Tükendi

Fotografik serigrafik ve video çalışmalarıyla uluslararası sahnede yerini alan Bülent Şangar Kuraban, İkizlik gibi kavramsal ve tematik yaklaşımlarla günümüz dünyasını ve düşüncesini irdeleyen yapıtlar üretiyor..

Ünlü küratör René Block'un hazırladığı bu dizi, uluslararası platformda adlarını duyuran Türkiye'den sanatçıları kapsamlı monografilerde okurlarla buluşturuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 154
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺42,78

Biz sanatı nasıl seviyorsak sanatın da bizi sevebileceğini az çok sezinlemiş olmamız gerekir. Sanatla bir etkileşime girmeden ne onu hakkıyla tanıyabilir ne de o sırrını bütünüyle bizimle paylaşabilir. Evet, sanat bize gelir, içimizde doğar, gelişir ve nihai noktada bizi dönüştürür. Yarım kalan ve sükût-u hayale uğrayan bir sevgi değildir bu. Sanat bizi bir yerden alıp başka bir yere götürürken verdiği sözde hep durmuştur. Sanatın evrensel belleği, güzelliği (çirkin de olsa) ifadeyi ve düşünceyi yaratan bir tür arketiptir. Nesnelere nasıl bir bakışımız varsa, nesnelerin de üzerimizde aynı şekilde bir bakışı vardır. Esasen sanatın doğasından dışa doğru sürekli yayılan, etki altında bırakan bir “aura”; renklere, çizgilere ve desenlere sinmiş, sanatçının hiç kesintiye uğramayan sevgisidir bu.

Ali Akay, sanat üzerine yazılarında uzun yılların birikimini yansıtıyor. Sergilerden, bienallere, müzelerden çağdaş sanat akımlarına kadar birçok konuyu kavramsal ve felsefi düzeyde değerlendiriyor. Paul Cézanne, Marcel Duchamp, Jean Miró, Jean-Luc Moulène, Anish Kapoor gibi yaratıcı, dönüştürücü ve eleştirel dünyaların izlerini adım adım takip ediyor. Marquis de Sade, Pierre Bourdieu ve Gilles Deleuze gibi isimlerle bu perspektif daha da genişliyor. Ayrıca sanatın sosyolojik bir bakışa tâbi tutulduğu yazılardaysa, toplumun sanata karşı hâlâ büyük bir borcunun olduğunu ve sanatın sevgisinde karşılık bulamadığı ortamlarda bu hesabın pek de kolay kapanamayacağı görülüyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺77,90
Tükendi

Sosyolog-küratör Ali Akay'ın aralrından Baudrillard, Didi-Hberman, Bourriad ve Damisch'in bulunduğu önemli düşünürlerle yaptığı söyleşiler Sanat Tarihi: Sıradışı Bir Disiplin başlıklı kitapta yayımlanmıştı. YKY bu kez de Ali Akay ile yapılmış söyleşileri biraraya getiriyor, bireyleşme, görsel kültür, görsel sosyoloji, sanatsal yaklaşımlar, sergiler ve sanatçıların işleri gibi felsefi, sanatsal ve sosyolojik kavramlar bu konuşmalarda ifade buluyor. "Sanatçıların ve düşünürlerin konuşmalarının ne kadar önemli olduğunu varsayarsak, aslında konuşma eyleminin kendisinin bir felsefi tavır olduğunu iddia edebiliriz. Yazı ve söz arasındaki hiyerarşide, yazının değil diyalogların daha önemli olduğunu Platon'dan beri vurgulayan felsefenin tutumu kadar, sanatların, sosyolojinin de aynı şekilde işlev kazandığını ileri sürebiliriz." Ali Akay Kapaktaki işler (detaylar): Ayşe Erkmen, "Ups and Downs", enstalasyon, 2009; Seza Peker, "LAK7DE16A", sesli heykel, 2009; Füsun Onur, "Haykırma", enstalasyon, 2007


