Türkiye’de yaşayan insanlar olarak çok uzun süredir kimlik meseleleriyle, deyim yerindeyse, “başımız belada”: “Modern Batı” ile ilişki içinde kendimizi kim veya ne olarak öne sürmek istediğimiz sorusu düşünce ve siyasetin önemli konularından biri olageldi. Öte yandan kimlik meselesi, dünyada ve Türkiye’de başka içeriklerle de siyasal ve toplumsal mücadelelerin başlıca konuları arasında yer alıyor: çok çeşitli kesimlerin resmi ve gayriresmi tanınma talepleri, retler, siyaset ve hukuk alanlarındaki tartışma ve çatışmalar… “Kimlik siyaseti” denen bu sıcak gündemin karşısında (veya yanı başında) şimdilerde geri plana itilmiş gibi görünen köklü bir mesele olarak “sosyal adalet” gündemi de var. Bu iki siyaset tarzının birbirini dışlayıp dışlamadığını da tartışan Kimlik, Tanınma Mücadelesi ve Şarkiyatçılık, kimlik kavram ve siyasetinin mahiyeti ve sınırları üzerine etraflı bir düşünme çabası. Kolay çözümlere teslim olmamak için felsefeye ve kurama, soyutluğa düşmemek için de toplumsal hareketlere ve tarihe bakıyor. Kılavuz kabul ettiği Edward Said’in düşüncesini açımladığı kadar dünyayı anlamak için de kullanıyor. Başta sosyal ve beşeri bilimlerde çalışanlar olmak üzere okurlarımızın ilgiyle okuyacağına inanıyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 360
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺56,25

Fırat Mollaer Yerliciliğin Retoriği’nde “bu ülke”yi düşünmenin hakim biçimlerini sorgularken toplumsal-siyasal meseleleri kültürel mevzulara indirgeyen kültürelciliğe güçlü bir eleştiri yöneltiyor. Buna göre, yerlicilik kültürü bir kavga silahına dönüştürüp toplumu ve siyaseti kültürün bir uzantısı olarak kurgular. Yerlicilik “yerli”den çok “yerli olmayan”la ilgili bir söylemdir, hatta “yerli olmayan”ı inşa etmenin bir yoludur. Öte yandan, yerlicilik kültür silahını “yerli olmayan”a yöneltmekle kalmaz, rakip “yerli”ler de birbirlerine aynı silahı çevirebilirler. Peki ama yerlicilik yerlilerin birbirine çevirdiği bir silah haline gelirse hangi işlevi görüyordur? Yerliciliğin düşünsel kaynakları nelerdir? Yerliciliğin tek bir biçimi mi vardır? Eğer cevap olumsuzsa farklı tipleri birbirinden nasıl ayırt edilebilir?

Yerliciliğin ideolojik ve söylemsel kuruluşu üzerinde düşünmeye çağıran kitap, söz konusu sorulara ülke, toprak, ev, taşra, kahraman, mazi, kültür, din, rasyonalite ve diğer terimler aracılığıyla, toplumsal-siyasal kuramdan kültürel kurama, edebiyattan, sinema ve felsefeye mekik dokuyarak cevaplar arıyor. Kitabın özgün savlarından biri “ideolog” ve “antropolog” tipi yerlicilik kavramları. Mollaer, yerliciliğin düşünsel kaynağı olarak Yahya Kemal’in düşüncelerini ele alırken, ideolog tipi yerliciliği Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç ve Cemil Meriç’ten, antropolog tipi yerliciliği ise Ahmet Hamdi Tanpınar’dan hareketle, kuramsal bir çözümlemeyle temellendiriyor. Kitapta bu ülkeye dair egemen söylemlerin tartışılmasına Tanpınar, Yahya Kemal, Cemil Meriç ve Nuri Bilge Ceylan’ın yanı sıra Gaston Bachelard, Fredric Jameson, Ernst Renan ve Daryush Shayegan gibi yazar ve düşünürler de iştirak ediyor. Yazar bazen ironik bir dille bazense bir yurttaş ciddiyetiyle kültürelciliğe karşı eşit yurttaşlar olarak sorunları cesaretle önümüze koymayı öneriyor. Yerliciliğin Retoriği yerliciliğin kültür savaşını körükleyerek kapattığı düşünce yollarını açma denemesi olarak da okunabilir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺45,10

