Kronik Kitap

Kronik Kitap Yayınlarına ait yeni ve çok satan kitapları inkilap kitabevi'nden satın alabilirsiniz. 94 yıldır kitap sektöründe sizlere hizmet veriyoruz ve vermeye devam edeceğiz. En çok satan ve yeni çıkan kitapların yanı sıra tüm kitapları sizlere ulaştırıyoruz. Kitap okurlarına en iyi hizmeti ve en ucuz fiyata sunuyoruz. İndirimli Kitap almak için doğru adrestesiniz. Kapıda ödeme imkanı ve kredi kartına vade farksız 6 taksit imkanı ile hızlıca kitap siparişi verebilirsiniz. %50'ye varan indirimlerle ucuz kitap siparişi vermek için en doğru adres olmaya devam ediyoruz.

“Konuşuyoruz, konuşuyoruz, konuşuyoruz da söylediklerimizin çocukların kulağından içeri ses olarak girip nasıl bir hisse dönüştüğünden pek bahsetmiyoruz. İstedim ki sesin hisse dönüştüğü yerde biraz soluklanalım. ‘Kırk kere söyledim’ gibi artık dilimize pelesenk olmuş dil kalıplarını kullanırken aslında ne demek istediğimizi, çocuğun bunu nasıl duyduğunu, nasıl anlamlandırdığını tartışalım.”

Ziya Selçuk

Yapma yavrum. Yavrum yapma. Çocuğum yapmasana. Yahu yapma! Yapma dedim ya! Kırk kere söyledim sana yapma şunu diye!

Defalarca “Yapma,” dediniz. Çocuğunuz yapmaya devam etti. Sonunda “Kırk kere söyledim sana!” da dediniz. Ama belki de çocuğunuzun bunu yaparken ne demek istediğini hiç düşünmediniz. Oysa sormanız gereken soru şuydu: Kırk kere uyarıldığı hâlde yine aynı şeyi yapmaya devam eden çocuk ne demek ister?

“Çocukla iletişim” deyince nedense çoğunlukla “Biz söyleyeceğiz, anlatacağız, çocuk dinleyecek; biz isteyeceğiz, çocuk yapacak,” kabilinden bir iletişim şeklini anlıyoruz. Çocukla iletişimde yaşadığımız olaylar bir anlamda koca bir ebeveynlik okyanusunun içindeki buzdağına benzer. Unutmayın, bir de buzdağının altı var.

Ben söyledim, o ne anladı?
O söyledi, ben ne anladım?
Benim söylediğim ona ne hissettirdi?
O bu davranışıyla ne anlatmak istedi?
Bana cevap vermediğinde söylemediği şeyler neler?
Söylediğinde üstünü örttüğü şeyler neler?

Yıllarını çocuk gelişimi ve eğitim alanına adamış Dr. Ziya Selçuk’un değerli kaleminden, sık kullandığımız dil kalıplarını ebeveynlik açısından yeni bir çözümlemeye tabi tutacak, çocuğa ve çocukluğa bakış açımızı değiştirecek çok yönlü bir hasbihâl... Kullandığımız kalıplar, deyimler, imalar, vurgular üzerinden aileden başlayıp topluma yayılacak bir dönüşüm çağrısı…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2022
₺41,00

“Bir hedef bulacaksınız, o uğurda çalışacaksınız, hedefinizi gerçekleştirmek için bir yol arayacaksınız, yol yoksa da o yolu yapacaksınız. Bir defa geçtiğiniz yoldan da bir daha geri dönmeyeceksiniz. Çünkü lüzumsuz geri dönüş başarısızlıktır, tekrara düşmektir, ufku kapatmaktır. Hedef bulmak, yol açmak ve aynı yoldan geri dönmemek… Hayattaki gayemiz budur.”

İLBER ORTAYLI

Kendi kendinin mimarı olma ve hayata atılma… Yetenek, keşif, merak, potansiyel, heves, ayakta kalma güdüsü… Öğrenmenin, çalışmanın, düşünmenin yolları ve yöntemleri… Çalışacağız, okuyacağız, göreceğiz, planlayacağız, kendimize bir hayat kuracağız, tamam ama bunu hangi ölçüye göre yapacağız?

İlber Ortaylı bu kitapta kişinin hayattaki gayesini nasıl belirleyeceğini, hedefini nasıl koyacağını, geleceğini nasıl planlayacağını, potansiyelini nasıl değerlendireceğini yüzyılların içinde dolaşarak, tarihin büyük düşünürlerinin binlerce yıla meydan okuyan görüşlerini de yanımıza katarak izah ediyor. Kendimize her gün sorduğumuz ve cevap bulmakta zorlandığımız soruları kendi deneyimleri ve engin bilgisi ışığında yanıtlıyor.

· İnsan kendini nasıl inşa eder?

· Potansiyelimizi değerlendirebilmek için hangi yeteneklere sahip olmalıyız?

· İnsan hedefini nasıl koyar, geleceğe dönük planlarını nasıl yapar?

· Yeteneğimizi, merakımızı nasıl keşfederiz ve nasıl geliştiririz?

· Kendi talihimizin mimarı olabilir miyiz?

· Etrafa bakma sanatı nedir, nasıl öğrenilir?

· Mutluluk neden hem hakkımız hem de görevimizdir?

· En zor zamanlarda direnme gücünü nerede bulacağız ve ilhamı nelerde arayacağız?

İnsan Geleceğini Nasıl Kurar? yaşam tecrübesini paylaşmayı vazife bilen bir entelektüelden, İlber Hoca’dan, okurlar için bir yol açma, yol yapma, kendini inşa etme ve toplumu ayağa kaldırma rehberi. Platon, Seneca, Cicero, Farabi gibi bilgelerin ilhamı eşliğinde ve Yenal Bilgici’nin sorularıyla…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2022
₺51,00

“Özgünlük” ve “yeni”nin sürekli övüldüğü bir çağda, detaylarda ne kadar ayrışsak da, temelde birbirimize çok benziyoruz. Sadece birbirimize benzemekle kalmıyoruz; bizden önceki nesillerden de o kadar farklı değiliz. Teknolojinin ve modernitenin getirdiği tüm yeni imkânlara rağmen birçok alışkanlığımızdan vazgeçemiyoruz. Benzer durumlarda benzer tepkiler gösteriyor, âdeta ezbere yaşıyoruz. Ve bunu değişmediğimizin pek de farkında olmadan yapıyoruz.

Gözlemlemenin, sorgulamanın, tutarlı fikirler geliştirmenin sancılı sürecine katlanmaktansa reklamvari sloganlarla özgünlüğü yakalayabileceğimizi sanıyoruz. Ve sonunda her tembel öğrenci gibi sınıfta kaldığımızda hocayı suçluyoruz.

İşte Ezbere Yaşayanlar, bir türlü vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımızın tarihî arka planıyla birlikte antropolojik, sosyolojik ve psikolojik kökenlerini irdeliyor.

Bizim gibi olmayanlara neden tahammül edemiyor, yabancıdan ve farklıdan neden korkuyoruz? İnsanları niçin konuşma tarzına göre yargılıyor, argo kullananlara ya da aksanlı konuşanlara niçin yukarıdan bakıyoruz? Şu rasyonalite çağında neden hediye alıyoruz ve birbirimize bir şeyler ısmarlıyoruz? Niçin dedikodu yapmaktan vazgeçemiyoruz? Son elli yılda birçok hak edindikleri halde kadınlar neden erkeklerden farklı meslekler tercih etmekte ısrar ediyor? Bunca bilimsel gelişmeye rağmen neden hâlâ fala ve büyüye inanıyoruz?

Yukarıdaki sorulara cevap ararken anekdot denizinde boğulmadan diyardan diyara koşup çağdan çağa savrulacağız. Taş Çağı’ndan modern zamanlara, Kalahari Çölü’nden Trobriand Adaları’na, Güney Sudan’dan Alp Dağları’na, Çin’den Aztek diyarlarına keyifli bir yolculuğa çıkmaya, Evliya Çelebi’den Torquemada’ya, James Cook’tan Şamhat’a, Kraliçe Njinga’dan İmparatoriçe İrene’ye, konuşan şempanzelerden Akıllı At Hans’a, yamyamlardan hadımlara birçok ilginç karakterle tanışmaya hazır mısınız?

Ezbere Yaşayanlar’da iki yüz bin yıllık insanlık mirasının ortaya koyduğu birbirinden değişik toplum ve kültüre yönelerek davranışlarımızı şekillendiren ana etmenleri inceleyecek; kültürle biyoloji, geçmişle gelecek, gelenekle yenilik arasındaki çekişmeyi merkeze alarak, şartların alışkanlıklarımızı ne noktaya kadar değiştirebildiğini tetkik edecek ve doğamıza ne kadar hükmedebildiğimizi göreceğiz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2022
₺41,00

“Bu hastalığı -keza kanser ve diğer pek çok hastalığı da- yenmek için yeni bir bilimsel yöntem kullanma arayışlarının hikâyesi onları çağımızın kahramanı yapmaya yetecekti.”—Bloomberg

“Özlem Türeci ve Uğur Şahin, Marie ve Pierre Curie’nin radyoaktiviteyi keşfetmesinden bu yana hızla bilimin en ünlü evliliği hâline geliyor.”—The Times

Soğuk bir aralık sabahı, İngiltere’deki Coventry Üniversite Hastanesi’nde, doksan yaşındaki Maggie Keenan tişörtünün kolunu sıyırdı ve bir hemşire sol koluna şırınga yaparken bakışlarını kaçırdı. Maggie, bir düzine televizyon ışığının parıltısı altında, şimdiden beş milyon kişinin hayatına mâl olmuş bir virüse karşı, onay almış aşıyı olan dünyadaki ilk hastaydı.

Ocak 2020’nin ortalarında Uğur Şahin, eşi ve onlarca yıllık araştırma ortağı Özlem Türeci’ye bir salgının kapıda olduğunu söylerken henüz yalnızca birkaç koronavirüs vakası vardı. Otuz yıldır inatla sürdürdükleri kanser, HIV ve tüberküloz gibi birçok hastalığa karşı devrim yaratacak mRNA tabanlı tedaviler geliştirme azimleri, yakında Covid-19 olarak bilinecek bu virüse karşı geliştirilecek aşıya altyapı oluşturacak ve insan vücudu, kendi eczanesi hâline getirilecekti!

Şimdi, bilim direniyordu.
İlk başta bilim camiasında yaygın bir şüphecilikle karşı karşıya kaldılar; ancak salgın patlak verdiğinde BioNTech, olası tüm senaryolara hazırdı.
• Saygın ilaç şirketlerini iddialı projelerini desteklemeye nasıl ikna ettiler?
• Trump yönetimi ve Avrupa Birliği’nden gelen siyasi müdahaleleri nasıl yönettiler?
• Dünyanın her köşesine rekor sürede iki milyardan fazla doz aşıyı sağlamayı nasıl başardılar?
• mRNA teknolojisinin Covid-19’u alt edişi, yakın gelecekte kanser tedavisinde olası bir başarının habercisi olabilir mi?
AŞI; Financial Times’ın Frankfurt muhabiri Joe Miller’ın, Şahin ve Türeci’nin katkılarının yanı sıra elliden fazla bilim insanı, politikacı, halk sağlığı yetkilisi ve BioNTech personeli ile yaptığı röportajlardan oluşuyor ve çağımızın en önemli atılımının arkasındaki bilimsel, ekonomik ve kişisel geçmişi açıklıyor. İki sıradışı kişinin etkileyici hikâyesi… Şüphesiz bu, tarihin ilk taslağı...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2021
₺41,00

“Siz, bilmeyenler kadar ses çıkarmadıkça, niteliğinizin farkına varamayacaklar ve anlaşılmadığınızı düşüneceksiniz. Meşgul olduğunuz işler başkalarının gözünde değersizleşecek ve vazgeçilebilir olduğunuzu zannedeceksiniz. Ses çıkartmak derken bağırmayı, gürültü yaparak barbarlaşmayı değil; doğru zaman ve doğru yerde kendini anlatmaktan geri durmamayı kastediyorum. Bilgi sahibi olduğumuza emin olduğumuz her konuda, eğitimini aldığımız alanlarda, hödüklerden daha çok ses çıkarmalıyız.”
Vedat Milor

Gastronomi uzmanı… Şarap uzmanı... İktisatçı… Sosyolog… Televizyoncu… Yazar… Her daim okuyan, yazan, arayan; bir yandan da hem geleneksel hem sosyal medyada eğlenen, dertleşen, anlatan ve anlamaya çalışan bir kamu aydını. ABD-Türkiye hattında dokuduğu hayat felsefesini mukayeseli bir zemine oturtmuş iyi bir gözlemci ve eleştirmen. Vedat Milor, hayatını roller coaster’a binmek gibi tanımlıyor. Farklı alanlar, farklı ülkeler, hatta farklı kıtalar arasında gidip gelen bir hız treni… Bu yolculuk sırasında üreten, keşfeden, öğrenen, sorgulayan ve hayatı deneyimlemekten kaçınmayan açık yürekli bir entelektüel…
Gastronominin yalnızca yemek yemekten ibaret olmadığını onunla öğreniyoruz. Farklı kültürlere ve kesimlere nasıl bir pencere açılacağını; yaşam tarzının bir sınır, bir mahrumiyet alanına dönüşmesine mecbur olunmadığını da…
Nurhak Kaya sordu; Vedat Milor geniş tecrübesinden ve bilgisinden süzdüğü insana, topluma dair gözlemlerini; bu kaotik dünyada her daim hayatta kalma stratejilerini Hesap Lütfen!’de okurlarla paylaştı.
İnsan dünyaya nasıl açılır?
Hayattaki öncelikler nasıl belirlenir?
Yeme-içme kültürü için para şart mıdır?
Toplum içinde yaşamanın yolları nelerdir?
İş hayatında karşılaştığı zorlukları insan nasıl aşabilir?
Yaşamımızı dolu dolu sürdüreceğimiz makul bir dengenin yolu nereden geçer?
Arkadaşlık. Aşk. Boş zamanlar. Yalnızlık. İş hayatı. Ev yaşamı. Kariyer seçimi. Hobiler. Yemekler, lezzetler, arayışlar. Günümüz kapitalizminde yeni trendler ve prekarya. Ülkemizin ekonomi politiği ve tufeylilik. Ülkedeki hâkim sınıf ve devletin niteliği. Türkiye’de çok az rastlanır bir samimiyet ve netlikle kişisel anekdotlar ve gözlemler.
Milor, Hesap Lütfen! kitabıyla, içimizdeki sesin ve hayallerimizin peşinde koşarken sınırlarımızı zorlamanın ve başka pencereler açmanın önemini hepimize hatırlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13.5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2021
₺49,20

“Bebeğinizi doğurmak ve sağlıkla büyütmek için ihtiyaç duyduğunuz her şey içgüdülerinizde mevcut! Kendinize her daim güvenin…”
Furkan KAYABAŞOĞLU

Doğum doğal bir süreç!
Korkulara, endişelere, tüm tecrübesizliğine rağmen her anne adayının sürecin sonunda öyle ya da böyle başardığı bir yolculuk…

Anne adayları hamilelik sürecini olabildiğince bilinçli yaşamak istiyor.
Öğrenmeye çalışıyor, araştırıyor…
Doğuma ve anneliğe kendini hazırlıyor.
Bir sürü internet sitesi, raflar dolusu kitaplar ve YouTube! Peki, bu süreci yaşanmış gerçek hikâyeler üzerinden öğrenmeye ne dersiniz?

