Tıp doktoru, anestezi uzmanı, halk sağlığı doktoru ama önce insan.. Hekim olan, olmayan ama sosyal medya mecrasına azıcık girmiş olan bir kişi Ali Özyurt ismini duymuş, onun paylaşımları ile, özellikle şiir paylaşımları ile büyük olasılıkla karşılaşmıştır; çünkü Ali Özyurt bir sosyal medya fenomenidir, binlerce takipçisi vardır. Yakın zamanda kaybettiğimiz değerli bilim insanı, psikiyatrist Dr Engin Gençtan'ın "İnsan Olmak" isimli kitabının ilk basımının önsözü şu ifade ile başlar: "İnsan var olduğu günden bu yana sürekli olarak, içinde yaşadığı dünyayı ve evreni tanımaya ve anlamaya çalışmış, ancak bu çabası içinde en az tanıyabildiği varlık yine kendisi olmuştur". Ali Özyurt’u, içinde yaşadığı toplumu tanıma, anlama, onu barışın hüküm sürdüğü bir topluma dönüştürme çabasının yanı sıra kendini tanıma, kendini aşma çabasının da üst düzeyde olduğu bir insan olarak tanıdım. Tanıştığınızda sanki uzun zamandır tanıyor olduğunuz algısı yaratan bir insan Ali Özyurt. Bir süre sonra, farkında olmadan Ondan çok şey kazandığınızın ayırdına varıyorsunuz. İyi hekim olmanın yolunun iyi insan olmaktan geçtiği, hekimin yalnızca hastalıkları teşhis eden ve iyileştiren bir insan olmayıp, sosyal iyilik halini de çok önemseyen, bu nedenle insanların eşit haklarla barış içinde yaşadığı bir toplum düzeni için de çaba harcayan bir insan olduğu düşüncelerini yaşam felsefesi yapan bir insan Ali Özyurt, İşte bu felsefe doğrultusunda sürdürdüğü yaşamının İstanbul Tabip Odası aktivistliği ve yöneticiliği dönemine ait kesitini kendine özgü, samimi, yalın bir dil ile anlatıyor. Okurken, Onun coşkusu size de yansıyor; bazen gülüyor bazen de gözleriniz yaşarıyor, iyi hekimlik mücadelesinin yanı sıra barış ve demokrasi mücadelesine, içi insan sevgisi ile dolu, şiir sevdalısı bir hekimin bakış açısı ile tanık oluyorsunuz. Tarihe düşülen önemli bir kayıt aynı zamanda bu kitap. Kısaca, okunası bir kitap.

- Taner Gören


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺30,00

“Tuhaf” çoklu, göreceli bir kavram. Yere ve zamana göre değişen, adeta yaşayan bir kelime. İçinde yadırgamayı, önyargıyı, sevgisizliği ve şaşkınlığı taşıyor. Bu yüzden tuhaf sayanın bakışı tuhaf oluyor, tuhaf gözle bakılan tuhaf kaçıyor, belki de tuhaf bakan kişi bir tuhaflık taşıyor...

Tuhaflık nerede başlar, nerede biter? Sınırı var mı? Neye, kime göre tanımlanır tuhaflık? Tuhaf demek, “başka” demek midir? Bu kavram gittikçe ötekileşiyor. Oysa tuhaflık, bir nevi ele avuca sığmazlık, farklılık, belki biraz derinlik ya da istenmeyenden kaçma isteğine dayanan farkındalık…

Fulya Bayraktar, öyküleri yoluyla “Bana Öyle Tuhaf Bakma” derken tuhaflığı, birbirimizi dinlemeye, anlamaya bir yol açmanın döşeme taşı olarak kullanıyor. “Tuhafamaneden” de diyor öykülerinde, “ama”ları, “neden”leri kullanmadan farklılıkları, başkalıkları kabullenmenin bir yolu olması gerektiğini de hissettiriyor. Çünkü olağan hayatların içinde sıradan günler yaşayan insanların ufacık fark edişleri, küçücük isyanları, sessiz serzenişleri bile onları “tuhaf” yapmaya yetiyor. Oysa tuhaf da insan coğrafyasında bir ülke. Öykülerde, tuhaf görünmekten çekinen, çekinmeyip olabilecekleri göze alan, bozkırın sıkıcı yaşamına sığamayan insanlarına dokunuyoruz.

Fulya Bayraktar, gri bir kentin bürokratik, soğuk ve boğuk atmosferinde, istemedikleri bir yaşam süren, çoğu kez de bunun farkında olan insanları anlatıyor. Her biri bize tanıdık gelen kahramanlarına, “Bana Öyle Tuhaf Bakma”yın dedirtiyor. O anda biz tuhaf gözlerle bakıyoruz onlara… Çünkü yazar bize ricasını tersinden sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺30,80

İnsanlık belki de nefes aldığı her günü anlamlı kılmak için, adına “kıyamet” dediği tek bir gün yarattı. Her şey o günü ötelemek ya da o günü aşmak içindi. Tekinsiz bir gündü kıyamet. Ne zaman geleceğini, gelince ne olacağını bilmediğimiz… Kutsala yazdı insanlık. Eşitlik ondan sonra başlayacaktı, günah sevap tartılacaktı, Sırat Köprüsü’nden geçilecekti. Ya cennet ya cehennem, başka yer yoktu. Belki bir süre Araf’ta bekleyecekti o kadar. Peki, ya kıyamet her günse. Kıyamet bugünse. “Kıyamet ha kıyamet”se yaşadığımız. Cehennem de cennet de bizsek… O zaman ezberi bozulacaktı insanlığın. Ki ezber bozuldu.

Kıyamet, geçmişle bugünün, değişimle durağanlığın, gelenekle modernin, küreselle yerelin kol kola olmasındaydı. Kıyamet, modern öznenin parçalanışında, sonra da bütünüyle kendini kaybedişinde, yok oluşundaydı. Kıyamet, anlamın doğmayışında, değerlerin gün be gün batışındaydı.

Hakan Sipahioğlu Kıyamet Ha Kıyamet’te bir ayağı küresel ağlarda, bir ayağı yaylalarda, İngilizceyi de memleketinin ağır şivesini de hemen hemen aynı yetkinlikle konuşan, tuhaflık derecesinde özgün bir kuşak üzerinden insanlık dramını anlatıyor. Yalnızca mekânsal değil, zamansal, kültürel ve ahlaki alanlarda da sınır geçişleri yaşayan, daima gezinti halinde olanların öykülerini. Modern ile geleneksel arasındaki sınırı insanla siliyor.

Hakan Sipahioğlu, dil yardımıyla bir yarık açıyor. Bize günümüz yaşamını eskimiş bir dille aktararak, dünle bugünü buluşturuyor. Adam Smith Müslüman oluyor, Muhittin bey kızı için kuş azat ediyor, oğul mirası değil miras oğlu devralıyor, “doğunun Paris’i” Paris’e kavuşuyor, kuramı olan züğürdün çenesi düşüyor, uyuyanlar gökdelenkondulara taşınıyor, denizden balık değil töre çıkıyor…

Çünkü sentez çelişkinin günahı, ayıbı… Çünkü yanlış yaşam doğru yaşanmıyor. Çünkü “Negatif Diyalektik” sahteyle barışmayı veya sahteye kanmayı değil, sahteyi açığa çıkarmayı bekliyor…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 104
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2019
₺38,30

Bağdatlı şehzade Barmecide’in, bir dilenciye boş tabaklarla “ziyafet çektiği” hikâyeyi bilirsiniz. Ancak boş tabaklardan oluşan bu bahşedilmiş ziyafet, pek tabii ki Bağdatlı dilencimizin karnını doyurmaz. Barmecide’in sofrasında, dilencinin, olmayan yemeklerle ziyafete alınması, aslında trajikomik bir olay anlatır bize; trajikomiklik olmayanın zarafeti ve şatafatından yeşerir. Bu tıpkı günümüz insanının, yaratılmış, görkemli sanal hikâyelerle beslenmesi mefhumunda olduğu gibi, özünde bir aldatma hikâyesidir. Şehzadenin, hayali ürünlerle, dilencinin zihninde sanal gerçeklik yaratmaya çalıştığını anlatan öykü; günümüz şehzadelerinin (siz kapitalizm diye okuyunuz), bir çeşit dilenciye çevrilmiş olan günümüz insanına sunduğu “ziyafet” öyküsüyle örtüşür. Her iki öykü de tam bir fantazmagoryadır.

Ancak günümüz insanının, Bağdatlı dilenciden çok daha şanslı(!) olduğunu söylemeliyiz; çünkü önüne serilmiş olan Barmecide sofrası çok daha şatafatlı, zengin ve boydan boya boş tabaklarla dolu. Üstelik bu boş tabakların her birinin içinde bireyi, ve dolayısıyla toplumu geçici doyma hissine ulaştıran bir sürü hayali yemek var. Kuşkusuz “din” bu yemekler içinde en doyurucu olanı; ama itiraf etmek gerekir ki en lezzetlisi değil. “Futbol”, Barmecide sofrasındaki en lezzetli yemek olma konusunda liderliğini bir süre daha kimseye kaptırmayacak gibi. Lakin tüm doyuruculuğuna ve lezzetine rağmen “din” ve “futbol”; asla “ulusçuluk” kadar besleyici değiller. “Ulusçuluk”, sofradaki boş tabağa konduğu ilk andan itibaren, günümüz dilencisi olan sıradan birey için, her zaman besin değeri en yüksek hayali yemek oldu ve bazen sofraya hiç beklemediklerimiz de oturdu…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺43,50

Şiirin öyküye en yakıştığı, en çok yaklaştığı yerde Aşk vardır.

Çünkü Aşk, kendi öyküsünü şiirle yazar.

Şilan Avcı’nın kitabı, Aşk’ı anlatıyor; bir nehir öykünün içinden usulca akan şiirle… Başka Bir Hayatta, aslında bir şiirin; sonunda şiir olmuş iki insanın, iki aşığın öyküsü… Sınırların Aşk’a baskın çıkıp başka bir hayatı imkansız kıldığı yerde, coğrafya kendisini kutsar. Başka bir hayatta geçirilen koca bir ömür, yolun sonunda görülen hesap, coğrafyaya karşı kırgın bir öfke...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 70
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺35,30

“Işıltılar İmgeler: Ressamın Minör Dünyası”, adına uygun bir üslupla kaleme alınmış öykülerden ve onlara eşlik eden yazarın kendi resim çalışmalarından oluşuyor. Resimle edebiyatın bu denli iç içe geçtiği, öyküleri okurken resime ve ressamların yaşam algılarına ilişkin bu denli ayrıntıya vakıf olunabilecek bir başka saf edebi eser Türkçede yok denebilir.
Öyküler duru, çoğul ve çatışkılı; yaşamın sakıncalı, hassas yerlerine çomak sokan, çıkış arayan, kışkırtan, sancılı bir dile sahip. Okur, bu dilin şirazesine kolayca girebiliyor ve kendini imgelerin, metaforların felsefi bir derinlikle sarıp sarmaladığı bir akış içinde, yazarın mültecilik yaşamını geçirdiği Avustralya’nın yerli ve göçmen renkleri içinde buluyor.
Yazarın kitapta yer alan resimleri, öykülerin yarılmış bir düzlemde renk diliyle yeni bir anlatımı izlenimini veriyor.

