Çağımızın en çok takip edilen ve tartışma yaratan düşünürlerinden biri olan Slavoj Zǐzěk, Adını Söylemeye Cesaret Eden Bir Sol’da ününe yakışır bir biçimde yakın dönemin en önemli konu başlıklarını sıra dışı bir üslupla ele alıyor. Küresel ekonomik kriz dalgasının yarattığı kaostan cinsel özgürlük mücadelesine, sağ ve sol popülizmlerin yükselişinden siyaseten doğruculuğa, Trump dönemi ABD’sinden Çin’de sürmekte olan gerilimlere dek açılan geniş bir yelpazede politik gündeme müdahil oluyor. Bir yanda Katalonya meselesinden hareketle Avrupa’nın “sonunu” tartışırken bir diğer yanda Ortadoğu coğrafyasına, Latin Amerika’ya, Uzakdoğu’ya uzanıyor. Kâh iklim krizini tetikleyen unsurlarla kâh seksbotların gündeme getirdiği etik sorunlarla boğuşuyor. Her bir bölümde sarsıcı önermeler sunmaktan çekinmiyor, çağdaşlarıyla sık sık polemiğe giriyor.

“Komünist müdahalelere ihtiyaç vardır; çünkü kaderimiz, bir seçeneğimiz var şeklindeki basit anlamda değil ama bir kimsenin kendi kaderini seçebileceği şeklindeki daha radikal anlamda, hâlâ belirlenmemiştir” diyen Zǐzěk bugünün dünyasının doğru bir biçimde ancak komünist bakış açısıyla anlamlandırılabileceğini ısrarlı bir biçimde savunuyor.

Elinizdeki kitap Zǐzěk’in bugüne dair sorduğu sorulara, tartışmaya davet ettiği konu başlıklara dair kapsamlı bir koleksiyon. 21. yüzyılda neden ve nasıl bir komünizm sorusuna verilen etkileyici bir yanıt.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13 / 19.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2021
₺45,60
₺57,00

Nietszche’nin tüm kesinlikleri ve dogmaları parçalama kararlılığıyla kendisini eli çekiçli bir filozof olarak gördüğü yerde, Bloch sınırları aşma ama aynı zamanda yaratma kararlılığına sahip orak çekiçli bir filozof olup çıkıverir muhtemelen.

Peter Thompson

20. yüzyılın başlarından itibaren, kendine özgü düşünsel ve yazınsal tavırla ayrışmaya başlayan “Batı Marksizmi” içinde bile ayrı duran bir filozof Ernst Bloch. Kuşkusuz onun bu ayrıksılığında birçok etkenden söz edilebilir: en başta yazım tarzı, dine ve dinsel duyuşa ilgisi, umut ve ütopya gibi yasak kavramlardan bahsetmesi... İşte bu derleme, Ernst Bloch’un en çok uğraştığı ve bel bağladığı kavram olan “umut” etrafında dönüyor; tam da onda yer aldığı şekliyle, toplumsal alandan sürgün edilmiş ve mahremleştirilmiş/özelleştirilmiş umudun neredeyse tüm veçhelerini ele alıyor. Slavoj Žižek ve Peter Thompson’ın editörlüğünü üstlendiği bu derlemede on üç makale yer alıyor. Makaleler, genel olarak Bloch’un düşüncesini, özel olarak onun umut ve ütopya anlayışını felsefi yöntem, hümanizm ve anti-hümanizm, antropoloji, din, metafizik, eskatoloji ve mitoloji, edebiyat ve müzik gibi birçok boyut üzerinden tartışıyor. Ayrıca derlemede Bloch’un düşüncesini çağdaş feminist yaklaşımlar ve spekülatif materyalist anlayışlarla ilişkisi bakımından değerlendiren makaleler de var. Öte yandan, bunca farklı alanlara dağılmış tüm yazıların ortak kaygısı şu: Bu umutsuzluk çağında Blochçu umut ve ütopya bize ne söyler?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13.5 / 21.5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2021
₺55,20

Günümüzde en ilginç teorik müdahaleler belli başlı alanların içinden değil, açıkça belli bir alana ait olmayan, bu alanlar arasında kalan çatlaklardan doğuyorsa eğer, en dikkat çekici teorisyenlerden biri de Slavoj Žižek olmalı. Ne çişini ne belini tutabilen bu kitabında Žižek’in geliştirdiği fikirler tam da böyle bir iş görüyor: Felsefe, psikanaliz ve siyasal iktisadın eleştirisi arasındaki boşlukları dolduruyor. Ontolojiden cinsiyetlenmeye, cinsiyetlenmeden siyasal iktisadın eleştirisine içkin geçişler üstünde duruyor Žižek: “Üstü çizili Bir’in oluşturduğu ontolojik Boşluk’a ancak cinsiyetlenmenin açmazları üstünden erişmek mümkünken, küresel kapitalizmde tekno-bilimsel ilerlemeyle birlikte doğup halen önümüzde duran cinselliğin lağvedilmesi, yani bizatihi ‘insan doğasının’ değişmesi ihtimali de bizi odak noktasını siyasal iktisadın eleştirisine kaydırmak durumunda bırakmaktadır.”

