Kırık sandalyede çalışmaya zorlanarak mobbing uygulanan iş­çiden emzirme odası mescide dönüştürülmek istenen işçiye, ha­mile olduğu için daha sık tuvalete gitmesi gereken ve sırf bu nedenle işten çıkarılmakla tehdit edilen işçiden “haklarımı bili­yorum” dediği için işten atılan işçiye, erkek işverenin “hepimiz bacı kardeşiz” diyerek kadın tuvaleti hakkını gasp ettiği işçiden işverenin ne yemek verdiği ne de yemek yeme yeri sağladığı iş­çiye, işveren servis yükümlülüğünü yerine getirmediği için gece­nin bir yarısı korku içinde evine ulaşmaya çalışan işçiden kıdem tazminatı hakkı gasp edilmek istenen öğretmene…

Bu kitap; işçi kadınların sorunlarını gözler önüne sermeye ça­lışırken, bir yandan da işçi kadınların haklarını ve hak arama yöntemlerini aktarıyor. Ücretten fazla mesaiye, işçi sağlığından hamile işçilerin haklarına, yıllık izinden süt iznine, işten çıkar­madan haklı fesih hakkına, işsizlik ödeneğinden emekliliğe ka­dar çalışma yaşamında genelde işçilerin, özelde ise kadın işçile­rin haklarına ilişkin detaylı bilgileri sunan bu çalışma, yalnızca kadın işçiler için değil erkek işçiler için de bir başvuru kaynağı. ekmekvegul.net sitesinde yayınlanan “İşçi Kadınlar Soruyor, Ekmek ve Gül Yanıtlıyor” köşesine 2018 yılında gelen sorular ve verilen yanıtlardan derlenen kitap, “100 soru, 100 yanıtta” kadın işçilerin haklarını masaya yatırıyor.

Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında
Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara
Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan
Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara
‘Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!’


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺35,00

Çalkantılarla dolu 19. yüzyılın en önemli olaylarından birisi hiç kuşkusuz Amerikan İç Savaşı’dır. 1861-1865 yılları arasında gerçekleşen bu savaş tarihçiler tarafından Birleşik Devletler tarihinin kırılma noktası olarak kabul edilmektedir. Birleşik Devletler nüfusunun % 2’sinin hayatını kaybettiği “modern tarihin ilk büyük savaşı”nı çok yakından takip eden Karl Marx gazete yazılarıyla bu savaşa dair görüşlerini paylaşmıştır. Marx ayrıca Friedrich Engels ile mektup vasıtasıyla haberleşerek İç Savaş hakkında sürekli görüş alışverişinde bulunmuş, yöneticilerinden biri olduğu Uluslararası İşçi Birliği’nde konunun işçi sınıfının uluslararası hareketi açısından ne anlama geldiğini tartışmıştır.

Söz konusu yazı ve mektupların seçkisinden oluşan elinizdeki çalışma, Türkçede bu temalı ilk Marx kitabıdır. Hem Amerikan İç Savaşı’nı merak eden okuyucular hem de akademik alandaki araştırmacılar açısından bir kaynak olmayı başarabildiği oranda bu kitap amacına ulaşmış olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺30,00

Kırık sandalyede çalışmaya zorlanarak mobbing uygulanan iş­çiden emzirme odası mescide dönüştürülmek istenen işçiye, ha­mile olduğu için daha sık tuvalete gitmesi gereken ve sırf bu nedenle işten çıkarılmakla tehdit edilen işçiden “haklarımı bili­yorum” dediği için işten atılan işçiye, erkek işverenin “hepimiz bacı kardeşiz” diyerek kadın tuvaleti hakkını gasp ettiği işçiden işverenin ne yemek verdiği ne de yemek yeme yeri sağladığı iş­çiye, işveren servis yükümlülüğünü yerine getirmediği için gece­nin bir yarısı korku içinde evine ulaşmaya çalışan işçiden kıdem tazminatı hakkı gasp edilmek istenen öğretmene…

Bu kitap; işçi kadınların sorunlarını gözler önüne sermeye ça­lışırken, bir yandan da işçi kadınların haklarını ve hak arama yöntemlerini aktarıyor. Ücretten fazla mesaiye, işçi sağlığından hamile işçilerin haklarına, yıllık izinden süt iznine, işten çıkar­madan haklı fesih hakkına, işsizlik ödeneğinden emekliliğe ka­dar çalışma yaşamında genelde işçilerin, özelde ise kadın işçile­rin haklarına ilişkin detaylı bilgileri sunan bu çalışma, yalnızca kadın işçiler için değil erkek işçiler için de bir başvuru kaynağı. ekmekvegul.net sitesinde yayınlanan “İşçi Kadınlar Soruyor, Ekmek ve Gül Yanıtlıyor” köşesine 2018 yılında gelen sorular ve verilen yanıtlardan derlenen kitap, “100 soru, 100 yanıtta” kadın işçilerin haklarını masaya yatırıyor.

Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında
Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara
Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan
Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara
‘Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!’


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺40,00

Felsefe, tarih ve politik ekonomi alanlarında yaptığı çalışmalar dünyamız üzerinde silinmeyen izler bırakmış olan Karl Marx’ın matematik üzerine tuttuğu notlar elinizdeki kitap vasıtasıyla yeniden Türkiyeli okuyucularla buluşuyor. “Matematiksel ElYazmaları”nın sadece matematikçiler ya da matematik bölümü öğrencilerine değil, matematiği seven, türev ve integral hesabı bilen herkese ilginç geleceğinden eminiz. Büyük bir filozofun, bir sosyal kuramcının matematiğe bakışını, kendi felsefi sistemini matematiğe nasıl uyguladığını görmek açısından bu notların çok değerli olduklarını düşünüyoruz. Eseri Türkçeye kazandırmış olan Öner Ünalan’ın anısı önünde bu vesileyle bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 375
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺38,25

Çernişevski’nin materyalist görüşlerinin en çarpıcı özelliği, bunların devrimci karakteridir. O, felsefe ile estetiği toplumun devrimci dönüşüm amaçlarıyla birleştirmiş, materyalizm ile idealizm arasındaki savaşın sosyo-politik, sınıfsal kaynaklarını görmüştür. Bu düzlemdeki yapıtlarında, nesnel dünyanın temel algılanma sorunları, insanın sanat gibi karmaşık etkinlik biçimleri ortaya konmakta ve çözümlenmektedir. Burada insanın sınırsız bilgisizliği mükemmel bir tarzda ifade edilirken, yanı sıra bilginin tarihsel koşullanmışlığı da gösterilir. Çernişevski, nesnel gerçeklik ile duyular ve bilinç arasındaki karşılıklı ilişkiye net bir diyalektik bakış açısı sergiler. Pratiklik kavramını, algının gerçeklik ölçütü olarak gösterir, idealistlerin insan bilincine doğaüstü, “tanrısal” bir güç atfetmelerini reddeder. “Çernişevski, gerçekten, 50’li yıllardan 88’e kadar bütüncül felsefi materyalizm düzeyinde kalmayı ve Yeni Kantçıların, Pozitivistlerin, Mahçıların ve diğer kafa karıştırıcıların sefil saçmalıklarını bir yana atmayı başarmış biricik büyük Rus yazarıdır.”

(V. İ. Lenin)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 158
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺21,25

Demokrat Parti iktidarının öğrenciler ve muhalefet üzerindeki baskılarının en yoğun olduğu günlerde Ankara’nın tam kalbinde bir eylem düzenleme kararı alındı. Düzenlenecek büyük eylem kulaktan kulağa bir parolayla duyuruldu: 555K; 5. ayın 5’inde, saat 5’te, Kızılay’da! Cemal Süreya’nın “Biz şimdi yan yana geliyor ve çoğalıyoruz/ Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını/ İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz.” Dizeleriyle andığı ve eylemi başlatanlar arasında yer aldığı 555K’da Adnan Menderes ile Celâl Bayar kendilerini bir anda eylemin tam ortasında bulacaktı! Bülent Ulus ve Hakan Güngör’ün kaleme aldığı Parola 555K: Bir Başkaldırının Sıradışı Öyküsü, Türkiye tarihinin ilk ve en önemli öğrenci eylemlerinden birini, eylemi hazırlayan koşulları, demokrasi tarihinin dönemeçlerini, hürriyet talebini ve mücadeleyi bir roman atmosferiyle anlatıyor…

“Bu kitap, o zamanı anlatan kitaplar içinde en kapsamlı belgelerden biri olacak. (…) Parola 555K siyasal hayatımızın en tartışmalı döneminin birçok yönünün aydınlanmasına yeni bir ışık tutuyor. Ve yakın tarihimizle ilgili olarak yapılan yanlışlıkların ve çarpıtmaların düzeltilmesine önemli bir katkı oluşturuyor.”

- Altan Öymen

“27 Mayıs darbesinden önceki öğrenci hareketlerinin önderleri ya da katılımcıları arasında bulunan pek çok ‘ağabey’ gençlik hareketinin destekçisi ya da kimi zaman örgütleyicisi olarak 1968’e giden süreçte yer aldılar. Özellikle sosyalist eğilimli gençlik hareketi içinde ‘Milli Demokratik Devrim’ görüşünün egemen hale gelmesiyle 555K gençliğinin artık otuzlu yaşlarını yaşayan ‘eski genç’ üniversiteli militanları, kolayca Dev-Genç içinde yer bulabildiler.”

