• Kaplanın Sırtında
    Kaplanın Sırtında
  • Kâğıt Kesiği
    Kâğıt Kesiği
  • Ken Taç Dis
    Ken Taç Dis
  • Masal KADIN
    MASAL KADIN
  • Osman Pamukoğlu
    Debreli Hasan Geronimo
  • İdil Yazar - Çikolata
    İdil Yazar
  • Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
    Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
  • Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri
    Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri

Kadim Hint bilgeliğini, kültürel ve manevi mirasını modern dönemde belki de en iyi Tagore temsil eder. Tagore, Hint düşüncesine ve özellikle Upanishadlar’a dayalı mistik ve manevi anlayışı benimsemiş, diğer tüm kastlara, inançlara ve dinlere açık reform hareketinin de önderlerinden biri olmuştur. Sadece Hint düşüncesi ve maneviyatının değil, Buddhizm, İslâm ve Hıristiyanlığın özünde olduğuna inandığı sevgi, birlik vb. düşüncelerinin işlendiği, Doğu ile Batı’nın, geleneksel ile modern bilgilerin kaynaştırılmaya da çalışıldığı bir okul kurdu. Bu okul daha sonra üniversiteye dönüştürüldü.

Sādhanā, Tagore’un Bengal’deki okulunda verdiği derslerden meydana getirdiği bir derlemedir. Dolayısıyla modern bilgileri de özümsemiş bir şekilde, Hint maneviyatına ve kutsal metinlerine son derece derin ve özlü, mükemmel bir giriş niteliğindedir. Tagore, modern ve Batılı okuyucuların, Hint kutsal metinlerinde ortaya çıkan ve halihazırda tezahür eden Hindistan’ın kadim ruhuna temas etme fırsatı bulabileceklerini düşünmüş ve bu amaçla “arzu edilen belli bir bilgiye ya da hedefe ulaşmak için uygulanan yöntemsel disiplin ve pratikler” anlamındaki Sādhanā’yı meydana getirmiştir.

Eser sekiz denemeden oluşmaktadır: “Bireyin Evrenle İlişkisi”, “Ruh Bilinci”, “Kötülük Problemi”, “Benlik Problemi”, “Sevgide Anlamak”, “Eylemde Anlamak”, “Güzeli Anlamak” ve “Sonsuzu Anlamak”. Bu denemeleriyle Tagore, her şey ile olan ilişkimizi idrak etmenin, Tanrı ile birlik yoluyla her şeye nüfuz etmenin insanların nihai gayesi ve yerine getirilmesi gereken bir görevi olarak kabul edilmesi gerektiğini vurgular.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 120
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺25,60

Anarşinin bugünkü anladığımız şekli için milat 18. yüzyıl olarak alınabilir, işte Godwin’in önemi bu noktada ortaya çıkar, zira çağdaş dönemin bilinen ilk ismidir. Peter Marshall’a göre, “Godwin anarşizmin en büyük düşünürüdür. Seksen yıllık ömründe onlarca kitap, binlerce sayfa kaleme alan Godwin, yaşadığı dönem göz önünde bulundurulduğunda radikal bulunabilecek bir felsefeye sahiptir.

Godwin'e göre dünyadaki kötülüğün temel kaynağı yerleşik yönetimleri ve kurumları olan devlettir, olması gereken şey devletsiz toplum ve otonom yapıların inşa edilmesidir. Doğrudan demokrasi uygulanarak tüm yurttaşlar birbirinin sesini duyabilmelidir. Ayrıca Godwin, mülkiyeti herkesin ortak kullanımına açılması gereken bir şey olarak görür ve işbirliğine vurgu yapar; ona göre, üretim kişilerin yetenekleri ve ilgileri doğrultusunda gönüllülükle organize edilmelidir; bu nedenle onun komünizm ve anarşizmle ilgili ilk sistematik fikirleri ürettiği kabul edilir. Bu fikirler Kropotkin sayesinde yaygınlaşır.

“Komşunu kendin gibi sev,” diyen Godwin’e göre anarşist düzene geçiş şiddetsiz ussal bir aydınlanma süreciyle yaşanmalıdır: “Doğrusu, bu eşitsizliği gidermenin yolu şiddet değil, akıldır.” Ona göre, insan aklı ve mantığının gücü sınırsızdır. Özgürleşmenin anahtarı akıldır.

Godwin’in yaklaşık 250 yıl önce kaleme aldığı yazılarına anarşizm, felsefe ve siyaset bilimi açısından Batı’da ilginin geçtiğimiz yüzyılda yeniden canlanması ve Türkiye’de ise Godwin’in eserlerinden herhangi birinin çevrilmemiş olması, bu çalışmanın oluşmasındaki temel motivasyonlardan biridir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺28,80

Proust’un bu kitabı John Ruskin’in Susam ve Zambaklar kitabına yazdığı önsözdür. Ama aynı zamanda Kayıp Zamanın İzinde’nin bir provası gibidir. Okuma, tıpkı romandaki gibi bu metinde de, bir günün zamanlarının paylaşımındaki örtük çatışmayı yaratan temel unsurdur. Proust’un okuyan çocuk’u küçük Marcel, birinci tekil şahısla, okuma deneyimini kesintiye uğratan anları aktarır.

Kayıp Zamanın İzinde’deki biçimiyle “düşünce”nin rüşeym hali kitapta saklıdır: uyumak üzere olan anlatıcının elinden düşen kitabın son okunan sayfasında betimlenen katedral, uyku anında anlatıcının bedeni, sabah uyandığında ise aklındaki ilk düşüncedir. Böylece beden ve düşünceyi iç içe geçiren bir okur hafızasını betimler Proust. Bu sebeple Susam ve Zambaklar’a yazdığı önsözü Ruskin imgesine ilişkin kendi geçici hafızasını sergileyen bir metin olarak tasarlamıştır. Ruskin’in hatırlattığı deneyimler, Ruskin’i hatırlayan yazınsal anıtlara dönüşürken, metnin bütününde unutulan Ruskin’dir; öyleyse içerikten ziyade okuma anındaki duyguları biriktiren okur hafızasını harekete geçiren de hatırlama değil unutuş payıdır. Ruskin’in “susam”ı da bu unutuş payının alegorisidir. Binbir Gece Masalları’nda, kralların hazinesine değilse de haramilerin hazinesine giden kapıyı açan büyülü sözlerde köklenen bir alegoridir: “Açıl susam açıl.”

Cana Bostan


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 79
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2020
₺33,60

Albert Camus “zamanımızın tek büyük ruhu” olarak selâmlar Simone Weil’i. Birçok sadık Weil okurunun söylediği gibi, zamanın tek büyük yüreği ve saf ışığı… İnsanın sefaletini ve düşkırıklığını Pascal’dan sonra dile getiren belki en derin seslerden biridir Simone Weil. Onda düşüncenin kendisi hiçbir zırha bürünmez, tam anlamıyla duru ve çıplaktır. Yalnızca içsel arınma arzusu taşır. Yüce alçakgönüllülükle dökülür her şey. Weil’deki cümleler ruh için doğaüstüne taşınan bir besindir ve âdeta gnostiklerin ‘seçilmiş’ yazgısında erir. Bir yönüyle umut kırıcı ve zor bir mesafedir bu. Anlamak ve anlaşılmak için hakiki bir tinselliğe gereksinim vardır. Gene de inayeti dilemek yerçekimi yasasına aykırı bir fiili içermez ve bizi tüm hayalî kahramanlıklardan, sözde dindarlıktan ve dünyevî ödüllerden kurtarır. Sonuçta, insan saf ışıktan beslenmeyi bilmiyorsa eğer, tüm yanlışlıklar birbirine denk düşmeyecek midir?

Simone Weil tüm dehasını küçümseyerek yazmıştır. Tanrı, aşk, zaman, hiçlik, ben, bağlılık, boşluk, güç, acı vb. kavramları sıra dışı bir yaşam deneyimiyle açımlar. Her birinde lütfun güzelliğini ama o ölçüde de tehlikeyi ve sürekli düşüşü göstererek… Yerçekimi ve İnayet, Weil’in düşüncelerini yansıtan en önemli kitabıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 207
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺36,00

Tanpınar’ın romanlarını veya kuramsal metinlerini okuyanlar, kendi simgelerini yaratan ve onları tutarlı şekilde kullanan bir yazarla karşılaşırlar. Bunların birçoğu gündelik sözcüklerdir. Tanpınar, kendi mitolojisini yansıtan bu sözlüğü yaratmak için, önce belirli işaretlerin anlam ve biçimlerini boşaltıp, sonra kendi metafiziği ile uyumlu şekilde yeniden içlerini doldurur. Böylece bazı basit işaretler simgelere dönüşür. Böyle bir sözlüğün parçaları birleştiğinde, şahsî bir masalın kenar çizgileri ortaya çıkar. Bu simgeler buluştuğunda, bir yazarın, düşünürün mizacı görünür olur.

Özgür Taburoğlu, sadece Tanpınar’ın metinlerini okuyarak, onun yapıtını karartan yorum kalabalığından kurtarmaya çalışıyor. Bu sayede, alışkanlıkla içerisine çekildiği bir yorum dairesi dışarısına çıkarıyor. Beraber anlaşıldığı fikirleri, şahsiyetleri, ideolojileri, biyografileri, kendisine atfedilen düşkünlükleri bir kenara bırakarak, doğrudan yapıtının sunduğu düşünce ve duygulara, mana ve biçimlere dikkatini veriyor.

Taburoğlu, hem sözlük hem de bir deneme gibi okunabilecek bu çalışmasında, yazara ait yaklaşık üç yüz simgeyi otuz alt bölümde birbirleriyle bağlantılı olarak anlatıyor: Akis, âlem, aksülamel, boşluk, çizgi, eşya, fert, hamle, hareket, ışık, kadın, makine, manzara, muhayyile, musiki, plastik, rüya, renk, ruh, şark, şekil, talih, tahkiye, terkip, tesadüf, umum, uzviyet, vicdan, yer, zaman ve zevk.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 347
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺44,00

Sunuş
Sine-masal ya da Sinema-sal’ın Yeniden Doğuşu

Oğuz Adanır
Sinema İdeoloji İlişkileri Üzerine Kısa Bir Not

Ertan Yılmaz
Sinema ve İdeoloji İlişkileri Üzerine

Burak Bakır
Fassbinder İdeoloji Politika

M. Talha Altınkaya
İdeoloji ve İdeolojinin Sinik İşleyişi: Slavoj Žižek’te Sinema, İdeoloji ve Anlatı İlişkisi

Dilara Balcı Gülpınar
Türkiye’de Politik Sinema ve Kitlelere Etkisi Üzerine Bir İnceleme: “Güneş Ne Zaman Doğacak?” Filmi

Hüseyin Kırmızı
Modern Toplumlarda Düş ve Gerçeklik Çatışması Bağlamında “Bir Rüya için Ağıt” İsimli Filmin İncelenmesi

Cenk Demirkıran & Kadir Yoğurtçu
Egemen İdeolojiye Karşı Naif Bir Direniş: Tölömüş Okeev’in ‘Kızıl Elma’ Filmi