Alenka Zupancic’in yeni yayımladığımız Cinsellik Nedir? kitabıyla kurduğu diyalogdan hareketle, ontolojinin sınırına radikal olumsuzluğu cisimleştiren fazlalık bir unsur, varlık düzenine nakşedildiği haliyle cinsiyet farkı antagonizması üstünden yaklaşıyor Žižek. İktisadi-felsefi bir perspektiften, önce bu ontolojik fazladan Marx’ın artı-değerine, oradan da Lacan’ın artı-keyif kavramına uzanıyor. Tuhaf bir kitap bu. Spinoza’nın Etika’sında karşımıza çıkan paradoksu hatırlatıyor: Bir yandan varlığın temel yapısı gibi “ebedi” konulara odaklanırken, diğer yandan Pokémon Go oyunundan popüler televizyon dizisi Castle’a kadar çeşitli örneklerle güncel meseleler üstüne gayet spesifik birçok tartışmaya giriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺95,90

1968’in Cinsel Olan Politiktir sloganını Lacan’ın o meşhur “Cinsel İlişki Yoktur” formülü ile birlikte ele alan Zizek cinsellik ve politikaya dair yeni bir tartışma öne sürüyor. Toplumsal cinsiyete dair günümüzdeki siyaseten doğrucu yaklaşımları sorgulayarak kişisel olan ve politik olan arasındaki hassas dengeye işaret ediyor. 

"... bir diğer sahte mücadelenin orta yerindeyiz: tesettür mayosu mu, çıplak göğüsler mi? Bu tercih kesinlikle siyasetin dışına çıkarılmalı, kişisel tercihlerin o kendine has alanına bırakılmalıdır. Kişisel olan bir şeye yanlış bir şekilde siyasi dendiğinde, kişinin mahrem tercihinin doğrudan teşhir edilmesi en yüksek siyasi edim halini aldığında şüpheci olmak gerekir. Sahici siyaset kişinin arzularının ve fantezilerinin ne olduğunu alenen ortaya koymasıyla asla ilgilenmez."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 11 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺40,50

“Ciddi ve iyi bir felsefi çalışması tamamen nüktelerle yazılabilir”

- Ludwig Wittgenstein

Slavoj Zizek’in diğer kitaplarının aksine yazılarından derlenen nükteler, fıkralar ve şakalar onun felsefi, politik, psikanalitik düşünceleri için bir dizin sağlıyor. Zizek’e gore nükte felsefi bir içgörünün kısa yolu olan eğlenceli hikayelerdir.

“Emniyet teşkilatındaki rüşvetçiliği dalgaya alan eski bir Yugoslav fıkrası vardır: Bir polis habersizce evine gider ve karısını besbelli şehvete ve heyecana kapılmış halde yataklarında çırılçıplak yaterken bulur. Acaba onu başka bir adamla bastım mı diye şüpheye kapılıp odanın etrafını yoklamaya başlar. Kocası yatağın altına bakmak için eğildiğinde karısının beti benzi atar; ama iki saniye süren fısıldaşmadan sonra, polis yüzünde tatmin olmuş, halinden memnun bir sırıtışla doğrulup ‘Kusura bakma canım, yanlış alarmmış. Yatağın altında kimse yok!’ der. Elinde ise sıkı sıkı kavradığı, yüksek meblağda bir deste para vardır.”

“Öteki’nin bilgisinin anahtar rolünü örneklemek üzere Lacancılar arasında yıllardır klasik bir fıkra anlatılır: Kendisini darı tanesi sanan bir adam akıl hastanesine kaldırılır, orada doktorlar onu bir darı tanesi olmadığına, insan olduğuna inandırmak için ellerinden geleni yapar; fakat iyileşip (darı tanesi değil de insan olduğuna inanıp) hastaneden ayrılmasına izin verildikten sonra, çok geçmeden tir tir titreyerek ve ödü kopmuş bir halde geri gelir – kapıda duran bir tavuğun kendisini yiyeceğinden korktuğunu söyler. ‘Dostum,’ der doktoru, ‘sen darı tanesi değil de insan olduğunu çok iyi biliyorsun.’ ‘Ben biliyorum tabii ki,’ diye cevap verir hasta, ‘peki ya tavuk biliyor mu?’”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 140
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2016
₺28,80

Bu kitap ünlü filozof Slavoj Zizek ile etkili bir teolog olan John Milbank’in karşılaştığı bir “arena”. Bir yanda, dinin yarattığı yanılsamalara oldukça eleştirel yaklaşan, materyalist bir bakış açısını temsil eden, militan bir ateist: Zizek; diğer yanda ise bilgi, siyaset, etik gibi oldukça önemli meselelerin üzerinde durabileceği yegane temelin teoloji olabileceğini öne süren kışkırtıcı, “Radikal Ortodoks” Milbank. Mesih Garabeti bu iki önemli ismin bir araya geldiği ve birbirlerine yönelik eleştirilerini açık ve zaman zaman da sert bir biçimde sergilediği bir çalışma. Gerek Zizek gerek Milbank, hâkim oldukları konuların tüm avantajlarını sergileyerek kendi bakış açılarını geliştirdikleri üç kuvvetli metin ortaya koyuyor. Bu kitapta yer alan metinler her iki düşünürün ne kadar kıymetli olduğunu göstermekle kalmıyor, yüzlerce hatta binlerce yıldır devam eden inanç ve akıl karşıtlığının çok da basit ve hiçbir şekilde uzlaşmayacak bir karşıtlık olmadığını da göstermeye girişiyor. Uzun zamandır “materyalist bir teoloji” fikriyle Hıristiyanlığı inceleyen Zizek ve küresel kapitalizmin yeni yüzyılların en önemli etik tartışmalarının kaynağında olduğuna işaret eden ve kendi ontolojik yaklaşımını daha siyasi ve materyalist bir doğrultuya kaydıran Milbank... Mesih Garabeti dinin geleceği, sekülerlik ve politik umut meselelerini Hıristiyanlığın garabet meselesi, Tanrı’nın insan olması ışığında inceliyor. Bir ateist ile bir teolog arasında teolojinin gerçek anlamı, Mesih, Kilise, Evrensellik ve mantığın temelleri hakkında etkili bir tartışmaya tanık oluyoruz. Bu arenada diyalektik, “paradoks” ile karşılaştırılıyor. Ateizm-teizm tartışmalarının ötesinde başka kapılar aralanıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺83,90