- Aydın Çubukçu


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺34,00
₺40,00

Sabahattin Ali, çağdaş öykücülüğümüzü kuran baş ustalardan biridir. Anadolu yaşamından kaynaklanan öykülerinde gerçekçi bir tutumla ezilen insanların acılarını, eşitsizlikler, adaletsizlikler karşısındaki durumlarını, yoksulluk ve yoksunluklar içinde bırakılışlarını anlatır. Onun için kentten çok bir köy ve kasaba öykücüsü olarak ortaya çıkar. Sabahattin Ali, öykülerinde, çevreye dışarıdan bakmaz. O çevrenin içinde yaşayarak olayları ve kişileri izleyip eleştirir. Böylece öykücülüğümüzde gözleme dayanan gerçekçilik yerine “eleştirel gerçekçiliğin” daha da ileri giderek “toplumsal gerçekçiliğin” öncüsü olmuştur. Öykülerinde güçlü doğa tasvirleri yanında sergilediği katı gerçekler, anlatımını da etkilemiştir. Onun için öykülerinin sert ve çarpıcı bir havası vardır. Adnan Özyalçıner’in seçkisi ve sunuşuyla hazırlanan Sabahattin Ali, Seçme Öyküler kitabımızda yer alan öyküler, toplumcu yanıyla öne çıkan eserlerden oluşmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺21,25

Komünist Parti Manifestosu; şimdi Kürtçe olarak okurlarıyla!

Komünistler her yerde, mevcut toplumsal ve siyasal koşulları hedef alan her devrimci hareketi destekler.

Komünistler nihayet her yerde bütün ülkelerin demokratik partilerin bağını ve iletişimini sağlamaya çalışır.

Komünistler, görüşlerini ve niyetlerini gizlemeyi zül sayar. Amaçlarına an­cak şimdiye kadarki tüm toplum düzeninin zorla devrilmesiyle ulaşılabi­leceğini açıkça beyan ederler. Varsın egemen sınıflar bir komünist devrim ürküntüsüyle tir tir titresin. Proleterlerin onda zincirlerinden başka kaybe­decek bir şeyi yoktur. Kazanacakları bir dünya vardır.

Bütün dünyanın proleterleri birleşin!

“Xeyaletetek li Ewropayê digere: Xeyaleta Komunîzmê. Hemû desthilat­darên Ewropaya kevn –Papa û Çar, Metternîck û Guîzat, Radîkalên Fransiz û sîxurên polîsên Alman-di navbera xwe de tifaqeke pîroz çêkirin, da ku vê spêleyê biqewitînin.

Ma partiyeke muxalîf heye ku ji aliyê dijberên xwe yên desthilatdar ve wekî komunîst nehatibe tawanbar kirin? Û partiyeke muxalîf heye ku wê mora komunîstiyê hem ji partiyên dijber ên ji xwe zêdetir pêşketî re hem jî ji neyarên xwe yên paşverû re bi berepaş ve nepekandibe?

Ji vê rastiyê du encam derdikevin holê:
1. Komunîzm ji niha ve ji aliyê hemû desthiladarên Ewropayê ve wekî hê­zekê tê pejirandin.
2. Êdî wextê wê yekê ye ku divê komunîst dîtin, raman, armanc û dilxwe­ziyên xwe li ber hemû cîhanê bi awayekî aşkere biweşînin bi manîfestoyeke partiya xwe bersiva vê çîroka spêleya Komunîzmê bidin.“


Basım Dili : Kürtçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 55
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺10,20
₺12,00

Elimizdeki bu derleme, proletaryanın büyük öncüleri ve öğretmenleri, Karl Marx ile Friedrich Engels’in çağdaşlarının anılarını içermektedir. Bu anıların yazarları arasında, bilimsel komünizmin kurucularının dostları ile fikir ve düşünce arkadaşları, uluslararası işçi sınıfı hareketinin önde gelen simaları, Marx ’ın yakınları; Marx ve Engels’le karşılaşıp kendileriyle fikir alışverişin­de bulunanlar, onlardan bir şeyler öğrenenler bulunuyor. Bir bütün olarak alındığında, bu anılar topluluğunun Marx ve Engels’in yaşam ve eylemleri­nin incelenmesinde ve kişiliklerinin ayrıntılı bir biçimde canlandırılmasında son derece önemli bir malzeme sağladığını söylemeliyiz. Anıların yazarları, Marx ve Engels’i; insanı şaşırtan genişlik ve derinlikteki bilgileri, olağa­nüstü çalışma kapasiteleri ve bilimsel dürüstlükleri ile seçkinleşen eşi az bulunur birer bilim insanı olarak anlatmaktadır. Yaşamları boyunca Marx ve Engels, kurmuş oldukları devrimci öğretiyi geliştirmişler, devrimci mücade­le içerisinde yeni kazanılan deneyimleri ve bilimi bütün alanlardaki çağdaş buluşlarla zenginleştirmişlerdir. Her iki dehanın bilime ulaşmakta göster­dikleri o şaşırtıcı istek ve hızlarını, elde ettikleri sonuçları işçilerin devrimci mücadelesinin bir olanağına, komünizm için verdikleri savaşın bir silahına dönüştürmelerini büyük bir zenginlikle, edebi bir akıcılıkla anımsatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 488
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺42,50

Halit Çelenk dendiğinde akla ilk olarak Türkiye solunun en güçlü ve bir o kadar da sıkıntılı yıllarında gösterdiği hukuk mücadelesi gelir. Şiddetin sokaklarda kol gezdiği, eşitsizliğin alıp başını çoğaldığı, sömürünün, adaletsizliğin had safhaya ulaştığı o yıllarda en çok ihtiyaç olan şeylerin başında direngeçlik yerini almıştı. Ve “başka bir dünyanın mümkün olduğunu” düşü­nen Halit Çelenk bu direngeçlikten, hukukun üstünlüğüne duyduğu inançtan bir an olsun bile vazgeçmedi. Dirliği ve düzeni sağlamak adına yürütülen kuralsızlıkların karşısında ezilenlerin sorunlarını dile getiren ve “hak mücadelesi”ni sonuna kadar savunan bir avukat olarak dimdik durdu. Verdiği bu mücadeleler karşısında Halit Çelenk’in söylemiş olduğu bu sözler günümüzde de hala değerini korumakta:

“Ben bir savunmanım. Güzel insanları savundum. Halkını seven, onların ‘bir orman gibi kar­deşçesine’ yaşaması için gencecik yaşamlarını veren, özgürlüklerini, yaşanmamış yemyeşil yıllarını ortaya koyan insanları... Hakça toplumsal bir düzene giden yola ışık saçan insanları savundum. Onlar bir çiçek gibi arı, taze ve renkliydiler. İnsan olmaktı suçları. İnsanları sevmekti, baskısız, sömürüsüz, özgür bir dünya istemekti. Her biri birer dünyaydı. İdealleri için öldüler, idam edildiler, hapis yattılar. Ben bu güzel insanları savunarak, onlarla beraber, insan sevgisini, barış dolu, özgür ve mutlu bir dünyayı savundum. Bu güzel insanları seviyorum. Bir yaşam bu sevgiyle geçti. Kendilerini tüm insanlığa adayanlara bir yaşam vermek çok mu?...”

Yaşamda ve Yargıda Devrimci Duruş: Halit Çelenk kitabında ailesinden dava arkadaşlarına, dostlarından, sevenlerinden siyaset adamlarına kadar her kesimden kişilerin ona duydukları sevgiyi ve şükran duygularını bulacaksınız. Halit Çelenk’in büyük bir inançla gösterdiği devrimci duruşu bugünkü Türkiye soluna ve hukuk insanlarına örnek olmaya devam ediyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺42,50

Mihrî Hatun, 15. ve 16. yüzyıl divan edebiyatımızın iki kadın şairinden birisidir. Kadın dünyasını sorgulayan, kadınların hislerini aktarabilen, döneminin tabularını zorlayan ve düşündüklerini cesurca söylemeyi başaran tek kadın divan şairidir. Sevdasının arkasında durabilmiş ve sevgililerini korkusuzca dizelerinde anabilmiştir. Bu cesurluğu onun Antik Yunan kadın filozofu ve şairi Sappho ile kıyaslanmasına ve Divan edebiyatımızı inceleyen yabancı uzmanların “o dönemde Doğulu bir kadının bu biçimde şiirler yazmasını şaşılacak bir durum” olarak nitelendirmelerine neden olmuştur. Yaşadığı dönemin ozanları onu gıptayla seyretmiş ve “güzel, zeki, esprili ve erkeğe denk” olarak tanımlamışlardır.

Sennur Sezer, şiirleri, yaşamı, dönemindeki şairlerle çatışmaları ve kadının toplumdaki yeri için yazdıklarıyla bir öncü olan Mihrî Hatun’u roman tadında anlatıyor. Aynı zamanda 15. ve 16. yüzyıllardaki Osmanlı Sarayı’nı, dönemin edebiyat dünyasını ve şairlerinin yaşam koşullarını da belgelerle yansıtan ilk yapıt özelliği taşımakta.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺34,00

Uzun süre yayıncılık yapan ve birçok eserin Türkçeye kazandırılmasını sağlayan Medet Kurtulmaz, ilk romanı Kılancık Sesleri ile kitapseverlerle buluşuyor. Dersimli olan yazar, Dersim katliamı mağdurlarının hikâyesini bizlere anlatıyor: oradaymışız gibi, o anı yerinde yaşıyormuşuz gibi...

Zeyne 13 yaşında küçük bir kızdı kırım yaşandığında. Köyünde ailesi ve sevdikleriyle mutlu bir hayatı vardı. Sıcak bir yaz gününde ekinler harmandayken, gökyüzü yeryüzünün rengini kıskanmaya durmuşken... Dağların eteklerinden acı bir çığlık kopup çıkageldi. Ortalığı bir dumandır, sardı. Kimse daha ne olduğunu anlayamadan kaçmaya başladı. Orman açtı kollarını, nereye gittiklerini bilmeyen o insanları sardı: sarmaladı: sakladı... Her biri bir kuytuda yer edindi kendine. Karanlığın yeniden aydınlığa kavuştuğu zamanı beklediler. Ne olacaktı, nasıl devam edeceklerdi yola? Kılancık sesleri ne haber getirecekti geride kalana, umut tükendiği yerden yeniden filizlenebilecek


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺25,50

Huzur Bozan Nasreddin 1943, 1946 ve 1959 yıllarında sinemaya uyarlandı; Rus-Sovyet klasikleri arasındadır ve yıllardır Rusya’da ortaokul ve liselerde Dostoyevski, Tolstoy, Gogol, Turgenyev, Çehov, Gorki gibi isimlerin klasikle­riyle bir arada okunması tavsiye edilmektedir. Daha çok fıkralarıyla günü­müze gelmiş Nasreddin Hoca’nın bir solukta ve keyifle okunacak bu romanı sizi kâh güldürecek, kâh heyecanlandıracak, kâh da düşündürecek...

