• Kaplanın Sırtında
    Kaplanın Sırtında
  • Kâğıt Kesiği
    Kâğıt Kesiği
  • Ken Taç Dis
    Ken Taç Dis
  • Masal KADIN
    MASAL KADIN
  • Osman Pamukoğlu
    Debreli Hasan Geronimo
  • İdil Yazar - Çikolata
    İdil Yazar
  • Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
    Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
  • Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri
    Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri

“Bu kitap, uluslararası kuruluşlar aracılığıyla ülkelerin kamu diplomasisi politikalarını ve yumuşak gücünü kendi kapsamında dikkat çekici bir çerçeveye oturtmaktadır. Sun Tzu’nun belirttiği gibi bir savaşın en büyük hedefi savaşmadan hakim olmaktır. Ulusal varlığın sürdürülebilirliğini ve savaşmadan kazanmayı sağlayan yumuşak gücün diğer dış politika araçlarıyla uyum içinde anlaşılması ve kullanılmasında bu eser önemli bir başvuru kaynağıdır.”

- Wilson P. Dizard 3, Decalogue Group Başkanı, Washington, DC.

“Pedagojik açıdan mükemmel, derli toplu bir mantık sistematiği, temiz, akıcı ve kolay anlaşılır bir Türkçe. Zengin örnekleme. Efradını Cami, ağyarını mani bir anlatım. Kamu diplomasisi ile ilgilenenler için ideal bir kitap.”

- Aydın Nurhan, Emekli Büyükelçi

“Elinizdeki bu eser, günümüz diplomatik gelişmelerine ışık tutan, yumuşak gücün önemini ve kamu diplomasisinin etkin kullanılması halinde ülkelerin kazanımlarının neler olabileceğini irdeleyen, zengin kaynakçasıyla dikkat çeken etkileyici bir kitap olmuştur. Bu kitabın kamuoyuna kazandırılmış olması bu konudaki literatür için büyük bir katkı niteliğindedir.”

- Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı

“Hayli yoğun bir çalışma dönemi ve başarıyla tamamlanmış bir Doktora Tezi sonrasında, hiç ara vermeksizin alanında çok daha fazla derinleşmek için kaleme aldığı pek çok makalesinde Birleşmiş Milletler, NATO gibi birçok uluslararası organizasyonu, kuruluşu, ülke ve modeli inceleyen Aydemir, diğer çalışmalarının yanı sıra bu eseri ile Kamu Diplomasisi alanında çalışan akademisyenler için oldukça önemli bir kaynak eser üretmiş bulunuyor. Ancak bundan çok daha önemlisi, bu eser, Kamu Diplomasisi alanında mücadele veren Kamu Kuruluşları ve yöneticileri açısından da önemli bir başvuru kaynağı olma özelliği taşıyor. Bu eser sahip olduğu kayda değer farklılığı ve değerinin yanı sıra ayrıca bir gerçeği daha ortaya koyuyor. O da örneğin Kamu Diplomasisi alanında ülkemizde bilgi üretme konusunda bir sorunun olmadığı ama sorunun, hep olduğu gibi, üretilen bilginin hayata geçirilememesinde yattığıdır.”

- Prof. Dr. Ali Murat Vural, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi

“Pek çok yazımda vurgulamıştım: Kamu diplomasisinin birinci kuralıdır; eğer sen kamuoyunu en hızlı ve doğru şekilde bilgilendirmezsen kamuoyu kendi kendine bilgi kaynaklarını yaratır. Bu da senin kontrolünün dışında gerçekleşir… Yani ev ödevini doğru yapmadığın için ortaya çıkan çarpık durumlardan dolayı başkalarını eleştirmeden önce bir kendine bak! Kamu diplomasisi illegal bir iş değildir. Gizli kapaklı yürütülmez. Tam tersine. Apaçık yürütülür. İşte Emrah Aydemir’in bu kitabı bu gerçeği tüm açıklığı ile hem de pek çok ülkeyi tek tek inceleyerek ortaya koyuyor. Aydemir, hayli derinlikli ve önemli bir çalışmaya imza atmış bulunuyor.”

- Ali Saydam, Bersay İletişim Grubu Onursal Başkanı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 314
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺72,30

Elias Pantelides'in kitabı 16 anlatıdan oluşuyor ve savaş mağduru kişilerin biyografilerini içeriyor. Kitapta bir Maronit, bir İngiliz, dört Kıbrıslı Türk ve on Kıbrıslı Elen konuşuyor. Doğum yılları 1939'dan 1959'a kadar uzanan bu kişilerin 1974'e dair anıları, o günkü kadar canlı ve unutulmazdır.

1974'te Kıbrıs çok acı çekti. Karanlık ve yıkım dolu bu dönemi daha iyi anlamak için, zor ve acı verici olsa da 1950'li ve 1960'lı yıllarda yaşananları hatırlamak, bunun için bir hafıza yolculuğu yapmak şarttır.

Özellikle 1958, 1964 ve 1974 yıllarında birçok Kıbrıslı hayatını kaybetti; birçoğu kayboldu, bazıları da çok daha fazlasını, insanlıklarını kaybetti.
Kitaptaki anlatılar, Kıbrıs'ın kavurucu 1974 yazının getirdiği iki taraflı korkunç trajediyi gözler önüne seriyor. Kuşkusuz, bu trajediden herkes payına düşeni almıştır. Burada anlatılanlar sadece Kıbrıs'ta yaşananların küçük bir kesitini oluşturuyor.

Kitapta anılarını okuyucularla paylaşan 16 kişinin tümü de etnik köken, toplumsal cinsiyet, ana dil ve dini veya siyasi inançlarından bağımsız olarak Kıbrıs'a derin bir sevgiyle bağlıdır ve burada dile getirilen acı hikâyeler, biraz da bu sevginin ürünüdür.
Hepsi de özgür, birleşik, barış dolu, güvenlik içinde ve adil bir Kıbrıs umuyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 216
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺55,30

Kolektif zekayı, bir bütünlüğe (kolektiviteye) ait bir ya da daha fazla kaynaktan edinilen zeka olarak tanımlanabilir. Kolektivite vurgusu nedeniyle, “biyolojik, sosyal ve bilişsel sistemlerin daha yüksek bir kompleksiteye ve uyuma evrilme hali” olarak da ele alınabilir.

Yakın zamanlı olarak, medya ve iletişim çalışmaları bu alanlara eklenmiştir. Zira yeni medya, enformasyonu paylaşma, veriyi kolaylıkla depolayabilme, gerektiğinde geri çağırma kapasitesi ile kolektif zekanın gelişip güçlenmesinde önemli bir aktör olarak belirmiştir. Üstelik bu aktörün, tek güçlü yanı teknolojik yeterliliği değildir. Yeni medya, sağladığı çevrimiçi etkileşim olanakları ile bilginin geleneksel yapılanmasını, hiyerarşileri dönüştürebilme potansiyelini de barındırır. Bu ortamda geleneksel kültürün dili, kavramları, şeylerin tanımları, bireyin rolü, hafızanın konumlanışı sürekli müzakere edilir. Bilgi, tek bir bilen öznenin, bir kurumun, bir otoritenin tekelinden çıkar; bir daha asla statik olmayacak bir şekilde bir kolektiviteye devredilir.

Dolayısıyla medya ve iletişim araştırmaları, bir yandan aracın teknolojik yeterlilikleri/sınırlılıkları ve potansiyeli üzerinden kolektif zeka kavramı ile ilişkilenirken; öte yandan kavramı çevrimiçi etkileşime dayalı tamamen özgün bir tecrübe olarak ele alıp, bireysel ve toplumsal düzeydeki sonuçlarına odaklanır. Bu çalışma, her iki bakış açısından metinleri bir araya getirerek, kolektif zeka kavramının iletişim araştırmaları açısından ne anlama geldiği sorusunu yanıtlamayı amaçlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 190
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺40,50

Benim açımdan bu kitabı okumak, sanırım, Kapital’in I. cildinin milyonlarca okuyucusunun da yaşadıklarına bir ölçüde benzeyen, duygusal bir deneyim oldu. Yurttaşlarım olan kadın ve erkeklerin büyük çoğunluğu kadar, onların dünyanın diğer yerlerindeki muadillerinin de çalışma hayatlarında karşılaşmak zorunda kaldıkları keder verici, dehşetli, kalp kırıcı yöntemler bilincime eziyet verici ve unutulmaz biçimlerde nakşoldular. Hepsi de etkinlik ve üretkenlik adına gerçekleştirilen, ama aslında büyük Sermaye tanrısının daha kesinlikli bir zaferi uğruna, onların çektiği eziyetleri daha da ağırlaştırmayı hedefleyen yol ve araçlar için gündelik olarak sarf edilen bütün bu yetenek ve enerji miktarını düşündüğüm zamansa, insanlığın böyle canavarca bir sistemi yaratabilme yeteneğine duyduğum hayreti aşabilen yegâne şey, onun, insan soyunun iyiliğini ve mutluluğunu böylesine açıkça tahrip eden bir düzenlemenin sürüp gitmesini hoş görme konusunda sergilediği arzu karşısında duyduğum şaşkınlıktır. Eğer bu çabanın kendisi ya da yalnızca yarısı, çalışmayı, aslında tam da olabileceği gibi, yaşama sevincini artıran, yaratıcı bir faaliyet haline getirmek üzere harcanmış olsaydı, dünya nasıl da harikulade bir yer olurdu. Ama öncelikle kapitalizmin aslında ne olduğu ve onun görünürde sahip olduğu gereklilik ve kaçınılmazlıkların neden aslında sadece küçük bir azınlığın çıplak öz çıkarlarını gizlemeye yarayan ideolojik incir yapraklarından ibaret oldukları konusunda yaygın bir popüler kavrayışın yaratılması gereklidir. Bu kitabın, bu son derece gerekli aydınlanma açısından yaşamsal bir katkıda bulunabileceğinden eminim. -Paul Sweezy-


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 448
En / Boy : 15,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺123,30

“Ey kendini temiz sanan su!

Unutma ki dibe çöken tortudadır geçmişin.”

“Yazdan Sonra Yalnızlık” daha önce yayınlanmış bir romanı bulunan Sinan Öztürk’ün ilk şiir kitabıdır.

