Gazeteciler anlayamadıkları her şeyi "canavar" etiketi altında sunarlar: Seri katiller, pedofiller, despotik liderler ölümü davet eden canavarlardır. Yönetenler için de kullanışlıdır canavar: Trafiğin sorumlusu bir türlü alt edilemeyen "Canavar"dır! Düşmanlar birer canavara dönüştürülür, uluslar şehitler üzerine yükseltilir. Açıktır ki canavarların ve ölülerin politik güçleri vardır.

Dinin ölüleri sahiplenmesinin, ölümü" ateizm açısından bir turnusol kağıdına" döndüğü söylenegelmiştir. Bu kitap ölüleri politikanın turnusol kağıdı haline getirdiğimizde ne olduğuna bakıyor. Bu amaçla Burke şahsına muhafazakarlık ve de faşizminin ölüleri sahiplenme biçimlerini ele alıyor ve Marx'ın "ölüleri, ölülerin gömmesi için bırak" tığını fakat Benhamin ve Adorno'nun şahsında Marksizmin onun bıraktığı yerden ölüleri "kefaret" ile sahiplendiğini öne çıkarıyor.

Ölülerini tanıyarak olduğu gibi canavarlarını da tanıyarak politik bir gelenek hakkında çok şey öğrenilebilir. Burke'tan başlayaraki Gotik edebiyatın canavar imgesi Dracula ve vampirin muhafazakar ve faşist zihniyetin düşman imalatında nasıl kullanıldığını inceleyen Mark Neocleous; "işçi sınıfının kanını emen" sermaye metaforuyla Marx'ın, bambaşka bir amaç ve yöntemle emeğin ikili niteliğini ve sermayenin emekten bağımsız ele alınamayacağını gösterdiğini vurguluyor.

Marx'ın kültürel okumasına meraklı Zizek'den Derida'ya; "az faşist olmayan" Eliade'den tescilli faşist Heidegger'a pek çok ünlünün görüşleri "canavarların kültürü" ile "ölülerin ekonomi politiği" temelinde yeriliyor.

Ölümü yüceltip duran "Faşistlerin neden mezarları tahrip etmekten hoşlandığı" sorusunun yanıtı kitabın sonunda süprizli bir şekilde beliriveriyor. Kim bilir, belki de "mezar taşlarını okumayı neden önemsememiz" gerektiğinin yanıtına da ulaşabilirsiniz!'


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 189
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2015
₺36,00

Kimse işçi olmayı kolayca kabul etmedi, gönüllü olmadı, rıza göstermedi. İnsanlar arasındaki ilişkilerin şeyler arasındaki ilişki haline dönüşmesinin hem kendisi hem de doğrudan sonucu ücretli emek kategorisinin olağanlığın ve sıradanlığın ardına itilmesi olmuştur. Bununla beraber polisin tarihsel işlevi de görünmez kılınmıştır: Sermayenin toplumsal iktidarının ve ücret biçiminin yerleştirilmesi için devlet adına gerçekleştirilen muazzam ölçekli polis harekâtının merkeziliği. Polis salt üniformadan, devletin baskı aygıtı olmaktan, burjuva düzeninin yeniden üretilmesindeki rolünden ibaret değildir. Esas olarak mevcut düzenin inşasında merkezi bir görev üstlenmiştir: Polis mandası yoksulluk sınıfının yönetilmesini ve düşkünler ile çalışabilenler olarak ayrıştırılmasını örgütlemiş ve böylelikle ücretli emek düzeninin inşasını gerçekleştirmiştir. Polis biliminin Adam Smith, Patrick Colquhoun ve Georg W.F. Hegel ile politika üzerinden politik ekonomiye evrilmesi süreci aynı zamanda devlet-sivil toplum ayrışmasının kurgulanması ve böylelikle düzenin inşası dönemidir. Sivil toplumun oluşturulması devletin kurucu erki ile gerçekleştirilmiştir; bu gücün uygulanması da hukuk-idare devamlılığını sağlayan polis aygıtı sayesinde olanaklı kılınmıştır. Hegel’in hukuk ve yönetim yaklaşımının, Marx’ın devlet erki ve sınıf mücadelesi anlayışının ve Foucault’nun yönetime dair çalışmasının içkin bir eleştirisi üzerine oturan politik idare kategorisi aracılığıyla Mark Neocleous, devlet-sivil toplum ayrışmasının devlet eliyle örgütlenen sürecini ve bu süreçte polisin tarihsel işlevini gün ışığına çıkarıyor. Ardından polisi toplumsal inşa sürecindeki rolünü anlamak ve vurgulamak için tıpkı bu süreç içinde üretilmiş olan sosyal güvenlik kavramı gibi toplumsal polis kavramına ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.

