Önsözünü Sırrı Süreyya Önder’in yazdığı kitap Selahattin Demirtaş’ın Son Sözüyle okur karşısında.

 “Bin türlü gölge ve riyayla örtülmeye çalışılan günlerin çetelesini tutup unutturmayanlar var. İşte bu kitabın emeği, böylesine aziz bir yerdedir. Ekmek gibi, su gibi aziz bir emeğin ürünü olan bu kitap, beyaz bir plastik sandalyeden başka koltuğu da makamı da olmayan, yüreği halkla, halkın yüreği de kendisiyle atan bir siyasetçiyi, kardaşım Selahattin’in cezaevi dönemi hikayesini anlatıyor.” Sırrı Süreyya Önder

 

Cezaevine girmesine yol açan süreçte neler yaşandı? İçeride günleri nasıl geçiyor?

Neler yaşıyor, nasıl hissediyor? 

Dışarıda yaşanan gelişmelere nasıl bakıyor? 

Cezaevi görevlileriyle ilişkisi nasıl?

Bayıldığı gece neler oldu?

Ailesinin geçirdiği trafik kazasını duyduğunda ilk tepkisi ne oldu?

Hangi haberi duyduğunda çok üzüldü?

Neden covid aşısı olmak istemedi?

Kelepçe takılmak istenmesine nasıl karşı koydu?

Ne zaman çıkacağını düşünüyor? 

Arkadaşlarının, avukatlarının, kardeşlerinin, eşinin, hücre arkadaşının ve bizzat kendisinin anlattığı bilinmeyenler…

Basın danışmanı, Demirtaş’ı yazdı. 

 

Basım Dili : Türkçe
Sayfa Sayısı :242
En / Boy :
13,5 x 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2022

 

₺50,90

Dupduru, yer yer hüzünlü, yer yer coşkulu ama hep çağıldayan, insana kendini iyi hissettiren bir anlatım...

Olanca ışıltılarıyla ilginç karakterler...

Acının mizahla harmanlanışı...

Üç kuşak boyunca anlatılan, sonunda mutlaka kapanacak olan bir hesap...

İlmek ilmek dokunmuş, sürprizlerle dolu bir olay örgüsü...

Çağdaş bir aşk hikayesi olarak da nitelendirilebilecek olan Efsun, Selahattin Demirtaş’ın artık iyice demini almış edebiyatçılığının son ürünü.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 244
En / Boy : 13 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2021
₺54,90

Anneme Masallar beş feminist kadın yazarın, kadın ve feminist olmanın ne demeye geldiğini her yönüyle deşeleyen öykülerinden oluşuyor.

Kitaptaki öyküler feminist kurmacanın dil, siyaset ve estetikle olan ilişkisi bağlamında üç bölüm altında toplanmış. İlk bölümdeki öyküler çalışma hayatını, kürtajı, cinselliği ve ayrımcılığı yazarların günlük deneyimlerinin süzgecinden bakarak ele alıyor. İkinci bölümde cinsellik, siyaset ve grup dinamikleri kadın kurtuluş hareketiyle doğrudan bağlantısı içinde işleniyor. Üçüncü bölümde ise kadın-erkek ilişkisinin, anneliğin ve toplumsal geleneklerin kadınlara yönelik dayatmacı tutum ve tavırların egemen olduğu bir toplumda nasıl sorunsallaştığı anlatılıyor.

Dolayısıyla, elinizdeki kitap toplumsal gerçekçilikten deneysel arayışlara uzanan üslup ve yaklaşımlar eşliğinde bizi toplumsal cinsiyet ilişkilerini anlamaya ve sorgulamaya davet eden farklı bir eser.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 254
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2020
₺45,90

Hafızaibeşer, malum, nisyan ile malul. Nisyanı isyana çevirme fikrini üreten Sol bakış en başta antikapitalisttir. Ancak unutmamak artık daha önemli, çünkü bugün kapitalizmin bambaşka bir aşamasını yaşıyoruz: Hiper-kapitalizm. Küreselleşmiş, özelleştirmeye ve piyasa-tapınmacılığına dayalı günümüz hiper-kapitalizminin insanların esenliğini, toplumsal adaleti ve tüm yeryüzünü tehdit ettiğini söyleyen çizer Larry Gonick ve yazar Tim Kasser bu ortak çalışmalarında mevcut sistemin nasıl çığrından çıktığını çözümlemekle kalmıyor, aynı zamanda yaşanmış direniş pratiklerinden hareketle daha sağlıklı bir geleceğin nasıl kurulacağının da ipuçlarını veriyorlar.

Wall-Street’i İşgal Et kuşağından olan yazar ve çizer, değerler, insanın esenliği ve tüketim toplumu üzerine yapılan araştırmaları temel alarak, yaşadığımız dünyayı anlamak bakımından kritik önem taşıyan kavramları (şirket iktidarı, serbest ticaret, özelleştirme, kuralsızlaştırma) tanımlıyor ve mevcut sistemi değiştirme yönünde geliştirilmiş tepkilerin (yalın bir yaşam sürmek, paylaşma, protesto vb.) dökümünü çıkarıyorlar.

Gonick ve Kasser’in bu sivri dilli ve derinlikli çizgi romanı küresel ekonomiyi ve onu değiştirmeyi hedefleyen hareketleri berrak bir dille anlatırken okurlarını eğlenceli bir anti-hiperkapitalist yolculuğa çağırıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 239
En / Boy : 16 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2020
₺54,90

İlk yayımlanışının üzerinden beş yüz yıldan fazla bir süre geçen Utopia, radikal ve provokatif bir eser olma niteliğini hep korudu, koruyor.

Thomas More bu ölümsüz eserinde insanların barış ve uyum içerisinde yaşadığı, eğitim imkânlarından kadınların da eşit şekilde yararlandığı ve mülkiyetin ortak olduğu bir ada- ülkeyi anlatıyor. Fantezi, yergi, her şeyin inceden inceye planlandığı bir yönetim anlayışı ve oyun arasında gidip gelen metin, savaşların, siyasal çatışmaların, toplumsal gerginliklerin ve servetin yeniden paylaşımının gerisindeki gerçekliklere ışık tutuyor; yazarının korkudan, baskıdan, şiddetten ve acıdan uzak bir yaşam süren yurttaşlar topluluğuna duyduğu özlemi ifade ediyor. More’un bu klasik eserini 21. yüzyılın merceğinden ve çağrıştırdığı diğer içerimlerle birlikte değerlendirmemize China Miéville’in Önsöz’ü̈ ile Ursula K. Le Guin’in Sonsöz’ü yardımcı oluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺52,90

Gougaud, Louise Michel’in hayatını anlattığı bu romanının bir tarihsel kurgu olduğunu söyler. Louise söz konusu olduğunda mutlaka kurguya ihtiyacımız var. Aksi takdirde, Komün barikatları üzerinde, vurularak yanı başında yere düşen komüncü arkadaşlarının cansız bedenleri arasında dimdik ayakta, ateş etmeye devam eden bir Louise’i; küçük bir kız iken, avcıların öldürmek üzere oldukları bir kurdu kurtarmak niyetiyle onların namluları önünde diz çöküp göz yaşı döken bir Louise’i; doğaya her türlü haliyle, tozuyla, yosunuyla, pasıyla ve çamuruyla, onu kutsarcasına aşık olan Louise’i; bir yandan da kendisini çok doğal bir şeyin, tensel bir aşkın esrikliğinde kaybetmek istemeyecek kadar mücadeleye adamış bir Louise’i; bir kızıl bakireyi, ama sürgün cezasına çarptırıldıktan sonra mahkeme heyetinden idamını talep ederek kendisini nihayet bir arada olabilmek için Théo’nun mezarına gömmelerini isteyen bir Louise’i hayal etmek güç olacaktır.

O nedenledir ki, Louise’in ilk gençlik yıllarından itibaren ustası, dostu ve mektup arkadaşı olan Victor Hugo, mahkemesi sonrasında yazdığı şiirde, ona, ancak antik dönemlerin, eski çağ destanlarının kadın kahramanları arasında anlaşılır olabilecek bir paye biçer. Şunu anlıyoruz ki, Louise’siz bir komün, komünsüz bir Louise düşünülemezdi.  Louise Michel hiç bu kadar canlı olmamıştı, Büyüleyici ve ilham verici bir hikaye.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 212
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2020
₺46,90

Şırnaklı bir ailenin üç kuşağından kadınların anlattıkları bir destan elinizdeki. İçerisiyle dışarısı arasındaki sınırın kanla, ölümle, savaşla, sürgünle çizildiği bir destan. Ruken’in büyüme hikâyesi, bir coğrafyanın kuruluş hikâyesi aynı zamanda. İnsanların, değerlerin, umut ve korkuların, kayıpların, ihanetlerin, direncin coğrafyası. Öyledir destanlar, fiziksel bir mekânda, tarihsel bir zamanda geçerler ama bunları aşan bir gerçeklikleri vardır. İnsanın en derin hakikatlerinden bahsederler.

Hakikatin eğilip büküldüğü, tanınmaz hale geldiği, yalanlarla seyreltildiği bir çağdayız. Tarih ne ki? Coğrafya ne ki? O zaman, işte yeniden destanlara dönüyoruz. Yeniden öğreniyoruz, değer neymiş, korku neymiş, direnç, ihanet, umut, kayıp… Ölüm neymiş.