Sinan Öztürk 1965 yılında Trabzon’da doğdu. Uzun yıllardır, yüksek öğrenim için gittiği Almanya’da yaşıyor ve orada Almanya’ya gelen yabancılara, öğrenci ve akademisyenlere bu ülkenin dilini, kültürünü, hukuksal ve siyasal yapısını ve yakın tarihini anlatmakla görevli.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 254
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 6.2018
₺29,80

Simya yazılı tarihin ilk dönemlerinden beri yaşadığımız hayatın içinde olmuştur. Lao Tzu’nun hükümranlığındaki Çin’den, Mısır Krallığı’na; Büyük İskender’in Yunan İmparatorluğu’ndan, İslami fetih çağına, Endonezya Takımadaları’ndan, Viktoryen okültizminin karanlık çağını yaşadığı dönemlere kadar hemen her kültürde simya farklı biçimlerde de olsa varolmuştur. ‘Yanılgılar Tarihi’ denilerek küçümsense de ‘bir insanın hayatta vakıf olabileceği en etkili sır’ olarak da görülmüştür. Pek çok defa ham madenlerin altına dönüştürülmesiyle elde edilen hileli ve illüzyonal bir dünyevi kazanç kaynağı olarak tarif edilmiş olsa da, bir insanın yalnızca dürüst bir ehil yardımıyla ve temiz bir kalple tatbik edebileceği tanrısal bir sanat, tanrının en yüksek bir lütfu olarak da tanımlanmıştır. Simyada bütüncül dünya anlayışı çok merkezi bir ilkedir; yapılan ister bir hile ya da bir "şarlatanlık" olsun, işin her aşaması sürecin bütünü ile ilişkili olduğundan çok önemsenir. Dönemin simyasında yalnızca laboratuar sürecindeki aşamalara dikkat edilmiyordu; örneğin yıldızlar ya da ayın evreleri de aynı ölçüde göz önünde bulunduruluyor, rüyalar kaydediliyor, yine sezgiler de dikkate alınıyordu. Simyacı için evrende birbiriyle ilişki içinde olmayan ya da kapsam dışı hiçbir şey yoktu. "Raslantı" denen şey gerçek hayatta var olamazdı. Her şey sürecin ya da "büyük resmin" bir parçasıydı. Bu bütünsel dünya anlayışı bugün de yeryüzünden tamamıyla silinmemiştir, dünyanın çeşitli yerlerindeki geleneksel toplulukların hayatlarının bir parçasıdır. Yalnızca bizler, yani batılılar böylesi bir gerçeklik kavrayışından koparılmış bulunuyoruz ve muhtemelen de bu alanda diğer toplumların oldukça gerisinde bir noktadayız. Bu, simyanın neden hala hayatımızda olduğunun bir cevabı olarak görülmelidir belki de: simya; her birimizin farkında olmamasına rağmen sahip olduğu bir sırlı cevheri, yeniden keşfetmek, itibarını iade etmek ve tanımlamakla görevli kılındığımız bir gücü bünyesinde taşıyor olabilir. -Sean Martin-


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 157
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2009
₺45,10

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2012
₺36,90

Marksist iktisatta "tekelci kapitalizm" terimi, kapitalizmde büyük şirketlerin egemen olduğu aşamaya atıfta bulunmak için yaygın olarak kullanılmıştır. Kapitalist gelişmenin bu aşaması 19. Yüzyıl’ın son çeyreğinde ortaya çıktı ve İkinci Dünya Savaşı sıralarında olgunlaştı. Diğer klasik ekonomi politikçilerin eserleri gibi Marx’ın Kapital’i de piyasa sisteminin -kapitalist girişimlerin çoğunlukla ailelerin işlettiği küçük şirketlerden oluştuğu- serbest rekabet koşulları tarafından nitelendirildiğini varsaymıştı. Klasik ekonomi politik hiçbir zaman "tam" ya da "saf" rekabet gibi mutlak fantezileri barındırmadı, bu kavramlar iktisada daha sonraki neoklasik aşamasında sokuldu. Yine de klasik ekonomi politik ilk başta öne sürdüğü serbest rekabet teorisinde, fiyat rekabetinin acımasız olduğunu ve tek başına hiçbir kapitalistin ya da şirketin piyasanın kayda değer bir kısmını kontrol edecek güce sahip olmadığını öne sürdü. Bununla birlikte, diğer klasik ekonomi politikçilerden farklı olarak Marx’ın durumunda kapitalizm tarihsel bir sistemdi; bu yüzden dinamik bir karaktere sahipti ve çeşitli aşamalardan geçiyordu. Marx, bir tekelci kapitalizm kuramı ortaya koymamasına rağmen, kapitalizmde birikimin temel bir eğilimi olarak sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesinin altını çizmişti. Paul Sweezy’nin, Marksist iktisattaki büyük eserlerden biri olan, Kapitalist Gelişme Kuramı adlı klasik eserinin yayımlanması Marksist analizin ayırt edici bir geleneğinin başlangıçlarını ortaya koydu. Tekelci kapitalizmin ana çerçevesini çizen bu eser daha sonraki tartışmalar için temel kaynak oldu. Sweezy, Kapitalist Gelişme Teorisi’nde, Marx’ın artı-değerin gerçekleştirilmesi krizi kuramından yararlandı, -bu kuramla Keynes’in efektif talep kuramı arasındaki yakın bağlantıyı da göstererek- ekonomik durgunluk konusunda yetkin bir analiz geliştirdi. Kapitalist Gelişme Teorisi aynı zamanda Marksist tekelleşme analizini daha ileriye götürdü.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2007
₺90,20

Fransız Direniş Hareketi tarihinin yeniden yazıldığı bu kitapta, de Gaulle’cü çarpıtmalardan kurtularak, Direniş gerçeğinin kendi ayakları üzerinde dikilmesini okuyacaksınız.

Yıllarca Fransa’nın yeni imajına kurban edilen, gizlenen, çarpıtılan direnişçiler ve onların gerçek öyküleri Robert Gildea’nın kaleminden yeniden hayat buluyor. De Gaulle’cü Yeni Fransa mitine kurban edilen komünist, anti-faşist, Yahudi direnişçilerin ve kadınların bu büyük mücadeleleri, anılarla ve belgelerle bugüne taşınıyor.

Bugüne değin İnsan hakları, demokrasi ve Fransız kahramanlığıyla soslanarak anlatılan bu büyük mücadelenin aslında ne kadar sert yaşandığını, ihanet, ölüm ve kahramanlığın o günler için nasıl sıradan olduğunu okuyacaksınız. Hak edilmeyen payeler, savaş sonrası yaratılan “aslında olmayan” kahramanların yanısıra, hayatlarını hiçe sayan ölen, öldüren ve adı bile anılmayan gerçek direnişçiler ile tanışacaksınız.

Fransız Direniş tarihi aynı zamanda Nazi zulmünün, katliamların, işbirlikçilerin, korkakların ve ihanetin de tarihidir. Bütün bunların yanısıra Direnişin ana hafızasını temsil edenler bu önemli anda onurlarını korumanın en iyi yolunun kahramanlık değil, acı çekmek olduğunu öğrendiler. İşte onların gerçek hikayesi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 678
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺119,00

Bir halkın dramının epik bir anlatımı! Topraklarından, atalarından ve dahi tarihlerinden kaçan insanların hüzünlü öyküsü!

Bin yılların çığlığının romanı!

“Geş kan içinde babasının koynunda öğleye kadar kaldı. Sonra dışarıdan bir ses duydu ve kulak kesildi. Bu ses amcası Zal’in sesiydi. Avludan ulumaya benzeyen bir ağlama sesi gelmeye başladı. Öyle derinden, öyle içli, yakıcı bir çığlıktı ki bu sanki bin yılların çığlığıydı. Bin yılların kederi, bin yılların çaresizliği bu çığlığın içine sığmış gibiydi. Zal amcası çığlığına hiç ara vermeden kapıdan içeriye bakmış ve daha bir şiddetle, titreyerek ağlamaya, kendini yerden yere vurmaya başlamıştı. Ayaklarının altındaki kanı alıp alıp yüzüne sürüyordu. Sonra ölülerin üzerinde gezdirdi kan çanağı olmuş gözlerini ve tekrar başladı bin yılların çığlığını atmaya. Bu şekilde, sesi kısılana kadar ağladı, inledi. Elleri, yüzü, gözü her yeri kan olmuştu Zal’in. Sonra ölülerin arasına uzandı onlar gibi cenin vaziyetinde uzandı, uzun süre öylece kaldı. Sadece titriyor, inliyor ve ara sıra sayıklamaya benzer sesler çıkarıyordu. Nice sonra kalktı ve avlu merdiveninin üstüne çömeldi. Sırtını kızıl köpeğin gövdesinin hemen yanındaki duvara dayadı. Her nedense dönüp gözlerinin içine, yüzüne baktı kızıl köpeğin. Gözlerinde yiğit, mert, öfkesi öylece orada donmuş gibi bir ifade sezdi. O an yıkılmış dünyasının içinden cılız da olsa bir yardım elinin ona uzandığını hisseti. Bu duygunun ne olduğuna kafasını yoracak durumda değildi. Bu güçle inlemeleri, titremeleri kesildi. Daha düzenli nefes almaya başladı. Bir sigara çıkardı yaktı, derin bir nefes çekti sigarasından. Dumanını dışarı vermedi, içinde kayboldu dumanı. Gözlerini kısarak ölüm sessizliği içindeki köyün ufuklarına doğru baktı, baktı.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 367
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2016
₺36,90

Ferhat Zengin’in hazırladığı bu kitap, Türkiye sinema endüstrisinin dijital teknolojiyle eklemlenmesinin tarihsel bir görünümünü sergilemekte, dijitalleşmenin potansiyellerini tartışmaktadır. Türk Sinemasında 2000 yıllarında yaşanan durgunluğun ardından teknolojik yenilenme ve sinemaya verilen desteğinin sonucunda Türk sinemasında üretilen filmlerin neredeyse tamamı dijital kameralarla çekilmiş, film gösterim salonları da hızla dijitale dönüşmüştür. Yapımcı-yönetmen sayısında artışlar olmuş, yerli film yapım sayısı ve sinema izleyicisi sayısı ve dolayısıyla film hasılatları artmıştır. Film üretim maliyetlerinin dijital teknolojiyle birlikte azalması, fiziksel altyapının erişilebilir olmasıyla birlikte yeni ve genç yönetmenler ilk filmlerini dijital ortamda çekmişlerdir. Dağıtım açısından küçük bütçeli, yerli dağıtım şirketlerinin sayısının arttığını, gösterim olanaklarının da çeşitlendiğini ortaya koyan araştırma, klasik sinema salonlarının yerine yeni gösterim merkezlerinin ortaya çıktığını, gösterimin kolaylaştığını, bir bilgisayar ve perde ile her mekanın gösterim alanına dönüştüğünü belirtmektedir.

Sinemada dijital teknolojinin açtığı olanakları bir radikal dönüşüm değil, bir süreklilik olarak ele almak gerekmektedir. Bu bağlamda yazar Türk Sinemasında dijitalleşmenin olanaklarını ve dezavantajlarını teknolojik belirleyicilik yanılgısına düşmeden disiplinlerarası bir perpsepktifle ele almaktadır. Kitap Türk Sinemasının 2011-2015 tarihleri arasındaki durumuna ilişkin olgusal verileri ortaya çıkaran ve bu alanda yapılan ilk araştırmalardan biri olması nedeniyle bundan sonra yapılacak araştırmalar için başvuru kaynağı niteliğini taşımaktadır.

- Prof. Dr. Nilüfer Timisi İstanbul, Nisan 2017


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 254
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺46,80

CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’den Türkiye’deki kadın hakları mücadelesine dair derinlikli bir çalışma. Tarihsel olarak konuya yaklaşan İlgezdi, bugün kadın hakları mücadelesindeki durumumuzu gözler önüne sererek geleceğe dair ışık tutuyor.

“Kadınlar tarih boyunca, cinsiyet ayırımcılığı ve eşitsizliklerle karşı karşıya kaldı ve kalmaya devam ediyor. Ancak bu ezilmişliğin düzeyi, o toplumun ürettiği siyasal ve kültürel ortamla doğrudan ilişkili. Siyasallaşmış inanç sistemleri kadın ve erkeğe ilişkin tüm değerleri kurguluyor ve toplumdaki kadın erkek eşitsizliğini kadın aleyhine biçimlendiriyor.

Bugün Türkiye’de yaşadığımız da bu yeniden biçimlendirme çalışmalarının bir sonucu. O yüzden de, kadınlara hangi davranış ve faaliyetleri yapabilecekleri, haklara ve güce kimin ne derece sahip olduğu veya sahip olması gerektiği sürekli empoze ediliyor.

