Çağımızın en çok takip edilen ve tartışma yaratan düşünürlerinden biri olan Slavoj Zǐzěk, Adını Söylemeye Cesaret Eden Bir Sol’da ününe yakışır bir biçimde yakın dönemin en önemli konu başlıklarını sıra dışı bir üslupla ele alıyor. Küresel ekonomik kriz dalgasının yarattığı kaostan cinsel özgürlük mücadelesine, sağ ve sol popülizmlerin yükselişinden siyaseten doğruculuğa, Trump dönemi ABD’sinden Çin’de sürmekte olan gerilimlere dek açılan geniş bir yelpazede politik gündeme müdahil oluyor. Bir yanda Katalonya meselesinden hareketle Avrupa’nın “sonunu” tartışırken bir diğer yanda Ortadoğu coğrafyasına, Latin Amerika’ya, Uzakdoğu’ya uzanıyor. Kâh iklim krizini tetikleyen unsurlarla kâh seksbotların gündeme getirdiği etik sorunlarla boğuşuyor. Her bir bölümde sarsıcı önermeler sunmaktan çekinmiyor, çağdaşlarıyla sık sık polemiğe giriyor.

“Komünist müdahalelere ihtiyaç vardır; çünkü kaderimiz, bir seçeneğimiz var şeklindeki basit anlamda değil ama bir kimsenin kendi kaderini seçebileceği şeklindeki daha radikal anlamda, hâlâ belirlenmemiştir” diyen Zǐzěk bugünün dünyasının doğru bir biçimde ancak komünist bakış açısıyla anlamlandırılabileceğini ısrarlı bir biçimde savunuyor.

Elinizdeki kitap Zǐzěk’in bugüne dair sorduğu sorulara, tartışmaya davet ettiği konu başlıklara dair kapsamlı bir koleksiyon. 21. yüzyılda neden ve nasıl bir komünizm sorusuna verilen etkileyici bir yanıt.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2021
₺45,60
₺57,00

Nietszche’nin tüm kesinlikleri ve dogmaları parçalama kararlılığıyla kendisini eli çekiçli bir filozof olarak gördüğü yerde, Bloch sınırları aşma ama aynı zamanda yaratma kararlılığına sahip orak çekiçli bir filozof olup çıkıverir muhtemelen.

Peter Thompson

20. yüzyılın başlarından itibaren, kendine özgü düşünsel ve yazınsal tavırla ayrışmaya başlayan “Batı Marksizmi” içinde bile ayrı duran bir filozof Ernst Bloch. Kuşkusuz onun bu ayrıksılığında birçok etkenden söz edilebilir: en başta yazım tarzı, dine ve dinsel duyuşa ilgisi, umut ve ütopya gibi yasak kavramlardan bahsetmesi... İşte bu derleme, Ernst Bloch’un en çok uğraştığı ve bel bağladığı kavram olan “umut” etrafında dönüyor; tam da onda yer aldığı şekliyle, toplumsal alandan sürgün edilmiş ve mahremleştirilmiş/özelleştirilmiş umudun neredeyse tüm veçhelerini ele alıyor. Slavoj Žižek ve Peter Thompson’ın editörlüğünü üstlendiği bu derlemede on üç makale yer alıyor. Makaleler, genel olarak Bloch’un düşüncesini, özel olarak onun umut ve ütopya anlayışını felsefi yöntem, hümanizm ve anti-hümanizm, antropoloji, din, metafizik, eskatoloji ve mitoloji, edebiyat ve müzik gibi birçok boyut üzerinden tartışıyor. Ayrıca derlemede Bloch’un düşüncesini çağdaş feminist yaklaşımlar ve spekülatif materyalist anlayışlarla ilişkisi bakımından değerlendiren makaleler de var. Öte yandan, bunca farklı alanlara dağılmış tüm yazıların ortak kaygısı şu: Bu umutsuzluk çağında Blochçu umut ve ütopya bize ne söyler?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2021
₺55,20

Söylem ve Hakikat başlıklı bu yeni baskı, Foucault’nun 1982 yılının Mayıs ayında Grenoble Üniversitesi’nde parrhesia üzerine verdiği bir konferansla zenginleştirilmiş, düşüncesinin son döneminde böyle önemli bir yer kaplayan bu kavramın etik ve politik açılımlarını anlamak bakımından eksik bir halka daha tamamlanmıştır. Hayatının büyük bir bölümünü Batı’da “özne” kavramının hangi söylemsel ve pratik süreçlerle kurulduğunu araştırmaya vakfetmiş olan Michel Foucault, bu amaçla eserlerinde delilik, suça eğilimlilik, hastalık gibi kategorilerin özne oluşumunda ne gibi tarihsel ve toplumsal roller oynadığını araştırmıştır. Düşünür, Cinselliğin Tarihi’ne yönelik çalıştığı son yıllarında ilgisini modernite öncesi döneme yöneltmiş, Antik Yunan ve Latin metinlerine dönerek modern özne düşüncesinin izini sürmeye girişmiştir. Kendi deyişiyle bir “düşünce tarihçisi” olarak her zamanki titiz çalışmasını sürdüren Foucault, dur durak bilmeden söz konusu dönemlerde yazılmış metinleri incelemiş, bu metinlerde özne ve kendilikle ilgili hangi meselelerin ön plana çıktığını, hangi soruların zaman içinde gündemden düştüğünü ve hangi kavramsal çerçevelerin kurulup dağıldığını araştırmıştır. Hakikati Söylemek, Foucault’nun bu son döneminden ziyadesiyle canlı bir örnek sunuyor bize.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2021
₺31,20

Kültür Teorisinde Eskizler Kitap Açıklaması

 

Elinizdeki kitap 1968’de kendi ülkesinde görüşleri ve muhalif tutumla rı nedeniyle barınamayan ve ülkesini terk etmek zorunda kalan Bauman’ın kaybolduğunu sandığı bir çalışması. Tam basıma hazırlandığı sırada düşünceleri ve eserleri ülke içinde yasaklanan parlak bir düşünüre ait olan bu çalışma adeta “şişeye konulmuş bir mesaj.” Yıllar sonra bir kütüphane arşivinde bulunarak okurla buluşan bu mesaj bize Bauman gibi büyük bir düşünürün 1960’lı yılların sonunda düşünsel çerçevesini nasıl kurduğuna dair birçok değerli bilgi sunuyor. Sosyoloji öğrencileri ve Bauman takipçileri için hazine niteliğinde sayılabilecek bu makaleler toplamında Bauman dönemin eleştirel teorik yaklaşımlarını, kültür okumalarını, eğitim ve gençlik olgusunu, modernitenin ayırt edici niteliklerine eğilen ve daha sonra “akışkan modernlik” kavramına zemin oluşturacak fikirleri okurlarla buluşturuyor. Kültür teorileri ve eleştirel kültür okumaları üzerine Bauman gibi önemli bir düşünürün erken bir dönemde söylemiş olduklarına ulaşmak “şişedeki mesajı” üzerinden yıllar bile geçse değerli kılıyor.
Bauman’ın deyişiyle “şişedeki mesaj” alegorisinde iki varsayım saklıdır: Öncelikle ortada yazılmaya uygun ve şişeyi suya atma zahmetine değer bir mesaj olduğu varsayılır. İkincisiyse bulunup okunduğunda onu bulan kişinin şişeyi açıp içindekini okuma, özümseme ve benimseme zahme- tine değecek bir mesaj olduğu düşünülür. Şişedeki mesaj hayal kırıklığının geçiciliğini ve umudun sürekliliğini, olasılıkların yok edilemez oluşunu ve onların gerçekleşmesine engel olan güçlüklerin aşılabileceğini ifade eder. Umarız bu eser okurlar için böyle bir ifadenin aracı olur…

Zygmunt Bauman: 1925’te Polonya’da doğan Bauman sırasıyla faşizmi, sosyalizmi ve kapitalizmi eleştirel bir mesafeyi koruyarak yaşamış ve hiçbir zaman bağımsız entelektüel kişiliğinden taviz vermemiştir. 1968’de Polonya’dan sınır dışı edilmesinin ardından İsrail’e, oradan da Leeds Üniversitesi Sosyoloji Kürsüsü’nün başına geçmek üzere Britanya’ya gitmiştir. Bu görevini 1971-1990 arası sürdüren Bauman, ilk yıllardan itibaren hemen her konuda sosyolojik bakışın çerçevesini genişleten eserler vermiştir. Bauman genellemeleri seven bir yazardır; ama yöntembilim ve kavram tartışmaları yerine doğrudan toplumla ilgilenir. Eserleri bir sorun ve teşhis etrafında döner. Bu anlamda Britanya geleneğinden kopar. Göçmenliği, öncelleri K. Mannheim, A. Löwe, N. Elias gibi ona da, ampirik ve pragmatik bir geleneğin şekillendirdiği ada kültürüne dışarıdan bakma imkânı vermiştir. Ayrıca onlar gibi, hakikat ve ahlakı sosyolojiye taşır. Bauman kültür ve iktidarın çözümlemesine özel önem vermiş ve bu çerçevede toplum, ideolojiler, milli kimlikler, devlet, ahlaki seçim, modernizm ve postmodernizm konularını ele alarak sosyolojiye yeni bir soluk getirmiştir. Uzun yaşamına pek çok değerli çalışmayı sığdıran Bauman, 9 Ocak 2017’de hayatını kaybetti.