Resme bakınca, öykünün mizacını, iç iklimini ve meramını anlamış gibi oluyor insan. Kitap bir bütün olarak, kalem ile fırçanın aynı duygu dokusunda iç içe, farklı ve muzipçe gülümseyişini çağrıştırıyor. Dil sadece insana değil, diğer canlılara da değil, her varlığa, her kıpırtıya, her ışıltı ve her renge özgü bir gerçeklik mi diye sormadan edemiyor insan.

İçtenlik ve humor, ahlaka ve kurala mesafeli yaklaşım, özgür cinsellik, yaratma tutkusu, boşluğun gücü ve arayan, acı çeken kültürler: Aborcinler, Maoriler, İrlandalılar, Anglosaksonlar, Dukhaborlar, Kürtler, Yahudiler... Hayatın katı ruhunu çatlatan, gel-gitlerini tersine çeviren fırçaların, renklerin serüveni...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2018
₺42,00

Basit ve dokunaklı bir kelime olan "Nosotros"(Biz), bu kitapta anne ve çocuk arasındaki güçlü bağları temsil edilmektedir.

"Nosotros"(Biz) gerçeğin ve zamanın ötesine geçen, değişiklikleri aşan daimi ilişkilerden bahsediyor.

Bu, anne ve çocuğun sevgisinin nasıl değiştiğinin  önemi olmayan,  nasıl kalacağını gösteren güzel bir kitap.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 36
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 5.2018
₺37,50

Charlotte’nin dünyayı daha iyi şekilde görmeye yarayan sihirli gözlükleri vardır. Gözlüğü taktığında her şey farklılaşır.

Bu  kitap çocukların gerçek hayattaki zorluklarla başa çıkmasını, zorluklardan kaçmamasını hatta ufak iyiliklerle  dünyayı değiştirebileceğini gösteriyor.

Günlük hayatımızdaki küçük davranış değişiklikleri, çevremizdeki insanlarda değişimler yaratabilir.

Hatta Dünyada Bile!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 28
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 5.2018
₺34,50

“Turhal’da Devrimci Mücadele, Göç Yolundan Devrimci Yol’a” 1970’li yıllardan 1990 başlarına dek, Turhal ekseninde, yer yer Sivas’tan Karadeniz’e kadar uzanan bir coğrafyanın mücadele öyküsü. Birçok yönden özgünlük içeren bu kitap sadece bir sol tarih anlatımından ibaret değil. Kitap aynı zamanda bir kasabanın, Turhal’ın, sosyolojik gelişimini gerek yüzyılları içeren bir tarihsel kesit içerisinde gerekse de yazarın kendi yaşam öyküsünün arka planında canlandırıyor. Kitabın yazımı da bir aşağıdan tarih anlatısı şeklinde özenle ele alınmış. Okurken içinde büyük tahliller ya da kestirimler bulamayacaksınız. Ama olayların içine yedirilmiş çok fazla öğrenilecek şey olduğunu göreceksiniz.

“Turhal’da Devrimci Mücadele, Göç Yolundan Devrimci Yol’a” okuru hızla saracak bir kitap. Az bilinen bir Anadolu kasabasının yaratıcı mücadelesinin ayrıntılarına vakıf oldukça bu toprakların barındırdığı dinamizmi derinlemesine kavrayabilme olanağı tanıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺56,95

İki bölümden oluşan bu çalışma, neoliberal emek siyasetini esasen hukuka ve yargıya müdahale dinamikleri üzerinden okumaya çalışmaktadır. Bu bağlamda ilk bölüm, ‘çıkarlar alanını’ oluşturan iş mevzuatının çeşitli düzenlemelerle ‘işletme hukukuna’ dönüştürülmesine ışık tutmakta; sermayenin talepleri doğrultusunda güç kazanan kuralsızlaştırma pratikleri inceleme konusu edilmektedir.

İkinci bölüm ise ‘haklar alanını’ oluşturan veya ‘kazanılmış hak’ statüsü taşıyan, bugüne kadar bağımsız yargının meselesi olmuş bir işleyişin dönüşüm hikâyesini aktarmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda iş uyuşmazlıklarında zorunlu arabuluculuğu gündeme getiren düzenlemeler tartışma zemine çekilerek sınıfsal kazanımların özelleştirilmiş yargı marifetiyle piyasalarca geri alınma formülünü deşifre etmeye çalışmaktadır. Kısacası, iki bölüm birlikte okunduğunda görülmektedir ki, hukuk dolayımıyla yürüyen çelişkileri besleyen temel dinamik bir sınıf çelişkisi sorunudur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺37,50

Yazışma formatında tasarlanıp yürütülen bir çabanın meyvesi olarak elinizdeki kitap, “beden ve tıp” temalarının “felsefe” ile ilişkilendirilme denemesinden çok daha fazlasını içeriyor.
Bir tıp doktoru ile bir felsefe doktorunun, yani bir hekim ile bir felsefecinin tanığı olacağınız bu karşılaşmasında, ortaklaşılan konular birer vesile kılınıyor ve sözü edilen diyalojik temas, çok geçmeden geniş aralıklara, çatallanan yollara açılıyor.

Dokunan mekikler ile temas edilen uğraklar ise uzadıkça uzuyor: Platon ve Aristoteles, Foucault ve fenomenoloji, Canguilhem ve Bichat, Husserl ve Derrida, Nietzsche ve Spinoza, Blanchot ve Beckett, Marx ve ötesi, canlılık ve yaşam, insan ve hayvan, sağlık ve hastalık, gövde ve beden, psikiyatri ve antropoloji, psikoterapi ve psikanaliz, Freud ve anti-morfoloji, R. D. Laing ve anti-psikiyatri, bilim ve edebiyat, feminizm ve queer, biyoetik ve biyoteknoloji, biyopolitika ve mikro-sosyoloji, tıbbî epistemoloji ve tıp tarihi...

Uğraklar ve duraklar çeşitlenirken, “tıp felsefesi” literatürü özelinde Türkçedeki o geniş boşluğun bir nebze de olsa telafi edilebilmesi adına, okurların önüne keyifli bir fırsat çıkmış oluyor.

Ucu açık bir davet: Vade mecum… Birlikte yürümekten daha güzeli var mı?
Bu sarsak, mahcup ama mağrur yürüyüş davetine, Özgür Taburoğlu da “takdim” iyle icabet ediyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺41,65

“Feminist Sosyal Politika: Bakım, Emek, Göç” adlı bu kitap sosyal politika alanını feminist bir mercekle inceliyor. 1990’lara değin sosyal politikanın odağına oturan erkek işçinin dışında, ev içi ücretsiz emek, güvencesiz kadın emeği gibi mecralara dümen kıran bir sosyal politika kitabı görüyoruz karşımızda.

Bu kitap, hizmet sektörünün eğreti işlerinde kadınların konumundan, bakım emeğine, göç ve sığınmacılığa kadar uzanan güncel tartışma alanlarını toplumsal cinsiyet deneyimleri üzerinden yeniden yorumluyor. Gülay Toksöz’e armağan edilen bu kitap, Türkiye’de toplumsal cinsiyet çalışmalarının öncülerinden olan Yıldız Ecevit ile bu alanın gelişimi ve sosyal politika araştırmalarına katkıları üzerine gerçekleştirilen keyifli bir söyleşi ile başlıyor.

Kitabın Feminist Ekonomi ve Bakım Politikaları başlıklı ilk bölümünde, İpek İlkkaracan’ın dünya literatürüne armağan ettiği “Mor Ekonomi” kavramıyla tanışıyoruz. Ardından çocuk ve yaşlı bakımına ilişkin refah devleti politikalarının tartışılmasına şahit oluyoruz. Kitabın Kadın Emeği, Geçicilik, Eğretilik başlıklı ikinci bölümünde, ilk önce işçi kiralamanın temel özellikleri kadın istihdamına etkileriyle birlikte ele alınıyor.  Ardından hizmetler sektörünün düzensiz ve güvencesiz işlerinde kadın istihdamının boyutları analiz edilip, Alışveriş Merkezlerinde çalışan kadınların istihdam koşulları irdeleniyor. Kentsel Ve Tarımsal Üretimde Suriyeli Kadın Emeği’nin ele alındığı üçüncü ve son bölümde ise Adana Ovası’nda ve Denizli Kentsel İşgücü piyasasında Suriyeli Kadın İşçilerin göçmenlik ve kadınlık deneyimlerine mercek tutuluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 312
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺57,00

Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşana kadar kitaplar avcıyı övecektir, derler… İşte Negt ve Kluge’nin eserinin odağı da, Habermas’ın anıtsal yapıtı Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’nün önsözünde bir cümleyle değinip geçtiği “tarihsel süreçte bastırıldığı söylenebilecek bir kamusallık türü olan plebyen kamusallığı” biçimindeki temkinli ve bulanık ifadeyi netleştirmek, onu ismiyle “proleter kamusallığı” olarak çağırıp incelemek, bu alternatif kamusallığın bir karşıkamusallık olarak tarihsel bağlamını işaret etmek ve güncel imkânlarını açığa çıkartmak… Burjuva kamusallığının türevi olmayan bir proleter kamusallığı fikri; çürümekte olan burjuva kamusallığına karşıt bir etkili kamusallık... Sadece reel proleter kamusallık girişimlerini soruşturmak değil, gelişmiş kapitalist toplumların iç çelişkilerini de, proleter karşı-kamusallığın lehinde işleyerek geliştirmek, praksis-teori ikiliğini aşmak. Bu kitabın odağı işte bu. Kluge ve Negt, emek süreçlerini, dili, medya karteli ve televizyonu, gündelik yaşamı, emperyalizmin yeni biçimlerini, işçi sınıfının mücadele tarihini ve yenilgilerini “tecrübe” kavramı ışığında yeniden değerlendiriyor. Devrimci teori ve pratiğin büyük ustalarının bıraktığı bakiye, geç kapitalizmin yeni koşullarında ne ifade eder? İşçi sınıfı, bizatihi gündelik yaşamı işleyerek çalışan yeni üretim kamusallıkları tarafından kapsanmadan, onunla nasıl başa çıkılabilir? Yazarların siyasal hedefi, proleter tecrübesinin içeriğini belirlemek değil, ekonomi politiğin kavramlarını, insanların gerçek tecrübeleri yönünde geliştirebilecek bir tartışma çerçevesi kurmak.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 464
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2018
₺74,80

Doğru bir biçimde kavranan refleksiyon belirlenimleri, o nedenle, özerkmiş gib görünen varlıkların teolojiden miras alınmış olan ama bugün de hâlâ etkisini sürdüren katı düalitesini olduğu gibi, şey-lik ile analoji yoluyla oluşturulan dolaysız biçimde sabitlenmiş nesnellik formlarının, bu formları birleştirip ayıran ve edimsel etkileşimlerini ifade eden salt ilişkiler, bağıntılar, vb. karşısında bir tür ontolojik önceliğe sahip olduğu yönündeki eski önyargıyı da yok etmektedir.