Bu satırları kaleme aldığım günlerde kadınlar, hala hakları için büyük bir mücadele yürütüyorlar. Tıpkı binlerce yıllık kadim Anadolu gibi dimdik ayaktalar bugün. Yıllardır süregelen kuşatılmışlıklarının, mutlak bir esaretle bitmemesi için bir ölüm-kalım mücadelesini, azim ve cesaretle sürdürüyorlar…

Çünkü karanlığın tahakkümünde son perde oynanıyor. Ne yazık ki şiddetin öznesi olan, biz kadınlar, nihai olarak “biat” etmemiz için, medeni haklarımızdan, kazanımlarımızdan vazgeçmemiz isteniyor. Ve kadınları kuşatmak için seçilen yöntem yüzyıllardır hiç değişmiyor! Güçlü bir dini vurguyla, bozulmaması, dokunulmaması gerektiğine inanılan değerler; yani kutsallar üzerinden yola getirmeye çalışıyorlar."

Gamze Akkuş İlgezdi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 290
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺51,00

Senaryoların bir defada yazıldığı söylenemez. Gerçekte bitmiş bir senaryo kendini defalarca tekrarlayan bir yeniden yazım sürecinin ürünüdür.

Alexander Mackendrick, Yazar/Yönetmen The Man In The White Suit - The Ladykillers

Cider House/Tanrı’nın Eseri Şeytanın Parçası’nın yazım deneyimi bana bir yazar olarak bir kez daha yazılı bir eser yaratımının en önemli parçasının yeniden yazım süreci olduğunu öğretti.

John Irwing, Senaryo ve Roman Yazarı The World According to Garp - Cider House

Gençliğimde gerçekten felaket derecesinde kötü bir yazar olduğumu söyleyebilirim. Kendini ifade etmeyi neredeyse hiç beceremeyen, kompozisyon ödevlerinden zorlukla –C alan bir öğrenciyken onuncu sınıfta okul değiştirdikten sonra aniden notları A’ya yükselen bir öğrenci olduğumu anımsıyorum. Bunun iki temel nedeni olduğunu düşünüyorum. İlk olarak büyük bir azimle hikâyeler okumaya başlamam ve kuşkusuz gözden geçirerek yeniden yazmanın öneminin farkına varmam.

Tom Schulman, Senaryo yazarı Dead Poets Society - Honey I Shrunk The Kids

Sonuna kadar yazdıktan sonra başa dönüp bir kez daha yazıyordum, sil baştan bir kez daha ve tekrardan… Abartma olmaksızın A Few Good Men/Birkaç İyi Adam sanırım yirminci taslak bitiminde son halini almıştı.

Aaron Sorkin, Senaryo ve Oyun yazarı A Few Good Men - The Social Network


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 620
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺136,00

Akıllı telefon ve tabletlerinizin kameralarını kitaplarımıza kitaba tutarak, arttırılmış gerçeklik teknolojisi ile, 3D animasyon ve çeşitli görsellerle hem eğlenmenizi hem de öğrenmenizi sağlayan bir yayın ve uygulamadır.
Artırılmış Gerçeklik, gerçek dünyadaki çevrenin ve içindekilerin bilgisayar tarafından üretilen ses, görüntü, grafik ile zenginleştirilerek meydana getirilen canlı, doğrudan veya dolaylı fiziksel görünümüdür. Sihirli Keşifler olarak sunduğumuz ise çocuklarımızın diğer elindeki hayalleri teknolojiyi eğitici yönde kullanabilmesidir. Teknolojinin sihriyle yeni şeyler keşfedip öğrenirken, oyun oynayarak eğlenmelerini de sağlamaktır. Arttırılmış gerçeklik kullanıcılara yeni dünyalar açacaktır.

Sihirli Keşifler, arttırılmış gerçeklik kullanarak çocuklarımıza açılan yeni dünyayı öğrenmelerini sağlayacak bilgilerle dolduracaktır. Arttırılmış Gerçeklik Teknolojinin ilerlemeye devam ettiği ve çocuklarımızın teknolojik araçlarla buluştuğu günümüzde, bu araçları ve teknolojiyi onların için faydalı hale getirmeyi hedef olarak belirledik. Uzman ekiplerin destekleriyle hazırladığımız eğitici kitaplardan, telefon veya tabletleri kullanarak, arttırılmış gerçeklik özelliğiyle hem bilgi almalarını hem de eğlenmelerini amaçladık.

İşte bu amaçla yeni bir teknoloji olan arttırılmış gerçeklik ile Kitaplarımızı tasarladık. Çocuklarımızın, bu kitaplar ve teknoloji sayesinde çevrelerindeki dünyayı görsel etkileşimle canlı canlı görmelerini ve öğrenmelerini sağlıyoruz.

Uygulamanın Kullanımı

Uygulamamızı telefon veya tabletinize indirdikten sonra kitabın içinde olan şifreyi aldığınız kitaba girerek kitaba ait özellikleri uygulamanıza yükleyin. Yükledikten sonra kitabınızı açın ve merak ettiğiniz sayfaya tutarak üç boyutlu animasyonu izleyebilir, hikayeyi dinleyebilirsiniz. Kitabı bir kere uygulamanıza indirdikten sonra internet olmadan da kitabın özelliklerini kullanabileceksiniz.

Kitabı hareket ettirerek cihazınızdaki nesneleri hareket ettirebilir, cihazınızla kitabı yakınlaştırarak veya cihazınızın ekranından zum yaparak nesnelere yakından ve farklı açılardan bakabilir, animasyonun her köşesine gidebilirsiniz. Bunları yaparken tek uymanız gereken cihazınızın kamerasının kitabın sayfasını görmesidir.

Çocuklar, bilgiye erişirken oyun oynayarak eğlenecekler. Hem iOS hem de Android cihazlarınızdan arttırılmış gerçeklik sihrini uygulamalarımızla keşfedin. Ayrıntılı bilgi ve tanıtım videomuz için sayfamızı ziyaret edebilirsiniz: https://sihirlikesifler.com


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 24
En / Boy : 21 / 29
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺51,00

Ulus devletin hem kanun koyuculuk, hem ekonomik süreçler hem de kültürel inşaat sahasında yaşadığı sarsıntı ulus kimliğini de etkilemektedir. Küreselliğin ve yerelliğin aynı anda yaşandığı, toplumun giderek cemaatçi kimliklere sarıldığı ulus devlet krizinde ulus kimliğin de cemaatçi bir yapıya dönüşerek kendisini var etmeye çalıştığı görülmektedir.

Yığınsal iletim ortamının mesajları üzerinden eski kimlikleri yeniden görünür hale gelen ve kendi kimlikleriyle ilgili içerikleri takip etmeye başlayan farklı kültür çevreleri yeni araçla birlikte kendi kültürlerinin içerik üreticileri olarak yeni bir rol sahibi olmuştur. Yığınsal iletim araçlarının çeşitlenmesinde olduğu gibi ve hatta daha zengin bir tarzda yerel, ulusal ve küresel içeriklerin İnternet aracılığıyla dünya çapında birbirine bağlanması, yalnız eski kimliklerin yeniden inşasını değil önceden deneyimlenmemiş toplumsal birliklere de kapı aralamıştır.

Farklı aidiyet çevrelerinde bir araya gelen insanlar, kendi makbuliyetlerini kendileri tanımlayarak kurdukları farklı sanal cemaatlerde istedikleri kimlik tasarımını inşa etmenin hazzını yaşamaktadır. Yeni iletişim araçları üzerinde yükselen küreselleşme, ulus devleti tıpkı ekonomik ve siyasi yönden esnemeye zorladığı gibi, ulus kimliği ve kültürü de değişime zorlamaktadır. Herkesin bir biçimde cemaat kimliklerine sarılmaya çalıştığı geç modern dönemde ulus kimliğin de savunmacı bir tarzda yeniden inşa edildiği görülmektedir.

Mail grupları, bloglar, bağımsız siteler veya sosyal paylaşım sitelerinin cemaat oluşumuna izin veren uygulamaları aracılığıyla kendilerini ulusalcı olarak tanımlayan insanların kurdukları sanal cemaatlerin sayısı artmaktadır. Bir kez hayal edilmiş bir cemaatte tahayyülün rutin hale gelmesiyle uyumlu olarak söz konusu sanal cemaatlerde ulus kimlik, ulus devlet, ulusal bağlılık, ulusal aidiyet gibi kategoriler yeniden hayal edilmektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺46,80

Luvilere ilk olarak antik Anadolu medeniyetlerini inceleyen akademis­yenler ilgi duymuştur. Luviler, daha gösterişli komşuları Hititler üzerine yo­ğunlaşan akademik söylemlerde on yıllar boyunca mütevazı bir yer edinmiş olmalarına rağmen, bu durum artık değişmektedir.

Hititolojik araştırmalardaki önemine karşın, Luviler üzerine yapılan tar­tışmalar Anadolu araştırmacılarının çevreleriyle sınırlı değildir. Luvi dilinin en yakın akrabaları olan Likya ve Karya dillerinin kanıtlarına hiçbir zaman Hattuşaş hükümdarlığı altına girmemiş Güneydoğu Anadolu’da birinci bin­yıldaki alfabetik geçişte rastlanmıştır. Anadolu’nun batısında, başkenti Aba­sa/Efes’te bulunan bağımsız Tunç Çağı Krallığı Arzava’nın hükümdarları Luvice ya da Luviceye oldukça yakın isimler taşımaktaydı. Luvice bir ezgide, herkesçe olmasa da yaygın olarak Tunç Çağı Truva’sıyla özdeşleştirilen Wi­lusa’dan dönmekte olan bir kişiden bahsedilir. Grekçede Luviceden alınan birtakım sözcükler bulunmaktadır, üzerlerinde Anadolu hiyeroglifinin kul­lanıldığı objeler ise hem Truva hem de Miletus’ta bulunmuştur.

Bu objelerin her iki bölgeye de dışarıdan getirilmiş olduğu ihtimali olmasına rağmen, Batı Anadolu’da doğal yerlerinde bulunan birtakım grafiti ve kaya kabartmaları açıkça Anadolu hiyeroglifi ile yazılmıştır. Bütün bu bulgular Luvilerin Batı Anadolu’da, Miken ülkesinin ya­kın çevresindeki somut varlığına işaret eder. Birtakım başka savlar da bu tezdeki boşlukları doldurmak üzere kullanılmıştır. İlk olarak, Hitit Kanunla­rı’nın son sürümünde Arzava’nın bir noktada yer adı olan Luviya’nın yerine kullanıldığı uzun zaman önce gözlemlenmiştir. Bazı akademisyenler bunu Luviya ve Arzava’nın özdeş olduğunun kanıtı olarak değerlendirmiş, bu da onları Luviya yurdunu Anadolu’nun batı kısmında aramaya sevk etmiştir. Ancak görünen o ki Luviler tüm Anadulu’ya ve hatta daha ötesine de yayılmıştır.

Luvi kültürü ve “Luvi kimlikleri” şu anda oldukça ilginç bir alan niteliği taşır ve uzun yıllar boyu böyle olmaya devam edeceğine dair güvenimiz sonsuzdur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺114,80

Eğer işe yeni başlamış bir senaristseniz, “Bu 120 sayfayı nasıl dolduracağım?” diye sorarsınız. Profesyonel bir senaristseniz, “Bu hikayeyi 120 sayfaya nasıl sığdıracağım?” diye düşünürsünüz. Ama ne olursa olsun her zaman “Nasıl daha iyisini yapabilirim?” diye düşünürsünüz.