Nurettin Topçu'nun entelektüel yalmzlığından çok bahsedilir, hatta mesele kendi tarzında bir efsane dahi olmuştur; lakin bunun başlıca sebebi köklü bir biçimde sorgulanmaz.
Oysa böyle bir yalnızlıktan söz edilecekse, temel nedeni, Topçu'nun muhafazakar mahfillerde ve fakat liberal muhafazakarlığın güçlü hegemonyasına karşı geliştirmiş olduğu düşüncelerinde aranmalıdır.

Topçu'nun ortaya koyduğu problemler, Doğu'yla Batı, Yön ve Büyük Doğu arasında parçalanmış Cemil Meriç'ten, esas sorunurnuzun "Debussy'yi Wagner'i sevip Mahur Beste'yi yaşamak" olduğunu düşünen Ahmet Hamdi Tanpınar'dan ve yeni cumhuriyetin başkenti olan Ankara'nın en fazla sevdiği yönünün Osmanlı başkenti Istanbul'a dönmek olduğunu söyleyen Yahya Kemal Beyatlı'dan farklıdır. Diğer bir deyişle, Topçu'nun problematiği, çağdaşı olan klasik Doğu Batı sorununda da tüketilemez.

Genel olarak bakıldığında, burada karşımıza çıkan olgu, liberal muhafazakarlıgın keskin bir konformizmle geçiştirdiği, Georg Lukacs'ın terimleriyle, dünyanm bütünlüğünün parçalandığı bir çağın edebi biçimi olan romanı ifade eden "aşkın yurtsuzluk" durumu ve/ya modern teknolojinin otantik varoluşu tehdit ettiğini vurgulayan Martin Heidegger'in "Varlık'ın unutulması" sorunudur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 265
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2016
₺46,40

Türk muhafazakârlığı konusunda bir çalışma dizisinin ilk ayağı olarak düşünülen bu kitap, klasik Türk muhafazakârlığı literatürünün yörüngesine odaklanıyor. Yer yer teknik ve tasvir edici olsa da, literatürün gelişimi, Türk muhafazakârlığının temalarıyla figürlerinin analiz edilmesi, bu konudaki eleştiri ve metodoloji problemleriyle ilgili sorular sorarak cevaplar geliştirmeyi amaçlıyor. Çalışmanın iki sacayağının klasik Türk muhafazakârlığı ve muhafazakârlık hakkındaki hâkim kanaatlerin sorgulanması olduğunu söylemek mümkün. Kitabın kritik tezi ise, Türk muhafazakârlığının eleştirisi için öncelikle bir analiz nesnesi olarak ele alınması gerektiğidir.

Kitap, “Türk muhafazakârlığı literatüründe neler olup bitiyor?”, “Türk muhafazakârlığında belli temalar ve tartışmalar nasıl okunabilir?”, “Türk muhafazakârlığı çalışmalarını sakatlayan baskın eğilimler nasıl modeller haline getirilip anlaşılabilir?” gibi soruları çerçevesinde inşa ediliyor. Bir yönüyle durum raporu, literatüre kısmi bir giriş, metodolojik bir hamle ve nihai bir program iddiası taşımayan bir Türk muhafazakârlığı okuma önerisi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 272
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺61,90

Modernlik felsefi kuruluşunda kehanetin güçlü çağrışımlarını bilimsel kesinlik arayışıyla sınırlamıştır. Descartes kesinlik araştırmasında meşhur “cin”i başından savarken kahinin yerini modern bilim adamı/filozof alır. Ne var ki Descartes’ın kendisi de bir modernlik kehaneti koymaktan geri kalmaz. Buna göre, modernlik şaşmaz yasalarla düzenlenen, doğanın nesneye dönüştüğü, şeylerin ve toplumun apaçık olduğu bir kesinlikler evrenidir.