Emre Doğan
Birey Üzerinden Geliştirilen Bir Faşizm Eleştirisi Olarak Joseph Losey’in Monsieur Klein Filmi

İrem Kayra Özdemir
Yugoslav Kara Dalgası: Tito’nun Gölgesinde Sinema ve Direniş

Emre Adıyaman
Yeni-Belgeselcilik ve Üçüncü Sinema Işığında Denizde Ateş’e Bakmak

Pierre Taminiaux
Merceklerin Sessizliği: Blow Up ve Fotoğrafın Öznesi

Robin Wood
Anlatısal Haz: Jacques Rivette’in İki Filmi

Ruggerto Eugeni
Birinci Şahıs Çekimi: Sinema ve Medyalar Arası Ağlar Arasındaki Öznelliğin Yeni Biçimleri

Bert Cardullo
Toplumsal Bilincin Sineması: Ken Loach ile Bir Röportaj


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 206
En / Boy : 16,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺28,00

Tür nedir? Tanımlanabilir mi, yoksa tarihsel süreçte tanımı sürekli değişen, dönüşen bir kavram mıdır? Toplumdan topluma değişiklik gösterir mi? Sayıca sonlu mu sonsuz mudur? Dahası, ne işe yarar bu tür denen şey? Kültür ürünlerini sınıflandırmak bize ne kazandırır, ne kaybettirir? Tek bir ürün farklı türlere ait olabilir mi? Peki türsüz metin var mıdır? Türsel uzlaşımlarla iyi geçinmek ya da çatışmak ne anlama gelir? İşte bu kitabın amacı, edebiyatta, sinemada ve televizyonda tam da bu sorular çevresinde yürütülen tür tartışmalarına odaklanmak, bu konuda en sık atıf yapılan önemli makaleleri bir araya getirmekti. Kuşkusuz pek çok makale arasından bir seçim yapmak gerekiyordu ve nihayetinde 12 makale Türkçeleştirildi.

Bu kitap, geniş bir bağlamda “tür kuramı” üzerinde duran ilk kitap olma özelliğini taşıyor. Edebiyatta, sinemada ve televizyonda tür meselesine yönelik farklı bakış açılarını, tartışma odaklarını ve geçişkenlikleri değerlendirebilmek için bir zemin sunuyor ayrıca.

Türleri tanımlama girişimini Daniel Chandler’ın ifadesiyle “kuramsal bir mayın tarlası”nda gezinmeye benzetirsek, bu kitaptaki yazıların her biri de kendi bakış açılarıyla bu tarlada konum ve yol almaya çalışıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 367
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺46,40

Antropologlar, sosyologlar, psikologlar ve dinler tarihçileri, yetmiş beş yıldan uzun bir süre boyunca Avustralyalılara tutkulu bir ilgi duymuştur. Bunun nedenleri açıktır: Avustralyalılar avcı toplayıcıdırlar, kültürel olarak yalnızca Güney Amerikalı Fuegianlarla, Kalahari çö-lünün yerli halkı Busbmenlerle ve Kuzey Kutbu'nun bazı Eskimo kabileleriyle kıyaslanabilirler. Dolayısıyla, günümüzde Neolitik-öncesi tipte bir kültür içinde yaşamaya devam ettikleri söylenebilir. Üstelik kıtanın yalıtılmışlığı, hem son derece arkaik hem de bütünsel olan Avustralya uygarlığına duyulan bilimsel ilgiyi yoğunlaştırmıştır.

Birey adım adım mitsel geçmişin muhteşemliginin bilincine varır. Törenler aracılığıyla Düş Zamanını nasıl yeniden canlandıracağını öğrenir. Sonunda kabilesinin kutsal tarihine tamamen gömülür; diğer bir deyişle, kökenini, başlangıcı öğrenir ve kayalar, bitkiler ve hayvanlardan tutun da görenekler, simgeler ve kurallara kadar her şeyin anlamını kavrar. Mitlerde ve ritüellerde muhafaza edilen açıklamayı özümsedikçe, dünya, yaşam ve insan varoluşu anlam kazanır ve kutsal hale gelir çünkü Doğaüstü Varlıklar tarafından yaratılmış veya kusursuz hale getirilmişlerdir. Bir insan, yaşamının belli bir anında doğmadan önce bir ruh olduğunu ve öldükten sonra da bu doğum-öncesi tinsellik koşulu ile yeniden bütünleşeceğini öğrenir. İnsan döngüsünün daha büyük. kozmik bir döngünün parçası olduğunu öğrenir; Yaratılış, Düş Zamanında meydana gelen "tinsel" bir edimdir ve evren (kozmos) her ne kadar artık "gerçek" veya "maddi" bir görünüm kazanmış olsa bile, gene de başlangıçta vuku bulan yaratım edimlerinin yinelenmesiyle periyodik olarak yenilenmelidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 215
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺36,00
₺45,00

Tanrıların Doğası adıyla Türkçeye kazandırılan Marcus Tullius Cicero’nun de Natura Deorum adlı yapıtında Klasik Yunan döneminde temelleri atılan ve gelişen, ardından Roma Döneminde de kabul gören ancak yeterince açık olmayan felsefi düşünceler bir kez daha açıklanmıştır.

Latin Dilinin tüm inceliklerini bilen usta bir hatip olmasının yanı sıra toplumda uzlaşmaya ve uyuma önem veren Cicero’nun bu yapıtı, konularında uzman ve yetkin kişilerin karşılıklı konuşmaları biçimindedir. Kemale ermiş kişilerin anlatımıyla ele alınan konular ayrıntılı ve anlaşılır biçimde ortaya konmuştur.

Cicero bu yapıtındaki sistemli anlatım biçimiyle günümüzde bile zor gibi görünen konuların, Eskiçağdaki üç felsefe okulunun (Epikuros, Stoa ve Akademeia) görüşlerinin kolayca anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 223
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺36,00

İlk dört kitabı burada sunulan ve aslen on kitaptan oluşan Mektuplar (Epistulae), Genç Plinius’tan günümüze kalan iki eserden biri olma özelliğini taşır. Söz konusu diğer eseri, konsüllüğe atanması vesilesiyle İmparator Traianus huzurunda yaptığı ve Panegyricus olarak yazıya dökülmüş olan uzun övgü konuşmasıdır. Kayda değer çalışmalar olduğu tahmin edilen diğer söylevleri ise elimize ulaşmamıştır.

Genellikle gayrıresmî bir havada, hoşsohbet bir üslupla ve coşkun bir ruh haliyle yazılmış olan bu mektuplar, tarih sırası gözetmemektedir. Genç Plinius’un havadis paylaşma merakını, günlük olayları arka planlarıyla anlatma alışkanlığını ve anekdotları kullanmaya olan yatkınlığını ortaya koymaktadır. Yetkin bir avukat ve yargıç olarak mesleğine gösterdiği dürüst bağlılık; hayırseverlik çabaları; temel eğitime, edebiyat çalışmalarına, güzel, etkili ve nükteli konuşmaya verdiği önem; ve erdemli bir vatandaş olarak davranışa gösterdiği özen, bu eserde dikkat çekici unsurlardır. Genç Plinius, kentli (urbanus) bir Romalının bütün belirgin özelliklerini, kişiliğinde toplamış biridir. Yaşamının, bizim açımızdan özel ve ilgi çekici bir yanı da, son görev yerinin (aynı zamanda öldüğü yer olduğu da tahmin edilen) Anadolu toprakları olmasıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺27,20

Dünyaya gelme bahtsızlığı büyük bir kötülük ve telafisi mümkün olmayan bir zararı içinde taşır. Bunu felsefenin şimdiye kadar kulaklara hoş gelen, yürekleri teselli eden tatlı ve melankolik sesiyle değil, son derece katı ve mantıki bir dille savunur kitabın yazarı David Benatar. Ve iflah olmaz iyimserlere fena sürprizleri vardır. Çünkü bütün hayatlar göründüğünden çok daha fazla acı bir tecrübeye sahiptir. Sürekli yükseltilmeye çalışılan mutluluk, zevk ve keyif standartları gerçek rakamlara döküldüğünde derin bir içsel sefaleti ve mutsuzluğu gizler. Yeryüzüne adım atmış olmakla insan esasen çekmeyeceği ıstıraplara gebe kalmıştır. Bu yüzden gelecek adına ideal nüfus “sıfır” olmalıdır ve mesken tutulan bu dünya yaşamak, hayal kurmak ve temelinde çocuk yapmak için ideal bir yer değildir.

“Sonunda Eyüp ağzını açtı ve doğduğu güne lanet edip şöyle dedi: Doğduğum gün yok olsun, ‘Bir oğul doğdu’ denen gece yok olsun. Karanlığa bürünsün o gün… zifiri karanlık yutsun o geceyi… Çünkü… anamın rahminin kapılarını üstüme kapamadı. Neden doğarken ölmedim, rahimden çıkarken son soluğumu vermedim?”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 258
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺44,00

Machiavelli modern siyasi düşüncenin kurucusu olarak kabul edilir.

Cumhuriyet ya da monarşiye sahip herhangi bir devletin liderinin normal etik anlayışa göre suç olarak nitelendirilen eylemlerden bile kaçınmayarak, onun tek amacının her halükarda kendi egemenliğini korumak olduğunu kabul eder. Ortaçağ metinlerinin kurgusal ve ikiyüzlü bir şekilde bahsettikleri ideal bir hükümdarın erdemlerle dolu olduğu düşüncesine aldırmadan, tam tersine bir prensin tahtına sıkıca tutunması için aldatmaya ve öldürmeye hazır bulunması gerektiğini somut kanıtlarla açıklamıştır. Klasik şekilde o da dini, toplumu bir arada tutmak amacıyla yüce bir otoriteye itaat etmesini ima eden bir kurallar manzumesi olarak tanımlar. Erken Hıristiyanlığın Roma İmparatorluğu'nun bütünlüğünü bozmaya katkıda bulunduğunu ima eder.

Onun tarafından asla yazılmamış olsa da "amaca giden her yol mubahtır" söylemi onun egemenlik anlayışın' destekler. Bu düşünce şekli onun çağında ortaya çıkan bir yenilik kadim Roma kültürünün politik gerçekçiliğine dayanır, ancak Floransalı yazar bu fikirleri açık ve net bir şekilde yazıya döken ilk kişi olmuştur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 119
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺19,20

Yunan Mitolojisinde Aşk, sevme-sevişme ve üreme isteği denen tanrılaştırılmış bir sâiki temsil etmekte olan Aphrodite’nin ve Eros’un (Aşk’ın) etkisi ile meydana gelmiş olan olayların ünlü mitolojik kahramanlar üzerindeki etkilerini inceleme konusu yapan bir kitaptır.

Kitabımız, ulvî aşkın tanrıçası Aphrodite Ourania ile sıradan, dünyevî olan aşkın tanrıçası Aphrodite Pandemos’un çeşitli ilişki türleri üzerinde yaptığı etkiyi, sosyolojik ve psikolojik yorumlamaları ile birlikte vererek, insanı anlama ve anlatma konusuna önemli bir katkı sağlamaya çalışmaktadır.