Ana hatlarıyla baktığımızda sekans yöntemi sadece bir formül ya da sayılarla senaryonun yapılandırılması gibi görünebilir. Ama aslında durum hiç de böyle değil. Sekans yöntemi aslında yazarların ölü bir metin değil, dinamik, dramatik, sürükleyici bir öykü anlatmasını sağlıyor. Diğer popüler senaryo yazımı yöntemlerinden farklı olarak sekans yöntemi seyircilerin hikayeyi içselleştirmesine ve yazarın bu içselleştirme deneyimini daha iyi hale getirmesine yardımcı oluyor. Sekans yöntemi sayesinde yazarlar dramatik gerilimi yönetebiliyor ve maksimum etkiyi alacakları şekilde düzenleyip seyircinin umutlarını ve korkularını kontrol ederek beklentilerini arttırıyorlar.

Sekans yöntemi sadece bir senaryonun daha iyi hale gelmesini sağlamıyor, yazılmasını da kolaylaştırıyor. Sekans yöntemi karakterlerin motivasyonlarının ve hikayelerinin daha net anlatılmasına, alakasız sahnelerin dramatik düzene uygun hale gelmesine yardımcı oluyor. Böylece 120 sayfa sorunu yönetilebilir hale gelirken yazarlar dramatik bir yol haritası izleyerek klasik sahne düzeni karmaşasını yaşamıyor.

 - Pınar Dinçkurt


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺80,80

Ferhat Zengin'in hazırladığı bu kitap, Türkiye sinema endüstrisinin dijital teknolojiyle eklemlenmesinin tarihsel bir görünümünü sergilemekte, dijitalleşmenin potansiyellerini tartışmaktadır. Türk Sinemasında 2000 yıllarında yaşanan durgunluğun ardından teknolojik yenilenme ve sinemaya verilen desteğinin sonucunda Türk sinemasında üretilen filmlerin neredeyse tamamı dijital kameralarla çekilmiş, film gösterim salonları da hızla dijitale dönüşmüştür. Yapımcı-yönetmen sayısında artışlar olmuş, yerli film yapım sayısı ve sinema izleyicisi sayısı ve dolayısıyla film hasılatları artmıştır. Film üretim maliyetlerinin dijital teknolojiyle birlikte azalması, fiziksel altyapının erişilebilir olmasıyla birlikte yeni ve genç yönetmenler ilk filmlerini dijital ortamda çekmişlerdir. Dağıtım açısından küçük bütçeli, yerli dağıtım şirketlerinin sayısının arttığını, gösterim olanaklarının da çeşitlendiğini ortaya koyan araştırma, klasik sinema salonlarının yerine yeni gösterim merkezlerinin ortaya çıktığını, gösterimin kolaylaştığını, bir bilgisayar ve perde ile her mekanın gösterim alanına dönüştüğünü belirtmektedir.

Sinemada dijital teknolojinin açtığı olanakları bir radikal dönüşüm değil, bir süreklilik olarak ele almak gerekmektedir. Bu bağlamda yazar Türk Sinemasında dijitalleşmenin olanaklarını ve dezavantajlarını teknolojik belirleyicilik yanılgısına düşmeden disiplinlerarası bir perpsepktifle ele almaktadır. Kitap Türk Sinemasının 2011-2015 tarihleri arasındaki durumuna ilişkin olgusal verileri ortaya çıkaran ve bu alanda yapılan ilk araştırmalardan biri olması nedeniyle bundan sonra yapılacak araştırmalar için başvuru kaynağı niteliğini taşımaktadır.

- Prof. Dr. Nilüfer Timisi İstanbul, Nisan 2017


Sayfa Sayısı : 254
Basım Tarihi : Mayıs 2017
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺16,40 KDV Dahil

Bugünkü Afganistan, Türkistan, Hindistan Alt Kıtası ve İran gibi kültürel farklılıklar barındıran üç önemli bölgenin coğrafi olarak kesiştiği bir alanda yer almaktadır. Bu topraklar geçmişte birçok millet, medeniyet ve orduların uğrakyeri ya da hâkimiyet alanı olmuştur. Bu çerçevede bakıldığında; Afganistan toprakları Dara’dan Makedonyalı İskender’e, Araplardan Moğollara, İngilizlerden Sovyetlere ve en son ABD ile müttefikleri tarafından işgale uğramıştır. Afganistan’ı, ekonomik ve kültürel köprü ya da çok eski devirlerden beri kuzeyden Hindistan’a yönelik askeri seferlerde uğrak noktası olarak farklı işlevler üstlendiğini görebiliyoruz. Afganistan safahatı, bazı dönemlerde tarihin aydınlık çağlarını yaşarken, bazı dönemler de ise tarihin en karanlık ve acımasız yüzünü temsil etmektedir. Baktarian döneminde Afganistan, Yunan Medeniyetinin bir parçasıyken, sanat ve kültürde günümüz Afganistan’ından daha önde olduğu bıraktıkları eserler ve arkeolojik kalıntılarla malumumuzdur. Kuşanlar, Eftalitler ve Türkşahiler döneminde Afganistan, Budizm geleneğinin ve sanatının en üst noktasını teşkil etmektedir. 2001’de Taliban tarafından patlatılan Bamyan Budhaları bu dönemin eseridir. Gazneliler ve Gurlular Afganistan’ında, İslam dininin, öğretilerinin ve sanatının en iyi temsil edildiği dönem olarak bilinmektedir. Ayrıca günümüz Afganistan’ın, Pakistan’ın ve Hindistan’ın içlerine kadar İslam dinini yayılmasını sağlamışlardır. Timurlu sülalesinde Afganistan, tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır, bilimden sanata, edebiyattan astronomiye, kurumsallaşmadan teşkilatlanmaya kadar birçok alanda Asya’nın en iyisi olmuşlardır. 16. Asır Timurlu Rönesans’ı veya Şark Rönesans’ı adıyla anılan dönemin merkezi Semerkand’ın yanı sıra Afganistan’daki Herat ve Belh gibi önemli şehirler olmuştur. Babürlüler döneminde Afganistan ve bölge, bilim, sanat, kültür ve hoşgörü açısından çağdaşı olan diğer Müslüman devletlerin en iyisiydi. Babür’ün torunu olan Ekber Şah dönemi, Babür Devleti’nin her açıdan en güçlü dönemidir. 18. Asırın ortalarında Nadir Afşar’ın ölümü ile Ahmed Şah Durrani Afgan kabilelerini bir araya toplayarak kendi devletini kurmuştur. Afgan aşiretleri tarafından yönetilen bu devlet, karanlık bir dönemi simgelemektedir. 19. Asırda ise Afganistan’ın tampon bölge olma özelliği ön plana çıkmıştır. İngiltere ve Rusya arasında devam eden siyasi ve ekonomik mücadelede, diğer bir adıyla “Büyük Oyun” sürecinde başlayan bu özellik uzun yıllar devam etmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺64,78

Paulo Reglus Neves Freire (1921-1997) 20. yüzyılın en büyük ve etkili eğitim düşünürlerinden biri olarak kabul edilir. Freire’nin Brezilya’da ortaya çıkan ve dünyanın pek çok bölgesinde hayat bulan eğitim düşüncesi, ölümünün (2 Mayıs 1997) ardından yaklaşık yirmi yıl geçmesine karşın günümüz eğitim dünyasını hala tüm canlılığıyla aydınlatıyor. Kitapları yeniden basılıyor, yazıları birçok dile çevriliyor, yaşamı, eserleri ve eğitim yöntemi üzerine yeni çalışmalar yapılıyor.

Freire’nin eğitim düşüncesi ve kendi adıyla anılan yöntemi Brezilya’da başlayan ve ardından dünya geneline yayılan yetişkin okuma-yazma çalışmaları üzerinden şekillenmiştir. Bu nedenle Freire’nin düşüncesinin gelişiminde onun okuryazarlık deneyimleri kilit önemdedir ve bu yüzden onun okuryazarlık anlayışını tümüyle betimlenmeden onun düşünsel evreni tam anlamıyla anlaşılamaz. Okuma-yazma çalışmalarında geliştirdiği yaklaşımı toplumsal dönüşüm, baskı biçimleri ve bunlar için eğitimin sunduğu olanaklar üzerine odaklanmıştır. En genelde Freire’nin okuryazarlık ve halk eğitimi anlayışı, toplumsal eşitlik için halk örgütlenmesi olarak değerlendirilebilir. Buradan da anlaşılacağı üzere, onun düşüncesinde eğitim, siyasal alandan bağımsız değildir. Eğitimsel olan ile siyasal olan arasında güçlü bir bağ vardır ve bu nedenle Freire, eğitimin yansız olamayacağını ifade eder. Ona göre biri yansız bir eğitimden söz ediyorsa aslında egemen olandan yana olduğunu ifade ediyordur.쇓 Freire’den eleştirel pedagoji akımına kalan en büyük mirasın kısaca “eğitim yansız değildir” saptaması olduğu söyleyebilir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 178
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺50,20
Hangi ortam olursa olsun müzik dinleme eyleminin tekrara yönelik bir yapısı vardır. Radyo ve televizyon gibi izleyicilerin yayınları kontrol edemedikleri ortamlarda bile, müzik parçalarının yayın akışında tekrarları olmaktadır. Yeni piyasaya çıkmış olan müzik parçalarının bu tekrar sıklığı daha fazladır. Bireylerin kendi seçtikleri müzikleri dinledikleri ortamlarda da yine tekrar durumu söz konusudur, çünkü insanlar dinlemekten hoşlandıkları müzik parçalarını tekrar tekrar dinleyebilirler. 1951 yılında bir radyo yayıncısı olan Storz’un aklına parlak bir fikir geldi. Neden kendi radyo istasyonlarında da plakları bar müşterilerinin juke-box’da çaldığı şekilde tekrar tekrar çalmasınlardı? Bu yeni uygulamanın başarılı olabilmesi için radyo yayın akışının hızlandırılarak sıkıcılıktan kurtarılması gerekiyordu. Spikerler haberleri hızlı okuyacak, önceden kaydedilmiş reklâmlar karışık seslerle neşelenecek ve disc jokeyler programlarını yayınlarken şakalar, espriler eşliğinde programlarını kişiselleştirdikleri duygusunu yansıtacaklardı. Şüphesiz müzik dinleyicisi açısından tekrarın önemini anlayan ilk kişi Storz değildi. Az sayıda birkaç popüler şarkıyı yayınlama düşüncesi, en azından on yılı aşkın süredir ayakta duran Your Hit Parade adlı Amerikan yayıncılık kurumu kadar eskiydi. 1934’te radyoda başlayıp, 1950’de televizyona taşınan bu haftalık şov ülkenin en sevilen şarkılarını on numaradan bir numaraya doğru çalarak tekrarlıyordu...
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2008
₺16,40

Savaşın gölgesinde bir avuç sihirli elin dokunuşuyla yeniden canlanan hayatlar.
Umut aşılayan, yüreğini ortaya koyan vatan sevdalıları…
Yitip giden gençlik, yarım kalan hayaller…
Esaretin gölgesinde yaşamaya çalışmak…
Vatansız kalma korkusu….
Avuçlarının arasından kayıp giden hayatlar…
Kuruyan göz pınarları, ıslanan duvar dipleri…
Yüreklere kazınmış, deşildilçe kanayan derin yaralar…
Kendi yaralarını unutup başkalarının yaralarına merhem olan, şifa dağıtan hemşireler…
Karanlığı aydınlatan ateş böceklerinin hikayesi…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺76,50

Her ne kadar şehir hayatına alışmış görünseler de, kedilerin dört ayağından üçü hâlâ vahşi köklerinden ayrılmamıştır.