Bu kitapta, anne adaylarının doğum öncesinde mutlaka öğrenmesi gereken yirmi dört konu hakkında Dr. Furkan Kayabaşoğlu’nun derlediği doğum hikâyelerini okuyacaksınız. Her bölümün sonundaki notlar da doğumun tıbbi yönünü pekiştirmenizi sağlayacak. Onlarca anne adayının yaşanmışlıkları kendi hikâyenizde size rehberlik edecek!
Hikâyeler bittiğinde fark etmeden, sıkılmadan, hepsinden önemlisi strese girmeden doğum hakkında çok şey öğrenmiş olacaksınız!
Sadece hamileler için değil; bu süreci geçmişte deneyimlemiş anneler, geleceğin anne adayları ve hatta babalar için de öğretici bir kaynak niteliğindeki bu kitap hamileliğe bakış açınızı tamamıyla değiştirecek!

Her Doğum Bir Hikâye ve bu hikâyeler hiç bitmeyecek.
Bu sefer sırada senin hikâyen, sizin hikâyeleriniz var.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 344
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺82,00

“Yeniden başlama imkânı doğada insanın en büyük lüksü.

Ne kadar çok düşersen o kadar çok kalkma şansın da var. Sen onu yapacak mısın, yapmayacak mısın? Başarısızlık yan etkilere bağlı olabilir ama ayağa kalkmak sadece sana bağlıdır.”

Ahmet Mümtaz Taylan

Küçük yaşta evden ayrıldı. Bugün olduğu kişiyi adım adım inşa etti. İki üniversitede okudu; Diyarbakır’dan Almanya’ya, Ankara’dan İstanbul’a sahnenin tozunu yuttu. Yazdı, yönetti, oynadı. Kendi ifadesiyle, “ayağını basmadığı, ekmeğini yemediği, suyunu içmediği, insanıyla konuşmadığı hiçbir yöre” bırakmamacasına Türkiye’yi baştan başa dolaştı. Onunla beraber gülebiliyorsak, beraber ağlayabiliyorsak, beraber isyan edebiliyorsak Ahmet Mümtaz Taylan bizi bu kadar iyi tanıdığı içindir.

Elinizdeki kitap, bu tanışıklığın ürünü. Yazar Irmak Zileli, Ahmet Mümtaz Taylan’la kadın-erkek ilişkilerine, anne-baba rollerine, sanat ve sanatçı kavramlarına, eğitime, siyasete, doğayla ve hayvanla kurduğumuz ilişkiye, aşka, yeteneğe, hayata ve ayakta kalmaya dair konuştu. Taylan’ın samimi ve ufuk açan cevaplarında, bir sanatçının geniş tecrübesinden süzdüğü, keskin bakışını kendine de topluma da yönelterek damıttığı düşünceleri bulacaksınız. Kendinize sorduğunuz birçok soruyu; emeğin, vicdanın ve dürüstlüğün pusulasından şaşmayan bir sanatçının nasıl yanıtladığını göreceksiniz.

Bu hayatta ne yapmak istiyoruz?
Seçimlerimizi neye göre yaparız?
Öğrenmek ama nasıl?
Yeteneğini keşfetmek ve geliştirmek nasıl mümkün olur?
Başarının ölçütleri nelerdir?
Bir insan nasıl yetiştirilir?
İnsanın yurdu neresidir?

Taylan’ın deyimiyle bu kitap bir Ara Toplam. Bir nefes molası. Hayatlarının bir döneminde kendilerini hesaba çekmek için şöyle bir durup düşünmek ve yeniden başlamak isteyenler için… Merakını hiçbir zaman yitirmeyen, soru sormaktan vazgeçmeyen her insanın elbet kendi yolunu çizebileceğini umut edenler için… Bu manada her deneyimin kıymetli olduğunu tekrar tekrar dile getirmek, unutmamak için…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺49,20

Osprey
Büyük Komutanlar - 3
Tarihin en büyük komutanlarının yaşam öyküleri, muharebe tecrübeleri, uyguladıkları taktikler ve stratejiler

Hunlar Hakani Attila

Dünya tarihinin en büyük komutanlarını tüm yönleriyle inceleyen osprey büyük komutanlar serisi, hunlar hakanı attila ile devam ediyor…

Hunlar hakanı attila, tarihin en simgesel şahsiyetlerinden biridir; öyle ki mirası ve namı günümüzde dahi hayal gücünü harekete geçirebiliyor. Genel kanı, onun gelmiş geçmiş en etkili komutanlardan biri olduğu yönündedir.

Gelgelelim, Attila’nın efsanevi seferlerinin ardındaki gerçeklere dair tam olarak ne biliyoruz? O, MS 430’ların sonlarından öldüğü yıl olan 453’e kadar Roma İmparatorluğu’nun önce doğu, sonra da batı yarılarını tarumar etmişti. Hatta 452 yılındaki seferde bizzat İtalya’yı hedef almış ve ebedi şehir Roma’yı tehdit altında bırakmıştı.

Zengin bir görsel malzemeyle desteklenen bu yeni kitap, Hunlar Hakanı’nı etrafını çevreleyen efsaneleri aralayarak analiz ediyor ve Avrupa’yı bir uçtan öbürüne silip süpürmeyi nasıl başarabildiğini açıklığa kavuşturuyor. Attila’nın getirdiği yenilikler ile verdiği savaşlar, yaşadığı pek az yenilgiden biri olan MS 451’deki Chalons muharebesi de dahil, masaya yatırılıyor.

Elinizde tuttuğunuz, Attila’nın olağanüstü fetihlerinin ve onun bu denli geniş bir imparatorluk kurabilmesini sağlayan kabiliyetlerinin eksiksiz bir hikayesidir. Salt kurucusunun iradesine bağlı bu imparatorluk, Attila sahneyi terk edince ayakta duramayıp dağılmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 18,4 / 24,8
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺57,40

Bir Devlet ve Medeniyet Mimari: “Es-Sultânü’l-Muazzam” Tuğrul Bey…

Selçuk Bey’le yanmaya başlayan Türk ateşi, Tuğrul Bey’in Dandanakan zaferinin ardından ilan edilen sultanlığıyla tüm Anadolu’ya ışık saçtı. Türklerin İslâm medeniyet dairesine girmesinin kuvvetiyle 10. ve 11. yüzyıllardan itibaren Selçuklu Oğuzları muhteşem bir medeniyet yarattı. Devlet yönetiminden şehir düzenine, mimârîden sanata, ahi teşkilatından askerî stratejilere kadar bu medeniyet, izlerini günümüze taşıdı.

Kaynaklar Tuğrul Bey’in portresini kan dökmekten hoşlanmayan, merhametli, asil tavırlı, kusur görmeyen, hataları affeden, sabırlı, tevazu sahibi, cömert, dürüst ve dindar bir hükümdar olarak çiziyor. Tuğrul Bey’in en önemli amaçlarından birinin hac yolunu güvenilir duruma getirmek, diğerinin ise İslâm âlemini birleştirmek olduğu belirtiliyor. Edip ve tarihçi İmâdüddin el-İsfahânî, onun devrini anlatmak için “gül bahçesi” tanımını kullanıyor.

Tuğrul Bey zamanı Selçuklu tarihini inceleyen bu çalışmada; devletin kurumsal teşkilât yapısı, muhtelif mezhepler ve yerel hânedanlar arasında devletin hâkimiyet mücadelesi ve onları denetim altında tutmak için uygulanan stratejiler, devletin izlediği siyaset ile diğer devletlerle kurulan ilişkiler ele alınıyor. Diğer yandan, Tuğrul Bey’in faaliyetleri, ilk elden kaynakların rehberliğinde açıklanıyor ve günümüze de ışık tutacak biçimde yorumlanıyor.

“Sultan Tuğrul Bey: Selçuklu İmparatorluğu’nun Kurucusu”, Türk tarihinin efsanevi devlet adamlarından birinin izinden giderek o dönemi anlatan/aydınlatan bir başucu kitabı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 592
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺98,40

Tarihe Yön Veren İsimlerin Yaşamından Süzülen Geçmişten Günümüze Liderlik Dersleri:

“Tek Bir Kişi Yüzlerce Kişiye Nasıl Liderlik Edebilir?”

Churchill ve Napoleon gibi ödüllü kitapların yazarı Andrew Roberts’tan tarihin en kanlı savaşlarında liderlik eden, güçlü ve zayıf yanlarıyla insanlık tarihine yön verenlerin karşılaştırmalı olarak incelendiği yepyeni bir çalışma: Savaşta Liderlik.

Okuru Fransız İhtilali’nin coşkulu karmaşasından Soğuk Savaş’ın gergin atmosferine taşıyan Roberts, modern tarihin ana figürlerinden olan Napoléon Bonaparte, Horatio Nelson, Winston Churchill, Adolf Hitler, Joseph Stalin, George C. Marshall, Charles de Gaulle, Dwight D. Eisenhower ve Margaret Thatcher’ı objektif bir şekilde ele alıp derinlemesine analiz ediyor.
Peki, savaşta liderlik becerisi her birinde farklı şekilde mi vücut bulmuştu, yoksa onların zamanı ve mekânı aşıp kendilerinden sonraki liderlere sirayet eden ve çatışmanın doğasıyla doğrudan bağlantılı olan bir dizi ortak özellikleri, vasıfları ve teknikleri mi vardı?

Detaylı araştırmaların ve titiz bir yazma sürecinin sonucunda ortaya çıkan Savaşta Liderlik, savaşa farklı taktiklerle ve silahlarla ancak benzer bir başarma gayesiyle yaklaşan dokuz liderin portresini yeni bir bakış açısıyla çiziyor. İlham verici oldukları kadar uyarma amacı da güden bu tasvirler çatışma, huzursuzluk ve uyumsuzluk zamanları için liderlik konusunda hayati dersler sunuyor. Roberts, kendine özgü coşkulu üslubu ve keskin gözlem yeteneğiyle kaleme aldığı bu çalışmada en parlak liderlerin bile başarısız olmasına yol açabilecek kişisel özellikleri ve liderleri zafere ulaştırabilecek vasıfları ortaya çıkarıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺49,20

“Osmanlı ulemasını Osmanlı Devleti’nin yapısını ve temel karakterini dikkate almadan tanımak ve anlamak mümkün değildir.”

Mehmet İpşirli

Ülkemizde tarih biliminin önde gelen isimlerinden olan Prof. Dr. Mehmet İpşirli’nin hazırlamış olduğu elinizdeki bu eser yılların birikimine dayanan araştırmaların bir semeresidir. Osmanlı İlmiyesi, Osmanlı dünyasında, eğitim, hukuk, fetvâ, diyanet ve bürokraside sorumluluk üstlenen ya da resmi görev almadan kendisini toplum hizmetine adayan ilim erbabı olan ulemanın yerini ve işlevini ortaya koyuyor.

Osmanlı ilmiyesine derinlikli bir bakış sunan bu kitap iki kısımdan oluşmaktadır. Osmanlı uleması ile ilgili ilk kısım, şeyhülislamlık, kazaskerlik, İstanbul kadılığı gibi ilmiye mensuplarının yetki ve sorumluluk sahibi olduğu başlıca kurumların yapısı ve işleyişini ele almaktadır. Sonrasında Osmanlı’nın klasik çağındaki sultanların her birinin dönemlerinde ulemanın konumu, işlevi ve ilim hayatı konu edilmektedir. Ayrıca ıslahat ve reform çağının iki önemli sultanı 3. Selim ve 2. Mahmud dönemlerinde ulemanın rolleri irdelenmektedir. Osmanlı medresesi üzerine genel bir değerlendirme ile başlayan ikinci kısımda ise medrese, Enderun, huzur dersleri ve ilmi muhitler üzerine makaleler yer almakta ve günümüzdeki ilmiye çalışmalarının bir analizi yapılmaktadır.
Osmanlı İlmiyesi, hem meslekten tarihçiler hem de tarih meraklıları için bir başucu eseri.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 496
En / Boy : 15 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺123,00

"Dr. Selim Erdoğan, 'Büyük Taarruz' kitabında 'Sakarya'dan sonra Milli Mücadele'nin tarihi üzerine yerli ve yabancı kaynakları mukayeseli olarak kullanıyor. Coğrafya ve stratejiyi mükemmel bir şekilde işliyor. Kitapta ilk defa bazı çarpıcı gerçekler ortaya çıkıyor. Her iki muharebede de şehitliklerin tam listesi yok. Bunlar yazarın ve Harp Tarihi Dairesi’nin gayretiyle muharebe alanlarında ve civarda araştırılarak bulunuyor. Dolayısıyla önemli bir arazi tetkikinin, arşiv çalışmasının ve kaynak kullanımının ürünü olan, Milli Mücadele’nin 100. yılına yakışan bir monografiyle karşı karşıyayız."

