Tarih, övgü ya da sövgü kitabı değildir. Tarih, bir toplumun ortak hafızası, ortak tecrübeler birikimidir. Ortak geçmişimiz, ortak geleceğimizdir aynı zamanda.

Bu topraklarda, “İla-yıkelimetullah” için savaşan, “Osmanlı milletler topluluğu”ndan gelen mübarek şehidlerimizin ve gazilerimizin aziz hatıralarına minnet ve şükranla..

Dedem I. Dünya Savaşı yıllarında, babam II. Dünya Savaşı yıllarında askerdi.. Ben, “III. Dünya Savaşı” olarak da tanımlanan soğuk savaş döneminde askerlik yaptım. Üniversitede okurken, aynı ülkenin çocukları sağ-sol diye birbirini öldürüyordu. Birileri, aynı ülkenin çocuklarının kanları ve gözyaşları üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmeye devam ediyordu. Benim çocuklarım, yeni bir dünya savaşının kurbanları olmasınlar diye yazmam gerekti.

Bizim ve atalarımızın katlanmak zorunda kaldıkları güçlükler, çocuklarımız, gençlerimiz, bizden sonrakiler için baht kaynağı olsun diye...
Selam ve dua ile.

-Abdurrahman Dilipak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺69,30

Bu kitap yakın tarihimize ışık tutacak bir belgeler demeti şeklinde, söylenmeyeni söylemek için yazıldı.

Üç ciltten oluşacak dizimizin ilkinde Kemalizm olgusuna farklı bir bakış açısı getiriliyor. İkinci cilt tek parti dönemine, üçüncü cilt DP dönemine ait belgelerden oluşacak.

Bu çalışmamızda, belgeleri konularına göre tasnif ettik ve hemen hemen hiçbir yorumda bulunmadık. Bu kitaptaki belgelerin tümü Milli Eğitim Bakanlığı ve Genel Kurmay'ın tavsiye ettiği kitaplardan, ya da basında çıkan ve tekzib edilmeyen ve her hangi bir kovuşturmaya tabi tutulmayan kitaplardan derlenmiştir.

Aynı konuda farklı rivayetleri, farklı değerlendirmeleri arkası arkasına sıraladık. Karar vermek size kalmaktadır.

Kuşkusuz bu çalışma bu konuda herşeyi kapsamamaktadır.. Eğer bu yönde yeni çalışmaların ortaya çıkmasına öncülük edebilirse görevini yapmış olacaktır. Öte yandan bu bilgi kırıntılarını topluca düşündüğünüzde ve değerlendirdiğinizde, başka kitaplarda bu konuda tek satır yazılmamış olsa bile, kendiniz için bir kanaat oluşmasına yardımcı olacak türden şeylerdir. Soru sormanız, bazı gerçekleri yakalamanız için küçük bir başlangıç olarak önemli bir görev ifa edeceğini sandığım bu çalışmanın sayısız eksiklikleri, eleştirilecek yığınla yönü olduğunu biliyorum. Ama yine de bunun böyle olması gerektiğini düşünüyorum. Kitabı eğer sonuna kadar okuma fırsatı bulabilirseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızdan kuşkum yok. Bu kitab yakın tarihimizle ilgili söylenmeyen bir gerçeğin arayışıdır. Konuya alışılagelmişin dışında farklı bir bakış açısı getirmektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 456
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2016
₺33,30

Yılma Durak,

12 Eylül Askeri Müdahalesinden sonra Önce Harbiye’de, Ardından Ankara Mamak’ta Altı yıl tek kişilik Hücre’de tutuklu kaldığı günleri eşine yazdığı bir mektubunda şöyle tasvir ediyor;

“Hz. Yusuf’un bu daracık, karanlık hücrelerden yeniden doğuşunun manasını şimdi daha iyi anlıyorum. Şair “Ana rahmi zahir şu bizim koğuş, karanlıkta nur, yeniden doğuş” diyor. Yeniden doğuş bütün suniliklerden sıyrılarak, yüreğindeki samimi duyguların birer ifadesi ise ne mutlu bize…