"Polis iyi düzenin babasıdır," diyenler kazandı ve hâlâ iktidardalar...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 220
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2012
₺40,80

Mark Neocleous, “Sivil Toplumu Yönetmek” başlıklı çalışması ile kuramsal ard-alanını oluşturduğu devlet-iktidar-güvenlik tartışmalarının sınıf temelli bir analizini, “Devleti Tahayyül Etmek”, “Güvenliğin Eleştirisi” ve “Savaş Erki Polis Erki” kitaplarından sonra şimdi de “Evrensel Hasım” ile devam ettiriyor.

Zombi, Korsan ve Şeytan kadar korkunç bir yeni evrensel hasımın, 'çalışan'ın, sermaye tarafından nasıl işlendiğini ve tüm toplumun düşmanı olarak nasıl lanse edildiğini tartışmaya açıyor. Devlet ve sınıf çalışanların, uluslararası güvenlik ve savaş siyaseti üzerine kafa yoranların, biyopolitikanın ekonomi-politik merkezli bir yeniden değerlendirilmesinin kavramsal haznesi üzerine tartışanların görmezden gelemeyecekleri bir çalışma…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2016
₺26,25 KDV Dahil
₺35,00 KDV Dahil

Modern toplumun yabancılaşmasına ve sömürüsüne tepki gösteren, ama modern kapitalizm açısından merkezi olan özel mülkiyet yapısına karşı herhangi bir ciddi reddiye ortaya koyma konusunda isteksiz olan faşizm, pusulasını ancak gericiliğin ışığıyla –kökten bir şekilde değişikliğe uğramış modernite koşullarında yeniden ele geçirilecek mitsel bir geçmişle– ayarlayabilir.

Faşizm, diye anlatır bize bir tarihçi, “İtalyan faşist partinin ortaya çıkmasıyla 1922-23’te başladı… Avrupa çapında faşist partilerin türediği 1930’larda rüştünü ispatladı… iki diktatörün yenilgisi ve ölümüyle birlikte 1945’te sona erdi”. Fevkalade elverişli bir tarihsel ve kavramsal sadelik! Araştırma 1922-45 dönemiyle sınırlandırılır ve bizi faşist fikirlerden, hareketlerden ziyade faşist yönetimin kurum ve süreçlerini incelemeye davet eder. 1922’den önce faşizmin hangi öncellerivardıysa, bunlar özellikle de düşünsel bir tarzda, son derece dar bir çerçevede ele alınır ve faşizmin doğasını, onun ideolojik özünü ve süregelen varlığını belirgin kılmada yatan her güçlük, İtalyan ve Alman faşizmlerinin en ince ayrıntılarına inen açıklamalarla atlatılmış olur.

