hem de eğleneceklerini düşündü. Elbette anne ve babaları da unutmadı.

Dünya Çocuk Edebiyatı’ndaki benzerleri gibi erişkinlerin de zevkle okuyacaklarını düşündüğümüz Zaman Yolcuları, çocuklarla daha etkili iletişim kurmak ve günümüzde sık karşılaşılan aile içi bazı iletişim sorunlarına farklı gözlerle bakabilmek için erişkinlere de ışık tutacak özellikte.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 287
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺58,50

Büyük Türk bilgini İmam Maturidi, milletimizin inanç sisteminin şekillenmesine öncülük etmiş önemli şahsiyetlerden birisidir.

Maturidi, tefekkür tarihimizin kültür havzalarında ortaya çıkan farklı İslâmî yorumlar arasında temelleri İmam-ı Azam Ebu Hanife tarafından atılan Ehl-i Sünnet inanç sisteminin temel ilkelerini belirleyerek aklın ışığında yorumlamış, yıkıcı-ayrılıkçı fikirlere karşı savunmuş ve özgün düşünceler ortaya koymayı başarmıştır.

İmam Maturidi, İslam dünyasında inançla ilgili fikrî savrulmaların yaşandığı bir dönemde akıl-vahiy dengesini kurarak dinî problemlere kalıcı çözümler üretmiş, aynı zamanda toplumun değerleriyle bütünleşen bir inanç sistemi kurarak Türk-İslam medeniyetinin oluşmasına öncülük etmiştir. Yaratılışın merkezine hikmeti yerleştiren ve onu “her şeyi yerli yerine koymak” şeklinde tanımlayan İmam Maturidi’nin iyi anlaşılmasının, yaşadığı döneme olduğu gibi günümüz dünyasının sorunlarına da hayati katkılar sunacağı muhakkaktır.

O’nun iman-amel ayrımı, inançta eşitlik, imanda şüpheye yer olmaması, bilgi nazariyesi, hikmet-adalet ve ahlakı düşünce yapısının merkezine yerleştirmesi, akıl-vahiy dengesi ve benzeri gibi çağları aşan fikirleri günümüzde mezhep çatışmaları ve terörden arınmış sağlam bir din anlayışının oluşmasına, İslam’ın evrenselliğinin pekişmesine ve belki de en önemlisi mazlum coğrafyalarda barış ve kardeşliğin yeniden tesisine çok önemli katkılar sunacaktır.

Bu romanı okurken İmam Maturidi ile tanışacak, güneş ışıklarının biteviye yıkadığı kadim Türk şehirlerimizden olan Semerkant’ın gizemli caddelerinde dolaşacak ve muzdarip bir Türk bilgininin gençliğinden itibaren çektiği tefekkür çilelerine şahit olacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 360
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺70,20

Türk kültürünün en çok araştırılan konularından biri olan Korkut Ata ve adına bağlanan Oğuznamelere olan merak eksilmeden devam etmektedir. Ününe ün, sözüne söz çatmayan Korkut Ata, Türk ulusunun vilayet ıssı olmasından dolayı kutsanmış, ozanlığı, tabibliği, kısmen şamanlığı kısmen de savaşçılığı kutsal merkez etrafında işlevselleşmiştir. Korkut Ata, Altay’dan Balkanlar’a kadar tanınan ve önünde baş eğilen kişiliğiyle Türk ulusunu birleştirmek ve çekişmeleri gidermek için çaba harcamıştır. Kopuzuyla ölüme meydan okuması, Yelmayası ile ölümden kaçması ile Korkut Ata, tarih öncesi şuurumuzu tarihle birleştirmiş, mitolijik kurgu aracılığıyla ontolojik varlığını günümüze taşımıştır. Korkut Ata, denizden denize büyük devletler kuran konar-göçer Türklerin kahramanlık çağlarını yaşatan ve bizlere ulaştıran ozan, Türk dünyasındaki ilk şaman, Tanrı’nın gönlüne ilham ettiği ilk velâyet sahibi , Hak Teâlâ’nın emanetini boynuna asan hüccet ve bilge ve başbilenliği ile milletin gönlünde taht kuran bir kahramandır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 195
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2020
₺42,90

“Mutluluğu ele geçirmek. Bütün mesele sanki bu.”

Tamer Kütükçü, anı gölgelerinin korunaklı güzergâhında duvar diplerindeki kırgın gelinciklerden yaz bitimlerinde kayboluşların içimizde bıraktığı acı tortulara, çocukluğun ve ilk gençliğin unutulmaz anlarından modern yaşamın içinde yok olan keçi yollarına, unutulmaya bırakılmış düşlerden geriye dönmek için duyulan arzulara, sadece evimize değil geçmişimize doğru atılan telaşlı adımların peşinde özlemle damıtılmış hikâyeleriyle karşımıza çıkıyor. İçinde kendi ukdelerimizi, yanlışlarımızı, dönüm noktalarımızı bulacağımız, hepimizin hikâyeleriyle…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺24,96

“Dilinin genişliği, bir milletin büyüklüğünün delilidir.”

Milleti millet yapan mühim unsurlardan birisi de kuşkusuz; kültür, sanat ve edebiyattır. Kişiler ancak edebiyat ile mensubiyet şuuru kazanır ve millet olma bilincine erişir. Kişi edebiyatını inşa ederken dünü unutmaz, hatırlatır; yarını hayal eder ve ortaya koyar.

Gök Deyişler Al Betikler, kişioğlunun nasıl ölümsüz olabileceğini ortaya koyan müstesna bir eser. İnanç, tarih ve edebiyatın bileşiminden meydana gelmiş olan eserde, İmamüddin Nesimî’yi, Fuzuli’yi, Mahdumkulu’nu, Bahtiyar Vahapzâde’yi, Atsız’ı ve dahi Türk tarihinde güzel eserler bırakmış olan pek çok kişinin soluklarını hissediyor; Türk tarihine geniş bir perde aralıyorsunuz. Ayrıca eserde kullanılan dil zenginliğine bakıldığında, müellifin sevgi, özlem, hasret gibi duyguların yanı sıra Türk Dünyası’nı bir araya toplayabilme uğraşı da gözler önüne serilmektedir. Türkiye Türkçesinin yanı sıra Türk Dünyası’nda kullanılan dil özelliklerinin birçoğu, eseri, türlü çiçeklerle bezeli bir gönül bahçesine çevirmiştir.

Hakan İlhan Kurt, Türk edebiyatında temsil ettiği destan şairliğinin yanında bu eseri ile birlikte, Türk Dünyası’nda birlik düşüncesini de nakış nakış işlemiştir. Kadim Türk coğrafyasının bir temsili olarak önümüzde duran bu eser derinlikli bir anlam, zengin bir Türkçe ve köklü bir edebiyat içermektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺24,96

Türkler tarih boyunca Asya’nın hemen hemen tamamında, Avrupa’nın batı kesimleri hariç en büyük kısmında, Afrika’nın kuzey yarısı ile doğu kıyılarında, Basra Körfezi’nden Arabistan çöllerine kadar uzanan büyük bir alanda değişik devirlerde hakimiyet kurmuşlardır.

Tarihi Romanları ile tanınan Hasan Erdem, bu kitapta dünya tarihinde derin izler bırakan, Asya, Avrupa ve Afrika medeniyetlerine katkı sunan Türklerin tarihinden esinlenerek genç okuyucuları için altı tarihi hikayeyi kaleme aldı.

Bu hikayelerden “Avcı”da Sofya’nın fethi, “Susuz Kalan Şehzade”de Padişah babasının ölüm haberini alan veliaht şehzadenin birkaç yol arkaşıyla yaptığı yolculuk, “Esir Şehzade”de Yıldırım Bayezid’in talihsiz oğlu Şehzade Mustafa’nın başına gelenler, “İki Akıncı”da Çaldıran Savaşı’nda şehit düşen Malkoçoğlu Ali Bey ile kardeşi Malkoçoğlu Tur Ali Bey, “Saka Hüseyin”de Çanakkale Savaşı’nda saka erlerinin başına gelenler ve “Hilal ve Haç'ın Savaşı”nda ise 1. Haçlı seferi işlendi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 116
En / Boy : 12,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺26,52

Nurcihan, yeniden konuşmaya başladı. İki cümlesinden birinde Gökhan’ın cevaplamasını istediği soruları doğrultuyordu. Yanıt alamadıkça sesi de beynini kemiren asabiyet de katlanarak büyüyordu. “Ellerim Gökhan… Ellerim neden siyah?” diyerek bir hazin paragrafa uzandı. Öfkeli soluklardan genişleyip küçülen burnunun üzerindeki iki kehribar tanesinde ılık sular birikti.

“Ellerim… Ellerim Neden Siyah?”