Toplumsal Varlığın Ontolojisi’nin Hegel bölümünde yazdı bunları Lukacs; 1960’lı yıllar boyunca kaleme aldığı binlerce sayfa ölümünden sonra öğrencileri tarafından derlendiğinde Marksist literatürün en verimli tartışmalar ve bu tartışmalarda ortaya çıkmış sorulara ikna edici cevaplardan örülü muazzam bir kaynaktı karşımızdaki. Zur Ontologie des gesellschaftlichen Seins, Hegel’in Doğru ve Yanlış Ontolojileri, Marx’ın Temel Ontolojik Düşünceleri ve Emek başlıklı üç bölümü seçilerek 1972 yılında yayınlanmıştı. Neo-pozitivist, varoluşçu, mekanik materyalist ve Yeni-Kantçı ontolojilere yöneltmiş olduğu güçlü ve diyalektiği merkeze alan polemiklerinin yer aldığı Neo-Pozitivizm ve Varoluşçuluk, Nicolai Hartmann’ın Hakiki Bir Ontolojiye Yönelişi bölümleri ile Toplumsal Varlığın Emek dışındaki Yeniden Üretim, İdeal ve İdeoloji ile Yabancılaşma başlıklarını da içeren tam basımı için Macarca’da 1976’yı, Almanca’da ise 1986’yı beklemek gerekecekti.

Tertium datur; nesne ve özne, yapı ve fail ya da doğa ve toplum gibi varlık formlarını mutlak bir dualite içinde dikatomik olarak ele alan düşüncelere karşı üçüncü yol Lukacs’ı anlamak için belki de en verimli ifadedir. “Doğanın nesnelliği”ni analoji yoluyla topluma yansıtarak diyalektiği insan dünyasının “doğa-yasası” haline getiren görünüşte ontolojik savların Marksizm içindeki yorumları ile pozitivizmin ve neo-pozitivizmin, diyalektik olmayan, doğa ve toplum yasalarını formca bir gören anlayışları yapının (nesnenin, doğanın) özne karşısındaki önceliğini vurgulayan mekanik materyalizme yol açarken; Öznenin varoluşunu ve bu varoluşun belirli kategorilerini yapı karşısında önceleyen, ontolojiyi epistemolojiye indirgeyen Varoluşçu, Yeni-Kantçı savlar da idealizmin düalist ‘ontolojisinin’ öznelci biçimlerini üretmektedir. Toplum ve doğanın birbirlerinin karşısındaki tözselliğini vurgulayarak bunlardan birinin diğerini belirlediğine yönelik bir öncelik koyutlaması ile çalışan bu ‘öznelci’ ve ‘nesnelci’ teorik pozisyonlar toplumsal varlığın yapısını açığa çıkaramaz. O halde toplum ve doğanın birbiri karşısındaki değil birbiriyle ilişkisinin kategorileri belirlenmek suretiyle üçüncü bir yol bulunmalı ve Toplumsal Varlığın Ontolojisi bu yeni yolda açığa çıkarılmalıdır.

Tertium daturun sonuçları kışkırtıcı sorulara yol açar: daha önceden toplum karşısında “yasalılığı” nedeniyle ideal olarak gözüken doğanın, kapitalizmde ancak ve ancak toplumla dolayımlanmak suretiyle mi anlaşılabileceği bunlardan ilki ve temel olanıdır. Hadi biz daha da kışkırtıcısını soralım; Lukacs’ın karşı çıktığı bir pozisyondan, Klasik ve mekanik materyalizmin toplumu doğa formunda “yasalılık” aracılığıyla ele alan teorik konumu, kapitalizmin toplumu mantıksal olarak üzerinde işlem yapılabilir bir “doğa” ya dönüştürmesi ile maalesef bir geçerlilik kazanmamış mıdır?

Cebimizde bir çok soru; Lukacs’ın önemi budur…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2018
₺84,00

Sağ Popülist siyaset yapma biçimlerinin neye tekabül ettiğine, LGBTİ ve feminist hareketlere ve bu hareketlerin kaygılarına değindiğimiz bu sayıda, Sağ popülist siyaset yapma biçimine karşı queer siyasetin olanaklarını değerlendirdik. Queer siyasetin tam da kendine içkin belirsiz halinin bu melez siyaset yapma biçimiyle ilişkisini inceledik.

Sağ Popülizm Dosyasında Neler Var?

Alev Özkazanç yeni sağ hareketler ve rejimlerin perspektifinden yorumlandığında, artmakta olan cinsiyetçilik, homofobi, kadın düşmanlığı, hiper-erkeksilik ya da pek hafif kaçan bir ifadeyle aileci muhafazakârlık başlıklarını “Toplumsal Cinsiyet Karşıtı Hareketler, Otoriter Popülizm ve Türkiye” yazısında Kaos GL Sağ Popülizm sayısı için ele aldı.

Bunun beraberinde Queer-feminist, anti-kapitalist tasavvurlara olan toplumsal ihtiyaçları ve toplumsal cinsiyet karşıtı politikaları eleştirel feminizmin görevi olarak radikal bir şekilde tekrardan politize edilmesi meselesini Jenny Gunnarsson Payne & Sofie Tornhill kaleminden okuyoruz. Katarina Giritli-Nygren ve Angelika Sjöstedt Landén sözleriyle de toplumsal cinsiyet karşıtı, Femo/Homo-Ulusalcı ortamda feminizme dair birlikte düşünüyoruz.

“AKP Popülizminin Üç Yüzü” ile kürtajdan kahkahaya varıncaya değin, AKP popülizminin sayısız emarelerinden üç tanesini Gökhan Başbuğ yazısında inceliyoruz. Aynı zamanda neoliberalizm ve sağ siyasetin cinsellik ve HİV+ yaşama etkilerini, çok yönlü ayrımcılık politikalarıyla dışlanma ve küresel ölçekte kurduğu bağlantılar açısından B. Özen Demir’in yazısı ile derinleştirmeyi hedefliyoruz.

“Sağ Popülist Queerler Nelerdir, Nerede Bulunurlar?” ve “Arjantin’deki Yasal Kürtaj Savaşı: Politik Bir Mücadelenin Anlamları ve İmleyenleri Nelerdir?” sorularına Dersu Ekim Tanca ve Paula Biglieri ile cevap aradağımız , Gözde Yılmaz’ın kaleminden popülist hareketlerin toplumsal etkilerini sorguladığımız yazılar ve daha fazlası ise dosyada siz okurlarımızı bekliyor.

Yaşamın Dünü ve Geleceğine Dair Yansımalar: Güncel Sayfalar

Güncel sayfalar Britney’in LGBTİ+ ikonu olma serüveni ile bizleri selamlıyor. Semih Özkarakaş’ın kaleme aldığı yazı, popüler dünyanın yıldızları Madonna ve Christina ile Britney’in MTV’deki “skandal” olarak yorumlanan öpüşmelerinden, günümüz LGBTİ+ popüler dünyasındaki renkli adımlarına kadar bir yolculuğa çıkarmakta.

Mert Güzel’in bu kışa dair kozmosu yorumladığı, yıldız haritamızı çıkardığı astroloji yazısı ise hepimiz için bir rehber değeri taşıyor. “Bu kış bizleri neler bekliyor?” “Merkür retrosu hangi burcu nasıl etkileyecek?” ve “Kararlarımızı alırken nelere dikkat etmeliyiz?” sorularının cevaplarıyla daha fazlası Gök Günlükleri köşesinde bizleri bekliyor.

Peki sizler kışlık filmlerinizi hazırladınız mı? Sinema takipçileri için Kaos GL Kasım-Aralık sayısında Ali Özbaş Queer ve LGBTİ+ film arşivinden bir derleme hazırladı. John Cameron Mitchell imzali filmlerden, Xavier Dolan’a kadar uzanan liste, çok yakında vizyona girecek olan LGBTİ+ filmleri de ele almakta.

Tüm bunların yanı sıra Avukat Kerem Dikmen’in “Bir Polis Devleti Hikayesi: Ankara Valiliği Yasağı” ile küresel ölçekte LGBTİ+ yasaklarına dair değerlendirme yazısı; otoriteryanizme meydan okuyan alternatif sanat alanı RJNR/sub.squ’yu bizlere tanıtan Umut Güven söyleşisi, Aslı Alpar çizim ve röportajları, Volkan Gültekin’in Sosyal Belediyecilik anlayışına dair kaleme aldığı yazısı ve Hasan Basri Çifçi’nin Sapma Günlükleri’ne değin bir çok içerik güncel sayfalarda!

Keyifli Okumalar!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 56
En / Boy : 21 / 29,7
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 11.2018
₺30,00

Kapitalist ve kapitalizm öncesi üretim tarzlarına içkin üretim ilişkilerinin sorunsuz bir şekilde yürütülmesini sağlayan en önemli araçlardan birisi emek denetimi uygulamalarıdır. Emek denetimi, kapitalist sınıf tarafından işçi sınıfı mücadelelerine karşı kullanılan bir yönetim stratejisidir. Emek denetim aygıtlarının gelişim ve değişim süreçlerine yön veren temel etken de işçi sınıfı mücadelesidir. Bu bağlamda, çeşitli emek denetim araçlarından bahsetmek mümkündür. Emek denetimine ve bir bütün olarak işletme yönetimine dair fikirlere ve uygulamalara yön veren işletme yönetim teorileri bunlardan birisidir. F. W. Taylor’ın 1800’lü yılların sonuna doğru esaslarını oluşturduğu Bilimsel Yönetim Yaklaşımı’nın (Taylorizm) ilk örneğini teşkil ettiği ve sonrasında birtakım bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya konulan ilkelere göre oluşturulan diğer yönetim teorileri işletme yöneticilerine bu konuda yol göstermektedir. Öte yandan, işçi mücadelesi ve emek denetimi arasındaki ilişki tarihsel bir düzlem üzerinden takip edilebilir. Örneğin; Bilimsel Yönetim Yaklaşımı 19. yüzyılın sonuna doğru büyüyüp güçlenen Amerikan işçi sınıfı mücadelelerinin; İnsan İlişkileri Yaklaşımı, işçi sınıfı tarafından Bilimsel Yönetim uygulamalarına yöneltilen tepkinin ve Birinci Dünya Savaşı ile 1929 Ekonomik Bunalımı’nın sonucu olarak ABD ve Avrupa’da ortaya çıkan huzursuzluğun; Toplam Kalite Yönetimi Yaklaşımı ise (Neo-Taylorist Japon Yönetim Yaklaşımı) fordist üretim ve yönetim rejiminin yarattığı yıkımdan dolayı 1960’lı yılların sonuna doğru tüm dünyayı baştan başa saran grevlerin,
kitlesel eylemlerin ortaya çıkardığı yaklaşımlardır.

Benzer bir düzlem, Batı ülkelerinde olduğu gibi belirgin nitelikler sergilemese de, Türkiye örneği üzerinden de tanımlanabilir. Bu anlamda, özellikle 90’lar sonrasında yaygınlaşan Toplam Kalite Yönetimi uygulamalarının, 70’li yılların sonlarına doğru güç kazanan; 12 Eylül 1980 darbesiyle engellenen ve 80’li yılların sonuna doğru tekrar canlanan işçi sınıfı mücadelelerine karşı sermaye sınıfı tarafından getirilmiş bir cevap olduğu düşünülebilir. Bu çalışmada amaçlanan, emek denetimi ve işçi mücadelesi arasında kurulan ilişkiye dair kuramsal bir çerçeve çizmek ve bu çerçevenin Türkiye koşullarında ne şekilde oluştuğunu ortaya koymaktır. Mücadele-denetim ilişkisinin kolektif işçi sınıfı hareketlerinin yanı sıra, daha mikro bir boyutta ve makro boyuta ek olarak, işletmeler düzeyinde ne şekilde gerçekleştiğini ve geliştiğini göstermek amacıyla da bir saha çalışması yapılmış ve bu saha çalışmasının bulguları metne eklenmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 240
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺39,95

Yan komşunuz geceleri duvarlara sloganlar yazan bir isyankar. Evet, içe kapanık o genç çocuk... Efendi de bir çocuktu halbuki.