Ünlü mitolojik kahramanların eylemlerinin anlatıldığı Yunan Mitolojisinde Aşk adlı kitap ile tanrısal varlıkların eylemlerinin anlatıldığı Yunan Mitolojisinde Doğu-Batı Bütünleşmesi adlı kitabımız, birbirini tamamlayan; antik dünyada meydana gelmiş olan kültürel alış verişin bugünün Batı Dünyası’na nasıl aktarılmış olduğunun bir sunumunu yapmakta, ele alınmış olan mitolojik öykülerin Rönesans’tan bu yana bugünün bilimini, felsefesini, edebiyatını, müziğini, plâstik sanatlarını, hatta sinema dünyasını nasıl etkilemiş olduğunu açık bir şekilde göstermeye çalışmaktadır.

Elinizdeki kitaplar, size Antik Çağ plastik sanatçı ve edebiyatçılarından Paul Cezanne’a ve Salvador Dali’ye; Sophokles, Shakespeare, Goethe ve Jean Cocteau’ya varıncaya kadar ünlü kişilerin mitolojik kişilerden nasıl etkilenmiş olduklarını gözler önüne sermekte; ilginizi çekebileceği ümidi ile size karşılaştırmalı bir kültür tarihi verisi sunmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 599
En / Boy : 20,5 / 27
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 6.2018
₺220,00

Son yıllarda yapılan Osmanlı tarihi çalışmaları belli bir düzeye ulaşmış olsa da sosyo-ekonomik tarih incelemelerinin, Osmanlı tarihçiliğinin zayıf halkalarından birini oluşturmaya devam ettiği söylenebilir. Geçmişin kaybolmaya yüz tutmuş haritası içinde saklı kalan, keşfedilmesi zor ayrıntıları gün yüzüne çıkarmak, önemli bir ustalığı gerektirmektedir. Suraiya Faroqhi, bütüncül bir tarih resmini algılamamıza yardımcı olacak makaleleri ile titiz bir çalışma örneği sunmaktadır. Faroqhi, tahrir defterleri, şeriyye sicilleri, mühimme defterleri gibi birincil kaynaklar ile Osmanlı tarihçilerinin eserleri ışığında -özellikle onbeş ve onaltıncı yüzyıllardaki- Osmanlı şehirlerini ve kırsal toplumunu inceliyor. Osmanlı Şehirleri ve Kırsal Hayatı’nda hemen herkes, kendi yöresel tarihi bağlamında da ilginç ipuçları bulabilecektir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺36,00

Francesco Petrarca bir seyahati esnasında elinden hiç düşürmediği Aziz Augustinus’un İtiraflar kitabının bir sayfasını rastgele açtığında okuduğu cümleden çok etkilenir: “Et erunt homines admirari alta montium et ingentes fluctus maris et latissimos lapsus fluminum et oceani ambitum et gyros siderum et relinquunt se ipsos” (…ve insanlar dağların yüksekliğini, denizlerin dev dalgalarını, nehirlerin geniş yataklarını, okyanusların enginliğini, hatta yıldızların yörüngelerini hayranlıkla izlerler, lakin kendilerini ihmal ederler…)

Yapıt, Petrarca ile Aziz Augustinus’un Hakikat huzurundaki üç konuşmasından oluşan otobiyografik bir incelemedir. Petrarca bu yapıtta, dünya işlerinde kendinden başka bir şey düşünmeyen ve yanlışlar yapan insanın bile Tanrı’ya ulaşabileceği umudunu dile getirir. Böylece manevi “sorun”unu kendine özgü bir bakış açısıyla, hümanist din ve ahlak anlayışı içinde bir çözüme ulaştırmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 165
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺30,40

Akdeniz Dünyası, Fransızların geleneksel doktora tezi standartlarına göre tartıldığında bile devasa bir kitaptır. İlk basımında onu sıradan bir kitabın hacminden altı kat büyük kılan altı yüz bin sözcükten oluşuyordu. Kitap her biri geçmişte farklı bir yaşam tarzının örneğini sunan üç kısma ayrılmıştı. İlk sırada “insan” ile “çevre” arasındaki ilişkinin “neredeyse zaman dışı” tarihi vardır; sonra ekonomik, toplumsal ve siyasi yapıların tedricen değişen tarihi gelir; ve en son olayların hızlı gelişen tarihi. Bu üçüncü ciltte Braudel okurlarına oldukça profesyonel bir siyasi ve askerî tarih örneği sunar. Braduel tarih sahnesindeki önde gelen simalara ilişkin kısa ama özlü karakter taslakları çıkarır. İnebahtı Savaşı, Malta’nın kuşatılması, 1570’lerin sonlarındaki barış müzakereleri uzun uzadıya anlatılır. (…)

Akdeniz Dünyası gibi bir inceleme yapmayı pek az tarihçi ister, böyle bir incelemeye gücü yetecek tarihçi sayısı ise bundan da az olacaktır. Buna rağmen, bu inceleme hakkında, tıpkı Tolstoy’un Savaş ve Barış’ı (Akdeniz Dünyası bu romana yalnızca ölçek bakımından değil, aynı zamanda sahip olduğu mekân bilinci ve insan eyleminin beyhudeliği hakkında sezdirdiği şeyler bakımından da benzemektedir) hakkında olduğu gibi, içinde yer aldığı disiplin imkanlarını sürekli genişlettiğini söylemek doğru olacaktır.

- Peter Burke

“Akdeniz’le birlikte uzun bir yolculuğa çıktım, tüm ülkeleri hayranlıkla gezdim ve Akdeniz’deki bütün arşiv depolarına indim… Bu yirmi yılımı aldı.”

- Fernand Braudel


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 654
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺84,00
₺105,00

Tanrıların doğrudan doğruya ve dolaylı bir şekilde eylemlerini incelemekte olan Yunan Mi-
tolojisinde Doğu-Batı Bütünleşmesi adlı kitap, aynı zamanda Mısır, Mezopotamya, Suriye,
Kıbrıs ve Anadolu antik kültürlerinin yunanîleştirilerek Batı’ya nasıl aktarılmış olduğunu
inceleme konusu yapmaktadır.

Kitabımız, tanrı ve tanrıçaların belli başlı eylemlerini ele almanın yanında, tanrıların, tanrı-
çaların, özellikle de ana-tanrıçaların bir görevi olarak, bereketlilik üzerinde ağırlıklı olarak
durmakta; Yunan Mitolojisinde Aşk adlı kitabımızda ele alınan konulara tanrı ve tanrıçalar
açısından açıklık getirmek gibi bir görevi de üstlenmiş bulunmaktadır.

Ünlü mitolojik kahramanların eylemlerinin anlatıldığı Yunan Mitolojisinde Aşk adlı kitap ile
tanrısal varlıkların eylemlerinin anlatıldığı Yunan Mitolojisinde Doğu-Batı Bütünleşmesi
adlı kitabımız, birbirini tamamlayan; antik dünyada meydana gelmiş olan kültürel alış veri-
şin bugünün Batı Dünyası’na nasıl aktarılmış olduğunun bir sunumunu yapmakta, ele alın-
mış olan mitolojik öykülerin Rönesans’tan bu yana bugünün bilimini, felsefesini, edebiyatı-
nı, müziğini, plâstik sanatlarını, hattâ sinema dünyasını nasıl etkilemiş olduğunu açık bir
şekilde göstermeye çalışmaktadır.

Elinizdeki kitaplar, size Antik Çağ plâstik sanatçı ve edebiyatçılarından Paul Cézanne’a ve
Salvador Dali’ye; Sophokles, Shakespeare, Goethe ve Jean Cocteau’ya varıncaya kadar ünlü
kişilerin mitolojik kişilerden nasıl etkilenmiş olduklarını gözler önüne sermekte; ilginizi
çekebileceği ümidi ile size karşılaştırmalı bir kültür tarihi verisi sunmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 581
En / Boy : 20,3 / 27
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 6.2018
₺220,00

Gautier’i sıradışı bir yazar yapan, üslubu ve işlediği konuların birebir örtüşmesidir. Fantastik türdeki eserlerinde, ölümden sonra dirilmeye, doğaüstüne, okültizme çokça yer veren Gautier’in metinleri döngüsel bir içeriğe sahiptir; bir öyküsünde yer verdiği ufak bir detay yıllar sonra bambaşka bir öyküsünde yeniden ortaya çıkar. Yazarın üslubunun adeta damgası olan bu tarz, bazen bir obje, bazen bir deyiş, bazen de kişilerle kendini gösterir. Avatar’ın kahramanlarından Octave de Saville’in Arria Marcella’daki melankolik delikanlı Octavien’in reankarnasyonu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Budist bilgelerin yanında diz çürütmüş mesmerik bir doktor, umutsuz aşkı yüzünden yatağa düşmüş melankolik bir delikanlı, kocasını taparcasına seven hayran olunası güzellikte genç bir kadın, cepheden yeni dönmüş muzaffer bir savaşçı. Manyetizma, metapsikoz ve Hindu ritüellerinin yön verdiği bir olay örgüsü. Gautier’den 19. yüzyıl Paris’inden, Floransa’dan ve Hindistan’ın derinliklerinden manzaralar sunan, kimi zaman komediye varan, çağdaş bir beden değiştirme ve ruh göçü hikayesi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 116
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺24,00

“Her gün bazı erkekler, kadınlar ve çocuklar göğe tırmanırlar ve yeniden ağacın dallarını kullanarak geri inerlermiş. Bir gün yukarı doğru tırmanırlarken Kakan adlı yaşlı bir şahin bir çubuğu diğerinin üzerinde hızla döndürerek ateş yakmanın yolunu bulmuş. Fakat bu kuş ile beyaz bir şahinin arasındaki sürtüşmeden ötürü tüm bölgeyi ateş sarmış ve ne yazık ki çam ağacı yanmış; bu yüzden yukarı çıkan insanlar yeniden yeryüzüne dönememiş ve bu hadiseden sonra gökyüzünde kalmışlar. Yukarıda kalan insanların kafalarında, dirseklerinde, dizlerinde ve diğer eklem yerlerinde kristaller oluşmuş; geceleri bu kristaller parlıyormuş. Bu parıltılar aslında bizlerin yıldız olarak adlandırdığı şeylermiş.”

Dünyanın dört bir yanında insan, hayvan ve doğa gözlemlerinden yola çıkarak anlatılan sayısız mitlerden yalnızca ateşle ilgili olanları bize aktaran Frazer’a göre, ilkel doğa felsefesinde yürütülen mantık kusursuza yakındır. Antropolojinin yanısıra edebiyat, felsefe ve zooloji gibi alanların da beslenebileceği bu mitler, ateşin insanlık üzerindeki etkisini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 289
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺38,40

Serge Lesourd, Jacques Lacan’ın söylem türleri kuramından ve uzun yıllara dayanan klinik deneyimlerinden yola çıkarak, önceki çalışmalarında ele aldığı öznel ıstırabın yeni ifade biçimlerini tartışmayı sürdürüyor. Yazar, postmodern laf ebeliklerinin şekillendirdiği yeni toplumsal ilişkilerin, psikanalizin temel öğretilerinden biri olan “Doyum, her insani yaşamın bencil amacıdır” saptamasını çok iyi benimsediğini, ancak hemen onu izleyen bir diğer öğretisini unuttuğunu hatırlatıyor: “Her zevk, grup yaşamındaki bağları korumak için sınırlı ve tamamlanmamış kalmak durumundadır”.