Ellerim Neden Siyah?ta, memleket insanının yoksunluklarının merkezde yer aldığı öyküler karşılıyor bizleri. Numan Altuğ Öksüz, yalın üslubuyla kuruyor öykü dünyasını. Günahları, büyük yıkımları, geri dönüşü olmayan hataları, özlemleri, doğumları, ölümleri, maddi ve manevi imkânsızlıkları, kısaca insana dair ne varsa onları, gerçekçi bir bakış açısıyla ele alıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 88
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺27,30

Nevzat Kösoğlu, Türk düşünce hayatının çınarlarındandı. Milliyetçiliği sistemli bir düşünce sahası haline getirmek isteyen ve bunun için gayret eden bir düşünürdü. Bu manâda da Ziya Gökalp’tan başlayıp Mümtaz Turhan ve Erol Güngör’de mükemmel ifadesini bulan bir milliyetçilikten yanaydı. Onunki kültür milliyetçiliğiydi. Milliyetçiliğe, milletleri millet yapan asıl hususiyetin onların hayata, dünyaya ve insana bakışları olduğunun şuuruyla bakan birisiydi. İşte onu Ziya Gökalp ananesine bağlayan tarafı buydu. Böylece de milliyetçiliği bir kavga unsuru olmaktan çıkarıp, milletleri manevi yönden zenginleştirecek bir fikrî gıda hâline getirmek için uğraştı hep. Bunu yaparken de yine sadece, milliyetçiliğin cihanşümul unsurlarından hareket etmemiş, onu bize, Türk milletine has bir kimlik hâline getiren unsur olarak Müslümanlığı aslî bir yapı taşı olarak görmüştü. Dolayısiyle onun milliyetçiliği kuru bir etnik milliyetçilik olmadığı gibi, manevi hususiyetlerinden tecrit edilmiş bir milliyetçilik değildi.

Türklük ve Müslümanlığın birbirleriyle nasıl aynileştiğini, bir yerde Türk denince ilk akla gelen yönünün onun Müslümanlığı olduğunu bilen birisiydi.

Nevzat Kösoğlu’nu büyük yapan sadece onun mütefekkir tarafı değildir. O, şahsî hayat çizgisi itibariyle de büyük bir insandı. En kötü şartlarda bile duruşundan, şahsiyetinden taviz vermemiş, yani bir türlü bükülememiştir. Onu kendisine çok ihtiyacımız olduğu bir zamanda kaybettik. Temennimiz, onun gibi fikri ve zikri bir, şahsiyet abidesi insanların çoğalmasıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2019
₺53,82

Turgut Güler’in, Gazavât-ı Hayreddin Paşa’yı esas alarak yazdığı Deryâlar Sultanı, denizlerde Türk satvet ve hakimiyetinin kurulduğu 16. asrın pek çok büyük adamından birinin, karaları demir kuşaklı cihan pehlivanlarıyla tutan Osmanlı-Türk Cihan Devleti’nin Akdeniz sularını ve kıyılarını onun eliyle boydan boya kavradığı büyük kahramanımız Hızır Hayreddin Paşa’nın romanıdır.

“Biz Türk derya erlerine, boşuna ‘Hayreddînli’ denmemiştir. Bizim serdarımız, bir uluğ Türk’tür ki, onun yoldaşlarına malüm olan kerametlerini, velayetlerini saymak imkanı yoktur. Allah, tuttuğu her işi nusreti ile donatsın ve dahi asan eylesin, herkesin melül ve mükedder olduğu o demde, Hayreddin Paşa’nın cemalinde en küçük bir keder izi görünmedi. Sanki, ters rüzgar kafirin yüzüne esermiş gibi, kendini tamamen Allah’a havale etmiş, kafir donanmasına karşı gidişini, hiç kesmeden sürdürüyordu. Bir ara, baştardasının güvertesinden içeriye girdi ve kısa bir müddet orada kaldı. Bilahare, yeniden güverteye geldi. Elinde iki kağıt parçası vardı. Kelam-ı Kadim ve Furkân-ı Azîm’den iki âyet-i kerîme yazılı olan bu kâğıtları, kendi mübârek elleri ile, baştardasının iki tarafından deryâya bıraktı. O saniyede, Allah’ın izni ve yardımı ile, o ters esen rüzgar birden kesiliverdi. Bu kesiliş, öyle yavaş yavaş, tedrîcî değil, birdenbire ve bıçakla koparılmış gibi cereyân etti. Biraz evvel, arkalarına aldıkları rüzgar ile Türk gemilerinin üstüne yürümekte olan kafir karaka, kalyon, kadırga ve barçaları, yerlerinde durup kaldılar, güya kadid oldular. Hava, birden öyle limanlık oldu ki, az evvelki Cehennemi zaman yaşanmamış, bu derya üstünde, ebediyyen rüzgar esmemiş sanırsın. Derya, derin bir uykuya dalmış gibiydi. Sanki, sular donmuş, karaya dönmüştü. Veyahüd, deryanın suları, eskiden beri asla hareket etmezdi. Ne bileyim, üstünde iki rakîb donanmanın yüzmekte olduğu bu suların, hareket etmek ve dalgalanmak adeti yok olup gitmişti.

Dalgalanmak, artık deryanın şanı olmaktan çıkmıştı. Şimdi, bunları gözleriyle görüp yaşayan bu kemter Seyyid Murâdî bendeniz, göğsünü gere gere kendisine ‘Hayreddînli’ demekte yerden göğe kadar haklı değil mi?”

“Deniz üstünde yürürüz!

Düşmanı arar buluruz!

Öcümüz komaz alırız

Bize Hayreddinli derler!..”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 695
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2019
₺97,50

Birinci Dünya Savaşı dört yıl sürmüş, Balkanlarda başlayan savaş yine Balkanlarda bitmiş, Bulgaristan’ın mütareke imzalaması zincirleme münferit mütarekelerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir.

Selanik Mütarekesi’yle Bulgaristan’ın savaş dışı kalması, esasında İtilâf Devletleri için yeterli görülmüştür. Nitekim Bulgaristan en çok Sırbistan ve Yunanistan tarafından işgal edileceği ve bu ülkelerin kendisinden intikam alacağından endişe ederken İtilâf Devletleri böyle bir gelişmeye izin vermemiştir.

Macaristan’la imzalanan Belgrad Mütarekesi’nin de diğer mütarekelere kıyasla ağır bir ateşkes olduğunu söylemek zordur. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu adına aslında Avusturya heyetiyle imzalanan Villa Giusti Mütarekesi’nde, Habsburg İmparatorluğu’nun sonunu getirmek için siyasî ve askerî bazı adımların atıldığı açıkça görülmektedir.

Bununla birlikte İttifak Devletleri ülkeleri için de en ağır şartları taşıyan mütareke Rethondes -bazı kaynaklarda Compiegne olarak da geçmektedir- Mütarekesi’dir. Almanya, askerî ve malî olarak adeta çökertilmek istenmiştir. Ağır şartlar ve yaptırımlarla dolu bu mütareke, aslında Almanya’ya nasıl bir barış antlaşması önerileceğinin de habercisidir.

Türk basınındaki ve bazı devlet adamlarındaki iyimser olma çabalarına karşın Mondros Mütarekesi’nin de ağır bir metin olduğunu ifade etmek yanlış değildir. Kâğıt üzerinde değerlendirildiğinde özellikle Rethondes ve Villa Giusti Mütarekelerinden hafif olduğu düşünülebilir.

Bununla birlikte diğer mütarekelerde hafif veya ağır olmakla beraber hemen tüm maddeler açık ve net olarak tespit edilmiştir. Mondros Mütarekesi’nde ise özellikle 7. madde ve 24. madde zaman içinde tamamen İtilâf Devletleri’nin yorumuna açık, tehlikeli bir vaziyette kalmıştır.

Nitekim Mondros Mütarekesi’nin imzasından hemen sonra başlayan işgaller 7. madde işaret edilerek gerçekleştirilmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 478
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2019
₺81,90

Kahve yokken “kahverengi”ne ne deniyordu?
 
“Unutmak” kelimesi sahiden “un”dan mı türemiş?
 
“Deniz, tanrı, ırmak, höşmerim”in nasıl bir ortaklığı olabilir?
 
“Begüm” sözcüğüyle “beğenmek” kelimesinin bir ilişkisi var mı?
 
Manisa’nın Alaşehir ilçesiyle Philadelphia adaş mı?
 
“Affetme”nin Türkçesi gerçekten yok mu?
 
Azami kaç kelime “ayak” anlamındaki “pa”dan türemiş olabilir?
 
“Götürmek” sözcüğünün kökü nedir?
 
“Avukat” ile “yalan”ın herhangi bir münasebeti olabilir mi?
 
Tuhafiyelerde tuhaf şeyler mi satılır?
 
“Eğitim” mefhumunun “eğip bükme”yle teması nedir?
 
Bunlar ve bunlar gibi yüzlerce kelimenin açıklandığı bu eserde, etimolojinin dipsiz deryasında maceradan maceraya sürükleneceksiniz.
 
“Türk dilinde yazılmış bir eser, hiç şüphesiz, Türk milletinin eseridir.” der Reşit Rahmeti Arat. Bu yüzden bu eser, değerli okuyucuların ve kelimelerin bilinmedik âlemlerine beni daldırıp Türkçenin benzersiz kâinatında bana muhteşem seyahatler sunan yüce Türk milletinindir.