Kimdir Nasreddin Hoca? Gerçekten ülkenin ve insanlarının huzurunu mu bozar yoksa hükümdarların ve hükümdar takımlarının korkulu rüyası mı olur? Onun en büyük düşü, diyordu Solovyov, tüm insanların açgözlülük, kıskançlık, düzenbazlık ve kötülük nedir bilmeden kardeş gibi yaşayabi­lecekleri, kötü günlerinde birbirlerine yardım edecekleri bir dünya... Fakat o, insanların yanlış yaşadıklarını, birbirlerine baskı yaptıklarını, birbirlerini köleleştirdiklerini ve ruhlarını türlü türlü iğrençliklerle lekelediklerini üzü­lerek görüyordu. Dünyanın dört bir köşesinde ölüm fermanı çoktan yazıl­mıştı Nasreddin Hoca’nın. Her yere ajanlar salınmış, cellat takımı bıçaklarını bilemiş, bekler durumdaydı. Ölmeye niyeti yoktu Hoca’nın. Yaşamak ölüm­den daha değerliydi. Korkmuyordu çünkü biliyordu Nasreddin Hoca:

“Hakikat karşısında galip gelmek, asla yalana has değildir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺29,75

Demir Ökçe, ilk yayımlandığı 1906 yılından bu yana elden düşmeyen bir edebiyat başyapıtıdır. Ezilenlerin sömürenlere karşı verdiği mücadeleyi büyük bir başarıyla işleyen bu öncü eser, yüzyıl boyunca ilerici kuşaklar için bir eğitim kitabı olmuş, ezilenleri konu alan yazarlara esin vermiştir. Demir Ökçe, ‘demokrasi’ gibi gösterilmek istenen Amerikan sisteminin adaletsizliğini, zalimliğini çarpıcı bir şekilde açığa çıkarır. Oligarşinin politikalarının nerelere varabileceğini büyük bir öngörüyle sergiler. Eserin, büyük edebiyatçılarımızdan Sabahattin Ali’nin başlayıp dil ustası Emin Türk Eliçin’in tamamladığı Türkçedeki ilk çevirisini okurlarımıza sunuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺25,50

2018’den 1994’e, 2018’den 2000’li yıllara bir selamdır Umut Hep Vardır ki­tabı. Geçmişte kalmış bir dostla rastlaşmak, içimizdeki özlemin coşkusuyla sıcak bir merhaba demek belki de... İyi kötü tüm yaşanmışlıkları önümüze katıp geleceğin dünyasını kurma yolunda umuttur ve dirençtir hepimize.

“Her yaştan çocuklar, gençliğe adım atanlar, kadınlar ve emekçiler için yaz­mayı sürdüren Gülsüm Cengiz öncelikle şairdir. Gülsüm Cengiz 35 yıla ulaşan yazarlık yaşamında haksızlığa, sömürüye, zulme ve kötülüğe karşı çıkan, in­sanları kendileri için mücadele etmeye çağıran, sevgiyi, dostluğu, kardeşliği yücelten, umutsuzluğa, yılgınlığa karşı yaşama sevincini öne çıkararak savaş­sız, sömürüsüz, yaşanılacak güzel bir dünya umudunu büyüten şiirler, oyunlar, çocuk kitapları, denemeler, köşe yazıları yazan; böyle bir dünya için mücade­leye çağırdığı insanlarla kol kola yürüyen bir yazar olmuştur.

Aydınlatan, eğiten, umut veren, sevgiyle, içtenlikle; doğaya, insana, hayvan­lara, tarihi zenginliklere, yaşanılan kente, çevreye, emeğe saygıyı kavratan; dostluğu, kardeşliği, sevgiyi büyüten ve geliştiren, umutsuzluğu yıkan, kendi­ne güveni öne çıkaran, güzellikleri görmemizi, yaşamamızı sağlayan kitaplar, yazılar, şiirler Gülsüm Cengiz’in yazarlık serüveninin özlü tanımıdır. ‘Umut Hep Vardır’ dosyasındaki yazılar, şairin yazma sürecinin birikimini yansıtan; bilgi­lendirici, ufuk açıcı, aydınlatıcı, umut ve yaşama sevinci veren yazılardır.

Vedat Günyol Deneme Ödülü yarışmasında Seçici Kurul Özel Ödülü bu gerekçelerle Gülsüm Cengiz’in ‘Umut Hep Vardır’ dosyasına verilmiştir.”

Vedat Günyol Deneme Ödülü, Seçici Kurul Özel Ödülü Gerekçesi

Tahir Şilkan / Vedat Günyol Deneme Ödülü Seçici Kurul Üyesi

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺35,00

“Bana sadece ismimi bıraktılar” Sadiya

Himalayalardan Batı Afrika’ya uzanan devasa bir bölgede çok sayıda silahlı cihatçı grup terör estiriyor. Nijerya’da, dönemsel olarak ülkenin beşte birini kontrolü altına alan terör örgütü Boko Haram, 2014 yılında yatılı bir okuldan 276 kız öğrenciyi kaçırdığında dünya çapında bilinir olmaya başladı.

Kaçırılan kızların başına gelenler daha binlercesinin başına geldi, geliyor. Boko Haram, binlerce kadın ve çocuğu elinde esir tutuyor, köle ediyor, savaşçılarıyla zorla evlendiriyor, intihar eylemlerinde kullanıyor. Ne var ki gözlerden ırak Nijerya, Batı dünyasının dikkatinin hâlâ çok uzağında...

“Başkalarının acılarına gözümüzü kapatırsak, yakında kendi acılarımıza ağlamamız işten bile değil” diyen Alman gazeteci yazar Wolfgang Bauer, 2015’te, Boko Haram’ın elinden kaçmayı başarmış kadın ve kız çocuklarıyla konuşmak için Nijerya’ya gitti.

Kadınlar, yaşamlarından, esaret altında gördükleri zulümlerden ve daha iyi bir gelecek hayallerinden bahsettiler. Kadınların tanıklıkları, örgütün iç yaşamına dair kesitlerin yanı sıra yarattığı korku rejiminin ayrıntılı bir tablosunu sunuyor. Kitap aynı zamanda terörün tarihsel ve politik arka planına, dünyanın en büyük etnik ve kültürel çeşitliliğe sahip bir bölgede dengeleri nasıl tahrip ettiğine ışık tutuyor. Ama her şeyden önce kızlara kendi seslerini geri veriyor. Acı ve şiddetten bahseden, ama cesaret ve umuttan hiç de yoksun olmayan güçlü bir ses.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 183
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺25,50

Hıristiyan Protestanlığının ve Kızılbaş İnancının Doğuşu kitabı, gerek iş­lenen konular gerekse yaklaşım bakımından ve 1890’lı yıllarda kaleme alınmış olması açısından “dönemin önemli belgesi” niteliği taşımaktadır. Dağavaryan’a göre hiçbir din veya inanış tamamıyla yeniden yaratılamaz. Mutlaka daha önce var olan dinlerden ve inançlardan doğar; yüzyıllar sü­resince etkileşime uğrayarak değişir. Bu araştırmada Nazaret Dağavaryan kaynak inançları inceleyerek, Protestanlığın ve Kızılbaşlığın bu inançlardan nasıl doğduğunu ve mevcut zamandaki durumlarını irdelemiştir.

“25 Aralık 1862’de Sivas’ta doğdum. İstanbul’a gelerek, Amenapırgiçyan Okulu’na başladım; mezun olduktan sonra 1878’de Fransa’ya gittim. 1883’te İstanbul’a döndüm; birkaç ay Ziraat Nezareti’nde çalıştıktan sonra, memleketim Sivas’taki mektebe müdür oldum. Bu arada İstanbul Ermeni gazetelerine makaleler yazı­yordum. 1885’te İstanbul’da kurmuş olduğum ‘Kidagan Şarjum’ (Bilimsel Hare­ket) dergisinin yayınını da sürdürüyordum. 1887’de Fransız Hastanesi’nde asistan doktor olarak işe başladım, 1889’da Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde başkâtiplik yaptım. Sultan Hamid zulmünün doruğa çıktığı dönemdi, sürekli evimde arama yapılıyor ve beni sorguya çekiyorlardı. 1896’da hapsedildim, dört ay sonra genel aftan yararlanarak serbest bırakıldım.

Katolikos (Baş Patrik) seçimleri nedeniyle Kafkasya’da bulunduğum sırada, Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na, Sivas’tan mebus seçildim. Koyu bir milletper­ver olarak Osmanlı Parlamentosu’nda, toprak sorunu ve millî hakların korun­ması konularında, sert tartışmalara girdim. Soydaşım olan Ermeni mebuslarla tartışmaya girip [Hürriyet ve] İtilâf Partisi’nin kurucularından biri oldum.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺21,25

Bu harika kitap, en derin ve incelikli felsefi temaların bazılarını ikna edici bir açıklıkla aktarmayı başarıyor ve Hegelci kökenlerinin ayrıntılarına inerek, Marksist düşüncenin diyalektikliğini yenilemesine yardımcı oluyor. Marksist ‘yabancılaşma’ kavramı konusunda karşılaştığım en iyi kitap.