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 247
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺42,35

Postmodernizm 1970’li yıllardan beri sanatlarda ve mimaride tartışılan bir konu olarak 1990’lı yılların başında Türkiye’de de tartışma ve merak konusu olmaya başladı. 1990’lar aynı zamanda "megalopoller" dönemi diye adlandırabileceğimiz, merkez ve çevrenin ülke temelli olmaktan çıkıp şehir temelli olmaya başladığı dönemdir. Elinizdeki kitap bu sürecin içindeki teorik tartışmalara ve yaklaşımlara eğilmektedir. Modernlik ve avant-garde sanatın, sanat teorisinin, şehirciliğin ve sosyal teorinin yan yanalığından oluşan ideolojilerin sonrasındaki yeni toplumsallaşma üzerinde durmaktadır. Kitap bir "ABC" kitabı olmasına karşın, soruna tüm karmaşası içinde yaklaşmakta ve tartışmaların neler olduğu kadar, nasıl olduklarına da bakmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 175
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2010
₺32,80
Tükendi

Bu çalışmada, kültürel karşılaşmanın beş alanında (gündelik hayat, turizm, arkeoloji, edebiyat, plastik sanatlar) Avrupalıların Türkiye’ye bakışları eleştirel bir gözle incelenmiştir. Beş makaleden ve bir giriş yazısından oluşan bu çalışma ile, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki kültürel algılamalar gibi zor, karmaşık, kökleri uzak geçmişe uzanan, yüklü bir alana giriş yapmış bulunmaktayız. Bazı iddiaların aksine, Avrupa kültürü, tamamlanmış, bitmiş bir yapı değildir. Avrupa’nın coğrafi sınırlarının nerede başlayıp, nerede bittiği, Avrupa kültürü’nün tarihsel kaynaklarının ne olduğu, bu kültürün yakın gelecekte ve Avrupa Birliği çatısı altında hangi yeni biçimlere bürüneceği gibi konular bugün, Avrupa Birliği içinde ve dışında Avrupalı bürokratlar, politikacılar, entelektüeller, sanatçılar ve sokaktaki insanlar tarafından sıkça tartışılan konulardır. Avrupa Birliği’ne girme arzusunda olan Türkiye’nin düşün insanlarının da Avrupa kültürünün kaynakları, sınırları ve geleceğine ilişkin tartışmaya katılmaları, tartışma gündemine kendi perspektiflerini, kendi bakış açılarını sokmaları şarttır. Bu yapılmadığı takdirde, Türkiye kültürünün Avrupa kültürü içindeki yeri başkaları tarafından tartışılacak ve kararlaştırılacaktır. Bu kitabın, Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki kültürel algılamaların gerçek doğasının anlaşılmasına katkıda bulunacağına inanıyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 170
En / Boy : 13,5 / 20,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2005
₺11,39

“Bu kitabın hazırlanışı sırasında herkesin ilgi odaklarının farklı olacağı düşüncesinden, Foucault’ nun kitaplarındaki üç eksenden, Bilgi (gerçek), İktidar (siyaset), Zevk (öznellik) eksenlerinden yola çıktım. Kitaplarını bu eksenlerin ağırlığında okudum. Okumam sırasında Gilles Deleuze’ün Foucault üzerine yazılarından ve konuşmalarından faydalandım. Bu anlamda Foucault okuyuşumda Gilles Deleuze’ün etkisi belirgin bir biçimde gözükmektedir. Bir yandan Foucault’nun bir felsefeci olduğunu ve bu açıdan Batı metafizik tarihi ile Heidegger gibi bir hesaplaşmaya girdiğini göstermeye çalıştım. Foucault; epistemelerdeki kopuşlar, süreksizlikler üzerine bir tarih anlayışını ortaya koymuştur. Nietzsche’den kaynaklanan insanın ölümü teması üzerine odaklanmıştır. Foucault’nun feminizm ve postmodernlik ile ilişkisinin kurulmaya çalışıldığı kitap ve metinlerin tersine onun postmodern söylem ile alakalı olmadığını göstermek istedim. Bu nedenle daha çok onun modernliğinden bahsetmeyi yeğledim.