İlber Ortaylı

Sakarya’da uçurumun eşiğinden dönen bir millet nasıl oldu da 11 ay sonra 200.000 kişilik Yunan ordusunu önüne katıp denize döktü, İngilizlerin karşısına dikilebildi? Sakarya’nın başarılı kumandanı “Deli” Halit Bey neden Büyük Taarruz’un cephedeki vurucu kadrosu içinde yer almadı? Başkomutanın karargâhında sahiden de casus var mıydı? Sovyet yardımlarının ardında nasıl bir diplomasi savaşı vardı? Fransızların güney Anadolu işgaline son veren Ankara Antlaşması’nın ardında hangi dinamikler vardı? En zor anlarda bile Misak-ı Milli’den ve tam bağımsızlıktan taviz vermeyen Mustafa Kemal Paşa’nın sırrı neydi?

“Sakarya: Türk Bitti Demeden Bitmez” çalışmasıyla askeri tarihimize unutulmaz bir eser kazandıran Dr. Selim Erdoğan, tüm bu sorulara hem Türk hem Yunan askeri kaynaklarının çapraz okumalarıyla, belgelere dayalı olarak ve sahada elde edilen bulgularla cevap veriyor. Büyük Taarruz’la gelen zaferin çok çalışmanın, kendini “istiklâl” fikrine adamanın ve bunu yaparken sırtını bilime dayamanın bir sonucu olduğunu vurguluyor. Bu yüzden Türk ordusunun 26 Ağustos sabahı ilk top patladığında zaten zaferi kazanmış durumda olduğunu söylüyor: “O ilk top bilimin aydınlığıyla, inançla, vatan sevgisiyle yürüyen bir Başkomutanın ve ona inanan binlerce Türk’ün üç yıl boyunca sabırla büyüttükleri ağaçların meyve vermeye başladığı an olması nedeniyle önemlidir, ama 11 aylık hazırlık dönemi anlaşılmadığı sürece o ilk mermi sadece bir mermidir.”

“Büyük Taarruz: Dağlarda Tek Tek Ateşler Yanıyordu”, sadece 26 Ağustos ve sonrasını değil, Türk karakterinin ayağa kalktığı bir dönemi tüm duygularıyla okuyucuya sunuyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺82,00

Güçlü Bir Yaşam İçin

Doğan Cüceloğlu’ndan Tavsiyeler…

“Gençliğimde gergin, stresli, mutsuz günlerim çok oldu. Kendimi suçlu hissettiğim, değersiz gördüğüm dönemler yaşadım. Şimdi hayatım anlamlı, coşkulu ve şükür duygusuyla dopdolu... Neden? İçinde yaşadığım koşulların iyileşmesinden mi? Geliştirdiğim farkındalıkların sonucu mu?”

Doğan Cüceloğlu

Doğan Cüceloğlu, yalnızca psikoloji kariyeriyle değil, insan hayatına dokunan ve insana dair her hikâyeden şifa çıkarabilen bilgeliğiyle bu coğrafyanın en önemli ilim insanlarından biri. Seksen yılı aşkın ömrünün bir birikimi olarak, şimdi herkesin merak ettiği “hayati” sorulara en samimi cevaplarını sunuyor. Herkes gibi aslında o da hâlâ savaşıyor, keşfediyor, hayata değer katıyor.

Hayatın anlamı nedir?

İnsan kendini nasıl geliştirir?

Umutsuzluk nasıl aşılır?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2021
₺57,40

“Her sporun bir Michael Jordan’ı, ünü sahaların ötesine taşan bir sporcusu vardır; kaya tırmanışı için de bu kişi Alex Honnold!” —The Climbing Zine

Her nesilden böylesi yetenekli ancak bir iki kişinin çıkabildiği, eşsiz vizyon sahibi bir kaya tırmanışçısı olan Alex Honnold’un yaşama ve ölüme meydan okuyan hikâyesi…

Son kırk yılda, sadece bir avuç dağcı, serbest solo tırmanışların bilindik risklerini göze alabildi. Bunların yarısı ise maalesef şu an hayatta değil.

Çünkü Düşesen Ölürsün Alex Honnold keskin zekâsı ve herkesi hayrete düşüren gözü karalığıyla en dik, en tehlikeli kaya yüzlerini, herkesin imkânsız olduğunu düşündüğü uzunluk ve zorluktaki rotaları herhangi bir destek olmaksızın tırmanıyor. Çıplak elleriyle, çatlaklara sıkıştırdığı parmak uçlarıyla ve kayadaki bir santimetrelik çıkıntılara tutunarak…

Kendisi sınırları zorlamaktan korkmuyor. Yeni rotalar açıyor, ödüller kazanıyor ve rekorları altüst ediyor.

Duvarda Tek Başına’da Honnold, korkusuzca yaşama, risk alma ve tehlike karşısında bile odaklanmayı sürdürebilme dersleriyle dolu olağanüstü hayatını ve kariyerinin en akıl almaz başarılarını tüm ayrıntılarıyla paylaşıyor. Bu güncellenmiş baskıda, en büyük atletik başarılardan biri addedilen ve Oscar ödüllü Free Solo belgesel filminin konusu olan El Capitan'daki macerası başta olmak üzere nefes kesen deneyimlerini okuyacaksınız. Kendi kelimeleriyle ve ilk günkü coşkusuyla…

Heyecan verici, ilham veren ve hayranlık uyandıran bu hikâye, avuç içlerinizi terletecek ve başınızı döndürecek.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺61,50

A refresingly contemporary perspective

On the ottoman empİre

What made the Ottoman Empire such an important chapter in world history?

What did Istanbul mean to the Ottomans and Europeans? Why was the family such a pivotal institution for Ottoman society? What kind of place was the Enderun palace school, at which future members of the administrative and military elite as well as good many artists were raised? What was special about the Ottoman palaces? How did the Topkapı Palace manage to be both modest and sumptuous?

What did the Ottoman sultans and pashas do on a daily basis? What did the Ottomans tend to cook? What made Sinan the Architect such a genius, this man whose works continue to inspire people even today. What features distinguished Sultan Mehmed the Conqueror from the other Ottoman emperors, and what strategy did he apply during the conquest od Istanbul? What kind of information were people in interested in history able to glean from Ottoman travel-accounts? In what sense is Sultanahmet the square at the centre of the world?

Discovering the Ottomans seeks answers to these and other questions, addressing key issues the still intrigue people in Turkey and abroad. It is the work of İlber Ortaylı, one of Turkey’s foremost historians, and is memorable not just for its interpretations, which attest to the author’s rich intellectual background, but also for its fluid and engaging style. The book invites history buffs of all ages to discover the Ottomans.


Basım Dili : İngilizce
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺98,40

Talât Paşa’nın Son Günlerine

En Yakından Şahit Olmak…

“siyasî hayatımda hiçbir vakit hissiyatıma kapılmadım, hiçbir vakit şahsımı ve akrabamı düşünmedim. Birçok kimseler beni eski arkadaşlarıma karşı nankörlükle itham ederler. Bu, kat’iyen doğru değildir. Yaptığım bütün fedakârlıklar vatan endişesi ve umumun selâmeti neticesidir. Beni yakından tanıyanlar bunu tasdik ederler. Tanımayanlar da bir gün hakikat karşısında bunu tasdik ve itiraf edeceklerdir.”

- Talât Paşa

Osmanlı Devleti’nin son yılları, birçok Türk gencinin bağımsızlık aşkına ve bu aşkla birlikte verdikleri uzun soluklu mücadelelere sahne olmuştur. Bugün tarihçilerin ve meraklıların yakın tarihimizle ilgili sık sık adını andığı paşalar, sadrazamlar, âlimler, şairler ve devlet görevlileri bilhassa bu dönemde ortaya çıkmıştır. 1908 İhtilâli’ni düzenleyen ve bu tarihten itibaren 1918’e kadar devletin yönetiminde birinci derecede rol oynayan siyasî cemiyet İttihat ve Terakkî Cemiyeti, Osmanlı’nın son yıllarına damgasını vurmuştur.

Cemiyetin kurucularından olan Talât Paşa, özellikle 1908-1918 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin hem iç hem de dış siyasetine yön vermiş bir devlet adamıdır. Ermeni Devrimci Federasyonu Daşnaksutyun’un aldığı İttihat ve Terakkî erkânının öldürülmesi kararı neticesinde 15 Mart 1921 günü Berlin’de Soghomon Tehliryan adındaki bir Ermeni tarafından tabanca ile vurularak şehit edilmiştir.

Arif Cemil Denker’in elinizdeki eseri Talât Paşa’nın Son Günleri, İttihat ve Terakkî Cemiyeti’nin en önemli icraatçılarından biri olan paşanın son günlerini anlatarak, alanındaki çok önemli bir açığı kapatıyor. Okuyucuları, kitabın sayfalarını çevirdikçe son anlarına kadar paşanın gölgesi yapıyor, mektuplar ve fotoğraflar eşliğinde bir belgesel lezzeti sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺49,20

Avrupa’nin En Hareketli Dönemi:

Barbar Kavimler Kapıya Dayanıyor…

şanlı roma imparatorluğu’nun gücü ne olmuştur da sarsılmaya başlamıştır? İmparatorluk nasıl yavaş yavaş yenilgiye terk edilmiştir? Barbar kavimlerin bu çöküşteki etkisi nedir? Roma İmparatorluğu ile ne tür ilişkiler kurmuşlardır? İmparatorluk günden güne nasıl Cermenleşmiştir ve söz konusu Cermen tesiri ne boyuttadır? Hunların Avrupa tarihi üzerindeki hayati rolü nedir? Vizigotlar, İtalya’ya ve Galya’ya nasıl yerleşmişlerdir? Anglo-Saksonlar Britanya’yı nasıl fethetmişlerdir? Attila’nın Galya ve İtalya saldırıları nasıl gerçekleşmiştir? Batı’daki Roma egemenliği nasıl çökmüştür? Frankların erken tarihinde ne gibi gelişmeler yaşanmıştır? Lombardların İtalya’yı istilasından sonra neler yaşanmıştır?

Britanya’nın en büyük tarihçilerinden biri olan John B. Bury, tüm bu sorulara akıcı ve sade bir üslupla cevap verirken erken Avrupa tarihine derinlemesine bir ışık tutmaktadır. Milattan sonra üçüncü ve dördüncü yüzyıllarda başlayıp dokuzuncu yüzyıla kadar devam eden kuzey barbarlarının uzun süren göç hareketlerinin genel ve geniş bir manzarasını sunan bu çalışma, Avrupa’ya şimdiki şeklini veren süreci gözler önüne sermektedir. Kısıtlı kaynaklara rağmen Bury, Roma İmparatorluğu’nu parçalayan değişimler silsilesi ile bu çöküşte başat role sahip barbarların etkili saldırılarından Çağdaş Avrupa’nın yapısına kadar uzanan bu sürecin ana hatlarını titizlikle sunmaktadır. Roma’nın son dönemlerini ve imparatorluğun yıkılmasından sonraki dönemini göçebelerin tarafından yazan ilk tarihçi sayılabilecek Bury, toplam on beş seminerden oluşan eserde Roma İmparatorluğu’nun son dönemlerinden başlamakta ve Cermen krallıklarını ve bu krallıkların hukuki, idari sistemleri ve yapılarını tek tek ele almaktadır. Hunlar, Vandallar, Vizigotlar, Franklar, Lombardlar, Alamanlar gibi çok sayıda krallığa ayrı başlıklar hâlinde değinilmektedir.

MÖ üçüncü ilâ dokuzuncu yüzyıla ait barbar göçleri ve saldırıları ile modern Avrupa’nın çerçevesi arasındaki bağlantının kurulmasını sağlayacak Barbarların Avrupa’yı İstilası, erken Avrupa tarihi çalışmak isteyenler için bir başvuru kaynağı…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺41,00

Ortadoğu ve balkanlardaki

osmanlı hâkimiyetine geniş bakış…

tarih alanında dünyanın tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan halil İnalcık’ın, osmanlı devleti’nin ortadoğu ve balkanlar üzerindeki hâkimiyetini devlet, toplum, ekonomi ve siyaset pencerelerinden inceleyen çalışmaları bir arada.

Halil İnalcık bu eserinde, Osmanlı devlet geleneğinin tarihi köklerini Kutadgu Bilig’deki Türk ve İran siyaset düşüncelerinde arıyor ve Osmanlı veraset sistemini Türk hükümdarlık geleneği içerisinde ele alıyor. Erken Osmanlı dünyasının ilginç dervişlerinden Otman Baba’nın Fatih Sultan Mehmed ile iktidar ilişkisini ve Kanuni Sultan Süleyman dönemi devlet telakkisi ile kanun yapım sürecini tartışıyor. Ortadoğu’da Osmanlı ve İngiltere arasında gerçekleşen pazar rekabetinin ayrıntılarını gözler önüne seriyor.

Halil İnalcık eserin ilerleyen sayfalarında Papa ile II. Bayezid arasındaki Cem Sultan’a dair anlaşmanın izini sürüyor ve 16. yüzyıl Akdeniz’inde Osmanlı-Fransa işbirliğini irdeliyor. Rus Çarlığı, Kırım Hanlığı ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki iktidar temsillerinin ayrıntılarını sunuyor.

“Osmanlı Hâkimiyetinde Ortadoğu ve Balkanlar”, geniş okuma perspektifleri kazandıran ve ufuk açan bir kaynak…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺73,80

Elinizdeki kitap size tarihin şifrelerini, El Dorado’nun yerini, Karındeşen Jack’in kim olduğunu ya da simya taşının hikmetini öğretmeyecek. Karşınıza pavyonlarda sürten altıncı Dalai Lama, genç kalmak için altın içen Diane de Poitiers, teslim ol çağrısına orta parmaklarını işaret ve yüzük parmaklarının arasına sokup sallamak suretiyle cevap veren Venedik garnizonu, erkek kılığına girip tüm Siena’yı elden geçiren çapkın travesti Caterina Vizzani, bir köşede hacetini gideren Evliya’nın üstüne düşüp onu “boklu gazi” yapan düşman da çıkmayacak.