Zeliha’nın, Ruken’in, Delal’in, Meryem’in, Roza’nın, Gulê’nin, Hêja’nın yaşadıkları, anlattıkları, Jînda’ya emanet ettikleri hikâyelerden. Derve bir halkın yüzyıllık tarihine tanıklık etmenin yanı sıra, dinleyen/okuyan herkesin kendi hakikatiyle ilişkilenmesine, onu kurmasına el veriyor. Aksu Bora (Önsözden)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 286
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2020
₺62,90

Büyük ses getiren bir firar geçmişle kişisel bir hesaplamayı beraberinde getirebilir, daha da önemlisi bir ülkenin kaderini değiştirebilir mi?

Kızağa çekilen Dedektif Sean Duffy’nin artık kaybedecek bir şeyi yoktur, ama kazanacağı çok şey vardır. İngiliz Gizli Servisi gelip kapısını çaldığında Sean onların kendisinden ne istediklerini he-men tahmin eder. IRA’nın önde gelen bir bombacısı, Sean’ın öğrencilik yıllarından arkadaşı Dermot McCann hapishaneden kaçmıştır.

Sean, Dermot’u bulmaya çalışırken kendisini ona götürebilecek bir kadın çıkar karşısına: Kadın, içerden kilitli bir barda esrarengiz biçimde ölen kızı için adalet aramaktadır. Sean bu “kilitli oda problemini” çözerse, karşılığında ondan Dermot’un nerede olduğu bilgisini alacaktır.

“Sağlam kurgusu, unutulmaz karakterleri ve nefes kesen olay örgüsüyle uzun süre belleklerde yer edecek bir roman.”

Globe and Mail


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺65,90

“Bu hayatta her şeyiyle güvenebildiğiniz en az bir kişi olmalı. Yoksa kendinizi hep yalnız hissedersiniz. İnsanların çoğu yalnızdır o yüzden, yapayalnız. Yaşananlar kelepir bir hayatın ikinci el versiyonu gibidir. Yaptığınız hiçbir şey size ait değildir, benliğinize, özünüze. Hayatınız, tümüyle güvensiz bir ortamın mecburen size yaptırdıklarından ibarettir.

“Saf çocukluk halinizden geriye yüzünüzde ‘memur gülüşü’, dudaklarınızda ‘gammaz öpüşü’ kalır. Öptüğünüz yer kirlenir, güldüğünüz zaman herkes incinir. Elinizde etrafı yeşil dantelli beyaz bir mendil de yoksa temizleyemezsiniz hiçbir yerinizi.

“Ben Serap’ı böyle sevdim, en saf halimle, uzaktan.”

Yaşadığımız bu nefes aldırmayan, “tuhaf” dönemin Diyarbakır’da başlayıp İstanbul’a, oradan Zürih’e uzanan ve Nusaybin’de sonlanan hikâyesi... Muktedirlerin kirli sırıtışlarına inat, hülyasının, serabının üzerine titreyen, acısını içinde koyultsa da yalan ve şiddet üzerine kurulu “zulüm makinesini” sabırla, mizahla, yoldaşça dayanışmayla, zekayla maskara eden insanlar: Kudret, Bedirhan, Sema, Mutlu, Zeliha ve sonrasında Celal. Hayatı “büyük insanlık”a zehretmeye yeminli o “makinenin” katı/soğuk gerçekliğine bir an olsun gevşemeyen bir varoluş mücadelesiyle, bilgece bir meydan okuyuşla göğüs geren karakterler…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 300
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2020
₺62,90

Gülnur Acar Savran, elinizdeki kitapta “yapısalcılık-sonrası” adı altında toplanabilecek yaklaşımların sosyal bilimler ve politika, ama özel olarak da feminist teori ve politika üzerinde kurduğu hegemonik etkiyle bir hesaplaşmaya giriyor. Teorik bir içerikle yürüttüğü bu hesaplaşmayı ideolojik ve politik bir zeminde bina ediyor. Kendisininkinden başka sesleri yok sayarak, duymayarak susturan büyüklenmeci bir tavır karşısında, yine de kendi söylediklerine yabancılaşmama direncini göstererek yapıyor bunu. Karşısındaki hegemonik söylemin her tür tartışma zeminini ortadan kaldıran bir öznelciliğe, bilinemezciliğe vardığı noktalarda, bu söylemi deşifre etme, açıklarını ortaya çıkarma yoluna gidiyor.

Kadınların ev emeğinin özgül niteliği, özel/kamusal ikiliğinin –Türkiye toplumunda hüküm sürmekte olan patriarka türünün özgüllüklerinden kaynaklanan– melez yapısı, feminist politikanın ayırıcı özelliklerinden birisi olan özel alanın politikasının sınırları ve imkânları kitap boyunca teorik bir irdelemenin konuları olurken, yazar bunlara dair politik bir perspektif de getiriyor. “Kadın-erkek eşitliği mi, kadınların özgül kimliğinin olumlanması mı” tartışmasına da müdahil olan kitap, cinsel yönelimle ilgili biyolojist yaklaşımların ve cinsiyet/toplumsal cinsiyet ikiliğiyle ilgili inşacı teorilerin kimi çıkmazlarını da ortaya koyuyor.

Kitap aynı zamanda yeni bir gelecek tasarımı arayışı için ter döken, eşsiz bir kılavuz…
Yazarın Dipnottan Çıkan Kitap ve Çevirileri
Feminizm Yazıları: Kuramdan Politikaya (2018)
Sivil Toplum ve Ötesi (2013)
Eleştirel Feminizm Sözlüğü Yay. Haz. H. Hirata,
F. Laboire, H. Le Doaré, D.Senotier (2015)
Feminist Güzargah Irene Kaufer, Françoise Collin (2016)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 376
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺67,90

Elinizdeki kitap devletsiz bir ulusun sineması üzerine estetik bir tartışma başlatırken Kürt kimliği ile Kürt sineması arasındaki bağlantılara da odaklanıyor. Dört farklı ülkeye bölünmüş topraklar üzerinde yaşayan bir halkın sinemasının özünü oluşturan “vatansızlık”, “sınır” ve “ölüm” temaları üzerinden Kürt sinemasının farklı boyutlarını irdeliyor.

Kitapta, “Kürt sinemasını Kürt sineması yapan şey nedir?” sorusunun yanıtı aranıyor, bu bağlamda Yılmaz Güney’in sinema anlayışının Kürt sinemacıları üzerindeki etkileri inceleniyor. Daha sonra Kürt filmlerinin estetiğinin bir ortaklık yaratıp yaratmadığı, Bahman Ghobadi’nin Sarhoş Atlar Zamanı, Anavatanımın Şarkıları, Kaplumbağalar da Uçar ve Yarım Ay, Hiner Saleem’in Votka Limon, Sıfır Kilometre ve Tatlı Biber Diyarım, yine aynı bölgeden Şevket Emin Korkî’nin Taşa Yazılmış Hatıralar, Kazım Öz’ün Fotoğraf ve Hüseyin Karabey’in Gitmek filmleri mercek altına alınarak bir bütün halinde değerlendiriliyor.

Kendi dillerinde film yapabilmek için uzun süre beklemiş bir halkın sinemasının doğuşuna ve gelişimine tanıklık edeceğiniz bu kitap, mücadele ve estetik ilişkisi konusunda da ufuk açıcı düşünceler barındırıyor. 2000’li yıllarla ilk örnekleri çıkmaya başlayan, belgesel ve kurmaca sinemanın iç içe geçtiği biçimsel bir yapıya -“docu-drama”- sahip olan Kürt filmleri uluslararası arenada bilinmeye başlanırken, sinemanın gücünü fark eden Kürt siyasal hareketlerinin de, sinemaya önem vermeleriyle birlikte Kürt sinemasının ulaştığı yeni boyutlar gözler önüne seriliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺42,90

1970’li yıllarda Arjantin’de faşist cunta döneminin yaygın uygulamalarından biri, gebe olan siyasi kadın mahkûmların doğurdukları çocukların alınıp devlet için çalışan yüksek rütbeli görevlilerin/kodamanların ailelerine verilmesidir. Böyle bir aile tarafından yetiştirilen Luz da kocası ve küçük oğluyla İspanya’ya tatilini geçirmek üzere gelir. Fakat Luz’un asıl amacı biyolojik babasını bulmak, böylece gerçek kimliği üzerindeki giz perdesini aralamaktır. Luz’un geçmişini bilen sadece üç kişi vardır: Onu evlatlık edinen Eduardo, General Alfonso ve yolu Luz’un gerçek annesiyle bir şekilde çakışmış, yıllar sonra geri dönüp Luz’a doğruları anlatmaya baş koymuş seks işçisi Miriam.

Genç bir kadının kendi kökenlerini bulma arayışı ekseninde bir döneme güçlü bir projektör tutan bu eser, adına ister Plaza de Mayo Anneleri ister Cumartesi Anneleri denilsin acılarını unutmamaya/unutturmamaya yeminli annelerin bu insanlık suçunun üzerini örtmeye çalışan muktedirlerin yakasını asla bırakmayacaklarının da kanıtı bir bakıma.


“Elinizden bırakamayacağınız, tutkuyla yazılmış bir roman.”

- Beatriz Pottecher, El Mundo


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 420
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺77,90

20 Mayıs 2016 tarihinde meclisteki 550 milletvekilinden 376’sının oyuyla 138 milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı. Sonrasında art arda gelen tutuklamalarla birçok HDP’li milletvekili cezaevine konuldu. CHP’nin de verdiği destek sayesinde açılan bu yolda daha sonra iki CHP’li milletvekili de tutuklandı. Anayasa’ya aykırı olarak yürütülen bu sürecin sonunda Türkiye demokrasisi ağır yara aldı.

“Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen” önce dokunulmazlıkları kaldırılan, ardından hızla tutuklanan HDP milletvekilleri hâlâ cezaevlerinde… Kiminin cezası onaylandı; kiminin ise yerel mahkemelerde davaları sürüyor. Yargılama ve savunma safhası boyunca medya ambargosuna maruz kalan HDP’li vekiller elinizdeki kitapta olayın bütün boyutlarına ışık tutuyorlar. Selahattin Demirtaş, Abdullah Zeydan, Selma Irmak, Çağlar Demirel, Gülser Yıldırım, Figen Yüksekdağ, Burcu Çelik Özkan, Ferhat Encu, Sırrı Süreyya Önder ve İdris Baluken yaşanan bu sürece kendi tecrübeleri üzerinden açıklama getiriyorlar.

Türkiye’nin yakın geçmişindeki tarihi hatayı inceleyen bu kitap, ülke demokrasisinin nasıl onarılabileceğine ilişkin tartışmaya katkı sağlayan, söz konusu süreci ayrıntılarıyla aktaran temel bir kaynak, aşılmasını umduğumuz bir dönemin fotoğrafını çeken tarihsel bir belge niteliğinde.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺52,90

Berlin ve İstanbul arasında puslu bir yolculuk… Yolculuk boyunca her iki şehrin esrarlı havasını derinden duyumsatan caddeler, sokaklar, manzaralar… Katman katman bir muamma… Tam düğüm çözüldü derken ortaya çıkıveren başka bir bilmece… Lübnanlı nerede? Suzan hemşire kim? Her yeri dinleyen, her yeri gören, her şeyi bilen o mistik güç neyin nesi? Adımlarımızı takip edip her seferinde bize birtakım yollar açarken birtakım yolları kapayan o kudretli el?…

Levent Bakaç’ın usta kaleminden dökülen cümlelerin yarattığı cerbezeyle katmerli bir bilmeceyi ilmek ilmek dokuyan, her dönemeçte şaşırtmacalarla soluklanan “değişik” bir polisiye…

“Bir adım geriledim ve etrafıma baktım. Sahil boyunca uzanan geniş yürüme yolunda hiç kimse yoktu. Beni delik deşik etse kimsenin ruhu bile duymazdı. Birdenbire ölümle burun buruna gelmeme rağmen oldukça sakindim. Paketimin içinde kalan son sigarayı yaktım ve ‘Demek sen de Lübnanlının adamısın’ dedim.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2019
₺45,90

“Köpekler, çok geçmeden, yuvalarından çıkan karıncalar misali saklandıkları yerden çıkmaya başladılar. Dünyanın en hızlı atları gibi koşuyorlardı. Sahilin yakınındaki ağaçlık alana geldiler.  Ölüm adasının ortasına özgürlük bayrağı asılmıştı. Hepsi birer kahramandı, özgürlük bayrağının yıldızına akacak o kutsal boyanın renkleriydi onlar.”

Kutsal boyanın renklerinin üzerine çöreklenen karanlık… Şehirlerin metal gürültüleri, kalabalıkların uğursuz uğultuları… Açlık, susuzluk… Sonra ölüm adaları…

Özgürlük bayrağının yıldızını boyayan renklerin direnişi… Kurtuluş şarkıları, barış halayları…

İdris Baluken, bu romanında, gözümüzün önünde ama bir o kadar da uzağımızda olan bir dünyanın içine çağırıyor bizi. Sürükleyici anlatımıyla, insanlığın kıyılarında hayat bulabilen bu dünyanın derinlerinde kendimizle yüzleşeceğimiz bir yolculuğa çıkarıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 186
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺41,90

Haiti Devrimi (1791-1804) devrimlerin en radikallerinden biri, belki de en radikalidir. Radikalliği dünya tarihindeki ilk ve son köle devrimi olmasından; başka bir deyişle, Afrika’da kaçırılıp Avrupalılara satılarak köleleştirilen, insan olarak dahi kabul edilmeyen, her türlü şiddete, sömürüye ve aşağılanmaya maruz kalan Siyahların kendi kaderlerini kendi ellerine alıp köleliği sona erdirmesinden kaynaklanır. Modern dünyanın ilk anti-kolonyal bağımsızlık savaşlarından olan Haiti Devrimi, dünya tarihinin etki alanı en geniş devrimlerinden de biridir. Siyahların deri renklerinden ötürü yaşadıkları kader ortaklığı (ırkçılığın, kolonyalizmin ve kapitalizmin başat mağdurları olmaları), ancak Haiti Devrimi’yle birlikte evrensel bir Siyah bilincine dönüşmeye başladı. 20. yüzyılda birçok biçim alacak Siyah enternasyonalizminin kökenleri Haiti Devrimi’ndedir. Nitekim sömürgeci güçlerin köleliği ilga etmesinin arkasındaki en önemli faktörlerinden biri de –köleliğin karlı olmaktan çıkmaya başlamasına ilave olarak– Haiti Devrimi’ni yayılmasından duydukları endişedir. Bütün bu reel ve potansiyel etkilerin toplamı, 18. yüzyıldaki Haiti Devrimi ile 20. yüzyıldaki Küba Devrimi arasında önemli benzerlikler olduğunu düşündürür.

Bağımsız Haiti’nin Beyaz uygarlığı tarafından sistematik olarak cezalandırılması ve buna paralel olarak Devrim’in Beyaz düşüncesi tarafından uzun süre yok sayılması da bu bağlamda düşünülmelidir. Haiti’nin devrim öncesindeki ve sonrasındaki trajik tarihini, modern dünyanın kapitalist, kolonyalist ve ırkçı karakterinden ayrı düşünmek mümkün değil.

Bu dünya-tarihsel olay hakkındaki en önemli ve en ilginç kitaplardan birini özenli bir çeviriyle okuyuculara sunmaktan mutluluk duyuyoruz.

- Barış Ünlü


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺85,90

İnsanların sordukları sorular tarihsel ve toplumsal koşullara bağlı olarak değişiyor. Hangi soruların yönetimle, bilimle ya da dinle ilgili sorular değil de ‘felsefeyle ilgili’ sorular sayılacağı da zaman içerisinde değişiyor. Filozofların geçmişte sordukları soruların büyük bölümüne inandırıcı cevaplar verilmedi, dolayısıyla sorularımıza cevap ararken kendimizi bizden önceki bütün kuşaklara kıyasla daha talihli saymamız için bir neden yok. Gelgelelim sorular orta yerde duruyor; bir yere gittikleri yok. Filozofların görenekten kopma çabaları da dünyamızı illa ki daha iyi bir yer yapmıyor. İnsanları farklı düşünmeye özendirme girişimi kapsamında filozoflar, miras olarak aldığımız ama çoğunlukla da bize nefes aldırmayan düşünce sistemleri içerisinde yaşamaya mahkûm olmadığımızı vurguluyor, özcesi bize konuyu değiştirebileceğimizi anımsatıyorlar.

Bu kitapta ele alınan on iki filozof doğal bir grup ya da görünmez bir collegium ya da bir yargı heyeti oluşturmuyor. Bize göklerin ötesinde bir yerden acımasız ya da iyicil bir tatmin duygusuyla ya da hiç de tasvip etmeyen gözlerle bakan kişiler de değil onlar. Tarihteki olumsallıklar dünyamızın tektonik tabakalarını yerinden oynatıp belli bir konuma getirdi, bu konumdan bakıp bu filozofların yazdıklarını okumamız, bu yazıların bir kısmını hala geçerli ve aydınlatıcı bulmamız mümkün. Bu kitaplar, içerisinde bulunduğumuz şu tarihsel momentte, incelenmeyi/tartışılmayı/üzerinde durulmayı fazlasıyla hak eden eserler.

Batı tarihinin en yenilikçi ve en önemli kimi filozoflarını olağanüstü bir yetkinlik ve özgünlükle anlatan, günümüzde felsefi etkinliğin nasıl sürdürülmesi gerektiğine dair göz açıcı öneriler sunan bir başvuru kitabı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 302
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺74,90

Latin Amerika'nın 60'larda ve 70'lerdeki politik atmosferini, bu dönemde tüm dünyada etkili olan 3. Dünyacılık düşüncesini, verilen devrim mücadelesini ve bu mücadelenin bir parçası olarak Yeni Latin Amerika Sineması'nı anlamak için temel bir referans niteliğinde olan bu eser, güncelliğinden hiçbir şey kaybetmediği gibi Yeni Latin Amerika Sinemasını ele alan tüm akademik çalışmalarda kullanılan temel bir kaynak olma niteliğini de devam ettiriyor.

Doğrudan politik mücadelelerin bir ürünü olan bu sinema hareketinin özneleri, verdikleri röportajlarda Marksist-devrimci bir sinemanın olanaklarını ve nasıl hayata geçirilmesi gerektiğini tartışıyor, bu arada Sovyet Devrimci Sineması ile birlikte dünya sinema tarihinde iz bırakan tek devrimci sinema hareketinin politik kaygılarını ve yönelimini dönemin politik koşullarıyla bağlantılı bir şekilde anlamamıza da olanak sağlıyor.