Hayatın basitliğinin iktidar tarafından alınması: Hıristiyanlık bunu bir bakıma itiraf mekanizmasında yapmıştı. Hıristiyan Batı herkesi konuşturmasını bilen, herkese tuhaf roller yükleyen, her şeyi söyleten ve sonra da bunları silebilen, bir mırıltıda bütün suçları ağızdan alabilen ve hiçbir mırıltının ondan kaçamadığı, kendi kendine yaşama gücünü sürdüren bir iktidar mekanizması yarattı. Ama Foucault’ya göre, 17. yüzyıldan itibaren bu mekanizma başka bir mekanizma tarafından sarıldı ve bu ikincisi birincisini solladı. Bu, “dinî olmayan, laik yöneticiler” mekanizmasıdır. Görülen hedef aslında aynıdır. Direnme Odaklarının İktidar Odakları tarafından yatırım altına alınması: Günlük söylemin, önemi olmayan kuraldışılıkların ve düzensizliklerin günlük söyleme katılmış olmasıdır bu. İtiraf artık yoktur, ama şikayet edip gösterme mekanizması gelişmiştir, anketler yapılır; itiraflar yok olmuştur ama halk arasında hafiyelik, hoyratlık başlamıştır. Birbirlerini ele veren bir halk vardır artık. Demokrasi bu tip güç ilişkileri üzerine oturtulmak istenmiştir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2016
₺61,50

Başta özellikle Deleuze, Foucault, Derrida olmak üzere modern Fransız düşüncesinin çekiciliği, kesinlik atfedilen hem gerçeklik algısının hem de yüzeysel/gündelik deneyim akışının temelinde mutlak ve belirli bir bilgiyi, bireyi/özneyi, kültürü, doğayı, tarihi, evrenseli açığa çıkarmaya çalışan modern Batı düşüncesine yönelttikleri sıradışı ve zihin açıcı eleştirilerden gelir. Nietzsche ve Frankfurt Okulu’nun etkilerinin açık olduğu bu görüşler, farklı tarzlarda da olsa, insanı, Deleuze’ün ortaya koyduğu şekilde, kuvvet ilişkilerinin karşılaşmasında yoğrulan bütünün bir parçası şeklinde ele alır. Bu durumda bir araştırmanın, bir incelemenin, bir terapinin nesnesi ve hedefi olabilecek konumu belirlenmiş, kayıtlanmış, standart hiçbir birey/kişi/özne yoktur. Her şey bütünle ilişkisi içinde anlamlıdır.

Tekil düşünce kişinin tek olmadığını ve daima kolektif düzenlemelerin varolduğunu, bireyselin kişi olmaktan ayrı bir şey olduğunu ve hiçbir bireyselliğin bağdaşık olamayacağını, ayrışıklıklardan meydana geldiğini anlatmak istemektedir.

Tekil düşünce, tikel ile çoğul arasında kolektif bir yere sahiptir. Her bir insanı çokluk olarak ele alır; Tarde’ın yazdığı gibi, tekil olan birey değil onun çokluğudur; her bireyleşme eğilimi kolektif olmaya devam etmektedir. Herkes bir toplumdur. Toplum insanların içinde oldukları alan olmaktan çok, toplumlar insanın içindedir. İnsanlar toplumda değil toplumlar bir insanın içinde vardır; gene Tarde’ın örneğini düşünürsek, denizde olan balıklar değil, balıkların arasında bulunan deniz söz konusudur. Tekil Düşünce çoğulluğumuzu göstermektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 189
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2016
₺59,04