 

(Tanıtım Bülteninden)

 

 

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 400

Ebat : 13 x 19,5

İlk Baskı Yılı : 2021

Baskı Sayısı : 1. Basım

Dil : Türkçe

₺79,90

Elinizdeki kitap 1968’de kendi ülkesinde görüşleri ve muhalif tutumla rı nedeniyle barınamayan ve ülkesini terk etmek zorunda kalan Bauman’ın kaybolduğunu sandığı bir çalışması. Tam basıma hazırlandığı sırada düşünceleri ve eserleri ülke içinde yasaklanan parlak bir düşünüre ait olan bu çalışma adeta “şişeye konulmuş bir mesaj.” Yıllar sonra bir kütüphane arşivinde bulunarak okurla buluşan bu mesaj bize Bauman gibi büyük bir düşünürün 1960’lı yılların sonunda düşünsel çerçevesini nasıl kurduğuna dair birçok değerli bilgi sunuyor. Sosyoloji öğrencileri ve Bauman takipçileri için hazine niteliğinde sayılabilecek bu makaleler toplamında Bauman dönemin eleştirel teorik yaklaşımlarını, kültür okumalarını, eğitim ve gençlik olgusunu, modernitenin ayırt edici niteliklerine eğilen ve daha sonra “akışkan modernlik” kavramına zemin oluşturacak fikirleri okurlarla buluşturuyor. Kültür teorileri ve eleştirel kültür okumaları üzerine Bauman gibi önemli bir düşünürün erken bir dönemde söylemiş olduklarına ulaşmak “şişedeki mesajı” üzerinden yıllar bile geçse değerli kılıyor.
Bauman’ın deyişiyle “şişedeki mesaj” alegorisinde iki varsayım saklıdır: Öncelikle ortada yazılmaya uygun ve şişeyi suya atma zahmetine değer bir mesaj olduğu varsayılır. İkincisiyse bulunup okunduğunda onu bulan kişinin şişeyi açıp içindekini okuma, özümseme ve benimseme zahme- tine değecek bir mesaj olduğu düşünülür. Şişedeki mesaj hayal kırıklığının geçiciliğini ve umudun sürekliliğini, olasılıkların yok edilemez oluşunu ve onların gerçekleşmesine engel olan güçlüklerin aşılabileceğini ifade eder. Umarız bu eser okurlar için böyle bir ifadenin aracı olur…

Zygmunt Bauman: 1925’te Polonya’da doğan Bauman sırasıyla faşizmi, sosyalizmi ve kapitalizmi eleştirel bir mesafeyi koruyarak yaşamış ve hiçbir zaman bağımsız entelektüel kişiliğinden taviz vermemiştir. 1968’de Polonya’dan sınır dışı edilmesinin ardından İsrail’e, oradan da Leeds Üniversitesi Sosyoloji Kürsüsü’nün başına geçmek üzere Britanya’ya gitmiştir. Bu görevini 1971-1990 arası sürdüren Bauman, ilk yıllardan itibaren hemen her konuda sosyolojik bakışın çerçevesini genişleten eserler vermiştir. Bauman genellemeleri seven bir yazardır; ama yöntembilim ve kavram tartışmaları yerine doğrudan toplumla ilgilenir. Eserleri bir sorun ve teşhis etrafında döner. Bu anlamda Britanya geleneğinden kopar. Göçmenliği, öncelleri K. Mannheim, A. Löwe, N. Elias gibi ona da, ampirik ve pragmatik bir geleneğin şekillendirdiği ada kültürüne dışarıdan bakma imkânı vermiştir. Ayrıca onlar gibi, hakikat ve ahlakı sosyolojiye taşır. Bauman kültür ve iktidarın çözümlemesine özel önem vermiş ve bu çerçevede toplum, ideolojiler, milli kimlikler, devlet, ahlaki seçim, modernizm ve postmodernizm konularını ele alarak sosyolojiye yeni bir soluk getirmiştir. Uzun yaşamına pek çok değerli çalışmayı sığdıran Bauman, 9 Ocak 2017’de hayatını kaybetti.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺82,00

“Einstein tam bir kaçık.” Genç ve ukala Robert Oppenheimer, 1935 yılının başlarında Princeton’da Einstein’ı ziyaret etmesinin ardından, dünyanın en ünlü bilim insanını bu şekilde tanımlamıştı. Einstein o dönemde yakla- şık on yıldır yeni ve cüretkâr bir teori geliştirmeye çalışıyordu ve bu teori, Oppenheimer ve diğerlerinin gözünde Princeton’daki bilge adamın yoldan çıkmış olduğunu çeşitli şekillerde gösteriyordu. Göründüğü kadarıyla Eins- tein, maddeyi en küçük ölçekte anlamak adına kuantum teorisi aracılığıyla atılan adımları görmezden gelmekteydi. Cüretkâr bir yeni teori arayışındaydı; amacı şaşırtıcı deneysel keşiflere karşılık vermek değil, entelektüel bir düşünce alıştırması gerçekleştirmekti; yalnızca hayal gücünü kullanıyordu, desteği de matematikti. Bu yaklaşım o dönemin bilim insanları arasında popüler olmasa da, en seçkin haleflerinden bazılarının günümüzde araştırma dünyasının ön saflarında başarıyla kullandığı bir metoda öncülük etmiş oluyordu.

“Kitabın dili güzel, okuması keyifli ve çok derin bilgilere dayanıyor. Günümüzde evrenin işleyişini anlatan en popüler ve en şık teorilerin test edilmesi giderek daha zor bir hal alıyor, hatta imkânsızlaşıyor; ama Farmelo ustalıkla yazdığı bu kitabında, bu teorilerin bizi gerçekliğin kalbinde yatan derin matematiğe götürdüğünü söylüyor.”
Roger Highfield, Londra Bilim Müzesi Dış İlişkiler Direktörü

“Farmelo, matematikle teorik fizik arasındaki hareketli dansın geçmişini büyük ustalıkla anlatırken, bizi Newton’dan alıp Einstein’a, sicim teorisine ve daha da ötesine götürüyor. Bu kitap, bu iki disiplinin geçmişiyle veya bugünüyle ilgilenen herkesin okuması gereken bir eser konumunda.”
Jacob Bourjaily (Fizik Bölümü), Uluslararası Niels Bohr Akademisi, Kopenhag Üniversitesi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2021
₺62,32

Julian Barnes’ın yazarlığında dikkat çekici bir yere sahip olan “biyografi” kavramı karşımıza ilk kez Flaubert’in Papağanı’nda “birbirine iple bağlanmış bir delikler derlemesi” metaforuyla çıkmış ve yazınsal bir “tür” olarak biyografi onun daha sonraki bazı yapıtlarında da değişik veçheleriyle işlenmişti. Julian Barnes, Kırmızı Giysili Adam’da, on dokuzuncu yüzyıl dünyasından öncü bir doktor; ama aynı zamanda bir sanat meraklısı, bir koleksiyoncu ve de bir Donjuan olan Samuel Pozzi kimliğinden hareketle bu kavramın içini yine zengin, yine yoğun ve bir o kadar ilginç öğelerle doldurmaya girişiyor. Anlatı bir yandan esas olarak Pozzi’nin ilginç hayat serüveni üzerinde yoğunlaşırken, bir yandan da 19. yüzyıl edebiyat ve sanat dünyasının ünlü şahsiyetlerine ilişkin olarak neredeyse baş döndürücü bir panorama çiziyor. Yazar birbirinden ilginç yaşam hikâyeleriyle anekdotları, derinlikli analizler içeren tablo yorumlarını ve onlardan hiç de daha az merak uyandırıcı olmayan günce kayıtlarını bir bir gözlerimizin önüne seriyor. Sözünü ettiğimiz bu panorama içinde hangi ünlü şahsiyetler boy göstermiyor ki: Başta Proust’un Baron de Charlus karakterine esin kaynaklığı etmiş olduğu “kabul edilen” Kont Robert de Montesquiou olmak üzere Oscar Wilde’dan tutun da sayısız ressama (John Singer Sargent, Carolus-Duran, La Gandara, Degas vb.), Henry James’ten tiyatrocu Sarah Bernhardt’a ve sayısız besteciye kadar (“tuhaf üçlü”nün mensuplarından Prens Edmond de Polignac, Wagner vb.) ünlü ya da daha az tanınmış yahut hiç tanınmayan çok sayıda kişi hikâyeleriyle bir çeşit resmi geçit yapıyorlar.

Bu özellikleriyle Kırmızı Giysili Adam sadece biyografi temelli ilginç bir deneme kitabı ya da jinekoloji alanında geçen yüzyılda kaydedilen tıbbi yeniliklerin bir tarihçesi olmakla kalmayıp içinde edebiyatın içeriğinin ta kendisinin derinlemesine tartışıldığı, hayata sanat ve edebiyat perspektifinden bakmanın ne olabileceğinin irdelendiği bir çalışma olarak da dikkat çekmekte.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺43,20

“İster doksanlardan beri kitabın hayranı olun ister ilişkiniz çizgi romana uyarlanınca başlamış olsun, bu tahmin edilemez destanın devamında ne geleceğini kaçırmak istemeyeceksiniz.”

Paste Magazine

“Stewart çizimleriyle Dövüş Kulübü serisinin hakkını vermeye devam ediyor.”

Rogues Protal

“Cesur... Palahniuk bize istediğimizi değil, aksine ihtiyaç duyduğumuz şeyi veriyor. Okuru yalnızca olup biten hakkında düşündürmüyor, aynı zamanda hikâyede yer alan arketiplere olan bekletisini de sorgulatıyor. Birinin boynundaki ufak bir dövme, telefonda adı beliren ‘kartanesi’, karakterlerin niyetini sezdiren sayfalara konmuş sinekler... Tüm bunlar bizi bir suç mahalinde ipucu arayan dedektif edasıyla her şeyi didik didik etmeye yöneltiyor.”

Big Comic Page

“Dövüş Kulübü 3 bir devam hikâyesinin devam hikâyesinde olması gereken her şeye sahip. İlk kitabın ve ilk çizgi romanın karanlık temasını, bir sonraki mantıksız ve inanılmaz şiddetli seviyesine yükseltiyor.”

Comicon.com

“Sanat; tımarhanenin anahtarlarını elinde tutanların, kendi deliliklerini saklamaya teşebbüs etmeyecek kadar kibirli ve sosyopatik olduğu gerçek dünyaya ayak uydurmakta zorlanıyor. Hikâye sıradan ve kalıplaşmış bir başlangıçtan, Tyler’ın yeniden ortaya çıkışından beklediğimiz kışkırtıcı bir deliliğe dönüşüyor.”