Son yıllarda hepimizi, hatta bizzat içinde yer alanları bile şaşırtan bir dizi özgürleştirici olaya tanık olduk: Arap Baharı'ndan Occupy Wall Street hareketine, Yunanistan'daki isyanlardan, Birleşik Krallık'taki ayaklanmalara kadar. Bir süre sonra bu uyanışın ne kadar kırılgan ve istikrarsız olduğunu görmeye başladık; farklı veçhelerinde hep aynı tükeniş alameti. Şimdi ne yapacağız peki? Memnuniyetsizliğin alttan alta devam ettiğini göstermek gerekiyor: Öfke birikiyor, isyanlar dalga dalga gelecek. Öyleyse yanlış anlamaları ortadan kaldırmak için tespiti netleştirmek, bu olayları küresel kapitalizmin bütünlüğü içinde konumlandırmak gerekli. New York Konferansı'ndaki tartışmaları bir araya getiren Komünizm: Yeni Bir Başlangıç, işte böyle bir "bilişsel haritalama"ya katkıda bulunmayı amaçlıyor.

Berlin'de 2010'da düzenlenen önceki konferansı da Komünizm Fikri adıyla Metis Defterleri'nde yayımlamıştık.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2015
₺30,90

Slavoj Zizek, yeryüzünde yaşamın sona erme ihtimali anlamında kıyametin yakın olduğu, son demlerini yaşadığımız bir zamanın ruhunu anlatmaya çalışıyor Ahir Zamanlarda Yaşarken'de. Ne bir Altın Çağ'dan uzaklaşma, yozlaşma hikâyesi anlatıp eski değerlere sıkıca tutunma çağrısında bulunuyor, ne de karanlığın ardından aydınlık günlerin geleceğine dair saf bir iyimserlik sergiliyor. İçinde yaşadığımız zamana özgü esaslı meseleleri, yani mahşerin dört atlısını saptıyor: dünyanın dört bir yanını tehdit eden ekolojik kriz, ekonomik sistemdeki dengesizlikler, biyogenetik devrimin sonuçları ve çeşitli aralıklarla patlak veren toplumsal bölünmeler. Hazır cevaplara sığınmaktansa, ortaya konan genel geçer çözümleri eleştirel bir şekilde gözden geçirip yeni ufuklara yelken açıyor Zizek.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 592
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2014
₺119,90

Hitchcock filmleri, Stephen King, korku, bilimkurgu ve dedektif öyküleri, popüler romantik romanlar, günümüz kitle kültürü, Stalinist pornografi, Biçimsel Demokrasi, sonra Lacan, Hegel, Kant, Sade ve diğerleri... Hepsi bir arada, yan yana. İçinde hep rahat edegeldiğimiz düşünme ve açıklama çerçevelerinin otomatikliğinin sekteye uğradığı anlarda hissettiğimiz, sezdiğimiz, ama en derinlerdeki mantığına bir türlü nüfuz edemediğimiz için söze dökülmeden kalan şeyler vardır... Son dönemde Avrupa’nın "çevresi"nde yükselen yeni sosyal hareketlerin içinden gelen Slavoj Zizek, belki tam da bu mesafesi sayesinde, bu tür şeyleri söze dökmeyi başarabiliyor. Bunu ilk elde bir arada düşünemeyeceğimiz tema ve kişileri birlikte okuyarak yapıyor: Zizek’e özgü bu "yamuk bakış" sayesinde, dik, cepheden bir bakışla asla görülemeyecek yepyeni düşünce katmanları seriliyor gözlerimizin önüne. Zizek bir taştan diğerine seker gibi yazdığı halde, anlatıyı asla dağıtmadan, olağanüstü bir akıcılıkla, yaşadığımız çağın kültürel ifadelerini boydan boya katedebiliyor. Hangi alana yerleşiyor bu kitap? Felsefe mi, psikanaliz mi? Film ya da edebiyat eleştirisi mi? Yoksa sosyoloji ya da siyaset mi? Bizce hepsine ve hiçbirine. Sadece şu söylenebilir: Böyle bir metin ancak Zizek tarafından yazılabilirdi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2019
₺59,90

Eleştirel düşüncenin günümüzde ulaştığı düzeyi temsil edecek nitelikteki yazarlardan yaptığımız özel derlemelerdir Metis Seçkileri. Kavrayış ve sezgileriyle yaşadığımız çağın düşünce iklimine katkıda bulunmuş yazarlardan örnekler sunuyoruz bu dizide.