Köpeklerin düşünce biçimi ataları gri kurtlarınkinden bir hayli farklıdır artık. Kediler ise halen vahşi avcılar gibi düşünür. Bir iki kuşak içinde kolayca 10.000 yıl önceki, evcilleştirilmemiş durumlarının temel özelliği olan bağımsız yaşamlarına dönebilir. Bugün bile milyonlarca kedi, ev hayvanı olarak değil yabani leşçiler ve avcılar olarak, insanlarla yan yana ama onlara hiç güvenmeyerek yaşamaktadır. Kedi yavruları akıl almaz bir hızla dostu düşmandan ayırmayı öğrendiğinden, kediler birbirinden son derece farklı olan bu iki yaşam biçimine tek bir kuşak içinde uyum sağlayabilir.

Kediler içlerinde insan sevgisi ile doğmaz. Bu, yavru iken öğrendikleri bir duygudur. Ayrı şekilde, diğer kedileri de kendiliğinden sevmez. Tersine, içgüdüleri, karşılaştıkları her kediden şüphe duymalarını, hatta ona korku ile yaklaşmalarını öngörür. Köpeklerin atası olan son derece sosyal kurtların aksine, kedilerin ataları yalnız yaşamayı seven, bölgelerine bağlı hayvanlardı.

Kediler, vahşi davranışlarının birçoğunu koruyarak, insanlarla beraber yaşamayı öğrenmiştir. Cins kedilerin oluşturduğu bir azınlık dışında kalan kediler, köpeklerin aksine insanlar tarafından “yaratılmış” değildir. Daha çok, bizimle beraber evrilerek, onlara farkında olmadan sunduğumuz rollere uyum sağlamayı öğrenmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 406
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺76,50

George R. R. Martin (Game Of Thrones’un yazarı) ve Gardner Dozois’den bir şahaser daha!

Herkes düzenbazları sever

...ama bazen bundan pişman oluruz.

Alçaklar, dolandırıcılar ve fırlamalar. Serseriler, hırsızlar, hilekârlar ve namussuzlar. Kötü çocuklar ve kötü kızlar. Üçkağıtçılar, baştan çıkarıcılar, madrabazlar, dalavereciler, sahtekârlar, numaracılar, şarlatanlar, yalancılar, ahlaksızlar, hilebazlar.. Pek çok adla tanınırlar ve her türlü hikayede, yeryüzündeki her janrda, mitlerde ve efsanelerde ortaya çıkarlar... ve ah, aynı şekilde tarihin her anında da. Onlar Loki’nin çocukları, Coyote’nin kardeşleridir. Bazen kahramandırlar. Bazen kötü karakter. Çoğu zaman ise ikisinin arasında yer alırlar: gri karakterler... ve gri uzun zamandır en sevdiğim renktir. Gri, siyah veya beyazdan çok daha ilginçtir.

İyi okumalar... ama dikkatli olun. Bu sayfalardaki bazı beyler ve güzel hanımlar tamamen güvenilir değiller.

- George R. R. Martin

Bir keresinde Victoria’nın kendisi tarafından ona bir büyüteç verilmişti (gerçi “verilmişti” kelimesi, haklı olmakla beraber talihsiz bir abartma sayılabilirdi). Muhteşem bir şeydi: ufak melekler ve gargoyleler ile süslü, yaldızlı, zincirli bir büyüteç. Merceğinin ise onunla baktığınız her şeyi şeffaf hâle getirmek gibi sıra dışı bir özelliği vardı. Marquis, Victoria’nın büyüteci ilk başta nereden elde ettiğini bilmiyordu. Yani o, tam olarak anlaştıkları gibi olmadığını düşündüğü bir ödemeyi telafi etmek için büyüteci Victoria’dan aşırmadan önce. Neticede yalnızca tek bir Fil vardı ve Fil’in günlüğünü ele geçirmek kolay olmamıştı. Günlüğü ele geçirdikten sonra Fil’den ve Kale’den kaçmak da öyle. Marquis, Victoria’nın büyütecini pratikte orada olmayan dört cepten birine koymuştu ve bir daha asla bulamamıştı.

- Neil Gaiman

George R. R. Martin (Game Of Thrones’un yazarı) ve Gardner Dozois’den bir şahaser daha!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 442
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺106,30

George R. R. Martin (Game Of Thrones’un yazarı) ve Gardner Dozois’den bir şahaser daha!

Herkes düzenbazları sever

...ama bazen bundan pişman oluruz.

Alçaklar, dolandırıcılar ve fırlamalar. Serseriler, hırsızlar, hilekârlar ve namussuzlar. Kötü çocuklar ve kötü kızlar. Üçkağıtçılar, baştan çıkarıcılar, madrabazlar, dalavereciler, sahtekârlar, numaracılar, şarlatanlar, yalancılar, ahlaksızlar, hilebazlar.. Pek çok adla tanınırlar ve her türlü hikayede, yeryüzündeki her janrda, mitlerde ve efsanelerde ortaya çıkarlar... ve ah, aynı şekilde tarihin her anında da. Onlar Loki’nin çocukları, Coyote’nin kardeşleridir. Bazen kahramandırlar. Bazen kötü karakter. Çoğu zaman ise ikisinin arasında yer alırlar: gri karakterler... ve gri uzun zamandır en sevdiğim renktir. Gri, siyah veya beyazdan çok daha ilginçtir.

İyi okumalar... ama dikkatli olun. Bu sayfalardaki bazı beyler ve güzel hanımlar tamamen güvenilir değiller.

- George R. R. Martin

Bir keresinde Victoria’nın kendisi tarafından ona bir büyüteç verilmişti (gerçi “verilmişti” kelimesi, haklı olmakla beraber talihsiz bir abartma sayılabilirdi). Muhteşem bir şeydi: ufak melekler ve gargoyleler ile süslü, yaldızlı, zincirli bir büyüteç. Merceğinin ise onunla baktığınız her şeyi şeffaf hâle getirmek gibi sıra dışı bir özelliği vardı. Marquis, Victoria’nın büyüteci ilk başta nereden elde ettiğini bilmiyordu. Yani o, tam olarak anlaştıkları gibi olmadığını düşündüğü bir ödemeyi telafi etmek için büyüteci Victoria’dan aşırmadan önce. Neticede yalnızca tek bir Fil vardı ve Fil’in günlüğünü ele geçirmek kolay olmamıştı. Günlüğü ele geçirdikten sonra Fil’den ve Kale’den kaçmak da öyle. Marquis, Victoria’nın büyütecini pratikte orada olmayan dört cepten birine koymuştu ve bir daha asla bulamamıştı.

- Neil Gaiman


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 420
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺106,30

Alevilik inancında kadınların durumu nedir sorusuna cevap aramak için yola çıkmıştım ve bu konunun sandığımdan çok daha kadim ve kadıncıl zamanlara uzanan bir yolculuğa beni götüreceğini artık biliyordum. Alevilikte kadınların durumu hakkında fikir sahibi olabilmem için Alevilik inancına etki eden toplumların, inançların, yani bu inancın etkileştiği temel köken ve kaynakların en başından itibaren nereler olduğunu bulmam gerekiyordu. Bu temel kaynaklar şimdiye dek Alevilik üzerinde çalışanların ele aldığı sınırları aşmalıydı. Çünkü Alevilik inancının hangi inançlardan etkilendiğini araştırmıyordum, Alevilik inancına en temel karakterini veren şeyi; Alevilik inancında kadınların izlerini araştırıyordum. Alevilik inancında kadın erkek ilişkileri nasıl bir zeminde, neye gore oluşmuştu? Bu soruların cevapları çok daha eskilerde olmalıydı.
Bu kitap, Aleviliğin kadim ve kadıncıl bir inanç olduğuna dair edindiğim şüphenin labirentlerinde Ana tanrıçaların ışığına doğru uzanan kadıncıl YOL’dur. Tanrılar tarafından üzeri örtülmeye çalışılan Ana tanrıça ve tanrıçaların unutmayı süpürerek ortaya çıkarma çabasıdır


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺63,80
Özellikle fikri mülkiyet ve telif hakları konusunu incelememiş olanların genel kanısı, fikri mülkiyet yapılarının yaratıcının hakkını koruyan düzenlemeler olduğu yönündedir. Oysa fikri mülkiyet ve telif hakları düzenlemelerinin, yaratıcının hakkını koruyan uygulamalardan çok yaratıcıların haklarını devralmış olan devasa ticari kuruluşların yararını en çoğa çıkartan düzenlemelere dönüştüğünü savunan araştırmacılar da bulunmaktadır. Tarihsel olarak bakıldığında Batı dünyası dışındaki geniş bir coğrafyanın, bir zamanlar Batı uygarlığı gibi en ileri uygarlıkların toprağı olduğunu unutmamak gerekir. Uygarlık tarihinin birikimi, Batı uygarlığının oluşmasını mümkün kılmıştır. O halde Batının ortaya çıkarıdığı bilimsel ve teknolojik buluşlar, sadece Batı Dünya’sındaki bir yalıtılmış bir bireyin buluşu olarak değerlendirilebilir mi? Ortaya çıkış koşulları, tarihsel gelişimi ve kapitalizmin günümüzdeki yeniden yapılanma çabalarıyla yakından ilişkili olarak fikri mülkiyet ve telif hakları düzenlemeleri, bu bakış açısıyla Türkiye’de yeteri kadar incelenmemiştir. Serpil Karlıdağ’ın eseri bu konudaki boşluğu doldurmak amacıyla yazılmıştır. Gerek konuya yaklaşımının özgünlüğü gerekse de Türkiye’de müzik alanında yaşanan tartışmaları bu bağlamda çözümlemesiyle alana önemli katkılarda bulunmaktadır. -Haluk Geray-
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 286
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : .2010
₺36,90

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 116
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2009
₺12,71

Türkiye, 1990'lı yıllarla birlikte, daha çok tecimsel bir paradigmada şekillenmiş olan ticari yayıncılık girişimleri ile tanışmış, ticari televizyon kanalları, izleyicilerin pek alışık olmadığı yeni televizyon program formatlarını ekranlara taşımaya başlamıştır. Türkiye'de, ticari televizyon yayıncılık sektörü, küresel medya pazarı için oldukça çekici bir sektör haline gelmiştir. Küreselleşme eğilimleri ile iç içe geçmiş bir yapıda gelişen ticari yayıncılıkta, bazı televizyon program formatları televizyon izleyicisinden büyük ilgi görmüştür. 1998 yılında, Who Wants to Be a Millionaire? adlı formatla başlayan süreçte, uluslararası televizyon endüstrisi, televizyon program formatlarının başarısına tanıklık etmiştir. Aslında, ticari bir süreç olarak medya ürünlerinin ve markalarının isim hakkının kullanılması ya da kiralanması pratiği yeni bir pratik değildir, ancak, bu pratiğin medya sektöründe yaygınlık kazanması görece yenidir. Bu kitap, Anglo-Amerikan eğlence endüstrisinin vazgeçilmez bir unsuru haline gelen uluslararası televizyon program formatlarının küresel pazardaki başarısını garantileyen prodüksiyon aşamasına odaklanmış ve bu görece yeni pratiği, prodüksiyon aşamasının detaylarıyla birlikte, gözler önüne sermeyi amaçlamıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 186
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2016
₺41,70

Son yıllarda, Bizans dünyasındaki “düalist” inanç ve örgütlenme, tarihçilerin ve ilahiyatçıların giderek artan bir ilgisine mazhar olmaktadır. Hıristiyan dünyasında ana akım inanç çizgisinden oldukça farklı bir görünüm arz eden bu topluluklar ve inançlarla ilgili belge ve metinler zengin bir içerikte olsalar da genellikle parça parça ortaya çıkmaktadır. Özelikle Anadolu’da yaşayan ve giderek batıya yönelen Paulikanlar ana akım Hıristiyanlık tarafından heretiklikle suçlanmış ve batıya yolculukları zorunlu iskan sebebiyle başlamıştır. Bulgaristan’da Bogomil adını alan ve batıya yayılmaları sırasında Katharlar vb. isimlerle anılan Paulikanlar hakkında hemen hemen tüm bilgiler, kendilerini onları yok etmekle görevli sayan Ortodoks ve Katolik kiliselerinin belgelerinden, çokça da lanet metinlerinden boy vermektedir.