İlkin Marcel Mauss’un ortaya atmış olduğu “potlaç, armağan, mana” kavramları üzerinden yapılan sosyolojik ve antropolojik tartışmalar bu kitabın konusunu oluşturuyor. Mauss’un yanısıra Marx, Weber, Durkheim, Lévi-Strauss, Bataille, Dumézil ve Derrida’nın görüşleri etrafında, eski çağlarda ve modern dönemde müşterek yaşamda bağlılıkları ve dayanışmayı sağlayan en temel ilişki biçimlerinin toplumların ve insanların şekillenmesindeki rolü üzerinde duruluyor.

Yıkım ve harcama sayesinde eski atalara hediyeler ve kurbanlar sunma; tüm bunlar tanrılara bahşedilen armağanlardır. Ama tanrılar da insanlara bunun karşısında armağanlar sunmaktadırlar: İyi yaşama ve sağlık. Değişimin ilk ilkesi harcamadır. Kaybedenin kapitalist dünyadaki buhranı yerine, kaybetmeyenin buhranı söz konusudur burada. Çünkü Şeylerin ruhu olduğuna dair inanç, ilkellerde olan bir şey... Makro-kozmos ile mikro-kozmos arasında armağan insanı hem doğanın hem de evrenin bir parçası haline getirebiliyor, bu şekilde de insanlar, tanrılar ve şeyler arasında bir bağ kurarak toplumsal maddi ve manevi ilişkileri belirleyebiliyor. Böylece Armağan, tanrılara verildiğinde kurban oluyor, insanlara verildiğinde potlaç oluyor. Belki modern öncesi dönemde doğayı ve kozmosu muhteşem kılan da budur.

Şu halde Potlaç, tasarruf ilkesinin tam karşıtı gibi gözükmekte ve Weber’in “Protestan ahlâkının kapitalist zihniyeti”nin kurucu ilkesinin karşısına başka bir ahlâk modeli olarak çıkmaktadır. Ticaret ekonomisinde, değişim süreci elde etme mantığına dayandığı ve zenginliklerin sabitliği ilkesi geçerli olduğu halde, potlaç ekonomisinde geçerli olan elde etme mantığında zenginlik sabit olmaktan uzaktır. Çünkü potlaç statünün korunması için harcama yapmak ve zenginliği kaybetmek, tükenmek ve tüketmek üzerine kuruludur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 156
En / Boy : 14 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2016
₺57,40
Tükendi

Sosyolog, küratör Ali Akay İstanbul'da ve Paris'te gerçekleştirdiği bu söyleşilerde sanat tarihinin önde gelen isimleriyle konuşuyor. Jean Baudrillard: "Bireyin kimliği, burjuva olsun, hümanist olsun, Aydınlanmadan gelen bir kimlik değil; sentez bir kimlik." Georges Didi-Huberman: "Sanat Tarihi, Şu Tuhaf Disiplin." Stephen Wright: "Sanat üretilmiş kendine özgülükler olarak değil, kendi özgülüklerin üretilme biçimi olarak algılanmalıdır." Hubert Damisch: "Beni ilgilendiren sanat tarihi değil, sanat üstüne neyin sorgulanacağı." Edward Lucie-Smith: "İngilizce yazılmış yayınlarda çağdaş sanatın tarihi rehin alındı." Nicolas Bourriaud: "Bir taraftan gelenekselciliğe, bir taraftan da globalleşmenin getirdiği tektipleşmeye karşı direniş yeni bir modern ruh yaratıyor." Uwe Fleckner: "Warburg üzerine değil, Warburg ile birlikte çalışmak istiyorum." Kapaktaki fotoğraflar: Jean Baudrillard (Anonim, 2001), Edward Lucie-Smith (Mark Soosar, 2000), Nicolas Bourriaund (Plato Dergisi Arşivi, 2006)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 100
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺8,55
1
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR
Çerez Kullanımı