İnanamadınız değil mi?

Hayatın kırılma anlarından sonra kırılgan insanların savruldukları yolları göreceksiniz bu kitapta; bir yalandan sonra kaçtığınız kuytu, bir ölümle başınıza çöken dünya, bir aşk sonrasında yuvarlandığınız girdap.

Acıların hiçbirinin gerçek olmadığına kendinizi inandırarak, dizinizdeki çiziklerle, ellerinizdeki yaralarla uyusaydınız geceleri, sabah uyandığınızda kanayan yaralarınıza bakıp tekrar başlasaydınız aynı güne…

Her adım yavaş. Her çözüm boş. Her düşünce eskimiş.

O, duvarlara yazılar yazıyor. Siz ne yapardınız? Nasıl uzaklaşabilirdiniz kaçtığınız şeyden?

Kendinizden.

Akın Çokuğurluel, iddialı ve sarsıcı bir kitapla; üçüncü romanı Çobanaldatan’la okurların karşısına çıkıyor.

Yazar, diğer kitaplarında da dikkat çeken akıcı üslubu, dışımızdaki dünyanın düzeniyle uğraşan konu seçimi ve ince bir zekayla oluşturduğu olay örgüsüyle hayatın, ölümün, kabullenişin, varoluşun sırlarını da bağırıyor. Tüm sessizliğiyle.

Dinlemeye hazır mısınız?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺39,00

“İki farklı dünya. Birisi kül tepelerinin ardında, susuz, denizsiz, şiirsiz, aşksız, insansız Beta. Diğeri yemyeşil, gecesiz, kışsız, şiirli, şarkılı, düşlü, renkli Alfa. İki dünyayı buluşturansa gittikçe sönen Güneş.

Beta’yı küle çeviren Elitler nükleer felaketin yaklaştığını anlayınca Alfa gezegenine göç ederek, sayıca kendilerinden çok olan Çirkinleri, Beta’da kaderlerine terk ederler. Yüzyıllar sonra Güneş’in sönmeye yüz tutması iki halkı yeniden buluşturur. Çirkinler Kusursuzlara, Elitler Mutlara dönüşmüştür. Kusursuzlar yapay zekâlarla yaşarken, Mutlar doğayla buluşur ve ilkel komünal yaşama geçer. Evrenin geleceği iki dünyanın sil baştan yazacağı hikâyeye bağlıdır.

Çok Çağı, aşkı yeniden icat etmek için yollara düşen Tamur’un ve atalarının geride bıraktığı çaresizlikle yüzyıllar sonra yüzleşen Mutların hikayesi.

Çok Çağı, içinde Gılgamış’ı, Nuh Tufanı’nı ve pek çok mitolojik öyküyü saklayan; dünü, bugünü, geleceği saran bir dram. Hem ütopya, hem de distopya. Doğayı, aşkı, şiiri teknolojiye kurban eden insanlığa dair bir bilimkurgu.

Aslında Çok Çağı, Tamur’un evrene sığmayan kocaman yüreğini anlatan tanıdık bir aşk romanı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 184
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺39,00

Betimleme ve atmosfer ustası Mehmet Sürücü’nün muhteşem öykü kitabı Ah Kamilâ, okurlarla buluşuyor.

Sürücü, yazı masasından değil sahici bir dünyadan sesleniyor okura. Yalnız o dünya, yazarın kaleminin ucunda, suya değen söğüt dalları gibi incecik eğiliyor, rüzgârda sallanan örümcek ağı gibi dalgalanıyor, uykulu bir köpek gibi esniyor, rüzgârla denize sürüklenen soğan kabuklarının rengine bürünüp sürrealist bir dünyada yol alıyor. Sıradan imgeler büyülü bir dünyada, bir ressamın fırçasından çıkmışçasına bambaşka ve olağanüstü bir niteliğe bürünüyor. O zaman onun gibi görmek istiyor okur ya da onun gözüyle bakmayı deniyor bu kez imgelere. Soğan kabuğu rengine bürünmüş paskalya yumurtaları gibi, en sıradan şeyleri mor renge batıran bir yazar Sürücü; adeta mor ustası. Onun dilinde peygamberdevesi, bu nedenle Kamilâ oluyor belki de.

Mehmet Sürücü acelesiz. Meselesi ömür değil çünkü, bugün ya da kalabalıklar da değil. Islıktan uğultuya, uğultudan inlemeye, inlemeden çığlığa dönen sesleri dinliyor, deniz suyuyla çalkalıyor bulduğu her şeyi, tuzdan nemden geriye kalanlarla türlü renkte, şekilde, büyüklükte, aslını bir tek kendisinin bildiği yapılar kuruyor önümüze.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺33,80

“Soğuk bir kış günü

-Hava iyice karardı, ha yağdı, ha yağacak dedi annem,

Ve aklına geldi birden:

-Bir şemsiye alayım kendime şuradan,hazır çıkmışken,”

Renk renk, desen desen, çeşit çeşit şemsiyeler dolu sıcacık bir dükkâna doğru yolculuğumuz. Seçtiğimiz şemsiye çok önemli, değil mi? Başımızın üstünü kaplayacak, ne seçersek onu göreceğiz havaya bakınca.

Seçimlerimizin bakış açımızı yansıttığı, bakış açımızın ise ne gördüğümüzü belirlediği üzerine düşündüren; havaları, kar ve kışı bahara dönüştüren; içinizi ısıtacak bir Ayla Çınaroğlu kitabı/öyküsü/hikâyesi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 24
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 11.2018
₺30,00

Küçücük, sapsarı, güzel mi güzel bir kanarya boynunu bir o yana bir bu yana bükerek, kapkara minicik boncuk gözleriyle “Beni al,” der gibi bakıyor bana. O an verdim kararımı:

“İşte bu,” dedim babama,

“En sevdiğim kuş bu işte.”

Kanarya öylece kendi kendine gelmemişti kuşların kafeslere konulup satıldığı bu dükkâna. Başından neler geçmişti neler! Bir hikâyesi vardı ki, macera dolu. Neyse ki Ayla Çınaroğlu’nun kahramanları arasından onun dilini bir bilen çıktı da, dinledik hep birlikte kanaryanın macera dolu öyküsünü.

Bir hayvan dükkânından satın alınan kuşun gözünden özgürlük, kafes, hayvanların yaşam alanları üzerine bir sorgulama... Hayvanların ve insanların bir arada var olabilmeleri ve koşullar üzerine çok boyutlu bir düşünme zemini yaratan Ayla Çınaroğlu öyküsü/kitabı/hikâyesi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 11.2018
₺42,80

Muhafazakâr Kentin İnşası adlı çalışmada yazar, neoliberalizmle muhafazakârlık arasındaki bağlantıları Türkiye özelinde inceleyip özenle ortaya koyuyor. Aynı zamanda neoliberalizmin otoriter yönetimler ile sağladığı uyumu vurgularken de ülkede izlemiş olduğumuz merkezi ya da yerel yönetimlerin mekâna müdahale ederken sergilediği sert davranışların, tavizsiz kararların nedeni de açıklanmış oluyor.

Muhafazakâr kentin inşa edilebilmesi için modern kentin mekâna yansıyan simgesel ögelerinin temizlenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda ortaya çıkan ideolojinin mekânı kendine özgüleme çalışmaları bu yapıtta yeterince ayrıntılı bir biçimde belirtilmiştir.

Dr. Gencay Serter’in bu kitabı ülkede yaşanan mekân üretim süreçlerinin çözümlemesini yapmaktadır. Konuyu tanımlamaya, aydınlatmaya önemli katkıları olacağından kaygı duyulmayacağı açıktır.

Prof. Dr. Can Hamamcı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 296
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺46,75

Kitaplarında hep başka boyutlara geçmekten söz eden anti kahramanımız; dönüşen hayvanlarıyla, gerçekliği inanılmaz kurgulara sığdıran cümleleriyle ve kocaman gözleriyle karşımızda duruyor. Bazı hayatlar belki de yalnızca kendileri için yaşanmamıştır dedirten bir öykü onunki. 

Anti prenses Frida Kahlo ile çıktığımız yolculuğa anti kahraman Julio Cortazar ile devam ediyoruz. Arjantin’in en büyük yazarlarından Cortazar sıradışı gerçekliğiyle karşımızda duruyor. Kitaplarında hep başka boyutlara geçmekten söz eden anti kahramanımız; dönüşen hayvanlarıyla, gerçekliği inanılmaz kurgulara sığdıran cümleleriyle ve kocaman gözleriyle karşımızda duruyor. Bazı hayatlar belki de yalnızca kendileri için yaşanmamıştır dedirten bir öykü onunki.

“Cortazar'ın belki de yaptığı en büyük yaramazlık, hayalî varlıklardan bir dünya yaratmasıydı” diyor yazar. Bu kitapla düşüncenin özgürleşebildiği uç noktaları, insan zihninin yaratabildiği mucizeleri ve yeryüzünün sek sek oyununa sığdığı sadeliği tatma fırsatı buluyoruz.

Yayınevinin çizgisini ve bu kitabı sizlerle buluşturma nedenini belki de yine Cortazar anlatır en iyi:
"Çocukların özgürce oyun oynamasına izin verseydiniz, harikalar yaratırlardı. Ama siz onları elma çizmeye, ağaç çizmeye zorladınız ve çocuğu öldürdünüz".
Uzatın elinizi ve başka bir boyuta geçiverin diye…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 24
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 3.2017
₺37,50

“Kabuğundan soyunur. Sertliğinden kurtulur. Yumuşarken iyileşir et, kabarır.”

Bir yara insana ne söyler? Bedeni insana ne söyler? Bugüne kadar öğrenegeldiği herşeye, özne kurulumunun beraberinde getirdiği tüm ‘bireysellik’ ve ‘tekrar’ dayatmalarına rağmen bedeniyle söyleşme, ona bakma, onu anlama, onun duyumsamalarını ciddiye alma, bilmediği, hiç öğrenemediği bir dilin izini sürme mücadelesine girişmiş bir varoluşun tuttuğu kayıt Anadipsi. Söylem alanının, plastik benlik sunumlarının, klişeleşmiş yargıların periferinde dolaşma cüretini gösterdiğimizde beden ile benlik arasındaki sözde ilişkiden geriye ne kalıyor? Ya da hem fallus hem de logos merkezci cinsel ekonomilerin çoğunlukla söylem aracılığıyla içselleştirdiği beden ve haz politikalarını aşındırmak, kendi ötekiliğini el yordamıyla da olsa deneyimlemeye çalışmak ne ölçüde imkân dahilinde? Ben diyegeldiğimiz yabancı ile tanışmak olası mı? Bir aklın deliliğinden söz ettiğimizde bu iki kelime ile hangi yaşamsal deneyimi aktarmaya çalışıyoruz? Ya da delilik kelimesi, bu kelimeye ‘güya/sözde” karşılık gelen hangi deneyimin, hangi duyumsamanın ikâmesi? Anadipsi, bedeniyle, bu bedenin dünyadaki her türlü deneyim ve duyumsama hali ile yazı arasındaki zorlu yüzleşmeyi göze almış bir varoluşun anlatısı.