Günümüzün liberal pazar ekonomisi tarafından belirlenen “her zevkin sınırsız ve herkes tarafından ulaşılabilir olması” kuralı hem öznelleşme süreçlerinde hem de insani ilişkilerde etkilerini giderek artan depresyon, stres, anoreksia, hiperaktivite, intihar, bağımlılıklar, şiddet, yıkım, kabalık, zorbalık, cemaatleşmeler, kapalı narsistik gruplar gibi bireysel ve toplumsal patolojiler altında gösterirken, öznenin bu türden bir kapalı sistemde, belirsizlik ya da aşırılık hallerinde bulabildiği tek çıkış yolu çoğunlukla kendi bedeni ya da ötekinin bedeni olmaktadır.

Psikanalitik kuramın kavramlarının ustalıkla işlendiği ve incelikli bir klinik duyuşla örülen bu kitap, özneyi ve öznelliği susturan her türlü söylem karşısında okuyucusunu da sadece sözü almaya değil, sözü etik bir yerden almaya, sabırla ve dikkatle bekleyip dinlemeye, özenle ve özgürce üretmeye de teşvik ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 255
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺40,00

Kültürel antropolojinin önemli isimlerinden olan Robert H. Lavenda ve Emily A. Schultz’un on iki bölüm ve bir ekten oluşan Kültürel Antropoloji: Temel Kavramlar adlı bu kitabında; kültür, insanın anlam yaratma süreci, dil, din, mit, ritüel ve akrabalık gibi kavramlar tarihsel-toplumsal bağlamlarıyla ve antropolojik bakış açısıyla ele alınmıştır. Sosyal bilimler ve özellikle antropoloji ve sosyoloji ile ilgilenenler için temel kaynak niteliğindeki bu eserde; başlangıcından bugüne kadar antropolojinin bilim olarak nasıl algılandığı, küreselleşme, teknoloji ve bilim antropolojisi gibi konular ayrıntılı şekilde irdelenmektedir.

Kitabın sonunda verilen etnografya metinlerini yazmak ve okumak konusundaki ek bölüm, saha çalışması yapıp metin yazacak veya etnografi metinleri okuyacak kişiler için bir rehber niteliği taşımaktadır. Kültürel antropolojide teori, siyasal ve iktisadi antropoloji ve tıp antropolojisi, cinsellik, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ve toplumsal örgütlenme gibi konular, derinliğinden ve zenginliğinden bir şey kaybetmeden açık ve anlaşılır biçimde anlatılmıştır. Sosyal ve kültürel antropoloji disiplinine dair hemen her kavramın işlendiği kitap, Türkiye’deki antropoloji çalışmalarına özgün bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 364
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺44,00

Hilmi Ziya Ülken’in felsefi sistemini taçlandıran Hâkimiyet adlı son kitabı uzun bir süre sonra ilk defa okuruyla buluşuyor. Eser, “hakimiyet” (souveraineté) ve “tahakküm” (domination), yani “zorlama hâkimiyet” kavramlarının felsefi, antropolojik, sosyolojik ve tarihsel bir incelemesidir.

Tarihsel anlamıyla bütün toplumlarda “iş organizasyonu” olarak şekillenen hâkimiyet, “kültür-tabiat bütünlüğü”dür, yani kültür ve tabiat birleşmesi siyasi felsefenin temel kavramı olarak “hâkimiyet”i ve bunun organlaşmış bir ifadesi olan “devlet”i doğurur. Öte yandan kültür-tabiat bütünlüğü, yani hâkimiyet her çağda ve toplum şeklinde birtakım saiklerle bozulabilir, parçalanabilir. Kaybolmuş kurumlar sisteminin hâkimiyet yetmezliği “tahakküm” şekillerini doğurur.

Modern hâkimiyet şekli olarak demokrasi iki ayrı yönde yeni tahakküm şekillerine doğru gelişmiştir: Hürriyetçi demokrasiyi savunan kutup başlıca Birleşik Amerika’nın (kapitalist iş organizasyonu) tahakkümü şeklini almıştır. Eşitlikçi demokrasiyi savunan kutup Sovyet Rusya ve Çin’in (sosyalist iş organizasyonu) tahakkümü şeklini almıştır. Dünya bu iki tahakküm şekli arasında parçalanmış durumdadır.

Geleceğin hâkimiyet şeklinin hürriyet-eşitlik dengesini kuracak olan “Mertebeler Devleti”nde gerçekleşeceğini öne süren Ülken, “yarınki insanlığın emperyalist tahakkümlere değil, kültürler, milletler bağımsızlığına dayanan bir konfederatif dünya devletine doğru gitmesini sağlayacak” bir “kültürler hümanizmi”ne yaslanır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 375
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺41,60

Theophile Gautier, titizliğe varan estetik anlayışı ve ironik üslubuyla öykülerinde varlığı her an hissedilen bir yazardır. Seçkimizde yazarın 1831 tarihli Kahve Potu’ndan başlayarak 1852 yılına dek kaleme aldığı öyküleri yayınlanış sırasıyla yer alıyor, bu şekilde okur onun yazım tekniğinin geçen süre zarfında ne kadar kendine has bir özellik kazandığını gözlemleyebilecektir.

Canlanan tablolar, hayaletler, mitolojik ve masalsı yaratıklar, yapay cennetler, vampirler, paralel hayatlar, ölümdeki yaşam, fantastik bir boyut ve daima romantik bir fon. Fantastik Öyküler’de, sıradan, bildiğimiz hayat, ansızın yahut adım adım doğaüstü bir kimliğe bürünür. Hayal ve gerçek, geçmiş ve gelecek iç içe geçer, tatlı hayaller boğucu kâbuslara dönüşür. Kahramanlar bu iki dünya arasında ne yapacaklarını bilemezler, elleri kolları bağlı gibidir, ne bedenen ne de zihnen kendilerine hâkim olabilirler.

Ancak bu esrik evrenin çekici bir tarafı da vardır, zira Gautier’in edilgen kahramanları mantığın geçerli olmadığı bir dünyada, her an aşkla nefes bulma umudu taşır. Belki de bu yüzden hayal dünyasına adım atmaya daha dünden hazırlardır. Fransız edebiyatının önemli figürlerinden Théophile Gautier’in Fantastik Öyküler’iyle 19. yüzyıl Paris’inden, geçmişin ve hayal âleminin derinliklerine egzotik bir yolculuğa çıkıyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺28,00

Dr. Jeykll ve Bay Hyde modern edebiyatın en ünlü yapıtlarından birisidir. İskoç yazarın 1886 yılında yazdığı bu gotik kısa romanın, tiyatro oyunlarından, televizyon dizilerine ve filmlere kadar yüz yirminin üzerinde uyarlaması bulunmaktadır. Ayrıca pek çok romana ve öyküye ve kurmaca karaktere esin kaynağı olmuştur. Gabriel John Utterson adında tuhaf olayları araştıran Londralı bir avukat ile eski dostu Dr. Henry Jekyll ile onun çifte karakteri kötü Edward Hyde’ın öyküsünü anlatır.

Uzun süreli bir etkiye sahip olan bu yapıt büyük yankı uyandırmıştır.  Kitabın yazılmasının ilginç bir öyküsü de vardır: Stevenson vereme yakalanmış, ateşler içinde kıvranırken derin bir uykuya dalmıştır. Karısı Fanny, Stevenson’u uyandırınca bu sırada kendinden geçmiş olan yazar öfkelenir. Uyandığında ilk birkaç sahne ve özellikle de ilk dönüşüm sahnesi hâlâ tüm canlılığıyla aklında olduğundan hemen kalem kâğıda sarılarak bunları not alır. Ünlü ve tarihî kişilerin açıklamalarını dönüştürerek ortaya çıkaracağı başyapıtlarından birinin ana taslağı artık hazırdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 95
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺14,40

11. ve 13. yüzyılları arasında, Avrupa Ortaçağı büyük öncüleri tüccar ve bankacılardan oluşan gerçek bir ticari devrime tanıklık eder. Bu dönem, uzak mesafelere yolculuk yapmayı mümkün kılan bir barış zamanıdır, fakat aynı zamanda önemli bir demografik büyümenin de zamanıdır. Her şeyden önce kentlerin yeniden doğuşu ve canlanışı söz konusudur. Floransa, Rouen, Brugge, Cenova veya Amiens’teki büyük Ortaçağ fuarlarında kentsel gelişimin ilk izleri, belirli bir serbestiyet, dinî vesayetten kurtuluş ve sanatsal faaliyetlerin desteklenişi görülür.

Le Goff, bu çalışmayı toplumsal tarihin akışını açıkça etkilemiş belli bir özneler grubu ve özneleşme sürecini ele alarak yapmıştır. Üstelik bu metinde toplumların geçirdiği zihinsel/kültürel dönüşüm sürecini ülke ülke ele alınan belli kişiler, aileler ve hanedanların özyaşam öyküleri üzerinden açıklamıştır. Le Goff bunu, özellikle erken kapitalizm konusunda çok yoğun ve ayrıntılı araştırmaların yapıldığı İtalya, Felemenk, Almanya gibi ülkelerde Ortaçağ tarih çalışmalarının artmasına bağlıyor. Kapitalizmin ve kapitalistlerin ya da başvurduğu bir başka ifadeyle, “kendilerini ticarete adamış” insanların hangi tarihten başlayarak sözcüğün gerçek anlamında klasik kapitalizm ve kapitalist kavramlarını içerecek kıvama geldiğinin belirlenmesinin öneminden söz ettikten sonra bu işin ancak özneler, yani kapitalistler tarihine başvurularak yapılabileceğini gösteriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺33,60

Sanatçılar neden tablonun içinde başka bir tablo arama ihtiyacını hissetmişlerdir? Bir resmin içine başka bir resim yerleştirmenin anlamı nedir? Rembrandt, Vermeer, Velazquez ya da Magritte çerçeveyi kendi kompoziyonlarıyla bütünleştirmiş ve resimde devrim yaratmışlardır. André Chastel, bu “motif”ten hareketle bize tutkulu bir analiz ve resme bakmanın yeni bir tarzını sunuyor.

Tablodaki Tablo André Chastel’in iki önemli metnini biraraya getiriyor. Resmin çerçevelenmesi üzerine bu iki metin, hem bir eserin varoluşunu hem de bir varlığın mevcudiyetini sınırlandıran bu çerçevenin bulunuşunu sanat tarihi üzerinden sorguluyor. Chastel bizi 15. yüzyılda başlayan ve 20. yüzyılda Braque ile sona eren gerçek bir soruşturmaya davet ediyor. Kitap yorumlanan eserlerin daha iyi somutlaşması için renkli illüstürasyonlar içeriyor.