Başka bir ülkede yaşayan bir yazarı Türkçe'de tanıtırken, sözkonusu iki toplum arasındaki dil, kültürel birikim, yayınlanmış ve yayınlanmamış öncüller gibi farklılıkların getirdiği güçlükler var. Türkiye'deki okuma ortamının kendine özgü koşullarına gözönünde tutarak hazırladığımız seçkilerle bu güçlüğü aşmak, eleştirel düşünceyi Türkçe'de tartışılabilir kılmak istiyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺74,90

Kant’ı Sade’la, Hegel’i Lacanl’la, Marx’ı Freud’la, Lacan’ı Hitchcock’la: Zizek, İdeolojinin Yüce Nesnesi ile başlayan eserlerinin bütününde, "metinlerarası" okumanın devrimci, altüst edici gücünü sergiliyor. Hegel’in diyalektiği icat eden ama idealist bir filozof olmanın ötesine gidemeyen, "modası geçmiş" bir düşünür olmadığını onu böyle Lacan ile birlikte okuduğumuzda anlıyoruz. Marx’ın eserinin politik iktisattan ibaret olmadığını, psikanalize ışık tutan, hatta onu var kılan "semptom" kavramını Marx’ın icat etmiş olduğunu da gene Lacan’dan öğreniyoruz. "Anlaşılmazlığıyla", dil oyunlarına gömülmüşlüğüyle ünlü Lacan’ı "popüler’ Hollywood filmleriyle birarada okuduğumuzda, esrar perdesi kalkıyor birden. "Ahlakçı" Kant, sapkınlığın düşünürü Sade ile birlikte yeni bir anlam kazanıyor. Freud Marx’a ışık tutuyor, Amerikan karton filmleri de Sade’a. Ve hepsi birden içinde yaşadığımız çağı biraz da olsa anlamlandırmamıza yarayabilecek, neyi, nasıl, niçin değiştirebileceğimize dair ipuçları veriyorlar elimize.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 256
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2019
₺61,90

Zizek bu sefer, belki de kendisinden hiç beklenmedik bir kurmaca eserle çıkıyor karşımıza: Antigone’nin Üç Yaşamı. Klasik mitologyanın en temel eserlerinden olan Antigone’yi Lacan katıksız bir arzu modeli olarak ele alır. Bu eser Platon, Hegel, Kierkegaard ve Butler gibi birçok felsefeci tarafından ele alınmış, edebiyat alanında da pek çok çeviriye ve farklı yeniden anlatımlara konu olmuştu. Zizek de örneğin Hiçten Az kitabında bu tragedyayı tartışma konusu etmişti ama şimdi burada o tartışmayı çok daha başka bir boyuta taşıyor.

Zizek “bu metin bir sanat eseri değil, bir etik-siyasal egzersiz olma iddiasında” diyor, ama bu egzersizi dayanağı en temelde hayalgücü olabilecek bir kurmaca şeklinde ortaya seriyor. Antigone’yi kendince tercüme ediyor, yeniden yazıyor Zizek. Bunu yaparken metni bir bakıma güncelleştirmeye, güncel sorunlar bağlamına taşımaya hapsolmuyor, sadakat fikrinin kendisini de sorguluyor. Ona göre “klasik bir eseri canlı tutmanın tek yolu onu ‘açık’, geleceğe işaret eden bir şey olarak görmek”tir. KieSlowski’nin Veronique’in İkili Yaşamı filmine örtük bir atıfla, Antigone’deki “esas” olay örgüsünü bozup karşımıza eşzamanlı üç olası senaryo koyuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 80
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2016
₺20,00

Hiçten Az- Hegel ve Diyalektik Materyalizmin Gölgesi

İdeolojinin Yüce Nesnesi kitabıyla felsefe dünyasına deyim yerindeyse bir meteor taşı gibi düşmüştü Zizek. O zamanın felsefi müesses nizamınca artık neredeyse sorgusuz sualsiz kabul edilen varsayımları sarsmış ve dünyayı onu dönüştürme hedefini bir yana bırakmaksızın anlamaya çalışanlar için bir fener ışığı olmuştu. 1990’ların başından bu yana yazdığı birçok kitapta bu çabasını ısrarla ve tutkuyla devam ettirdi.  Güncel meseleler hakkında yazdığı kamusal müdahale niteliği taşıyan yazılar, dünyanın dört bir köşesinde verdiği konferanslar, hakkında çekilen belgeseller unutturmuş olabilir ama Zizek bir felsefeci, hem de büyük bir felsefeci. İşte Hiçten Az bu ihtişamı hatırlatacak cinsten bir teşebbüste bulunuyor ve bugünkü ideolojik felsefi alanı meydana getiren dört ana konumun eleştirisine soyunuyor: bir yanda demokratik materyalizm ve söylemsel tarihselcilik; öte yanda bunlara tepkileri oluşturan New Age "Batı Budizmi" ve Heidegger’de doruğuna varan transandantal sonluluk düşüncesi.Zizek “belki de hayatımın esas eseri bu” dediği kitabında, Fichte ve Marx’tan Spinoza ve Badiou’ya, kuantum fiziği ve cinsel farktan bilişselcilik ve dine kadar bir dizi şahsiyeti ve meseleyi kılı kırk yararcasına irdeliyor. Ama tüm bunları kendi teorik çerçevesini de eleştirel bir süzgeçten geçirerek, bir nevi felsefi muhasebe defteri çıkararak yapıyor.

Lafın kısası, Zizek düşünmeye ve soru sormaya devam ediyor... Hiçten Az’ın hedefi ise basitçe (ya da o kadar basit olmayan bir şekilde) Hegel’e dönmek değil, (radikal Kierkegaardcu anlamıyla) Hegel’i tekrarlamaktır. Son yol boyunca, (bendeniz, Mladen Dolar ve Alenka Zupancic’ten oluşan) Üçlü Parti’nin teorik çalışmasının ‘yapıbozuma uğratılamaz’ nirengi noktası Hegel-Lacan ekseni oldu: Ne yapıyorsak yapalım, Hegel’i Lacan (ve Lacan’ı Hegel) üzerinden okumanın aşılmaz ufkumuz olduğunu temel aksiyomumuz olarak görüyorduk. Fakat son zamanlarda bu ufkun kimi sınırlılıkları olduğu ortaya çıktı: Hegel’in saf tekerrürü düşünememesi ve Lacan’ın objet a dediği şeyin tekilliğini temalaştıraramaması; Lacan’ın çalışmasınınsa tutarsız bir açılışla sona ermesi: XX semineri Lacan’ın hem nihai başarısını hem de çıkmazını temsil eder-daha sonraki yıllarda bundan çıkmak için ümitsizce çabalamış… ama hepsinden başarısızlığa uğramıştı. Öyleyse bugün nerede duruyoruz? 