Tarihe sadece kendi paradigmasından ve inanç sisteminden bakan ve hatta tarihi bugünden bakarak belli bir inanç sisteminin prizmasından geçirme çabası içinde olanlar bu toprakları köksüzleştirmektedir. Bu kitabın içinde yer alan tarihi metinler bu toprakların çok da uzak olmayan dönemlerini anlatmaktadır. Bu metinler dikkatli okunduğunda bugün Anadolu’da varlığını sürdüren kimi inanışların kaynağının çok daha eskilerde olduğu görülmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarihin üstüne çöken egemen ideoloji tarihi çarpıtmakta, insanları ve inanışları köksüzleştirmektedir. Giderek tarihi eklektik bir biçimde anlatmaya dönüşen tarih yazımı gelişmekte, insanlar kendi geçmişleriyle ilgili hurafelere inanmak zorunda bırakılmaktadır. Son on yıllarda ortaya çıkan gerçeklik Anadolu’da binlerce yıl süren, kesintisiz ama farklılaşan bir inanç sisteminin, etnik bir devamlılığın olduğu yönündedir. Bu bağlamda Janet ve Bernard Hamilton’un bu öncü çalışması, iyi bir seçki sunmaktadır. Hamilton’lar doğu ile batı heretikleri arasındaki bağların sıkı olduğunu ve batıdaki Katharlar’ın Balkanlar’dan fazlasıyla etkilendiklerini Balkanlardaki Bogomiller’in köklerinin de bugün Sivas, Tunceli vb. illere dayandığını göstermektedirler. Bu kitap, Ortaçağ Hıristiyan dünyasındaki, özellikle de Anadolu’daki dinsel geleneklerin hem içiçeliğini hem de farklılıklarını ortaya koyarak bu konudaki algılarımızı dönüştürmektedir. Şimdi yapılması gereken bu konularda daha da derinleşmek ve Anadolu’nun daha sonraki dönemlerinde bu inanışların nerelere evrildiğini ortaya çıkarmaktır.

- Hakan Tanıttıran


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2010
₺136,00

Benim açımdan bu kitabı okumak, sanırım, Kapital’in I. cildinin milyonlarca okuyucusunun da yaşadıklarına bir ölçüde benzeyen, duygusal bir deneyim oldu. Yurttaşlarım olan kadın ve erkeklerin büyük çoğunluğu kadar, onların dünyanın diğer yerlerindeki muadillerinin de çalışma hayatlarında karşılaşmak zorunda kaldıkları keder verici, dehşetli, kalp kırıcı yöntemler bilincime eziyet verici ve unutulmaz biçimlerde nakşoldular. Hepsi de etkinlik ve üretkenlik adına gerçekleştirilen, ama aslında büyük Sermaye tanrısının daha kesinlikli bir zaferi uğruna, onların çektiği eziyetleri daha da ağırlaştırmayı hedefleyen yol ve araçlar için gündelik olarak sarf edilen bütün bu yetenek ve enerji miktarını düşündüğüm zamansa, insanlığın böyle canavarca bir sistemi yaratabilme yeteneğine duyduğum hayreti aşabilen yegâne şey, onun, insan soyunun iyiliğini ve mutluluğunu böylesine açıkça tahrip eden bir düzenlemenin sürüp gitmesini hoş görme konusunda sergilediği arzu karşısında duyduğum şaşkınlıktır. Eğer bu çabanın kendisi ya da yalnızca yarısı, çalışmayı, aslında tam da olabileceği gibi, yaşama sevincini artıran, yaratıcı bir faaliyet haline getirmek üzere harcanmış olsaydı, dünya nasıl da harikulade bir yer olurdu. Ama öncelikle kapitalizmin aslında ne olduğu ve onun görünürde sahip olduğu gereklilik ve kaçınılmazlıkların neden aslında sadece küçük bir azınlığın çıplak öz çıkarlarını gizlemeye yarayan ideolojik incir yapraklarından ibaret oldukları konusunda yaygın bir popüler kavrayışın yaratılması gereklidir. Bu kitabın, bu son derece gerekli aydınlanma açısından yaşamsal bir katkıda bulunabileceğinden eminim. -Paul Sweezy-


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 448
En / Boy : 15,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2008
₺80,80 KDV Dahil

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 132
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 8.2007
₺7,59

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 229
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2011
₺24,60

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 126
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2008
₺5,31

"Ben; gök evreni ve yer evreninin yaratıcısı, hiddetli fırtınaların tek egemeni, ilksel başlangıçtan beri var olan tanrı kızgın boğa An'dan olma; yerin, yüksek dağların, başı rüzgarlı şharaların hakimi bereketli tanrı Ki'den doğma Bilge Tanrı Enki'yim. Çok bilinen bir diğer adım da Ea'dır. Karanlık yer altındaki hayat suyuyla dolu dipsiz derinliklerin, cömertliğin, yaratıcılığın, büyünün ve size sunduğum mutluluğun tanrısıyım. Suyun ve yerin büyük efendisiyim. Güzel sanatların ve zanaatların becerikli ustasıyım. Büyük ırmaklara hayat veren, onları ersuyuyla dolduranım; kadere ve kutsal yaratıcı "me"lere hükmeden, dağıtan ve paylaştıranım. Belagat ustasıyım ve bilgisini oğluna ulaştıranların babasıyım. Denizlerin, ırmakların neşesi ve dehşetiyim. Her şeyden önce emirleri sorgulanmayanım. Bel pirişti, Bel Üzni, Apkal İlani'yim; korkular yaratan azgın dalgaların süvarisiyim. İnsanlığın yaratıcısı ve koruyucusuyum. Bereketin ve bolluğun simgesi Buranun'un (Fırat) ikiz kardeşiyim. Ben büyük uşumgalım, tek gözünü kaldırmakla Canavar Kur'u temelinden sarsanım. Kutsal Apsu (Apsuwa) kralı ve yazgıları belirleyenim, Apsu'daki deniz evimin bir adı da "Yingur-ra"dır. Benim evim gökyüzü ve yeryüzünün hasrıdır. Ben dilemezsem oraya güneş tanrısı Utu'nun ışığının zerresi dahi giremez. Ben dilemezsem su akmaz, yağmur yağmaz.

Bu kitap; Kafkas klanlarıyla, Orta Asya'dan gelen Türkmen boylarının oluşturduğu ve tarihe Sümer adıyla geçen muhteşem uygarlığın kurgusal romanıdır.

Sümer mitolojisine tutkun olan post modern şair Charles Olson çevirmen Charles Doriya'yı bir keresinde "Sen Yunanlısın ben Hitit'im" sözleriyle selamlıyordu. Ben şöyle sesleniyorum:

"Aslında hepimiz Sümeriz."

- Adnan Özveri


Sayfa Sayısı : 472
Basım Tarihi : Haziran 2015
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺24,19 KDV Dahil

İÇİNDEKİLER

Tekelci Sermaye Teorisi'ne Giriş - John Bellamy Foster 

Tekelci Kapitalist Toplumun Niteliği: Kültür ve İletişim - Paul A. Baran ve Paul Sweezy

İletişimde Var Olan Alternatifler - Raymond Williams

Kapitalist Toplumda İletişim     - Ralph Miliband

Sosyalizme Doğru Halk Hareketleri: Birlikleri Çeşitlilikleri - Samir Amin

Yaklaşan Sosyalizm - Hary Magdoff

Rusya ve Ukrayna Krizi - Samir Amin

EZLN Tarihine Bir Bakış (2-3 Bölüm)  - Raul Romero


Sayfa Sayısı : 202
Basım Tarihi : Ekim 2014
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺13,12 KDV Dahil

Alternatif medya, en kısa ifadesiyle kapitalist sistemin ve dolayısıyla neo-liberal politikaların kuşattığı, boğduğu, seslerini duymadığı, bastırdığı, parçaladığı, ayırdığı ve kendi gerçekliklerinden kopardığı insanların her şeye karşın hala insan olmakta direnerek verdikleri etik bir cevaptır. Bu cevap aynı zamanda cilalanmış, parlatılmış imgelerin sırlarının döküldüğü ve üstü örtülen, geçiştirilen istekler olarak birlikte yaşama, herkes için iyiyi isteme gibi hayata dair, hayatı paylaşmaya dair başka yolların mümkün olduğunun yüksek sesle dile getirildiği siyasal talepler toplamıdır. Ancak alternatif medya aracılığıyla dile gelen bu istekler, baskın olandan “talep edilen” istekler değildir, bir hak arayışıdır, toplumsal adalet arayışıdır. Dünyada içinden geçilen dönemin belirsiz ve tekinsiz pervasızlığında en başta ve hep insan olmaya tutunmaktır.
Kapitalizmin kendini sürekli yeniden ürettiği ve tüketimi, meta tüketiminin çok ötesine taşıyarak duyguları, düşünceleri, insani değerleri, ilişkileri, kişisel etiği, sevgiyi, saygıyı -hatta öz saygıyı- yalnızca toplumsal alanda değil bireysel alanda da dayattığı bir şiddet ikliminden sağ çıkmanın, sağlam çıkmanın, bireylerin inandıkları değerleri gündelik hayat pratiklerine aktarmalarının imkansızlaştığı bir zamanda, aynı anda başka bir dünyaya olan inancı diri tutmak için yazmaya, düşünmeye, tartışmaya devam etmek gerekiyor.
Bu derleme, bir yandan alternatif medyalar ve alternatif mecralar üzerine çalışan dünyanın önde gelen akademisyenlerinin teorik tartışmalarıyla karşılıklı konuşmalarına alan açarken bir yandan da farklı coğrafyalardan alternatif seslerin kendilerine açtıkları çatlaklardan seslerini duyurmalarına ve deneyimlerini paylaşmalarına zemin sağlıyor. Kısaca, yazmaya, düşünmeye, tartışmaya devam edenlere gökyüzüne birlikte bakılacak bir durak sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 258
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2014
₺40,18

Aralık 1999 tarihinde Berlin'de yapılan kurultay, Berlin Programı kabul edildikten on yıl sonra, bir komisyonu SPD'nin temel ilkelerini içeren bir program hazırlamakla görevlendirmiştir. SPD uzun süre muhalefette kaldıktan sonra yeniden Almanya'nın yönetiminde sorumluluk üstlenmişti. Program ilkelerinin çağdaşlaştırılması bu yüzden bazılarının istediği, bazılarının ise korktuğu bir konu haline gelmişti. Gelgelelim açık sınırlar ve sosyal riskler karşısında çağdaş çözümlerin bulunmasının gerekli olduğu konusunda herkes hemfikirdi.