Irvine Welsh, kendi yazdığı önsözden.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 16,8 / 25,8
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2020
₺76,00

Bir Belgeseli Gerçekleştirmek, kendi çalışmalarınızın gelişimine katkıda bulunacak, zaman aşırı ilkeler sunan, form üzerine kusursuz ve kapsamlı bir çalışma. Belgesel yapmaya hevesli olanlar kadar halihazırda belgesel yönetmenleri için de ideal olanı araştıran Bir Belgeseli Gerçekleştirmek, teorik olduğu kadar pratik açıdan da üretimin ve yeniden-üretimin tüm safhalarını mercek altına almakta: projeler, çekim pratikleri, fikir geliştirme süreçleri kitabın dokusunu oluşturmakta. Belgesel yapım sürecindeki hem kurucu temelleri hem de ileri meseleleri tartışan kitap, belgesel yapımına uygun bir fikri araştırmak ve bu fikri parlatmak, bir ekipman geliştirmek, belgesel için gerekli olan ekibi yönetmek, çekim sırasında kontrolü kaybetmemek gibi türlü ince ayrıntıyı da içeren muazzam bir metin...

“Bu kitabı ziyadesiyle değerli kılan şey yazarın durmaksızın kendi sanatının felsefi temellerini araştırması ve bu esnada film yapım sürecinin teknik kısımlarını asla yitirmemesidir...”
Jonathan Luskin, Flying Moose Pictures, San Francisco

“Bu kitabın en kuvvetli tarafı yaratıcı bir hikâye anlatıcılığı olarak belgesel film yapımcılığı üzerinde durması... Kitap, genç film yapımcılarına pazardaki herhangi bir başlıktan çok daha fazla etik bir temel sunmaktadır.”
Phil Hopper, Fordham Üniversitesi

“Zekice ve ustaca kaleme alınmış olan Bir Belgeseli Gerçekleştirmek, her bel- gesel yapımcısının kitaplığında kendine önemli bir yer bulacak bir kitap...”
Videomaker Dergisi

Michael Rabiger
Michael Rabiger 35’ten fazla filmi yönetmiş ya da düzenlenmesine katkıda bulunmuştur. Columbia College’da etkin bir Belgesel Merkezi kuran Rabiger şimdilerde Emeritus Profesör olarak çeşitli ülkelerde seminerler düzenliyor; konuk profesör olarak da New York Üniversitesi’nde dersler veriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 768
En / Boy : 16,3 / 26,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺116,00

COVID-19 salgını, bu salgının beraberinde getirdiği ekonomik ve sosyal yıkımın da tetiklemesiyle, insanların kendileriyle ve (her türlü) ilişkileriyle ilgili birçok soruyu ve sorunu yeniden düşünmelerine neden oldu. Öncelikle COVID-19 hastalığı ve bu hastalığın etkeni SARS-CoV-2 virüsü ile ilgili sorular önem kazandı. Gezegen ölçeğindeki bu salgınla savaşımda uluslararası örgütlerin ve Dünya Sağlık Örgütü’nün işlevi ve işlevlerini yerine getirme kapasiteleri tartışmaların merkezinde yer aldı. İnsanların, salgının atlatılması için umut olarak sunulan aşı ve ilaç konularına ilgileri artarken, endüstriyel tıbbın gerçekleriyle yüzleşmesi ilk kez böylesine yaygın bir somutluk kazandı. Hastalığın bir tehdit olarak önemi anlaşıldıkça soruların kapsamı ve bağlamı değişmeye başladı. Yaşama, canlılar âlemine ve insanların bu âlemdeki yerinden, virüsler ile canlılar âlemi arasındaki ilişkilere ve birlikte evrimleşmeye dek türsel varoluşun soruları da yanıtlanmak üzere gündemdeki yerini aldı. COVID-19 salgınının toplumsal etkileri arttıkça bir yandan inançlar ve işlerlikleri, bir yandan da insanlığın toplumsal düzeni ve işleyiş biçimlerinin böylesi tehditlerle baş etmek için yeteri kadar güvenli olup olmadığı sorgulanır oldu. Dolayısıyla, insanların ruhsal durumları üzerindeki etkilerini kavrama girişimi, salgınla savaşmanın ayrılmaz parçası haline geldi. Toplumların yönetim biçimlerinin insan ve insani değerlere bakışı COVID-19 salgınıyla birlikte kimsenin yadsıyamayacağı bir biçimde aydınlandı; kapitalizm döngüsel krizlerini çoklukla yeni teknolojiler ve yeni sömürü alanları yaratarak aşıyor olsa da kapitalist düzende krizlerin aşılmasının asıl rotasının insan-dışılık olduğu bir kez daha açıkça ortaya çıktı. Neoliberal örüntüyle sarmalanmış dünya ekonomilerinin ve bu bağlamda Türkiye kapitalizminin salgın döneminde derinleşen emek düşmanlığı ve örtülü/açık gericilikle işbirliği daha da görünür hale geldi. Bir yandan bilimsel araştırmalarla salgını baskılama ya da yayılmasını önlemeönleme arayışları sürerken, bir yandan da salgının ortaya çıkmasıyla katmerlenen ekonomik krizden siyasi ve ekonomik çıkış yolları için çözüm önerileri üretilmeye çalışılıyor. İnsanın tarih yapıcı rolü yeniden biçimleniyor. COVID-19 krizinin bu çok boyutluluğu, ister istemez konunun değişik disiplinlerce ele alınmasını ve farklı yaklaşımları gündeme getirdi. Bu kitap bubu babakış açısıyla hazırlandı ve her biri konusunda uzman değerli yazarların katkılarıyla ortaya çıktı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 528
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2020
₺79,20

Yere geçse yeridir fazilet ehli çünkü âh / Çerden çöpten adamlar deniz gibi makâm üstündedir
Bâkî! Sağlığın yerindeyken gurura kapılırım deme / Kuşkusuz her bilgili canlı göçüp gitme üstündedir


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 816
En / Boy : 12,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2019
₺164,00

Jeremy Brecher bize bir armağan ve bir alet verdi. Bu kitapta tarihimizin kuvvetli ve betimleyici bir armağanı yatıyor: Yoğun ve yaratıcı militan mücadelenin bir armağanı. Bu hikâyenin içinde, bu mücadeleyi daha iyi anlamamıza ve yorumlamamıza yardım edecek, başka dünyalar kurmakta kullanabileceğimiz bir alet. Bizler, yani işçiler, kolay tanımlanır bir kategoridir –çalışanlarımızın bazıları hayatta kalmak için çalışmaya mecburdur ve toplumdaki hemen hiçbir şey hakkında karar vermez: ne yapılsın, ne kadar, kim üretsin, nerede üretelim. Occupy’da bahsedilen bu %99’dur.

Grev! bize tarihimizi, yani tarihi yapanlar, savaşçılar, düş kuranlar ve dünyayı değiştirenler olarak rolümüzü geri verir. Genellikle bizden gizlenen bir tarih.

Grev!’in yenilenmiş baskısında bulacağınız grevler ve mücadelelerin anlatımı, tarihin tam bu anına –Occupy, Wisconsin, göçmen hakları hareketliliği ve küresel finans kurumlarına karşı doğrudan eylemlere– denk düşer; Jeremy Brecher’ın “mini devrimler” dediği şeylerle dolu çağdaş tarih. Bazen geçmişle ilişkimizde devlerin omuzlarında oturduğumuz söylenir. Bu kitap, gerçekten, başka bir dünya için savaşan ve onu yaratan sıradan insanlarla omuz omuza durduğumuzu gösteriyor.
Grev! hepimiz için ve özellikle savaşçılar, örgütçüler ve hayal kuranların bugünkü ve gelecekteki kuşakları için bir armağandır. Bu sayfalarda tarihimizi okuyoruz, onun içindeki yerimizi buluyoruz, kitlesel grevlerden ve mini devrimlerden öğreniyoruz ve oradan omuz omuza geleceğe yürüyoruz.

- Marina Sitrin


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 560
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2019
₺114,80

“Orada olanların, çok geçmeden burada da olacağından emin olabilirsiniz” dedi Grigor. “Şu hale bir bakın hele.. Toprakların çoğu, toprağa yabancılaşmış olan insanların elinde. Toprak aşkı diye bir şey yok onlarda. Gelecekte de ne olacağını ancak Tanrı bilir. Ben hâlâ, toprağın, köylülerin eline geçmesinin daha iyi olacağı kanısındayım. Çünkü o zaman, kimse toprağı köylülerin elinden alamayacaktır.”

Romen edebiyatının Tolstoy’u olarak bilenen LiviuRebreanu’nun ölümsüz eseri Umut Toprakları, geri kalmış bir toplumun modernleşme sancılarını gözler önüne sererken kadim ve temel bir soruyu odağına alıyor: İnsan niçin savaşır? Bir belgesel görselliğiyle akan bu uzun soluklu roman, I. Dünya Savaşı’nın da etkisiyle savaş ve devrim, isyan ve kölelik gibi ikilikleri edebiyat alanında tartışmaya açıyor. Köylülerin modern devrimlerdeki konumu ise özellikle sorunsallaştırılıyor: köylüler kendi çıkarlarından başka hiçbir şeye ilgi duymayan “tembel” ve “cahil” varlıklar mıdır, yoksa toplumun genel özgürlük mücadelesinde olmazsa olmaz bir değere mi sahiptirler?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 496
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2019
₺57,40

1834 yılının sonlarına doğru bir Cumartesi akşamı Grisier’nin eskrim odasının bitişiğindeki küçük salonda toplanmıştık; kapı açılıp içeri Alfred de Nerval girdiğinde bir elimizde kılıç, ağzımızda puro, hocamızın ara ara destekleyici anekdotlarla bölünen bilge teorilerini dinliyorduk.

Pauline gizli çekmeceleri olan bir eserdir. Dumas onları açmak için 17. yüzyıldan beri rağbette olan “gömülü roman” tekniğinden faydalanır. Bu teknik, sırayla anlatıcı olan karakterler sayesinde birbirine bağlanan, art arda anlatılar sistemine dayanır. Romancı bu işleyişi seçerek gizemlerin ve anlatılan tecrübelerin çeşitliliğinin adım adım keşfini harekete geçirir, bunlar en sonunda bilgece bir yöntemle birleşir. Romanda giriş niteliğindeki “1834 yılının sonlarına doğru” sözleriyle bir âna yerleştirilmiş üç anlatı art arda sıralanır. Kendini yazar ve anlatıcı olarak tanıtan Alexandre Dumas çerçeve anlatıyı yürütür ve doğrudan okura hitap ederek onunla bir sohbet başlatır...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺24,60

İnsanın akılcı bir varlık olduğuna ilişkin varsayımın tek bir kusuru vardır, o da yanlış olmasıdır. Beynimiz bu şekilde çalışmaz. İnsanlar karar aldıkları ilk günden beri nasıl karar aldıkları konusuna kafa yormuşlardır. Genel kanı, mantıklı ve düşünüp taşınarak hareket eden canlılar olduğumuz yönündedir. Öyle mi peki? İnsan nasıl karar alır?