Benim iddiam şuydu ve hala da öyle: Psikanaliz ve Hegelci diyalektik (Hegel’i Lacan, Lacan’ı da Hegel üzerinden okuma yoluyla) etkileşlim içine girerek, birbirlerini kurtarabilir, katılaşmış derilerini soyup hiç beklenmedik yeni bir şekil içinde ortaya çıkabilirler. Kitabın şiarı Badiou’nun şu şiarı olabilirdi: ‘Anti-felsefeci Lacan felsefenin yeniden doğmasının bir koşuludur. Bugün felsefe ancak Lacan’la bağdaştığı takdirde mümkündür.’


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 1048
En / Boy : 15,5 / 23,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2016
₺126,40

Siberâlem üzerinde kontrol kurmak için verilen bu mücadele ... Bugünün sınıf mücadelesinin kilit önem taşıyan bir veçhesidir; bu haliyle, sınıf mücadelesinin sıhhat ve afiyette olduğunu ispatlamaktadır.

Başkan Obama sorumsuz bir şekilde siyasi hayata ‘sınıf savaşı’nı getirmekle itham edildiğinde, Warren Buffett cevabı yapıştırıvermişti: ‘Sınıf savaşı var, eyvallah, ama savaşı yapan taraf benim sınıfım, yani zengin sınıf ve biz kazanıyoruz.’

Sınıf savaşı ABD’nin kamusal söyleminde bir nevi küfürdür ama bu bastırılan tema Hollywood’ta hışımla yeniden gün yüzüne çıkmaktadır. Sınıf mücadelesini bulmak için ta uzaklara bakmaya lüzum yok - isteyelim ya da istemeyelim, sınıf mücadelesiyle tahmin edeceğimizden çok daha kısa bir süre içinde ve onu görmeyi hiç beklemeyeceğimiz yerlerde karşılaşırız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 88
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺19,20

İngilizcede (ve Fransızca'da) aşkı tarif ederken “düşmek” fiilini kullanırız: to fall in love (aşka düşmek).

Alain Badiou bu konuda kaleme aldığı o harika Aşka Övgü kitabında, “aşka düşmek” ile ilgili çöpçatanlık ajansları ve uzmanlar aracılığıyla “uygun bir partner bulma arayışı”nı karşı karşıya koyar: Böyle bir arayışta, düşüş olarak yerleşik olarak hayatımı rayından çıkaran ve yeni bir özne olarak yeniden doğmama vesile olan çılgın bir olay olarak aşkın kendisi büsbütün kaybolur.

Lubitsch’in Ninotchka’sındaki ikili düşüşle olan şey bu değil midir? Ninotchka çılgınca gülmeye başladığında hem kahkahaya hem de aşka düşer.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 108
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺19,20

"Bugün Komünizm bir çözümün adı değil, bir sorunun adıdır: Bütün boyutlarıyla bir paylaşım sorunudur - yaşamımızın özü doğanın paylaşımı sorunu biyogenetik paylaşımızmızla ilgili sorun, kültürel paylaşım ("entellektüel mülkiyet") sorunu ve sonucu ama en önemli olan hiç kimse dışarıda bırakılmadan evrensel insanlık alanının paylaşımı sorunu. Çözüm her neyse, bu sorunu çözmelidir. Alvaro Garcia Linera’nın bir zamanlar dediği gibi, bu, ufkumuzun Komünist kalmak zorunda olmasının nedenidir, içinde devindiğimiz zihinsel bir alan olarak bu ufuk ulaşılamaz bir ideal değildir. Bu imkansız mıdır? Cevabımız başladığım konunun etrafında dolaşan paradoks olmalıdır: Soyons realistes, demandons l’impossible [Gerçekçi ol imkansızı iste]. Gerçekte bugün için ütopya olan, sorunlarımızı varolan sistemde mütevazı dönüşümlerle çözebileceğimize inanmaktır."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 105
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2012
₺19,20

"Yirminci yüzyılda Sol, ne yapması gerektiğini (proletarya diktatorlüğünü kurmak, vb.) biliyordu, ancak bunun için bir fırsatın doğmasını sabırla beklemek zorundaydı. Bizim durumumuzsa, bu sevimsiz halin tam tersidir. Bugün biz, ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz buna mukabil hemen şimdi eyleme geçmek zorundayız; zira eylemsizliğin sonuçları feci olabilir. Bugün biz, hepten uygunsuz koşullar altında, Yeni’nin gayyasına doğru adımlar atmak; sırf Eski’nin iyi yanlarını korumak için bile Yeni’nin özelliklerini yeniden icad etmek zorundayız. İçinde yaşadığımız zamanlar, Stalin’in atom bombasını anlatmak için kullandığı sözlerle karakterize edilebilir: Sinirleri zayıf kişilere göre değil." -S. Zizek-


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 79
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2012
₺19,20

"Global ısınmadan çıkan ders şu ki, insanoğlunun özgürlüğü, dünya üzerindeki hayatın istikrarlı doğal parametrelerle (sıcaklık, havanın bileşimi, yeterli su ve enerji kaynağı) oluşturduğu bir arka plan sayesinde mümkün olmuştur: İnsanlar, ancak, dünya üzerindeki hayatın parametrelerini ciddi biçimde bozmamak için yeterince marjinal kaldıkları sürece "istediklerini yapabilirler." Özgürlüğümüzün global ısınma ile somutlaşan sınırları, bizzat özgürlük ve erkimizin katlanarak büyümesinin paradoksal bir sonucudur yani bizi çevreleyen tabiatı dönüştürme yetimizi durmadan büyüterek, yerküre üzerindeki hayata olmamızın."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺20,00