Halkçı bir sinema arayışı ile bütünlüklü bir toplumsal bilinç arayışının serüveni olarak da okunabilen bu kitapta sinemanın dünyayı değilse bile insanların dünyayı anlama biçimini nasıl radikal bir dönüşüme uğrattığına tanık oluyorsunuz. Latin Amerika sinemasının bu eserde anlatılan hikayesi Latin Amerika’nın sorunları üzerine genel ve açık bir politik söylem sunarak gerçekliği ve insanın bu gerçeklikle çok boyutlu ilişkisini gözler önüne seriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺78,00

“Her şeyi kabul ediyorum, hayatım boyunca üstlendiğim bütün rolleri. La Belle Poule’un kapkara güvertesinde çaylak miço, Sivastopol kuşatması sırasında sahneye konan oyunda aktör, Cezayir’de kepaze olmuş bir asker, bir komedyen ve hatta neden olmasın bir soytarı, imparatorluğun mezar kazıcısı, Komün’ün albayı, barikatlarda ölüme terkedilen kişi, hiç desteği olmayan bir sakat, idam mahkumu, Kaledonya sürgünü, kostümsüz tiyatronun yaratıcısı, ucuz lokanta işletmecisi, yayınlarına son verilen bir yığın gazetenin kurucusu, hatip, aslan terbiyecisi, milletvekili adayı, başarısızlığa mahkum bir komisyoncu, sadık bir eş ve candan bir baba, hepsi.” 

Didier Daeninckx, Maxime Lisbonne’u (1839-1905) böyle konuşturur. Yazarın çok renkli, Komün barikatlarının kahramanı, tiyatro insanı, devrimci ülkülerle yoğrulmuş, kürek mahkûmu, sömürgeci vahşetin karşısında boyun eğmez bir duruş sergiliyen bu kişilikten büyülendiği anlaşılıyor. Maxime Lisbonne’un yaşamı kahramanca bir öfke ve görkemli başarısızlıklar dizisine sahne oldu. Okurun yüreğine değen, tam bir macera romanı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 230
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺50,90

İspanya Komünist Partisi’nin, kapısı kilitli ve korumalı bir salondaki toplantısında, ışıkların kesildiği bir anda, partinin genel sekreteri bıçaklanarak öldürülür. Parti, bu cinayeti kendi mensuplarından birinin işlediğine inanmamaktadır. Olayın aydınlatılması için eski üyelerinden biri olan dedektif Pepe Carvalho’yu tutarlar. Aynı zamanda CIA için de çalışmış tuhaf biri olan Carvalho bu iş için biçilmiş kaftandır.

Böylece Carvalho’nun faşizm sonrası dönemde İspanya siyaset dünyasının labirentlerindeki yolculuğu başlar. Yerel renkleri, ayrıntıları ve siyasal boyutları işleyişiyle, yeme-içme ve cinsellik öğelerini harmanlayışıyla benzersiz bir polisiye.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 313
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺66,90

Elinizdeki kitap kente dair toplumsal kavrayışımızın, yani kentin bütününe veya parçalarına ilişkin algı biçimlerimizin, bunlara yüklediğimiz anlamların ve içlerinde yaşadığımız deneyimlere dair oluşturduğumuz belleğin, kısacası kentsel tahayyülün, her toplumsal olgu gibi, siyasal bir nitelik taşıdığı fikrine dayanıyor. Kentsel araştırmalar alanı ile kültürel çalışmalar arasında bir bağ kurarak, uluslararası literatürde “görsel kültür” olarak tanımlanan çerçeveye tekabül eden bir izlek oluşturuyor; kültürel olanın içinde temel olarak görsel olana odaklanıyor.

Yurttaş kimliğinin, ulus-devletle özdeşleşme yoluyla kurulumunda başkent görsel temsilinin işlevi; devletin kontrolünde yurttaş yaratma projesinin parçası olan görsel mekân temsillerinin, başka özneler eliyle tam da bu kurguyu aşındıran ve zayıflatan araçlara dönüşme potansiyeli; politik faillerin eylemliliği içinde görsel mekân temsillerinin rolü; siyasal İslamın yükselişinin ve ona karşı muhalefetin özellikle kentsel mücadeleler içindeki yeri; görsel mekân temsillerinin, bugünün kentsel koşullarında toplumsal mücadele açısından önemi kitapta tartışılan konular arasında. Görsel olanı mekânla buluşturup kentsel politika çalışmalarını zenginleştirmenin imkânına işaret eden eser, toplumsal mücadeleler açısından görsel olanın kentsel politika için önemine vurgu yapıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 212
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺46,02

Bu kitap, şiddete ve adaletsizliğe karşı durup barış ve özgürlük için mücadele verirken kendi korkularıyla yüzleşmek zorunda kalanlar için. Her gün dünyanın dört bir yanında insanlar, inandıkları bir dava uğrunda çaba sarf ederken, yaptıkları işin korkutan ve dehşete düşüren yönleriyle yüz yüze geliyor. Yaşanılan bu travmaları bazen kabul etmek bile başlı başına güç bir hal alıyor. Deneyimlenen bu travmalar, kimi zaman da, dünyanın, diğer hayvanların ve insanların sömürülmesinden kaynaklanıyor. pattirica jones, bu kitapta, hem bu travmaları kabul etmenin hem de onlarla başa çıkmayı ertelememenin ipuçlarını veriyor. Kendi ifadesiyle, kişilere nasıl da "bir nesne değil de bir süreç, bir isim değil de bir fiil" olduklarını fark ettirmeye çalışıyor.

Bu kitap, bu tür travmatik deneyimler yaşayan, bu deneyimleri yaşayanlara yardım eden ve dünyamızdaki korku ve dehşeti azaltmak isteyen herkes için…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 286
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺46,90

1982. Kuzey İrlanda’da düşük yoğunluklu iç savaş on dördüncü yılında.

Evine düzenlenen baskından yaralı kurtulan Dedektif Sean Duffy müfettiş rütbesiyle tekrar göreve döner, önüne gelen ilk vakayla uğraşmaya hazırdır: Metruk bir fabrikaya, bavul içerisinde bir insan gövdesi bırakılmıştır. Elde sadece tek bir ipucu vardır. Cesedin bedenindeki dövme.

Duffy her zaman kendisini cesetten katile götüren bir kan izi olduğunun farkındadır. Bu iz ne denli silik olursa olsun katili bulacaktır. Böylece işadamlarından güzel dullara, polis notlarından konsolosluk kayıtlarına, kırdaki yollardan kentlerin sokaklarına uzanan bir soruşturma evresi başlar. Ama nereye giderse gitsin Duffy’nin burnuna pis kokular gelmektedir…

Flaubert’in Madam Bovary’sinin kahramanından esintiler taşıyan Emma karakteriyle (ikisinin de adları aynıdır) polisiyeyi gerçek bir edebi eser düzeyine yükselten bir roman…

“Adrian McKinty’nin bugüne dek yazdığı en mükemmel eser… Hızlı temposuyla soluk soluğa okunuyor.” Mail on Sunday

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 364
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺64,90

Elinizdeki kitap Alevilerin siyasal ve toplumsal baskı altında, kabaca beş yüz yılda oluşturdukları temel yapı-kurum, tavır-tutum, inanç-kültür değerleri ve gündelik yaşam pratiğinin 1960’lardan itibaren büyük kentlere ve diasporaya göçle beraber geçirdiği büyük dönüşümü konu ediniyor.

Çalışma, sosyo-ekonomik yapıdan mekân pratiğine, inanç ve kültür öğelerinden toplumsal kurum ve aktörlere, kimlik tanımlarından siyasal tutumlara kadar çok boyutlu ve çok katmanlı bir nitelik taşıyan bu dönüşümü, hem zaman hem mekân yönünden konunun bütün boyutlarını kapsayacak bir bütünlük içinde ele alıyor. Mev-cut literatürün sınırlayıcı kalıplarını ve çoğu önemli yanılgılara kapı aralayan eğreti-tarafgir varsayımlarını eleştirerek irdelerken, göç ve kentleşme alanında birikmiş literatürü ve kavram dağarını Aleviliğe özgü kavramlar çerçevesinde yeniden yorumluyor.

Sivas-Yıldızeli kırsalından Türkiye’nin büyük kentlerine ve Avrupa içlerine uzanan oldukça geniş bir sosyo-mekânsal düzlemde Alevilerin göç güzergâhını izleyen uzun soluklu bir alan araştırmasının ürünü olan bu eser, okurunu, Aleviliği ve Alevileri dönüşüme uğratan bir süreğin hikâyesinde ufuk açıcı bir gezintiye çıkarıyor: Uğrağında ocaklar, eski köy cemleri, “keskin dedeler”, görgü, ziyaret; kentte tutunma ve ayrımcılık hikâyeleri, cemevleri, gösteri cemleri, kentsel ilişki ağları, dernekler, aydınlar, yeni kimlik tanımları ve daha nicesi olan bir gezintiye…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 414
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺77,90

Bu sayı, toplumsal gerçekliğin çözümlenmesi ve dönüştürülmesi için verilen mücadeleleri, güncelliğini güçlü bir biçimde korumaya devam eden tarihsel materyalizmin sunduğu yöntemsel ve kuramsal olanaklar dahilinde ele almaya çalışmaktadır. Yöntem sorunsalının, kendinde bir şey olarak bilme istenci/eylemine indirgenemeyeceği argümanından hareketle; yöntemi, praksisin kurucu uğrağı ve toplumsal-siyasal mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirir.

Nitekim insan kurtuluşunun yegâne reçetesi olarak değil ama, insan toplumsallığının eleştirel bilgisinin yöntemine dair güçlü bir gelenek geliştirmiş olarak tarihsel materyalizmin yönelttiği soruların bütünlüklü bir biçimde ele alınması, günümüzde derinleşen sömürü ve tahakküm ilişkilerinin radikal eleştirisi ve dönüştürülmesi için önemli olanaklar açmaya devam etmektedir.