-Tony McKenna, Marx and Philosophy Review of Books

Sean Sayers’in kitabı, Marx’ın düşüncesinin Hegelci boyutunu ve bu sayede Marx’ın yabancılaşma teorisini savunmak bakımından etkileyici bir çaba.

-Dan Swain, International Socialism Journal

Sayers, Marx’ın düşüncesinin temelinde Hegelciliğin yattığı noktasında güçlü bir argüman sunuyor, çokça işlenmiş bazı alanlara yeni bir ışık tutuyor ve çoğu Marx araştırmasının hâlâ yoksun olduğu bir açıklıkta yazıyor. Hepsinin ötesinde, Sayers şunu kanıtlıyor: Hegel-Marx ilişkisi üzerine pek çok şey yazılmasına rağmen, Marx’ın felsefi fikirlerine bu şekilde yaklaşmak Marx araştırması için en verimli araştırma alanı olmaya devam ediyor.

-Jan Kandiyali, Radical Philosophy


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 260
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺29,75

"Dil, belirli bir toplumdaki şu ya da bu, eski ya da yeni bir alt yapının ürünü değil, toplumun ve altyapıların yüzyıllardır süregelen tarihlerinin bir ürünüdür; belli bir sınıf tarafından değil, bütün bir toplum, toplumun bütün sınıfları, yüzlerce kuşağın çabaları sonucu yaratılmıştır. O, belirli bir sınıfın değil, bütün bir toplumun, toplumun bütün sınıflarının gereksinmelerini karşılamak için yaratılmıştır. Tam da bu nedenle, toplum için tek bir dil olarak, toplumun tüm üyeleri, tüm halk için ortak dil olarak yaratılmıştır. Bundan dolayı dilin insanlar arasında bir haberleşme aracı olma işlemi, diğer sınıfların zararına tek bir sınıfa değil, toplumun tüm sınıflarına eşit ölçüde hizmet etmektir. Gerçekte bu, bir dilin neden eski, köhnemiş düzene olduğu gibi yükselen yeni düzene, eski altyapıya olduğu kadar yeni altyapıya, sömürücülere olduğu gibi sömürülenlere de eşit ölçüde hizmet edebildiğini açıklamaktadır.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 11,5 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺8,50

“Eğer herhangi bir ulus, bir devletin sınırları içinde zorla tutuluyorsa ve eğer talebini açıklamasına rağmen - talep her nerede, basında, halk mitinglerinde, parti kararlarında ya da protestolarda ve ulusal baskıya karşı gösteri ve ayaklanmalarda dile getirilmiş olursa olsun, fark etmez – işgalcilerin ya da genel olarak güçlü ulusun askerlerinin tamamı ile çekilmesinden sonra, en ufak bir baskı olmaksızın, devlet olarak varlığını nasıl sürdüreceğine serbest bir seçimle karar verme hakkı tanınmıyorsa, böyle bir birleşme ilhaktır yani zapt etmek ve tecavüz demektir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 11,5 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺21,25

Ulusal sorun ve demokrasi için mücadele arasındaki ilişki üzerine tartışmaların sınıf mücadelesi içinde oldukça eski ve önemli bir yeri bulunmaktadır. Lenin’in bu kitapta bir araya getirilen makaleleri, özellikle “Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı” kavramını Marksist bakış açısıyla temellendirmekte ve işçi sınıfının devrimci politikası içindeki yerini belirlemektedir. Lenin’in konuya ilişkin tezleri, emperyalizm çağında demokrasi için mücadelenin önemi ve kapsamı bakımından bugün de güncelliğini korumaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 11,5 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺12,75

Sennur Sezer ile Adnan Özyalçıner’in söylediği üzere, İstanbul geçmişinden bugüne hep bir kültür ve inanç mozaiği niteliğini taşımıştır. Yaşama biçiminden beslenmeye, ulaşımından günlük yaşam ve inançlarına kadar içinde birçok çeşitliliği barındırmıştır. Konumu itibariyle de değişime en çok olanak tanıyan kent İstanbul, Türkçe’nin gelişiminden değişimine, damak tadından eğlence anlayışına kadar birçok duruma etki edebilmiştir.

Bünyesinde zengin bir kültürü besleyen bu şehrin kültür birikimi, kapsamlı yönüyle bizlere aktarılması ne yazık ki ya yarım kalmış veyahut da kitaplaşamamıştır. Sennur Sezer ile Adnan Özyalçıner bu çalışmayla İstanbul’u anlamak adına güzel bir adım atmış.

Günümüzde metropole evrilmiş ve griye boyanmış bir İstanbul’la yüz yüzeyiz... Bitmek bilmeyen trafik çilesi, yükselen dev binalar ve gün geçtikçe artan nüfus... Büyükler bir ah çeker, gençler de içten içe sorar: “Nerede o eski İstanbul?” Zamanında adına methiyeler düzülmüş bu masalsı şehir nerede? Bir Zamanların İstanbul’u sizlere bu sorunun cevabını bulmanızda sadık bir kılavuz olacak. Eskiyi tanımak, öğrenmek ve günümüzü anlamak isteyen tüm İstanbul meraklılarına...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺38,25

“Hep kendime durumumla ilgili sorular soruyordum; hiç para kazanmamak, izin alamamak hakkında, yapacak çok şeyimin olması hakkında, yaşayacak hiçbir yerimin olmayışı hakkında, işverenimin evinde yaşamak zorunda olmam hakkında. Tüm bunları yıldırıcı buluyordum. Kendi evim olsun istiyordum, işten sonra eve gitmek ve dışarı çıkmak, her daim işverenin evinde kalmak zorunda olmamak istiyordum. Kendime hep, nasıl oluyor da patronumun izni, insana yaraşır bir maaşı, bir evi olabiliyor da benim olamıyor, diye soruyordum. Neden biz ev işçileri buna sahip olamıyoruz? Ve sonra bunu sorgulamaya ve, neden diğer işçiler sendikalarda örgütleniyor da ev işçileri örgütlenmiyor, diye merak etmeye başladım. Fakat o zamana kadar, herhangi birinin ev işçilerinin sendikasının olduğu ya da bir hareket ya da buna benzer herhangi bir şey hakkında konuştuğunu duymamıştım.” Creuza Maria Oliveira

Naila Kabeer, Ratna Sudarshan ve Kirsty Milward’ın derlediği Kayıt Dışı Ekonomide Örgütlenen Kadın İşçiler, Güney Afrika’dan Hindistan’a, Tayland’dan Brezilya’ya toplumun en ücra köşelerinde yaşayan ve çalışan kadınların mücadele deneyimlerine dayanan bir araştırmalar bütünü. Çalışmanın kadınlar için güçlendirici yönlerinden bireysel ve kolektif değişim süreçleri arasındaki karşılıklı etkileşimine, cinsiyet eşitliği mücadelesinden kadın-işçi-yurttaş olarak temsiliyetin ve tanınmanın önemine vurgu yapan birçok aktivist, akademisyen ve örgütçü kadının aktarımları aksi iddia edilemez ve ilham verici bir gerçeği sunuyor bize: Kadın işçiler, nerede, hangi koşullarda olurlarsa olsunlar örgütlenebilirler!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺20,40

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 136
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺17,00

Çernişevski, Nasıl Yapmalı?’yı 4 Aralık 1862 ile 4 Nisan 1863 arasını kapsayan 4 aylık sürede, Petropavlosk zindanında yazdı. Ama 4 ayda yazılan bu romanın Rus toplum hayatı üzerinde yarattığı sarsıntı öyle büyük oldu ki, Dostoyevski ve Tolstoy’dan Kropotkin ve Lenin’e kadar pek çok yazın ve eylem adamı, kimin yerin dibine batırarak, kimi yücelterek Nasıl Yapmalı?’yı konuştu, tartıştı. Kropotkin’in belirttiğine göre Nasıl Yapmalı?, dönemin Rus gençliği için bir tür siyasal program niteliğine büründü. Nasıl Yapmalı’nın içeriği son derece kapsamlıdır. Yine de bu roman neyi anlatıyor sorusuna yeni insanları anlatıyor denilse bu hem kısa, hem de doğru bir yanıt olacaktır.

“Hangimiz, hem de defalarca okumadık bu kitabı? Hangimiz hayran olmadık? Çoğumuzun pisliklerinden arınıp daha güzel, daha temiz, daha canlı, daha atılgan, daha yürekli olması hep onun sayesinde değil midir? İlk yayımlandığı günden neredeyse bugüne kadar Rusya’da baskı makineleri, tezgahlar hep onun için uğuldamadı mı? (Plehanov)

“Öyle bir iki atımlık değil, insana yaşam boyu yetecek bir baruttur bu kitap.” (Lenin)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 576
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺51,00

Paris Komünü (1871) burjuvazinin gerilemeye başlaması açısından dünya tarihinin en önemli bir olayı, 19. yüzyıldaki işçi hareketinin en parlak ve büyük örneğidir. İnsanlık tarihinde ilk kez işçi proleter devrimi gerçekleşti, işçi sınıfı iktidarı eline geçirdi ve 72 gün boyunca bu iktidarı elinde tutabildi.

Böylece kapitalist rejimin ortadan kaldırılması ve sosyalist bir rejimin kurulması, teorik tartışmalardan işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi pratiğine geçti. Paris işçileri, “göğün fethine çıkmak” yolundaki kahramanca girişimleriyle, devrimci sürecin yeni bir dönemini başlatmış oldular. Başlayan bu süreç büyük bir gelişme gösterdi ve 1917’de Ekim Devrimi’nin zaferine yol açtı.