Bugün deneysel metinler ile pek sık karşılaşmıyoruz; ancak aynı zamanda da tam da bu tür metinlere gereksindiğimiz bir zamandan geçiyoruz. Beden ve benlik ile kurduğumuz ilişkide yara, acı, hafıza, anne-çocuk ilişkisinin az çok gizemli dinamikleri gibi alanlarda geziniyor Anadipsi. Günlük yaşamın türlü trajedisinin ‘ben’in kendisi ile kurduğu ilişkideki yerini sorguluyor. Şiirsel olmaktan uzak; ancak şiiri olan cesur bir metin.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 64
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺30,80

Yasemin Yazıcı'dan yeni bir öykü kitabı: Sözçalan Karanlık.

Sözü eksilten, bazen de yok eden karanlıkta şiddetin her türlüsüne tanık öykülerden oluşuyor Sözçalan Karanlık.

Zorunlu bir yalnızlıkla, toplumsal bir umutsuzlukta soluklanmaya çalışan öykü insanları, küçük mutluluklar için büyük trajediler yaşarken, geriye hep isyankâr sorular kalıyor. Neden böyle yaşanıyor? Böyle olmak zorunda mı? Bir oyun kâğıdı gibi dağıtılmış kimliklerin çatışmasında, karanlık tarafından tutsak ruhların öyküleri hepsi... Kadın ve çocukların ezildiği, erkeklerin fazlasıyla erk olduğu bir dünyada, birbirine benzemez yaşamlarıyla, aynı uçurumun kıyısında çırpınan insanlar...

Birey ve toplum arasındaki o kırılgan sınırda yazılan, duyumsanan öykülerle Yasemin Yazıcı edebiyatımızda karanlığa karşı kendi ışığını açıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺30,00

Önsevişmesiz Çocuklar,  normal şartlar altında (N.Ş.A) başka bir coğrafyada olsa gülünemeyecek bir dünyayı, tam da bize özgü sıcak, içten bir anlatımla okurun önüne seriyor. Yer Erzurum. Kahramanlar, Erzurum’da üniversite okumak zorunda (!) kalan öğrenciler! Gülecekken burnunuzun direğini sızlatacak, kahkahalar atarken gözyaşlarınızın boşanacağı, milli olmayan yerli bir roman. Aşkı, gençliği, eğitim sistemini, düzeni sorgulamıyor Önsevişmesiz Çocuklar; “Buyur buradan yak!” diyor. Gençliğin “memleket”le olan imtihanı, bu imtihanda sınıf geçmenin imkansızlığı…

Palandöken eteklerinde çocukluklarıyla, en çok da babalarıyla hesaplaşan iki gencin, babalarının yaşamını tekrar etmemek için “Erzurum”la verdikleri dişe diş mücadelede kazanan kim olacak? Erzurum, kızlı erkekli gençliğe nefes aldıracak mı? Bir taşra üniversitesinde kendi dillerini, yollarını bulmaya çalışan kılavuzsuz çocukların büyüme sancıları; ilk sarhoşluk, ilk cinsellik, ilk aşk, parasızlık, arkadaşlık, rekabet, küçük kasaba sıkıntıları...

Ertan Meyan, yarattığı anti-kahramanlarıyla, bu memlekette hayatla baş etmenin zorluklarını, yine de yılmadan, vazgeçmeden ayakta kalma çabası içinde olan “bizler”i anlatıyor:

“Biz önsevişmesiz, çat çat dünyaya gelmiş çocuklarız. Gerçekten bak. Aşk meyvesi falan olduğunu mu düşünüyorsun? Yabani meyveyiz biz dostum. Yağmur yağmış, güneş çıkmışsa ne âlâ, yoksa Allah’a emanet büyümüşüz. Tadımız ekşi bizim, olmamışız. Anlıyor musun? Kötü babalar, kötü öğretmenler, kötü kadınlar düşmüş hep payımıza. İyi çocukların payından arta kalanlar…”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺39,00

Marx, bir ad-oluştan fazlasıdır, şimdi sadece bir teorik metinler dizisinin yazarı olarak görünse de, büyük bir kavganın, dünyayı değiştirmek üzere harekete geçmiş makinenin parçası, bu parçaları eşsiz bir biçimde bir araya getirerek yaşadığı zaman içinde tarihsel dönüşümün siyasi imkânları için hareket etmekten kaçınmamış biridir. Hem kendisidir hem de onun adıyla anılan bir mücadeleye emek vermiş başkalarıdır. Tekil bir adı, bir çoğullukla (orkestra) birlikte düşünmeye çağıran başlık Marx'ın Orkestrası henüz okumaya başlamadan sınıf mücadelesini, farklı seslerden, araçlardan oluşan bir kolektiflik olarak gördüğünü söylemektedir bize.

Birbirinden farklı on yazar tarafından kaleme alınmış makalelerin her biri, seçtiği özneyi kendi mekansallığı ve tarihselliği içinde biçimlerken, kesişen yolların da bir haritasını çizer. Hepsini okuyup bitirdiğimizde ise bu çoğul mekânlı sahnelerin devrimci mücadelenin eş-zamansallığıyla birleştiğini görürüz. İrlanda'nın özgürlük mücadelesi, ingiltere'deki işçi hareketleri, Almanya'da, Fransa'da yükselen toplumsal hareketler ve arka fonda başka ülkelerin silüeti. Merkezde ise zorunlu yer değiştirmelerle çok sayıda insanla temas halinde olan ve farklı mekânlarda vuku bulan hareketlere fiziksel ya da düşünsel bir biçimde dâhil olan Marx ve Engels durur.

- Süreyya Karacabey


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 340
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺42,80

Öykü ile şiirin birlikte uyuduğu bir kitap Panayırda!

Bu kitapta birbirine uymaz görünen tüm parçalar birleşiyor. Afrika’nın Tanrı Dağı’na tapan kabilesinden, Viktorya Dönemi İngilteresinde yaşayan bir uşağa; Balkan şarkıları yükselen köhne bir tavernadan, Anadolu’nun çay kokulu evlerine; Kuzey Avrupa’nın sık ormanlarından, Halep’in bakır cezvelerinde Türk kahvesi fokurdayan meydanına. Yüzyıllar öncesinden bugüne, bugünden yıllar sonrasına… Aysu Arslantürk, Batı’nın varoluşsal sancılarına, ümitsiz serzenişlerine sırtını dönüyor. Gerçek bir cevap arayışı ile yedi öyküde zihni zorlayan bir dünya gezintisine çıkarıyor okuru ve her öyküyü takip eden yedi şiirle, tasavvufu yeniden yorumlayarak coğrafyamıza bırakıyor.

Arslantürk, günümüzün sıkıntılı edebiyatından biraz olsun uzaklaşıp kadim sorgulamalar içeren Doğu kültürünün çok bilimli, çok kültürlü yapısına yaslıyor metnini. Biçimsel olarak yedi basamaklı düz bir çizgide ilerleyen kitabın sunduğu akıl oyunları sema etmenin yahut bir incirin yapısının içerdiği çokluğu önemsiyor. Panayırda, alt metinleri bağlamında zengin ve kat kat açılabilen bir öykü kitabı… Yazarın okurla da bir derdi var; okuyucunun kendini bırakmasını istiyor, tarlalarla gök yer değiştirinceye kadar hem de. “Mavi buğdaylar” ayırdığımız her şeyi birleştirmemiz için bir davet. Batı kültürü ve davranışına hâkimiyetini belli eden ve yüzünü Doğu’ya dönen metinlerde, bir ödünç alma değil yazarın yaptığı, tuttuğu kavrama, elinin izi çıkıyor.

Yazar ve okuru arasında muhteşem bir boşluk var; bir uyanış, bir aydınlanma, bir birlik daveti ile sunulan eserlerde okur, serbest! Düşünme alanı geniş ve katmanlı. Taverna öyküsü biterken kulağınızda üç el silah sesi ile kalıyorsunuz, karakterlerden kimi yaşatmak istediğiniz size bırakılıyor.

Kitabı bir panayıra çeviren, aslında eserlerdeki örtülü göndermeler. Tüccarların selamlaştığı “mülahham at sineği”nin Sokrates olduğunu, “Siyah ipliği olmayan kilimi dokuyan kimin annesi?” dizesini okurken Anadolu’da siyah ipliğin hüznü temsil ettiğini, Anma’yı okurken Kraliçe Viktorya dönemine hakim olmanın öyküyü ters yüz edebileceğini, “Berimsel yıkılacaklar” dizesindeki ‘berim’ sözcüğünün ODTÜ’lü bir hocanın bilişim alanında ‘computing’e alternatif olarak Türkçe’ye kazandırmaya çalıştığı bir sözcük olduğunu, Tanrı Dağı’nda tanrıların mabedi ile karşılaşmak için bu yüksek dağa tırmanan bir Afrikalının yaşadıklarının aslında dağcıların yüksek irtifada yaşadıklarına ne kadar paralel olduğunu fark etmek, yeni nesil edebiyatçılara bakış açısını değiştiriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 136
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺37,50

"İyi hekimlik" için mücadele veren tabip odaları birer okuldur. Bu okullarda kimin öğrenci, kimin öğretmen olduğunun belli olmadığı gibi, buralar kimsenin mezun olamadığı, bitmeyen birer okuldur. Bu okulların her kademesinde binlerce hekim gibi yazar A. Özdemir Aktan da bulundu. 2006-2010 yılları arasında İstanbul Tabip Odası Başkanı olarak görev yaptığı dönemde birçok "tarihi" olaya bizzat içinde yaşayarak tanıklık etti. Aslında Türkiye'de gelişen olaylara baktığımızda hepimizin tarihe tanıklık ettiğini ama kolay da unuttuğumuzu görüyoruz. Kimi zaman eğlenceli, çoğunlukla düşündürücü, acıtıcı ve korkutucu olayları/gelişmeleri yazıya dökerken yazar bir boşluğu doldurmayı hedefliyor. Çünkü bizim gibi, yazma geleneği cılız olduğu için belleği zayıf toplumlarda anıların kaleme alınmasının önemli olduğunu düşünüyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺42,00

Her türlü iktidara ve ırkçılığa karşı duran, feminist hareketin önde gelen aktivist ve teorisyenlerinden Bell Hooks, aşkın/sevginin ne olduğuna odaklandığı kitabında, Erich Fromm ve M. Scott Peck’i yankılayarak, sevmenin doğuştan gelen bir meziyet değil; bir irade, bir edim olduğunun altını çiziyor. Sevmeyi öğrenebilir, her an, her koşulda cesaretle, içtenlikle onu pratik edebiliriz… Kendimizi ve ilişkilerimizi yoksunluktan değil, bütünlüklü bir varoluş hâlinden kurmak… İşte Hooks’a göre gerek bireyin kendini gerçekleştirmesinin gerekse bireylerin eşitlik, adalet, özgürlük ve dayanışma temelinde bir arada olmasının, gereken toplumun tinsel, düşünsel ve edimsel gelişiminin biricik yolu budur.

