10. asırda görkemini kaybeden İslam medeniyeti, Selçuklu restorasyonu ile yeni bir döneme kapı aralamıştı. 12. asır Müslümanların beklenmedik misafirleri Haçlılar ile yüzleşme çağıdır. Bu yüzleşmenin kahramanlarından biri de Selahaddin’dir.

İmadeddin’in kurduğu temeller üzerinde oğlu Nureddin ile, bütün Müslümanlar arasında cihad sistemli bir politika hâline gelecek ve Selahaddin ile zirveye çıkacaktır. Nureddin, en büyük silahı olan tecrübelerini seferber edebilecekken erken bir yaşta vefat etti. Kuşkusuz Nureddin’in birçok vârisi vardı; ancak, tarihin ve coğrafyanın çağa dayattığı Selahaddin olacaktı. Selahaddin, cihad ateşini ne kadar körüklerse körüklesin beylerin, emîrlerin ve şehirlerin nefisleri ağır basıyordu. O, emîrlerin, sultanların ve halifelerin bitmeyen asabiyet ve kıskançlıklarını hep sineye çekti.

Bir “iman soğuması” yaşanıyordu, asabiyetlerin Müslümanların imanlarını boğduğu bir çağdı. “Ameller” nereye kadar sürdürülebilirdi ki? Cihad ve asabiyet koyun koyuna, kolay değil! Feodal Çağ’ın karanlık dehlizlerinden gelen Haçlılar, bir iman tazelenmesi yaşadılar. Müslümanlarla beraber kadimden çok şey devşirdiler. Barbar Haçlı figürü ise uzun süre bir Doğulunun gözünde Avrupa medeni çehresindeki istihaleyi saklayan bir perde olarak kaldı. İmadeddin, Nureddin ve Selahaddinlerin aydınlığı olmasa Müslüman Doğu belki bu köpükte boğulacaktı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 344
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2015
₺63,90
Bu kitapta öncelikle Orta Çağlarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun idari taksimati ve geleneği ile kimliği üzerinde durulmaktadır. Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’sunun Kürdistan kavramı etrafındaki spekülasyonlara dahil edilmesinin tarihi ve coğrafi açıdan mümkün olup olmadığı da sorgulanmaktadır. Böylece tarihte Kürdistan denilen coğrafyanın neresi olduğu da anlaşılmaktadır. Bugün tarihi bir geçmiş elde etmek ya da inşa etmek adına bazı isimlere yüklenen çağdaş etnik değerlerin bu kelimelerin geçmişte farklı özellikler taşımalarından dolayı tarihi gerçeklerle uyuşmadığını birçok başkalarında olduğu gibi Kürt ve Kürdistan gibi tanımlamalarda da göreceğiz. İkinci olarak, XIII-XIV. yüzyıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Moğol istilası ve hakimiyeti ile Diyarbekir eyaletindeki Sutaylılar hanedanı üzerinde durulacaktır. Bu Moğol topluluklarına ne oldu? Sosyolojik bir hadise olarak, İç ve Batı Anadolu’ya gelen Moğol toplulukları nasıl Türkleşmişlerse Doğu ve Güneydoğu’da kalanlar Kürtleşmişlerdir. Buna bağlı olarak, Anadolu’ya yığılan Türk-Moğol topluluklarının; yer, aşiret, boy adlarında ve mimari eserlerdeki Moğol unsurları ile Anadolu etnolojisinde Moğol tesirlerinin Türkiye mirası üzerindeki katkılarına da ışık tutmaktadır.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2010
₺56,90

İnsan, üzerinde yaşadığı coğrafyanın bir parçasıdır, ondan ayrı düşünülemez. İnsan da diğer canlılar dünyası gibi toprağa bağlıdır, ona benzer. Rengi, dili, düşüncesi, zevkleri, korkuları, cesareti, yiğitliği, asaleti, katılığı, yumuşaklığı, taassubu, muhafazakârlığı, dini anlama ve yaşama biçimi ve karakteri ile insanoğlu, kök saldığı, beslendiği, büyüdüğü toprağının, toprak anasının oğludur.

Bu çalışma, insan ekolojisinin çerçevesi içerisinde, toplumların, inançların, inanç topluluklarının, bilhassa merkezin karşısında çevreyi temsil eden İslam heterodoksisinin ve her türden asabiyetlerin mekân aracılığıyla incelenmesidir. İslam medeniyeti, İslam coğrafyasıdır ve İslam heterodoksisi, bu geniş coğrafyanın İslamlaşmasının arızi durumları, kırılmaları ve sarsıntılarıdır. Bugün ülkemizin ve İslam dünyasının meselelerinin anlaşılmasında mekânın sunduğu bu bakışın gözden uzak tutulmaması gerekir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2016
₺37,90
1
Çerez Kullanımı