Bu yaklaşım, 1922’den önceki kimi eğilimlerin faşizmin gelişimine ne ölçüde temel sağladığını hafife alır ve bu gelişmenin köklerini tutarlı biçimde örgütlenmiş bir politik parti veya hareketten ziyade belli bir dizi felsefi tartışmada bulduğu gerçeğine kulak asmaz. Neocleous söz konusu yaklaşıma iki temel düzeyden meydan okumaktadır. İlk olarak, felsefe alanında Avrupa’nın faşizme giden yolu merkezi önemdedir. Faşizm, Avrupa tarihindeki bir parantez olmak şöyle dursun, Avrupa’nın düşünsel, kültürel ve politik tarihi içerisindeki felsefi-politik mücadelelerin bir ürünüdür ve aynı zamanda bu tarihin bir oluşturucusudur. İkinci olarak, faşizmin, küçük ama etkin insan gruplarının ‘uygarlaşmış’ burjuva yaşamın esaslarını kavrama yeteneksizliğinden doğan bir tür politik sapma olmak şöyle dursun, gerçekte yaşadığımız ilişkilerin ‘normal’ ve sermaye odaklı örgütlenişine dair bir problemdir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺52,50

Bu kitap savaş erki tartışmasını, “savaş çalışmaları” olarak görülenin, askeri tarih ve stratejik çalışmalar gibi alt alanlarının, uluslararası ilişkiler ve jeopolitik gibi komşu alanların ve onun liberal teorideki daha geniş ideolojik temellerinin alelade aşinalığından uzağa taşımayı amaçlamaktadır. Onun yerine bu kitap farklı bir noktadan başlar: savaşı kapitalist hâkimiyet tarihinden ayrılmaz düşünerek. Bu nedenle elinizdeki kitap savaş erkini, neticede insanlık tarihindeki en temel ve şiddetli ihtilaf açısından anlamaya çalışmaktadır: sınıf savaşı.

Mark Neocleous,Güvenliğin Eleştirisi ve Devleti Tahayyül Etmek’te başladığı işi büyük bir ustalıkla sürdürüyor: Neoliberal dünyanın tüm kurumsal yapılarında olduğu gibi hukukun da sermayenin bir işlevi olduğu ve halkın yurttaşlık formunda örgütlülüğünü değil köle formunda örgütsüzlüğünü pekiştirdiğini kanıtladıktan sonra devletler hukukunun savaşla uğraşmak için ortaya çıkışını ve söz konusu savaşın birikim savaşı olduğunu gösteriyor. Barış ile ticaret arasında bir bağlantı olduğu mitini sorgusuzca kabul eden 18. yy’dan günümüze birçok düşünürün kuramsal ard alanını köklü bir eleştiriye uğratan yazar "burjuva düzeninin inşası savaştır" savı çerçevesinde mevcut kavramsal hazneyi tersine çeviriyor: “liberal barış tezi modern bir siyaset miti olarak işler ve klasik liberalizmin şiddetinin üzerindeki ideolojik kılıftan başka bir şey değildir."

"Polis"i sıradan bir güvenlik aygıtı olarak değil de "yönetme mantığı" çerçevesinde ele alan Neocleous, liberalizmin güvenlik anlayışının pasif bir savunmadan doğru değil aktifmilitarist bir pratikten doğru kurulduğunu iddia ediyor. Ve nihayetinde barış, düzen, güvenlik fikirleri etrafında örgütlenmiş; içinde yeni ticaret ve birikim biçimlerinin gelişebileceği kalıcı biçimde pasifize edilmiş toplumsal alanların inşası "polis"in dünya siyasetindeki merkezi konumunu oluşturuyor.