Paris Komünü, çeşitli toplumsal öğretilerin denek taşı işlevini gördü, sekterliğin ve reformizmin küçük burjuva ideolojik niteliğinin dayanıksızlığını ortaya koydu ve bilimsel komünizmin temel doğruluğunu tarihsel olarak gözler önüne serdi. Komün deneyiminden bir sentez yapacak, Komün derslerinde işçi sınıfı için tinsel bir zenginleşme kaynağı bulacak ve işçi sınıfının mücadelesi için zorunlu teorik silahı oluşturacak gücü de yalnızca Marksizm gösterdi.

Komün proleter yığınların bilincini derinden derine değiştirmeye katkıda bulundu ve Marksist öğretiyi işçi sınıfının ve onun siyasal partilerinin ideolojik bayrağı durumuna dönüştürme önderliğini üstlendi.
Paris Komünü ve Marksizm kitabı bu önderliği komünün pratiği, Marksizm ve teorisinin gelişimi, bu teorinin işçilerle kurduğu bağ üzerinden irdeliyor ve işçi sınıfının üzerinde yarattığı etkiyi bizlere aktarıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺25,50

2008 yılının son aylarına doğru büyük bir kriz patlamış ve birçok ülke bu krizden payını almıştı. Bu ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleri’ydi kuşkusuz. Finansal sistemleri toz duman olmuş, iflasla yüz yüze gelen pek çok banka ve finansal kuruluş kamudan aktarılacak kaynaklara bel bağlamıştı. Piyasalarda yaşanan kaos günden güne büyüyerek etki alanını genişletmekteydi. Kamuoyunda ise kamu kaynaklarıyla krizden çekip çıkarılmaya çalışılan finans kesimine ve bu kesimin sözcülüğünü yapan politikacılara dönük tepki gitgide büyümekteydi. Murat Birdal’ın üzerinde titizlikle çalıştığı ve çeşitli araştırmalarının sonucunda kaleme aldığı Bir Krizin Anatomisi adlı kitabı 2008 krizini ve dünya ekonomisindeki dönüşümü irdeliyor.

Kitap aynı zamanda yaşanan finansal krizin ardındaki reel dinamikleri ve sonrasında yaşanan sosyoekonomik dönüşümü farklı boyutlarıyla tartışıyor. İktisat teorisindeki genel geçer kavramları ve uygulanan ekonomi politikalarını masaya yatırırken, küresel kapitalizmin genel yönelimlerini de sorguluyor.

Dört ana bölümden oluşan Bir Krizin Anatomisi’nin ilk bölümünde kapitalizmin krizleri ve varlık balonlarına dönük temel teorik tartışmalar yer bulurken ikinci bölümde ABD ekonomisinde yaşanan kriz üç ana başlıkta inceleniyor. Üçüncü bölümde ise Euro bölgesinde yaşanan borç krizi ele alınırken son bölümde krizin sonuçlarına ve açığa çıkarttığı tartışmalara dönük genel bir değerlendirme yapılıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺25,50

Her gün sokaklarda patlayan bombalar, bitmek bilmeyen savaşlar, açlık ve dağılıp giden yuvalar... Hiç ayrılmayacağımızı sandığımız evlerimizden, komşularımızdan koparılmayacağımızın bir garantisini bulamıyoruz. Kapitalizm çarkının hızla döndüğü bu dünyada birer kurban olabiliyoruz ve tüm bunları belirleyen de siyasetçilerin dudakları arasında patlayan kelimeler oluveriyor. Sığamıyoruz kendi ülkemize ve sığınmak zorunda bırakılıyoruz dilini bilmediğimiz, kültürüne yabancı olduğumuz topraklara. Bi’ umut besliyoruz; gittiğimiz yerde insanca yaşamanın umudunu... O topraklar da kabul etmiyor bizi, adımız “mülteci” ye çıkıyor. Hâlbuki insan kisvesinden başka yükümüz var mı omuzlarımızda?

Bir çığlık yeter mi sesimizi duyurmaya?

Bir çığlık bin çığlık olur da insanca yaşamı sunar mı bizlere?

Alem, 14 yaşında Afrikalı bir çocuk. Çekirdek ailesiyle birlikte Etiyopya’da yaşamını sürdürüyordu. Ta ki bir savaş patlak verene kadar. Bir anda her şey altüst olmuş ve Alem hiç istemediği bir yaşamın içine sürüklendirilmişti. Ülkesinde, doğup büyüdüğü topraklarda yaşayamazdı. Peki gittiği yerde... Oraya sığabilecek miydi? Yazar Benjamin Zephaniah, Sığınmacı Çocuk adlı kitabında savaş mağduru bir çocuğun ve ailesinin başına gelenleri, onların en derinde hissettikleriyle birlikte okurlarına sunuyor. Alem, dünyadaki milyonlarca mülteci çocuktan sadece biri. Gücü yetecek mi bu düzende bir yırtık açabilmeye? Kendi ve kendi gibi olan tüm çocuklar için...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 238
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺25,50

Etkinlik gösterdiği bütün alanlarda devrimci ve yenilikçi olan Çernişevski, bilimi devrimci mücadeleden ayırmadı. Hazırladığı tez (Sanatın Gerçeklikle İlişkileri- 1855), felsefe ve estetikte materyalizmi, sanatta gerçekçiliği yüreklice savunan bir tezdi. İnsanın politik ve sosyal baskıdan kurtuluşu için mücadeleye çağrı, sanatın toplumsal öneminin materyalist temelde tanımlanması, gerçekçi yöntemin tanıtlanması tezin içeriğini oluşturan ögelerdir.
Çernişevski’nin tez savunması büyük bir toplumsal olay oldu. Tez üzerine yapılacak tartışma çok sayıda dinleyiciyi konferans salonuna çekmişti. Devrim yanlısı gençlik temsilcileri, Çernişevski’nin konuşması sırasında onu onayladıklarını ve takdir ettiklerini açıkça gösterdiler.

“Fazla geniş olmayan konferans salonu, tezi savunulmasını engellemek için tıklım tıklım doldurmuştu. İçeride öğrenciler vardı ama galiba daha çok konuyla doğrudan ilgisi olmayan kimseler, subaylar ve sivil gençler doldurmuştu salonu. İçerisi o kadar kalabalıktı ki dinleyiciler pencere önlerinde ayakta duruyorlardı. Ben de bu ayakta duranlar arasındaydım, yanımda da Serakovskiy (Genelkurmay’da görevli bir subay, sonradan Polonya ayaklanmasına katılmış ve Muravyev’in emriyle asılmıştı.) dikiliyordu. Tartışma sırasında Serakovskiy sevinçten kabına sığmaz oldu, büyük bir heyecan yaşadı...” diye anlatır Şelgunov. Çernişevski, tezine karşıt düşüncelerle itiraz eden akademisyenlere sıkı ve kuşkuya yer bırakmayacak yanıtlar verirken, profesörlerin oturduğu koltuklarda gözle görülür bir hareketlenme yaşanıyordu. Tez, idealist estetiğin taklitçilerine korkunç bir darbe vurdu.
Lebedyev Polyanskiy


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺17,00

Eserinin temelinde ‘ekonomik ilişkilerin belirleyici etkisini’ oturtan Sadri Ertem’in, toplumsal mücadelenin bu temel çelişkisini, nice Marksist yazardan önce saptayıp yazmış olması, handiyse mucizedir.

Attila İlhan

“Fabrika malı satanlarla, dokumacılar arasındaki mücadeleyi belirten bu kitabı ‘sosyal roman nev’ine ait ilk tecrübe olarak görüyoruz.”

Ömer Faruk Toprak, Yürüyüş, sayı 10, Sonteşrin 1942

19. yüzyılın sonu. Avrupa sanayi ürünlerindeki gücüyle yerli el tezgâhlarını paldır küldür çökertiyor. Devlet, her geçen gün biraz daha kötüleşen hayat şartları karşısında kayıtsız; dahası, devlet kendi halkını yola getirmeye çalışıyor. Art arda patlak veren korkunç olaylar, Alevi Sünni çatışmasına kadar sürükleyecek insanları. İsyanlar, eşkıyalar, mazlumla zalimin birbirine karışması…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 204
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺25,50

Adelheid Popp’un anıları yalnızca işçi kadınlar için değil, öğrenci, emekli, kamu emekçisi kadınlar, ev kadınları ve erkek işçiler için de öğretici ve yol göste­ricidir. Kendisi değiştikçe, çevresindekileri de değiştirebileceğine güvenen bir militanın yapabileceklerinin sınırı yoktur. İnsanları uyandırmak, mücadele saflarına kazanmak ve her adımda daha çok işçi ile birleşebilmek için Popp, nasıl yaşamamız ve savaşmamız gerektiğini gösteren büyük bir örnektir.

Bugüne kadar, beni, yoldaşımızınkinden daha derinden sarsan çok az kitap okumuşumdur! Yoksul bir proleter çocuk olarak yaşadığı ve bir kadın işçi olarak kat be kat, iliğine işlercesine maruz kaldığı sefaleti, yoklukları ve manevi zulümleri yakıcı renklerle anlatıyor.

 - August Bebel

Çocukluğundan bu yana kiliseyle olan bütün bağlarını koparıp özgürce dü­şünmeye başladı. Monarşinin korkusu ve saygısı içinde yetişmesine rağmen Cumhuriyetçi oldu ve tüm yaşamı boyunca süren acı sınavlar ve ıstıraplar, onu, proletaryanın kurtuluşuna adanmış bir savaşçı, bir sosyalist yaptı.

 - Dimitrov


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺25,50

İletişim, yazılım, kişisel hizmetler, danışmanlık vb. alanlarda ortaya çıkan yeni meslekler ve giderek genişleyen iş alanlarını açıklamak için Marx’ın emek ya da sınıf kuramının yeterli olmadığı görüşü ana akım sosyal bilimler alanında oldukça yaygındır. Bilgisayarların ve enformasyon teknolojisinin kullanımı ve hizmet sektöründeki büyüme ile birlikte, post-endüstriyel bir aşamaya geçtiğimiz öne sürülmektedir.