Yani yarın biraz daha farklı bir insanla karşılaşacaksın demektir. Senin ve çocuklarımın mutluluğundan başka meselesi olmayan, noksan bıraktığı her şeyi en mükemmeli ile tamamlamaya çalışan bir Yılma Durak. Yeniden merhaba kalbimin çileli güzeli; hazır mısın dilde bitmeyen sonsuz mutluluk türküsüne, gönül bahçemin her biri diğerinden güzel binbir renkli ve kokulu bahçesinde başın dönmeden gezmeye?”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2015
₺22,90

Yaklaşık yirmi yıl önce Afganistan'ın güneyinde kendisini 'medrese talebeleri' şeklinde tanıtan Taliban adında bir örgüt ortaya çıktı ve o günden bugüne neredeyse tüm dünyanın ilgisini celp etmeyi başardı. Bu örgüt ortaya çıktığı ilk andan itibaren, kimliğini ve meşruiyetini dini ve mezhebi referanslara dayandırdı. Ancak, ister Sünni ister Şii olsun hiç bir Müslüman bilinen Afganistan tarihinde, ne böylesi bir harekete ne de bu nitelikte bir dini algıya tanık olmuştur. Peki, bu Taliban kimdir? Mahiyeti nedir? Bu örgütün oluşumunda ne tür faktörler rol oynamıştır? Örgüt, hangi konjonktürün eseridir? Ya da bu tip bir örgütün ortaya çıkışı, Afganistan Coğrafyasının kendine özgü koşullarının doğal bir sonucu mudur? Ve daha da önemli olan soru şudur: Taliban hangi düşünce sisteminden besleniyor?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 76
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2015
₺19,00

Sezar'ın, Brütüs tarafından işlenen suikastle öldürülmesi, Roma İmparatorluğu'nda siyasi sonuçlar doğurmuştu. Brütüs'ü Sezar'ın “kötü adam” olduğuna inandıran suikastçı muhalifler, belki de ilk stratejik suikaste de imza atmış oluyorlardı.

Tarihi belleğimizin “Sen de mi Brütüs?”ü bir halk özdeyişine dönüştürdüğü bu acı yüklü sözcük, Doğu Roma'dan Batı Roma'ya, Avrupa'dan İslam topraklarına kadar ulaştı.

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bir grup Mekkeli tarafından öldürülmeye kalkışılması İslam tarihindeki ilk suikast planı olarak anılabilir. Ama o suikastın özel bir yanı daha vardır ki o da Mekke'de hâkim olan düşüncenin Arap geleneklerindeki dengeyi gözeterek bu suikastı işlemeye çalışmasıdır.

Ancak İslam tarihindeki suikastler burada kalmadı. Hz. Ömer'i, Hz. Osman'ı suikastlerle kaybetti İslam dünyası.

Anadolu'nun güçlü devleti Selçuklu'da da yaşandı, koca Çin İmparatorluğu'nda da.

Osmanlı'nın kaderinde de etkili oldu suikastler. Fatih'i kendi aşçısı zehirleyerek öldürdü. Genç Osman genç yaşında suikastle ortadan kaldırıldı.

2. Abdülhamid'e bir cuma selamlığı sonrasında düzenlenen suikast herhalde hala tazeliğini koruyor…

Enver Paşa'ya, Talat Paşa'ya, Cemal Paşa'ya suikastlerin eli değmedi mi?

Tarih, Osmanlı'nın zayıf döneminde suikastlerin ağır ve acımasız yüzünü gösterdi ama suikastçilerin vatanı yoktu. ABD'nin en kudretli Başkanı Lincoln ve ABD'ye büyük emek vermiş Martin Luther King de nasibini aldı suikastlerden Kennedy de…

Ama tarihin en acı suikastlerinden birisi herhalde Gandhi'nin yaşadıklarıdır.

Hayatını Hindistan'a adayan, mütevazılığı ve felsefesiyle hala mesajları etkisini koruyan bir lider nasıl olur da bir Hindu tarafından öldürülür?

Evet, yakın tarihimize de Mumcu, Kışlalı, Üçok, Dink suikastleriyle damgasını vuran olaylar zincirine Pakistan'dan Butto'yu da eklemek lazım…

Neden oldu? Amaçları neydi? Sonuçları ne oldu? Ardında kim vardı?