Zamanımızda birikim rejimleri ve sınıf savaşımının zor aygıtlarını ve bunların birbirini zorunlulukla doğuran mantığını anlamak istiyorsak Neocleous görmezden gelemeyeceğiniz bir isim…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 336
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺72,00

" ... özgürlüğü tehdit etmeleri bakımından güvenlik tedbirlerine yönelik standart haline gelmiş eleştiri yaklaşımını benimsemek ya da “güvenlik uğruna özgürlüğü ne kadar feda edebiliriz” diye sormak yerine liberal “özgürlük” projesinin aslında bir güvenlik projesi olduğunu gözler önüne sermek gerektiğini söylüyorum.(…) Dolayısıyla, Marx’ın bir sezgisine ve Foucault’un çalışmasındaki ana temaya dayanarak liberalizmin özgürlük adına güvenliğin dayatılmasına direnmekten çok, aslında bir “güvenlik toplumu” için gerekli mekanizmaları yerli yerine oturtan başka bir siyasal rasyonaliteyi temsil ettiğini göstermeye çalışıyorum.”

Neocleous tüm çalışmalarında, liberalizmin, kendini nasıl tanımladığıyla gerçekte ne olduğu arasındaki farklılığa odaklanıyor. Daha önce devletçi tahayyül ve sivil toplum kavramları dolayımıyla köklü eleştiriler getirdiği liberalizmin söz konusu kandırmacasına bu sefer de güvenlik kavramı aracılığıyla güçlü bir saldırı düzenliyor.

Siyaset ve felsefe disiplinlerinin Neocleous okumadan önümüzdeki dönem tartışmalarına güçlü bir biçimde katılabilmeleri mümkün değil...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 264
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2014
₺60,00

“Bu kitap devlet düşüncesini devralmadan ya da devlet düşüncesi tarafından ele geçirilmeden devleti değerlendirmeye çalışıyor. Bu yüzden burada belirttiğim ve kitabın en sonunda kısaca geri dönülen farklı bir politik tahayyüle dayanıyor. Bu politik tahayyül, içinde yaşadığımız “olağanüstü halin” istisna değil kural olduğunu bize öğreten ezilenlerin geleneğinden doğar. Walter Benjamin’in de kabul ettiği gibi olağanüstü hale karşı bu şekilde yazmak, devletin sonunu ve dolayısıyla faşizm olasılığının sonunu hayal eden gerçek bir olağanüstü hale yol açmayı hedeflemektir”
“sermaye birikiminin küresel yoğunlaşması devlet egemenliğinin yerini almaktan ziyade, egemenliğin bir uygulamasıdır”
“Marksistlerin uzun süredir öne sürdüğü gibi, kapitalist sistem, ciddi biçimde egemen sınıfın yürütme kurulu rolünü üstlenen devlet olmasaydı bir hafta bile sürmezdi.”
“Ortadan kaldırılan uzam, ulus-devletin mekânıdır”
Son cümlenin devamı; “ama kapitalist devletin değil” diye devam ediyor tahmin edildiği gibi; ve ulus-devletin söz konusu tasfiyesine devletçi bir politik tahayyülle karşı durmanın oldukça nitelikli bir eleştirisini yapıyor Neocleous. Sola da sirayet eden ulusalcılığın nasıl faşizme doğru evrilebildiğini gösterirken, liberalizmin devletle olan sahte düşmanlığını da devletçi politik tahayyül saptamasıyla ifşa ediyor. Ekonomik zeminin dolaysız bir yansıması biçimindeki devlet anlayışını mahkum ederken devletin [belirli düzeylerdeki] özerkliğini abartanlara da Marx’ın, her geçen gün daha da belirlenim kazanan çalışmalarını işaret ediyor.
“Devlet”in, onu en reddettiğimiz zamanlarda bile düşüncelerimize nasıl sızdığını tartıştığı Devleti Tahayyül Etmek kitabının yanı sıra, kısa süre önce Türkçeye çevrilen Sivil Toplumu Yönetmek: Devlet İktidarı Kuramına Doğru kitabıyla birlikte Neocleous sivil toplumun kendini inşasının devlet karşısında özerklik taşıyıp taşımadığını sorguluyor ve 20. yy’ın siyasal uzamının iki temel kavramı olan “devlet” ve “sivil toplum” ilişkisini tartışan bu çalışmalar poltikayla ilgilenen Türkiye’li okuru tehlikeli bir derinliğe çağrıyor. “Devlet” ve “Sivil Toplum” ilişkisinin 20. yy’daki en önemli tamamlayıcılarından olan “Güvenlik” kavramını irdelediği Critique of Security ise çok yakında yine Notabene yayınlarından çıkacak.
Mark Neocleous, yüzyılımızın siyaset kuramının vazgeçilmez isimlerinden biri....
Ersin Vedat Elgür