Bugün insanlık tarihinde ilk kez bu soruya cevap verebiliyoruz. Beynin içine bakıp insanların nasıl düşündüklerini görebiliyoruz: Kapalı kutu artık açılmıştır. Fakat kutudan akılcı varlıklar olmadığımız çıkmıştır. Zihin farklı alanlardan oluşan karmakarışık bir ağa benzer ve bu alanların çoğu duygu üretimi surecinin birer parçasıdır.

Duygular ile düşüncelerin birbirinden kopuk şeyler olarak görülmesi en temel sorunlardan biridir. Bu kitabın amacı bu yapay ikili karşıtlığı aşarak iki soruya cevap vermektir: “İnsan beyni nasıl karar alır?” ve “Bu kararları nasıl daha iyi hale getirebiliriz?”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺57,90

Nathan Andersen, Stanley Kubrick’in Otomatik Portakal’ını Platon’un Devlet’iyle felsefi bir sohbete sokarak deneyim ve anlamın doğası, adaletin karakteri, görünüş ile gerçeklik arasındaki karşıtlık, sanatın önemi ve görüntülerin etkisi gibi temalara katkılarını mukayese ediyor. Ve bunu akademik jargonun ağırlığından uzak, “herkes”in anlayabileceği bir dille yapıyor. Devlet eseriyle Otomatik Portakal filminin bazı başat imgelerini ve fikirlerini inceleyip ilişkilendirmesinin sebebi, tarihsel mesafelerine rağmen, tasvir ettikleri ve inceledikleri endişelerin yelpazesinde dikkate değer yakınlıkları paylaşmalarıdır. Otomatik Portakal’dan edinilen bilgileri Devlet’ten çıkarsanan bilgilerle diyaloğa sokmak, filmin gerçeklik ve özgürlük, adalet, ahlak ve sanat sorunlarına verdiği cevabın çoğu kişinin düşündüğü kadar basit ya da belirsiz olmadığını göstermektedir.

Gölge Felsefe: Platon’un Mağarası ve Sinema film-felsefesine kesinlikle özgün bir katkı sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺41,90

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 125
En / Boy : 12,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺31,90

Aşk / hayat / ölüm ekseninde yaşanan, kişisel ayrıntılarla bezeli hikâyelerin “kolektif bir bilinç üzerinden aktarıldığı” Myndos Geçişi, ilk yayımlanışından on yıl sonra okurla yeniden buluşuyor: Bize uçurumlarımızı gösteren, Ahmet İnam’ın ifadesiyle “dil’inin müziğini yaralarının tarihinden besteleyen”, şair ile dil’in birbirini bulmaya çalıştıkları uzun iz sürüş sonunda vardıkları “söylenmemiş kelâmın kuyusu” olan bir şiir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 12,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺44,90

“24 Mart 1976’da Arjantin’de bir darbe daha olmuştu, aynı gün on beşime basmıştım. Gelecek planlarının ve hayallerin tohumlarını atacağım, ben olgunlaştıkça onların meyve vereceği bir dönem başlamalıydı aslında hayatımda. Ülkem, buna olanak sağlamalıydı...”

“Feda edilen bir nesle hürmet ve ulusal katliamlara karşı bir dikkat çağrısı olarak yazılmış bu kitapta Lisé, yaşayan bir tarih arşivi mahiyetindeki hafızasını yoklayıp göçebe, yerli ve çalışan sınıftan insanlarda vücut bulan, Arjantin’e özgü o inatçı, hayatta kalma ruhunu gözler önüne seriyor. Bu kitabın, lise ve üniversite kütüphanelerinin yanı sıra, Latin Amerika, tarih, kadın çalışmaları ve kültürel çalışmalar gibi programların müfredatlarında da bulunmasını şiddetle tavsiye ediyorum.”
Gisela Norat, Agnes Scott Üniversitesi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺31,90

Akademisyenler, amatör tarihçiler ve oyuncular tiyatro tarihini farklı şekillerde, farklı zamanlarda ve farklı yerlerde biçimlendirdi. Bu kitapta öğrencilere, tiyatro meraklılarına ve elbette genel okurlara tiyatro tarihini incelemenin ve yazmanın en önemli yönleri hakkında kolay anlaşılır ve ilgi çekici bir dizi makale sunuluyor. Farklı konularda katkıda bulunanlardan oluşan uluslararası bir ekip, tiyatro tarihinin nasıl oluştuğunu araştırırken, tarihsel olgularla siyasi ve sanatsal gündemlerin birbirine nasıl bağlandığını gösteriyor ve tarihin bizim için neden önemli olduğunu açıklıyorlar.

David Wiles: Londra Üniversitesi Royal Holloway’de tiyatro profesörüdür. Yedisi Cambridge’den olmak üzere dokuz kitap yayınladı. Bunların arasında şunlar var: Theatre and Citizenship: The History of a Practice (2011) ve A Short History of Western Performance Space (2003). Maske kullanımına ve performans mekânına özel bir ilgi göstererek Yunan tiyatrosu ve Elizabeth Dönemi tiyatrosu hakkında geniş kapsamlı yayınlar yaptı. Kitapları Runciman, Criticos ve STR ödüllerinin aday listelerine girdi.
Christine Dymkowski:  2012 Ekim ayına kadar Londra Üniversitesi Royal Holloway’de Dram ve Tiyatro Tarihi profesörüydü. IFTR/FIRT Feminist Tiyatro/Tiyatroda Kadınlar çalışma grubunun kurucularındandır, Edwardiyen ve çağdaş kadın oyun yazarları ve yönetmenleri hakkında kapsamlı yazılar yazmıştır ve bunların arasında The Cambridge History of British Theatre (2004) için Cicely Hamilton’un Diana of Dobson’unun bir vaka çalışması da var. Shakespeare üzerine çalışmaları şunlardır: Harley Granville Barker: A Preface to Modern Shakespeare (1986); Cambridge University Press’in Shakespeare in Production serisinde (2000) ‘The Tempest.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺79,90

Zygmunt Bauman ve Riccardo Mazzeo arasında gerçekleşen bu diyalog kitap, “iki kız kardeş” olarak edebiyat ve sosyoloji arasında mekik dokuyor, bu iki söylem alanının bağlantı noktalarına, ayrı düştükleri sınır bölgelerine eleştirel bir perspektiften hareketle derinlikli ve tartışmaya açık yorumlar getiriyor. Edebiyata Övgü hem edebiyatın hem de sosyolojinin çağdaş sorunlarını titiz bir bakışla masaya yatıyor...

Zygmunt Bauman: 1925’te Polonya’da doğan Bauman sırasıyla faşizmi, sosyalizmi ve kapitalizmi eleştirel bir mesafeyi koruyarak yaşamış ve hiçbir zaman bağımsız entelektüel kişiliğinden taviz vermemiştir. 1968’de Polonya’dan sınır dışı edilmesinin ardından İsrail’e, oradan da Leeds Üniversitesi Sosyoloji Kürsüsü’nün başına geçmek üzere Britanya’ya gitmiştir. Bu görevini 1971-1990 arası sürdüren Bauman, ilk yıllardan itibaren hemen her konuda sosyolojik bakışın çerçevesini genişleten eserler vermiştir. Bauman genellemeleri seven bir yazardır; ama yöntembilim ve kavram tartışmaları yerine doğrudan toplumla ilgilenir. Eserleri bir sorun ve teşhis etrafında döner. Bu anlamda Britanya geleneğinden kopar. Göçmenliği, öncelleri K. Mannheim, A. Löwe, N. Elias gibi ona da, ampirik ve pragmatik bir geleneğin şekillendirdiği ada kültürüne dışarıdan bakma imkânı vermiştir. Ayrıca onlar gibi, hakikat ve ahlakı sosyolojiye taşır. Bauman kültür ve iktidarın çözümlemesine özel önem vermiş ve bu çerçevede toplum, ideolojiler, milli kimlikler, devlet, ahlaki seçim, modernizm ve postmodernizm konularını ele alarak sosyolojiye yeni bir soluk getirmiştir. Uzun yaşamına pek çok değerli çalışmayı sığdıran Bauman, 9 Ocak 2017’de hayatını kaybetti.

RIccardo Mazzeo: 19 Ocak 1955 İtalya Lecce doğumlu, evli ve iki çocuk babasıdır. Bologna Üniversitesi modern yabancı diller ve edebiyat bölümünden yüksek notlarla mezun olmuş ve ardından Modena'da üç yıllık Gestalt Therapie all’Aspic danışmanlık yüksek lisans derecesini almıştır. Zygmunt Bauman ile birlikte Eğitim Üzerine adlı, yine söyleşi biçiminde bir çalışması daha bulunmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺31,90

Hava karardığı zaman yolcular arasında bir heyecan dalgasının dolaştığını hissettim, birbirlerinin peşi sıra hepsi sürücüye daha hızlı gitmesi için ısrar ediyor gibiydiler. Uzun kamçısıyla atları acımasızca kırbaçladı, hoyrat hoyrat bağırıp atları hızlandırmaya çalıştı...