Bu kitap bir yandan suikast kavramını ele alırken, bir yandan da tarih üzerinde etkili sonuçlar doğuran suikastlerden 12 adetini ele alıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2015
₺29,90

Türkiye'de Cumhuriyet nasıl kuruldu? Saltanattan Cumhuriyete yolculuğu, adım adım izlemeye çalıştık. Mustafa Kemal'in, Samsun'a çıkmadan önceki hayatı ve O'nu Samsun yolculuğuna hazırlayan şartlar, Erzurum ve Sivas Kongreleri, Amasya tamimi, Ankara'ya geliş, İstanbul'la ilişkiler, Enver Paşa Sorunu, Kazım Karabekir faktörü, İç İsyanlar, Kurtuluş Savaşı, Sovyetler'le, Amerika ve İngiltere ile ilişkiler ve Cumhuriyetin ilanı. Hilafet tartışmaları.

Mondros'la başlayıp, Sevr'le sonuçlanan bir yıkımın, Mudanya ile başlayıp Lozan'la noktalanan bir kuruluşun hikayesi...

"Cumhuriyet'e Giden Yol"da 1919'dan 1923'e Cumhuriyetin inşası dönemini sorgulamaya çalıştık.

Tarih gerçeğini, resmi yazıcıların ütopyaları ve ön yargılarından arındırılmış olarak tarih şuuru uyandırmak istiyoruz. İyi bir tarih okuru bilir ki, kurtuluş reçetemiz ne padişahın altın sırmalı ipek kaftanının ihtişamında gizlidir, ne de ulu önderin mavi gözlerinden yayılan ışıklarda!

Tarih, övgü ve yergiden ibaret değildir. Dün dünde kaldı. Onların yaptıkları onlara, bizim yaptıklarımız bize.

Dünün bilgi birikimine, belgelere, tecrübelerine ihtiyacımız var. Bugün bu topraklarda, özgür, mutlu, barış içinde bir arada yaşamak istiyorsak, dünün gerçeğine, geleceğin umuduna, bugünün sorumluluk bilincine muhtacız.

Herkes yaşadığı her anın, yaptıklarının ve söylediklerinin, yapıp söylemesi gerekirken, yapıp söylemediklerinin hesabını verecektir.

Bu kitap bu yönde bir sorumluluk bilinci uyanmasına katkı sağlayabilirse ne mutlu bize!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺38,50

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 175
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺12,60

Darbelerin topluma, siyasete ve devletin işleyen sistemine verdiği zararlar ortada. TBMM’de kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu Sadece 12 Eylül’de yaşanan toplumsal travmaya ilişkin şu kaydı düşmüştü:

Bütün toplum tedhiş altına alındı. 12 Eylül büyüklüğünde bir darbenin verdiği hasar tespit edilemez; ama bazı rakamlar darbenin boyutlarını gösterebilir:

650 bin insan gözaltına alındı.

1 Milyon 683 bin kişi fişlendi.

7 bin insan için idam istendi.

517 insana idam cezası verildi.

50 insan idam edildi.

71 bin insan eski TCK 141, 142 ve 163. maddelerden, yani düşünce suçundan yargılandı.

58 bin insan örgüt üyeliğinden yargılandı.

30 bin insan “sakıncalı” olarak işten çıkarıldı. 14 bin insan vatandaşlıktan çıkarıldı. 23 bin dernek kapatıldı.

Elinizdeki eser Ülkemizdeki Siyasi hayata müdahalelerin ve bunu hazırlayan toplumsal olayların yazılmamış tarihini ele alıyor. Bir yanıyla eski Türkiye’nin kara kaplı defterinden notlar sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 566
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺76,00

Matbuat âleminde, “Gazete köşelerinde kalmasına gönlümün rıza göstermediği yazılar” diye nitelenen ve pek sık kullanılan bir tanım vardır. Çeşitli zamanlarda muhtelif gazete ve dergilerde yayımlanan bu yazıların, o yazılardan olduğuna inanıyorum.

Eskilerin Şehirleri, Eskilerin Ramazanları, eskilerin yazıları, eskilerin idraki gibi başlıklarda toplanan; Decameron Masalları ile Metin Erksan'ı, Ayşe Şasa ile Diyarbakır Surlarını aynı potada eriten bu yazılar, başka başka zamanlarda yazılmış da olsa aynı istikamete bakan yazılardır.