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2015
₺67,50

Bu kitap, devlet kuramına dönük önemli çalışmalarıyla uluslararası planda tanınan ve İngiltere’de Brunel Üniversitesi Siyaset ve Tarih bölümünde ders veren Marc Neocleous’un devlet kuramıyla ilgili en derinlikli çalışması olarak göze çarpıyor.
 
Daha Giriş bölümünün ilk cümlesinde “bu kitap devlet kuramına ilişkin Marksist bir yaklaşım önermektedir” diyerek iddiasını çıplak biçimde ortaya koyan Neocleous, bugüne dek Marksist bir devlet kuramı inşa edilemediğini ve bunu inşa etmek gereği üzerinden yola çıkıyor. Marksist devlet kuramına ilişkin yaklaşımların, tüm tarihsel süreç boyunca büyük çalkantılar geçirdiğini ileri süren yazar, bu çalışmasında bir yandan devleti ve sivil toplumu bağlamından tamamen kopartan yapısalcılık ve sonrasında gelişen “post” akımlarla hesaplaşmaktadır. Ancak “bu çalışma, hem devleti, hem de sivil toplumu birlikte dikkate almamız gerektiğini ileri sürerek, Marksizm içinde bu ayrımı görmezden gelen ya da kabaca ekonomistik altyapı - üstyapı modeline indirgeyen belirli geleneklerden de ayrılır.”
 
Neocleous kitabında Hegel’i yeniden yorumlamakta; Gramsci’nin olumlu katkılarını eleştirel bir süzgeçten geçirmekte; Foucoult, ve Althusser’e yönelik önemli eleştiriler yöneltmekte ve konuya ilişkin pekçok düşünürü ele alarak, onları yeniden anlamlı bir çerçeveye oturtmaktadır.
 
Siyaset bilimi, siyaset felsefesi, hukuk felsefesi ve Marksizmle ilgilenen herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 210
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2015
₺77,30

Kitap, güvenlik, şiddet, savaş ve devlet arasındaki bağları tartışırken, güvenlik arzusunun bizi götüreceği yeri göstermekle kalmıyor, aynı zamanda liberal tezleri yeniden üretmekle temelde hangi alanı terk ettiğimizi de ısrarla vurguluyor: liberal ideoloji ekseninde güvenliği inşa etmeye çalışan devletin ve sermayenin eleştirisi. Güvenlik, Şiddet ve Savaş, bir taraftan sosyal güvenlik ile ulusal güvenlik, sermayenin güvenliği ile siyasal kuramın gelişimi arasındaki tarihsel bağları ele alırken, diğer taraftan da güvenlik kavramı ile olağanüstü hal ilanı, liberal siyasal kuram, savaş ve uluslararası hukuk arasındaki kuramsal bağları tartışıyor. Neocleous’un kitabı, yukarıda değindiğimiz tabiyet ilişkisinin farklı labirentlerinde bizlere yön gösterir ve güvenlik endüstrisinin günümüzdeki yükselişini değerlendirirken, bu labirentleri birbirine bağlayan düğüm noktalarında savaş, şiddet ve anti-siyasetin nasıl iç içe geçtiğini ve bu eklemlenmenin kendisini nasıl hem toplumsal ilişkilerin dokusuna hem de kuramsal değerlendirmelere ustaca yerleştirdiğini anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : Ankara
Sayfa Sayısı : 315
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .2012
₺24,80
1
Çerez Kullanımı