Dracula’nın geldiği dünyanın bir bakıma belirsiz oluşu, iki dünya arasındaki sıkışmışlığı, aydınlanma Avrupası için “dış” bir coğrafyayı temsil etmesi, aklın denetim sınırları dışında kalması, tekinsiz olanın uyanması kuralına uymaktadır. Denetlenemez olan, dünyanın bildik bilimsel akli araçlarıyla geri çevrilemez olan şey “ülkeye sızmıştır.” Bir ölümsüz olarak Dracula, romanda iki oluş/durum arasında, tanımlanamayan bir yerdedir: Teritorium incognito. Böyle iki oluş arasında kalmış, varlığı belirsiz biri olduğu için de ne bir gölgeye sahiptir ne de aynada bir yansımaya...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 512
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺61,50

Bugün hepimiz, politik varsayımlarımızdan bazılarının sorgulanmasını gerektiren bir geçiş aşamasında yaşıyoruz. Sadece iktidarı nasıl alacağımızı değil, ne tür bir iktidar istediğimizi ve belki de daha önemlisi neye dönüşmek istediğimizi de sormak zorundayız. Hegel’in dediği gibi, “her şey Hakiki olanın sadece Töz olarak değil aynı zamanda Özne olarak kavranıp ifade edilmesine bağlıdır.” İktidarı olduğu haliyle değil, farklı bir şekilde ele geçirebilmeleri, tamamen yeni, demokratik bir toplum yaratmaları ve en önemlisi yeni öznellikler kurabilmeleri için kendimizi, hareketlerin nasıl temel toplumsal ilişkileri yeniden tanımlama potansiyeline sahip olduklarını görecek şekilde hazırlamak zorundayız...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 400
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺82,00

Zarfın içinden daktilo ile yazılmış sayfalar çıktı. Anladığım kadarıyla harfler kâğıdı delecek kadar sert basan eski model bir Remington yazı makinesiyle yazılmıştı. Bu adeta bana gönderilmiş özel bir selam gibiydi zira beni tanıyan herkes o kentte yaşadığım dönemlerde nasıl bir çöküntü yaşadığımı gayet iyi bilirdi.

Yeraltı dünyası tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriliyor bu romanda: Porno film yapımcıları, uyuşturucu baronları, katiller ve ardında başarısız ilişkiler enkazı bırakmış, bir roman yazmak üzere hayata tutunan Alex ve tüm figürleri merkezinde toplayan modern metalik kentler... Çapraşık ama birbirleriyle bağlantılı hikâyelerden oluşan olay örgüsü, insanın kanını donduracak denli soğukkanlı anlatımı ve cesur tasvirleriyle bir çırpıda okunacak bir roman...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺39,36

Kitapta ağırlıkla Giresun ve çevresinde 1975-80 yılları arasında yaşanan siyasal ortama ait kesitlerle insan hikayeleri yer alıyor. O dönemde mücadele içerisinde veya sonraları aramızdan ayrılmış arkadaşlara özenle yer verdik. Bu konuda oldukça hassas davrandığımı, onlara ait anılara biraz uzun yer verdiğimi söylemeliyim. Unutulmasınlar diye düşündüğümü itiraf etmeliyim. Bölgenin ve ülkenin önemli tarım ürünlerinin başında gelen fındıktaki sömürüye karşı bölgede düzenlenen karşı politikalara ve mitinglere de yer verdik. Kitap, bir anı hikâye düzeninde düşünülmüş olmasına karşın yer yer bazı hikâyelerde kurguların bulunduğunu söylemem gerekiyor. Dikmen-Kozköy (şimdiki adıyla Soğukpınar beldesi) Katliamı’nda böyle bir yan bulunuyor.

Kitapta yer alan anlatım, cezaevlerinden başlayarak gören duyanların çeşitli zamanlarda serbest anlatımlarına veya bu yazıları derlemeye çıktığımda aile ve yakınlarının bire bir anlatımlarına dayansa da anlatımda bir belgesel yaklaşım yer almıyor. Anlatım içerisinde olaylarda rolü bulunan birçok insanın ismini anmak kitabın kurgusu açısından mümkün olmamıştır. Anılan siyasal süreçte, yüzlerce genç, üretici, mahalleli, farklı mesleklerden insanların yer aldığını, emek verdiğini, özveri ile bu imeceye katıldığını biliyorum. Yoksa bu yaratıcı ve üretken hareket, öyle dar bir insan grubunun niyeti ve çabasıyla ortaya konulamazdı. Ben şimdiden isimlerini anamadığım dönemin Dev-Genç’li, devrimci öğretmen, devrimci memur, devrimci kadınlarından özür diliyorum. Adını anımsamadığım Devrimci Yolcu arkadaşlarımın bağışlamasını diliyorum.
Ziya Gül


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺55,90

“Otuzdan fazla adamın katili olacaktı ve ruhum üzerine yemin edebilirim ki, Ahab’ın istediğini yapmasına engel olunmazsa bu gemi ölüme gidecekti. İnsanların en tasalısını ele alın, hülyaların en derinine gömülmüş olanını; kaldırın onu ayağa, bir ayağını diğerinin önüne koyması için kışkırtın onu; sizi yanıltmaksızın suya doğru götürecektir.”

Dünya edebiyatının en önemli klasiklerinden olan Moby Dick (Beyaz Balina) bu kez çizgilerle okura sunuluyor. Melville’in ölümsüz eseri, yeni bir yüzle canlanıyor burada.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 21 / 29
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺98,40

İhtiyar kadın, iki sıska ve küçük, birer eşek kadar küçük öküzün çektiği kağnının arkasında çıplak ayakları taşlara takılarak; elinde değnek, ağlamaktan kısılmış sesiyle öküzlere bağırmaya çalışarak, yürüyordu. Yaz gecelerinin parlak ay ışığı altında çakalların sesini bastıran bir gıcırtı ile ağır ağır ilerleyen bu kağnı, hiç de bir ölü taşıra benzemiyordu: Öküzler sırtlarına vuran aydınlık altında canlı ve gürbüz; yamalı yorgan ve köhne kağnı fevkalade kıymetli bir madenden yapılmış gibi güzel ve yeni görünüyorlardı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺16,40

Dışarıda fırtına gittikçe artıyor ve rüzgâr ıslak kamçısını kerpiç duvarlarda gezdiriyordu. Yükselen sular tahta oluklardan taşıyor, haykıra haykıra yerlere dökülüyordu. İçeride taşlar nihayetsiz bir coşkunlukla homurdanıyor; çılgın gibi dönen kayışlar şaklıyor; birbirine geçen tahta çarkların dişleri ağlar gibi gıcırdıyordu. Ve bunların hepsini bastıran deli bir ses kâh yalvarıyor, kâh hiddetle kıvranıyor, susacak gibi olduktan sonra tekrar yükseliyordu. Alacakaranlıkta Atmaca’nın siyah ve parlak gözleri hiç kıpırdamadan genç kıza bakıyorlardı, genç kızın acınacak bir perişanlıkla çırpınan büyümüş gözlerine...

(Değirmen)

Sabahattin Ali’nin öykülerinde olaylar ön plandadır. Toplumdaki eşitsizliğin mağduru yoksulların, ezilmişlerin, kimsesizlerin başına gelenler olay örgüsü içinde önemli bir yer tutar. Öykü kişileri belirli bir toplumsal kesime ait olmakla birlikte kendi sorunları, tutkuları olan gerçek insanlardır; her birinin kendine özgü macerası, insan olmaktan kaynaklı erdem ve zaafları, iyicil ve kötücül yanları vardır. Sabahattin Ali’nin öykü kahramanlarıyla kurmuş olduğu duygudaşlık, acısına tanık olduğu insanları anlatırken kullandığı dil ve bir anlatıcı olarak hikâyeye dahil oluş biçimi, bir yerlerde gerçekten yaşanmış sahici hayatların anlatıldığını hissetmemizi sağlar. Köylünün, yoksulun, ezilmiş insanların hayatlarını, onların “iç dünya”larının karanlıkta kalmış ayrıntılarını ilk anlatan yazarımız Sabahattin Ali değildir ama Nâzım Hikmet’in ifadesiyle, bunu “büyük bir ustalıkla, devrimci, halkçı, gerçekçi bir görüşle yapan ilk hikâyecimiz, romancımız o’dur.” Değirmen’de, büyük hikayecimizin ilk öyküleri yer alıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺16,40

“Duygularının niteliği aynı akorun parçasıymışçasına uyum içinde titreşip devasa içsel yankılar üreten, şeylerin özüyle kalıcı bir birlik içinde olacak denli hassas bir tabiata sahip olan, acıyı da hazzı da en yoğun şekilde hissetmek ayrıcalığına sahip o az sayıdaki yaratıklardan değil miyiz? Böyle uyumlu yaratıkları her şeyin uyumsuzluk içinde olduğu bir dünyanın orta yerine bırakırsak, korkunç bir biçimde ıstırap çekeceklerdir, tıpkı onları besleyen bir fikre, bir duyguya ya da kendileriyle türdeş birine denk geldiklerinde duyacakları mutluluğun devasa büyüklükte olması gibi...”

“Balzac, roman kişilerine kendi toplumsal yaradılışlarından kaynaklanmayan ve gerek soyut belirlemeler gerekse özel belirlemeler açısından söz konusu toplumsal yaradılışlarla tam bir uyum göstermeyen şeyler söyletmez, düşündürtmez, hissettirmez, yaptırtmaz. Ama içeriği kesin düşünce ya da duyguların anlatımı söz konusu olduğunda, kendini özel bir sınıfa ait insanların ortalama anlatım olanaklarıyla da sınırlamaz. Toplumsal açıdan kesin olan ve iyice anlaşılmış bulunan içeriği yansıtacak en açık seçik, en kesin anlatımı araştırır ve her zaman da bulur.”