“2002 yılında eleştirmenler ve yönetmenler arasında yapılan Sight and Sound anketinin sonuçlarının gösterdiği gibi yozlaşma eksantrikleri saymazsak eninde sonunda iki temel sinemasever grubuyla karşı karşıyayız: Yurttaş Kane’nin şimdiye kadar yapılmış en iyi film olduğunu düşünenler; ve bu sıfatı hak eden filmin Yükseklik Korkusu olduğunu düşünenler. Bu satırların yazarı da, Potemkin Zırhlısı ve Yurttaş Kane çağlarının ardından, yeni on yılların Yükseklik Korkusu çağı olarak anılacağını, Yükseklik Korkusu’na hayal edebileceğimiz tek rekabetin Hitchcock’un Sapık filminin olacağını düşünenler arasında yer alıyor.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 115
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺19,20

Zizek'e göre Hitchcock'ta eşsiz bir boyut vardır ve bu boyutu belirleyen şeyin de Lacancı sinthomlar olduğunu iddia eder. "Bu sinthomlar Hitchcock'un filmlerinin sinematik dokusunun kendine özgü tadını, tözsel yoğunluğunu sağlar: Onlar olmaksızın, cansız biçimsel bir anlatıya sahip olurduk." İşte bu sebepten Hitchcock filmleri bir şekilde arzuladığımız nesneler olurlar. Bu sinthomların yanı sıra Zizek Hitchcock'un eserlerinin Lacan'ın bakış kuramını kusursuzca aktardığını ileri sürer. Zizek'e göre bakışın bu özgün anlarında seyirci bir nesneye bakmaz, resmin kendisi seyircinin fotoğrafını çeker. Hitchcock'un nesneleri adeta bakışa karşılık verir, bize bakar gibidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 93
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2015
₺19,20

"Soytarıca çıkışlar sergileyen ve Carla Bruni’yle evlenen Sarkozy’nin Fransa Cumhurbaşkanı olabilmesi bile Mayıs 68’in gelenekleri değiştirmesinin bir sonucudur. ... bir yanda ‘bizim’ diğer yanda ‘onların’ Mayıs 68’i duruyor. Günümüzün ideolojik belleğinde Mayıs gösterileriyle ilgili ‘bizim’ temel düşüncemiz, yani öğrenci protestolarıyla işçi grevleri arasındaki bağ unutulmuştur."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 79
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺20,00
Tükendi

Zizek’e göre sahte şiddet-karşıtları var. Öznel şiddete karşı savaşırken nefret ettikleri durumun ta kendisini yaratan iki yüzlüler bunlar. Benzer bir şekilde, doğrudan şiddeti alt etmenin bir aracı olan dilin özünde bile bir şiddet yatar.

Şiddeti kesinkes kınamak, “kötü” bir şey olarak lanetlemek ideolojik bir operasyondur, bu operasyonla toplumdaki temel şiddet biçimleri görünmez kılınır. Batı toplumları şiddet türlerine büyük duyarlılık göstermesine rağmen bizi en vahşi şiddet biçimlerine karşı duyarsızlaştırır da. Üstelik bunu kurbanlara gösterilen insancıl sempati kisvesi altında yapar. 

Zizek için acımasızlık olmadan sevgi güçsüzdür; sevgiyi meleksi kılan, patetik bir duygusallığın ötesine taşıyan şey sevginin acımasızlığı, yani onun şiddetle olan bağıdır. Sevgiyi “insanın doğal sınırlarının ötesine” yükselten şey işte bu bağdır.  Bu kitapta Zizek şiddete doğrudan değil kendi deyimiyle “yamuk” bakıyor ve altı farklı “yan bakış” sunarak yeni bir perspektif açıyor.

Zizek Avrupa psikanalizinin ve tabii ki kültürel teorinin muhteşem ve vazgeçilmez bir parçası.

Terry Eagleton, Oxford Ünİversitesi

Uydurma gerçeklikler ve küresel yanılsamalar çağına karşı sırtını sağlama almadan, muhafazakarlığa saygı duymadan, büyük bir cesaretle saldırabilen etkileyici bir eleştirmen.

Times Literary Suplement

Tek kişilik kültür parçalayıcı ... savaş sonrası dönemin hızla yükselen filozofu.

Village Voice


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 210
En / Boy : 12,7 / 19,6
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2018
₺28,80
Tükendi

Slavoj Zizek’in en önemli erdemleri ve ısrarcı çabaları arasında Lacancı psikanalitik kuramın ve çağdaş kültür politikalarının alışılmadık boyutlarını irdelemek vardır. Yine bu doğrultuda, Kieslowski filmlerinin detaylı analizlerini bu kitapta bulabilirsiniz. Kieslowski’yi derinlemesine incelemek ya da Zizek’in film kuramı üzerine yaklaşımını okumak isteyenler için bu kitap belki de en anlaşılabilir Lacancı yorumları içeriyor.

Diğer çalışmaları gibi Kieslowski kitabı da teoriye sahip olunmadan derin bir film analizi olunamayacağını açıkça gösterir, ama teorinin de kendini daima gerçek bir sinema aşkıyla canlı tutması gerekir.