Buna göre “maddi olmayan” yeni emek biçimleri hâkim hale gelmekte ve yeni bir emek anlayışına ihtiyaç duyulmaktadır. Oysa Marx’ın teorilerinin çağdaş iş biçimlerine uygulanamaz olduğu fikri, onun düşüncesinin ciddi bir biçimde yanlış anlaşılmasına dayanmaktadır. Doğru bir şekilde yorumlanırsa, Marx’ın fikirleri modern dünyadaki işin doğasını kavramak için, maddi olmayan emek kuramından çok daha aydınlatıcı bir çerçeve sunmaktadır.

Arif Koşar’ın hazırlamış olduğu, 9 makaleden oluşan bu kitapta, günümüz dünyasında ortaya çıkan yeni iş ve emek biçimlerinin, Marksist diyalektik yöntemin zenginliğiyle daha güçlü bir biçimde kavranabileceği savunulmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺25,50

Ahmet Say’ın ustalığı, Türkiye’nin ekonomik-toplumsal yapısı hakkındaki bilgisini bilgiçliğe kaçmadan vermesinde. Bunu yaparken mizah yeteneğini de ortaya koymuş oluyor. Nice önemli doğruları kısa bir cümle içinde verebiliyor; gereksiz açıklamalara girmiyor, okurun anlayışına güveniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺25,50

“Kitlelerde inkılapçı şuurun göze batacak kadar arttığı her yerde görülmektedir. Bunun en kuvvetli delillerinden biri de Henri Barbusse’ün Ateş adlı romanıdır. Kendi görüşleri ve peşin hükümleri tarafından tamamıyla ezilmiş, tamamıyla cahil bir küçük burjuvanın, tamamıyla cahil kalmış bir sokak adamının, en çok da savaşın etkisiyle, bir inkılapçı haline gelmesi, sonsuz bir hakikatle, ustalıkla gösterilmiştir.”

 - Lenin

"Barbusse Ateş adlı eseriyle 1914-18 (emperyalist savaş) cinayetini parlak bir şekilde aydınlatanlardan biri oldu."

 - Maksim Gorki

"Henri Barbusse'ün Ateş'ini okumayan bir işçinin, bir emekçinin ve hakiki aydının kafası bir parça yarımdı. Ve bu kitabı çevirerek kütüphanesine sokmayan bir dil, insan kafası ve yüreğinin en büyük değerlerinden birinden mahrum kalmış demektir.

Bence bugün Henri Barbusse için yapılacak ilk iş Ateş'in Türkçeye çevrilmesi olmalıdır."

 - Nazım Hikmet

"Harbin en ateşli zamanlarında, emperyalistlerin suratında bir tokat gibi şaklayan Ateş'i ve Cellad'ı yazan... Bu genç ihtiyarın ölümü bu kavgada her boşalan yerin beş on misli kuvvetle dolduğunu bilmesek, bizi yeise bile düşürebilirdi."

 - Sabahattin Ali


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺34,00

Suriyeli mültecilerin yaşadıklarını her fırsatta dile getiren ve seslerine ses olmaya devam eden gazeteci, yazar Ercüment Akdeniz, Mülteci İşçiler ve Sığınamayanlar adlı iki kitabının ardından bu kez bir göç romanıyla karşımızda. En Güzel Şarkı her gün yanımızdan geçen ve görmezden gelinen kâğıt toplayıcılarıyla, metrobüste mendil satan çocuklarla, izbe atölyelerde ter döken işçilerle, savaşın yükünü bir başına omuzlayan kadınlarla buluşturacak sizleri.
Halep’te güneş bir başka doğar, bir başka ısıtırdı insanın içini... Süt beyazı şehrin ağaçlarında çiçekler açar, damlarının üstü asma yapraklarıyla kaplanırdı. Çocuklar sokaklarında kuşların dansından rol çalar, cıvıl cıvıl oynarlardı. Refik, Halid, Kerime ve diğerleri... Kimse bilemezdi... Bir gün doğup büyüdükleri bu topraklarda yaşayamaz hale geleceklerini kimse bilemezdi...

Uzaklardan, çok uzaklardan belli belirsiz bomba sesleri yükseliyor ama iç savaşın ayak seslerini kimse duymuyordu. Ta ki kendilerini Türkiye sınırında buluncaya dek... Sonrası: İç savaş insanlar, hayvanlar, ağaçlar kadar nauraları da vurdu. Su çarklarının gıcırtısı durdu, türküler sustu, söylenceler anlatılmaz oldu. Kaideler çarksız kaldı, çarklar milsiz. Su küstü, kemerlerin dili damağına yapıştı. Börtü böcekler uçtu, son kuşlar kaçtı. Sınırın öte tarafında hiç bilmedikleri topraklar, hiç tanımadıkları yüzler, atölyeler, fabrikalar, atık kâğıt dolu sokaklar... Ya bu sokaklarda kaybolup gideceklerdi ya da mutlu bir hayat filizlenecekti kavgalarının ufuklarından...

“Başka bir şey istemem! Çocuklarımla çadırda da yaşarım. Yeter ki savaş bitsin!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺11,90

Lenin önderliğindeki Rusya emekçileri tarafından 25 Ekim (7 Kasım) 1917 tarihinde gerçekleştirilen Sovyet Devrimi, 20. yüzyılın ve belki de insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Çağın temel karakteri bu devrimin doğurduğu sosyalist düzen ile kapitalizm arasındaki savaş tarafından belirlenmiştir. Bu büyük devrim, pek çok eserde işlenmiştir. İki cilt halinde sunulan bu eser ise, Sovyet Devrimi üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmadır.

Gorkiy, Molotov, Voroşilov, Kirov, Jdanov ve Stalin’in editörlüğünde Sovyet tarihçileri tarafından hazırlanan kapsamlı eserde öncelikle savaş içindeki Rusya’nın ayrıntılı bir tablosu çiziliyor. Ardından çarlığın yıkılışı ile sonuçlanan Şubat Devrimi, Şubat ile Ekim arasında cereyan eden olaylar ve nihayet Ekim Devrimi zengin kaynaklara başvurularak anlatılıyor. Tüm toplumsal sınıflar ile partilerin tutumları ayrıntıları ile inceleniyor, Bolşevik Partisi ve Lenin’in izlediği başarılı strateji bütün yönleriyle analiz ediliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 624
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺27,20

Antonio Negri, 1970’lerde İtalya’da oldukça etkili olan otonomcu düşüncenin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden birisi. İşin reddi, sabotaj, daha sonra sivil itaatsizlik gibi mücadele stratejilerinde karşılık bulan bu perspektif, açık ya da örtülü bir toplumsal özneyi varsaydı. Negri de önce Küreselleşme Karşıtı Hareket ve Zapatistalara, sonra Arap isyanları, Gezi ve Occupy eylemlerine atıfla bu özneyi tanımladı: Çokluk...

1990’lı yıllarda işçi sınıfının bittiği, tarihin ve sınıf mücadelelerinin sonunun geldiğini anlatan egemen dogmatizmin ardından 2000’li yılların yeni mücadele öznesi olarak ileri sürülen ‘çokluk’, kapitalist toplumsal analizden sınıfları çıkarmanın yeni bir yolu olabilir mi? Evet, ancak bu sefer ‘sağ’dan değil ‘postmodern sol’dan. Belki etkisi daha dar ama daha derinden bir inkâr. Çünkü bu hayali özne vasıtasıyla siyasal tahayyülden köklü toplumsal dönüşümler çıkartılıp yerine küçük alternatif yaşam alanları konuluyor. Radikal ret ve -mikro- itaatsizlik çağrıları makro itaatle birleşiyor. Arif Koşar’ın kaleme aldığı bu kitap Negri’nin “Çokluk” kavramı üzerine bir eleştiridir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺21,25

1950’li yıllar, Türkiye Sineması için açılan yeni bir perspektifin yıllarıydı. Yeşilçam adı işte bu yıllarda gelmiş ve Türkiye Sineması’nı etkisi altına alarak, varlığını uzun yıllar sürdürmüştü. Bu yıllarda tek parti iktidarının da ortadan kalkmasıyla Türkiye toplumu değişim sürecine hızla girmiş, köyden kente göç artmış ve sinema kültürü de popülizmin en önemli akımı haline gelmişti. Durum böyleyken film kalitesi de popülist kültürün kalitesine bürünmüş ve sektörde büyük bir tekleşme başlamıştı. 1960’lara gelindiğinde ise devletçi anlayış yerini özel sektöre bıraktığı için kapitalizm hızla insanları tüketime doğru itmiş ve sinema da bundan nasibini almıştı. Hal böyleyken toplumcu gerçekçi akıma ihtiyaç en çok bu dönemlerde hissedildi ve edebiyatta olduğu gibi sinemada da toplumcu gerçekçi anlayış etkisini göstermeye başlayarak bu anlayışta filmler ortaya çıktı. Kapitalizmin çok da hoşlanmadığı bu akıma karşı birçok film sansürlendi ve yasaklandı. Zaten yapılamaz olan sinema emekçiliği bu yıllardan sonra da daha zor hale gelmiş oldu.

Türkiye işçi sınıfı sinemada nasıl temsil edilmektedir?

Sınıf bilinci, sınıf kültürü, sınıf mücadelesi ve örgütlenme açısından nasıl sunulmaktadır?

İşçiler gündelik hayatta nasıl tasvir edilmektedir?