-Georg Lukacs


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 384
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺36,90

Psikanalistler genellikle deneme yazmazlar; daha çok ders, makale, kitap bölümü yazar ya da iyimser bir adlandırmayla bunlara katkıda bulunurlar. (...) Deneme yazmak ve bir biçim olarak edebi deneme, en azından bu psikanalitik bağlamda bir direniş, protesto ve birtakım kriterlere uymayı reddetmedir. (...) Psikanalizde deneme kelimesinin bir sanat terimi olarak görülüp göz ardı edilmesi sadece ve basitçe psikanalizin kendisini dürüst bir şekilde bilimin kültürel prestijli alanında tutma çabasının sonucu değildir. (...) Psikanaliz ne olduğuna ilişkin durumunun belirsizliğinden dolayı çoğunlukla kendisini ne olmadığını söyleyerek tanımlamak zorunda kalmıştır. Psikanalistlerin bunu yapma yöntemlerinden bir tanesi de kararlı bir şekilde deneme yazmamaktır. (...) Denemeler ve onların yazarları nasıl şeylerdir ki kişi kendisini onlarla ilişkilendirmekten imtina etmek ister? Psikanalistler ne yazmaktadırlar ki deneme onlar için bu denli uygunsuz bir biçim olmaktadır? Bir deneme kişinin kendisini ilişkilendirmek istemediği ne gibi bir şeye onu dahil ediyor olabilir?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 448
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺91,84

“Günlükten anlaşıldığı kadarıyla Melek, bu kentte mutlu bir çocukluk geçiriyordu. İki katlı, yeşil panjurlu evlerinin arka bahçesindeki elma ağaçlarına tırmanıyor, üstünü başını rezil ederek dönüyor, annesinden azar işitiyor ama bu azarlara pek de aldırmayarak ertesi gün gene, bahçedeki kümese giriyor, henüz sıcak olan yumurtaları topluyor, üstünü başını gene rezil ediyordu. (...) Geceleri de yatağından elma ağacına tünemiş olan baykuşu seyrediyor, annesinden gene baykuşa çok bakarsa, giderek kendisinin de baykuşa benzeyeceği yolunda azarlar işitiyor, annesi perdeleri kapatıp odadan çıkar çıkmaz, fırlayıp perdeleri gene açıyor, baykuşun önünde sonunda kendisine bir masal anlatacağından emin ama masalı bekleyemeyerek uykuya dalıp gidiyordu. Deniz ve baykuş ona bir şey anlatacaklardı sonunda; ama henüz pek küçüktü, baykuşun masalı hep uykusuna yenik düşüyordu.”

Çocukluğu boyunca günlüğüyle arkadaş olur Melek... Yalnızlığını, sıkıntılarını, kaygılarını ve arzularını günlüğüne işler. Odasının penceresinden görünen baykuşla bir alıp veremediği vardır. Yıllar sonra günlüğünün tüm gerçekleri açığa çıkaracağını tahmin dahi edemez; elbette bilemeyeceği başka şeyler de vardır bu dünyada: Kocasının onu bir ihaleyi kazanmak uğruna satacağını, aşık olduğu adamın karşısına şans eseri çıkmayacağını, bir cinayet ile her şeyin darmadağın olacağını... Melek, hayatı değişsin istemeyecekti ama başkaları onun hayatını değiştirecekti...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺24,00

Kitle katliamları “modernite”nin, hatta “demokrasi”nin ya da aksine “medeniyetin çöküşü”nün veya “barbarlığın geri dönüşü”nün doruğa ulaşmasının bir göstergesi midir? Bu katliamları işleyen kişiler “sıradan” mı yoksa “psikopat” olarak mı nitelendirebilirler? Holokost vakasının başlı başına tarihsel bir tekilliğe, eşsizliğe sahip olduğu ya da diğer soykırım örnekleriyle kıyaslanabilir olduğu söylenebilir mi?

Elinizdeki kitap, yirminci yüzyılda meydana gelen yaklaşık yirmi adet kitlesel imha olayının analizini yaparak, geçirilen cinai cinnetlerin hangi koşullar altında patlak verdiğini ve bireylerin bu vakalarda yer almak için sonunda nasıl birer gönüllüye dönüştüklerini anlamak amacıyla, yukarıdaki çoğaltılabilecek soruları ve yaklaşımları tartışmaya açma niyetindedir. Bu hususta benzersiz bir görüş öne sürülmektedir: Haftalarca, aylarca, hatta yıllarca, tereddüt etmeden, acımasızca, kimi zaman da coşkuyla, iş olup bittikten sonra vicdan azabı duymadan hemcinslerini katleden kişiler, sadece zamane ideolojilere ya da emirlere itaat eden “sıradan insanlar”dır: “siz ve ben ya da herhangi biri aynı koşullar altında aynı şeyi yapmış olabilir.” Abram de Swaan bu araştırmasında, kitle katliamlarının oluşumunu, gelişimini ve tanıklarını, olaylarda önemli roller oynayarak genellikle göz ardı edilen ya da harfi harfine itibar edilen kahramanları inceleyerek, baştanbaşa “kötülüğün sıradanlığı” tezini mercek altına alıyor...

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺67,90

Ateş Hırsızları Söylencesi’nin “sararmış sayfalara yazılı” nüshalar hâlinde çoğaltılıp elden ele dolaştırıldığı zamanların üzerinden otuz yılı aşkın zaman geçti.
1987 Akademi Kitabevi Şiir Ödülü ve 1988 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü’ne değer görülen kitabın ikinci basımı, yirmi bir yıl sonra 2009’da, şairin 2010 Altın Portakal Şiir Ödülü’ne değer görülecek olan Myndos Geçişi adlı ikinci kitabıyla birlikte yapılmıştı.

Ateş Hırsızları Söylencesi ilk yayımlanışından otuz yıl sonra, Yılmaz Aysan’ın 1987 yazında, şiirler henüz dosya hâlindeyken çizdiği ve sonraki yılların zorlu koşullarında yitirilmiş “kayıp desenler”le birlikte yayınevimiz tarafından yeniden yayımlandı.

Elinizdeki 30. yıl özel basımı, kitabın şiir dizimizin olağan formatlarındaki üçüncü basımından farklı olarak, 1988 baskısının özgün kapak tasarımı ve sayfa boyutuna sadık kalınan bir “anı kitap” biçiminde okura sunuluyor.

Ateş Hırsızları Söylencesi kök aldığı tarihsel mücadele damarının ve kendi kuşağının hikâyesini, Cevat Çapan’ın ifadesiyle “egemenlerin suç ortaklığı sayacağı, gerçekte ise bizi yoldaşlık katına yüceltecek bir yolculuk” olarak estetik bir incelikle resmeden unutulmaz bir şiir haritası: Refik Durbaş’ın tanımıyla, ülkemizin son kırk yıllık tarihinde derin izler bırakmış “ateş kuşağının hayat, aşk ve ölüm tutanağı”.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 16,7 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺39,90

Yoğun ve sürükleyici olan yeni bir düşünce romanı sunuyoruz: Nietzsche Ağladığında. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek...

Sahne Psikanalizin doğumu arifesindeki 19. yüzyıl Viyana’sı. Entelektüel ortamlar. Hava soğuk. Aktörler Nietzche: Henüz iki kitabı yayımlanmış, kimsenin tanımadığı bir filozof.

Yalnızlığı seçmiş. Acılarıyla barışmış. İhaneti tatmış.

Tek sahip olduğu şey, valizi ve kafasında tasarladığı kitaplar. Karısı, toplumsal görevleri ve vatanı yok. İnzivayı seviyor. Tanrı’yı öldürmüş. "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür çünkü işkenceyi uzatır" diyor. Daha sonra, "Kendi alevlerinizde yanmaya hazır olmalısınız: Önce kül olmadan kendinizi nasıl yenebilirsiniz?" diyecek. Ümitsiz. Breuer: Efsanevi bir teşhis dehası. Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktor. Psikanalizin ilk kurucularından. Kırkında, bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış. Güzel bir karısı ve beş çocuğu var. Zengin. Saygın. Hayatı boyunca "ama" pozisyonunda yaşamış biri. Freud: Breuer’in arkadaşı. Henüz genç. Geleceği parlak.

Şimdi yoksul. Salome: Erkeklerin başını döndüren kadın. Çekici. Özgür. Evliliğe inanmıyor. Bazen aynı anda birçok erkekle beraber oluyor. Sanatçıları ve düşünürleri tercih ediyor. Kırbacı var. Konu Ümitsizlik. Bir gün, erkeklerin başını döndüren kadın, Salome, Nietzsche’den habersiz Breuer’e gelir. "Avrupa’nın kültürel geleceği tehlikede, Nietzsche ümitsiz. Ona yardım edin" der. Breuer, Salomé’yi tekrar görebilmek umuduyla "peki" der. Ve varoluşun kader, inanç, hakikat, huzur, mutluluk, acı, özgürlük, irade... ve neden, nasıl gibi en önemli duraklarından geçen bir yolculuk başlar.. Kendisiyle ve hayatla yüzleşmekten çekinmeyenlere...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺79,90

Yalnız dökülen gözyaşları acıdır. Sen hiçbir derdini benden gizlemezken, bu ıstırabının sebebini niçin saklıyorsun? Memleketinde geçen bir şey mi hatırına geldi? Yoksa çocukken validenin kucağında ağladığını mı hatırladın? Sen kalbini bana da açmazsan, burada hâline hanımlar mı acıyacak, beyler mi ağlayacak?

Esaret altına alınmış bir beden ve duygularla geçen koca bir ömür… Dilber’in yaşamının özü. Samipaşazade Sezai’ye şöhretini kazandıran Sergüzeşt’te insanın insani özelliklerini ve varoluş nedenini yok sayan olaylarla birlikte bir mal gibi alınıp satılan, eziyet edilen bir esir kızın dramı anlatılmakta…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺16,40

Zeus bir boğa kılığına girip Prenses Europa’yı [Avrupa] kaçırınca, Sur [Tyre] Kralı Agenor üç oğlunu kaybolan kızını bulmak için gönderir. İçlerinden Cadmon, Rodos’a doğru yola çıkar, Trakya’da karaya çıkar ve daha sonra talihsiz kız kardeşinin ismini alacak toprakları keşfetmeye başlar. Delphi’de kâhine kardeşinin yerini sorar. O anda Pythia hep yaptığı gibi kaçamaklı konuşmaya başlar ama Cadmon’a pratik bir tavsiyede bulunma lütfu gösterir: “Onu bulamayacaksın. En iyisi bir inek edin kendine, onu takip et ve hep ileriye it.

Dinlenmesine izin verme. Yorgunluktan düşüp öldüğü yere bir kent inşa et.” Hikâyeye göre Thebes bu şekilde inşa edilmiştir. Böylece iş işten geçtikten sonra hepimizin gözlemlediği gibi, Avrupalıların hukuk fikrini örerken kullandıkları iplik işlevi gören Euripides ve Sofokles’e hizmet etmiş, Oedipus’un Avrupalıların karakteri, ıstırapları ve yaşam dramlarına çerçeve olmasını sağlayacak hareketlerde bulunmasına imkân vermiş olaylar zinciri başlamıştır. Denis de Rougemont’un, Cadmon’a verilen öğütten çıkardığı yorum: Avrupa’yı aramak onu yaratmaktır! “Avrupa sonsuzluk arayışıyla var olur ve işte bu sebeple ona macera demekteyim.”