Biz, sevginin, aşkın yeşerdiği bir kültürde yaşamak istiyoruz. Toplumumuzun her hücresine sinmiş sevgisizliği sona erdirmeyi arzuluyoruz. Bu kitap bize sevgiye, aşka nasıl geri döneceğimizi anlatıyor. Hep Aşka Dair: Yeni Vizyonlar, sevginin dönüştürücü gücüne dair umutlandırıcı, neşelendirici bir bakış açısı ortaya koyarak sevme hünerini kavramanın radikal ve yeni yollarını sunuyor. Bize yeniden sevmek için ne yapmamız gerektiğini gösteriyor. Yüzümüzü sevmenin sırrına ererek, onun lütfuna mazhar olmak için yapmamız gerekenlere çeviriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 215
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺56,30

Altıncı sınıf öğrencilerinin hayatını istila eden bir şeyler var. İçlerinden biri bu istilayı durdurmak isterse neler olur? Sam, birinci sınıftan beri çocukluğunu çalan ödevlere artık katlanamıyor. Oysa Sam ve arkadaşları çocukluklarını geri istiyorlar! İyi de bu nasıl ve kimden istenir? Çocukların bunu istemeye hakları var mıdır? Ödevlerden çok daha zahmetli bir maceraya atılıyorlar. Çünkü öğrenme arzusunun ödeve ihtiyacı yoktur.

Bu macerada Sam’i aşçı Alistair, matematik erbabı Catalina ve spor dehası Jaesang’dan oluşan okul takımı, zekâ küpü/dikbaşlı ablası Sadie ve teknoloji uzmanı Sean yalnız bırakmıyor. En önemli destekçisi de yaşlı ve inatçı komşuları emekli avukat Bay Kalman. Tabii ülkedeki tüm öğrenciler de peşlerine takılırsa… Yüksek Mahkeme’ye kadar giden uzun bir yol onları bekliyor.

Sam'in macerası destansı bir başarısızlıkla mı sonuçlanacak, yoksa o herkesin çocukluğunu koruyan bir kahraman mı olacak?

“Sınıfta İsyan Var: Ödev İstemiyoruz!” Sam ve arkadaşlarının çocukluklarını yaşama arzusunu ve şaşırtıcı hukuk mücadelelerini anlatıyor. Öğretmenlerin tavsiye ettiği ve kendisi de öğretmen olan Steven Frank’ın kaleminden öğretici bir çocuk romanı: Öğrenme arzusunun ödeve ihtiyacı yoktur.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 304
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺47,30

Sosyal bilimlerde ve özellikle sosyoloji alanında bilgi üretim süreçlerinin küresel ölçekteki hegemonik yapısı, son on yıldır gittikçe genişleyen bir eleştiri yelpazesiyle karşılaşmaktadır.

Küresel Güney’de sosyal bilimlerin hızla yükselişiyle dünya sosyoloji çevrelerinde ilgiyle takip edilmeye başlanan Güney Sosyolojisi yaklaşımları, ‘Güney’den öğrenme’ süreçlerinin önünü açan bu yelpazenin en güncel parçalarındandır.

Ercüment Çelik bu çalışmada Güney Sosyolojisi yaklaşımlarını Türkiye sosyoloji camiasına tanıtmayı amaçlamakta ve bu yaklaşımlardaki temel tezleri Türkiye’de sosyoloji disiplininin gelişim dönemlerine uygulayarak, Güney Sosyolojisi ve Türkiye Sosyolojisi arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini soruşturmaktadır.

Türkiye’de sosyoloji disiplininin tarihsel ve güncel gelişiminin yeni ve özgün bir okumasını sunmayı hedef leyen bu çalışma, aynı zamanda Türkiye’de sosyoloji eğitiminde Kuzey’de üretilen kuramlara bağımlılığı ve Güney’de üretilen bilgi ve kuramlara hiç denecek kadar az yer verildiğini ampirik araştırma bulgularıyla ortaya koymaktadır.

Ana hatlarıyla Güney Sosyolojisi bakış açısının Türkiye Sosyolojisi ve sosyal biliminin gelişimine ciddi bir katkı sunacağını önerenErcüment Çelik, bu düşüncesini Türkiye’de bu konu üzerine yazılan bu ilk kitap aracılığıyla tartışmaya açmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺36,00

Bu küçük öykünün tüm resimlerini renkli kağıtlardan kestiğim kareler ve bu karelerin gene küçük karelere ve üçgenlere bölünmüş parçalarını yapıştırarak yaptım. Hiç de zor değil. Üstelik çok eğlenceli. Siz de bu yöntemle çok güzel resimler yapabilirsiniz. Eh, belki kareleri keserken sizi seven biri biraz yardımcı olursa iyi olur.

Doğa ve yaşam koşullarının değişimiyle gündeme gelen olumsuz durumlarda, arkadaşlık ve birlikte davranma, dayanışmanın önemi üzerine küçük bir öykü.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 40
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2018
₺39,00

Bu küçük öykünün tüm resimlerini renkli kağıtlardan kestiğim kareler ve bu karelerin gene küçük karelere ve üçgenlere bölünmüş parçalarını yapıştırarak yaptım. Hiç de zor değil. Üstelik çok eğlenceli. Siz de bu yöntemle çok güzel resimler yapabilirsiniz. Eh, belki kareleri keserken sizi seven biri biraz yardımcı olursa iyi olur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 20
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2018
₺32,30

Bu küçük öykünün tüm resimlerini renkli kağıtlardan kestiğim kareler ve bu karelerin gene küçük karelere ve üçgenlere bölünmüş parçalarını yapıştırarak yaptım. Hiç de zor değil. Üstelik çok eğlenceli. Siz de bu yöntemle çok güzel resimler yapabilirsiniz. Eh, belki kareleri keserken sizi seven biri biraz yardımcı olursa iyi olur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 20
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2018
₺34,50

Geometrik şekillerden yola çıkan özgün resimlemeleriyle biçim kavramı ve el becerisi geliştirmeye yönelik, çeşitli konularda farkındalık duygusunu geliştiren Ayla Çınaroğlu’dan Okul Öncesi ve Birinci Sınıflar için, eğlenceli kitaplar.

Minik Yeşil Kurbağa

Güç ve güce gösterilen aşırı yaltaklanmanın yanı sıra özür dileme, bağışlama kavramları çerçevesinde küçük bir öykü.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 20
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2018
₺32,30

Bu küçük öykünün tüm resimlerini renkli kağıtlardan kestiğim kareler ve bu karelerin gene küçük karelere ve üçgenlere bölünmüş parçalarını yapıştırarak yaptım. Hiç de zor değil. Üstelik çok eğlenceli. Siz de bu yöntemle çok güzel resimler yapabilirsiniz. Eh, belki kareleri keserken sizi seven biri biraz yardımcı olursa iyi olur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 20
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2018
₺32,30

Meraklı mı meraklı Mişka, bir ormanda dostlarıyla yaşıyor. Birbirlerinden çok farklılar. Mesela Fifi şaşkın, Zımba huysuz, Kösti anlayışlı, Şebo sakin. Kim bilir belki farklılıkları onları bir arada tutuyordur. Meraklı Mişka her şeyi öğrenmeye çalışırken, dostları kimi zaman ona yardım ediyor, kimi zaman da kendi başına çözümler bulmasını sağlıyor. Öğrendikçe merakı artan Mişka da maceraların peşini hiç bırakmıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 24
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 4.2018
₺32,30
Türkiye’de son yıllarda kamuoyunda sık sık gündemine gelen, neoliberal politikalara karşı eğitimden sağlığa, barınmadan suya farklı alanlardaki insanca yaşam mücadelesinin kod adı ‘hak mücadelelerini’ kuramsal, tarihsel ve güncel boyutlarıyla ele alan ilk kitap yayınlandı. Nota Bene Yayınları tarafından iki cilt halinde yayınlanan, hak kavramı ve hak mücadelelerini farklı zaman dilimleri ve farklı coğrafyalardan örneklerle tartışan ‘Kuramsal ve Tarihsel Boyutlarıyla Hak Mücadeleleri’ kitabı, sosyalizmin 1990’larda yaşadığı yenilgiyle sonuçlanan ilk döneminin ardından 21. Yüzyıldaki yeniden inşa sürecinde hak mücadelelerinin önemine vurgu yapıyor. Kitapta, ülkemizde son yıllarda daha çok muhafazakâr referanslarla gündeme gelen hak kavramının aslında neoliberalizmin tüm saldırılarına karşı yoksulların ve emekçilerin mücadeleler sonucu elde ettikleri kazanımlarının savunusu ve yeni bir siyasal-toplumsal sistemin kapı aralayıcısı olduğu ortaya koyuluyor. Kitapta akademisyenlerden politik aktivistlere düşünce üretimi alanının farklı ayaklarında duran yerli, yabancı 29 ismin imzası yer alıyor. Kitabın birinci cildinde makalelerde hak mücadeleleri kuramsal boyutlarıyla ele alınıyor. Kitabın ikinci cildinde ise hak mücadeleleri Latin Amerika’dan Türkiye’ye, Sovyetler Birliği’nden Kıbrıs’a kadar dünyanın hemen her yerinden örneklerle tartışılıyor. Özgün makaleleriyle birinci ciltte yer alan yazarlar şunlar: Korkut Boratav, Samir Amin, Yasemin Özdek, Metin Özuğurlu, Michael Lebowitz, Ergin Yıldızoğlu, Ali Murat Özdemir, Yalçın Bürkev, Aynur Özuğurlu, Sonay Bayramoğlu, Filiz Zabcı, Çiğdem Çıdamlı, Ersin Vedat Elgür, Umar Karatepe, Ebubekir Aykut, Onur Karahanoğulları, Abdurrahman Aydın.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 326
En / Boy : 16,5 / 24
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2011
₺23,25 KDV Dahil

Das Yönetim, yönetime dair egemen akademik yazına karşı çıkan, kapitalist ve sosyalist üretim tarzlarına has devlet biçimlerine, kimi toplumsal kurumlara ve onları konu edinen kuramsal çalışmalara, gündelik yönetim ve siyaset pratiklerine dair çalışmalardan oluşuyor. Kurthan Fişek, bu çalışmalarında yazını eleştirmekle kalmayıp, tarihsiz, toplumsuz ve sınıfsız bir yönetim ve devlet anlayışını reddederek, yönetimin tarihsel maddeci yöntemle nasıl çözümlenebileceğini gösteriyor.

Kurthan Fişek, belki de bu yönüyle neredeyse tüm kamu yönetimi yazınını elinin tersiyle iterek yönetimi tarihsel maddeci yöntemle yeniden ele almaya niyetlenmiş Türkiye’deki ilk kişi… Das Yönetim ise devlet, bürokrasi, yönetim olgusu ve yazını ile Türkiye kamu yönetimini Marksist perspektiften ele alan, eleştiren ve yeniden inşa etmeyi hedefleyen eski ama eskimemiş yazılardan oluşan bir derleme.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2016
₺31,50 KDV Dahil

Kapitalizm diğer her şeyi olduğu gibi kültürü de meta biçimiyle karşımıza çıkarmaktadır. Buradan hareketle kültürün metalaştırılması sürecini ele alan bu çalışma, birden fazla zengin tartışmayı içinde barındırmaktadır. Ancak çalışmanın özellikle iletişim alanında neyin kültürel ürün olup neyin olmadığına ilişkin epeyce uzun bir zamandır devam eden ve neredeyse ‘kültürel kamplaşma’ denilebilecek bir düzeye varan bu tartışmalarda kısırlaştırıcı unsura getirdiği açıklık kendisini her yönüyle dışa vurmaktadır.