Bu, kahramanlarla hainlerin, tarihin akışını değiştiren vizyonerlerle fırsatları tepen basiretsiz liderlerin kitabı değil. Küçük Buzul Çağı, Fiyat ve Sanayi devrimleri, Aydınlanma, Atlantik Üçgeni, Büyük Kırılma, Hümanizma, muhayyel cemaatler, Protestan Etiği gibi birçok kavramın havada uçuştuğu sayfalarımızda kopuşları değil, devamlılıkları göreceksiniz. Tarihi bir anda değiştiren olayların aslında semptomlarını kaplumbağa hızıyla gösteren süreçlerin birer sonucu olduğunu fark edeceksiniz.

Herkesin hafife aldığı şu grotesk tarih kortejinin birbirinden ilginç kahramanlarının yaratacağı hafif bir tebessümden ve sıra dışı anekdotların verdiği şaşkınlıktan daha fazlasını hedefliyoruz: Okuyucunun geçmişini ve bugününü daha iyi kavrayıp geleceğini daha iyi planlamasını sağlamak ve ona entelektüel bir derinlik kazandırarak daha kaliteli bir yaşam sürmesine yardımcı olmak.

Emrah Safa Gürkan’ın mizahla zekâyı buluşturduğu Bunu Herkes Bilir, hangi yaşta olursa olsun kendini geliştirmek için öğrenmeye zaman ayıranların zevkle okuyacağı bir başucu eseri…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺57,40

Osmanlı Subaylarının Gayrinizami Harp Tecrübesi…

Gayrinizami harp nedir? 19. yüzyıldan günümüze kadar nasıl bir rol oynamıştır? Modern gayrinizami harp teorisinin temelleri nasıl atılmıştır? Günümüzde gayrinizami harp alanında otorite kabul edilen ABD’nin modern teoriye katkısı ne yönde olmuştur? Balkan Harbi öncesinde yaşanan ayaklanma hareketleri ve çete muharebeleri ile Makedonya Sorunu bağlamında teşkil edilen komitaların Osmanlı gayrinizami harp tecrübelerine nasıl bir etkisi olmuştur? Osmanlı Devleti’nin Balkan Harbi için hazırladığı harekat planlarında gayrinizami harbe yönelik hangi hu­suslar kurgulanmıştır? Harp esnasında hangi unsurlara gayrinizami harp görevleri verilmiştir?

Günümüzde küresel silahlı çatışmaların haritasına bakıldığında en fazla öne çıkan muharebe türünün gayrinizami harp ve gayrinizami kuvvetlere karşı harekat olduğunu söylemek mümkündür. Gayrinizami harp, geçmişten günümüze her dönemde çoğunlukla zayıfın güçlüye karşı kullandığı bir silah olsa da günümüzde güçlünün de zayıfa veya dengine karşı dolaylı strateji kapsamında başvurduğu bir kuvvet çarpanıdır. 1826-1912 yılları arasında yeni düzenli ordu ve özellikle 1878-1912 Makedonya Sorunu döneminde Osmanlı askeriyesi, gayrinizami harp harekatının en aktif uygulayıcıları arasında yer almıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun geç dönem askeri tarihi, gayrinizami harp incelemesi için büyük potansiyele sahiptir. Elinizdeki eser Osmanlı gayrinizami harp tecrübesini Balkan Harbi özelinde yeniden düşünmeyi amaçlamaktadır. Eser, akademik çevrelerin bugüne kadar yeterince incelememiş oldukları Osmanlı gayrinizami harp tecrübesinin, günümüzde askerî doktrin üretmede başı çeken NATO eksenindeki ABD’nin ortaya koyduğu ve bütün dünyada kabul gören modern gayrinizami harp doktrini ile benzeşen yönlerini ortaya koymaktadır. Ali Güneş’in hem teorik-kavramsal hem de tarihî bir analiz olarak işlediği Gizli Teşkilatlar Serisi’nin yeni kitabı Gayrinizami Harp, yalnızca bu sahada çalışanların değil, alana merak duyanlarında da başucundan eksik etmeyecekleri bir kaynak eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺49,20

Cepheden Coğrafyaya
Adım Adım Sakarya…

Milli Mücadele’nin düzenli ordu döneminin başındaki 1921 yılı muharebelerinin (1. ve 2. İnönü Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri ve Sakarya Meydan Muharebesi) tamamı dokuz ay gibi kısa bir sürede, henüz güç terazisi Yunanlar lehine iken gerçekleşmiştir. Aradaki kuvvet farkına rağmen Türk Ordusunun Yunanları durdurabilmesinin, hatta geri püskürtebilmesinin en önemli sırrı elindeki kısıtlı imkânları en doğru şekilde kullanması olmuştur.

Bunu başarabilmek için muharebeler süresince sadece tümen ve alayların değil, taburların, hatta bazen bölüklerin bile yerleri değiştirilmiş, nerede açılan bir gedik varsa oraya bulunabilen bütün kuvvetler sevk edilmiştir. İşte, Sakarya Meydan Muharebesi’ne dair bugüne kadar yazılanları zor anlaşılır kılan bu askeri zorunluluktur. 22 gün ve gece boyunca oradan oraya nakledilen askeri birlikler, değişen komutanlar, taktikler, muharebeleri biraz daha ayrıntılı öğrenmek isteyen okuyucunun kafasının karışmasına neden olmaktadır. Bir harbin öyküsü, o muharebelerin geçtiği coğrafya bilinmeden anlatılamaz.

Harp tarihi sadece arşivdeki askeri belgelerden ibaret değildir. Burada karşımıza “Harp Coğrafyası” şeklinde yeni bir kavram çıkıyor. Sakarya Meydan Muharebesi’nin coğrafyasını herkesin anlayabileceği şekilde ortaya koymak, muharebenin tarihi ile bütünleştirmek bu çalışmanın temel amaçlarından birisidir.

Bağımsızlık destanımız olan Milli Mücadele’nin düzenli ordu safhasında, cephedeki iki yılı ele alan serinin bu ilk kitabında, bir milletin son ocağını savunmak için doğru liderin etrafında birleşmesi ve verdiği ölüm kalım savaşı anlatılıyor.

Sakarya Meydan Muharebesi şimdiye dek görülmemiş bir ciddiyetle ve titizlikle Selim Erdoğan tarafından yeniden kaleme alındı. Sakarya: Türk Bitti Demeden Bitmez, içerdiği muharebe atlasıyla ve özel fotoğraflarıyla Milli Mücadele dönemini yeniden aydınlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺82,00

Bilge Tonyukuk ve Yazıtı...

Gerçeğe en yakın bilgilerle Tonyukuk kimdi? Unvanları ve görevleri nelerdi? Yazıtında neler anlatmaktaydı? Tarih boyunca Tonyukuk ve yazıtı ile ilgili hangi çalışmalar yapıldı?

Türk adının ilk kez geçtiği Türk runik harfli metinler içerisinde, üzerinde en çok konuşulmuş olanı kuşkusuz Tonyukuk yazıtıdır. Bizzat Tonyukuk’un zihninden ve dilinden çıkan bu yazıt, hem tarihî olaylara teferruatıyla yer vermesi hem de Türk diline ve kültürüne yaptığı katkılar neticesinde oldukça önemli bir konumdadır.

Tonyukuk yazıtı ilk bulunduğu günden bugüne kadar genellikle dil araştırmacıları tarafından incelendi. Özellikle tarih araştırmacıları, Çin kaynaklarında verilen bilgilerden hareket ederek Tonyukuk’un kim olduğu konusunda yoğunlaştılar.

İşte ilk kez bu kitapla, hem Çin kaynaklarındaki olaylar hem de yazıttaki olaylar karşılaştırılmış oluyor. Yazıttaki her cümle ve sözcükte yer alan şifreler çözülerek hem Tonyukuk’un kimliği hem de yazıtının değeri ortaya konuyor. Çin kaynaklarıyla eski Türk yazıtlarında açıkça ifade edilmemiş olsa da yazıtta yer alan iğneleyici ve buruk ifadelerle Tonyukuk’un Bilge Kağan’la yaşadığı sorunlar gözler önüne seriliyor.

Tonyukuk tarihten günümüze, büyük işler başaran Türk büyükleri arasında şüphesiz ki en üst sıralardadır. Diğer yandan tarihî Türkçenin söz varlığına yaptığı katkılarıyla, Türk kültürüyle ilgili sağladığı verilerle ve belki de en önemlisi Köktürk tarihi için paha biçilemez bilgiler vermesiyle, Tonyukuk yazıtı ölümsüz konumdadır.

“Taşa Kazınan Tarih”, “Sibirya’da Türk İzleri” kitaplarıyla Orta Asya Türk tarihini ana kaynaklarıyla günümüze taşıyan Erhan Aydın bu kez Tonyukuk’u ve yazıtını yeniden gündeme taşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺49,20

İki Türkmen Hanedanı: Karakoyunlular ve Akkoyunlular

14. yüzyıl ortalarına doğru İran ve Doğu Anadolu’nun doğusunda siyasi hayatına başlayan iki devlet: Karakoyunlular ve Akkoyunlular… Onların mücadelelerini sadece siyasi olarak değerlendirmek, bu iki Türkmen aşiretinin Türk tarihine yaptığı katkıyı kavrama noktasında yetersiz kalacaktır. Karakoyunlu ve Akkoyunlu mücadeleleri sadece iki aşiretin mücadelesi olarak yorumlanmamalı, Anadolu ve İran coğrafyasının Türkleşmesinin hızlanması açısından da oldukça kritik bir yere sahip olduğu muhakkak göz önünde bulundurulmalıdır.

Her ikisi de Oğuz boyunun farklı aşiretlerinden oluşuyordu ve İlhanlı Devleti’nin bölgedeki hâkimiyetini kaybetmesiyle ortaya çıkmışlardı. Anadolu topraklarında Osmanlı Devleti, Kadı Burhâneddîn, Mutahharten, Memlûkler ve diğer beylikler arasında hâkimiyet mücadeleleri devam ederken Karakoyunlular ve Akkoyunlular yaşam sahalarını genişletme çabalarına devam etmişlerdi. Onların hâkimiyetleri neticesinde birçok Türkmen aşiret bölgeye yerleşmiş ve hatta bunların bakiyeleri tarafından İran’da Safevî Devleti kurulmuştu. Bugün Iğdır ve Kars başta olmak üzere Doğu Anadolu’nun bir kısmında, İran ve Azerbaycan’da kullanılan Azerîce denilen doğu Oğuz veya Türkmen lehçesi, bu iki siyasi oluşumdan kalan miraslardandır.

Muhsin Behrâmnejâd bu eserini, İran’da Kitab-ı Diyarbekriyye, Tarih-i Âlem Ârâ-i Eminî ve Cevâhirü’l-Ahbâr gibi dönemin en önemli kaynaklarını dikkate alarak hazırlamıştır. Serdar Gündoğdu ile Ali İçer, tercümeleriyle ve notlarıyla eseri Türk okuruna sunmak için son hâline getirmiştir.

Karakoyunlular – Akkoyunlular bu devletlerin siyasi teşekkülleri konusunda sade, kısa ve birinci el kaynaklara dayanan çalışma ihtiyacını karşılama noktasında vazgeçilmez bir başucu eseri olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺41,00

İkinci Dünya Savaşı'nın Kan Kırmızı Hattı: Stalingard...

İkinci Dünya Savaşı’nın en zorlu cephe hattı: Stalingrad… Cehennem gibi kaynayan güneşin altında, diz boyu çamurun içinde, kar fırtınasının ortasında, soğuktan donmuş toprağın üzerinde ve karlara batmış hâlde savaşan askerler… Bir ağır makineli tüfek nişancısının tüm yaşananların merkezinde tuttuğu notlar…

19 yaşında Nazi Almanyası’nın silahlı kuvvetleri Wehrmacht’a katılan Günter K. Koschorrek, Doğu Prusya’da sıkı bir eğitimden geçerek Stalingrad’a konuşlandırılacak olan 24’üncü Panzer Tümeni’ne alındı. Muharebe hayatının büyük bir kısmını makineli tüfek nişancısı olarak geçirdi. Muharebelerde sergilediği üstün cesaret ve özveriden dolayı 2. Sınıf Demir Haç Nişanı, Bronz Yakın Muharebe Brövesi ve Altın Gazi Brövesi ile taltif edildi. Her ne kadar büyük oranda Stalingrad ve çevresinde görev yapsa da acı tecrübelerle dolu geri çekiliş sürecinde İtalya’nın kana bulanmış doğasına, Romanya ve Danimarka’ya, nihayet dönemin Çekoslovakya’sına savruldu. Sayısız kez ölümle burun buruna gelmesine ve altı kez yaralanmasına rağmen hayata sıkı sıkıya tutundu, savaşmaya devam etti.

Sıradan bir asker (Landser) olarak başta Rus Cephesi olmak üzere görev yaptığı farklı noktalarda edindiği tüm şahsi tecrübelerini Kan Kırmızı Karlar adıyla kitaplaştıran Koschorrek, eserinin güvenilir bir kaynak olduğunu özellikle vurguluyor. Savaşın büyük kısmını Rus topraklarındaki avcı çukurlarında geçiren ve bu çukurları yalnızca düşmanla çarpışırken terk eden sayısız ismi meçhul askeri de takdirle anıyor. Stalingrad’da yaşananlar, korku ve nefret yüklü gözyaşları, kaçışlar, idamlar, ölülerin üzerine çöken akbabalar ve muharebe alanlarına dair daha pek çok detay, bu kitapta roman akıcılığında anlatılıyor.

Stalingrad’dan Teslimiyete Bir Alman Makineli Tüfek Nişancısının Anıları, İkinci Dünya Savaşı’ndan 75 yıl sonra üslubuyla, görselleriyle ve haritalarıyla o günleri yeniden yaşatıyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺82,00

Avrupa'da İktidar Mücadelesi:
Türkler ve Macarlar…

Yeniçağ ve Yakınçağ’da Avrupa’daki iktidar mücadelelerinin önemli bölgelerinden birisi Orta-Avrupa’nın merkezini teşkil eden Macaristan’dır. Macarların yaşadığı bu topraklar özellikle Osmanlı-Habsburg hanedanları arasındaki askerî ve siyasî çatışma ve uzlaşı süreçlerinin tarihsel sahnesi olmuştur.