Birçok defa birçok yazar ve düşünür tarafından farklı şekillerde de ele alınan bu meseleler, her dem hatırlamamız gereken mesellerdendir…

Bu kitapta bir araya getirdiğim yazıların, yeniden başlamak için ihtiyaç duyduklarımızı belirginleştirmek ve takip edilmesi gerektiğine inandığımız yoldaki izleri işaret etmek gibi bir anlam taşıdığına inanıyorum.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2016
₺19,00
Tükendi

Laiklik bize hep “Din ve devletin ayrılığı” olarak anlatıldı. Oysa Laiklik Kilise ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir paylaşım, mütareke, iş bölümünü ifade eden, meşruiyetini İncil’deki “Tanrının hakkını Tanrıya, Sezar’ın hakkını Sezar’a verin” diyen hükmünden alan bir kurumdu. Batıda “Kilise”den kasıt “Vatikan devleti” idi. Ve Vatikan dünyadaki tüm Katolik mirasının tek temsilcisi olan egemen bir devletti. Bu egemenlik çatışmasını sona erdirmek için ruhbanlı, Tanrı adına egemen kiliselerin siyasal egemenlerle ilişkisini düzenleyecekti.

Bize kimse, Fransa’nın, Strasbourg’u da içine alan Alsace Laurenne bölgesinde Laikliğin geçerli olmadığını, Fransa’daki okulların ve sağlık kuruluşlarının büyük bir bölümünün kiliseye bağlı olduğunu söylemedi. AB ülkeleri de dahil dünyadaki ülkelerin çok büyük bir bölümünde Laiklik kuralları geçerli değildir. Devletlerin çoğunun resmi dininin ötesinde resmi mezhebleri vardı. Laiklikle Demokrasi ya da Cumhuriyet arasında doğrudan bir ilişki yoktu..

Laiklik ile Sekülarizm aynı şey mi idi? Bizantinizm nasıl bir şeydi? Roma’da devlet kiliseye egemendi, ama batı Roma’da Laiklik kuralları geçerli idi. Laiklik Hristiyan dünyasında sadece Katoliklik açısında bir anlam taşıyordu. Yoksa Protestanlar daha çok seküler bir bakış açısına sahipti. Ortadokslar ise Bizantinist’ti.

Osmanlı “Teokrat” bir devlet mi idi? “Halife” Allah’ı ya da İslam’ı mı temsil ediyordu, yoksa Müslümanları mı! İslam’daki sizden olan “ulul emr” ne anlama geliyordu.. Müslümanları temsil eden, yetkisini Müslümanların tercihinden alan ve Müslümanlara hesap veren, Müslümanların maslahatını gözeten ve onları temsil eden bir bir kimliği mi ifade ediyordu?

İslam bir “Din” idi ama Hristiyanlık bir “Religio” idi. Hristiyanlık bu anlamda bir kültürel kimlik ve aidiyeti mi ifade ediyordu.

Laik bir ülkede, resmi ideoloji dinleştirilebilir mi? Mesela “Türkün dini Kemalizmdir” denilen bir ülkede Atatürk ilke ve inkılablarına sadakat andı içmmeye zorlanmak ne anlama geliyor. Birilerine göre “Laiklik olmadan Cumhuriyet, Cumhuriyet olmadan Demokrasi olmaz”dı. Peki, İngiltere’yi ne yapacağız. İngiltere’nin resmi kilisesi ve Demokrasi’nin beşiği kabul edilen İngiltere Monarşi ile yönetiliyordu.

Dilipak Türkiye’de en çok tartışılan, uğruna darbeler yapılan bir kavramı bir başka açıdan anlamaya, anlatmaya, yorumlamaya çalışıyor. Türkiye’de Laiklik tecrübesi, Laikçilerin trajı-komik Laikçi pratikleri, “Laik-İslam” projesi, Kemalistlerin Laiklik konusunu Cumhuriyetle ilişkilendirmeleri ve dünden bugüne yaşananlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2017
₺24,50
1
Çerez Kullanımı