- Zygmunt Bauman

Usta ve bilge sosyolog Bauman, kaybolan ama her defasından yeniden bulunup yaratılan “Avrupa” macerasını masaya yatırıyor bu kitabında: Devrimlerle, göçlerle, ekonomik krizlerle sarsılan, suret değiştiren Avrupa’nın dününe ve bugününe ışık tutuyor; ucu açık gelecek olasılıklarına da işaret ederek...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 158
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺31,90

ODTÜ’ye girişinden itibaren kendisini öğrenci hareketlerinin içinde bulan Gülay Ünüvar (Özdeş), hem ODTÜ SFK (Sosyalist Fikir Kulübü) üyesi hem de TİP (Türkiye İşçi Partisi) üyesi olur. TİP’te uzun süre kalmaz ama SFK üyeliği gençlik yaşamının yoğun bir dönemini kapsar. ODTÜ’de SFK’ya gelir sağlamak amacıyla yapılan çalışmalara katılır.

Bu süre içinde SFK üyesi Müfit Özdeş ile evlenir ama sonra ayrılır. Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Taylan Özgür, Alpaslan Özdoğan, Kadir Manga ve Tuncer Sümer’le birlikte THKO’nun (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) kuruluş çalışmalarına katılır ve ilk kurucuları arasında yer alır. Uzun yıllar İsveç’te (Stockholm) yaşayan Gülay Ünüvar (Özdeş) Türkiye’ye gelip yerleştikten yaklaşık iki yıl sonra bildiğimiz amansız hastalığa yakalanır. Özellikle hastalığının ortaya çıkmasından sonra, hem kardeşlerine hem arkadaşlarına hem de Tuncer Sümer’e, elindeki dokümanların kitaplaştırılmasını istediğini açıkça söyler. Bu görevi yakın dostu Tuncer Sümer’in yapmasını ister ve o da Türkan Sabuncu’nun da katkılarıyla bu isteği yerine getirir.

Bu kitap bu vasiyetin yerine getirilmesi ve Türkiye Devrimci Hareketi’nin önemli bir kadın militanının anılarının aktarılmasıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 205
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺31,20

Akşam yemeğinden sonra Broadway’de piyasa yaptığınızı düşünün. Puronuzun bitmesine daha on dakika var ve siz bu sürede eğlenceli bir trajedi ile ciddi bir vodvile gitmek arasında bir seçim yapmak durumundasınız. Birden kolunuza bir el dokunuyor. Başınızı çevirdiğinizde pırlantalar ve samur kürkler içindeki güzel bir kadının heyecan verici gözleriyle karşılaşıyorsunuz. Kadın aceleci bir tavırla elinize sıcak bir poğaça sıkıştırıyor, diğer elinde beliren küçük bir makasla paltonuzun ikinci düğmesini kesip alıveriyor, birdenbire ve belirli bir anlama geliyormuş gibi söylediği tek bir sözcük çıkıyor ağzından, “paralelkenar!” ve sonra korku dolu gözlerle arkasına bakarak hızla yan sokaklardan birine dalıyor...

O. Henry’nin öyküleri kırsal kesim ve kent yaşamlarından alınan insan tiplemeleriyle bunların ilişkilerini gerçekçi, yer yer yarı gerçekçi bir biçemle ve sevecenlikle, mizahı sözcük zenginliğiyle hoş bir biçimde harmanlayarak veren, yazgının bir araya getirdiği insanların ilginç karşılaşmalarını beklenmedik sonuçlara bağlayan kurgularıyla okura hoş bir okuma keyfi ve yaşam sevgisi aşılayarak okuma tutkusunu serüvene dönüştüren öykülerdir...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 222
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺24,00

Bu kitap, sık sık tartışmaya açılan bir konuyu mercek altına alıyor: İslam dini tasviri tabu olarak görür mü? İslam dünyasında tasvir olgusunu tarihsel bir perspektife oturtan Silvia Naef, İslam geleneğinin tasviri bütünüyle reddettiği fikrini hem güncel hem de tarihsel verilerden yararlanarak tartışmaya açıyor.

İslam’ın farklı dönemlerini ve akımlarını tarihsel ve coğrafi bir panoramada sunan Naef, Müslümanların geçmişten bugüne, özellikle de 19. yüzyıldan itibaren canlı bir imge dünyasına sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Tasvire karşı cephe alan din adamları ile İslam’ı peçe ve sakal gibi klişelere indirgeyen oryantalist bakışın aynı ölçüde taraflı ve indirgemeci olduğunu hatırlatan bu yaratıcı ve eleştirel çalışma okuru basmakalıp cevapları bir kenara bırakmaya davet ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2018
₺19,20

Özgürlük sorunu çok önemli bir sorun. Özgürlük her çağda, her toplum için önemli olmuştur ama bizim için var olmak, yok olmak sorunudur. Özgürlük, kendi sorunlarımızı çözmemiz için, rahatça konuşabilmemiz, tartışmamız, memleketin, halkın yararına olan çözümlere varmamız için şart.

Vedat Türkali

Elinizdeki kitap edebiyatımızın en önemli isimlerinden Vedat Türkali’nin edebiyat dışı metinlerinden oluşan bir antoloji niteliğinde: yazarın düzyazılarından, söyleşilerinden, mahkemelerdeki savunmalarından, kendisine yönelik eleştirilere verdiği yanıtlardan oluşan leziz bir antoloji bu. Bu kitapta Vedat Türkali gibi verimli bir yazarın olduğu kadar Türkiye’nin de portresini görmek mümkün; metinlere eşlik eden belirleyici arzu ise özgürlük arzusundan başkası değil...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 590
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺118,90

Türkiye ve Yunanistan, İspanya, Portekiz, Avrupa ve Orta Doğu’daki, kısacası tüm Akdeniz havzasındaki insanlar, 2008’den bu yana giderek toplumsal ve ekonomik karmaşaya evrilen ekonomik bir çöküşle mücadele ediyorlar. Şimdilerde ise bu siyasî bir krize dönüşmüş durumda. Çöküş, karmaşa ve krizin gittikçe yayılmakta olduğu gerçeği, 2016 senesinde ayan beyan ortaya çıktı. Dünyanın hiçbir yerinde herhangi bir iyileşme belirtisi söz konusu değildi.

Yunanistan, ikinci bir darbeyi bekledi. İspanya yerinde saydı. Türkiye, siyasî ve ekonomik olarak büyük bir hızla daha da kötüye gitti. İngiltere’de, sanrılama ile aşırı böbürlenme karışımı bir sinir krizi yaşandı. Kriz, Amerika Birleşik Devletleri’nde ve dünyanın diğer bölgelerinde yayılmaya devam etti. İktidarı elinde tutanlar için bu çöküşün nereden çıktığı belli değildi. Ancak yine de krizin yıkıcı enerjisi, aynı volkanik bir yeraltı patlamasında olduğu gibi, yaklaşık yirmi yıldır etrafa lavlar saçıyordu. İçinde yaşadığımız yapıların arasına eriyerek sızan esrarengiz bir güçtü.

-John Ralston Saul

John Ralston Saul, bu çarpıcı kitabında ekomik krizin küresel ölçekte panoramasını çıkarmakla kalmıyor, kapitalizmin siyaseten tıkandığı kör noktalarına da işaret ediyor, günümüzün giderek yayılıp derinleşen iktisadi ve siyasi “felaketlerine sızan” tarihsel dinamikleri sabırla ifşa ediyor, kıyıcı bir eleştirel bakışla...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺83,90

Birisi Josef K.’ya bir iftira atmış olmalıydı, çünkü kötü herhangi bir şey yapmadığı hâlde bir sabah tutuklandı. Kirada oturduğu odanın ev sahibesi Bayan Grubach’ın, her sabah saat sekize doğru Josef K.’ya kahvaltısını getiren aşçısı bu sefer gelmedi. Bu, daha önce hiç olmamıştı. K. bir süre bekledi, başını yastıktan kaldırmadan, karşı evde oturan ve kendisini alışılmadık bir merakla seyreden yaşlı kadını gördü, ama sonra bir yandan bu durumu garipseyerek, diğer yandan da acıktığını hissederek zile bastı.

Josef K. bir sabah erken saatte tutuklanır, bir iftira kurbanı olduğu bellidir. Bu sav anti-semitik davalara dolaylı bir referans olarak yorumlanabilir, ama iftira sorunsalı romanda sürdürülmez. Hapse atılmasına yol açmayan, daha ziyade başının üzerinde asılı bir tür tehdit oluşturan çünkü meşguliyetlerini yerine getirebilmektedir bu önleme dair ona herhangi bir açıklamada bulunulmaz. Yargıçlarıyla herhangi bir görüşmeyi yasaklayan ve savunmayı kabul etmeyen, kısmen “hoşgörü gösteren” bir mahkeme tarafından yargılanır. Hiyerarşisi sonsuza uzanan ve davranışı açıklanamaz ve öngörülemez olan bu mahkeme yanılmaz olduğu iddiasındadır ve sanıkların kesinlikle erişemeyeceği bir noktadadır…

- Michael Löwy


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺27,90

Korsanlar ve İmparatorlar, Aziz Augustinus’un aktardığı bir anekdotla başlar. Büyük İskender ile esir aldığı korsan arasındaki bir diyalogdur bu: “İskender korsana, ‘Sen ne cesaretle denizlere korku salabiliyor­sun?’ diye sorar. Korsan, ‘Asıl sen ne cesaretle bütün dünyaya korku salabiliyorsun?’ diye cevap verir ve şöyle devam eder: ‘Ben sırf küçük bir gemiyle bunu yaptığım için hırsız sayılıyorum, oysa sen aynı şeyi koca bir donanmayla yapıyorsun diye İmparator olarak anılıyorsun.’”

Augustinus’un anlattığı hikâye, modern “İmparator” ABD ve onun sadık müttefiklerinin sözde “terörist” devletlerle olan ilişkilerini gayet iyi özetler ve “uluslararası terörizm” kavramının modern Batılı anlamdaki kullanı­mına ışık tutar. Bu anlam dünyasında İmparator ve vasal devletlerinin başvurduğu her tür şiddet eylemi “nefsi müdafaa”, “haklı savaş”, “misil­leme” yahut “önleyici eylem” statüsünde değerlendirilirken, Küba, Orta Amerika ülkeleri ve Filistin’in de aralarında bulunduğu ülkelerin, yani “onlar”ın her tür eylemi doğrudan “terörist saldırı” kapsamına sokulur.