Yazar, kültürel olan olmayan ayrımını, meta olan olmayan ayrımı üzerinden kurmak yerine ona bu niteliğini bizzat veren sürece yani metalaşma sürecine odaklanmayı önermektedir. Böylece, bakışımızı nesneden sürece kaydırdığımızda, ayrımın aslında toplumsal olduğunu yani süreci bir bütün olarak organize etme güç ve iradesine sahip olanlarla olmayanlara atıfla kurulduğunu görebilir hale gelebileceğimiz gibi basit ancak çarpıcı bir gerçeğe dikkatimizi çekmektedir. Kültürel olan-olmayan ayrımına dair bir liste oluşturma çalışmasını bitirmeye kimsenin ömrü yetmeyeceğine göre, yazar işi ahirete bırakmaktansa bu dünyada çözmeyi önermektedir. Kısacası ona göre, bakmamız gereken yer ‘oyalanıyor olmamızdan’ çok ‘bizi neyin-kimlerin oyaladığı’ olmalıdır.

Gerçekten de kültür soyut, onun içinden çıkan kültürel ürün somuttur dediğimizde noktayı rahatça koyabiliyor olsaydık, bu tartışma da sürgit devam etmezdi. Tarihsel-toplumsal bağlamı içinde soyut diyebileceğimiz kültür, öncelikle üreticisinin zihnide tüketilerek somutlaşmaya yani tasavvur halinden kültürel ürün haline dönüşmeye başlar. Çalışmada öne sürülen ve kültürel üretimin, metalaşma öncesini ve sonrasını diyalektik olarak birbirine bağlayan ikili üretim modelinin bütünlüklü yapısıyla kastedilen de budur. İkili üretim modeli, iki başlı bir ilişki gibi görünse de aslında tekil nitelikteki kültürel ürünün çoğul nitelikteki (kültürel olma zorunluluğu olmaksızın) metaya dönüştüğü bu süreçte hakimiyet, kültürel ürünü meta formunda dolaşıma sokan dolayısıyla da kullanım değerini değişim değeri olarak kendi elinde somutlaştıran tarafa aittir.

Bu yapı içinde, tıpkı toplumsal yaşamımız gibi sürgit devam eden soyuttan somuta, somuttan soyuta geçişlerin, ihtiyaçların güvence altına alınmasına ilişkin maddi kodları kullanılarak, kültürün toplumsal üreticileri olarak hepimizin dahil olduğu ancak birilerinin aynı zamanda müdahil de olduğu bir iktidar ilişkisi, toplumsal-kültürel olanın bu kez meta formunda toplumsal tüketimi yoluyla yeniden-yeniden üretilmektedir.

Ancak yazarın da dikkat çektiği üzere, kültürel metanın klasik kapitalist metalarla karşılaştırıldığında onların yeknesaklığını aşan tarafı, standart olanın değil özgün olanın seri üretiminde yatmaktadır. Ürün/meta ayrımını zorlaştıran, tartışmaları kısır döngüye dönüştüren ama kültürel olanı hep güncel ve özgün kılan da aslında meta üretimi ile onun seri üretim-küresel dağıtım olanaklarıyla ‘üreticisini’ emeğini zamana ve zemine göre değişen biçim ya da biçimlerde metalaştırarak kendine bağladığı kültürel üretimden oluşan ikili üretim yapısıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 320
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2016
₺20,25 KDV Dahil

Yasemin Yazıcı'dan yeni bir öykü kitabı: Sözçalan Karanlık.

Sözü eksilten, bazen de yok eden karanlıkta şiddetin her türlüsüne tanık öykülerden oluşuyor Sözçalan Karanlık.

Zorunlu bir yalnızlıkla, toplumsal bir umutsuzlukta soluklanmaya çalışan öykü insanları, küçük mutluluklar için büyük trajediler yaşarken, geriye hep isyankâr sorular kalıyor. Neden böyle yaşanıyor? Böyle olmak zorunda mı? Bir oyun kâğıdı gibi dağıtılmış kimliklerin çatışmasında, karanlık tarafından tutsak ruhların öyküleri hepsi... Kadın ve çocukların ezildiği, erkeklerin fazlasıyla erk olduğu bir dünyada, birbirine benzemez yaşamlarıyla, aynı uçurumun kıyısında çırpınan insanlar...

Birey ve toplum arasındaki o kırılgan sınırda yazılan, duyumsanan öykülerle Yasemin Yazıcı edebiyatımızda karanlığa karşı kendi ışığını açıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13 / 19
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺9,75 KDV Dahil

“Dışlama amacıyla olsa bile felsefeyi muhatap aldığı an din, nasıl ki kendini içeriden yıkacak ‘turuva atı’nı bünyesine katmışsa, şimdi de felsefe, ‘yığın’ı ve gündelik hayatı bir kere muhatap aldığında, kendi gerçekleşmesinin ve dolayısıyla aşılmasının muhatabı olarak politikayı içeri almıştır. Tarihin gerçek sorunlarını kavramsallaştırmak ve rasyonalize etmekle meşgul felsefe, gerçekliği kendi düzeyine çekip politikleşirken, politika da kendi nesnesini felsefeleştirmekte ve felsefenin doğal verilmişlik olarak kabul ettiği ön-varsayımları gerçek nesnesiyle karşı karşıya getirmektedir. Marx, bu yönüyle felsefenin belirlenim kazanmasını sağlayan ve sınırlarını göstererek geçişi sağlayan düşünür olur.”

Felsefe ve politika; aralarındaki ilişkiyle ilgili olarak haklarında en çok kalem oynatılan iki disiplin. Felsefenin Arzusu: Politika bu ilişkinin ne’liğine dair “diyalektiğin tarihsel momentleri”ni belirlemek suretiyle bir öneride bulunuyor. Hem diyalektiğe dair Platon’dan başlayıp Marx’a kadar gelen bir felsefe tarihi sunuyor hem de felsefe tarihi içinde politikanın nasıl kavrandığına dair üç temel biçim belirliyor. Bunu yaparken de ontolojiyi tekrardan felsefenin temel disiplini olarak öne çıkarıyor. İddialı bir girişim ve oldukça iddialı sonuçlara sahip…

Çalışmada “varolanları Varlık olarak örgütleyen” epistemolojik ve ontolojik bir hareket olarak görülen diyalektik üç tarihsel moment üzerinden betimleniyor. Bunlardan ilki, Hegelci terminolojiya bağlı kalarak Diyalektiğin Soyut Belirlenimi olarak adlandırılıyor ve Platon’dan başlayıp Aristoteles’le dolayımlanarak Kant’a kadar geliyor. Bu dönemin temel özelliği salt düşünceye içkin bir akıl yürütme yöntemi olarak diyalektiği kullanması ve nesnesinde kendini sınamaktan sakınması. Diyalektiğin Olumsuz-Ussal Belirlenimi olarak adlandırılan ikinci momenti ise ilk dönemin aksine nesnesiyle buluşmak konusunda oldukça cürretkar denemelerde bulunuyor ve Fichte, Schelling, Hegel ile karakterize oluyor. Lakin nesnesinde kendini bulmak konsunda oldukça hevesli olan düşüncenin ideal formu bu dönemki denemelerde kendine çok daha yetkin bir biçim kazandırmış olsa da özdeşlik arzusuna ulaşamıyor. Ne zaman ki Marx, diğer varolanlar arasında bir varolanın, metanın sıradan bir varoluş formundan çıkıp tüm diğer varolanlara kendi formunu veren/bulaştıran hareketini ve onun merkezi birimini tespit ediyor üçüncü moment olan Diyalektiğin Olumlu-“Ussal” Belirlenimi de o zaman niteliklerini kazanmaya ve kendi kavramını oluşturmaya başlıyor. Bu son momentteki “ussal” ifadesinin tırnak içinde olmaklığına dikkat: keza metanın hareketi rasyonel olmaktan çok zora dayalı bir gelişim seyri izlemektedir. Kapitalizmin, dünyayı bir dünya olarak örgütleyen küresel hareketinin dinamiklerini ve yeni emek denetim stratejilerinin gelişimini takip edebilme ve emek hareketinin gündemini belirleyebilmek bu nedenle diyalektik hareketin işleyiş formuna sahip olabilmeyi, diyalektiği bir bilinçlilik biçimi olarak kavrayabilmeyi gerektiriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 451
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2016
₺27,75 KDV Dahil

Kitaplarında hep başka boyutlara geçmekten söz eden anti kahramanımız; dönüşen hayvanlarıyla, gerçekliği inanılmaz kurgulara sığdıran cümleleriyle ve kocaman gözleriyle karşımızda duruyor. Bazı hayatlar belki de yalnızca kendileri için yaşanmamıştır dedirten bir öykü onunki. 

Anti prenses Frida Kahlo ile çıktığımız yolculuğa anti kahraman Julio Cortazar ile devam ediyoruz. Arjantin’in en büyük yazarlarından Cortazar sıradışı gerçekliğiyle karşımızda duruyor. Kitaplarında hep başka boyutlara geçmekten söz eden anti kahramanımız; dönüşen hayvanlarıyla, gerçekliği inanılmaz kurgulara sığdıran cümleleriyle ve kocaman gözleriyle karşımızda duruyor. Bazı hayatlar belki de yalnızca kendileri için yaşanmamıştır dedirten bir öykü onunki.

“Cortazar'ın belki de yaptığı en büyük yaramazlık, hayalî varlıklardan bir dünya yaratmasıydı” diyor yazar. Bu kitapla düşüncenin özgürleşebildiği uç noktaları, insan zihninin yaratabildiği mucizeleri ve yeryüzünün sek sek oyununa sığdığı sadeliği tatma fırsatı buluyoruz.

Yayınevinin çizgisini ve bu kitabı sizlerle buluşturma nedenini belki de yine Cortazar anlatır en iyi:
"Çocukların özgürce oyun oynamasına izin verseydiniz, harikalar yaratırlardı. Ama siz onları elma çizmeye, ağaç çizmeye zorladınız ve çocuğu öldürdünüz".
Uzatın elinizi ve başka bir boyuta geçiverin diye…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 24
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 3.2017
₺10,50 KDV Dahil

‘’Yeni doğan her 2000 çocuktan biri ikili cinsiyet rejiminin standardize ettiği “kadın” veya “erkek”in sahip olması beklenen özelliklerin dışındaki varyasyonlardan biriyle, birbirinden farklı internal (iç) ve ekternal (dış) cinsiyet karakteristikleriyle dünyaya geliyor ve dünya nüfusunun %1.7’si interseks varyasyonlarından birine sahip. 
 
Çoğu zaman canavarlaştırılan, uğursuzluk ya da tanrının bir gazabı olarak görülen, “normalin” bir tehdidi olduğu için dönüştürülen interseks bedenlere müdahale ilk olarak 1800’lü yıllarda başlıyor. Ancak bu müdahalelerin standardizasyonu (“anormal” gonadları (over, testis) ortadan kaldırmak, “kısalmış” vajinaları düzeltmek ve “ambigus” (ikili) genitalyanın görünümünü değiştirmek) 1950’leri bulmakta. Büyük oranda kozmetik gerekçelerle temellendirilen bu müdahaleler ise on binlerce insanda kronik ağrılara, depresyona, travmalara neden olmakta. Dünyada 1990’lı yıllarla beraber interseks aktivistler bedenlerinin patolojizasyonuna ve gündelik hayatın her alanında maruz kalınan ayrımcılıklara karşı mücadele ediyor.
 