“niyetim ... tablodaki bir tablo, mekânın genişletilmiş ya da nesnel bir temsilinde yer bulduğu anda neler olup bittiğini incelemek, uyumlu bir ışık ve tiyatrocuların dediği gibi, hakiki bir yer birliği ihtiva eden zaten kurulu bir mekân ikiye bölündüğünde ya da küçültülüp indirgendiğinde ne olmaktadır? Bu, soruşturmanın 15. yüzyılla başlayıp 20. yüzyılda sonlanacağı anlamına geliyor... Tablo içinde resmedilen tablonun âdeta ikili bir yankılaması vardır: imge olarak, doğaya (biçime) gönderim yapar, bir imgenin imgesi olaraksa akla (fikre, ideaya) atıfta bulunur. Tablo-içinde-tablonun tefsiri, sanat üzerine incelemeye denk bir şey üretir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 102
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺30,40

Spinoza’nın ölümünün ardından opera posthuma (tüm eserleri) içinde 1677’de yayımlanan, Politik İnceleme(Tractatus Politicus) filozof tarafından kaleme alınan en son yapıttır. Burada Spinoza doğalcı (naturalist) bir bakış açısından geleneksel “en iyi yönetim biçimi” sorusunu yeniden ele alır ve istikrar noktalarını ortaya çıkarmak için bir tanıtlama yapısı içinde monarşik, aristokratik ve demokratik Devletleri yeniden kurar. Güç ontolojisine demir atmış “doğal hak”, içinde multitidonun ya da “halk kitlesinin” hep daha süreğen bir barışta varlığını devam ettirdiği demokraside, yani “mutlak yönetim biçimi”nde tamamına eren niceliksel ve biçimsel bir siyaset kurar.

Aşırı biçimde yetkinleştirilmiş Politik İnceleme, Spinoza’nın tüm yapıtlarına can veren birleştirme ve doğallaştırma için gösterdiği sınırsız kavramsal gayreti başarıyla sonuçlandırır. Derin özgünlüğü, ne aşkınsal bir değeri olan ne de harekete geçirici bir şiddet içeren, oyların sayısal değerlendirilmeleriyle barış üreten basit bir makine olan bir demokrasi önermesinde yatar, ama bunda siyasi gerçeklikte olduğu gibi insanlığın arzusunda da kuşkusuz aşılmazdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 156
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺32,00

Büyük antik felsefe uzmanı Pierre Hadot, bu küçük ama derin kitapta Wittgenstein ile ilgili birbiri içine geçen üç felsefi hikâye sunmaktadır okuyucuya: İlkin, Wittgenstein felsefesinin neredeyse hiç bilinmediği bir dönemde, onun dile getirdiği yepyeni bir anlayışın bir filozofun düşünce güzergâhında oynadığı belirleyici rol ve bu keşfin yarattığı açılımlar. İkinci olarak, gerek dünya felsefe tarihi içindeki yeri, gerekse yüzyılımızın düşünce ikliminde yarattığı etkisi tartışılmaz derecede önemli olan bu büyük filozofun devrimci boyutu…

Nihayet ve belki de en önemlisi, Wittgenstein’ın birbirinden farklı olan ama birbirini tamamlayan iki ayrı dönemindeki tezlerinin son derece özetleyici ve anlaşılır bir izahı. Tractatus logico Philosphicus’a hasredilen ilk iki metin, Wittgenstien’ın dile getirdiği “Dil içinde ifade edilen, dil ile ifade edilemez” formülünden hareketle, söze sığmayan üzerine bir düşünüm geliştirir. Wittgenstein’ın ikinci dönem düşüncesini temsil eden Felsefi Soruşturmalar’ı konu alan son iki makale ise, bu metinde açık ifadesini bulan devrimci dil teorisinin dil ve düşünce anlayışımızda yarattığı büyük etkiler üzerine odaklanır: dil oyunları mefhumu ve yaşam biçimi anlayışı Hadot’yu felsefî söylemin doğası üzerine düşünmeye götürür. İşlevi nesneleri göstermek ve düşüncelere tercüman olmak olan bir dil yoktur, ama başka şeyler arasında, dinleyici üzerinde bir etki yaratmaya yönelik dil oyunları vardır… Felsefi dil belli bir etkinlik perspektifi içinde “ruhsal bir talim” olarak anlaşılmalıdır.

Daha önemlisi, felsefi söylem belli bir yaşam tarzının seçiminden bağımsız salt teorik bir etkinlik değildir. Aksine söz ve eylem, felsefi söylem ve filozofça yaşam, birbirinden ayrılmaz tamamlayıcı bir bütündür. Ve felsefe hayretle başlar: “Dünyanın nasıl olduğu değildir gizemli olan, olmasıdır.”…Wittgenstein’ın analitik-pozitivist düşüncesinin ötesinde mistik olana dair getirdiği açılıma kulak vermek isteyenler için... 




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 111
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2015
₺28,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 290
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2009
₺40,00

Özlem Kutkan
Osmanlı İmparatorluğu’nda Bir Misyoner Hekim ve Dünyası: David H. Nutting (1854-1875)

Fatih Durgun
Lancaster İngilteresi’nin İlk Yıllarında Veraset Usulü Tartışması ve Tarihyazımı

Hasan Hüseyin Güneş
Kudüs Halilurrahman Vakfındaki Aksaklık ve Bozulmalar Üzerine Bir Değerlendirme (16. ve 17. Yüzyıllar)

Zahit Atçıl
Çağdaşlarının Gözünden Rüstem Paşa’nın Sadrazamlığı

Szabolcs Hadnagy
1658 Erdel Seferi’ne Yönelik Planlar ve Hayata Geçirilişi

Esra Özsüer
Popüler Kültür Açısından Yunan Sinemasında “Fustanella” Filmleri ve Anti-Türk Propagandası

Kadir Kon
Atatürk’ün Türkiyesi Yolunda 1923 (2.) TBMM Seçimleri Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi Temelinde Bir Süreç Analizi

Mustafa Tanrıverdi
Rusya’da Köylülerin Köleleştirilme Sürecinde Hukuki Düzenlemeler

Erol Karcı
Sivas Vilayeti’nin İdari, Ekonomik ve Sosyal Durumuna Dair Tespitler (1914-1915)

İdris Yücel - Biray Çakmak
Osmanlı Devleti’nin Eski Eser Politikası

Mustafa İnce
El-Ahram Gazetesinin Kurucularından Bişara Takla’nın Sultan 2. Abdülhamid ile İlişkileri ve Osmanlı İmparatorluğu’na Dair Görüşleri

Yunus Emre Çakır
Modern Devletin Gözetleme Pratiği Olarak Jurnal ve Yakınçağ Tarihi Kaynağı Olarak Jurnal Defterleri


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 380
En / Boy : 13,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺48,00

“Türkiye’den Aydın Portreleri” dizisinin ilk kitabında niçin Kurtuluş Kayalı ismi tercih edildi? Elbette bunun için birçok neden sayılabilir. Kayalı’nın elli yıllık düşünce hayatı bütünüyle resmedildiğinde belirli bir istikrar ve tavrın kendisini özenle koruduğu görülecektir. Yaşam tarzıyla, üniversitedeki hocalığıyla, yazı ve konuşmalarıyla, daima kendi çizgisini takip eden ve “direnç” gösteren bir “içsel kale”ydi bu. Dışarıdan gelen rüzgârlara kapalı ve ait olduğu toplumun zamanını ve mekânını her an gözetleyen sağlam ve dayanaklı bir içsel kale!… Bu sebepledir ki, Kayalı herkesin itibar ettiği, yaslandığı ve güç devşirdiği topluluklarda yer almadı. Her adımda iktidara göz kırpan seçkin “aydın” fotoğraflarının dışındaydı onun soluklandığı iklim. Kayalı’nın tarih, sosyoloji, sinema, edebiyat, mizah üzerine olan yazıları baştan sona okunduğunda onun dün ve bugün arasında verdiği sayısız örnekten hareketle aydınların, üniversitelerin, yayın dünyasının, çeviri kültürünün ne seviyede büyük boşluklar ve uçurumlarla dolu olduğu çok net biçimde görülecektir.

Kayalı yaşam boyu çevresine işaret ettiği bu çelişkileri gösterirken kelimenin tam anlamıyla haklıdır. Ama bunu yaparken daima “içimizden biri” gibi davrandı, yapay “seçkinlik” gösterilerine başvurmadı, bir iktidar yaratmadı, kendine ait bir ada gibi bağımsızlığını sürdürdü, heyecanını korudu, son kertede gençlerin ve halkının yanında duran biriydi o.
Biricik hedefi “hakikati söylemek” ve buradan bir “kendilik bilinci” üretmek olan aydın sorumluluğunun değeri şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 293
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺32,00

Sanatta gördüğümüz, duyduğumuz, okuduğumuz mutlağın ışığı, mutlağın sesi, mutlağın hikâyesidir, tersinden de söylenebilir; yıldızlı bir gecede gökyüzüne bakan Tanrı, Van Gogh’un Yıldızlı Gece’sini görür ve bu yüzden Yıldızlı Gece’ye bakan biz değilizdir, Yıldızlı Gece bize bakar, o mutlağın yıldızlı gece olarak görünmesi ve görmesidir; Truva Savaşı Tanrının gözünden İlyada Destanı’dır, Tanrı bize İlyada’da hikâyemizi böyle anlatır, çünkü onun hikâyesi mutlak anlamda böyle vuku bulmuştur; Beethoven’ın Yedinci Senfoni’sinde duyduğu evrenin hareketidir, Tanrı hareket etmekte ve bize hareketini böyle duyurmaktadır. Sanatta görünen ve görenin, duyulan ve duyanın, anlatılan ve anlatanın birbirine karışması bundan kaynaklıdır, bunlar sanatta özdeş hale gelirler.

“Evren Tanrıda mutlak sanat eseri olarak ve ebedi güzellikte kurulmuştur. Benzer şekilde kendilerinde ya da Tanrıda oldukları haliyle tüm şeyler, mutlak olarak hakiki oldukları gibi, mutlak olarak güzeldir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 443
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺56,00

Lübnan dağlarının bağrında, onunla aynı coğrafyada doğmuşsanız, Ermiş’in yazarından alelâde biriymiş gibi söz edebilir misiniz? Onun şairane sesini, insanı özgürleştiren bilgeliğini ya da isyankâr gücünü coşkuyla andığınız zaman, doğduğunuz yeri yücelttiğiniz zannedilebilir. Bunun aksine, birtakım eleştiriler getirdiğinizde, değerini tartışmaya açtığınızda, büyüsünü bozmaya çalıştığınızdaysa, itiraf edemediğiniz kimi duygular beslemekle ve “sedir ağaçlarına halel getirmekle” suçlanırsınız.