İyi yolculuklar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 126
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺26,52

Bu romanda vatandaş ile devlet arasındaki ilişki sorgulanıyor.
Takiyettin Mengüşoğlu devletin kendi başına bir varlık olmadığını söyler.
Vatandaş kendi başına bir varlık mıdır?
Sistem kendiliğinden mi yürür yoksa vatandaşın tavrı mı sistemi besler?
Hem itaat hem direniş vatandaşla devletin gizli bir uzlaşması mıdır?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 270
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺45,24

Kardeşim Kurt, kötürümleşmeye direnerek kendisiyle bütünleşmek zorunda olan, kendi dışındakini kavrayamıyorsa bile varlığını kabul edip kendi akli dünyasının tek gerçek olmadığının bilincine varan “gerçek insanın” şarkıları olarak ortaya çıktı. Hesse’nin Bozkırkurdu’nda hikayeleştirdiği gibi kurt bizim öteki tarafımızdır. Bunu reddederek ve görmezden gelerek yaşadığımız sürece yarım ve kötürüm kalırız. Onunla isteğimiz dışında yüzleştiğimizde de yaşadığımız dehşet varlığımızın bütün koşullarını ortadan kaldırarak kurgusal dünyamızı çökertiverir. Kurt, dünyamızın sınırlılığının bir sembolü olarak alçak gönüllülüğümüzün, esnekliğimizin bir kaynağı ve gerçek bilgeliğe giden yoldur. Kardeşim Kurt bir tortu olarak tarihin biçtiği şekil ve rollerden sıyrılmış yırtıcı, muzaffer ve epik insanlığın kıyamete kadar sürecek iç sesidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 76
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺18,72

Konya kadınhanı’nda tren

Raylardaki buzları kahkahalarla kırarken

Karada kaybettiğim kıbleyi

Denizde bulmaya geldim

Bakma ara sıra kanımın köpürdüğüne

Şiir de yazmasam

Dounaklı bir adamım aslında

Deniz çalkalanınca

Kara da karışır

Denizde yüzen gemileri karada yaparlar da

Gemiler nereye gömülür

Eski liman.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺19,50

Halil İlteriş Kutlu, okurunu ilk şiir kitabı olan Lacivert Sürgün ile kendine has şiir coğrafyasında gezintiye çıkartıyor. Semerkant’tan Endülüs’e kadar uzanan bu geniş şiir evreninde güçlü adımlarla yürüyen Kutlu’nun geride bıraktığı ayak izlerinde tasavvufi nazariyenin etkisi, kendisini yoğun bir şekilde hissettirmekte. Sıra dışı imgeleri ve geleneğin kadim kaynakları üzerindeki hâkimiyetiyle bambaşka bir şiir evreninin kapılarını açan Kutlu, okuruna içinde bulunduğu zamandan metafizik dünyaya uzanan bir merdiven hediye ediyor. Şiiri, her an yeniden keşfedilmesi gereken bir âlem olarak gören Kutlu, sezgi gücü kuvvetli olan okurunun da bu keşif sürecine katılmasına olanak sağlıyor. Üzerine eğilip kulağınızı dayadığınızda çok kültürlülüğün, tasavvufun ve varlığın aslına duyulan özlemin derin nağmelerinin yanında modernite ile hakikat arasında sıkışmış olan insanın kalbî ve zihinsel ağrılarını da fazlasıyla hissedebileceğiniz LacivertSürgün, günümüz Türk şiiri içinde kendisine önemli bir yer edinmeye aday bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 86
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺28,90

Kırk yanlışta bir doğru eylediğim işimdi
Hesabına bilenen tırnağımdı dişimdi
Yemin olsun o benim aksakallı kişimdi
Bilgemden ayrı düştüm silinen şanlı çinim
Farz et Gence'yim şimdi, şimdi farz et Lâçin’im
 
Her kalıba girenler ya sudur ya alçıdır
Heykel olabilmekse belki taşa ölçüdür
Sen elmas bir mektuptun ondan adın Elçi’dir
Azatlığa şahika naraların misaldir
Bu ölüm burda firkat Tanrıdağ’da visaldir
 
Türk şerefli bir ırktır, hem dilde heyecandır
Türkçü Türkü yaşayan Türke feda bir candır
Senin büyük mirasın vahit Azerbaycan'dır
Senin buyurdukların binamızın harcıdır
Vasiyetin bizlerin boynumuzun borcudur

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 125
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺30,42

Dönülmez akşamın ufkuna henüz varmadığımız, vaktin çok geç olmadığı demlerde güzeran ederken, geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi, demeden, yeniden hayatı mânâlandırmamız gerekiyor.

Anlayamadığımız şeyleri yok farz etme kolaylığından kaçarak, biraz gayretle, acaba anlayabilir miyiz, sorumluluğuna doğru yol alma işini üstlenmeye çalıştık. Lisanın sadece insanlar arasında bir anlaşma aracı olmadığını aynı zamanda nesiller arasında bir köprü vazifesi gördüğünü idrak ederek nesilleri birbirine rabtetmeye gayret ettik. Ecdadımızın manevî mirasının gözler önüne serilmesine küçük de olsa bir katkısı olursa, bu eser gayesine ulaşmış sayılacaktır. Bu eserin fikri, hissiyatı, kabiliyeti büyük yara almış günümüz insanına yeni ufuklar açması temel gayelerimiz arasındadır.

Berceste Beyitler hazırlanırken şiirlerin Arap harfli Türk alfabesiyle yazımı, vezni, Lâtin harfleriyle yazımı, şairi ve günümüz Türkçesine aktarılmış hâlleri bir arada verildi. Bununla, kitabı eline alan okurun bir beyitle ilgili izah edilmesi gereken hemen her şeyi bir arada görmesi ve klâsik şiir deryasından bir nebze de olsa tatması amaçlandı. Türkçe şiirlerin yanı sıra zaman zaman Farsça şiir parçalarına da yer verildi. İnsanoğlunun müşterek yitiği olan hikmetin peşine düşülmeye çalışıldı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺46,80

Aşk çemberinde sıkıştığında ruhumuz dört bir yandan, taşıp gittiğinde içimizin hüznü, her gün ayrılık hasretiyle, vefasızlıkla, nankörlükle yeniden dağlandığında yüreğimiz, kabarıp bir heyula gibi üzerimize üzerimize geldiğinde çağın sonu gelmez takıntıları; şiire bir sırdaş gibi, bir yoldaş gibi, bir arkadaş, candan bir dost gibi yaklaşmalı ve bizi inciten yanlarımızı mısrayla paylaşmalıdır.

Gece bizi kavradığında, şafağımızda yeni bir melâl dalgalandığında, bir şiir, bir mısra; nasıl kucaklar, nasıl sırdaş olur, nasıl yoldaş olur yarınlarımıza? Tarumar bir gönlü, sevdası giderek azalan yüreği nasıl onarır, nasıl çoğaltır, nasıl büyütür yeniden; çilenin, sıkıntının, ruh acısının ve bir engin bakışın, kendine has bir duruşun, nevi şahsına münhasır bir seslenişin eseri olan mısralar…

İşte bunun içindir şiir... Ve yine bunun içindir şiir uğruna çekilen, çekilmeye razı olunan acı, yüklenilen ıstırap... Ruhu ve bedeni cendere altına alma, sıkıntıya boyun eğme... Çoğu hayalde kurulan bir dünyadan bir şeyle çıkarma... Verilen kavgalar, sükûndan uzak bir yürek... Bunun içindir hep...

Bir sorun kendinize… Bir gülüşten ne çıkar? Sevda mı? Mutluluk mu? Hüzün mü? diye...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 141
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2019
₺28,86

“Ben sırtına sayısız hane kurulmuş, nice cinsten sakine durak olmuş bir dağım. Savaşlar gördüm, kanlarla sulandı yüzüm, canlar devrildi bağrıma ve damarlarıma canlar gömdüm. Çiçek de açtım, dikene de döndüm; gıda da oldum afet de… Binlerce yıldır ferah bir dinlenişteyim. Civarımda ne varsa hepsinden yüceyim. Bir dağım ben, ne renk ne şekildir kaygım. Rahatım.

Rengim varmış benim de, ben de ayrılığı yaşayacakmışım demek ki vakti gelince. Şunlar da insanlar… Duyardım seslerini eskiden beri. Ben onları sadece sesten ibaret sanırdım. Ben onları rüzgârla kardeş sanırdım. Hâlbuki kan ve kemiktenmiş cisimleri. Beni, zalimce dağdan koparsalar da nazikçe sarmaladılar. Yüreğim hafifledi.”

Yazar Kudret Ayşe Yılmaz’ın “hikâyesi savaşla başlayan bir yazarın kendisiyle ve dünyayla barışı” şeklinde tarif ettiği bu kitap, içindeki hikâyeler ile belki de bir yerlerde, henüz birbirini ve hatta kendini tanımayan nicesinin de kendiyle ve dünyayla barışı olacaktır. Kim bilir…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 101
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺27,30

Modern toplumsal tahayyüller içerisinde bir milletin nüvesini oluşturan ve geleceğe aktaran, muhakkak ki yine o milletin içerisinden çıkmış ve mücadeleleriyle o millete ruh vermiş kahramanlardır. Bizler biliyoruz ki, Türk Milleti’nin de yüzlerce yıllık tarihinde nice kahramanlar bulunmaktadır. İşte bu kahramanları yaşatacak olan, edebî ve sanatsal unsurlarla icrâ edilmiş destanlardır. Destanlar, bir millete kimlik kazandıracak olan kanonik eserlerin başında değerlendirilir.

Destan şairleri, bir dil arkeoloğu gibi asırlar öncesinde toplum hafızasında yer edinen ve milletlerin kendilerine ait olan söz değerlerini bulmak için varlığını ortaya koymak zorundadır: Başka bir ifade ile müellif, kullandığı dilin zenginleşmesine ve gelişmesine öncülük etmelidir. Bir yazarın, kendi edebî alanında kullandığı dile yeni sözcükler ilâve etmesiyle, bir destan şairinin çalıştığı herhangi bir tarihî kişinin yahut olayın dönemi itibariyle unutulmuş sözcüklerini yahut ikilemelerini yeniden günışığına çıkarması, aynı maksada hizmettir.