Osmanlılar ve Macarlar arasındaki etkileşim 14. yüzyılda Osmanlıların Balkanlar’da yayılması ile başlamış, özellikle Mohaç Savaşı sonrasında ise yeni bir hal almıştır. 16. yüzyılda Osmanlıların Tuna Havzası siyasetinin önemli unsuru haline gelen Macarlar ile münasebetleri sonraki yüzyıllarda da artarak devam etmiştir. 1848’de bağımsızlık mücadelesine girip başarılı olamayan mültecilerin Osmanlı’ya ilticalarını ve kabullerini o zamanki Avusturya ve Rusya devletleri birlikte protesto ederek iadelerini talep ettikleri vakit Sultan Abdülmecid’in “Bir Macar’ı elli bin Osmanlı kanı döker yine muhafaza ederim” diye mukabelede bulunması bu ortak tarihin serlevhalarındandır.

Osmanlı-Macar ilişkileri üzerine Türkiye’de önde gelen tarihçilerden olan Prof. M. Tayyib Gökbilgin’in bu çalışması bu ortak tarihin gelişiminin izlerini sürüyor. Gökbilgin’in on üç çalışmasını bir araya getiren bu kitap, Macaristan’daki Türk hâkimiyeti devrine dair bazı notlarla başlıyor. II. Murad devrindeki Osmanlı-Macar mücadeleleri, Korvin Mathias’ın II. Bayezid’e mektupları, Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan ve Avrupa siyasetinin safhaları, 16. yüzyıl ortalarında Osmanlıların Tuna Havzası ve Akdeniz siyasetleri, 1566 Szigetvar Seferi’nin sebepleri ve hazırlıkları, Budin’in Türk idaresindeki vaziyeti, Kara Üveys Paşa’nın Budin Beylerbeyliği, 17. yüzyıl başındaki Erdel hadiseleri ile sürüyor. Kitabın son bölümlerinde ise Thököly İmre’nin Osmanlı-Avusturya ilişkilerindeki rolü, II. Rakoczi Ferenc ve Osmanlı himayesindeki Macar mülteciler ile 19. yüzyıl sonlarındaki Türk-Macar münasebetleri yer alıyor.

Osmanlı-Macar İlişkileri, konuyla ilgilenen tüm tarih meraklıları ve bilhassa da tarih öğrencileri için bir başucu kaynağı özelliği taşıyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺49,20

Bir Tanığın Kaleminden
Birinci Haçlı Seferi’nde Yaşananlar…

Birinci Haçlı Seferi öncesinde Avrupa’nın, Bizans İmparatorluğu’nun ve İslâm coğrafyasının genel durumu nasıldı? Latince ve diğer çağdaş kaynaklar Birinci Haçlı Seferi’ni nasıl yorumlamıştı? Haçlıların Türklere ve Müslümanlara bakışı nasıldı? Dindaşları Bizanslılar hakkında ne düşünüyorlardı? Açlıkla boğuştuklarında Müslümanların cesetlerini yedikleri doğru muydu?

Elinizdeki kitap, Birinci Haçlı Seferi öncesinde tüm coğrafyanın bir fotoğrafını çekip dönem kaynaklarını tanıttıktan sonra sözü bizzat görgü şahidi olmuş bir papaza, Peter Tudebodus’a bırakıyor. Papa’nın Kutsal Savaş çağrısını, Avrupa’dan İstanbul’a gelişlerini, İznik, Antakya ve en önemlisi İstanbul’un görkemli havasının Haçlıların gözlerini nasıl kamaştırdığını, Türklerin cesaretlerine ve savaşma becerilerine olan hayranlıklarını doğrudan onun kaleminden okuyacaksınız.

Haçlıların Anadolu bozkırlarında çektikleri eziyetleri, Antakya’da nasıl yok olmanın eşiğine geldiklerini ve bir ihanetin, birkaç yanlış kararın tarihin akışını nasıl değiştirdiğini bizzat ondan dinleyeceksiniz. Antakya’da ölümle burun burunayken kaçma planları yaptıkları sırada birden nasıl Kudüs kapılarına kadar dayandıklarını ve tarihin utanç sayfalarından biri olan Kudüs katliamını, tüm ürpertici ayrıntılarıyla bizzat bir tanığın kelimeleriyle yaşayacaksınız.

Birinci Haçlı Seferi: Kudüs’e Yolculuk, Papa’nın çağrısından itibaren İznik’in, Antakya’nın ve Kudüs’ün zaptına, ardından Akdeniz sahilinde yaşanan Aşkelon Muharebesi’ne dek olan biten her şeyi anlatan önemli bir kaynak…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺41,00

İki Büyük İmparatorluğun Akdeniz'de kıran kırana mücadelesi...

16. yüzyılda denizlerdeki rekabet ne durumdaydı? Osmanlı ve İspanyol donanmaları nasıl seferber ediliyordu? Gemilerin inşasından silahlandırılmasına, tersane faaliyetlerinden donanma görevlilerine nasıl bir süreç işliyordu? Akdeniz’deki Osmanlı ve İspanyol filoları kuvvet olarak ne durumdaydı Savaşlara yön veren kadırgaların en önemli özellikleri nelerdi? Akdeniz’e dair stratejiler hangi yönde geliştirilmişti? İnebahtı Deniz Savaşı’nın öncesinde ve sonrasında Akdeniz’deki mücadeleler ve savaşlar nasıl ilerlemişti?

Akdeniz dünyası, özellikle 16. yüzyılda Osmanlı ve İspanyol imparatorlukla­rının hâkimiyet mücadelesine sahne olmuştur. Bu amansız karşılaşma ağırlıklı olarak donanma seferleri ve deniz savaşları ekseninde sürmüştür. Her iki imparatorluk da Akdeniz’deki hâkimiyet sahalarını genişletmek ve güçlerini ispat etmek için denizgücüne önem vermiş, donanmalarının hem daha etkin hem de daima savaşa hazır olması için çalışmışlardır. Denizgücünün en kritik hedefi; ülkenin deniz yollarını, askerî ve ticarî deniz trafiğini korumak ve düşman denizciliğine zarar vermektir. Bu amaçlara ulaşabilmek için de denizlere hâkim olmak şarttır.

İspanya’da Simancas Arşivi ve Madrid Deniz Müzesi Arşivi gibi Akdeniz’deki Osmanlı- İspanyol mücadelesine dair en kritik bilgileri barındıran yerlerde yaptığı araştırmalarla eserini oluşturan Hüseyin Serdar Tabakoğlu; denizlerde kıran kırana geçen bir yüzyılın köklerine iniyor. Osmanlı ve İspanyol denizgücünü ilk defa karşılaştırmalı olarak inceleyen Tabakoğlu, donanma hazırlığından savaşa, teknik detaylardan stratejik hamlelere dek meselenin tüm boyutlarını derinlemesine irdeliyor.

“Akdeniz'de Savaş: Osmanlı-İspanya Mücadelesi”, okuyucuyu denizlerin iki büyük imparatorluğunun donanmaları arasında seyre çıkartan bir kılavuz gibi… 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺82,00

This collection of papers by Prof. İlber Ortaylı mainly deals with the political, economic, social and cultural transformations, which Ottoman Empire has undergone in its last centuries. Within the frame of millet conception, which was unique to the Empire as an administration system, this book looks into the areas of transformation, including the modernisation struggles, tendencies in historiography, structural and judicial changes in family relations, provincial and urban structures and the relations between Russia and the Ottoman Empire.

Prof. Ortaylı details the millet system through allocating special titles for non-Muslim minorities in the Empire like the Jews and the Greeks. Similarly, he reveals the relations between Ottomanism and Zionism in the Empire’s last decades. After giving a picture of the constitution and the parliament, he glances at how the history of the Ottoman Empire and Russia are approached in the historiographies. Turning back to the debates on modernization, he explains the background, starting from the second Vienna siege in 1683. In the following chapter he examines the structural changes in the international affairs of the Ottoman state. Before delving into the changes in civil life, he assigns two chapters to the provincial structures in the Empire’s port cities.

Meticulously examining the archives and sources about the late Ottoman history, Prof. Ortaylı gives a comprehensive and multifaceted picture of the Empire. Moreover, he utilises a wide range of Ottoman archives. Thanks to his language skills, he provides insights from several scholars whose writings in different languages enrich this book.

 


Basım Dili : İngilizce
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺61,50

Türkler ve Hükümdarlık: Asırlara Uzanan Sanat...

Türk devlet tasavvurunda hâkimiyetin menşei ve meşruiyeti nasıl tanımlanıyordu? İlk Türk devletlerindeki hâkimiyet anlayışı nasıldı? Merkeziyetçi devlet anlayışıyla ne amaçlanıyordu? Türk hükümdarlarının genel özellikleri neydi? Fârâbî ve Nizâmü’l-mülk’e göre bir hükümdarda olması gereken özellikler nelerdi? Kutadgu Bilig, Türk hükümdarlık sanatına dair neler söylüyor?

Türk tarihçilerinin başvurduğu en önemli metinlerin başında gelen Kutadgu Bilig, yalnız edebî özellikleriyle değil içerdiği konular itibarıyla da oldukça önemli bir eserdir. Türkçenin barındırdığı dil zenginliğini sunmasıyla her okuru hayran bırakan Kutadgu Bilig; Türk kültür ve medeniyetini, devlet ve idare felsefesini, toplumsal ve ekonomik yaşamını, dinî ve tecrübî hayatını en derin ve hassas yönleriyle sunmaktadır.

Daha önce yayınevimiz tarafından neşredilen Kutadgu Bilig’e Göre Türk Savaş Sanatı adlı çalışmasıyla kadim Türk düşüncesindeki savaş prensiplerini Kutadgu Bilig ışığında göstermiş olan Erkan Göksu, bu kez yine aynı kaynaktan beslenerek Türklerin hükümdarlık anlayışını ve prensiplerini ortaya döküyor. Eserde, tıpkı savaş bahsinde olduğu gibi Türklerin hükümdarlığı da bir sanat olarak kabul ettikleri ve hakimiyeti bu şekilde icra ettikleri ortaya çıkıyor. Türk kültürünün mazisi, hâli ve istikbâli hakkındaki yorumların izahından sonra “mutluluk veren bilgi mi yoksa devleti idare etme ya da hükümdarlık bilgisi mi?” sorusunu da gündeme taşıyor.

Kutadgu Bilig’e Göre Türk Hükümdarlık Sanatı, Göksu’nun kaleminden Türklerin hangi vazgeçilmez esaslar doğrultusunda hükmettiklerini gözler önüne seren bir başucu eseri...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺49,20

İstiklal Harbi, İttihat ve Terakki Erkanı ve Enver Paşa'nın Faaliyetleri...

“İstiklâl Harbi’nde Enver Paşa etrafında dahi hayli entrikalar çevrildi. Vesikalar ile görülecektir ki bütün bu işlerde haricî eller, millî harekâtımızı muvaffakiyetsizliğe sürüklemek için müthiş [oyunlar] oynamışlardır.”

- Kâzım Karabekir

Türk tarihinin en dirayetli ve ferasetli askerlerinden biri olan Kâzım Karabekir, yalnız cephe hattındaki mücadelesiyle değil yazdığı eserlerle de ses getirmiş isimlerden biridir.

“Hayatım” adlı eserinde çocukluk ve ilk gençlik yıllarında tanık olduğu olayları anlatan Karabekir, “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adlı eserinde de Osmanlı İmparatorluğunun son dönemine damga vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kuruluş ve yükseliş sürecinde yaşananları gözler önüne sermiştir. “İstiklal Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı” adıyla yayınladığımız bu üçüncü eserinde ise Karabekir, İttihat ve Terakki’nin lider kadrosu ile Enver Paşa’nın Millî Mücadele dönemindeki söylem ve eylemlerini ele almaktadır.

Mütareke sonrasındaki vaziyetin izahıyla başlayan kitap, İttihatçı liderlerin ülke dışına çıktıktan sonraki faaliyetleri ve bu faaliyetler karşısında Ankara Hükûmeti’nin tavrı üzerinde duruyor. Kitapta Enver Paşa’yı merkez alan bir anlatım üslubu benimseyen Karabekir, bununla beraber, aynı dönemde yurt içinde yaşananları da kilit isimler üzerinden okuyuculara aktarıyor. Kitap, Karabekir’in Anadolu’ya geçme imkânı bulamayan Enver Paşa’nın ölümüne kadar yaşadıkları hakkındaki tespitleriyle son buluyor.

İstiklâl Harbimizde Enver Paşa ve İttihat ve Terakki Erkânı, olayları adım adım izleyen ve yüksek analiz becerisiyle yorumlayan Kâzım Karabekir Paşa’nın elinden çıkmış değerli bir kaynak…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺49,20

19. Yüzyıl Siyasi Tarihine Derinlemesine Bir Bakış...

“Fransız İhtilali’nin doğurduğu sonuçlar, insanlığın siyasal tarihi bakımından bir dönüm noktası teşkil eder. Çünkü Fransız İhtilali, ne Rönesans’ın ne de Reformasyon’un hedef almadığı bir alanda patlak vermiş ve doğrudan doğruya siyasal düzene hücum ederek, onu yıkarak, siyasal düzenin ve siyasal müesseselerin yepyeni bir anlayışını ortaya koymuştur. Bu yeni anlayış, 21. yüzyıla girmeye hazırlandığımız günümüzde de siyasal kavram ve müesseselerin de temelini teşkil etmektedir.”

- Prof. Dr. Fahir Armaoğlu

Ömrünü hem Türk hem de dünya siyasi tarihine adamış bilim insanlarımızdan Fahir Armaoğlu’nun aramızdan ayrılışının 21. yılındayız. Siyasi tarih alanında kaynak teşkil eden eserleriyle hocamız her zaman aramızda. Daha önce neşrettiğimiz 20. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1914 1915) adlı eserini tamamlayacak mahiyetteki 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914) ilk bakışta hemen anlaşılacağı gibi benzerine rastlanmayacak bir derinlik sunuyor.