Yeni temel ilkeler programımızda yer alacak olan ilkelerin tartışılması SPD için yararlı olmuştur. 2006 yılında program çalışmamızın tamamlama evresini başlattığımızdan beri SPD'nin diyaloğa açık ve diyaloğun platformu olduğunu, Sosyal Demokrat Parti'nin geleceğini tepeden inme bir biçimde değil, toplumun içinden yola çıkarak, tartışarak belirleyebildiğimizi kanıtladık. Daha önce hiç bir Alman partisinin programı bu kadar kapsamlı, demokratik bir katılım ile oluşmamıştı. Böylece yeni standartlar koyduk, çünkü 21. yüzyılın başındaki yol ayırımlarında verilecek olan kararların SPD için de, toplumumuz için de özel bir öneme sahip olduğunu biliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda sık sık iklim değişikliği, barış siyasetimizle, sermaye piyasalarının düzenlenmesi, sosyal devletin yenilenmesi ya da iyi bir işe olanak sağlanmasında dönemin sorunlarını yakaladık.

Devletin etkin olması gerektiği, demokrasinin çaresizliğe tahammülü olmadığı, etkilemenin ve düzenlemenin tahammül etmekten yeğ olduğu yönündeki temel varsayımlarımız giderek daha çok kabul görüyor. Sosyal demokrasinin değerleri ve hedeşeri toplumumuzda bugün geniş destek buluyor. Hamburg Programımız, programın zorunlu olarak pratikle çelişeceğini düşünenleri haksız çıkardığı gibi, hükümet sorumluluğunun sadece pragmatizme izin vereceğini düşünenleri de haksız çıkarmıştır. Yeni sosyal demokrat temel ilkeler programı özlü görüşler, net rotalar ve denetlenebilir görevler içermektedir. Bununla birlikte sık sık daha geniş bir perspektişe zamanımızın büyük temel sorunlarına bakarak, özellikle de yeni başlayan yüzyılın tüm insanlara barış ve refah mı getireceği, yoksa acımasız pay alma savaşlarına ve zincirden boşanmış şiddete mi yol açacağı yollu en esaslı sorunu dikkate almıştır.

Sürdürülebilir ilerlemenin ve sosyal adaletin küresel çağda nasıl sağlanabileceği sorularına yanıt getirmekteyiz. Almanya'da ve Avrupa'da birlikte siyaset arenasında bu yolda mücadelemizi vereceğiz.

- Kurt Beck, SPD Başkanı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2008
₺12,30

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 283
En / Boy : 16,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2009
₺48,38

12 Eylül 1980 hiç uzak değil. Hele o günden kalan düzenin içindeyken Türkiye, her yerde darbenin açtığı yaralar kanamaya devam ediyorken. Ama bugün “Zamanaşımı” diyorlar. Oysa işkenceden geçirilenlerin, kaybedilenlerin, idam edilenlerin acıları zaman durmuşçasına taze. Anneler henüz oğullarının mezarını bulamadı. Kadınlar kocalarının, çocuklar anne ve babalarının üniformalı katillerinin cezalandırıldığını görmedi.

İsmail Saymaz ‘Oğlumu öldürdünüz, arz ederim’ kitabında devletin tetikçilerini, işkencecilerini nasıl koruduğunu anlatıyor. Yargının suçluları adaletten kaçırmasını, Meclis’in örtbas etme çabalarını belgelerle ortaya koyuyor. Bu kitapta adalet hasretiyle 32 yıl geçiren insanlar ‘bitmeyen acıyı’ anlatıyor. Onların sözleri insanlık suçlarında zamanın adalet için durması gerektiğini gözler önüne seriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺67,20

Sırlanmış Zamanın Gölgesinde ve Ölüyaprak Vuruşu roman yarışmasında ilk iki sırayı
aldığında Çetin Altan, “Bu iki romanı aynı kişinin yazdığına beni kimse inandıramaz,”
dedi.
Şafak Barış

Gazap Üzümleri ve İnce Memet romanlarıyla birlikte, Sırlanmış Zamanın Gölgesinde benim üç büyük romanımdan biridir. Ölüyaprak Vuruşu’nu merakla bekliyorum.
Rifat Çölkesen

Sırlanmış Zamanın Gölgesinde romanı adeta bir kıyamet günü eğretilemesiydi (Hürriyet Gösteri). Ölüyaprak Vuruşu’nda ise, hayata yabancılaşmış Özgür Güneyli’nin tutkulu aşkı anlatılıyor.

Ölüyaprak Vuruşu... Sırrına erişilmeye çabalanan zamanın içinden ve dışından seslenen bir roman.
Baki Ayhan T.

Anlatım tekniği kusursuz... Geçmiş bilinciyle capcanlı... O ne yapılırsa yapılsın asla kaçılamayacak olan kodlanmış belleğin, hafıza soy kütüğünün, tenimizde ve tinimizde derin çizgiler bırakarak günbegün bizi kendisinden uzaklaştırmayı zor da olsa başaran hayatın resmini çizecek kadar görsel kurgunun, sinematografik yapının da hakkını vermiş (Duygu Seçkin - Varlık). Bu sözlerle anılan Sırlanmış Zamanın Gölgesinde romanından sonra; Ölüyaprak Vuruşu heyecanla beklenen bir romandı.

Theo Angelopoulos sinemasının büyüleyiciliğini taşıyan Ölüyaprak Vuruşu, 1980’ler Türkiye’sinde kentsoylu bir ailenin romanı... Benzerlerinden farklı, şaşırtıcı bir roman bu...
Çetin Öner

Sırlanmış Zamanın Gölgesinde için, “ateşe atılanların romanı bu...” denilmişti (Cumhuriyet Kitap). Ölüyaprak Vuruşu ise masumiyetini korumaya çabalayan Güneyli ailesinin romanı...

Sırlanmış Zamanın Gölgesinde için, “Hayat, tuhaf bir gösteri gibi bu romanda; masallar kadar büyüleyici ve düşsel... Mağarada yaşayan, küf kokan insanla Paris’te okumuş, parfüm kokan insan yan yana... Bu son yılların iyi romanlarından,” deniliyordu (Kemal Ateş - Hürriyet Gösteri). Cengis T. Asiltürk, insanlığın o tuhaf gösterisini anlatmayı Ölüyaprak Vuruşu romanıyla sürdürüyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 345
En / Boy : 13,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺63,80

Yıllardır kulaktan kulağa Nazilerin savaştan sonra CIA tarafından kullanılmak üzere ABD’ye taşınmasının öyküleri anlatılıp duruyordu. Şimdi bu kitap ilk defa Nazilerin ABD’ye nasıl yerleştiklerini ve nasıl korunduklarını gözler önüne seriyor.

Amerikan yönetiminin onyıllar boyunca devam eden savaş suçluları avı hakkında düzenlenen gizli bir dahili araştırma, 2010 yılında sona erdiğinde 2. Dünya Savaşı sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin Naziler için güvenli bir liman, bir sığınak halini aldığı yönünde karar verdi. Adalet Bakanlığı soruşturmasının final cümlelerinden biri bunu açıkça ifade etmektedir. “Büyük bir gururla dünyada zulme uğrayan tüm ruhlar için bir sığınak olduğunu iddia eden Amerika’nın küçük ölçekte de olsa bu zulmü yapanlara da sığınacak bir liman hizmeti verdiği ortaya çıkmıştır.”

Savaşın sona erişinden altmış-beş yıl sonra da olsa Birleşik Devletler ilk kez bu denli bağlayıcı bir itirafta bulunuyordu.

Auschwitz’de görev yapmış muhafız gerekse onun konumundaki binlerce Nazi için Amerika ne yazık ki tam olarak böyle hizmet vermiştir. Amerika toprakları maalesef Hitler’in adamları için güvenli bir sığınak olmuş, düşüncesi dahi dehşete düşüren savaş suçları kolaylıkla gizlenmiş ve son derece hızla unutulmuştur. Johann Breyer Almanya’ya iade edileceği gün sıradan bir Philadelphia hastanesinde son nefesini vermiştir. Breyer yeni vatanında altmış iki uzun yıl özgür bir yaşam sürmeyi başarmıştır. Philadelphia’da yaşayan Holokost mağduru bir çiftin yetişkin kızı bu durumu çok güzel özetlemiştir: “Herkesin gözü önünde saklanmayı başardı ve yaptığı her şey yanına kar kaldı. Uzun bir hayat yaşadı üstelik…”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 506
En / Boy : 13,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺106,30

Yeni Köpek Bilimiyle, Köpeğinizle Daha Sıkı Dost Olun!

Köpekler Nasıl Düşünür?
Köpek Davranışının Kodları.
Köpeklerin Eğitimi.

Köpeklerin iç yaşamlarını örten perde açıldıkça, yeni kanin bilim okulu da, köpek sahiplerine hayvanları üzerine daha yeni düşünme yöntemleri de sağlama potansiyelini taşımaktadır. Bu yeni bilim çevresinin çabaları sayesinde, artık köpek zihninin spesifik olarak nasıl çalıştığını, köpeklerin yaşadıkları dünyaya dair bilgiyi nasıl toplayıp yorumladıklarını ve duygusal olarak değişen durumlara nasıl tepki verdiklerini çok daha iyi anlayabiliyoruz. Bu araştırmaların bazıları, insanlar ve köpekler arasında çok büyük farklılıklar olduğunu ortaya çıkararak, köpek sahiplerine, köpeklerinin kendileri gibi hissettiğini ve sezdiğini sanmayı bir kenara bırakmalarını ve “köpek gibi düşünmeleri” gerektiğini işaret ediyor.

Köpek davranışlarını inceleyen bu yeni bilim dalı, köpeğin insan toplumu içindeki rolünü tekrar yerli yerine oturtsa da, akademik metinlerin dışında pek az araştırma dış dünya ile buluştu şu ana kadar. Bu kitapta, genel okuyucuya -ve köpek severlere- kanin bilimindeki yeni ve heyecan verici gelişmeleri aktarmaya niyet ettim. Bunun için de köpekler ve onlarla nasıl ilişki kurduğumuza dair geleneksel bakışı ters yüz etmem gerekiyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 394
En / Boy : 13,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺75,70

2. Dünya Savaşı’nda Kıbrıs, Kıbrıs’taki siyasi yaşamın İkinci Dünya Savaşı’nda yeniden şekil alışını ele almaktadır.

Büyük Ekim 1931 ayaklanmalarından (Oktovriana) sonra, İngilizler dayanıklı ve kalıcı bir otoriter rejim kurma girişiminde bulunmuşlardı, ancak artan iç ve dış savaş baskıları bu girişimin başarılı olmasına engel olmuştu. Savaşın başlamasıyla birlikte sömürge yönetimi 1930’larda uygulamaya koyduğu baskıcı yasaların çoğundan feragat etmek zorunda kalmış ve Kıbrıs’ta savaş dönemi sırasında oluşan daha liberal atmosfer yeni siyasi partilerin ortaya çıkmasına yol açmıştı. Savaş sırasında Kıbrıs’ta ortaya çıkan en önemli siyasi parti solcu Akel’di ve partinin Kıbrıs sağı ve İngiliz sömürge idaresiyle içinde olduğu ilişki üçgeni adanın 1945 sonrası siyasetinde hayati bir rol oynayacaktı.