Hakan İlhan Kurt, paslanmış Türk Destan Şiiri’ne Köl Tigin Ünlemesi eseriyle yeni bir soluk getirmiştir. Eserde, Kök-Türk Kağanlığı üzerinden dönemin olaylarına, şahıslarına ve gelişmelerine dikkat çekmekle kalmamış, günlük hayatta kullanılan söz gruplarına, tamlamalarına ve deyimlerine mısralar arasında yer vermiştir. Döneme dair coğrafî terimleri, dipnotlarla okuyucuya aktarmış; kaynağı Orhun Yazıtları’na dayanan tarihî realiteyi, günümüz Türk Destancılığı ile harmanlamıştır.

Köl Tigin’i konu alan ilk destan çalışması olan bu kitap, bizlere zengin bir Türkçe ve zamanı aşan bir içerik sunmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 126
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺30,42

“329 senesinde Rıdvan Nafiz Bey, Küçük Türk Tarihi adıyla bir eser çıkarmış olup çocuklar için yazılan ve millî tarihimizi en güzel bir şekilde vülgarize eden eserin önsözünde şu satırlar vardır:

Bak ataların ne diyor: “Türk oğlu! Senin bir vazifen, büyük, pek büyük bir vazifen var. Kollarının kuvvetini, damarlarının kanını, ruhunun ateşini hep o vazifeni yapmak için sarf etmelisin: Dile ve bütün varlığınla uğraş ki; Türklük yine dünyaya buyursun, Türk bayrağı her şeyin üzerinde yükselsin, Türk vatanı kurtulsun. Türk vatanı… Fakat bu yalnız Türkiye değildir. Hayır arslan oğlu! Türkiye sana pek küçük gelir. Türk vatanı, Türk ayağının bastığı, Türk dilinin söylendiği, Türk mezarının bulunduğu yerlerdir. Türk vatanı; ‘Turan’ denen o geniş ülkedir ki tarih Türklüğü oraya bağlamıştır.”

On iki, on üç yaşlarında iken okumuş olduğum bu esere ve yukarıdaki satırlara ben de Türkçülüğümü borçlu olduğum için onu burada ehemmiyetle kaydetmeyi yerinde buldum.”

Hüseyin Namık Orkun, Türkçülüğün Tarihi

Türk milliyetçiliğinin güneşi yükselirken, 1913 yılında yayımlanan Küçük Türk Tarihi, gençlere millî tarihi bütünlüklü bir şema içerisinde anlatmak suretiyle Türkçü tarih yazıcılığının ilk örneklerinden biri olma şerefini de kazanır. Rıdvan Nafiz, bu tarihi kaleme alırken amacını da şöyle açıklamıştır: 

“… kardeş, bugün Türklük karanlıklar içindedir, senden ışık bekliyor, Türklük hastadır, dermanını sen vereceksin, dedelerinin yastık yerine kılıca yaslanarak kazandığı mübarek topraklar üzerinde dünkü uşaklarımızın kirli bayrakları dalgalanıyor, onları sen parçalayacaksın. “Ölmüş kavmi sen diriltecek, yoksul kavmi sen zengin edecek, çıplak kavmi sen giydireceksin.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 76
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺19,50

1936’da Yedigün dergisinde tefrika edilen Tanıdıklarım’da, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ateşli muharriri, ömrü boyunca fikir ve matbuat hürriyeti, vatan menfaati uğrunda dostluk, siyasi birliktelik tanımayıp tenkit ve takbih oklarını kimseden sakınmayan Hüseyin Cahit Yalçın’ın revnaklı kaleminden 34 portre yer almaktadır:

Taşıdığı büyük unvanların gölgesinde sadelikle ve iltimassızca Osmanlı ordularını idare eden Enver Paşa’nın; maddî emelsiz, temiz ve hudutsuz bir vatan aşkının, bir Türklük idealinin emrinde söz v süs adamı olarak değil, işini mükemmelen gören bir iş adamı olarak çalışan Talât Paşa’nın; kendisini arayan, her temiz hakikat membaından kana kana içmek için dolaşan bir seyyah ve bağlı kaldığı Türklük hedefinden gözlerini hiç ayırmayan bir ülkücü olarak Ziya Gökalp’ın;ferdiyet ve hürriyet tutkunu, açık, entrikasız ve idealist insan meziyetlerinin sahibi Ahmet Ağaoğlu’nun; Abdülhamit’e sövdüğü için yargılanıp asılma tehlikesinden gazel okuyarak kurtulan seyyah-ı âlem, neşeli ve cevval serseri Ubeydullah Efendi’nin; İttihat ve Terakki muhitinin demokratik havasıyla kaynaşamayan aristokrat ruhlu ve mizaçlı, teşrifat düşkünü, bununla beraber Osmanlı İmparatorluğu çökerken Mısırlı bir prens olduğunu hiç hatırlamadan son dakikaya kadar Türk kalan Sait Halim Paşa’nın; bütün emellerini fikrinin ve idealinin gerçekleşmesinde toplayan, tehcirdeki rolü sebebiyle şark vilayetlerinde heykeli dikilmesi gereken hararetli, samimi ve feragatli Bahattin Şakir’in; hürriyeti ve Türkçülüğü en yüksek iman olarak tanıyan, bir seyyah, bir derviş, bir peygamber ruhu neşrederek zahitçe yaşayan, İttihat ve Terakki’nin ateşli halk hatibi Ömer Naci’nin; bütün bu yüksek seciyeli insanların yanında Hüseyin Cahit’in yaban domuzuna benzettiği, Serfiçe’nin Rum mebusu Türk düşmanı Buşo ve eski miskin İstanbul köpeklerine benzettiği Gümülcineli İsmail gibi isimlerin pek şahsî portreleriyle zenginleşen önemli bir kaynak, Tanıdıklarım.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺38,22

13 Kasım 1918’de İngilizlerin öncülüğünde İttifak güçleri, sömürgelerden getirdikleri vahşet saçan savaşçıları ile İstanbul’a akın ettiler.

Tarihte ilk defa bir Türk başkenti yabancılar tarafından işgal edilmişti.

Uzun yıllar süren savaş İstanbul’daki Müslüman Türk erkek nüfusunu azaltmış, evlerde kıtlık ve salgın hastalıklarla boğuşan yaşlı erkekler, kadınlar ve çocuklar kalmıştı.

Biri çıktı: “Var mısınız?..” dedi.

Önce tek tek:

“Yaşlılar, kadınlar, genç kızlar, sanatkârlar, doktorlar, hamallar, prenses ve sultan hanımlar, meyhaneciler, mahkûmlar ve imamlar ses verdiler: “Buradayız!..”

Sonra “Milli Müdafaa Cemiyeti” adı altında bir oldular.

Bu sefer hep birden haykırdılar: “Sonuna kadar!..”

İstanbul sokaklarında, işgalcilerin binalarında kanlı ve acımasız bir savaş başladı.

Kadınlar ve genç kızlar en korkulan savaşçılar oldular.

Askerî depolardan silahlar boşaltılıp gemilerle Anadolu sahillerine kaçırıldı.

Hiç duymadığınız ve şimdiye kadar tamamını kimsenin anlatmadığı, dünyada eşi görülmemiş bir direnişle şehirlerini işgalcilerden geri almak için ölümüne savaşıp bir destan yazdılar.

İşgal Kuvvetleri Başkomutanı General Harington’un, İngiliz Başbakanı Loyd George’a çektiği son telgrafın son cümlesi şöyle bitiyordu:

“…Yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı İstanbul’u bir an evvel terk etmeliyiz. Yoksa askerlerimiz de ailelerimiz de bir daha Londra’ya dönemeyecek.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 452
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺78,00

Okay Sütçüoğlu, Kitab-ı Bahriye’deki gemilerin teknik analizlerini yaparken bunların birer detay olmaktan daha fazla anlam taşıdığını keşfetmiş, çok küçük ölçekli alanlara sığdırılan bu gemilerin daha büyük nispette yeniden çizimleri üzerinden, onların birer teknik çizim unsuru değil, Rönesans sanatının benzer örneklerine meydan okuyan, sıra dışı sanatsal üsluba sahip bir sanatçının elinden çıktıkları sonucuna varmıştır. Pieter Bruegel’in büyük boyutlu gemi resimleriyle yapılan mukayesenin daha da netleştirdiği özgün ve çarpıcı sonuçları içeren kitap, salt Türk denizcilik tarihinin değil, Türk sanat tarihinin de ilgi alanına giren benzersiz bir monografi olarak öne çıkmaktadır.