Sınıf Tartışmalarının Yirminci Yüzyıl Kökenleri: Lukács, Poulantzas ve E.P. Thompson / Cihan Özpınar

Sınıfın Bilinçdışı: Sınıf Nesnelliğinin Taşıyıcısı, Sınıf Öznelliğinin İtici Gücü, Sınıf Bilincinin Harcı / Baran Gürsel

Toplumsal Analizde Öznenin Sorunsallaştırılması/ Vedat Ulvi Aslan

“Ursprüngliche Akkumulation”nun Sürekliliği, Dolaylı Tahakküm ve Devlet / Siyaveş Azeri

Marksizm ve Uluslararası İlişkiler: Praksis Merkezli bir Diyalektik/Cem Cemgil

Biçim Sorunsalı: Diyalektik ve Uluslararası Hukuk Üzerine Yöntemsel Notlar/ Umut Özsu

Marksizmin Sosyal Bilimlere Sunduğu Yöntembilimsel Olanakları Tartışmak: Türkiye’de Konut Sektörünün
Oluşumu ve Devlet / Ezgi Doğru

Sanat-Kapitalizm İlişkisi Üzerine Eleştirel Okumalar/Fuat Ercan

“İyi” ve “Kötü”nün Ötesinde: Distopya İçinde Yaşayan İnsanlara Bir Bakış Denemesi/ Sinan Kadir Çelik


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 11.2018
₺39,00

Kurtuluş Hareketi'nin 1975/ 85 yılları arasındaki dönemini ele alan sözlü tarih çalışmasının kurtuluş kendini anlatıyor başlığı altında hazırlanan kitap dizisinin altıncısındaki söyleşilerde yedi kişi yer alıyor: Arif Kurtdişoğlu, Erdoğan İren, Hüseyin Soylu, İsmail Ağan, Kadir Akın, Kamil Körünoğlu Ve Şevket Karakuş.

O yıllarda Kurtuluş Hareketi'nin "siyasi kadroları" olarak nitelendirilebilecek ve il komitelerinde veya daha alt örgütlerde bulunan bu militanlar siyasi örgütlenmeye, devrimci mücadeleye ve ilişkilere "daha aşağıdan" ama daha sahici, daha somut bir yaklaşım ortaya koyuyor. Her birinin kendi hayat hikayesi...

Bu anlatımlarda, dönemin devrimci mücadelesinin nitelik ve niceliği ile birlikte devrimci militanın kimliği, nasıl yaşadığı, mücadele ettiği ve öldüğü veya tesadüfen ölmediğine tanıklık edeceksiniz. O günlerin tarihi, yaşayanların ve eyleyenlerin ağzından aktarılan gerçek yaşam hikayelerinde somutlaşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 424
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺77,90

“ Çingenelerin, torbacıların, işgal evi sakinlerinin, otomobil kaçakçılarının, hesapçı politikacıların mekânı Paris’in kenar mahallelerinden birindeki Panteuil Karakolu’ndayız. İşe yeni başlayan genç polislerin gerçek suçlularla mücadele etmek için değil, İçişleri Bakanı tarafından hazırlanan yeni güvenlik politikasını uygulamak üzere orada olduklarını anlamaları uzun sürmez. Üstelik Panteuil’ün gözü kara Komiseri Le Muir, bakana bu politikanın meyvelerini alacakları sözünü çoktan vermiştir.

Teşkilat içinde suça batmış polisler için kurtuluş umudu var mı? Genç polisler gelecekteki değişimi mi temsil ediyorlar? İşgal evi yangınlarının altında kimin parmağı var? Bütün bunları öğrenmek için bu güzel kara roman sizi bekliyor.

“Şiddetli, keskin, sınırsız… Dominique Manotti’nin romanı belanın ancak aşırı çürümeyle tazmin edildiği Paris’in bu kenar mahallesindeki kokuşmuş gerçekliği olduğu gibi aktarıyor.” Le Figaro
“Manotti'nin romanının gerçeğe bu kadar yakın olması bir tesadüf değil.” Liberation.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 214
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺46,80

Kurtuluş Hareketi’nin 1975–1985 dönemini ele alan sözlü tarih çalışmasının ürünü olarak şimdiye kadar dört kitap çıktı; bu kitaplarda merkezi düzeyde sorumluluk üstlenen yöneticilerle yapılan görüşmelere yer verildi. Ancak Kurtuluş Hareketi’nin Kürt ulusal sorununa yaklaşımı ve kavrayışı gereği bir “merkezi örgütlenmesi” daha vardı: Seksiyon. Yani Kürdistan’daki siyasi ilişkilerin, yerel örgütlenmelerin bölge çapında merkezi ve “ayrı bir parti gibi” örgütlenmesini öngören bu yapı ayrıca ve özel bir kitapta ele alınmayı gerektirmektedir.

İşçi sınıfı hareketiyle ulusal hareketin ortak örgütlenme ve mücadelesinin savunulması Kürdistanlı sosyalistlerin Seksiyon olarak örgütlenmesine ve bölgeye özgü, özel politikalar uygulamasına, anadilinde yayınlar çıkarmasına engel değildi.

Seksiyon’da yönetici olan veya bölgede faaliyet yürüten Adnan Güllüoğlu, Ali Demir, Ali Tunç, Bülent Sürmen, Halim Yıldırım (BOZO), Hasan Sekizkardeş, İbrahim Turgut, Kamer Konca, Kazım Bergen, Kenan Aygüler, Mehmet Ali Orgun, Mustafa Kurukafa, Şehmus Tekin Ve Zülfküf Balta’nın anlatımları teori ile pratik arasındaki uyumsuzlukları, çelişkileri veya yetersizlikleri sergilerken Bölge’nin siyasi ve örgütsel tarihini anlamaya da hiç kuşkusuz yardımcı olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺81,90

Yazar, elinizdeki kitapta okurunu Türk sineması üzerinden tarihten güncele bir yolculuğa çağırıyor. İrdelediği film içeriklerini tarihsel ve toplumsal boyutlarıyla ele alan yazar, sinemanın serüveni üzerinden modern Türkiye tarihinin bir panoramasını sunuyor. Türk sinemasının yüz yıllık tarihini; Atatürkçülük, ulusal sinema, milliyetçilik, sanatta muhafazakârlık, Kürt sorunu, 12 Eylül, sansür ve aydın sorunu temaları altında mercek altına alırken, Türk sinemasının şekillenmesinde tarihsel ve toplumsal koşullarla güncel siyasetin ne kadar belirleyici olduğunu vurguluyor.

27 Mayıs 1960’tan sonra Türk sinemasında ortaya çıkan kuramsal tartışmalar ve özellikle ulusal sinema yaklaşımı, 12 Eylül askeri darbesi ile yaratılmak istenen toplum düzeninin sinema üzerindeki etkileri, toplumun muhafazakarlaşması bağlamında sanatın muhafazakârlaşmasının ne anlama geldiği yazarın odağına aldığı sorunlar arasında.
Sinemayı çok yönlü tarihsel, toplumsal, siyasal, kültürel, teknolojik ve endüstriyel bir olgu olarak ele alan bu eser, filmlerin teknik ve estetik özelliklerinden ziyade hangi filmler aracılığıyla topluma ne anlatıldığı sorusuna odaklanmasıyla kendisini benzer çalışmalardan ayırıyor.

Türk sinemasının tarihsel ve toplumsal bağlamı üzerine temel bir kaynak…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 282
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺57,90

Gülnur Acar Savran, elinizdeki kitapta feminizm üzerine kimi yazılarını kuramdan politikaya doğru bir seyir içinde bir araya getiriyor. Bu yazılarda, AKP iktidarının aileci ve fıtrat anlayışına dayalı farklılıkçı ideolojisi, hem neoliberal politikalar ve onların soyut eşitlik ve soyut evrenselciliği hem de öte yandan muhafazakarlığın yükseldiği bir dönemde farklılıkçılığa vurgu yapan feminist anlayışların barındırdığı riskler tahlil ediliyor. Ayrıca yükselen muhafazakarlık bağlamında savunmacı bir cinsel politikanın çıkmazlarına işaret ediliyor.

Kadın emeğinin çeşitli biçimleri ve ücretli emek/ücretsiz emek ikiliği, kolektif bir feminist öznenin nesnel imkânları, patriyarka-kapitalizm ve yeniden üretim-üretim ilişkisi ile heteroseksizm-patriyarka ilişkisi bu seyir boyunca derinlikli bir şekilde ele alınıyor.

Okurunu feminist kuram ve politikanın güncel ve süregelen sorun/tartışma başlıkları arasında dolaştıran temel bir kaynak...

Gültan Kışanak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 352
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺63,90

“İçinde biriktirirsin bazen. Sonra katmer katmer üstüne yığılır biriktirdiklerin. Taşıyamaz hale gelirsin. Hele bir hücrede tek başınaysan, esirsen… Ya seni yer bitirir içindekiler ya da dökersin onları, eyleyerek, söyleyerek. Elinizdeki romanda da böylesi bir iç dökmenin sesi tınlıyor.

Bu kitabın en önemli özelliği yazılmış olmasıdır. Kendini toplumsal ve bireysel dertlerin dermanına adayan bir yiğit insanın, sıkıştırılmaya çalışıldığı iki metrekarelik bir zindan hücresine sığmamış olmasıdır. O hücreden taşanların, bütün engellere rağmen halkıyla buluşmuş olmasıdır. E, daha ne olsun? Kitabın ilk sayfasını açın, İdris kolunuza girecek ve sizi Diyarbekir'in surlarında, küçelerinde, sevdalarında ve kavgalarında eşsiz bir yolculuğa çıkaracaktır.