Chomsky Korsanlar ve İmparatorlar’da, bu algı ikliminin yaratılmasında, haberlerin medyadaki işlenişinin, medyanın olayın failinin kim olduğuna göre değişen iki yüzlü tavrının, devlet politikalarını meşrulaştırmak mak­sadıyla akademide üretilen çalışmaların ve hatta uluslararası kuruluşlar tarafından alınan ve ne hikmetse İmparator ve müttefikleri açısından herhangi bir bağlayıcılığı olmayan kararların oynadığı rolü büyük bir maharetle ortaya koyuyor. Hâkim sistem içerisinde “uluslararası terö­rizm”in İmparator’un işine gelen bir kavramsal çerçeve içerisinde nasıl sunulduğunu, George Orwell’in 1984 romanının kurgu dili olan Yeni­konuş’u aratmayan bir biçimde sözcüklerin gerçek anlamlarından nasıl arındırıldığını, tekil olaylar ve muteber gazetelerde yayımlanmış haber­ler üzerinden irdeleyerek, “dünyanın en önde gelen terörist devleti” ilan ettiği ABD’yi o bilindik ironik üslubuyla bir kez daha hedef tahtasına oturtuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺67,90

“Bu kitap, göz alan, merak uyandıran ve hayran bırakan bir enginlikte bilgiyle dolu.”

-Helene Cixios

Sayfalarını “Başlangıç” ile açan ve “Son” ile bitiren bu kitap; bilinen unsurlardan (“karakter”, “anlatı”, “yazar”) biraz daha alışılmadık olan unsurlara (“sırlar”, “haz”, “hayaletler”) uzanan çeşitli konuları barındırıyor. Bennett ve Royle, soyut “izm” kavramlarına bel bağlamak yerine, karmaşık fikirleri doğrudan edebi eserlerle örneklendirerek onları başarılı bir biçimde izah ediyor. Böylece sözgelimi Jane Eyre eserlerinin okunması, aynı zamanda ırk farklılıkları hakkında farklı düşünme yolları açarken; edebiyat ve gülme tartışmasında ise Chaucer, Raymond Chandler ve Monty Python’a da atıfta bulunuyor.

Her bölümü ilave okuma rehberiyle sona eren kitapta ayrıca sözlükçe ve bibliyografi de var. Kitabın dördüncü baskısı; hayvanlar ve çevre hakkındaki iki yeni bölümü içine katacak şekilde güncellenirken, okurlara yardımcı olacak bir web sitesi de okuma ve yazma hakkında indirilebilir bölümler sunuyor.

Çoğunlukla sıkıcı ve göz korkutucu biçimde teorik görülen bir alana yeni bir soluk getiren bu kitap, okurların hem okuma hem de çalışma edebiyatının heyecan verici olanaklarına kayıtsız kalmamasını sağlayacak...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺95,90

“En itaatkâr karakter için düşüncede en büyük cesareti gösteriyorlar.” Madam de Stael, 18. yüzyılın sonlarında Alman entelektüellerini böyle tarif etmişti ve entelektüel ile politik olan arasındaki bu bölünmeye dair görüşü, iki yüz yıldır neredeyse hiç tartışmasız kaldı. Bu kitap, Madam de Stael’in mirasını, apolitik Alman mitini toprağa gömüyor. Aklın Kaderi kitabını izleyen düşüncelerin anlatıya dayalı öyküsünde Frederick Beiser, dünyayı değiştiren rasyonalizm ve irrasyonalizmle birlikte Fransız Devrimi’nin, Alman felsefesini ve onun merkezi ilgisini nasıl dönüştürdüğünü ve politikleştirdiğini tartışıyor: Otorite ve aklın sınırları.

Almanya’da, Fransa’daki şiddet içeren yıkıcı olaylara karşılık olarak üç zıt politik gelenek gelişti: Liberalizm, muhafazakârlık ve romantizm.
Aydınlanma, Devrim ve Romantizm, bu geleneklerin doğuşunu ve bağlamını saptıyor ve de onların temel politik düşüncelerini aydınlatıyor. Kant, Fichte, Jacobi, Forster ve Moser gibi tanınmış figürlerden hareket eden Beiser, dönemin başlıca politik düşünürlerinin Fransız Devrimi’ne verdiği tepkileri özetliyor. Politik teorilerinin 1790’lar öncesindeki kaynaklarını soruşturuyor ve politikanın onların genel olarak düşüncelerindeki önemini değerlendiriyor. Toplumsal-politik yaşama şekil veren tek bir on yıla yoğunlaşan Beiser, 18. yüzyıl sonlarında Alman düşüncesinin altında yatan politik değerleri ve amaçları ortaya çıkarmayı ve sonuçta Alman felsefi geleneğinde pratik aklın yerini açıklığa kavuşturmayı hedeflemektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 576
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺115,90

Övgüye değer kariyeri boyunca James Sallis polisiye romanın en incelikli çizilmiş karakterlerinden birkaçını yarattı. Bu karakterlerin hepsi de insanlık hâlinin düşünceli gözlemcileridirler: siyahi özel dedektif Lew Griffin; emekli dedektif John Turner; Sürücü’deki adsız sürücü. Ve şimdi de Sallis’in en iyi karakterlerinin hanesine katılan Dr. Lamar Hale.

Willnot kasabasının dışındaki ormanlıkta çok sayıda kişinin cesedi bulunur. Bu durum yöre halkını sarstığı kadar kasabanın pratisyen hekimi, cerrahı ve vicdanı olan Hale’i de huzursuz eder. Bu sırada, FBI tarafından takip edilmekte olan Bobby Lowndes gizemli biçimde doğduğu kasabada, Hale’in kapısında yeniden ortaya çıkar. Lowndes’in ilerleyen aylarda karşılaştığı günlük dramlar Willnot’taki önceden kestirilemeyen hayatla çakışır. Ve Lowndes’e yöneltilen bir kurşun partneri Richard’ı yaraladığında Hale’in dünyası altüst olur.

James Sallis, taklit edilemez ve ustalıklı tarzıyla etkisinden uzun süre kurtulamayacağınız karakterler ve hafızalardan silinmeyecek sahneler canlandırıyor. “Yıllardır birlikte yaşadığın biri varsa tüm hikâyeleri duyduğunu sanırsın” der Lamar Hale, “ama asla duymamışsındır.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺38,90

Kim o kâtip, hatlarını dizen, bir’den çok’a bölünen
Kim yüzünü mevzûn kılan, o sırrı çözecek olan
Çıksın döktüğü nağmeleri ûd ve rûdun bilen varsa
Müşkülü çoktur, aşk ne kolay görünür oysa

Kürt edebiyatının anıtsal ismi Melâyê Cizîrî’nin Dîvân’ı Latin alfabesine aktarılmış Kürtçe aslı ve Türkçe çevirisiyle çift-dilli olarak Ayrıntı Şiir’de.

İlahî aşk ve mecazî aşk’ın işlenişindeki olağanüstü zengin ve içtenlikli üslûp Dîvân’ın asırlar içinde halka mal olmasını sağlamış, coşkun bir lirizmle kaynayan şiirleri dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılmıştır. Dîvân’da, büyük şairin Tanrı kavramı etrafında “hiç”leşmeyi ve onda “bir” olmayı arzulayan mistik tutkusu birçok şiirde kendini açıkça gösterir. Öte yandan evrenin, oluşun, varlığın maddi temellerini görmezden gelen bir yaklaşım sergilemekten kaçınmış olduğu da Dîvân’ın akışı boyunca fark edilecektir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 443
En / Boy : 12,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺89,90

Sâdî-i Şirâzî’nin ölümsüz eseri Bûstan, iki dilde (Farsça-Türkçe) hazırlanarak, Naci Tokmak’ın yetkin çevirisiyle okura sunuluyor.

“Dünya çalkalandıktan sonra durulmadı mı?
Sa‘dî arzusuna ulaşana kadar dolaşmadı mı?
Murâda eremedim diye üzülmekten ne çıkar?
Geceler gebedir, gün doğmadan neler doğar.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 672
En / Boy : 12,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺134,90

“Kendi iç özünü değiştiremeyecek kadar yaşlı olduğuna inanmak burjuvazinin esas belirtisidir.” Bunu Paul mü söylemişti, yoksa Eduard mı? Mutlak doğruya ulaşmanın mümkün olduğuna dair kesin bir inançla, her şeyi tam bir fikir birliğine varana kadar tartışarak büyüyen iki lise arkadaşının hikâyesi bizi gerçeğin sürekli sallantıda olduğu bir huzursuzluk haline taşıyor.

Jungersen bu romanıyla bizi 1800’lerin sonunda, Danimarka’nın varlıklı bir ailesinde doğup büyüyen Paul’ün 82 yıllık hayatının farklı periyodları arasında dolaştırıyor. Artık 82 yaşında yaşlı ve hasta bir adam olan Paul, hastanenin beyaz tavanına bakarak hatıralarını çağırıyor. Ölmeden önce en yakın arkadaşı Eduard’la yeniden buluşabilmek için büyük bir arayışa giriyor ve bu arayış ona sadece Eduard’ı değil, yıllarca onunla birlikte yaşayan soruların cevabını da getiriyor. Jungersen “kişiyi kişi yapan nedir?” sorusunu bu romanında önce Paul’ü yaratarak ardından yok ederek soruyor...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺73,90

Sadî-i Şirâzî’nin çağları aşan ve İran’dan yayılarak bütün dünyada yankılanan eseri Gülistan, Mehmet Kanar’ın yetkin çevirisi ve iki dilli baskısıyla okura sunuluyor:

“Yağmurun temiz tabiatında yokken aykırılık,
bahçede lâle biter, kıraç toprakta diken.
İmkânsız görünen işlerin çekme kaygısını; olma umutsuz.
Karanlıktadır çünkü hayat suyu.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 432
En / Boy : 12,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺86,90
1 2 3 ... 20 >
Çerez Kullanımı