Bu ilk modernlik kehanetini, modern toplumun ilk eleştirmenlerinden biri olan Rousseau’nun kehaneti takip eder: Modernlik tarihin “tamahkâr bir tüccar” gibi ilerlemesiyle doğallığın yerini yapaylığın aldığı, yüreğin yabancılaştığı bir bozulma dünyasıdır. Rousseau’nun çığlığının ardından Alman romantiklerinin dünyanın “büyübozumu”ndan bahsetmeleri zor olmayacaktır. Eski bir efsane olan Faust Goethe’nin kaleminde tam da bu kehanetleri takiben modernliğin hep inkâr ederek ilerleyen ruhuna dönüşmüştür. Goethe ve Alman romantiklerini modern ruhun zaman/tarih aracılığıyla kaçınılmaz bir biçimde yabancılaşarak ilerlediğini söyleyen Hegel’in felsefesi takip eder. Marx’ın katı olan her şeyin buharlaştığı modern-kapitalist topluma dair unutulmaz kehaneti de kendinden önceki modernlik kehanetlerinin mirasçısıdır.

On dokuzuncu yüzyılın sonuna ve yirminci yüzyılın başına doğru farklı akımların ileri sürdüğü modernlik kehanetleri billurlaşmıştır: Zaman ve ilerlemenin egemenliğini kurması, katı olan her şeyin buharlaşması, yaklaşıklıklar dünyasının yerini kesinlikler dünyasının alması, dünyanın büyüsünün bozulması. Baudelaire şiirindeki zaman sıkıntısı, Madam Bovary’nin baştan çıkarılması bu modernlik kehanetlerini söylemsel olarak pekiştirir. Weber, modern rasyonaliteyi formüle eder: Dünyanın büyüsünün bozulması. Simmel, metropolün tinsel hayatını anlatırken bu kehanetleri alır ve toplumsal bir ruhla yeniden işler. Benjamin’in yirminci yüzyılın ilk yarısındaki çalışmaları ise, bütün bu modernlik kehanetlerini mesiyanik bir ruhla toplar ve modernliğe karşı yeni bir bakış açısı doğrultusuna seferber eder.

Nihayet, eğer modern bir toplumda yaşıyorsak modernlik kehanetleri bizi ilgilendirmeye devam etmektedir. Eğer kehanetler bizi ilgilendiriyorsa modernliğin ve sorunlarının neler olduğu konusunda yolumuzu hâlen aydınlatabilir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 270
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2016
₺50,90

Bu çalışma, siyaset teorisi alanında hazırlanmış bir yüksek lisans tezine dayanmaktadır. Burada Türkiye'nin çağdaş düşünce tarihindeki önemli düşünürlerden biri olan ve son dönem siyasal düşünce tartışmalarında gündeme gelen Nurettin Topçu'nun düşünceleri, muhafazakâr ideoloji açısından karşılaştırılmış ve analiz edilmiştir. Çalışmanın konusu olarak Nurettin Topçu'nun ve karşılaştırma birimi olarak muhafazakâr ideolojinin seçilmesinin sebebi, düşünürün teorisi üzerine yapılmış analizlerde muhafazakârlığın bir analitik araç olarak ciddi bir biçimde ele alınmamış olması veya konunun yüzeysel bir tasnifle geçiştirilmiş olunmasıdır. Nurettin Topçu, birçok açıdan sıradışı bir düşünür olarak itibar görmesine karşılık, düşüncelerindeki bazı temalar, Türkiye'nin düşünce iklimindeki yaygın faktörlerin etkisiyle, onun muhafazakâr bir düşünür olarak anılması için yeterli sayılmış ya da düşüncelerinin muhafazakâr ideoloji çerçevesinde tüketilemeyecek ayrıksılığı vurgulanmakla yetinilmiştir. Nurettin Topçu'nun düşüncelerindeki teknolojik modernlik karşıtı tutum, onu Türkiye'nin çağdaş düşünce tarihinde özgün bir düşünür haline getirmektedir. Bunun yanında, muhafazakâr ideolojinin sosyo-ekonomik ilkelerine karşı eleştirel bir yaklaşıma sahip olması ve alternatif öneriler getirmesi, düşüncelerini daha da önemli kılmaktadır. Başka bir deyişle, Nurettin Topçu'nun düşünceleri, siyasal düşünce tarihimizin epistemik doğrultularını sorgulayan oldukça önemli entelektüel girişimler olduğu gibi, muhafazakârlığın ideolojik ilkelerine yönelik analitik bir tutumun ve eleştirel bir perspektifin nasıl olması gerektiği konusunda bir ipucu da olabilir. Çalışma boyunca değerli katkılarıyla çalışmanın hem içerik hem de biçim bakımından olgunlaşmasını sağlayan danışman hocam Güven Bakırezer'e, tezin kitap olarak yayınlanmasını ısrarla tavsiye ederek beni cesaretlendiren hocalarım Yılmaz Bingöl ile Yücel Demirer'e ve çalışmanın kitap olarak basılmasını sağlayarak daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştıran Ezel Erverdi ile İsmail Kara'ya en içten teşekkürlerimi sunarım. Ayrıca, çalışmanın yeniden gözden geçirilmesi sırasında Yücel Demirer ve İsmail Kara'nın isabetli uyarıları gerçekten yol gösterici oldu. Bütün bu katkılara karşılık, çalışmanın eksiklerinden isimlerini andığım değerli insanlar değil yazarı sorumludur