İster çektiri ister yelkenli olsunlar, on sekizinci yüzyıl öncesi Osmanlı gemileri hakkında çok az şey biliyoruz. Osmanlı arşivlerindeki oldukça teferruatlı tersane ve maliye kayıtları ne yazık ki gemi mimarisinin teknik detaylarını yansıtmadığından bu alanda yazılanlar bahriye tarihinden çok müessese tarihi olarak karşımıza çıkmaktadır. Batı’daki teknik gelişmelerin detaylı bir şekilde anlatıldığı yabancı dildeki monografilerin ülkemizde dolaşıma girmemesi, temel kaynaklarda dahi karşımıza gemi teknolojisinin on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda geçirdiği tarihsel gelişimin mantığına tamamen ters malumatlar çıkması sonucunu doğurmaktadır. (…) Elinizdeki değerli eserin müellifi Okay Sütçüoğlu, Osmanlıların en önemli denizci ve haritacılarından biri olan Piri Reis’in meşhur eseri Kitab-ı Bahriye’deki gemi çizimlerinin detaylı bir incelemesini içeren eserinde, birçok el yazmasında tam bir sayfayı dolduran minyatürlerde bulamadığımız kesinliği Piri Reis’in haritalarının üzerindeki 1-2 santimlik gemilerde aramayı akıl etmiştir. Askerî geçmişinin verdiği tecrübeyle biz masabaşı tarihçilerinin analizlerinin ötesine geçmeyi başarmış ve alanda büyük bir boşluğu dolduracak bir eser kaleme almış gözükmektedir. Hem genel okuyucuya hitap eden hem de konunun uzmanı bahriye tarihçilerine değerli bilgiler sunan bu şayanıtakdir kitabın aynı zamanda yeni nesil araştırmacılar için bir metodolojik kılavuz vazifesi göreceğinden hiç şüphem yok.

- Emrah Safa Gürkan


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 146
En / Boy : 24 / 27
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 4.2019
₺148,20

Cingöz Recai serisinin en heyecanlı maceraları başlıyor!

İstanbul Emniyeti, baş edemediği kibar serseriye karşı yardımlarını almak üzere, meşhur İngiliz polis hafiyesi Sherlock Holmes ve yardımcısı Doktor Watson’ı İstanbul’a davet eder. Şöhretli ikili Sirkeci Garı’na adımlarını atar atmaz muazzam bir kovalamaca başlar; fakat Holmes’ün tabiriyle, “Türklere mahsus fevkalade cesaret, tehlikeden yılmamak, mükemmel projeler tertip etmek kabiliyeti”ne sahip Cingöz Recai, her macerada İngiliz hafiyelerini tufaya getirmeyi başarır. Artık, Doktor Watson’ın gözlemlerine göre, Sherlock Holmes’ün maneviyatı bozulmuş, Baker Sokağı’nın büyük başarılara imza atarak namı dünyayı tutan dedektifi, uğradığı hezimetlerden müteessir  halde, geceleri vaktinde uyuyamamaya, eskisi kadar iştahlı yemek yiyememeye, daha evvel günde on bir defa doldurduğu piposunu on dokuz defa doldurmaya, sabahları tatlı bir kahkahayla uyanırken kuru bir öksürükle kalkmaya başlamıştır.

1928’de, Arap harfleriyle neşredilen onparalık serilerin sonuncusu olan Sherlock Holmes’e Karşı Cingöz Recai’de 15 macera yer almaktadır:

- Kaybolan Adam

- Karanlıkta Hücum

- Han Baskını

- Yerin Dibinde Sesler

- Gece Tuzağı

- Ateşten Gözler

- Sekiz Adım Kala

- Al Kanlar İçinde

- Gece Kuşları

- İmdat

- Şeytani Tuzak

- Sahte Sherlock

- Domuz Sokağı Vak’ası

- Polis Tuzağı

- Cingöz’ün Ziyafeti


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 268
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺47,90

Güney Song Hanedanı döneminde (1127-1279), 1170-1231 yıllarında yaşamış bir devlet görevlisi olan Zhao Rugua’nın kaleme aldığı Zhufanzhi, büyük oranda, Çin’e gelen tüccarların verdiği şifahi bilgilere dayanmaktadır. Kitap, döneme ilişkin bilgi veren diğer kaynakların yardımıyla geniş notlar düşülerek kritik edilmiştir. Zhao Rugua, Zeytûn Limanı Deniz Ticaret Nazırlığı görevini yürütürken, boş zamanlarında haritaları inceleyerek dünya hakkında bilgi edinmiş, yabancı tüccarların ülkelerinin adlarını listeleyip geleneklerini ve topraklarını kayda geçirmiş, yol ve ulaşımlarını Çinceye çevirmek suretiyle dağlarında ve verimli alanlarında yetişen ürünlerini kaydetmiştir.

Önsöz’de kendisinin de belirttiği üzere Zhao Rugua’nın eserinin öncelikli kaynağı yabancı tüccarlardır. Ülkeleri, gelenekleri, yolları ve ürünleri hakkında bizzat onlardan sormak suretiyle bilgi edinmiştir. Dış ticaretle uğraşan yerli ve yabancı tüccarlardan elde ettiği bu bilgiler sayesinde, müellif, çok sayıda ülke ve bunların ürünlerine ilişkin o zamana kadar bilinmeyen ayrıntıları kaydetmiştir. Bu önemli kaynak, Şam, Mekke, Zengibar, Bağdat, Basra, Gazne, Anadolu, Fas, Sicilya gibi muhtelif kentler, bölgeler, deniz ülkelerine; aselbant, gülsuyu, fildişi, amber, inci gibi muhtelif ticari emtiaya dair zengin bir dağarcığa sahip olmasıyla, Ortaçağ Ortadoğu tarihiyle ilgili araştırmalara önemli bir katkı sunacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 182
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺35,10

Türklerin İslâmiyet’e geçişi, Türk ve dünya tarihinde büyük önemi haiz olup en çok merak uyandıran konulardan biridir. Elinizdeki bu kitap, ilk olarak 1959'da neşredilip büyük ilgi görmüş ve birkaç defa basılmıştır. Kitabın yazarı İsmail Hami Danişmend, hem İslâm kaynaklarını hem de Batılı araştırmaları kullanmıştır. Eser, Danişmend'in tek cildi yayımlanmış olan İzahlı İslâm Tarihi Kronolojisi'ne giriş olarak kaleme alınmıştır. Yazar, bugün hâlâ bazılarınca dillendirilen Türklerin kılıç zoruyla ihtida ettikleri iddiasına karşı çıkmış ve Türklerin ihtida sebeplerini delilleriyle ortaya koymaya çalışmıştır. Kitapta ayrıca Arap ordularının Türklere mağlup olması, Emevilerin ırkçılığı ve Türk düşmanlığı, eski Türk dini ile İslâmiyet’in benzerliği, Türklerle ilgili hadisler, İslâm âlemindeki parçalanma ve cismanî hâkimiyetin Türklere geçmesi gibi meseleler Danişmend'in eşsiz üslubu ile kaleme alınmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 221
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺37,90

Türkiye'deki çok partili hayatın başlangıcına ilişkin yeni bilgiler sunan bu çalışma, Cumhuriyet tarihimizin demokrasiye geçiş sürecine odaklanıyor.

Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün çok partili hayata geçiş kararını hangi şartlarda, nasıl aldığı öteden beri tartışma konusu olmuştur. Bu çalışmada İkinci Dünya Savaşı sonrası, 1945-46'ların Türkiye'si, ABD Dışişleri Bakanlığı Arşiv Belgeleri ışığında inceleniyor.

Kitabı okurken kendinizi kâh Amerikalı diplomatların Türk siyasetçileriyle kapalı kapılar ardında oturduğu yemek masalarında, kah Türk gazetecilerle gerçekleştirdikleri gizli görüşme odalarında bulacaksınız.

Türkiye’de görev yapan Amerikalı diplomatların Türkiye’nin iç politikasına, Demokrat Parti'nin kuruluşuna ve çok partili demokrasinin ilk sınavı olan 46 seçimlerine ilişkin Washington ile telgraf yazışmalarına tanıklık edeceksiniz.

Dr. Efe Sıvış'ın titizlikle hazırladığı çalışmada Türkiye’nin; SSCB, ABD ve İngiltere'yle ilişkilerinin Amerikan perspektifinden şaşırtıcı detaylarına şahit olacaksınız.

- Prof. Dr. Çağrı Erhan

T.C. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Üyesi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 407
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺70,90

Çanakkale’nin büyük şehitlerinin ruhlarını şad etmek amacıyla içleri millî şuur ve kinle dolu dokuz genç, 3 Ağustos 1933 Perşembe akşamı Sirkeci’den kalkan Selamet vapuruyla bu ölüm – dirim çarpışmalarının yaşandığı mukaddes toprakları ziyaret etmek üzere yola koyulurlar: Atsız’ın başını çektiği kafilede, emekli bir yüzbaşı olan Naci Akıncı ve oğlu Nuri Akıncı, “Tolunay” adıyla çağrılan tarih öğrencisi ve ileriki yıllarda Atsız’ın eşi olacak Bedriye Sabit, edebiyat öğrencisi ve Atsız’ın kardeşi Nejdet Sançar, coğrafya öğrencisi Musavver Ünlüsü, lise öğrencisi ve “Mengüç” adıyla çağrılan Fethi Tevetoğlu, lise öğretmeni ve o gezi sırasında Atsız’la evli olan Mehpare Taşduman ve ileride Türk siyasetinin önemli isimlerinden biri olup Millî Eğitim Bakanlığı da yapacak olan Tevfik Celal (İleri) yer almıştır. Millî gurur ve vakarla gerçekleştirilecek Çanakkale anmalarının başlatıcısı olma şerefini taşıyan bu Türk kafilesinin, yolda ve kanlı boğuşma alanlarında geçen 9 günlük ziyaretlerinde düşman milletlerin anıtlarıyla, Türk şehitlerinin ise sahipsiz ve açıkta kalmış naaşlarıyla dolu Çanakkale harp sahalarında kopardıkları çığlık, hem kendilerinden sonraki ziyaretlere ilham kaynağı olmuş hem de Çanakkale’de yapılacak büyük bir anıt için milliyetçi gençliği teşvik etmiştir. Çanakkale’ye Yürüyüş’ün bu yeni basımında sadece Atsız’ın metni değil, Nejdet Sançar, Tevfik İleri, Rüknettin Fethi Olcaytu gibi isimlerin yazıları ve ayrıca Çanakkale’ye abide yapılması için Millî Türk Talebe Birliği’nin girişimlerine dair yazı ve haber metinleri ile 30 yıl sonra yaşanan Kadeş vapuru rezaletine dair Millî Yol dergisinde yer alan haber de yer almış, Çanakkale’ye Yürüyüş’ün temiz ve imanlı gençlerinin birkaç kuşağa uzanan etkisini bütünlüklü olarak görme imkânı da böylece sağlanmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺28,86