Fransız İhtilali’nden önce Avrupa’nın ve Osmanlı İmparatorluğu’nun genel durumu, ihtilallin siyasî ve toplumsal getirileri, 1815-1848 yılları arasında etkisi gittikçe hissedilen mutlakiyetçilik, hürriyetçilik ve milliyetçilik gibi fikir akımlarının neticeleri, Avrupa’da yaşanan 1830 ve 1848 ihtilalleri, Osmanlı İmparatorluğu ile Avrupa diplomasisi arasında yaşananlar, Avrupa siyasetinin iki yeni unsuru olan İtalya ve Almanya kuruluş aşamaları, Alman üstünlüğüyle gelen üçlü ittifak ve 1877-1878 Savaşı’ndan Balkan Savaşı’nın sonuna dek Osmanlı İmparatorluğu’ndaki askerî ve siyasî gelişmeler, Amerika ve Uzakdoğu’daki bağımsızlık mücadeleleri; 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi’nin muhteviyatını oluşturuyor.

19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), öğrencisinden eğitimcisine herkes için özel bir kaynak...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 800
En / Boy : 15 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺164,00

Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş Öyküsü...

Bir sınır beyliğiyken dünyanın en güçlü devletine dönüşen Osmanlı İmparatorluğu'nun hikâyesi... Merhum Halil İnalcık’ın uluslararası akademik çevrelerde tanınmasına vesile olan, birçok dile çevrilen ve alanında temel kaynak olarak kabul edilen dev eser...

Klasik Çağ tabirini tarih literatürüne kazandıran İnalcık bu eserinde Osmanlı İmparatorluğu’nun 1300-1600 yılları arasındaki siyasi gelişmelerini, devlet yönetimini, iktisadi örgütlenmelerini ele almakta, meseleye özellikle kurumlar üzerinden bakmaktadır.

Hâlâ tartışılmakta olan Osmanlı tarihinin dönemlendirilmesi konusuyla başlayan kitabın ilk bölümünde Osmanlı Devleti’nin kökeni, sınır beyliğinden imparatorluğa geçiş serüveni, Fetret Dönemi ve ardından gelen toparlanışı, imparatorluğun iyice kuvvetlenerek bir dünya gücü oluşu ve gerileme meseleleri ele alınmaktadır. İkinci bölümde Osmanlı’nın özellikle devlet yönetimi analiz edilmekte; hanedanın doğuşu, tahta çıkış (cülus), devlet kavramı ve sınıf sistemi, hukuk, saray, merkezi yönetim, eyalet yönetimi ve İnalcık hocanın üzerinde en çok durduğu konu olan timar sistemi incelenmektedir.

Üçüncü bölümde Osmanlı İmparatorluğu’ndaki ekonomik ve toplumsal yaşam üzerinde durulmakta ve uluslararası ticaret, Osmanlı kentleri, ulaşım ağı, kentli nüfus, lonca ve tüccarlar gibi konular anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde imparatorluk halkının dini yaşamı, kültür ortamı, medreseler, ulema, ilmi çalışmalar, bağnazlık ve halk kültürü ile tarikatlar özetlenmektedir. Kitabın son bölümünde ise Osmanlı hanedanı soyacağı, Osmanlı tarihi kronolojisi, sözlük, ağırlıklar ve ölçüler gibi tarih tutkunlarının hem işlerini kolaylaştıracak hem de bundan sonraki okumalarını zenginleştirecek ekler yer almaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600), Osmanlı tarihine ilgi duyan herkes için vazgeçilmez bir başyapıt...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺82,00

Yenisey yazıtları eşliğinde tarihteki Türk varlığı...

Türk tarihinde Yenisey Yazıtları’nın önemi nedir? Yenisey Yazıtları, Türklerin tarih sahnesine çıkışlarına dair neler söylemektedir? Tarihte Türk izini sürebilmek için ciddiyetle araştırılması gereken yazıtlar ve incelenmesi gereken coğrafyalar hangileridir? Prof. Dr. Erhan Aydın hem bu soruları cevaplıyor hem de daha önce bozkır Türklerinin tarihine ilk yazılı belgeler ışığında baktığı “Taşa Kazınan Tarih: Türklerin İlk Yazılı Belgeleri” adlı eserinin açtığı yolu genişletiyor.

18. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren keşfedilen ve bilim dünyasınca bilinen Yenisey Yazıtları, satır sayılarının azlığı ve düzensiz yazılmış olmaları nedeniyle, özellikle Türk dili alanı dışında çalışan araştırmacıların ilgisini çekmemiştir. Bu yazıtların tamamının tarihsiz oluşu ve günümüz mezar taşlarındaki veciz ifadelere benzeyen kalıplaşmış ibare ve cümleler içermesi de bu yazıtlara olan ilginin az oluşunun bir başka nedenidir.

Türklerin Sibirya’daki varlığına dair en önemli kaynak olan Yenisey Yazıtları, az satırlı olmasına rağmen bazı tarihî olaylara işaret etmesi nedeniyle çok büyük bir işleve sahiptir. Yapılan her çalışmada bu işaretler yoluyla Türk tarihinin Sibirya bölgesindeki izleri ortaya çıkmaktadır.

Erhan Aydın, Türk runik harfli metni, transkripsiyonu ve Türkçe çevirisini alt alta verme sistemini bu çalışmasında da sürdürüyor ve böylece okuyucunun sürekli sayfa karıştırmasının önüne geçiyor. Her yazıtın altında bulunan özel kaynakçayla ise o yazıtla ilgili bütün yayınlar bir araya getirilmiş oluyor.

“Sibirya’da Türk İzleri: Yenisey Yazıtları”, şimdiye kadar yazıtlara dair yayımlanmış olan eserler içinde en kolay okunan bir rehber niteliğinde...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 512
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺49,20

Dünya tarihini değiştiren diktatörün fırtınalı hayatı…

Adolf Hitler, Alman aile yapısını şekillendirme sürecinde kendi ailesinden ne derece etkilendi? Kendisinin sanata dair görüşleri bir ulusun mimari anlayışını nasıl etkileyebildi? Hitabet becerisini nasıl keşfetti? Propaganda İkinci Dünya Savaşı’nda nasıl Hitler’in en tehlikeli silahı hâline geldi? Savaşı idare etme şekli ve Alman komuta kademesiyle ilişkisi, henüz sıradan bir askerken sahip olduğu “siper bakış açısı”nın mirası mıydı?

Michael Kerrigan tüm bu sorulara yanıt aramakla kalmıyor, okuyucuyu ayrıca Hitler’in dünya tarihini temellerinden sarsan fırtınalı hayatında soluksuz bir maceraya davet ediyor. Bu macerada hem dram hem de gerilim bütün acımasızlığıyla kendini hissettiriyor; savaş boyunca askerlerin ve halkın içinde bulunduğu ruh hâli açık bir biçimde görülebiliyor.

Kitabın en çarpıcı tarafı; yaşanan soykırım ve savaşın dehşeti tarafından gölgelenen Hitler'in iç dünyasını, sanata olan düşkünlüğünü, çocukluğunu, aile yaşamını, okul arkadaşlarını, öğretmenlerini, kadınlarla olan ilişkisini ve etten kemikten bir insan olan "diğer" Hitler'i ön plana çıkarması... Zira bunların Hitler’i Hitler yapan sürece etkisi, yadsınamayacak kadar büyük bir önem arz etmekte.

"Hitler: Canavarın Ardındaki Adam", içerdiği 180 adet çizim, fotoğraf ve resimle tüm okurlara gerçek bir belgesel heyecanı sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 2.2019
₺205,00

Matbaadan istihbarata: İbrahim Müteferrika ve kadı İbrahim…

İbrahim Müteferrika ve onun ölümünden sonra matbaa işletmesini devralan Kadı İbrahim’ın kitap dünyasıyla olan ilişkileri nasıldı? Bonneval (Humbaracı Ahmet Paşa) ve evlatlığı Süleyman ile birlikte siyaset sahasında ne tür becerilere sahiptileri? Yabancı devletlerin elçi raporlarında kimlikleri neden şifre ile geçiyordu?

Elinizdeki kitap bu sorulara tüm teferruatlarıyla cevap verirken ilk defa gün ışığına çıkartılan arşiv belgeleriyle de okuyucuyu müthiş bir gizeme sürüklüyor. “İbrahim Müteferrika’nın, Bonneval, evlatlığı Süleyman ve kendi yetiştirmesi olan Küçük İbrahim ile birlikte İstanbul’daki elçiler arasında bilinen, oldukça karanlık işlere erken tarihlerden itibaren karışan, edinilen bilgileri paraya tahvil eden bir ekip içinde yer alan ve bizzat kendisinin de elçilere “mahremâne” bilgiler ileten, şifre koduyla anılan bir istihbarat kaynağı olduğu” eşsiz bir emekle gün yüzüne çıkartılıyor.

Matbaa çevresinde şekillenmiş bu istihbarat ağının yanında Kadı İbrahimʼin ilk defa gözler önüne serilecek olan uzun yıllar sürdürdüğü Divan-ı Hümâyûn Tercümanı Kâtipliği belgelenmiş, atandığı kadılıklar tespit edilmiş, ölümünden sonra zapt edilen terekesine, mirasçılarına, ikamet ettiği eve, buradaki mevcut eşyalarına ve matbaa malzemelerine ve elindeki kitapların dökümüne yer verilmiş ve bütün bu yeni bulgular ve dökümler belge görüntüleriyle birlikte çalışmaya ilave edilmiştir.

İki İbrahim: Müteferrika ve Halefi, Kemal Beydilli imzasıyla Türk tarihçiliğine kazandırılan özgün ve cesur bir eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺98,40

Tarihi araştırmalar için kılavuz niteliğinde…

Tarih insanlığa ne gibi faydalar sunar? Tarihî kaynaklar nelerdir ve bu kaynaklar nasıl kullanılır? Politika, biyografi, felsefe, ekonomi, toplum ve zihniyet ekseninde tarih ilminden nasıl yararlanılır? Tarih yazıcılığı nedir? Tarihî bilginin sınırları var mıdır? Elinizdeki kitap, bu sorularla özel olarak ilgilenen tarih öğrencilerinin yanı sıra tarihe merakı sınır tanımayan okurlara hitap ediyor.
İngiliz tarihçi John Tosh, tarih sözcüğünün iki anlama geldiğini belirtiyor. Bunlardan biri, geçmişte meydana gelmiş olaylardır. Diğeriyse geçmişin tarihçiler tarafından yeniden kurulup aktarılmasıdır. Elinizdeki eser daha çok ikinci anlama yönelik bir çalışma olup tarih konusuna giriş niteliği taşıyor.

Toplumlar arası bağlantıları olan tarihin tam manasıyla işlevini yerine getirebilmesi için başka disiplinlerden de yararlanması gerektiğini belirten Tosh, her türlü tarih araştırmasının modern akademik tarihe damgasını vurmuş olan titiz eleştiri yöntemine uygun olarak gerçekleştirilmesinin şart olduğunu söylüyor. Bunu yaparken tarihçiler arasında geçerli olan tartışmalardan yararlanıyor ve kendisinin katılmadığı görüşleri de adil bir şekilde aktarıyor.

“Tarihin Peşinde” alanında başvuru özelliği taşıyan nadir kitaplardan biri...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺65,60

İttihat ve terraki cemiyeti’nin birinci elden yazılmış tarihi…

“…Vatanseverlerin yıllardan beri ruhuna sinmiş olan hürriyet duyguları bir ideal halinde yeniden tebellür etmiş [açığa çıkmış] ve milletin faal, fikirli, fedakâr, faziletli ve feragatli evlatlarını büyük bir hızla birbirine bağlayarak tehlikenin karşısına dikmiştir. İşte bu kaynaşma neticesinde memleketin hakiki sahibinin sadece padişah ve bendeleri değil, onu kanı pahasına kazanan ve korumaya çalışan millet olduğunu fiiliyat sahasında ispat etmek maksadıyla kurulan cemiyet İttihat ve Terakki’dir.”

- Kazım Karabekir

Türk askeri ve siyasi tarihinin unutulmaz şahsiyetlerinden biri olan Kâzım Karabekir’e dair serimiz, yine kendisinin kaleme aldığı kaynak bir eserle devam ediyor. 66 yıllık ömrü boyunca kritik dönemlerde en hassas olayların içerisinde yer alan Kâzım Karabekir, Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarına damga vuran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin tarihine ışık tutuyor.

Askerî tarihçi - yazar Erhan Çifci’nin editoryal katkılarıyla hazırlanan bu eserde İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önemli üyelerinden biri olan Karabekir, Cemiyet’in askerî ve siyasi kanatlarının nasıl kurulduklarına dair çok ilginç bilgiler veriyor. Karabekir, eserine İttihat ve Terakki üzerine yazma sebeplerine ilişkin açıklamalar yaparak başlarken, muhtelif başlıklar altında Cemiyet’in genişlemesine ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olmasına giden süreç hakkında çok kıymetli anekdotları okuyucularla paylaşıyor.

Bu yönleriyle kitap “İttihat ve Terakki Cemiyeti” hakkında yazılan en önemli eserlerden biri olma vasfını taşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺57,40

Selçuklu tarihinin sıra dışı makamı: Vezirlik…

Selçukluların siyasî ve idarî teşkilat yapısı nasıldı? Bu yapıda vezirler nasıl bir öneme sahipti? Selçuklu vezirleri nasıl bir eğitim ve yetiştirilme sürecinden geçerdi? Vezirlerin işlevleri, ayrıcalıkları ve riskleri nelerdi? Selçuklularda vezirlik makamı neden zayıfladı? Selçuklularda sivil idarenin işleyişindeki bozukluklar nelerdi? Sivil ve askeri yapı arasındaki güç ve yetki dengesi nasıl bozuldu? Sivil idarenin etkinliği neden tamamen ortadan kalktı?