Sayfa Sayısı : 263
Basım Tarihi : Ocak 2008
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺14,40 KDV Dahil

“Liberal muhafazakarlık, Türkiye’de kendi tarihi açısından mantıksal sonucuna ulaşarak, tekno-muhafazakarlık biçiminde, hegemonik bir form ve pratik olarak iyice olgunlaştı. Bir metafora başvurulursa, bu terimle, muhafazakarların araçsal rasyonellik ve kapitalizmle
uzun erimli flörtünün evlilik aşamasına ulaştığını anlatmaya çalışıyorum. Bu durumda, çağdaş egemenlik ilişkileri açısından bakıldığında muhafazakarlığı halkın ve çevrenin ideolojisi biçiminde konumlandırmak yanıltıcı olmak bir yana, politik zekaya hakaret
anlamına da gelir.”

Türk muhafazakarlığı üzerine sistemli çalışmasıyla bilinen Fırat Mollaer, panoramik bir “durum raporu” çıkartıyor. Nurettin Topçu’yu, Cemil Meriç’i ve Oğuz Atay’ı yeniden okuyarak... Bir idol olarak Necip Fazıl’ı inceleyerek... “Şarkiyatçılık istismarı”ndan mağduriyete, “nesil” ideallerinden milliyetçilik tasarımlarına, ideolojik söylem haritasını
tarayarak...

Ekonomi-teknoloji meselesiyle hesaplaşmak yerine modernlik eleştirisini Kültür’ün sırtına yıkan muhafazakarlığın, “maddi gelişmesinin bedelini poetik sefaletle ödediğini” düşünüyor Mollaer.

Muhafazakarlığın günümüzdeki suretleri hakkında denemeler.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 246
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺58,12
Yusuf Akçura, yaklaşık bir asır önce, Osmanlı siyasal düşüncesinde başlıca üç eğilim tespit etmiş ve buna "üç tarz-ı siyaset" adını vermişti. Yaşadığımız yüzyılın başından bakıldığında ise, bir "çağdaş" üç tarz-ı siyasetin çizgilerinin ayırt edilmeye başlandığı söylenebilir. Fırat Mollaer, Türkiyenin son asrının siyasi eğilimlerini tekno-muhafazakarlık, endişeli kemalizm ve liberal sol olarak tanımlıyor. Türkiye için 20. Yüzyılın başında ortaya çıkan bu üç akım üzerine eleştirel yazılar kaleme alan yazarın bu kitabının günümüz Türkiyesinde artık iyice belirsizleşen ve karakterini kaybeden siyasi tutumların iyi bir eleştirisini bulacağınızı düşünüyoruz.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2012
₺27,90