Ermiş hangi edebiyat türüne aittir? Bu kitapta tutarlı ve sistematik bir felsefe ya da başlığın çağrıştırdığı üzere bir teoloji arayanların eli boş kalıyor; bu kişilerin omuz silkerek şöyle dediklerini hayal edebiliriz: “Bu kitapta yazılanlar yalnızca şiirden ibaret!” Fakat bu kitap bir şiir derlemesi de değildir. Başka bir çağda olsaydık şöyle diyebilirdik: Bu bir bilgelik kitabı…

Edebiyat tarihinde böylesi ün kazanmış ve sayısız okur için küçük bir kutsal kitaba dönüşmüş olduğu halde kenarda kalmaya devam eden ve sanki Cibran gizli saklı, utanılacak ve lânetlenmiş bir yazarmış gibi ceket ceplerinde, evet belki milyonlarca ceket cebinde ama nihayetinde ceket cebinde taşınan başka bir kitap tanımıyorum.

Yayımlandığı günden beri olağanüstü bir hızla kulaktan kulağa yayılan Ermiş tüm dünyayı dolaşan bir fısıltı olmaya devam ediyor: Cesur, güçlü, saf yürekli bir fısıltı...

Amin Maalouf


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 107
En / Boy : 12,5 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺20,00

Hayatın kısa olduğunu bilmek insanın ömrünü uzatır.

Birini anlamak onu bilmektir. Ben tam şu anda seni biliyorum demektir.

En iyi bildiğin şeylerden biri de ölmektir. Sanki daha önce yüzlerce kez ölmüş gibi, tereyağından kıl çeker gibi ölür gidersin. Nasıl öleceğini bilmediği için hayatta kalan kimseyi görmedim.

Bir deliye neden? diye sormak, bir kuşa niçin uçuyorsun? demeye benzer.

Deliler bulutlara bakıp hüzünlenmez, yıldızları izleyip hayal kurmaz, yaz bitiyor diye üzülmez, zamanın akıp gitmesine aldırmaz. Deliler ağaçlara kâğıt, kumlara cam, pamuklara elbise, üzümlere şarap, toprağa altın, demire para, paraya ekmek gözüyle bakmaz. Deliler sizin bu saçmalıklarınızla uğraşmaz.

Aysel, bir gün bu kavşaktan geçerken, tam ortasında durmuş, bir oraya bir buraya dönmüş, nereye gideceğini bilememişti. Bir yanı eve, bir yanı işe giden yolların ortasında kaybolup gitmişti. İşte buraya onun kayboluşunun heykelini dikmişlerdi.

Aslında buraya başka şeyler yazıyorum. Ama sanki bunları yazmışım gibi okuyorsun.

Özcan Doğan’ın alışılmış bir dünyayı öyküleriyle tersine çeviren yeni kitabı…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 111
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺25,60

Doğadaki yaşamın zorluğu, vahşilik, Beyaz Diş’in bütün görünüşünde ve hareketlerinde kendini ortaya koyuyordu. O vahşi tabiatın ta kendisiydi; âdeta onun ete kemiğe bürünmüş haliydi. Zorlu hayatta kalma mücadelesi içinde zamanla gücü bilenerek olağanüstü bir savaşçıya evrilen Beyaz Diş, yalnızca kendi içgüdülerine, aklına ve gücüne güven duyar. Talihin karşısına çıkardığı olayların seyrine göre vahşi hayat ile evcilleşme arasında gidip gelir; ama bunu daha çok belirleyen gene vahşi doğanın olduğu gibi yansıması olan efendileridir, tanrılarıdır, yani insandır.

Doğada ve tabii insanların dünyasında Beyaz Diş benliğini bulma sürecindedir. Yıllar boyu edindiği tüm tecrübeleri ve doğasını şekillendirmiş olan vahşi duygulara rağmen hayatı yeni bir ufka doğru genişletmiştir. İçinde daha önce hissetmediği birtakım garip duygular ve alışmadığı dürtüler filizlenmiş, davranış şekli değişmiştir. Eskiden rahatını sever ve acıdan olabildiğince uzak durur, davranışlarını da buna göre ayarlardı. Ama şimdi durum farklıydı. Hemen her canlı yaşam kavgası veriyordu, ama bu mücadelede sevgiyle ya da nefretle, koşulların insanlar için olduğu kadar hayvanlar için de hayatı nasıl değiştirdiğini yalın ama son derece güçlü bir anlatımla yansıtıyor Jack London.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 221
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺20,00

En tehlikeli duyguların başında gelir kumarbazın tutkusu. Tatlı ve cehennemî bir heyecan, hayatın ölçü ve kural koyan tüm küçük hesaplarını kısa yoldan yıkmak ister. Kumarbaz bir kez talihini denemekle ne çok şey elde edeceğini düşünür. Kaybedeceği aklının ucundan geçmez. Böylelikle hiç bitmeyen bir oyun çemberinin içinde sayılar ve renkler arasında kaybolur.

Hikâye, dünyanın farklı yerlerinden bir araya gelen bir Alman kasabasında geçer. Rulet masasında kazandıkça daha çok kazanmak isteyen yaşlı, huysuz bir kadın… Ona eşlik eden Aleksey İvanoviç… Bir süre sonra genç adamın kumarda para kazanma hayaliyle sevgilisine yardım etme isteği… Hayal kırıklığına uğramış bir general ve diğer karakterler… Herkes zengin olmak ister. Bir yandan miras ve borç işleri çözümsüz ortada beklerken diğer yandan insan davranışlarındaki zayıflık ve ahlâki çöküşler birbirini takip eder. Ve Dostoyevski’nin tüm yapıtlarında görülen iyilik ve kötülük arasındaki ince çizgiler yavaş yavaş belirir.

Yazarın yaşamından önemli kesitlerin sunulduğu Kumarbaz’ın kısa bir süre içinde kaleme alındığı bilinir. Zira büyük romancının fazla vakti yoktur, en kısa zamanda bu kitabı tamamlayarak bir an evvel borçlarından kurtulması gerekecektir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 207
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺22,40

Doğa kendisini gizlemeyi sever… Erdem ve ahlâk maskeleri tek tek çıkarıldığında insan ilişkilerindeki büyük korkuların ve derin zaafiyetlerin nasıl saklı tutulduğu görülecektir. En masum görünen hallerden habis ruhların doğduğuna pek şaşmamalı, her çağda toplumların tehlikeli olarak görüp dışladığı kimseler hakkında da hemen hükme varılmamalı. Çünkü zaman, insanlara dair sözünü şimdi söylemekten çok yarınlara ertelemiştir.

Mevcut değerler dünyasında çift yönlü doğa durumunu keskin bir bilinçle ve bilgece yollardan tasvir eden düşünürlerin başında gelir La Rochefoucauld. Öncelikle o, karakterlere sirayet eden hastalıkların çözümleyicisidir. Ama ahlâkçılığa düşmeden gerçek bir ahlâk psikoloğu gibi eylemlerin yönelimini tespit ederek... Bir ironi ustasıdır... Ona göre, yüceymiş gibi görünen vasıflar çoğunlukla büyük kusurlarla örülmüştür: “Irmakların denizde kaybolmaları gibi, erdemler de bencillik içinde kaybolup giderler.”

Özdeyişler, yalnızca bir “güzel sözler” derlemesi değildir; dikkat edilmesi gereken şey yüzeydeki aldatıcı görünümlere karşın en dipteki dalgalardır. Yaşadığı yüzyılda insanlar arası ilişkiler içinde gözlem gücünü yitirmeyen La Rochefoucauld, bir münzevi düşünür olarak davranışların arka planındaki niyetleri sezinlemiştir.

Özdeyişler zanaatkâr ustalığıyla işlenen bir eserdir. Thomas Hardy, Nietzsche, Lichtenberg, Sthendal ve André Gide gibi birçok düşünür ve sanatçı değerler dünyasındaki karşıtlıkları, insandaki çatışmayı gösterirken en başta La Rochefoucauld’ya çok şey borçludurlar.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 119
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺22,40

Batı’da Aydınlar hakkında ilk kapsamlı eleştiri XX. yüzyılın başlarında Julien Benda’dan gelir. Benda’ya göre, aydınların hakikat duygusu artık zayıflamıştır. Onlar, şimdilerde siyasi ihtirasların güdümündedirler. İktidarın muhalif görünen sözcüleridir. Esasen kendi gruplarının çıkarlarını kollamak adına da sonsuz bir kin ve nefret duyarlar. 

“Benda’nın tanımına göre gerçek aydınlar kazığa bağlanıp yakılma, sürgüne gönderilme, çarmıha gerilme riskine girmek durumundadırlar. Bu yüzden de sayıları çok olamaz, gelişimleri belli bir rutine bağlı olamaz... Benda’nın tasarladığı biçimiyle gerçek aydın imgesinin hâlâ çekici ve güçlü bir imge olduğuna benim şüphem yok.”

Edward W. Said, Entelektüel 

“Benda’nın anlattığı entelektüeller alelâde insanlar ya da sıradan okumuşlar gibi maddi kazançla ilgilenmezler. Şahsi çıkar peşinde koşmak, ikbal ve mevki gayreti içinde olmak onların işi değildir. Onlar siyasal iktidarın yakını olmak için el etek öpmezler. Güçlünün uydusu değil, zayıfın savunucusudurlar. Zengin sofralarından yemlenmek için şaklabanlık yaparak kralın soytarısı rolüne soyunmazlar... Siyasal iktidarın kusurlarını, otoriteyi kötüye kullanmasını kınarlar ve bunu topluma haykırırlar. Onlar, iktidarın hizmetlisi değildir. ...Onlar satılık değildir, kalemlerini de ödünç vermezler. İşte, bu kabilden özelliklerle bezediği entelektüellerin dönemin siyasi gelişmeleri karşısında ilkesiz davranışlarının yarattığı infialle Benda sözünü esirgememiş ve ‘aydın ihanetinden’ söz edebilmiştir.”

Nur Vergin, Doğu Batı, Entelektüeller-III




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 189
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2017
₺38,40

Dedektif kelimesinin genel kullanıma girmesinden çok önce yazılmış üç dedektif hikâyesidir Morgue Sokağı Cinayetleri. Ölüm ve cinayet konularını defalarca işlemiş olan Poe, bu hikâyesinde sağlam bir kurgu etrafında, tıpkı bir satranç oyununda birbirini takip eden güçlü bir akılyürütmeyle öykülerini kaleme alır ve bu niteliğiyle kendisinden sonra gelecek tüm dedektif öykü yazarlarına ilham verir.

“Morgue Sokağı Cinayetleri’nin kahramanı Dupin, Arthur Conan Doyle’un Sherlock Holmes’ü ve Agatha Christie’nin Hercule Poirot’su gibi birçok hayalî dedektif için ilk örnek olmuştur. Bu öykü türü, genel gizem öykülerinden farklıdır çünkü sırrı çözmeye yönelik analiz sürecine odaklanır...