Gül ve Ciwan’ın aşkları ile Cengo’nun iç alemindeki çatışma gerçek bir savaşın acılı coğrafyasında iç içe geçerken, özlü bir sorgulamayı da ihmal etmeyen bu hikayeden hepimize mesaj var.

Eline, yüreğine sağlık kardeşim, arkadaşım, yoldaşım.”

Selahattin Demirtaş

“Galipler ile mağluplardan bahseden resmi tarih; dipte, derinde filizlenen direnme ve dayanışma gücünü ıskalar. İdris Baluken, bu romanında, üç yoldaşın öyküleri aracılığıyla işte bu direnme ve dayanışmanın bir yaşam tarzı olarak çiçeklendiğini duyuruyor bize. Aşksa olmazsa olmazıdır bu yaşamın. Keje Ana’yı ise hiç unutamayacağım galiba.” 


Ahmet Telli


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 294
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺54,90

Elinizdeki kitap Ortadoğu’ya ilişkin tematik ve sosyal-antropolojik bir çalışmadır. Eser, değişik kültürlerin ve uygarlıkların kavşak noktası olagelmiş Ortadoğu’ya ait tarihsel, etnografik ve sosyo-ekonomik verileri bir sosyal bilim çerçevesi içerisinde sentezlemekte ve bölgenin ayrıksı “yaşam biçimini” belli bir bağlama oturtmaktadır. Bu çalışmada sosyal bilim jargonuna başvurmaksızın ayrıntılı ve anlaşılır bir biçimde ele alınan konular şunlar: Din, kimlik, İslam kültürü; topluluk kimlikleri ve etnik gruplar; çobanlık ve göçebe toplum; tarım ve değişen köy; kentler ve kent yaşamı; kadınlar ve toplumsal düzen; iktidarın yereldeki örgütlenme biçimleri olarak liderlik, hamilik ve kabilecilik; Ortadoğu’nun bugün karşı karşıya kaldığı güçlükler…

Tarih boyunca sürekli olarak tartışmaların ve çatışmaların odağında olmuş Ortadoğu’ya değgin sorunları, sosyal kalıpları ve kültürel süreçleri kapsamlı bir biçimde öğrenmek isteyen okurlar için…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺85,90

Bundan 100 yıl önce St Petersburg’da ayaklanan işçiler Çar’ın sarayına girdi ve kurtuluş arayışındaki insanlığa bir kapı araladı, başka bir dünyanın mümkün olduğunu gösterdi. Tarihsel dönemlerin en buhranlı anlarından birinde gerçekleşen bu altüst oluşla birlikte, fikirden gerçeğe dönüşen bir toplumsal proje tarih sahnesinde yerini aldı. Elinizdeki kitap, insanlık tarihinin en büyük toplumsal değişim hareketlerinden biri olan 1917 Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünü vesilesiyle, okuru o anın ruhuyla hemhal kılmayı amaçlayan bir bölük öyküden oluşuyor.

Bu öykülerde devrimin ayak seslerini duyan egemenlerin telaşına, ezilenlerin coşkusuna, kimileyin yaşanan hayal kırıklıklarına tanık olacak, yeni bir dünya arayışına ilişkin bu büyük deneyimi edebiyatın gücüyle duyumsayacaksınız. Devrimin ateşli yılları, büyük olayları ve renkli karakterleri olanca canlılığıyla bu seçkide okurla buluşuyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺36,90

“Kuzey İrlanda. 1980’lerin başı. İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) ile İngiliz Devleti arasındaki çatışmanın gene yoğun olduğu bir dönem. Katolik-Protestan ayrışması, sokaklarda isyan, açlık grevleri, kapanan fabrika-lar/dükkanlar, bombalamalar...

Toplumsal çürümenin ur gibi yayıldığı bu boğucu atmosferde bir seri katilin marifetiymiş gibi gözüken iki cinayet: Biri yol kenarındaki hurda bir arabanın içine bırakılmış. Diğeri bir müzik öğretmeni; evinde alnından vurulmuş.

Arada ormanın içinde bir ağaca asılı halde bulunan genç bir kadın: İntihar vakası olması kuvvetle muhtemel. Bu olaylar arasında hiçbir bağ yok gibidir. Ama Dedektif Sean Duffy bunların birbirleriyle bağlantısını çözmeye çalışırken işin ucunun “çok önemli” insanlara ve yapılanmalara uzandığını keşfedecektir. Yaşamını tehlikeye atma pahasına…

Okuru daha ilk sayfalarından itibaren tekinsiz bir dünyanın karanlık labirentlerine çeken dört dörtlük bir gerilim…

“İrlandalı yeni kuşak polisiye yazarların en iyisi”

- Herald


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺60,84

Bu kitap, sadece yerel ve genel siyasette görev almış, cezaevinde olan kadınların deneyimlerine odaklandı. Kadınlar olarak nereden gelip hangi mesafeleri kat ettiğimizi, önümüze ne gibi engeller çıktığını, erkek egemen sisteme kafa tutma gücünü nasıl edindiğimizi dillendirmek; emeğimizi, çabamızı, anılarımızı, zor ve güzel yaşanmışlıkları bir araya getirerek kadın özgürlük mücadelesine deneyimlerimizi aktarmak, tarihe bir not düşmek istedik.

Hepimiz aynı yollardan geçtik, aynı zorluklarla karşılaştık, erkek egemen bir alanda kadınlar olarak var olma mücadelesi verdik. Kürt kadınlarının siyasal alandaki mücadele deneyimleri, erkek egemen sistemin bu karmaşık ittifakını görünür kıldığı gibi, kadınların azmini ve kararlılığını da gözler önüne sermektedir. İğneyle kuyu kazarcasına, bin bir emekle, büyük bir mücadeleyle geçen Kürt kadınlarının demokratik siyaset alanındaki mücadele deneyimlerini anlatsak da, yazılanlar hepimizin hikâyesi…

Gültan Kışanak


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺63,90

Kitaplara küçük yaşlarından beri düşkün olan ve babasının kendisine anlattığı masalları dinleyerek büyüyen Hans Christian Andersen, yirmili yaşlarının sonunda bu defa kendisi masallar yazmaya başladı ve bu sevdasını kırk yıla yakın bir süre boyunca sürdürdü̈.

Bu kitapta okurlar, buz gibi bir havada yaktığı kibritlerin aleviyle bir an için olsa bile ısınıp güzel hayallere sığınan Kibritçi Kız’la, başına ne gelirse gelsin cesaretini yitirmeyen Kurşun Asker’le, ufacık boyuyla maceradan maceraya atılan Parmak Kız’la, görüntüsü̈ yüzünden hiç kimseye yaranamayan ama sonrasında herkesi şaşırtan Çirkin Ördek Yavrusu’yla ve daha niceleriyle tanışacak. Her yaştan masal meraklıları ise bu klasik masalların keyfine birkere daha varacak.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺35,90

“Sesler… Bu sesler Abdullah’ı deli edecekti. Bomba atıldığında bir şey görmüyorlardı ama o sesler, onlar yok mu…

“Sesler… Tarifi zor ve imkânsız seslerdi. Filmlerde tank, top sesi olur ya… öyle değil, çok farklı, çok korkunç sesler. O sesin içinde her şey vardı, yıkım vardı, ölüm vardı.”

O Sesler bombardıman altındaki bir şehri, Diyarbakır’ı anlatıyor. Hikâye, yüz gün boyunca Sur’un bombalanmasının ve Sur’da yaşanan çatışmaların şehri nasıl etkilediğine, bombardıman altındaki şehirde gündelik yaşamın nasıl aktığına, farklı kesimlerin bu dehşeti nasıl deneyimlediğine odaklanıyor. Yoksul mahallelerde, okullarda, hastanelerde, pazarda, sokak aralarında, korunaklı sitelerde, camilerin içinde...

Yazar, bomba seslerinin altında şehri dolaşırken hem ülkenin batısında hem de bölgede ön plana çıkan değerlendirmelerle de bir hesaplaşma içine giriyor. Şehrin farklı kesimlerinden gelen insanların çatışmalar sırasındaki yaşam pratiklerine yönelerek şablonları, klişeleri, yargıları, aşağılamaları ve yüceltmeleri… aşmaya girişiyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 168
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺36,90

Alevilikte kadın ile erkeğin eşit olduğu yaygın olarak benimsenen bir görüştür. Alevi inancında yer bulan eşitlik söylemi ve pratiği sanki toplumsal ya da gündelik hayatın içinde aynen varmış gibi düşünülür, kabul edilir. Doğruluk payı taşısa da bunun inanç ve toplumsal hayat ayrımını ortadan kaldıran bir yanılsama olduğu söylenmelidir çünkü inanç referanslarının söyledikleri ile toplumsal yaşamın ürettiği pratikler arasında büyük bir fark vardır. Bu farkı göz ardı ederek eşitlilik sloganını yinelemek ne yazık ki Alevi toplumunda kadın ile erkeğin eşit olmadığı gerçeğinin üstünü örtmeye yarar ancak.