Tüm bu sorulara cevap arayan, Mustafa Kemal Coşkun’un yayına hazırladığı Emekçileri İzlemek kitabı Türkiye Sineması’na damga vurmuş dokuz filmi anlatan makalelerden oluşuyor. Geçmişten günümüze Türkiye Sineması’nın seyrettiği yolu, üreten ve yaratan köylü ve işçi emekçilerin sinemeya yansımalarını konu alıyor. Türkiye’nin geçmişine ve gününe vurgu yapan bu kitap hayatın içinden bizim ve beyazperdeye yansımış emekçilerin hayatlarını toplumun sosyolojik yönlerini ele alarak okuyucusuna sunuyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺21,25

“Türkiye Türklerindir” sloganı gün geçtikçe devletin her kademesi tarafından benimseniyor ve kendinden olmayanı yok sayma politika ve uygulamaları her geçen gün hız kazanmaya devam ediyordu. 1908 Devriminin de bu bağlamda iki temel görevi vardı: Biri milli meseleyi çözmek, diğeri de Osmanlı Saray oligarşisinin halkı yoksullaştıran ve zulmeden politikasına son vermekti.

İttihatçıların Türkçü - merkeziyetçi rotası, bir yönüyle 1908 Devriminin tasfiyesinin programıydı. 1913 Ocak darbesiyle İttihat ve Terakki, Türk milliyetçiliğinin ekonomi politiğini esas aldı ve Osmanlı’nın devlet gücünü de kullanarak kendisine bir yol haritası çıkarttı. Türk milliyetçiliğinin bütünlüğünü oluşturan bu faktörler nelerdi?

Osmanlı gibi çok dinli ve çok milletli imparatorlukta, toplumsal hayatın en etkin düzenleme politikası da iskândı: Böl, parçala, yönet!
İttihat ve Terakki hükümetinin, kimin, nerede, ne kadar yaşadığını bilmesinin nüfusa etkisi neydi?

1908 devrimi sonrasında Osmanlı’nın ilk resmi nüfus sayımı denilecek çalışma 1914’te yapıldı. İskân ve sürgün politikası, 1927 Nüfus Sayımı sonrası 1934’teki İskân Kanunuyla yeniden belirlendi. Demografik ve ekonomik yapının Türkleştirilmesinin projesi olan Türk Nüfus Mühendisliğinin ekonomi politiği, dinen Sünni-İslam ve milleten Türk olmayanın tasfiyesiydi. Çıkartılan bu kanunlar ve uygulamalardan Ermeniler, Rumlar, Yahudiler ve Kürtler nasıl etkilendi?

Türk Nüfus Mühendisliği Projesi kapsamında Onaran, 1914’ler sonrasına değinmekle birlikte 1920-1940 dönemine yoğunlaşmıştır. 1910’lardan itibaren Ermenilerin, Rumların, Süryanilerin, Yahudilerin, Kürtlerin, Alevi-Kızılbaşların imhası, katliamı ve asimilasyonu pratiğinden Nevzat Onaran’ın son çalışması Türk Nüfus Mühendisliği, tasfiyenin ekonomi politiğini ve devletin dâhili harbi olduğunu sunduğu belgelerle gün yüzüne çıkartmaya devam etmekte.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 747
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺51,00

Bir başkaldırı ve umut romanıdır Ana… Gördüğü şiddet ve yoksulluktan insanlığını unutmuş bir kadının, sosyalist dünya görüşünü benimsemiş genç bir işçi olan oğlunun tutuklanmasından sonra, dünyanın değiştirilebilir olduğunu keşfetmesinin hikâyesidir. Toplumcu gerçekçi edebiyatın ilk örneği ve başyapıtı sayılan Ana, Gorki tarafından 1906 yılında Amerika’da kaleme alındı, aynı yıl New York’ta yayınlandı. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran roman, iki yıl gibi kısa bir süre içerisinde pek çok dile çevrildi. Türkçe olarak ilk kez Tanin gazetesinde 1908-1909 yıllarında tefrika edildi.

Gorki romanında Rus köylülerinin ve işçilerinin ağır yaşam koşullarını öfkeyle ve ustalıkla betimlemekle kalmaz, burjuva-aristokrat sistemin karşısında en eylemli ve en ilerici güç haline gelmekte olan sosyalist hareketin ilk filizlerini de gösterir. Romanın ana karakteri Pelageya Vlasova, gerçek bir Rus devrimcisinin yaşamından esinlenerek çizilmiştir. Yüzyıllık bir başyapıt olan bu ünlü roman, Mazlum Beyhan’ın özenli ve eksiksiz çevirisiyle okurlarımıza sunuluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 484
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺38,25

Kasım 1973’te askeri diktatörlüğün işbaşında olduğu Yunanistan’da öğrenci gençliğin cuntanın eğitim politikalarına ve baskılara tepkileri, “Ekmek, eğitim, özgürlük” talebiyle geniş bir kitle hareketine dönüştü. Sokakları tutuşturan kıvılcım, Atina’da Politeknik Üniversitesi’nde çaktı.
“Burası Politeknik… Burası Politeknik! … Bütün halkımızı, işçi ve emekçileri sokaklara cuntaya karşı özgürlük mücadelesine katılmaya çağırıyoruz! Cuntaya karşı mücadele edelim... Faşizme karşı mücadele edelim... Yaşasın özgür Politeknik, yaşasın özgür Yunan halkı! ... Mücadele eden gençlikle dayanışmak için semtleri boşaltıp Atina merkezine gelin! Bugün cunta gidecek!... Bugün faşist yönetim yıkılacak!”

Üç gün süren işgal, tanklar eşliğinde okula giren asker ve polislerin katliama dönüşen operasyonuyla bitmişti. Ancak yüzlerce ölü ve binlerce yaralıya rağmen, özgürlük ve demokrasi talebi etrafında patlayan halk hareketinin ortaya çıkardığı potansiyel, askeri faşist diktatörlüğün yıkılış sürecini başlatan işaret fişeği oldu.

“Ekmek, eğitim, özgürlük!” talep eden öğrenciler, karanlığı yırtmak için göğüslerini siper etmiş, tanka, topa, tüfeğe, askere, polise, zulme karşı emekçi halkla kenetlenmişti. Dünyalara sığamıyorlardı. “Bu gece faşizm ölecek, yaşasın hürriyet!”

Gazeteci, yazar, çevirmen Rıza Özlütaş, Yunan gençliğinin Albaylar Cuntasına karşı efsanevi Politeknik Direnişi’ni o günlerin tarihsel gelişmeleriyle, tanıklıklarla birlikte okura anlatıyor.

“Politeknik Direnişi, Yunanistan’ın yakın tarihinde ulusal kurtuluş savaşından sonraki en önemli direniştir. Yaşayan bir efsanenin adıdır” diyor direnişin başından sonuna kadar içinde yer alan Siflis Kafkalas. “Politeknik çok büyük bir miras bıraktı… Emperyalizme ve faşizme karşı verilmiş bir mücadele ve direniştir. Egemenlere karşı bir başkaldırıdır. Politeknik’te atılan ‘Ekmek, eğitim, özgürlük’ sloganı hâlâ güncelliğini koruyor ve ezilenlerin sınıfsal taleplerini dile getiriyorsa, o zaman yeni Politeknik’lere ihtiyacımız var demektir. Özgürlük ve sınıfsal kurtuluş mücadeleleri var oldukça dünyanın her yerinde yeni Politeknik’ler de olacaktır. Burjuva tarihçiler ve politikacılar varsın Politeknik döneminin bittiğini ve kapandığını savunup dursunlar! Diyalektik materyalizmi savunanlar için Politeknik ‘tarih’ değil, tekerrürü kaçınılmaz olan bir sınıf tavrıdır.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺21,25
Tükendi

Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalga’dan oluşan ne­hir roman, 20. yüzyılın en hareketli dönemini tüm tarafları ve çeşitli yönleriyle tasvir eden dev bir eserdir.

Üçlemenin bu son cildi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ku­rulan yeni dünyayı anlatıyor. 20. yüzyılın ortasında büyük bir yara açarak beliren dehşet bitmiştir ama, şimdi daha sinsi ve daha gizli bir savaş başlamıştır. Dolayısıyla, o önüne çıkan her şeyi yakıp kavuran fırtına dinmiş gibi görünse de küller arasında kalan kordan yeni fırtınalar körüklenmektedir. Eh­renburg bu kitabında Soğuk Savaş’ın ilk yıllarına ayna tutu­yor. Faşizmin yıkamadığı Sovyetler Birliği’ne karşı ABD’de yapılan planlar, Pentagon’dan Paris Hükümeti’ne kadar uza­nan entrikalar ekseninde hayata geçirilirken, sosyalizm ve ka­pitalizm arasındaki savaşın yeni cephesinde yaşayan direniş güçleri de yeni durum için mevzilenmektedir. 

Yüzyılın en büyük romanlarından sayılan ve sayısız dilde basılarak milyonlarca insan tarafından beğeniyle okunan bir klasik. Serinin Dipten Gelen Dalga ciltleri usta çevirmen Mazlum Beyhan’ın Rusça aslından yaptığı çeviriyle okurlarla buluşuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 508
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2019
₺35,00
Tükendi

Eski bir İtalyan kasabası olan Fontamara, faşizmin yeniden iktidarda vücut bulduğu dönemi, içinde yaşayan yoksul köylüler ve küçük toprak sahipleri üzerinden anlatıyor.

Fontamara’da ilk olarak elektrikler gider, sonra da en önemli kaynakları olan suları tehlikeye girer. Köylüler, yaşamda değişmeyenin değişen parçalarıdır. Bu insanların tek istedikleri de daha refah bir hayat sürmek ve sorunları karşısında seslerini yetkili birilerine duyurmak. Fakat hangi yolu denerlerse denesinler köylülerin karşısına kulağı sağır, gözü kör muhataplar çıkar. Hiçbiri yetmezmiş gibi hayatları boyunca duymadıkları o kelimelerle suçlanırlar:

“Komünist, Asi, Anarşist ve Serkeş!”