Carla L. Klausner’ın Arapça ve Farsça birincil kaynakları kullanarak hazırladığı bu çalışma, genelde devlet teşkilâtı ve özelde ise Tuğrul Bey’in 1055’te Bağdat’a girişinden Irak’ta son taht vârisi 2. Tuğrul’un 1194’deki ölümüne kadar devletin merkez bölgesindeki (Irak ve İran) vezirlik müessesesi hakkında özgün ve derinlikli bilgiler sunma amacı taşıyor.

Batı Asya’da İslamî devlet yönetimi meselesiyle başlayan kitabın ilk bölümünde Selçuklularda merkez ve eyalet yönetimi, ulemânın rolü, kadının işlevi, sultan ve halife arasındaki ilişki derinlemesine inceleniyor. Böylece Selçuklu devlet teşkilatının zayıflıkları ortaya çıkmış oluyor. İkinci bölümde Selçuklu vezirlik makamı tüm teferruatıyla masaya yatırılıyor: İşlevleri, seçimi, eğitimi ve yetiştirilmesi, dinî kökeni, kültürel kökeni, menfaatleri, vezirliğin ayrıcalıkları ve riskleri…

Son bölümdeyse Selçuklu tarihinin en hassas meselelerinden birine değiniliyor: Sultanın manipüle edilmesi ve vezirlik makamının zayıflaması, sivil idarenin işleyişine askerî müdahale.

Selçuklularda Vezirlik: Sivil İdare Üzerine Bir Araştırma (1055-1194), alanının en önemli kitaplarından biri olarak tarihçilerin başucunda yer alacak bir eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺65,60

Kazım Karabekir’in hayatı ve tanıklıkları…

Kâzım Karabekir hayatına ve tanık olduğu olaylara dair neler yazdı? Yazmaya ne zaman başladı? Eğitim hayatı nasıl geçti? Aile yapısı nasıldı? Enver Bey (Paşa) ve Resneli Niyazi birlikte Balkanlarda komitacılara karşı nasıl mücadele etti? Sultan Abdülhamid devrini nasıl anlattı? İşte Türk askerî ve siyasi tarihinin en önemli figürlerinden biri olan Kâzım Karabekir’in kendi kaleminden hayatı…

“Herkesin hayatı, mükemmel bir tarih parçasıdır. Hele çocukların ibret alacağı güzel bir kitaptır. Şahsının ehemmiyetine göre böyle bir kitap bütün vatan evlatlarının da istifade edebileceği hakiki bir rehber olabilir. Ne idik, ne olduk? Mutlak bilinmelidir” şiarını benimseyen Karabekir Paşa, bu eseriyle birlikte 1882-1907 yılları arasındaki süreci, yani yaşamının ilk 25 yılında tanık olduğu her şeyi aktarıyor.
Askerî tarihçi yazar Erhan Çifci’nin editoryal katkılarıyla yayına hazırladığı bu eser, Kâzım Karabekir’in yaşadıklarını yazma sebebiyle başlar, ailesi ve eğitim süreciyle birlikte tanıdığı insanları ve gördüğü şehirleri anlatmasıyla devam eder. Oldukça objektif biçimde ele aldığı konular arasında askerî ve siyasi başarılar kadar başarısızlıklar da geniş yer bulmaktadır. Onun fikirleri günümüzde de önemini korumaktadır ve bazı çıkış yolları için kapı aralamaktadır.

Hayatım, bir paşanın bir imparatorluğun en zor zamanlarını kaydetmesi sebebiyle kaynak niteliği taşımaktadır…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺49,20

Tarihin büyük Türk'ü: Kanuni Sultan Süleyman…

Kanuni Sultan Süleyman, Osmanlı tarihinin en fazla övgüye ve araştırmaya mazhar olmuş padişahlarından biridir. Batı kaynakları onun büyüklüğünün ve kudretinin farkına çok önceden varmış, onu “muhteşem” ve “büyük” anlamlarına gelen Magnificent, Magnifique, Der Practige, Grand Turc gibi unvanlarla anmıştır.

Yavuz Sultan Selim’in tek oğlu olması sebebiyle şehzadeliğinde hassasiyetle yetiştirilen Süleyman; tahta geçişinden itibaren imparatorluk topraklarını genişletmeyi ve fakat bunu yaparken de adaletten ve devletin gücünden asla taviz vermemeyi önemsemiştir. Bunun için de her göreve işinin ehlinin getirilmesi üzerinde durmuştur. Bu durum hâliyle bazı makamlarda bulunmanın çok fazla risk taşımasına sebep olmuştur ki o dönem halk arasında söylenegelen bir beddua şöyledir: “Sultan Süleyman’a vezir olasın!”

1961’de İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü bünyesinde açılan Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi Kürsüsü’nün kurucusu olup birçok önemli araştırmaya, esere imza atmış olan Prof. Tayyib Gökbilgin’in bu kitabı, Kanuni Sultan Süleyman’ı ve dönemini olaylarıyla, insanlarıyla ve toplumuyla çok özgün bir biçimde aktarıyor. Padişahın tahta çıkışı, İbrahim Paşa’nın vezâreti, Viyana kuşatması, Akdeniz mes’eleleri, Macaristan mes’eleleri ve 1541 seferi, Şehzade Mustafa’nın katli, Süleymaniye Külliyesi’nin açılışı, denizlerde harekât, Sultan Süleyman’ın şahsiyeti ve eserleri, kitabın bölümlerini oluşturuyor.

Kanuni Sultan Süleyman, muhteşem Türk’ün şahsiyetini ve zamanın iklimini akıcı bir dille, tarihi gerçeklere dayanarak ortaya seren bir kaynak kitap…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺42,50

13. Yüzyılın moğol dünyasını yeniden keşfetmek…

Büyük Moğol istilâsı doğudaki Müslüman dünyasını olduğu kadar, batıdaki Hıristiyan dünyasını da korku içinde bırakmıştı. Moğol orduları Macaristan’ı geçip Adriyatik kıyılarına dayandıklarında, başta Papa olmak üzere tüm Batı dünyası bu tarifsiz istilâ karşısında tedbirler düşünmeye başladı. Moğollarla dostane münasebetler kurmak, yapılacak ilk iş olarak belirlendi.

Moğollarla çeşitli ilişkiler kurmak, onları teferruatıyla tanımayı da sağlayacaktı. Çeşitli tarikatlara mensup rahipler, Papa’nın ve kralların emriyle Moğol dünyasını keşfetmek için yola koyuldular. İşte misyonerlik yapmak üzere Moğol dünyasına seyahate çıkanlardan biri de Fransa Kralı’nın emriyle görev alan tanınmış seyyah Rubruk’tu.

Rubruk, yazdığı seyahatnameyle Moğolların ülkelerini, tarihlerini ve sosyal hayatlarını yaşadığı tecrübelere dayanarak aktardı. Bu seyahatname, Carpini’nin seyahatnamesinden sonra ilk köklü bilgileri verdiği için birinci el kaynak niteliğinde kabul edildi. Rubruk’un seyahatnamesinde benzersiz ayrıntılara yer verdiği konulardan bazıları şöyle: Moğolların evleri, çadır yaşamları, dinî âdetler, beslenme ve süt ekonomisi, yedikleri hayvanlar, giyimleri, avcılıkları, estetik zevkleri, erkeklerle kadınlar arasındaki iş bölümü, aile yapıları, yasaları, coğrafyası, iklimi, mimari yapıları, entrikalar, seyahat boyunca karşılaşılan Nasturîler, Müslümanlar ve putperestler, komşu ülkeler, Moğol Hükümdarı Möngke Han’ın huzuruna çıkış…

Moğolların Büyük Hanı’na Seyahat: İstanbul’dan Karakurum’a (1253-1255), Moğolların siyasî ve toplumsal tarihini çalışmak isteyenler ve merak edenler için oldukça önemli bir eser…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺41,00

Said Halim Paşa’nın kaleminden Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu…

Osmanlı İmparatorluğu, Dünya Savaşı’na nasıl girdi, niçin katıldı? Savaş sonrasındaki buhranda Bab-ı Âlî’nin iflası nasıl gerçekleşti? İngiliz siyasetinin Yakın Doğu siyaseti içinde Türkiye faaliyetleri nasıl bir yer tutuyordu? İngiliz siyasetinde işlenen hatalar nelerdi? 1864’de Kahire’de doğan ve 1921’de Roma’da şehid edilen Said Halim Paşa, Osmanlı İmparatorluğu 1914’te Almanya’nın müttefiki olarak Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde, Hariciye Nazırı ve Sadrazamdı. İmparatorluğun savaşa girişini belgeleyen 2 Ağustos 1914 tarihli muahede, Said Halim Paşa’yla Alman İmparatorluğu’nun büyükelçisi Baron von Wangenheim tarafından paşanın Yeniköy’deki yalısında imzalanmıştı. İşte bu kitap, Bâb-ı Âlî’nin son dönemini yaşamış ve bu dönemin en önemli şahsiyetlerinden birisi olmuş paşanın kaleminden imparatorluğun savaşa girişini ve yıkılışını anlatmaktadır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girişinden itibaren dış siyaset, Hilafet, Düvel-i Muazzama Yakın Doğu’daki emelleri gibi konulara dair tüm kritik meselelerin Said Halim Paşa tarafından tafsilatıyla ele alındığı kitabın en önemli bölümlerinden biri devrin yükselen aktörlerinin başında gelen Mustafa Kemal Paşa hakkında yazılanlardır. Burada Said Halim Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın geçmişi, şahsiyeti, dış görünüşü, kılık kıyafeti, askerî ve siyasî görüşleri üzerinde durmakta; Anadolu’ya ne şartlarda geçtiğini ve oradaki faaliyetlerini anlatırken, dikkatini çeken bazı insanî taraflarını da ele almak suretiyle, vatanın bağımsızlığını her şeyin önünde tutmasından ve askerî kahramanlığından bahsetmektedir.

Fransızca orijinalinden çevrilen Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı, devrinin diğer şahsiyetleri ve devlet adamları arasında oldukça iyi derecede yetişmiş bir devlet adamı olan Said Halim Paşa’nın kaleminden Osmanlı İmparatorluğu’nun son birkaç senesini teferruatıyla anlatan mühim bir kaynak kitap…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺41,00

Daha anlamlı yaşamak için İlber Ortaylı’dan tavsiyeler…

“Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.”

- İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, yediden yetmişe herkesin faydalanacağı, bilge şahsiyetinden ve yaşam tecrübesinden süzülen tavsiyelerden oluşan bir eserle karşımızda. İlber Hoca bu kitapta, bir insanın, çocukluktan itibaren hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulabileceğini örnekler vererek anlatıyor. “Herkes kendi talihinin mimarıdır” sözünü hatırlatarak, kendi yolunu çizmenin ne anlama geldiğini tüm kritik noktalarıyla yorumluyor.

  • Bir ömrü hakkıyla yaşayabilmek ve yaşanan her andan tat alabilmek için önce ne lazımdır? 
  • İnsan hayatı kaç dönemden oluşur ve her bir dönemde neleri tecrübe etmek gerekir? 15, 25, 40 ve 55 yaşları neden birer eşiktir?
  • İnsan kimden, ne öğrenebilir? Kendi kendini yetiştirmek nasıl mümkün olur? 
  • Kişi mesleğini neye göre seçmelidir?
  • Bir işin uzmanı olmak ve o uzmanlık bilgisiyle çalışmak için nelere ihtiyaç vardır? 
  • Bir dil, en iyi nasıl ve ne zaman öğrenilir? 
  • En verimli sonucu alabilmek için nasıl çalışmak gerekir?
  • Sorumluluk sahibi bir insan, kendisi veya çocukları için nasıl bir eğitim modeli aramalıdır?
  • Hayata değer katmak için ne tür insanları arayıp bulmak gerekir? 
  • Doğru kararları alabilmek için en çok kimleri dinlemek gerekir? 
  • En iyi nasıl seyahat edilir; bir şehir nasıl dolaşılır? Hangi müze, hangi meydan, hangi sokakları görmek için dünyanın bir ucuna kadar gidilebilir?
  • İyi film, güzel müzik, doğru kitap nedir? Hangi temel eserleri dinlemeli, okumalı ve seyretmeliyiz?
  • İnsan yaşadığı şehirden tam manasıyla nasıl yararlanabilir?

“Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, ülkemizin medarıiftiharı olmuş bir tarihçinin gözünden, insanın hayattaki anlam arayışına, bu arayışın tadını nasıl çıkaracağına ve süreç boyunca karşılaşacağı zorluklarla nasıl baş etmesi gerektiğine dair çok özel bir kılavuz…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺49,20

İngilizlerin tarihi ortadoğu stratejisi: Ticaret, siyaset ve hükmetmek…

Dünya tarihinin üzerinde güneş batmayan imparatorluğu İngiltere'nin Ortadoğu macerası hangi fikirlerle başladı? Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere'nin Ortadoğu'daki sıra dışı mücadelesinde neler yaşandı? İngiltere'nin Ortadoğu'daki stratejisinde konsoloslukların önemi neydi? "Önce ticaret ve siyaset, sonra hükmetmek" projesiyle İngiltere neyi amaçladı?

Dr. Nurcan Özkaplan Yurdakul bu özel çalışmasında, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu ile İngilizler arasında yaşanan Ortadoğu mücadelesini enine boyuna incelerken; konsolosluklardan ticarete, siyasetten hâkimiyet stratejilerine kadar tüm bilinmeyenleri gözler önüne seriyor.

Mevcut literatürün yanı sıra Osmanlı ve İngiliz arşivlerinden istifade ederek ortaya konan bu çalışma, 19. yüzyıl Osmanlı tarihçiliğinde askeri yenilgilerin ve toprak kayıplarının yasını tutmaktan ziyade, yetkin ve etkin Osmanlı devlet adamlarının dünya ölçeğinde nasıl siyaset ürettiklerini anlamak gerektiğini göstermektedir.

Okuyucular bilhassa "İngiliz Oyunu" şeklinde dillere pelesenk olmuş tarih anlayışının bir kestirmecilik ve yetersizlik olduğunu da bölümler eşliğinde göreceklerdir. Osmanlı-İngiliz ilişkilerinin seyri ve İngiliz konsolosluk kurumu ile başlayan kitap, İngiliz siyasetinin şimdiye dek hiç irdelenmemiş bir stratejisini daha açığa çıkarıyor; ticaret, siyaset ve hükmetmek.