Muhafazakârlar, kendilerini daha çok kültürel-etik bir alanda tanımlasalar bile, muhafazakârlık iki yüze sahip bir ideoloji olarak tarihselleşmiştir. Tarihsel koşullara göre gizlice geçiştirilen ya da kimi zaman cüretkâr bir biçimde açığa vurulan sosyo-ekonomik bir yüzü daima varolmuştur. Bu yönüyle modern kapitalist uygarlıkla kategorik açıdan çelişkili olmak bir yana dursun, kapitalist dünya sisteminin bir destekçisi olagelmiştir. Bu refakat işlevi, muhafazakarlığı evrensel-ontolojik bir tutum ya da mizaç olarak tanımlama tercihlerini geçersiz kılacak bir tarihselliğe ve ideolojik yapılanmaya ışık tutmaktadır. Dolayısıyla, muhafazakârlığın ideolojik kökenlerini araştırmaya koyulmak, günümüzdeki makro iktidar yapılarının işleyiş mantığını ve Türkiye'deki nisbeten farklı tezahür biçimlerini de kavramak yönünde atılmış bir adım olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 214
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2014
₺56,90
Tükendi

Modern insanın benlik saplantısı ile iktidarların, aslında kendi ben­liklerine hapsolmuş ve içe kapanmış bireyler üzerinde tatbik ettikleri politikalar bir ironiyi de gözler önüne serer: Bir yanda "ben kimim", ne istiyorum, neyi değerli ve önemli buluyorum, hayat benim için ne anlam ifade ediyor gibi daha çok kişisel arzu ve idealleri dile getiren bir kendini tanımlama ve keşfetme ihtiyacı, insanları, gene kendi ben­likleri merkezinde daha çok yüzeysel psikolojik okumalara ve ara­yışlara yöneltirken, diğer yanda hayatın farklı alanlarına hükmeden egemen otoriteler, kimliklerin doğmasına yol açan aidiyet hissi etra­fında inanç ve bağlılıkların, anlam ve değer dünyasına yönelik olguların nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir benlik anlatısı geliştirirler ve özellikle medya aracılığıyla bu söylemsel pratiklerin yaygınlık ka­zanmasına çalışırlar.

Kapitalist dünyaya özgü bu durumda, siyasi, ekonomik ve toplumsal gruplar var olmak için süreklilik arz eden bir gerilime ve çatışmaya ih­tiyaç duyarlar; çünkü grup içi bağlılıkları, dayanışmayı ancak bu şekil­de canlı tutabilirler. Böylece söylem siyasetlerinin ve algı yönetim­lerinin pratikleri altında şaşkına dönen ve ezilen yığınlar yeniden ken­di yalnızlıklarına dönerler ve bireysel anlam arayışı umutsuzca sürüp gider.

Kimlik siyaseti ve kimlik politikaları üzerindeki tartışmaların bu denli çok olması tamamen modernliğe özgüdür. Bu yüzden, sözde kapsa­yıcı ve kuşatıcı birer söylem iddiasıyla sunulan ve ayrıştırılan milli, dîni, siyasi, kültürel vb. kimliklerin, bireyin toplumsal, kamusal, kişi­sel alandaki taleplerini ve ihtiyaçlarını ne ölçüde karşıladığı büyük bir soru işaretidir. Ve bu minvalde kişisel benliğin sürekliliğinin, aynı­lığının, özdeşliğinin nasıl olduğu ve olması gerektiği ile aidiyetlerinin, bağlılıklarının nasıl ve ne şekilde sağlandığı ve bunlar üzerinde otorite kurma biçimleri etrafındaki tartışmalar hararetle devam etmektedir...

Homi Bhabha, Edward Said, Stuart Hall, Nancy Fraser, Craig Calho­un, Alberto Melucci, Bhikhu Parekh, Costas Douzinas, Kevin Robins ve diğer düşünürlerin bu sahadaki gözden kaçırılmayacak katkıları Türkçede ilk kez yankı bulmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 568
En / Boy : 15,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺48,00
1
Çerez Kullanımı