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 127
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2014
₺12,00
Tükendi

 




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2014
₺33,60
Tükendi
Sinema Deleuzcü sanatın en iyi örneğiyse; ilişki kurulabilecek ilk şey, muhtemelen yüce imgesinin büyüleyici gücü hakkındaki en iyi film olan, Hitchcock'un Yükseklik Korkusu değil midir? 2002 yılında, eleştirmenler ve yönetmenler arasında yapılan Sight and Sound anketinin sonuçlarının gösterdiği gib: - yozlaşmış eksantrikleri saymazsak- eninde sonunda iki temel sinemasever grubuyla karşı karşıyayız: Yurttaş Kane'nin Şimdiye kadar yapılmış en iyi film olduğunu düşünenler; ve bu sıfatı hak eden filmin Yükseklik Korkusu olduğunu düşünenler. Bu satırların yazarı da, Potemkin Zırhlısı ve Yurttaş Kane çağlarının ardından, yeni on yılların Yükseklik Korkusu çağı olarak anılacağını ...Yükseklik Korkusu'nun kendini, sinemanın yerine geçebilecek bir film olarak ortaya koyacağını (daha da özetlersek, hayal edebileceğimiz tek rekabetin Hitchcock'un kendi iki başyapıtı, Yükseklik Korkusu ile Sapık arasında olacağını) düşünenler arasında yer alıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı : 126
Basım Tarihi : Aralık 2009
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺6,56 KDV Dahil
Tükendi
Felsefi / politik metinlerden oluşan "Tin Kemiktir" ve popüler kültür metinlerini içeren "Bilinmeyen Bilinenler" serisi farkında olmadığımız ya da görmezlikten geldiğimiz, Lacan'ın "kendini bilmeyen bilgi" olarak tanımladığı alanlara odaklanıyor.
"Sanki Lynch bize şunu anlatmaya çalışıyor: işte yaşamınız sonuçta bu, onun üzerine sahte bir hale örten o fantazmatik ekranın içinden geçerseniz görürsünüz. Seçim kötüyle daha kötü arasındaki, toplumsal gerçekliğin steril iktidarsız kasvetiyle kişinin kendini yok eden şiddetin fantazmatik gerçeği arasındaki bir seçimdir."
(Tanıtım Yazısından)

Sayfa Sayısı : 80
Basım Tarihi : Ağustos 2008
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺6,56 KDV Dahil
Tükendi
Yayınevimizin davetiyle İstanbul'a gelecek olan Slavoj Zizek'in 3-4 Aralık'ta Boğaziçi Üniversitesi'nde Post-İdeolojik Dünyada İdeoloji konferansına paralel olarak hazırladığımız, kendisinin seçtiği popüler kültür metinlerinden oluşan Bilinmeyen Bilinenler adlı küçük kitaplar serisinin üçüncü kitabı.
Zizek, Hitchcock'un eşsiz bir boyutunun olduğunu ve bu boyutu belirleyen şeyin de Lacancı sinthomlar olduğunu iddia eder. "Bu sinthomlar Hitchcock'un filmlerinin sinematik dokusunun kendine özgü tadını, tözsel yoğunluğunu sağlar: Onlar olmaksızın, cansız biçimsel bir anlatıya sahip olurduk." İşte bu sebepten
Hitchcock filmleri bir şekilde arzuladığımız nesneler olurlar. Bu sinthomların yanı sıra Zizek Hitchcock'un eserlerinin Lacan'ın bakış kuramını kusursuzca aktardığını ileri sürer. Zizek'e göre bakışın bu özgün anlarında seyirci bir nesneye bakmaz, resmin kendisi seyircinin fotoğrafını çeker. Hitchcock'un nesneleri adeta bakışa karşılık verir gibi, bize bakar gibidir.
Bu serinin diğer kitapları: Kieslowski, David Lynch, Matrix.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı : 96
Basım Tarihi : Kasım 2009
Kapak Türü : Karton Kapak
Kağıt Türü : 2. Hamur
Basım Yeri : İstanbul
₺8,20 KDV Dahil
Tükendi

Slavoj Zizek Bedensiz Organlar kitabında devrim teorisini, psikanaliz ile sinemayı, antikapitalizmi arka plana alarak baskın deleuze imgesine karşı çıkıyor.

“Deleuze hakkındaki Lacancı bir kitap Bedensiz Organlar...

Peki neden Deleuze? Son on yılda Deleuze çağdaş felsefenin merkezi referansı haline geldi: “Direnen çokluk”, “göçebe öznellik”, psikanalizin Anti-Oidipal eleştirisi ve benzeri kavramlar günümüz akademisinin geçer akçeleri oldu—bunun yanında, Deleuze gittikçe artan bir biçimde günümüz küreselleşme karşıtı Solunun ve kapitalizme karşı direnişin kuramsal temelini atan filozof olarak iş görür hale geldi. Bedensiz Organlar burada “akıntıya karşı kürek çekiyor”: Kitabın başlangıç noktası, bu Deleuze’ün (Felix Guattari’yle beraber yazdığı kitapların okumasına dayanan popüler imgesinin) altında psikanalize ve Hegel’e çok daha yakın olan başka bir
Deleuze’ün, sonuçları çok daha yıkıcı olan bir Deleuze’ün yattığıdır...