"İngiltere Ortadoğu’ya Nasıl Girdi?", her türlü okur kitlesinin istifade edebileceği bir araştırmadır. İngiltere’nin Ortadoğu coğrafyasında kendine nasıl yer açtığını anlamanın yanı sıra günümüz Ortadoğu ülkelerinin meşgul olduğu güncel meselelere yönelik cevaplar da sunmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺73,80

Aynı cephede Almanlarla birlikte savaşan Mustafa Kemâl Paşa gibi Türk komutanları, Alman ittifakı ve Alman subayları hakkında ne düşünüyorlardı?

Almanlar, Türk komutanlarını ve subaylarını nasıl değerlendiriyorlardı?

Almanlara göre Enver Paşa, Alman hayranı mı yoksa Turancı bir maceraperest midir?

İngiliz ve Fransız kaynakları Türk-Alman ittifakını nasıl değerlendiriyorlardı?

Alman askerî stratejisinde Türkiye’nin rolü neydi?

1915 Ermeni Tehciri kararının alınmasında Almanların rolü var mıydı?

Cihâd-ı Ekber’in ilanından Almanların beklentileri nelerdi?

Türk komutanları ve subayları Almanların gözünde ne durumdaydı?

İngilizler ve Fransızlar, Türklerle Almanlar arasındaki yakınlaşmayı hem cephede hem de cephe gerisinde nasıl yorumluyorlardı?

Bu ve daha birçok sorunun cevabı, Prof. Dr. Necmettin Alkan ve Dr. Eyyub Şimşek’in editörlüğündeki Türk-Alman İttifakı kitabında.
Türk, Alman, İngiliz ve Fransız kaynaklarından istifade edilerek hazırlanan bu çalışma, Türk harp tarihinde Birinci Dünya Savaşı hakkında yeni ve önemli çok sayıda bilgi ve belgeyi ihtiva etmekte. Kısacası Savaşanların Gözüyle Türk-Alman İttifakı (1914-1918), tarih dostlarının ve meraklılarının kütüphanesinde yerini alması gereken önemli bir kaynak eser.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺61,50

Gertrude Bell’in Ortadoğu’nun şekillenmesinde oynadığı rol neydi? Yazar, arkeolog, seyyah ve casus olarak bilinen Gertrude Bell aslında kimdi? Nasıl bir süreçten geçerek Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması için çalışan bir ajan durumuna gelmişti?

Prof. Dr. Taha Niyazi Karaca, ilk defa başvurulan arşivler ve keşfedilen belgeler ışığında daha önce birçok yönü irdelenmemiş Gertrude Bell’in bambaşka bir portresini ortaya çıkarıyor. “Dünyaya medeniyet yaydığına inandığı” ülkesine layık olmak için var gücüyle çalışmış Gertrude Bell’in yalnız başına Arap çöllerine girecek cesareti bulabildiği sıradışı yaşamı tüm hikâyesiyle gözler önüne seriliyor. Bu kitap, Gertrude Bell’i biyografik olarak sunmakla kalmıyor, onun Orta Doğu’nun şekillenmesinde rol oynamış kişilerden biri olduğunu teferruatıyla anlatıyor. Bir taraftan öğrenciliği, tarihçiliği, arkeoloji çalışmaları ve gezilerinden bahsederken diğer taraftan da yeniden şekillenen Orta Doğu’daki gelişmelerin seyrini, nüfuz mücadelelerini irdeliyor.

Bu açıdan kitapta Gertrude Bell’in özel yaşamına paralel olarak 19. yüzyılı şekillendiren önemli olaylar da yer buluyor.

İngiltere’nin Kutülamare yenilgisi ve bölge politikasına etkisi, İngiliz-Fransız ortaklığı ve Sykes-Picot Anlaşması, Balfour Deklarasyonu, Paris Barış Konferansı, Percy Cox ve Mezopotamya Sivil İdaresi’nin kurulması, Fransa’nın Suriye’yi işgali, Kahire Konferansı, Faysal’ın Irak Kralı yapılması gibi son derece kritik meseleler Gertrude Bell’in düşünceleri ve tarihi gerçekler eşliğinde açıklanıyor.

Sınırları Çizen Kadın: İngiliz Casus Gertrude Bell, haritalarıyla ve fotoğraflarıyla soluk soluğa okunacak bir kaynak niteliği taşıyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺82,00

Tarih alanında dünyanın tartışmasız en büyük isimlerinden biri olan Halil İnalcık’ın, Osmanlı sosyal tarihi ve modern Türkiye’nin ortaya çıkışıyla ilgili çalışmaları bir arada.

Kitabın ilk bölümü, Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve toplumsal sisteminin temelini oluşturan toprak meselesi, çift-hane uygulaması ve tahrir meselesini irdeliyor. Sonrasında Osmanlı tebaası gayrimüslim milletlere dair arşiv vesikalarını, Rum Ortodoks Kilisesi’nin yetki alanını, Osmanlıların Sefarad Yahudilerine iskân hakkı vermesinin özel koşullarını, modern Avrupa’nın gelişmesinde Türk etkisini ve sultanın siyaset alanındaki diğer güç odaklarıyla iktidar mücadelesinin dönüşümünü ele alıyor.

Kitabın ikinci bölümü İmparatorluktan Cumhuriyete geçiş sürecine ışık tutuyor. Özellikle Avrupa ile Ortadoğu arasındaki Türkiye’nin stratejik konumu ve 1924’de Halifeliğin kaldırılması ve Atatürk inkılapları arasındaki ilişkiye dair incelemeleri, İnalcık’ın modern Türkiye Cumhuriyeti tarihi araştırmalarında da ne denli önemli bir yer teşkil ettiğini gösteriyor.

İmparatorluktan Cumhuriyete, hem meslekten tarihçiler hem de tarih meraklıları için bir başucu kaynağı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺49,20

Hayatının tam merkezinde “internet” olan günümüz gençliğinin aksine, onlar Türkiye’de internetin ilk günlerine tanıklık eden ve sanal dünyaya bağlanmak için zaman zaman uzun kuyruklarda sıra bekleyip yokluk yıllarında geleceği gören bir grup çılgın girişimciydi. İçlerinden yükselen heyecanın peşine düşüp büyülü internet dünyasının kapısını araladılar ve 1990’ların ikinci yarısında “internet girişimi” kavramını Türkiye’de filizlendirdiler.

O dönemde internet bağlantısı çok zayıf ve ona erişebilen kişi sayısı çok azdı fakat tıpkı Silikon Vadisi’nde olduğu gibi Türkiye’de de bu dâhi gençler internet girişimciliğine soyunmaktan imtina etmemişti. Amazon, Google ve Yahoo!’nun dot-com patlamasından sağ çıkması gibi Türkiye’de de 2001 Ekonomik Krizi’nden sağ çıkan söz konusu girişimler ve onları takip edenler, .com girişimciliğinin ve internet ekonomisinin oluşmasında büyük rol oynadı.

Üretmeye başlamak için sahip olunması gereken tek şey bir bilgisayar, internet bağlantısı ve tecrübeyle desteklenen bir motivasyondu. Kimi aileden girişimciydi, kimi ailesine rağmen bu yola girdi ama hepsi de geleceğin ayak seslerini o günden duymuştu. Öyle büyük işler başardılar ki bugün bile etkileri sürüyor.

Mynet, Ekşi Sözlük, İtiraf.com, Pilli Network, Yemeksepeti, GittiGidiyor, Nokta Medya, Cember.net, Grou.ps, Webrazzi.

İşte teknolojinin dönüşümü, girişimcilik ve internet kültürü konularında uzmanlaşan Fırat Demirel’in kaleminden dünün girişimleri, bugünün başarılı isimlerinin hikâyeleri…

Henüz internetin yeni yeni kullanılmaya başladığı bir dönemde bazen dev bir şirketin yönetimini reddedip kendi işini kuran genç bir iş adamının hayatına, bazen gül gibi mesleğini bırakıp çok yeni bir alana odaklanan cesur mühendislerin dünyasına konuk olacaksınız. Saatlerce bilgisayar başından kalkmayan gençlerin neler yapabileceğini; kimi Almanya’dan kimi de Kıbrıs’tan dönen girişimcilerin kendi ülkelerine nasıl değer kattıklarını okuyacaksınız.

Ve belki de bu kitabı bitirdiğinizde daha fazla ses getirecek hikâyelerin çıkmasına -bir girişimci, bir uzman veya bir destekçi olarak- siz vesile olacaksınız.

Tabii eğer mücadeleye atılmaya hazırsanız…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺57,40

Gayrinizami harp... Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi askeri tarihimizin en önemli kör noktalarından... Teşkilat-ı Mahsusa ise gayrinizami harp tarihimizde müesses bir aşama... Birçoğumuzun gözünde tüm operasyonel ve istihbarî sahaya hakim ezoterik bir örgüt, bir bilinmezlikler yığını. Evet, birçok olayın Teşkilat-ı Mahsusa’nın olağandışılığını doğruladığı yadsınamaz. Yine de diğer tarihi olaylarda olduğu gibi Teşkilat-ı Mahsusa’nın da gerçek insanlardan oluşan gerçek bir geçmişe, köşeleri olan bir tarihsel maceraya işaret ettiğini kabul etmemiz gerekiyor. Yeter ki örgüt ideolojik, estetik veya ahlaki kaygılarla değil konunun doğasından kaynaklanan yanıltıcılığa karşı ihtiyatlı bir şekilde, kaynaklar aracılığıyla bizlere seslenen geçmişin peşinden giderek çalışılsın.

Teşkilat-ı Mahsusa ile ilgili en önemli kaynaklardan birinin, örgütle organik bağı bulunan Arif Cemil Denker olduğu her türlü tartışmanın ötesindedir. Denker, erken Cumhuriyet döneminde, Teşkilat-ı Mahsusa’nın doğrudan devamı sayılabilecek örgütlerin tarih sahnesinden silinmesinden yaklaşık 10 sene sonra Teşkilat-ı Mahsusa hakkında ilk tefrikayı kaleme almıştır. Bu önemine binaen, ülkemizdeki gayrinizami harp tarihi çalışmalarının doğru bir mecrada seyretmesine yardımcı olmayı ve bunları herkes için erişilebilir kılmayı amaçlayarak hazırladığımız Gizli Teşkilatlar Serisi’ne Denker’in Umum-i Harp’te Teşkilat-ı Mahsusa adıyla kaleme aldığı tefrikasıyla başlıyoruz.

Denker bu kritik çalışmasında, batıda İspanya’dan doğuda Çin ve Endonezya’ya, kuzeyde Rusya’dan güneyde Sudan’a kadar oldukça geniş bir operasyonel coğrafyada varlık gösteren Teşkilat-ı Mahsusa’nın Kafkasya ve Balkanlar’daki faaliyetlerine mercek tutmuştur.

Askeri tarihçi – yazar Erhan Çifci ise yayımlandığı dönemin şartlarında gayet akıcı bir üslupla kaleme alınmış olsa da artık anlaşılması zorlaşan bu çalışmayı titiz edisyonuyla çok daha anlaşılır ve kullanışlı bir hale getirmiştir.

Teşkilat-ı Mahsusa: Kafkasya ve Balkanlar’da Operasyonlar adıyla yeniden piyasaya sunduğumuz bu çalışma umut ediyoruz ki Arif Cemil’e literatürde hak ettiği saygınlığı kazandıracaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺65,60

Büyük Hırslarla Başlayıp Hüsranla Biten Bir Yaşam Öyküsü...

Osmanlı tarihinde bir seferde yaşanan en büyük toprak kaybı Haziran 1916’da Şerif Hüseyin’in liderliğini yaptığı Arap İsyanı ile gerçekleşmiştir. İsyan İngilizlerle iş birliği yapan Şerif Hüseyin, dört oğlu ve merkez karargâhları Şam’da bulunan Arap milliyetçileri tarafından örgütlenmiş ve Orta Arabistan’daki Suudlar dahil Yarımada’nın hemen her vahasında yakılan çoban ateşlerinin birleşiminden oluşmuştur. Nitekim isyanın önemli etkisiyle de Arap Yarımadası Osmanlı Devleti’nden kopmaya başlamıştır.

Bu dramatik olay sade­ce Yarımada’yı Türk idaresinden ayırmamış, beraberinde bir dizi felaketi ve sonu belirsiz savrulmayı da getirmiştir. Ancak hem isyanın hem de Birinci Dünya Savaşı’nın üzerinden yüz yıl geçmesine rağmen gerek asilerin elebaşı Şerif Hüseyin ile isyanının gelişimi ve gerçekleşme süreciyle ilgili, gerekse isyanın kapsamı hakkında tartışmalar halen devam etmektedir.

Daha önce İngiliz Arşiv Belgelerinde Arap İsyanı adlı kitabıyla isyanı tüm boyutlarıyla ele alan İsmail Köse, bu kez merceğini Şerif Hüseyin’e çeviriyor. Daha önce benzeri görülmemiş bir titizliğe sahip olan Şerif Hüseyin adlı bu çalışma, önce İngiltere ve Arap Yarımadası üzerine eğiliyor. Şerif Hüseyin’in Hicaz emirliği ve emirlik görevindeyken icra ettiği faaliyetleriyle ilerliyor. Arap Yarımadası’ndaki güç mücadelesini tüm gerilimiyle hissettiren kitap, Şerif Hüseyin’in Hicaz Cep Krallığı ve bu krallığın Suud işgaliyle son bulmasını derinlemesine anlatıyor. Son bölümdeyse Şerif Hüseyin'in sürgün yılları ele alınıyor.

Şerif Hüseyin’in kontrol edilemez hırslarla başlayan ancak ne kendisinin ne de destekçilerinin öngöremediği ölçüde büyük bir hüsranla biten yaşam öyküsü, bütün çıplaklığıyla bu çalışmada yer alıyor...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺49,20
1 2 3 >
Çerez Kullanımı