Öykü, Paris’teki hayalî bir sokak olan Rue Morgue’da yaşayan Madame L’Espanaye ve kızının kafa karıştırıcı biçimde öldürülmelerini anlatır. Gazete haberlerine göre annenin boynu neredeyse tamamen kesilmiş ve başı gövdesine ufak bir deri parçasıyla bağlı kalmıştır. Kız ise önce boğulmuş, ardından şöminenin baca boşluğuna sıkıştırılmıştır. Cinayet, dördüncü katta bulunan, dışarıdan girişin mümkün olmadığı ve içeriden kilitlenmiş bir odada gerçekleşmiştir. Cinayeti duyan komşuların ifadeleri birbiriyle çelişir çünkü her biri katilin farklı bir dilde konuştuğunu söylemektedir. Katilin konuşmaları belirsizdir ve tanıklar aslında hangi dil olduğunu net olarak anlamadıklarını itiraf ederler.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 132
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺22,40

Batı Felsefesi Tarihi, felsefeye yeni başlayanlar için yazılmış bir kitap değildir; üstelik bu tarz el kitaplarının faydalı olabileceği şüphelidir. Kapitalist kültür “doksan dakikada felsefe” mantığıyla felsefe tarihinin anlaşılacağı iyimserliğini yaratır. Oysa felsefeyi öncelikle “aklın kurnazlık”larından uzak tutmak gerekir.

Tubbs, ‘standart’ felsefe tarihi kitaplarından farklı bir yaklaşım geliştirir. Basit ansiklopedik bilgileri aktarmanın ötesinde zorlu bir terminolojinin içine dalar. Tubbs, Batı felsefesinin yanılgıya dayanan tarihini Sokrates ve Platon’dan başlatıyor; ancak bu filozofların düşünceleri ister istemez Sokrates öncesine de değinmeyi gerekli kılıyor. Tubbs’a göre, Aristoteles ve sonraki dönem Yunan felsefesiyle süren öykünün en önemli dönemeçlerinden birisi, İslâm ve Hıristiyan dünyasının dinsel etkiler altındaki felsefelerinin yönelimlerini belirleyen Plotinos’tur. Plotinos’un ve diğer Yeni Platoncu filozofların Ortaçağ Hıristiyan, İslâm ve Yahudi felsefeleri üzerindeki etkilerini yanılgı kültürünün öyküsündeki en çarpıcı görünümler olarak düşünen Tubbs, modern dönem ve günümüz felsefesini de aynı yanılgı kültürünün içine alıyor. Descartes, Spinoza, Leibniz ve Locke ile süren öykü, Kant, Hegel ve Marx üzerinden Adorno, Habermas, Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger ve Derrida’ya kadar uzanıyor. Batı felsefesi tarihini usun gerçekliği düşünürken yanılgılara düşme, yanlış tanıma olarak okuduğunu söyleyen Tubbs, Batı felsefesinin öyküsü boyunca Tanrı ve insan, yaşam ve ölüm ilişkilerini bu yanılgı kültürünün kurucu ögeleri olarak belirliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 287
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺41,60

Tarih ve felsefe terimleri, yüzyıllardır birbirleriyle ilişkisi olmayan alanları nitelemek için kullanılagelen terimlerdir. Antikçağ’da insanın doğa üzerine düşünerek kendi bilgisini kazanma süreci, Ortaçağ’da yerini Tanrıya bırakmış; bu çağı izleyen dönemde ise, her türden yerellik ve tarihsellikten uzak soyut akıl kavramsallaştırması, düşünce tarihinde o çağın genel paradigması haline gelmiştir. Evrene ve kendine ilişkin bilgi elde etme çabasında insanı yeterince tatmin etmeyen bu üç dolayımın, özellikle 18. yüzyıldan başlayarak yerini tarihe terk ettiği; dahası her birinin, kendi tikel anlamlarını ancak ve sadece tarih sayesinde ve tarihte kazandığı fikri, felsefeyi yeni bir yörüngenin eksenine çekmiştir. ‘Geçmişin şimdideki sürekli etkililiği’ anlamında bir tarihsellik bilincinin gelişmesiyle birlikte tüm 19. yüzyıl, bir tarih yüzyılı olmuş; tarih ile felsefenin bir arada ele alınması, özel anlamda felsefenin, genelde ise düşüncenin yönteminin ne olacağı sorusu üzerine yeni kavrayışların şekillenmesine önayak olmuştur. Günümüzde sosyal bilimler üzerine düşünmenin olanağı, bu sürecin bilinmesini ve özümsenmesini gerektirmektedir.

Tarih Felsefesi kitabı, bu alanda bir giriş kitabı olmanın ötesinde, ‘sonuçlarından hiçbir zaman öğrenilemeyecek bir etkinlik’ olan felsefenin içine dolayımsız bir şekilde nüfuz edebilmeyi ve yüzyıllarca ilişkileri sorunlu addedilmiş tarih ile felsefenin farklı kesişim noktalarındaki belli başlı problemleri göstermeyi amaç ediniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 262
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺32,00

İvan İlyiç’in Ölümü Nabokov’un tespitiyle en derin hakikatleri, hiçbir süs katmadan yalın ve saf halleriyle anlatma gücünü gösteren Tolstoy’un eserleri arasında en çarpıcı olanıdır.

Ceza hâkimi İvan İlyiç mesleğinde yükselme planları yaparken bir anda hastalık ve ölüm gerçeğiyle karşılaşır. Ölümü hiç daha önceden düşünmüş müydü? Hayır… Kimdir İvan İlyiç? Nasıl bir yaşam sürmüştür? Aslında o da hiç kimseden farklı olmayan aramızdan birisidir. Çocukluğundan itibaren “olması gerektiği gibi” (comme il faut) bir yaşam sürmüştür. Başarılı bir meslek, mutlu bir evlilik ve çocuklar… Her şey alışılmış kalıplar içinde devam etmektedir. Ta ki, ölüm zamanı (memento mori) gelinceye dek… İvan İlyiç’in yakalandığı hastalık bir anda her şeyi değiştirir. Ölüm döşeğinde kıvranan bir adam kendisine ve çevresine karşı büyük hesaplaşmalara girişecektir:

“Gaius insandır, insanlar ölümlüdür, o zaman Gaius da ölümlüdür” karşılaştırmasını hayat boyu doğru bulmuş, ancak bu örneği sadece Gaius ile bağdaştırmış, kendisiyle bir ilinti kurmamıştı. Burada söz konusu soyut bir insan olan Gaius idi. O bakımdan bu örnek doğruydu. Oysa İvan İlyiç, ne Gaius idi ne de soyuttu. O, her zaman herkesten farklı bir varlık olmuştu. Annesi babasıyla, kardeşleri Mitya ve Volodya’yla, oyuncaklarıyla, arabacısı ve dadısıyla küçük Vanya idi o; sonra çocukluğunun ve ilk gençlik yıllarının tüm sevinçleri, hüzünleri ve heyecanları arasında da Vanya olmuştu. Gaius, Vanya’nın o çok sevdiği deri topunun kokusunu bilebilir miydi?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 74
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺19,20

İnsanların sözlerini anlamadım hiç

Tanrıların kollarında büyüdüm ben. diyen şairin yazdığı tek romandır Hyperion. Hölderlin’in bu eserinde düş kırıklığına uğramış bir kahramanın ağıt niteliğindeki yaşamına tanıklık ederiz. Hyperion’un Bellarmin’e yazdığı mektuplar ve sevgilisi Diotima ile mektuplaşmalarından oluşan roman elbette bundan daha fazlasıdır.

Varlıkların gerçek özünü tanıma, insanın büyük yalnızlığı, acı ve sevinçler, geçmişe duyulan özlem Hyperion’un ana temasıdır ve Alman romantizmiyle klasisizmi tek bir potada eritmesi bakımından dünya edebiyatının eşsiz eserleri arasında yer alır. Birçok şair ve yazar dünyada bulunmuş olmanın coşku ve trajedisini Hölderlin’in bu yarı mitsel, yarı edebî eserinde bulmuştur.

Hyperion, Hölderlin’in öbür dünyaya, tanrıların yeryüzündeki görünmez vatanına olan gençlik rüyasıdır, hülyalı bir şekilde korunan, hiçbir zaman gerçek hayata tam anlamıyla uyanamadığı bir rüyadır: “Henüz seziyorum, bulamasam da” der ilk parçada; herhangi bir deneyim olmadan, dünyayı hiçbir şekilde tanımadan, hattâ sanat biçimlerine dair herhangi bir bilgiye sahip olmadan başlar o sezgili genç hayatı şiire dökmeye, onu henüz yaşamadan.

Stefan Zweig, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, “Hölderlin”

İnsan varoluşu temelden “ozanca”dır. Biz şiiri, tanrıların ve nesnelerin özünün kurucu adlandırılması olarak anlıyoruz. “Ozanca barınmak” demek, tanrıların huzurunda bulunmak ve nesnelerin özünün yakınlığına sığınmak demektir.

Martin Heidegger, “Hölderlin ve Şiirin Özü”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 175
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺28,80

Sosyolojiye giriş niteliğindeki bu kitap, doğuşundan itibaren bu disiplinin genel bir resmini sunmaktadır. Bilimlerin “prens”i olan sosyoloji hangi tarihsel koşullar içinde ortaya çıkmıştır? Sosyolojinin tanımı, gelişimi ve “kurucu babalar”ın temel yaklaşımları nelerdir? Başlangıcından günümüze miras kalan ana temalar nasıl ele alınabilir? Kitabın yanıt aradığı bu sorular, uzun sosyolojik tecrübenin yöntembilimsel ilkeler üzerinden ortaya koyulmasını da sağlayan sorulardır. Zaten, toplum incelemelerinde gündeme gelen meselelerin kanaatler düzeyinde değil de bilimsel düzeyde ele alınması ve tartışılması ancak bu tür bir bakış açısıyla mümkündür. Sosyolog olmanın ayırt edici yönü, topluma dair gözlemlerin olabildiğince nesnel bir çerçevede ele alınması, olguların ve olayların kavramsal bir bütünlük içerisinde çözümlenmesidir. Durkheim’dan Bourdieu’ye kadar uzanan bu gelenek, arada pek çok farklı patikalar olsa da, bu anayoldan esas itibariyle ayrılmamıştır.

Sosyolojik yöntem, sosyolojik gelenekler, metodolojik bireycilik, holizm, kültür, toplumsal kontrol, toplumsal tabakalaşma, siyasal iktidar ve kamuoyu gibi başlıklar bu kitapta el alınan ana temalar arasında yer almaktadır. Kitabın yazarı Philippe Riutort, sosyolojinin klasik kitaplarını yorumlarken, aynı zamanda öğrencilere gelecekte nasıl bir sosyolog olmaları gerektiği konusunda da ışık tutmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 141
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺28,00

MÖ 4 - MS 65 yılları arasında yaşamış yazar, düşünür ve hatip Lucius Annaeus Seneca, Stoa felsefesine ilgi duyan ancak bazı tereddütleri bulunan yakını Serenus’a ithafen yazdığı bu diyalogunda kimi zaman ona, kimi zaman da hem ona hem de tüm insanlığa yönelik öğütlerde bulunur. Diyalogda genel olarak Stoa felsefesi ışığında bilgelik (sapientia), kader (fatum) talih (fortuna) ve özgürlük (libertas) kavramları; bilge bir kişinin kendisine yapılan haksızlık ve hakaret gibi saldırılarda nasıl bir tavır takındığını, gene Stoa felsefesinin öngördüğü şekliyle etkilenmeden onları nasıl karşıladığını detaylı bir şekilde anlatır. Bu tür saldırıların sebeplerini, sonuçlarını ve kişinin istediği takdirde bunlardan etkilenmeden huzurunu nasıl koruyabileceğini konuyla ilgili mitolojik ve tarihsel olaylardan örnekler vererek ortaya koyar. Stoa ahlâkının özgürlük, “dinginlik” (ataraksia; Lat. tranquillitas) ve “duygulanımsızlık” (apatheia; Lat. impassibilitas) erdemlerinin saldırılar karşısındaki tutumuna dair açıklamalar getirerek bilge bir kişinin olaylar karşısındaki sarsılmaz duruşunu kapsamlı bir şekilde ele alır.