Ve son olarak bu yapıtta, popüler “Deleuzecü siyaset”in çıkmazı ve yetersizliği sergilenerek farklı bir “Deleuzecü siyasetin” hatları çiziliyor. Buradaki eleştirinin hedefinde, radikal bir moda kılığında gizlenerek, Deleuze’ü aslında günümüz  “dijital kapitalizmi”nin ideoloğuna dönüştüren Deleuzecülüğün söz konusu yönleri bulunmaktadır.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 14 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2015
₺51,90
Tükendi

 




Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 236
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2013
₺21,00
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 447
En / Boy : 13,5 / 20
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺0,00
Tükendi
Yakın geçmişe kadar rağbet görmeyen, içeriği alabildiğine olumsuz anlam ve yananlamlarla doldurulan bir terimdi "ideoloji". Bu tutumun temel gerekçesini de ideolojinin mutlak doğrular dayattığı yolundaki sav oluşturuyordu. Ama sonrasında ideoloji konusuna yoğun bir ilgi duyulmaya, onun toplum ve kültür kuramı açısından olduğu kadar politik pratik açısından da büyük önem taşıdığı teslim edilmeye başlandı. İdeolojiyi Haritalamak, konu üzerinde çalışan kuramcı ve düşünürlerin en önemli yazılarını bir araya getirmektedir. Zizek’in giriş yazısı ideoloji kavramının Marx’tan günümüze nasıl bir gelişim seyri izlediğini araştırırken; Eagleton, Dews ve Benhabib Frankfurt Okulu ile Lukács’ın yaptığı özgün katkıları değerlendirmektedir. Adorno, Lacan ve Althusser’in, ideoloji çözümlemelerinde özel bir yere sahip olan ve artık klasikleşen metinlerinin yer aldığı kitap, Fransız post-yapısalcı Pêcheux’nun farklı bir geleneğin sürdürücüsü olma savındaki makalesini de içermektedir. Öte yandan, "egemen ideoloji tezi" üzerine kopan o ünlü tartışmada kendini gösteren Gramscici ve Althusserci motifler, ayrıca Bourdieu’nun bu gelenekten niçin koptuğunu özlü biçimde anlattığı mülakat ufuk açıcı nitelikte... Jameson ise geç kapitalist toplumda ideolojinin doğası ve konumuna ilişkin yetkin gözlemlerde bulunarak tartışmaya dahil olmaktadır. İdeolojiyi Haritalamak, kültür kuramının en dinamik alanı haline gelen ideoloji konusunda temel bir başvuru kitabıdır.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 493
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2013
₺28,00
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 81
En / Boy : 12 / 16,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2013
₺2,28
Tükendi
Slavoj Zizek’in hem kendi makaleleri hem de usta sinema eleştirmenlerin makalelerinden hazırladığı bu derleme, 20. yüzyılın en büyük yönetmenlerinden, korku filmleri ustası Albert Hitchcock’un "Arka Pencere"den "Sapık"a kadar bütün filmlerini inceleyerek ve bu incelemelerden çıkan sonuçları ünlü psikanalist Jacques Lacan’ın kavramları ve bakış açısıyla harmanlan bir kitaptır. Bir nevi, bu sefer Lacan’ın analist koltuğuna Hitchcock oturtularak, onun ‘bir ilişkiler sineması’ olarak adlandırılan yönetmenliği enine boyuna irdelenir...
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 15 / 23
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2012
₺28,70
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 175
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2013
₺10,37
Tükendi

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 127
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2011
₺7,41
Tükendi

Matrix'i Slovenya'da bir sinemada seyrederken, filmin ideal seyircisinin yani bir budalanın yanında oturmak gibi bir daha ele geçmez bir fırsata sahip oldum. Sağımda oturan,yirmili yaşlarının sonunda bir adam filme kendini kaptırmış,''Aman Tanrım, vay be, demek ki gerçeklik merçeklik yok!...'' gibi yüksek sesli nidalarla seyircileri habire rahatsız ediyordu. O kılı kırk yaran felsefi ya da psikanalitik kavramsal ayrımları filmle bağdaştıran sözde sofistike entelektüel okumalardansa böylesi naif kaptırmaları hiç düşünmeden tercih ederim...

Slavoj Zizek


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 102
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2014
₺12,00
Tükendi

“Sanki Lynch bize şunu anlatmaya çalışıyor: işte yaşamınız sonuçta bu, onun üzerine sahte bir hale örten o fantazmatik ekranın içinden geçerseniz görürsünüz. Seçim kötüyle daha kötü arasındaki, toplumsal gerçekliğin steril iktidarsız kasvetiyle kişinin kendini yok eden şiddetin fantazmatik gerçeği arasındaki bir seçimdir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 84
En / Boy : 11 / 16
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺12,00
Tükendi

Artık her okul çocuğunun bile bildiği gibi Zizek’in yeni bir kitabı özel bir sıra izlemeden, Hegel, Marx ve Kant tartışmalarını; birçok anekdot ve düşünceleri; Stephen King ve Patricia Highsmith gibi popüler yazarların yanı sıra Kafka üzerine notları; operaya göndermeleri (Wagner, Mozart); Marx Kardeşler’in şakalarını; cinsel ve müstehcen esprileri; Spinoza ve Kierkegaard’dan Kripke ve Dennett’e kadar felsefe tarihine ilişkin düşünceleri; Hitchcock filmlerini, Hollywood analizlerini; güncel olayları; Lacancı doktrinin anlaşılması zor noktalarını; günümüz kuramcılarıyla (Derrida, Deleuze) polemikleri; karşılaştırmalı dinbilimini; son günlerde ise bilişsel felsefe ve nörobilimsel “gelişmeleri” içerir. Bunlar, Eisenstein’ın adlandırabileceği gibi “cazibeler montajı”nda, bir tür kuramsal tören geçitinde sıralanır. Bu gösteride sıra sıra “çokluklar” art arda geçer, seyirciyi büyüler, hayranlık içinde bırakırlar.

- Fredric Jameson


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 438
En / Boy : 15,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2014
₺36,00
1
Çerez Kullanımı