Nitekim inanç ve toplumsal pratik arasındaki farkın silikleştirilmesi, Alevi kadının Alevi toplumu içinde bir mücadele içine girmesini hala zorlaştırmaktadır. Elinizdeki kitap, tarihselden güncele bir yolculuğa çıkarak inançla toplumsal pratik arasındaki ayrım çizgisini izleyip inanç ve söylemdeki eşitlik iddiasını tekzip ediyor. “Bizde kadın erkek yok, can var” mitini sorgusuz bir inanmışlıkla üreten söylem ve pratiği, bunun toplumsal hayattaki karşılığını eleştirel bir bakışla çözümlüyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 190
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺41,90

Emperyalist fenomenler, her dönemin ekonomik sınıf çıkarlarına indirgenmeye çalışılabilir. Neo-Marksist kuramın yaptığı budur. Emperyalizmde, kısacası, yalnızca kapitalist üst katmanın kapitalist gelişmenin belli bir aşamasındaki çıkarlarının yansımasını görür. Şüphesiz ki bu, meselemizin çözümüne dair elimizde olan açık ara en ciddi katkı. Ancak bu düşüncenin, tarihin ekonomik yorumunun mantıksal olarak zorunlu bir sonucu olmadığını vurgulayalım. Bu düşünce, tarihin ekonomik yorumuyla çelişmeden, hatta onun sunduğu çerçevede kalarak da reddedilebilir.

Emperyalizm geçmiş devirlerin kalıntıları diyebileceğimiz büyük gruba girer. Bunlar tüm somut toplumsal durumlarda, her toplumsal durumun o günkü yaşamsal koşullarıyla değil de o günün geçmişinin yaşamsal koşullarıyla, yani iktisat tarihi bakış açısından o anın değil de geçmiş zamanın üretim ilişkileriyle açıklanabilecek unsurları üzerinde büyük bir rol oynarlar.

Emperyalizmi ortaya çıkaran yaşamsal zorunluluklar kaybolup gittiğinden onun da zamanla ortadan kalkması gerekiyor. Yapısal unsur olarak ortadan kalkması gerekiyor zira, taşıyıcısı olan yapı çöküyor ve toplumsal gelişme sürecinde ona alan bırakmayan ve onu destekleyen iktidar unsurlarını elemine eden başka yapılarca çözülüyor.

 - Joseph Schumpeter


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺41,90

Masis Kürkçügil: “Gerçekten bir özgürleşim olacaksa, bu, dünya ölçeğinde olacak…”
Metin Çulhaoğlu: “Kapitalizmin doğum lekeleri , siyasal devrimden sonra da uzun süre silinemeyecektir ”
Sungur Savran: “Lenin, hayatının sonunda sadece bürokrasiye karşı değil, doğrudan doğruya Stalin’le mücadele etti ”

Mahir Sayın: “Tek partililik demek sosyalizmin ve demokrasinin bitirilmesi demektir.” Yusuf Zamir: “Bolşevik siyasete egemen olan devletçi zihniyetti ”
Devrimin Sanatı: Eskiyi Aşmak, Sanatı Demokratikleştirmek/ Emre Tansu Keten
Meşruiyet ve Demokrasi Tartışması Bağlamında Rus Devrimi /Mustafa Bayram Mısır

Sovyetler Birliği’nde Toplumsal Muhalefetin Bir Görüngüsü Olarak Samizdatlar ve Tamizdatlar /Emek Yıldırım
Özgürlüğe Yürüyen Kadınların Ülkesi: Ekim Devriminden Sonra Sovyet Toplumu /Armağan Tulunay
Ekim Devrimi ve Ermeniler /Candan Badem
Hardt ve Negri’nin Maddi Olmayan Emek Teorisi: Eleştirel Bir Bakış /M. Arif Koşar


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺39,00

Seher’deki hikayeler, heveskar işi değil insana ve yaşama duyulan derin sevginin ince bir mizahla harmanladığı has yazar işi metinler. Karşımızda, tutsaklık günlerinde vakit doldurmak için yazan biri değil, bugüne kadar ortaya çıkmamış, okura ulaşmamış bir edebiyatçı var.

Demirtaş’ın hikayelerini okuyunca, keşke halkına, ülkesine, dünyaya karşı duyduğu sorumluluk ağır basmasaydı da yazar olsaydı diye hayıflandım. Sonra, edebiyat-sanat damarımın bencilliğinden utandım: o zaman, edebiyat bir yazar kazanacak ama Türkiye Demirtaş kalibresinde bir siyasetçiden, geleceğin önemli bir liderinden, barış ve özgürlük umudundan yoksun kalacaktı.

- Oya Baydar

Siyaset ve sanat disiplinleri birbirine benzemez. Siyaset; doğru zamanda siyasi açıdan doğru olanı söylemek ve gerçek düşünceleri saklamak ilkesine sahipken, sanatçı deyim yerindeyse yüreğini kazıyarak en gizli duygularını, en büyük kitleyle paylaşmaya koşullanmıştır. Bu açıdan Selahattin Demirtaş’ın değerli öykülerini özel bir yere koymamız gerekir diye düşünüyorum. Acılar karşısında duyarlı bir yüreğin çığlığını yansıtan bu öyküler, siyasetten çok daha derin bir insani damara dokunuyor. 

Kitabın özenli ve akıcı bir Türkçeyle yazılmış olması, hem estetik hem de toplumsal açıdan ayrıca övgüye değer. Bu ülkedeki herkesi birleştirecek olan ortak payda sanatın büyülü yaratıcılığında gizli. Çünkü sanat, vicdanın dilidir. Selahattin Demirtaş da bu dili konuşuyor.

- Zülfü Livaneli


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 140
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺38,90

Kahramanı ister bir prens, ister bir bülbül, ister bir dev, ister bir çocuk, isterse bir havai fişek olsun, Oscar Wilde’ın birbirinden güzel bu hikâyelerinin temelinde sevgi ve arkadaşlık yatıyor. Mutlu ve hüzünlü unsurları nükteli üslubuyla bir arada işlemeyi başaran Wilde’ın 1888’de yazdığı bu hikâyeler, insanda her çağa aitlermiş hissi uyandırıyor.

Muhteşem bir sadelikte yazılmış bu hikâyeler dostluğun, aşkın, gerçek sadakatin, bir başkası için harcanan emeğin gerçekte ne anlama geldiğini anlatıyor. Wilde’ın çocuklar ve gençler için kaleme aldığı bu kitap, yazıldığı dönemden bu yana gerçek edebiyat tutkunlarının tekrar tekrar okumaktan kendilerini alamadığı, ölümsüz bir eserdir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺21,90

Mark Twain’in birden çok eserinde karşımıza çıkan Tom Sawyer, haylaz ve uçarı bir çocuktur. Macera peşinde koşmaktan hiç geri durmaz. Büyüyünce korsan olma hayalleri kurar. Yaşamın olağan akışı içerisinde muazzam hayal gücüyle yarattığı oyunlar onun hayali serüvenlere atılmasına vesile olur. Günlerini mutfaktan reçel aşırmakla, okuldan kaytarmakla, oyunlar oynamakla, gönlünü kaptırdığı kız o sıralar her kim ise onun dikkatini çekmeye çalışmakla ve hayal kurmakla geçirir.

Kitap, Twain’in yazdığı önsözde de belirttiği gibi, çocukları eğlendirirken bir yandan da yetişkinlere çocukluklarını anımsatma amacı taşır. Twain’in harikulade üslubu, ince mizahı ve ayrıntılara verdiği önemle kotardığı Tom Sawyer, yazıldığı günden bu yana genç okur kitlesi içerisinde en çok rağbet gören romanlar arasında yer almaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺46,90

Şövalye hikâyelerine bayılan ve bu hikâyelerde anlatılan her şeyin gerçek olduğu sanısına kapılan Don Kişot, günün birinde, kötülerle mücadele etmek üzere şövalye olmaya karar verir. Eski püskü bir zırhı elden geçirip giyinir, uyduruk bir kalkan yapar, silah kuşanır ve sıska atı Rozinante’nin sırtına atlayıp yollara düşer. Maceralarında kendisine yoldaşı /akıldanesi/seyisi Sanço Panza eşlik eder. Kahramanımızın kalbindeyse Toboso’lu Dulsina’ya duyduğu aşk vardır.

Her ne kadar Don Kişot’un kendi gerçeklikten kopuk dünyasında yaşadığı yanlış anlamalar, şaşkınlıklar ve beceriksizlikler başından geçen olayları eğlenceli bir hale dönüştürse de, kahramanın her durumda sergilediği naiflik ve dürüstlük insanın içini ısıtır. Cervantes’in dört asırdan beri eskimeyen bu romanını genç okurların beğenisine sunuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺38,90

Kamu Hukukunun Temelleri, kamu hukuku disiplininin tarihsel süreç içerisindeki oluşumuna (onun temel özelliğini ve özgün işlevini belirtik kılarak) ışık tutuyor. Yazar kamu hukukunu, ortaçağ temel hukuk düşüncesinin sekülerleşmesinin, rasyonelleşmesinin ve pozitif bir hüviyet kazanmasının ardından varlık bulan bir hukuk türü olarak ele alıyor.

Kamu hukukunun, modern devleti doğuran değişimlerin bir sonucu olarak oluştuğunu, böylelikle de modern yönetim anlayışına yetke ve meşruiyet kazandırdığını savunuyor.

Kitabın birinci ve ikinci kısmı, günümüzde evrensel bir fenomen haline gelen kamu hukukunun kökenine ve onun oluşumuna yol veren koşullara odaklanıyor, bu kavramın ortaçağ hukukçularının rafine tartışmalarına çok şey borçlu olduğunu gösteriyor.