İtalyan yazar Ignazio Silone’un gençlik yıllarında şahit olduğu olayları, gerçekliğinden koparmadan ve alaylı bir dille anlattığı Fontamara, faşist bir yönetime maruz kalmış insanların çaresizlik ve umutsuzluğa karşı başkaldırış hikâyelerini bizlere sunar. ‘Peki ama, neden korkuyorlar?’ ‘Neden olduğunu kimse bilmiyor. Sadece korkudan…’

“Faşizmi bizlere sergilemek için Sabahattin Bey’in cıvıl cıvıl gözleriyle, sekmez sezgisiyle seçtiği bu kitap, zaten mütegallibe sultası altında inleyen bir köylülüğün faşizmden de nasibini alınca nasıl direnç bilincini devşirdiğini anlatır. Sabahattin Bey örnek bir çeviri çıkarmıştır ortaya, her yapıtında olduğu gibi Fontamara’da da tam bir usta vardır önümüzde. Ey sevgili usta, toprağın memleket topraklarınca bol olsun…”

- Can Yücel


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺17,00
Tükendi

Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin ‘Fırtınanın Ortasında’ alt başlığıyla yayımlanan bu cildinde, Marx ve Engels’in birlikte mücadeleye karar verdikleri andan başlayarak, 1848 dev­rimleri sonrasına kadar uzanan çalkantılı dönem anlatılmaktadır. O tarihsel anda, boydan boya bir “devrim kıtası” görünümü kazanan Avrupa’nın tüm devrimci karakteristikleri, 1848 devrimlerin ekseninde sunulmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 520
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺27,55
Tükendi

Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin ‘Karl Marx ’ın Gençliği’ alt başlığını taşıyan ilk cildinde, Karl Marx ’ın çocukluk ve gençlik yılları anlatılmaktadır. Ve aynı dönemin, büyük müca­deleleri: “Çalışarak yaşamak ya da savaşarak ölmek” sloganıyla barikatlar kuran işçilerin ve zanaatçıların, proletaryanın bağımsız bir sınıf olarak or­taya çıkışını temsil eden 1831 Lyon Ayaklanması... İngiltere’de, görkemli bir ayaklanma havası içinde, milyonlarca işçi ve emekçiye ‘Halk Fermanı’nı imzalatan Chartistler... Almanya’da Hessen Prensliği ’nde, ‘Kulübelere Barış, Saraylara Savaş!’ sloganıyla eyleme geçen proleterler ve köylüler...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 632
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺51,00
Tükendi

Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin Engels’e atıfla ‘İkinci Keman’ alt başlığıyla yayımlanan 5. ve son cil­dinde, Engels’in Marx ’ın ölümünden sonraki hayatı ekseninde dönemin top­lumsal atmosferi canlandırılıyor ve güçlenen Alman sosyal demokratlarına kadar belli başlı olaylara yer veriliyor. Ve bu olaylarda devrimci hareketin önde gelen isimleri: Lafargue, Liebknecht, Kautsky, Clara Zetkin, Vera Zasu­liç, Plehanov ve ötekiler... Bu son ciltle, büyük buluşların, köklü dönüşüm­lerin, ateşi geleceğe taşıyan parlak beyinlerin çağı olan XIX. yüzyılın canlı tablosu tamamlanmış oluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺25,50
Tükendi

Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin “Yaşamın Doruğu” alt başlığını taşıyan dördüncü cildinde, Ulusla­rarası İşçi Birliği-Enternasyonal’in kuruluşundan Marx ’ın ölümüne kadar uzanan dönemin belli başlı olayları ile Marx ve Engels’in bu dönemdeki pratikleri ve etkileri anlatılıyor. En başta da işçi sınıfının görkemli kalkışma­sı Paris Komünü ve Marx ’ın temel eseri Kapital’in yazılış süreci ve yankıları...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 496
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺29,75
Tükendi

Ateşi Çalmak, bilimsel sosyalizmin iki kurucusu Karl Marx ve Friedrich En­gels’in yaşadıkları dönemin belgesel romanıdır. Tamamı beş cilt halinde Türkçeye kazandırılan bu büyük eser, biyografik bir romanın alışılmış sınırla­rını aşan bir konu ve ayrıntı zenginliğine sahiptir. Sovyet araştırmacı ve yazar Galina Serebryakova, XIX. yüzyılın büyük işçi mücadelelerini, bu mücadelenin sınıf önderlerini, teorisyenlerini ve örgütçülerini, tümüyle belgelere dayanan bir roman kurgusu içinde anlatmaktadır. Serebryakova, araştırmalarını, yal­nızca Sovyetler Birliği Marksizm Leninizm Enstitüsü’nde değil, aynı zamanda Avrupa’nın belli başlı merkezlerinde, işçi sınıfı mücadelesinin o dönemde geçtiği bütün bölgelerde de ince bir sabırla yıllarca sürdürmüş. Eserin­de yer verdiği olayların tarihsel gerçekliğe uygun olmasına özen göstermiş, dolayısıyla proletarya hareketinin tüm boyutlarına ilişkin tarihsel gerçekliğe uygun görkemli bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eserin ‘Sınamalar’ alt başlığıyla yayımlanan üçüncü cildinde, 1864 yılına kadar uzanan sancılı dönem anlatılmaktadır. Kapitalizmin nispeten istikrar içinde gelişimi, Avrupa çapında koyu bir gericilik ve işçi hareketinde dur­gunluğun karakterize olduğu bu dönem, belli başlı özellikleri ve olaylarıyla romanda canlandırılıyor. Ve dönem boyunca Marx ve ailesinin yoksulluk, ölümler ve güçlüklerle dolu yaşamı...

İnsan toplumunun gelişme yasa­larının bulunuşu ve Marx ’ın temel eseri ‘Kapital’in yazılış serüveni... Köln Komünist Davası, sınamalarda savrulanlar, çelikleşenler... Birinci Enternas­yonal’in doğuşu...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 472
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺27,20
Tükendi

“Alman İdeolojisi”, Marx ve Engels’in kendi görüş açılarıyla “Alman felsefesinin ideolojik bütün tarzları” arasındaki uzlaşmaz farklılığı göstermek üzere, birlikte giriştikleri zorlu bir çalışmanın sonucu olarak doğmuştur.

Marksizmin kuruluşunun ilk yapıtaşları bu çalışma sırasında temele konmuş; materyalist tarih teorisinin ilk ve en geniş açıklaması da burada gerçekleştirilmiştir. 1844 ve 1845 yıllarında Marx’ın ve Engels’in ayrı ayrı sürdürdükleri çalışmalar sırasında ve “Alman İdeolojisi”nden kısa bir süre önce yine bazı bölümlerini birlikte kaleme aldıkları “Kutsal Aile”de, tarihsel materya­lizme giden yolu önemli ölçüde açmışlardır. Lenin’in saptamasıyla, “Hegelci felsefeden gelerek sosyalizme ulaştıkları” aşama burada gerçekleşmiştir.

Alman İdeolojisi ise, artık “Komünist Parti Manifestosu”nu kaleme alacakları olgunluğa ulaş­tıkları düşünsel birikimi ve teorik bütünleşmeyi ifade etmektedir. Bu bakımdan eser, Marx ve Engels’in eski felsefi görüşleriyle hesaplaşmalarının son noktasıdır.

Ne var ki çalışmanın kaderi, tarihsel materyalizmin kurucusu iki ustanın diğer eserlerinden oldukça farklıdır: Eser, el yazmaları halinde 1932 yılına kadar gün ışığına çıkmayı beklemiştir. Bununla birlikte, Alman İdeolojisi’nin tam metni bugüne dek çok az dilde yayımlanmıştır. Eserin bu tam metni, Türkçeye kazandırılırken Marksizm-Leninizm Enstitüsü tarafından hazırlanan Al­manca ve İngilizce basımlarından yararlanılmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 600
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺39,35
Tükendi

Neydi ’68? Tarihin bir şakası mı, yoksa, tarihe yön veren çelişmelerin bir düğüm noktası mı? Bulutsuz gökyüzünde çakan bir şimşek mi, yoksa, küller arasındaki kıvılcımın parlaması mı? Yalnızca bir “gençlik isyanı” mı, yoksa, emperyalizme karşı savaşan köylülerin, kapitalizmin yakasını tutup silke­leyen işçilerin de ayağa kalkışı mı? Türkiye’nin ‘68’i, “dünyadaki hareketle­rin taklidi” miydi, yoksa kendi tarihsel dinamiklerinin bir ürünü mü? Toprak ve fabrika işgalleri, 15-16 Haziran... Demokratik üniversite mücadelesinin, anti-emperyalist direnişin başlıca özellikleri, olaylar, kişiler, ilişkiler... Üni­versiteden dağlara, Fikir Kulüpleri’nden gerillaya... Deniz, Yusuf, Hüseyin, Mahir, İbrahim, Sinan... Dönemin bütün fırtınasını, neşesi, heyecanı ve acı­sıyla yaşamış olanların tanıklıklarıyla... Devrimcinin ‘68’i...

Değerlendirmeleri ve tanıklıklarıyla...

Ahmet Say, Ali Kaypakkaya, Alibek Çubuk, Beşir Aslan, Bozkurt Nuhoğlu, Cemil Gezmiş, Erdal Öz, Ertuğrul Kürkçü, Fahriye Aral, Fatma Çubuk, Hacı Tonak, Halit Çelenk, Hasan Ataol, Haşmet Atan, Hüsniye Göçmen, Hıdır İnan, İhsan Çaralan, Kemal Kalaycı, Metin Eşrefoğlu, Mustafa Çubuk, Mustafa Yal­çıner, Nuran Kepenek, Onat Kutlar, Orhan İyiler, Remzi Şirin, Salman Kaya, Şekibe Çelenk, Talat Turhan, Tuncay Çelen, Tuncer Sümer, Zeki Tekeş...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺25,50
1 2 >
Çerez Kullanımı