Kaynağını ezoterik bilgilerden alan ve dünyanın hemen hemen bütün halklarında görülen mistik yapılı, gizemli dinî pratiklerden en yaygın olanı ve en çok araştırılanı şamanlık veya Batı bilim dünyasının kullandığı terimle şamanizmdir. Şamanlık coğrafi şartlarla, etnik yapılanmayla yeni bir özellik sergilemiş, tarihî süreç içinde farklı bir boyut kazanmış ve sonuçta her kültürün kendine özgü şamanlığı ortaya çıkmıştır. Avcı toplayıcı Altaylı Türk boylarından tutun da bozkırda büyük cihan devleti kuran Türk kavimlerine kadar nüfuz etmiş şamanlığın felsefesinin, iç yapısının, temel özeliğinin, dinî-ritüel taraflarının, fonksiyonunun, düşünce sisteminin tam olarak öğrenildiğini söylemek güçtür. Antropologlar, folklorcüler tarafından esrime tekniği olarak bilinen şamanlık dinî-mistik bir fenomendir. Şamanlığın en belirgin özelliği bu dinî-sihirsel fenomenin yöneticisi olan şamanın kendi ruhunu başka dünyalara (yukarı ve aşağı âlemlere) transfer etmesinde gerçekleşir. Ezoterik bilgilerin doğrudan doğruya varisi olan şaman ve şamanlık hakkında doğru bilgi edinmenin esas yolu, şamanların kendilerinin ve onları gözlemleyenlerin anlattıkları efsane ve memoratlardır. Herhangi bir teorik bilgiye giden yolun, ampirik bilgiden geçtiğini unutmamak gerekir. O bakımdan Türk Şaman Metinleri -Efsaneler ve Memoratlar- adlı bu kitap, şamanlıkla ilgilenen herkes için faydalı olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 300
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺37,44

Bu eserde değerlendirilen İdil boyları, Türk İslâm tarihi için bir dönüm noktası olmuştur. Türkler bu tarihlerde toplu şekilde İslamiyet’i benimserken, beraberinde yeni bir kültür dairesine de girmişlerdi. İdil bölgesi hayli ehemmiyetliydi ve bu ehemmiyet, jeopolitik olarak Kafkas ardında tıpkı Anadolu ve Trakya gibi Türklerin Batı’yla iç içe olmasından ileri geliyordu. İdil (Volga) Bulgarları tarihinin en önemli kaynağı, h. 309-310 (921-922) yıllarında İbn Fazlân’ın Bulgar ülkesine yaptığı yolculuğu daha sonra kaleme alıp telif etmesiyle ortaya çıkmıştır. Yine İslâm coğrafyacılarından İbn Rüste’nin el-Âlâku’n-Nefîse adlı eseri, verdiği bilgilerin doğruluğu yanında, en eski ve çağdaş kaynağımızdır. Eserde, Bulgar ülkesi coğrafî olarak tasvir edildiği gibi, ülkenin ticareti hakkında da önemli bilgiler bulunmaktadır. Hicri 300 (913) yılından sonra öldüğü tahmin edilen İbn Rüste’nin verdiği bilgilerden, o yıllarda Bulgarların Müslüman olduklarını ve ülkelerinde çeşitli İslam müesseseleri kurduklarını öğrenmek mümkün olmaktadır. İdil Bulgarları ve İslâmiyet adlı bu çalışmada kullanılan temel kaynaklardan üçüncüsü olan Murûcü’z-Zeheb’in müellifi el-Mes’ûdî de hayatı boyunca birçok ülke gezmiştir. Mes’udî h. 332 tarihi itibariyle Bulgarların Müslüman olduğunu söz konusu eserinde kesin bir dille ifade etmekte ve onların Müslüman oluşlarının tarihi olarak da h. 310 yılını göstermektedir. Özetle, çalışmanın temelini teşkil eden İdil Bulgarları tarihine ışık tutan ana kaynaklar Müslüman coğrafyacılarının eserlerinde bulunmaktadır. Çalışmanın yazarı Prof.Dr. İlyas Topsakal da, X-XII. yüzyılda bölgeyi gezmiş Müslüman Doğu coğrafyacılarının ve çağdaş araştırmacıların ortaya koydukları bilgileri, konunun sınırları ve metodunu esas alarak değerlendirmeye özen göstermiş ve okuyucuya konuyla alâkalı hayli derli toplu bir eser sunmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 190
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺37,90

Dünya Klasikleri serileri içinde belki de en fazla ihmal edilen yazarlardan biridir Panait Istrati. Herkesin Dostoyevski'den, Tolstoy'dan, Balzac'tan hiç olmazsa birkaç kitap ismi sayabildiği bugün, Panait Istrati maalesef samimiyetine, insana olan güvenine ve umuduna nispetle aynı ölçüde tanınmıyor. Belma Aksun'un enfes Türkçesiyle okurlarımızla buluşturduğumuz Akdeniz romanı hakkında bakın Istrati'nin kendisi neler diyor:

Neden iyiliğin kötülüğe galebe çalması konusunda bu kadar duyarlıyız? Neden namussuzun yenik düşmesinden sevinç duyarız? Çünkü iyi olarak doğmuşuzdur. Ama bu zafer ve bu yenilgi insanlara romanlarda, tiyatroda ve ekranlarda değil yaşanan hayatta kanıtlanmalıdır. İşte pek nadiren, binde bir yapılan budur.

Nadiren yapılmasının iki sebebi vardır: Her ne kadar insan, öncelikle iyi olarak dünyaya gelmişse de aynı zamanda kendini beğenmiş, kibirli, bencil bir yaratıktır da. Hayatta cömertçe davranmak çok zor olduğundan, insanların büyük çoğunluğu tamamen aksi yönde hareket eder. Oysa benim hayatım boyunca -çok acılı bir hayattı bu- elimden geldiğince en eksiksiz olarak yaptığım yegâne eylem, bu zorluğu yenmek yani cömertçe davranmak olmuştur. Evet, hayatımın en ufak bir soğuk algınlığının insafına kaldığı bugün, evet herkesin önünde, açıkça şunu söyleyebilirim: Hayatımı arayıp tarayın, onda benim aleyhimde istediğiniz her şeyi bulursunuz ama insanlığa felaket getiren o kusuru; bencilliği bulamazsınız. Benim Adrien Zograffi'm budur işte.

Adrien, söz gelimi cömertçe, mertçe yaşayabilmek ya da yaşamak zorunda olmak için ille de umursamaz ya da erdemli olmak gerekmediğini kanıtlar. Zira cömertlik, mertlik, ruhu bencillikten daha fazla tatmin eder, haz verir.

Hayat, evrensel acıların ortasında sefalete karşı sadece güvende olunduğu, ya da bugünkü kıyamet ortamında artistlerin, ahlakçıların çoğu gibi, muhteşem bir villada, etrafı güzel kadınlar, dalkavuk dostlar, süper limuzinler, güzel köpeklerle çevrili olarak yaşandığı zaman güzel değildir. Belki de hayat, hemen herkesin yaptığı gibi tüm imkânlara ve hatta zevke sahip olduktan sonra, her tür utanç yükünden azade bir vicdanla kuru tahta üzerinde ölürken daha güzeldir.

Zira yolsuz, elektriksiz ve hatta hijyensiz de yaşanabilir ama temiz ruhlar olmadan yaşanmaz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺44,90

"Ulu Berkes buyurdu ki; Aşk; göğün yücelerinde pervaz vuran bir Hüma’dır. O yere inici, dala konucu, tuzağa tutulucu değildir. O nüfuz ve iktidar, gevher ve mücevher... Ve velâyet ve servet ve güçle elde edilici değildir. Onun huzurunda kul ve köle, bey ve sultan farketmedi.. Onun peşine düşenler yarlarda, uçurumlarda başları kesik ölü bulundular. O murad almamış kızların göklere ulaşmış ruhudur. O göklerin kuşudur." Onu Tanrı korur."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 158
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺28,90