Bodin, Althusius, Lipsius, Grotius, Hobbes, Spinoza, Locke ve Pudendorf’tan Montesquie, Rousseau, Kant, Fichte, Smith ve Hegel’e uzanan bir yelpazede, yani on altıncı yüzyılın sonlarından on dokuzuncu yüzyılın başlarına uzanan bir zaman dilimi içerisinde kamu hukukunun pratik aklın özel bir türü olarak sergilediği gelişimi anlatıyor.

Kitabın diğer üç kısmı kamu hukukunun üç temel öğesini açımlıyor: devlet, anayasa ve hükümet. Loughlin, konuya geniş bir perspektiften bakarak, hukukun, devlet erkini sınırlamaktan çok, onun (yeniden) üretilmesini sağlayan bir araç olarak anlaşılması gerektiğini ileri sürüyor.

Anılan zaman dilimi içerisinde gerçekleşen teknolojik devrimler, burjuva devrimleri ve disipliner devrimlerin devletleri, anayasaları ve hükümet etme tarzlarını nasıl şekillendirdiğini ayrıntılı olarak açıklayan Loughlin, sonuç olarak, kamu hukuku gibi çetrefilli, karmaşık ve çetin ceviz bir konuyu büyük bir yetkinlikle irdeliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 407
En / Boy : 19 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺93,90

Henry A Giroux’in Önsözüyle

Şiddet, yaşadığımız yüzyılı tarif ederken dilimizden düşmeyen ve yakıcılığını her geçen gün daha sarsıcı şekilde hissettiğimiz bir gerçeklik. Şiddetin olmadığı bir dünya düşlemenin bile yadırgandığı günümüzde, onu azaltmaya ve son kertede ortadan kaldırmaya yönelik her türden girişim, öncelikle düşünsel bir cesaret gerektiriyor: Klişelerden sıyrılma ve hakiki düşüncenin derinliklerine dalma cesaretini.

“Şiddet döngüsünü kırmak için ne yapmak gerekir?” sorusuna yanıt arayan bu grafik roman, Arendt’ten Fanon’a, Foucault’dan Butler’a, Said’den Sontag’a insanlık tarihinin en önemli düşünürlerinden bazılarının eleştirel yaklaşımlarına çizgilerle mercek tutuyor. “Başka bir dünya mümkün” diyenler için hem ufuk açıcı hem de soluk soluğa okunacak bir kılavuz...

Bilimsel Yöntemin İzinde, her anlamda eşi benzeri olmayan bir ders kitabı. Yazarı Steven Gimbel'in odaklanmayı tercih

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 136
En / Boy : 16 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺46,90

“Genellikle bir devir, ondan en az etkilenenlere, ona en uzak olanlara, dolayısıyla da ondan en çok acı çekenlere çok açık bir şekilde damgasını vurur. … Benjamin’in de başına gelen buydu. Hali tavrı, dinlerken ve konuşurken başını tutuş biçimi, hareketleri, davranışları, özellikle de sözcük seçimine, sözdizimine varasıya konuşma tarzı, nihayet, kendine özgü açıksözlülüğü… hepsi öylesine eski moda görünüyordu ki, tıpkı yabancı bir ülkenin kıyısına vuran biri gibi, on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla sürgün edilen biri gibiydi. … [Kendisini] ‘parçalanmakta olan bir yelken direğinin tepesi’nde ya da yıkıntılar arasında ‘yaşarken ölü ve gerçekten hayatta kalmış’ biri [gibi duyumsuyordu]: … Zengin ve garip olan şeyleri, derinliklerdeki incileri ve mercanları alıp su üstüne çıkarmak için denizin dibine kadar inen bir inci avcısı gibi…

– Hannah Arendt

Walter Benjamin’in bir felsefeci ve eleştirel kuramcı olarak önemi onun çok çeşitli alanlarda ve kendine özgü bir parıltıyla kalem oynatmasından, ürettiği düşüncelerin bugün de çok verimli tartışmalara yol açmasından ileri gelir. Siyasal yönelimli bir estetik ve kültür kuramı geliştirme yönündeki çabaları hem Frankfurt Okulu hem de Brecht açısından hatırı sayılır bir uyaran olmuştur. Yazdığı eserler erken dönem Alman Romantizmine duyulan ilgiyi yeniden canlandırmış, film kuramının gelişmesine katkıda bulunmuş, kültür kuramını, yanı sıra modern döneme egemen olan felsefi kavramları etkilemiş, Derrida, Agamben ve Habermas gibi düşünürlere kaynaklık etmiş ve siyasal teolojinin yeniden tartışılmasına vesile olmuştur.

Bu seçkide, kısa ömrüne rağmen yirminci yüzyılın en önemli düşünürleri arasına girmeyi başaran Walter Benjamin’i ve onun o çok yönlü ve verimli eserini okurla olabildiğince buluşturmayı amaçlıyoruz. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 542
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺101,40

Behice Boran, insanlığın büyük hayali için çıktığı “Bir Uzun Yürüyüş”te, o “uzun ve kahırlı yol”da çektiği büyük sıkıntılara ses çıkarmadan, sızlanmadan, en kötü mahrumiyet koşullarında bile büyük bir direnç sergileyip mücadele etti; “sosyalizm” idealinin teorik çerçevesini kurma çabasından hiç geri durmadı. Sosyalizm ve Türkiye’nin çeşitli sorunları üzerine fikirlerini eserlerinde sağlam bir metodoloji kullanarak açıkladı.

Bir kadın olarak hep ilkleri gerçekleştirdi: ilk kadın sosyolog, ilk sosyalist kadın milletvekili, ilk kadın siyasi parti başkanı… oldu.

Bu kitapta, Behice Boran’ın düşünce sistematiğini, siyasi mücadelesini, ülke ve dünyada gerçekleşen güncel olaylara ilişkin yorumlarını içeren ve politik yaşamının izleğini derli toplu olarak aktaran yazılarından oluşan bir derleme sunuluyor. Ayrıca Boran ve onun düşüncesi üzerine değişik perspektiflerden kaleme alınmış yazılara yer veriliyor.

Behice Boran’ı farklı yönleriyle sosyalist, bilim insanı/akademisyen, barışsever, kadın, siyasetçi ele alan bu metinler hem Boran’ın Türkiye siyasi eylem ve düşünce tarihindeki önemini vurguluyor hem de eleştirel analizlerle ufuk açıcı okumalara olanak sağlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 548
En / Boy : 15 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺101,90

“Sizlere Carlo’nun içine düştüğü tuzağın sadece onu hedeflemediğini, parlamento dışındaki solun, silahlı mücadele yanlısı olalım ya da olmayalım, hepimizin mücadelesini itibarsızlaştırmayı hedeflediğini anlatmaya çalışıyorum. Yanılmayalım, kaderlerimiz artık birbirine bağlı. Eğer geçmişimizi kurtarmak için hep birlikte mücadele etmezsek bir kez daha kaybedeceğiz ve İtalya’nın mücadele tarihinden silinip gideceğiz.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 230
En / Boy : 12,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺50,90

Sınıf, kültür ve devlet üzerine yazdıklarıyla yirminci yüzyılın en önemli Marksist kuramcılarından biri olarak kabul edilen Gramsci'nin eseri, günümüz dünyasının olgularını tarihsel ve bütünsel bir perspektifle irdelemede vazgeçilmez bir kaynak niteliğindedir. Onun kendi özgün söz dağarı ve analiz birimleriyle kurduğu derinlikli kuramsal yapı geçerliğini hâlâ korumaktadır. Çağdaş toplum ve siyaset kuramı içerisinde Gramsci'nin eserine atıfta bulunmayan hiçbir çalışmaya rastlanmamaktadır neredeyse.

Yaşamının önemli bir kısmını Mussolini faşizminin elinde tutsak olarak geçiren Gramsci folklordan felsefeye, popüler kültürden siyasal stratejiye uzanan çok çeşitli konularda parlak düşünsel içerikli metinler bıraktı arkasında. Çoğunluğu Türkçede ilk kez yayınlanan yazılardan oluşan bu derleme, her kesimin başında yer alan 'Giriş' yazılarının da yardımıyla, Gramsci'yi 'ilk elden' tanıma ve anlama fırsatı sunmaktadır. Onun solun da ötesine taşan etkisinin ve öneminin temelsiz olmadığını Gramsci Kitabı'nı okuyan herkes rahatlıkla görecektir.

"Marksist tarihçilerin ve hatta Marksist olmayanların bile Gramsci'yi çok cazip bulmalarının nedenlerinden biri, onun somut tarihsel, toplumsal ve kültürel gerçeklikler alanını soyutlamalar ve indirgemeci kuramsal modeller hatırına terk etmeyi reddetmesidir tam tamına.

Dolayısıyla muhtemeldir ki Gramsci, yazılarıyla siyasete, kendi ifadesiyle 'gerçekliğe bir ilgi uyandırmada ve giderek daha sağlam siyasal içgörüleri uyarmada yararlı olan araştırmalara ve ayrıntılı gözlemlere ilişkin pratik kurallar bütününe' tuttuğu ışıktan dolayı okunmaya devam edecektir."

Kitabın önsözünden E. J. Hobsbawm 

"Gramsci'nin en önemli yazılarını tek ciltte bir araya getiren Gramsci Kitabı, okurların, onun eserine ilişkin kapsamlı bir fikir edinmesine imkân veriyor. Gramsci'nin yazılarının birbiriyle olan bağlantılarını bulup çıkarması ve kilit önemdeki Gramsciyen kavramların kökeni ve gelişimi hakkında içgörüler sağlaması da kitabın değerini özellikle artırıyor."--Stuart Hall


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 520
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺93,60
1 2 3 ... 7 >
Çerez Kullanımı