Bu kitap, sendika hareketi ve Akel’in birlikte adada sağın bölünmez kuvvetine meydan okuduğu bir ortamda Kıbrıs solunun savaş döneminde kendini buluşunu ve Başpiskopos Vekili Leontios’un kişiliği ve diğer figürlerle bu dönemdeki ilişkilerinin adanın çalkantılı savaş siyaseti üzerinde yarattığı etkiyi ortaya koymaktadır. Enosis hareketi özellikle mercek altına alınmış, bu ulusal gayenin sömürge idaresi ile Enosis’in en ateşli destekçileri (Ortodoks Kilisesi ve Kıbrıs solu) arasında yarattığı sürtüşme aktarılmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 292
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2016
₺75,70

“Barbar Avrupa” tanımımız M.Ö. 8000 ile M.S. 1000 arasındaki dokuz bin yılı içermektedir. Bu başlangıç ve bitiş tarihleri rastgele değil, bilinçli bir şekilde karar kılınmış tercihlerdir. Başlangıç tarihi olarak, Avrupa’nın buzullardan kurtulması ve modern iklim koşullarının oluşumu alınırken, bitiş tarihi olarak da Hristiyanlığın Kuzey ve Doğu Avrupa geneline yayılması ve günümüzde de varlığını devam ettirmekte olan pek çok Avrupa devletinin kuruluşu tercih edilmiştir. Bu dokuz bin yıl içinde Avrupa toplum ve toplulukları son derece çarpıcı dönüşümler geçirmiştir.

Bu ansiklopedide Atlantik’ten Ural Dağları’na, Kuzey Cape’den Akdeniz adalarına kadar geniş bir coğrafi alanı mercek altına aldık. Dahası, tarımın yayılması gibi Avrupa’da görülen kimi gelişmelerin kaynağını Yakın Doğu’dan alması itibarıyla, bugün Türkiye olarak bilinen Anadolu coğrafyasını da belli bölümlerinin kapsamına dâhil ettik. Bunun yanı sıra, M.S. 1000 dolaylarında Vikingler, Avrupa’nın ötesine geçerek sınırlarını Grönland ve Kuzey Amerika’ya kadar genişletirken, bundan birkaç yüzyıl öncesinde Vandallar Afrika’nın kuzey kıyısı boyunca göç etmiştir. Özetle Avrupa, tarih öncesi birkaç kıta ile temas halindedir.

Dahası, Avrupa’nın arkeolojik kaydının on bin yıl öncesinin de hayli gerisine uzandığını bilmek gerekmektedir. İlk insansılar ilk kez yaklaşık 1.7 milyon yıl önce Avrupa’nın hemen yakınlarında, Gürcistan’ın Dmanisi bölgesinde görülmüşlerdir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 578
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2016
₺148,80

O zamanlar köyde elektrik yoktu. Bir tek çıramız, yani idare lambamız vardı. Tuvalet olmadığı için ihtiyacımızı görmek için o lamba ile ahıra giderdik. Komşularımıza gece oturmasına giderken de idare lambamız yanımızda olurdu. Gittiğimiz komşu evlerinde kuru üzüm, fıstık, bastık, ceviz sunulurdu bakır tabaklarda... Eve döndüğümüzde nenem şunu derdi: “Ne kadar da cimriler! Varlıklı oldukları halde çıranın fitilini biraz daha yükseltmiyorlar”.

Bir haftalık evliyken, benim için her şey toz pembeyken üzerimize aniden bir kabus çöktü. Tabii ben yine hiçbir şey bilmiyordum. O sabah Emine Ana’yla kızları hayırlı olsun demeye gelmişti. Tam oturup sohbete başlamıştık ki -evde ne kadar kitap varsa yok etsinler- diye bir haber geldi. Emine ana ne kadar kitap, defter, dergi varsa hepsini aceleyle topladı. Mustafa’yı tutukladıklarını öğrendiğimizde ailede büyük bir telaş başladı. Kaynım Ali Abi ile diğer kaynım Mehmet nezarete koştu. Ben yine hiçbir şey anlayamıyor, yalnızca Mustafa’ya üzülüyordum. Ah o cahillik ah! Ben ne bileyim mapusu, zındanı, işkenceyi? Tam bu sırada, yani ben Sinan’a hamileyken, 12 Eylül 1980 darbesi oldu. Ama ne darbe! Bu darbe kelimesinden her zaman korkar ve ürkerim. İhtilal, darbe sohbeti olursa benim hafızam otomatikman otuz yıl geriye gider, beni geçmişe sürükler.

Küçücük valizim hazırdı. Anam, kardeşlerim Nazire ve Aynur, Fatma teyzem hepsi beni uğurlamaya gelmişti. Faruk işteydi, Hayri ise otobüste muavin. Onlar gelemedi. Gelen herkesle teker teker vedalaştım. Sinanımı kucaklayıp, sımsıkı sarılıp öptüm. Derya beni öptü, ben de onu öyle bir öptüm ki! Ağlamasını günlerce, aylarca unutamadım. Anamın merdivenlerini inip o sokağa nasıl çıktığımı bilmiyorum. Sultan Selim Mahallesi’ni 1986 yılında bırakıp İsviçre’ye doğru yola çıktım. Bu yolculuğun hayatımın dönüm noktası olacağını tahmin edememiştim. Çeşme’yi Avrupa sandım. Denizi de ilk defa görüyordum.

Bir umuda yolculuk hikayesi!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 228
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺15,19

Mekansızlık nimeti miydi hayatının, külfeti mi, karar veremiyordu. “Bir metafor olarak mekânsızlık” üzerine felsefe paralamak tuzu kuruların işiydi çoğunluk, akşam çöktüğünde başını sokacak bir dam altı ararken düşünemiyordu böylelerini Cemil… Gerçek, somut bir mekâzsızlıktan muzdaripti yıllardır. Neredeyse yirmi yıldır akşam yatacağı yeri düşünmediği tek yer hapishane olmuştu. Sırf bu yüzden özlediği oluyordu hapishaneyi zaman zaman. Bir kadeh bir cigara dalıp gittiğinde, “özlediğin zor zamanların arkadaşlığı” diye itiraz ediyordu kendine, “asıl mekânımız arkadaşlıktır bizim…” İşlerin sertleştiği zamanlarda, “kadroların sabit mekânlarda kalmaması” kararını aldıkları bile olmuştu. Yerinde bir karardı bu. Mekân tutmak tuzaktır çok zaman, mekânsızlıksa püsküllü bela…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺40,50

“Barbar Avrupa” tanımımız M.Ö 8000 ile M.S. 1000 arasındaki dokuz bin yılı içermektedir. Bu başlangıç ve bitiş tarihleri rastgele değil, bilinçli bir şekilde karar kılınmış tercihlerdir. Başlangıç tarihi olarak, Avrupa’nın buzullardan kurtulması ve modern iklim koşullarının oluşumu alınırken, bitiş tarihi olarak da Hristiyanlığın Kuzey ve Doğu Avrupa geneline yayılması ve günümüzde de varlığını devam ettirmekte olan pek çok Avrupa devletinin kuruluşu tercih edilmiştir. Bu dokuz bin yıl içinde Avrupa toplum ve toplulukları son derece çarpıcı dönüşümler geçirmiştir.

Bu ansiklopedide Atlantik’ten Ural Dağları’na, Kuzey Cape’den Akdeniz adalarına kadar geniş bir coğrafi alanı mercek altına aldık. Dahası, tarımın yayılması gibi Avrupa’da görülen kimi gelişmelerin kaynağını Yakın Doğu’dan alması itibarıyla, bugün Türkiye olarak bilinen Anadolu coğrafyasını da belli bölümlerinin kapsamına dâhil ettik. Bunun yanı sıra, M.S. 1000 dolaylarında Vikingler, Avrupa’nın ötesine geçerek sınırlarını Grönland ve Kuzey Amerika’ya kadar genişletirken, bundan birkaç yüzyıl öncesinde Vandallar Afrika’nın kuzey kıyısı boyunca göç etmiştir. Özetle Avrupa, tarih öncesi birkaç kıta ile temas halindedir.

Dahası, Avrupa’nın arkeolojik kaydının on bin yıl öncesinin de hayli gerisine uzandığını bilmek gerekmektedir. İlk insansılar ilk kez yaklaşık 1.7 milyon yıl önce Avrupa’nın hemen yakınlarında, Gürcistan’ın Dmanisi bölgesinde görülmüşlerdir.

- Peter Bogucki, Pam J. Crabtree


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 426
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺119,00

Dijital iletişim, toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel ve tarihsel bağlamları dikkate alınarak çok çeşitli başlıklar altında incelenebilir. İletişim çalışmalarında (genel olarak sosyal bilimlerde) iletişim aracını merkezine alan bir düşünme, teknolojik determinizme kapılarını açabilmektedir. Günümüz toplumlarında teknolojinin bir tür atmosfer gibi kuşatıcılığı, kapsayıcılığı dikkate alındığında aracın kendisi ve niteliklerinden bağımsız bir düşünme biçimi de neredeyse olanaksızdır. Deterministik bir idealleştirme yapmaksızın, teknolojinin, imkanları aracılığıyla ortaya çıkan sosyal iletişimi anlamak giderek daha da önem kazanmaktadır. Teknoloji, yaşadığımız dönemde iletişimin aracı ve içeriği haline geldikçe teknolojiyi anlamak ile teknoloji karşıtlığı arasına bir mesafe konulması da zorunlu hale gelmektedir. Bu çalışmada sosyal teoride teknoloji üzerine düşünen yazının,toplum ve teknoloji arasındaki ilişkiyi nasıl ele aldığı üzerine durulup, bu ikiliği aşmaya çalışan ağ yaklaşımlarının sosyal bilimlere ve iletişim araştırmalarına ne tür bir açılım sağladığı irdelenecektir.

- Nilüfer Timisi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 253
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺53,10

Game Of Thrones’un Yazarı George R. R. Martin’den yepyeni bir seri.

“Eski Venüs’le ilgili yeni hikayeler” hayalimizin meyvelerini bu antolojide bulabilirsiniz. Okuyacağınız hikayeler, sizi daha önce hiç gitmediğiniz yerlere götürecektir, orada bulunmaktan asla pişman olmayacağınız yerlere...

- Gardner Dozois

Uzay mekiği, bulutları aşağıya doğru yararak ilerlerken uzun zaman geçmiş gibiydi; ta ki pencerelerdeki görüntü netleşip de Venüs’ün o uçsuz bucaksız okyanusu aşikar olana dek.

- Allen M. Steele?

Venüs’teydi. Antik gezegen Venüs... Kör şairin dediği gibi, insanoğlu hiç şüphesiz uzayı çok önceden ele geçirmişti. ‹nsankızı da tabi!

- Lavie Tidhar

Sek’ool, Forrest’e yolda birçok şey anlatmıştı. Kendi şehirlerinin ismi Lacertan’dı. Lacertan, başka şehirlerle müttefiklik antlaşması imzalamış ve Band isimli liberal, bağımsız şehirlerden meydana gelen bir birlik oluşturmuşlardı. ‹kinci bir oluşum daha vardı, bir imparatorluk...

- Gwyneth Jones

Belki de hep Mars’ta kalmalıydım. Venüs’teyken birçok kimsenin aklına gelen budur.

- Joe Haldeman

Nasıl ki Eskimolar kar çeşitleri için yüz farklı kelime kullanırlar, Venüslüler de bir o kadar kelimeyi yağmur çeşitlerini tanımlamak için kullanırlardı.

- Stephen Leigh

“Duydum ki siz lepralılar Roar’a giden yolu biliyormuşsunuz,” dedi Vinnie. Kağıttan bir harita çıkarıp -burada harita tabletleri kağıtlardan daha çabuk bozuluyorlardı açtı ve enkazın muhtemel yerini Theodore’a gösterdi.

- Garth Nix


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 582
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺93,50
1 2 3 ... 7 >
Çerez Kullanımı