Ahmed Güner Sayar, bugüne kadar ideolojik ve anakronik bakış açılarının kurbanı olarak gerçek tarihin dışında bırakılan Şeyh Bedreddin portresini, temel kaynaklar ve kendi eserlerinin süzgecinden geçirerek bütün berraklığıyla ortaya koyuyor. Bu sayede, iştirak-i emval anlayışının erken temsilcilerinden ve ilkel bir komünizmi va’zettiği söylenen Bedreddin, “İslam hukûkunun ferdiyetçi mülkiyet ve miras nizamının kodifikatörü” ve “Osmanlı Hukûkî Muhiti”nin toprakta özel mülkiyeti devre dışı bırakan hesap ve arazi defterlerinden, dolayısıyla toprak rejiminin tiran üreten raiyet statüsünün sebep olduğu sıkıntılardan mustarip Hanefî bir fakih-mutasavvıf olarak karşımıza çıkıyor. Bedreddin, Zeki Velidi’nin tabiriyle devletinin esası şeriat değil “türe” ve “yasak” olan Orhan Bey zamanında doğmaya başlayan “Osmanlı Hukûkî Muhiti”nin genişlettiği örfî hukûkun, Kur’an hükümlerini ötelemesinden rahatsızdı; zîra menakıbında belirtildiği gibi kendisi, her işi “zühd ile takvala” olan bir hukuk adamıydı. Onun çilesi, Oruç Beğ’in tabiriyle fetvayı koyup takvayı kaldıranların, Ahmedî’nin “Din nedürür, şer’i tahrir ettiler” diyerek tanımladıklarının zamanında, İslam hukûkunu ‘taklid’den ‘ictihad’a götüren, Batılıların “magister dixit” tabir ettiği “kaal-el-üstazû” anlayışının dışında, kendi görüş ve reyine göre hüküm verebilen çağdaş bir hukûk öğretisinin ilk kıvılcımı olarak parlamasından kaynaklanıyordu. Ahmed Güner Sayar, Bedreddin’e atfedilen panteizmi ve eserlerinden habersiz tenkitçileri tarafından üzerine yapıştırılan dindışı ve asî etiketlerini, hakîkati yansıtmayan türlü sapmaları, başta Vâridât olmak üzere, bu büyük Türk mütefekkirinin kendi eserlerine tevcihle cevaplıyor. Böylece Bedreddin, önderi ve yürütücüsü olmadığı bir isyanın ağında berrak bir zihin temriniyle değerlendirilerek iktisadî, dinî ve siyasî görüşleriyle anahatları çizilen bir portre halinde belirginleşiyor. Bu kitapta, “Peygamber’in şerîatının baş güneşi, Mustafa yolunun Bedr’i, Muhammed’e mensup hakîkatin mazharı, ulaşan ve ulaştıran irşad ıssı kişilerin övüncü, Hakk’ı bir bilen arif ve gerçeği gerçekleştirmiş erlerin seçkini, olgunluğa erenlerin en olgunlarının olgunu, gerçek ve yakîyn mertebesine varanların en ileri olanı, Allah’a mensup alimlerin, ilimde samimiyet ve gerçeğe varanların sultanı, Hakk, şerîat ve takva ve dînin Bedr’i”nin, Fetret Devri gayyası içinden yükselen sarsıcı çığırına tanık olacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 504
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺89,70

Beş yüz yıl boyunca Doğu Avrupa’da tarihin gidişatına yön veren ve özbeöz Türk olan Bulgarlar, bundan bin küsur yıl önce dinlerini, dillerini, kültürlerini, herşeylerini bırakarak başkalarına benzediler ve ortadan kalktılar. Önemli bir Türk kavmi hazin şekilde yok oldu. Geriye sadece ismini bıraktı… Ve bugün Türkçe bir isim taşıyan yarımadada, Balkanlarda, Türkçe bir isim taşıyan kimseler Türklüğün karşısına dikilmiş, onu yok etmeye çalışıyorlar. Çok acı değil mi? Eski çağları hariç tutarsak, son bin yılın Balkan tarihinin en az bir çeyreği bizi Bulgar kelimesine götürüyor. Öte yandan Balkanların ve Balkan uluslarının tarihinin yüzde yüze yakın bir kısmı da Türklerle alâkalı. İşte bu yüzden, bu kitap sadece Bulgarları anlatmıyor. Türklüğün önemli bir boyunun Orta ve Doğu Avrupa’da hâkim unsur olduğu bir dönemin, 460-960 arasındaki beş yüz yılın bir kesitini sunuyor. Türklüğe Altay Dağlarını bile vermeyenlere inat, Balkanların, Ukrayna ve Güney Rusya’nın nasıl eski ve köklü bir Türk yurdu, Turan’ın bir parçası olduğunu ortaya koyuyor. Dahası, Türklerin yeryüzünde ‘olmadıklarını’ düşünenlere, daha hiç duymadıkları kimlerin Türk olduğunu gösteriyor ve daha bilmedikleri ve inanmadıkları nelerin ortaya çıkacağını ihtar ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 301
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺36,66

Bir ferman buyur Tanrı'm
Dünyaya duyur Tanrı'm
Türk’ü Türk’e kavuştur
Var beni ayır Tanrı'm
Çünkü o gün her ölen
Sadece uyur Tanrı'm


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 86
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺19,50

Sarı Saltık 13. yüzyılın ikinci yarısında Moğol baskı ve hâkimiyetinin acılarını tatmakta olan Selçuklu Anadolusu’nda II. Gıyaseddin Keyhusrev’in oğulları arasındaki saltanat mücadelesini takiben ilk defa tarih sahnesinde göründü. Moğol otoritelerinin desteğini arkasına alan kardeşi Rükneddin’e birkaç defa üst üste yenik düşen İzzeddin’in maiyetinde, Bizans imparatoru VIII. Mihail’in kendilerine tahsis ettiği Dobruca’ya iskân edilen konar-göçer büyük bir Türk oymağının reisiydi. Bu oymak bir görüşe göre 13. yüzyıl Anadolusu’nda önemli bir tarihsel rol oynayan Çepni Türkmenlerinin bir kolu, bir görüşe göre de Kıpçak Türklerinden bir oymak idi. (...) Kanaatimizce Sarı Saltık tıpkı Selçuklu ve Osmanlı döneminde yaşamış diğer Türkmen babaları gibi aynı zamanda hem şeyh hem aşiret reisi olmalıdır ki, böyle bir göç hareketini yönetebilsin. Türkmen babalarının hem aşiret reisliği hem de şeyhlik statüsünü bir arada taşıdıkları, bilinmedik bir konu değildir ve bu çifte statünün kökü İslâm öncesi Orta Asya'ya kadar gitmektedir. (...) eldeki bu kitapta değerli araştırmacılar S. Burhanettin Kapusuzoğlu ve Mevlüt Çam, İstanbul Başbakanlık Osmanlı ve Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerindeki Balkanlar’da, Anadolu’da vs. yerlerde bulunan Sarı Saltık türbe, tekke, zâviye ve köylerinin vakıf ve tahrir kayıtlarını bir araya toplamak suretiyle, tıpkıbasım ve çeviriyazı metinler halinde araştırıcıların dikkatine sunmaktadırlar. Şimdiye kadar bu metinler topluca ve bir arada yayınlanmamış olup ilk defa bu kitapta sistematik olarak bir araya getirildiler. Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 142
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺21,84

Bu kitap, Yusuf Akçura tarafından verilmiş iki konferansın metinlerinden oluşmaktadır. “Müverrih Leon Cahun ve Muallim Barthold’a Göre Cengiz Han” başlığını taşıyan ilk konferans, Türk Derneği’nde verilmiş ve Türk Yurdu dergisinin ilk sayısından başlayarak 11 sayı boyunca tefrika edilmiştir. Bu metni takiben, Ebuzziya Tevfik’in Tatarları aşağılayan bir yazısına cevaben Altın Armağan adlı risâlede yer alan “Türk ve Tatar Birdir, Türkler Medeniyete Hizmet Etmiştir” başlıklı konferans metni gelmektedir. Bu iki metni tamamlayacağı düşüncesiyle Halîm Sabît’in, Yeni Mecmûa’da iki bölüm halinde neşredilmiş, “Şimal Türklerinde Türkçülük Ve Tatarcılık” başlıklı yazısı da kitabın sonuna eklenmiştir. Türk tarihini bir bütün olarak telakki etmek; bu tarihe millî ve içeriden bir bakış önermek; Türkler, Tatarlar ve Moğollar arasında köken birliğini vurgulamak; bu köken birliğini somutlaştıran tarihî bir figür olarak Cengiz Han’ı öne çıkartarak Türklerin millî idealleri ve tarihî kinlerinin en yüksek düzeyde temsilcilerinden biri mevkiine oturtmak; onu milliyetçi, laik ve hukuka bağlı “modern” bir devlet başkanı şeklinde takdim etmek; nihayet bütün bu hususların sağladığı imkanlar ile tarihî bir Türk milliyetçiliği inşa etmek gibi motifler, Osmanlı tarih tasavvuruna muhalif olan Akçura’nın Cengiz Han anlatısındaki temel unsurlardır ve kaynağı büyük ölçüde Cahun’dur. Dolayısıyla bu anlatıyı, Cengiz Han’ı anlamak ve öğrenmek için başvurulacak bir tarih metninden ziyade Türk birliğini gerçekleşmesi imkansız bir hayal addeden bütün Osmanlı aydınlarına karşı bir cevap, Türk düşünce tarihinin, modern Türk tarih düşüncesinin, Türk siyasî tarihinin bir belgesi gibi okumak doğru bir yol olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 127
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺17,16