Kaos GL “İnterseks” temasıyla çıkan Kasım-Aralık sayısında interseks varyasyonlarına, intersekslerin maruz bırakıldığı sosyal ve tıbbi yaptırımlara, eğitime ve sağlığa erişim haklarının nasıl gasp edildiğine, çalışma hayatlarında ve hayatın her alanında dayatılan “zorunlu”luklara değiniyor. Fiziken ikili cinsiyet rejimi tarafından cinsiyetlendirilmiş ve kültürel olarak toplumsal cinsiyetli bedenleri bozan Türkiye ve dünyanın farklı coğrafyalarından interseks aktivistlerin deneyimleri yer aldı bu sayıda. 
 
InterAct örgütünün hazırlamış olduğu “ailemizin, arkadaşlarımızın, doktorlarımızın ne bilmesini istiyoruz?” broşürlerini çevirdiğimiz İnterseks dosyasına aynı zamanda Gamze Akçay Oruç, Özde Çakmak, Can Sönmez, Belgin Günay, Demhat Aksoy, Georgiann Davis, Şerife, Gözde Demirbilek, Neşe Öztürk, Kristian Randjelovic, Damla Umut Uzun, Ege Lucius ve Caner Yavuz yazdı. Gündem bölümümüze ise Süreyya Karacabey, Funda Şenol Cantek, Ömer Akpınar, Yıldız Tar, Semih Özkarakaş, Hakan Özkan, Ayta Sözeri ve Umut Güner çok değerli katkılarda bulundu. 
  
Aylime Aslı Demir


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 56
En / Boy : 21 / 29,7
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2017
₺7,50

Bir zamanlar kamu çalışma ilişkileri güvenceyle eşdeğerdi. Sadece memuriyet değil kamuda işçi olarak çalışmak da güvence demekti. Memurlar kamu hukukunun güvencesi altındaydı, kamu işçileri ise sendikaların ve toplu iş sözleşmelerinin. Ancak güvencesizliğin ve esnekliğin başat olduğu bir emek rejiminde kamu çalışma ilişkilerinin bundan azade olması düşünülemez. Siyasal karar vericilerinin temel politika tercihlerinin piyasa ve sermaye tercihlerine paralel şekillendiği bir zamanda ve mekanda kamu çalışma ilişkilerinin de çözülmesi ve silikleşmesi kaçınılmaz. Kamusallığın ve toplumsallığın terki ile kapitalist piyasa ilişkilerinin tahakkümü, görece korunaklı kamu istihdam ilişkilerini de aşındırıyor. Kamuda da güvencesizliğin envaiçeşit örnekleri yaşanıyor. Üstelik bu örnekler bir zamanlar nispeten özerk ve “güvenli bir liman” olduğu varsayılan akademide de yaygınlaşıyor. Dahası kamu çalışma ilişkilerinde son zamanlarda yaşanan keyfilikler Özdemir Asaf’ın dizelerini andırıyor: “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu /Birinciliği beyaza verdiler.” Arzu Özsoy Özmen kitabında bizzat kendisinin de deneyimlediği kamuda güvencesizlik sürecini tarihsel, toplumsal, hukuksal boyutlarıyla ele alıyor ve saha çalışmasıyla pekiştiriyor.

Aziz Çelik

Bu kitap, kamudaki iş güvencesizliğini sadece nesnel koşullar açısından değil aynı zamanda öznel boyutlarıyla da ele alıyor. Memurlar, akademisyenler ve taşeron çalışanları ile yapılan mülakatlarla ve anketlerle iş güvencesizliğinin iş davranışlarına yansımasını direniş ve uyum boyutlarıyla ele alarak kuramdan sahaya iniyor.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 416
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2017
₺54,80

Yapmaya çalıştığımız şey aşağı yukarı şu: Bir yazar öldüğünde önceden yazmış olduğu bütün ama bütün kitapları bulmaya çalışıyoruz (çünkü bir daha yenilerini yazamayacak) ve unutulmamaları için tekrar tekrar okuyoruz. Eğer zamanında verdiği röportajlar varsa onları da izleyip yazarı bir de kendi ağzından dinliyoruz.

O halde artık finali biliyoruz: Eduardo Galeano öldü. Tam dört yıl önce. Fakat önemli olan şuan hayatta olup olmaması değil hayattayken neler yaptığı. Kelimelerini kimler için kullandığı. Başlarda uzun hikâyeler yazsa da zamanla sayfaları ikiye, bire ve hatta paragraflara indi çünkü o, az kelimeyle çok şey anlatmak istiyordu. Dünyanın her yerinde gördüğü haksızlıkları yazdı.

Yerel topluluklardan, el konan topraklardan, kadın haklarından, diktatörlerden, para için her şeyi yapan ve başkalarını önemsemeyenlerden söz etti.

Onunla yaptığımız sohbetleri ve bize anlattığı hikâyeleri öğrenmek ister misin? Haydi, bizimle gel! Ama şşştt sessiz ol. Eduardo alçak sesle konuşur, onu duyabilmek için kulaklarımızı iyice açalım ve dikkatle dinleyelim çünkü söyledikleri gerçekten çok önemli.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 28
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 7.2017
₺37,50

Ejma’’nın rüyası masalsı ve gerçek öğelerin iç içe geçtiği, zaman mefhumunun giderek belirsizleştiği, geçmişin hiç bitmeyen, günümüzde de yaşamaya devam eden hikâyelerini anlatıyor. Kim demiş sesin çizilmediğini, kim demiş nefesin bedeni terk ettiğinde ruhun yitip gittiğini, kim demiş?

Ejma’nın Rüyası, Dersim’in tarihsel geçmişine bir ağıt niteliği taşır. Çünkü Dersim’de dağların, taşların, ağaçların ziyaret kabul edilmesi mistik bir inanç olmaktan çok zamanın içinde kayıp giden ve unutulmamak için yeryüzüne iz bırakan birer insan metaforudur. Masal da burada başlar ve dilden dile, diyardan diyara sürgün misali dile dökülür. Sonra o masalın kahramanıyla ansızın bir yerde karşılaşıverirsiniz. Ya da uçsuz bucaksız bir anda kendinizi o masalın içinde kendinizi bulursunuz. Haydar Karataş, Gece Kelebeği Perperk-a Söe ve On İki Dağın Sırrı Romanları’nın ardından ilk öykü kitabı olan Ejma’nın Rüyası’nın içinde yer alan öyküler üç bölümden oluşuyor Masal İnsan, Sayıklamalar ve Tarihsel İnsan.

Haydar Karataş, yalın, içten ve fonksiyonel yazıyor. Dersimi çok güzel anlatıyor onu çok sevdim.

- Vedat Türkali, yazar, romancı

Haydar Karataş, Türkçemizin Aytmatov’u...

- İsmail Saymaz, gazeteci, yazar

Haydar Karataş, sesleri ve tarihi silinmiş bir halkın öykülerini, tarihini bizlere aktarıyor. Onun kalemi dağların ardından gelen sesleri yansıtıyor. O sesi iyi dinleyelim. Öğreneceğimiz çok şey var o seste.

- Caroline Stockword, Edebiyat Çevirmeni, Galler PEN Cymru üyesi

Haydar Karataş canavarcasına yazar damarı olan birisi. Hayvani bir yazar, bunu olumlu anlamda söylüyorum. Yasar Kemal’de de böyle doğadan kaynaklanan bir güç vardır.

- Murathan Mungan, şair, yazar

…Haydar Karataş yeni dönem yazarlar arasında kendine has sese sahip ender isimlerden…

- Burhan Sönmez, yazar

Haydar Karataş, Dersim’in acılı müziğini kendine özgü, soluk kesen, masalsı anlatımıyla kulaklarımıza ulaştırıyor. 

- Gün Zileli, yazar

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺44,30

Ölüyorduk…

Çocuklar ölüyordu, kadınlar ölüyordu, gençler ölüyordu, travestiler ölüyordu, seks işçileri ölüyordu, kediler ölüyordu, köpekler ölüyordu, güvercinler ölüyordu…

Bir erkeğin, bir erkin elinde ölüyorduk. Sonra yine çocuklar, yine kadınlar, yine hepimiz… bir döngünün içinde durmadan ölüyorduk. Bazen yaşarken, bazen yaşama gözlerimizi kapatırken bir heves kalıyordu kirpiğimizde, dudağımızın kenarında, boşluğa bıraktığımız sesimizde. Bazen gelincikler kusuyorduk ölürken, tabutumuzun üstünde bir peruğun yanına sıkışıyordu al yazmalar, çocukluk canavarlarımıza yem oluyorduk herkesin gözü önünde.

İkinci kitabı “Hevesi Kirpiğinde” Polat Özlüoğlu, heveslerden heves beğenin ama çoğunun kirpiklerinizde asılı kalacağını aklınızdan çıkartmayın diyor. Bildiğimizi unutmayalım diye, büyük harflerle bir satır başı olarak yazıyor öykülerine: Tenimizi parçalayan bıçakları, günlerce buzda bekletilen cansız bedenlerimizi, çocuk yaşta çarşaflara akan kanımızı, dikine kestiğimiz bileklerimizi, Ankara’nın garında bıraktığımız sevinçlerimizi.

Çünkü hepimiz ölüyorduk, hevesimiz kirpiğimizde…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2017
₺31,45

Yeni bir Anti Kahramanla yine bir yolculuğa çıktık. Bu kahraman o kadar gerçek ki imkânsız bir düşü gerçekleştirmek için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Çok da acelesi var. Çünkü daha annesinin karnındayken bir an önce doğmak için annesinin karnını tekmelemeye başlıyor. Sonra Bir özgürlük Sineği tarafından da ısırılınca uslanmaz bir kurtarıcıya dönüşüyor. Kim mi dersiniz? Yakınları ona Tete diyor ama onun bir adı daha var Che.

Ernesto Che Guevara, yaşadığı zamanın çok ötesinde düşünen, sadece konuşmakla yetinmeyip düşüncelerini eyleme de döken, öğrenmenin bir sonu olmadığını bilen ve bu yüzden büyüdüğünde de sürekli öğrenmeye devam edip başkalarına da öğreten biri. Kimi zaman 1800’lü yıllarda Latin Amerika’nın özgürlüğü için savaşanlardan söz ediyoruz. Oysa uğruna kendisini adayan insanlar sayesinde kazanılmış başka özgürlükler de var. Kahramanımız onlardan biri. Ağır adımlarla yürüyen ama asla ilerlemekten vazgeçmeyen, zamana ve yalanlara karşı mücadele veren, beş çocuğunun babası ve Celia’nın oğlu... Adaleti daha çok insana ulaştırana kadar gökteki ve alnındaki yıldızın peşinden gitmiş bir kurtarıcı


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 28
En / Boy : 21 / 21
Kağıt Cinsi : Kuşe
Basım Tarihi : 9.2017
₺39,00
1 2 3 ... 7 >
Çerez Kullanımı