Latinceden Türkçeye ilk defa çevrilen bu kitap, sadece ahlâkî yönüyle değil, siyasi olaylar üzerine yaptığı halen günümüzdeki insani ilişkiler için de geçerli olabilecek usta yorumlarıyla da çarpıcı bir eserdir. Seneca’nın insanlığın her çağda benzer kusurlara sahip olup neredeyse aynı sorunlarla uğraşması ve aynı arayışlarda olması nedeniyle geçerliğini koruyan teselli cümleleri, günümüzden neredeyse 2000 yıl önce yazılan bu eseri etkileyici ve ölümsüz kılmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 67
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺16,00

Akdeniz’e kıyısı olan tüm halkların korsanlıkla ilgili uzun bir tarihi vardır. Bu tarihle ilgili de çok sayıda kitap. J.M. Sestier, Akdeniz merkezinde korsanlık ve denizcilik tarihi ile ilgilenen okurların gözden kaçırmaması gereken bir çalışmayı kaleme alıyor. Antikçağ’da yazılan metinler arasından yüzlercesini belirleyip, bunlara modern araştırmacıların metinlerinde yakaladığı ilginç verileri de ekleyerek Akdeniz’e özgü nitelikli bir korsanlar ve korsanlık tarihini ortaya çıkarıyor.

Bin yıldan çok daha uzun bir süre korsanlığın tüm Akdeniz’de niçin saygın bir meslek olarak kabul gördüğünü ve bu zihniyete Roma’nın ne zaman ve nasıl son verdiğini derinlemesine açıklıyor. Sonunda korsanlığı yasa dışı bir eylem olarak kabul eden Roma gerçekleştirdiği zihniyet değişikliği sayesinde Akdeniz’in yüzyıllar boyunca sakin, huzurlu bir denize dönüşmesini sağlamıştır. Böylelikle dünyanın bu coğrafyasında ticaret, kültür-zihniyet alanında çok hızlı bir gelişme yaşanmış, refah da artmıştır.

Bu yarı masalsı yarı gerçek görünüme sahip bir denizin tarihinde özellikle Ege Denizi ve Akdeniz bölgesiyle ilgili ilginç veriler yer almaktadır. Altın Post, Korsan prenslerin adası Samos, Sakız, Marsilya’ya göç eden Foçalılar, Didim’in karşısındaki bir adada korsanlara esir düşen Julius Sezar, muhteşem korsan kadırgaları, Kilikya olarak anılan Toroslardaki korsan, eşkıya yuvaları ve sıra dışı daha pek çok olayın yaşandığı bu coğrafyanın geçmişi hakkında bize şaşırtıcı bilgiler sunuyor. Korsanların Akdeniz’de hiç bitmeyen yolculuğu, deniz imparatorlukları, kıyı ve koylardaki amansız hâkimiyet mücadeleleri, savaşlar, esirler, köle ticareti ve ganimet peşinde koşan sayısız maceraperest. Tarih ile denizciliği buluşturan herkesin merakla okuyacağı bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 234
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺38,40

“Evrene dair meseleler Çinli filozoflar için hiçbir zaman zorluk teşkil etmedi. Her şey başlamadan önce Hiçlik vardı. Yıllar geçtikçe Hiçlik, Birlik’e dönüştü, Büyük Monad haline geldi. Daha uzun bir süre sonra Büyük Monad, temelde Erkek ve Dişi olmak üzere doğa içerisinde İkilik yarattı ve sonra, biyolojik türeme süreciyle birlikte görünür bir evren var oldu.”

Çin mitolojisinde genel mânâda kabul gören bu yaratılış mitine göre her şey böyle başladı. İlk varlıktı kâinatı yaratan P’an Ku. Sonra insanlar tabiatı gözlemledi, kendi eylem ve davranışlarını doğal olaylara benzetmeye çalıştı; korktuğu, yaranmaya çalıştığı Tanrılar var etti, kimi zaman soyuttular, fakat çoğunlukla insan suretinde ve özellikle de erkek, baba figürlerine sahip(ti)ler. Devamlı kehanetlerde bulunuldu, methiyeler düzüldü, kurbanlar adandı, hürmeti ortaya koymak adına ritüeller sergilendi… Sonra bilinmezcilik benimsendi, Tanrılar bir yana artık onların elçileri de belirmişti, daha fazla insan ve hayvan kurban edildi, çok
Tanrı tek Tanrı oldu…

İşte böylece tamamen kendinden farklı olduğunu düşündüğü Çin’le büyük ortak noktalar buldu Batı. Birbirine uzak olduğu farzedilen noktalar arasındaki bağı kurmada önemli bir rolü olan ve Çin dinlerine dair Batı’da 20. yüzyılda yapılan ilk çalışmalardan biri Eski Çin’de Dinler.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 61
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺22,40

Venedik, Roma, İstanbul, Atina, Barcelona, İskenderiye, Marsilya ve Napoli. Her biri kadim dünyanın merkezinde ışıl ışıl parlayan ebedi güzellikteki kentler. Muazzam bir kültürel hareketliliğin, uygarlığın, siyasi rekabetlerin, ticaretin, ihtirasların ve dinsel çekişmelerin kalbi. Akdeniz bir denizden hep daha fazlasını taşımıştır. O aynı zamanda Baltık, Sahra, Mezopotamya, Atlantik ve Kuzey Afrika çölleri değil midir? Liman ve kıyılarıyla birlikte dağlar, ovalar ve yaylalar da bir denizin kaderini paylaşmış, yenilgi ve zaferlerini benzer ritimde yaşamıştır.

Akdeniz halklarının tarihini uzun ve karmaşık bütünlüğü içinde kavramak gibi kelimenin tek anlamıyla çılgınca bir çaba içine giren ve eşsiz bir senteze ulaşan büyük bir tarihçinin, tutkulu bir Akdenizlinin eseri duruyor karşımızda, bir başyapıt: II. Felipe Döneminde Akdeniz ve Akdeniz Dünyası.

Braudel’in Akdeniz’inde, Fransa’yı anlamak için Cezayir’i, Suriye’yi anlamak için İspanya’yı, Anadolu’yu anlamak için Mısır’ı anlamak gerekir. Bu çerçevede tarihin geniş alanlar yelpazesinde sorun-odaklı tarih, karşılaştırmalı tarih, tarihsel psikoloji, jeo-tarih, uzun sürenin tarihi, dizisel tarih, tarihsel antropolojinin yanısıra iklimbilim, iktisat, nüfusbilim, biyoloji vb. pek çok disiplinin başarılı sentezi Akdeniz ve Akdeniz Dünyası’nda bir araya gelmektedir.

Birinci cilt, hemen hemen hareketsiz bir tarihi, insanın onu çevreleyen ortamla ilişkileri içindeki tarihini gündeme getirmektedir; bu tarih yavaş akan ve yavaş değişen, sıklıkla ısrarlı geri dönüşlerden ve sürekli yenilenen devrelerden meydana gelen bir tarihtir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 600
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺80,00

“Hayal gücünden yoksun” insanın talihsizliği ve çöküntüsü artık açıklanabilmektedir diyor Eliade: O, hayatın ve kendi ruhunun derin gerçeğinden kopmuştur. Hayal gücüne sahip olmak ise, dünyayı bütünselliği içinde görmektir, çünkü kavramsallaştırmaya gelmeyen her şeyi göstermek imgelerin görevidir. Efsanelerin, masalların, mitlerin gerilediklerini ve simgelerin dünyevileştiklerini gördük, ama bunlar hiçbir zaman kaybolmadılar. En silik varoluşta bile simge kaynamakta, en “gerçekçi” insan bile imgelerle yaşamaktadır.

Bir antropo-kozmos, evrenin küçük bir modeli olarak insan, bedenin simgeciliğine ve toplumların kendi çevreleriyle bağlantılı imgelemine, sembolleriyle örülmüş kültürünün derinliklerine nüfuz edebilir, böylece varlığının merkezindeki kozmik ritmleri yeniden bulabilir.

Eliade, bu zarif ve tutkulu olağanüstü kitabında, modern insan psikesinde simgelerin, mitlerin ve efsanevi konuların halen yaşamakta olduklarına dikkat çekerek, eski simgeciliğin ilk örneklerinin kendiliğinden keşfinin tüm insanlarda ortak bir olgu olduğunu göstererek, bunların sadece bir dinler tarihçisine değil, başta psikoloji ve edebiyat erbabı olmak üzere, uzman olmayan tüm okurlara da neler öğretebileceklerini ortaya koyuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 207
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺36,00

“Yirminci yüzyılın en yenilikçi, hafızalarda en fazla iz bırakan ve en önemli tarih çalışmalarının kayda değer bir bölümü Fransa’da üretildi.” Fransız Devrimi nasıl dünya siyasi tarihinin ve modern çağın yönünü belirleyen ve onu dönüştüren bir yolun kapısını açtıysa, “Fransız Tarih Devrimi” de tarihyazımı açısından bu anlamda benzer bir etki yapacaktır.

Braudel Akdeniz Dünyası’nı, tarihsel düşüncede çığır açan bu eserini “tarihin duvarlarla kapatılmış bahçeleri incelemekten daha fazlasını yapabileceğini kanıtlamak” için çok disiplinli bir tarzda yazdı. Tarih denizinin dip akıntılarında, insanların ve toplumların çevreyle ilişkilerinden hareketle ortak kaderlerin, bütünsel hareketlerin, birleşmelerin ve dağılmaların izini sürdü.

 Kitabın ilk cildinde bahsedilen, hareketsiz jeo-tarihin üstünde şimdi yavaş ritimli bir tarih fark edilmektedir; dip dalgaları Akdeniz hayatının bütününü nasıl yükseltiyor? İşte kitabın ikinci cildinde, birbirlerini takip edecek şekilde ekonomileri, devletleri, toplumları incelerken ve nihayet tarih kavrayışını daha iyi aydınlatmak için denizdeki bütün bu güçlerin karmaşık savaş alanında nasıl etki ettiklerini göstermeye çalışırken, Braudel’in sorduğu soru budur. Bu bağlamda ele alınan demografi ve nüfus hareketleri, ticaret ve Amerika’nın keşfiyle altın ve gümüş hareketlerinin seyri, Afrika’nın batısından doğusuna Hindistan deniz yolunun keşfi ve etkileri, imparatorlukların yapısı, toplumlar, bürokrasi, uygarlık ve kültürel yapıları, alışverişler ve savaşları, kumpanyalar ve korsanlık bu cildin başlıca konularıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 847
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺88,00
1 2 3 ... 5 >
Çerez Kullanımı