“Nezaketsizliğime hükmetme. Seni böyle kurbanlık koyun gibi bağlamak istemezdim. Ne yapayım ki senin de bana zararların dokundu. Bütün teşkilatımı altüst ettin. Yetmiş, seksen bin liralık eşyamı ve alet edevatımı hükümetin eline geçirttin. Bütün esrarım meydana çıktı. Server Bedi bunları duyarsa, belki de “Cingöz’ün Esrarı” diye bir roman yazacaktır. Biliyorsun ki bu muharrir, seninle benim bütün mücadelelerimizi, maceralarımızı ballandıra ballandıra yazıp kitap yapıyor ve şimdiye kadar on vakamızı yazdı. Ben kendisine, bu son büyük maceramızı da yazmak müsaadesini vereceğim. İcap ederse birçok noktalarını da kendim anlatacağım. Tabii, biçare muharriri de tevkif etmeye kalkmazsan. Varsın, esrarım meydana çıksın.” Biçare muharrir tevkif edilmedi ve 10 kısa hikâyeden oluşan “Cingöz Recai’nin Harikulâde Sergüzeştleri” serisinden sonra, 1925 yılında muhteşem serserimizin maceralarının anlatıldığı ilk roman olarak Cingöz’ün Esrarı neşredildi. Didem Ardalı Büyükarman ve Süheyla Ağan’ın titiz aktarımı ve notlarıyla sunuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺61,75

“Biz gaza ile yurt tutmalıyız. Uçlara varılmalı, kâfirin dibinde durulmalı, daim kılıç bileyip yüreklere korku salınmalı. Ki cinin şeytana karıştığı bu çağda bir görklü çınar yüceltelim. Daha çok denize, daha çok ırmağa gidelim. Diyâr-ı Rum bizim için yalnız yaylanıp kışlanacak bir yer değil, asırların vadettiği kutlu bir yurttur.” “Bin Yılın Göçü” serisinin ilk kitabı olan Alplar Çağı’nda, Oğuzların Orta Asya’dan başlayıp Anadolu kapılarına kadar uzandıkları büyük göç serüvenini anlatan Hasan Erimez, ikinci kitap olan Gaziler Çağı’nda da başta Kayılar olmak üzere Oğuzların uzun ve kanlı serüvenlerle Anadolu’yu yurt tutmalarını anlatıyor. Oğuzların “Kutlu Devlet”i asırlar sonra nasıl kuruldu? Kayıları ve bütün Oğuz boylarını Anadolu’ya iten o kutsal ülkü neydi? Tarihi değiştiren Malazgirt Savaşı nasıl cereyan etti ve Sultan Alparslan, Anadolu’nun fetih kapılarını nasıl açtı? İlk akıncı gaziler, Anadolu’yu nasıl fethettiler? Kılıç Arslan ve Türk gazileri, Haçlı ordularını Anadolu’da nasıl dağıttılar? Ertuğrul Gazi, Oğuzların asırlardan beri izini sürdüğü Kutsal Taşı nerede buldu? Ve onun cihana hükmedecek bin yıllık ülküsü neydi? Hasan Erimez, bu romanda tarihi değiştiren hadiselerle beraber Oğuzların binlerce yıllık maddî ve manevî birikimlerini de harmanlıyor ve okuyucuları asırların içinden su gibi akacak unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺49,90

Eserleri 176 dilde tercüme edilen Cengiz Aytmatov, hiç şüphe yok ki dünya edebiyatında en fazla tanınan Türk yazarıdır. Yazdığı her eseri büyük bir zevkle okunan Aytmatov, bir arada sunduğumuz bu iki hikâyesinde güçlü bir sembolizm kullanmıştır. Kızıl Elma, Aytmatov’un ilk dönem eserlerindedir ve o, bir şehir hikâyesi olmanın yanı sıra, aynı zamanda bir aşk hikayesidir. Kızıl Elma’da aşkın o tertemiz heyecanı; Oğulla Buluşma’da ise bir babanın evladına duyduğu ıstıraplı hasreti anlatılıyor... Her iki hikayenin ortak özelliği ise, Aytmatov’un bu hikayelerdeki duyguları en net, en saf halde okuyucuyla buluşturmuş olmasıdır. Bu yönüyle de onun hikayeleri, bir solukta okunacak kadar sürükleyicidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 52
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺8,58

Berna Güzey Yırtıcı’nın, üçü ödüllü toplam dokuz hikâye ve iki denemesinden oluşan Son Zeytinler, hayatın türlü sahneleri arasında kaybolup kendisini bulmaya çalışan insan hallerini yalın, gösterişsiz ve okuyanı içine çeken bir dille aktarıyor. Dolambaçsız anlatının patikalarında iç ısıtan ve bizi düşünmeye sevk eden bu kalem işlerinde, maddi dünyanın gerçekleriyle çerçevelenenler kadar, masalsı ve fantastik ögeler içeren, daimi mutluluğun, önyargısız yaşamın, özlenen dostların arandığı, hodkâmlıkların, ihtirasların, iyilik ve adanmışlıkların, anlamlı bir bütünün parçaları olarak işlendiği, hepimizin hayatına dair izler beliriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 142
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺25,90

Önemli eserlerin çevirmeni olarak tanıdığımız Müfit Günay, bu defa kendi hayat sahnesinden, yaşanmış veya kendisine ilham vermiş, bir şekilde temas etmiş olduğu isimlerin, şehirlerin, olayların gümrahından bize sesleniyor. Bir ilk telif olan bu kitapta, Sivas basın tarihinden, siyasi tarihimizin kişisel bir anlatısına, çocukluk hatıralarının özlenen safhalarından Winnipeg Kanada’nın günlük yaşam ayrıntılarına, paranın az, zamanın çok olduğu gençlik yıllarından, geciken er mektuplarına, mutluluğu sade ve ihtiyaçlardan arınmış bir yaşamda bulmayı salık veren baba öğütlerinden, mesai başlangıcını duyuran cer atölyesi sirenlerine, Çamlıhemşin’in serenderlerinden Free Winnipeg gazetesinde tebcil edilen tuhaf bir fedakârlık hikâyesine, keyifle okunacak metinler yer alıyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 12 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺24,18

Dünyanın dört bir yanını saran Cihan Harbi, Batı tarihçilerince uzun yıllar bir Avrupa savaşı olarak işlenmiştir. Avrupa dışı gelişmeler “tali” unsurlar olarak görülmüştür. Osmanlı’nın bu savaştaki rolü çoğu kez “marjinal” olarak nitelenmiştir. Osmanlı toprakları paylaşılmayı bekleyen bir ganimettir ve savaşta aktif bir rol oynaması beklenmez. Oysa Osmanlı, Cihan Harbi’nde yedi düvele karşı üç kıtada savaşmıştır. Galiçya’dan Arabistan çöllerine, Kafkasya’dan Süveyş’e Osmanlı ordusu seferberdir. Kaldı ki Osmanlı için Cihan Harbi, 1912’de Balkan Harbi ile birlikte, hatta daha cesur davranılırsa 1911’de Trablusgarp Savaşı ile birlikte başlamıştır. Balkan Harbi, Cihan Harbi ve Milli Mücadele bir bütünün parçalarıdır.

Batı tarihçiliğinin bu konudaki aymazlığını sorgulayan tek bir kitap vardır. O da bir Fransız subayının yazmış olduğu ve Büyük Harpte Türk Harbi başlığı altında Türkçeye çevrilecek olan La Guerre Turque dans la Guerre Mondiale adlı eserdir. Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın konumu uzun yıllar bu kitaptan izlenir. Büyük Harpte Türk Harbi askeri tarihimiz için son derece önemli bir başvuru kaynağı ve bir klasiktir. Nitekim bunu daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında Erkân-ı Harbiye de görmüş olacak ki, kitap, Fransızca yayınlanışından kısa bir süre sonra üç cilt olarak şerhlerle Türkçeye kazandırılmıştır.

Fransızların “edition critique” dedikleri yöntemle gerçekleştirilen çeviri, yazarın eleştirisi ve kimi yerlerde düzeltilerini içermektedir. Çeviriyi gerçekleştiren ve Larcher gibi hem subay hem askeri tarih uzmanı olan Harp okulu öğretmeni Mehmed Nihad, birçok yerde Larcher’nin verilerini sorgulamış ve zaman zaman düzeltmiştir. Bu bağlamda Türkçede yayınlanan üç cilde tam anlamıyla çeviri demek de doğru olmaz. Maurice Larcher’nin bu klasik eserinin, Mehmed Nihad’ın şerhleriyle Latin harflerine aktarılarak Ötüken Neşriyat tarafından okuyucusuna ulaştırılmış oluşu askeri tarihimiz açısından büyük bir kazançtır.

- Prof. Dr. Zafer Toprak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 1192
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺136,50

Rus şiirinin en güzel lirik destanı ve hazin bir aşka adanmış bir anıt olarak nitelendirilen Bahçesaray Çeşmesi, Puşkin’in gençlik dönemi şiiridir. Şairinin yaygın ve kalıcı şöhretini kazanmasında büyük payı olan bu şiiri meydana getiren saikler de, esasında Puşkin’in geçici gençlik hevesleridir. Şair, 19-20 yaşlarında bulunduğu sırada, kendinden iki yaş küçük olan karşılıksız mâşûkası Sofya Stanislovov Potoçka’dan Tatarlarca kaçırılarak Kırım Hanı’nın hareminde ölen “büyük ninesi” Mariya Potoçka’nın ve “Gözyaşı Çeşmesi”nin hikâyesini dinlemiş, Bahçesaray’ı zorunlu güney seyahati sırasında görmüş, destanı ise yine bu zorunlu seyahati boyunca yoğun olarak okuduğu Byron’un eserlerinin büyüsüne kendini kaptırdığı bir dönemde kaleme almıştır. Yayınevimiz, Azad Ağaoğlu’nun Rusça özgün metinden Türkçeye manzum olarak aktardığı Bahçesaray Çeşmesi’ni, 1892 baskısının gravürleriyle neşretmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 72
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺40,90
1 2 3 ... 23 >
Çerez Kullanımı