• Kaplanın Sırtında
    Kaplanın Sırtında
  • Kâğıt Kesiği
    Kâğıt Kesiği
  • Ken Taç Dis
    Ken Taç Dis
  • Masal KADIN
    MASAL KADIN
  • Osman Pamukoğlu
    Debreli Hasan Geronimo
  • İdil Yazar - Çikolata
    İdil Yazar
  • Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
    Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
  • Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri
    Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri

Mustafa Kemal Atatürk’ün 1922-1924 yılları arasında verdiği kısa nutuklardan kitapçık hâlinde yayımlanan beş eseri bir araya getirdiğimiz bu çalışma, Harf Devrimi (1928) öncesi yayımlandıkları için eski harflerle basılan bu nutukları tarih sırasına göre bir araya getirme çabasının bir sonucudur. Bu nutuklardan ilki Millî Meclis’in üçüncü seneidevriyesi münasebetiyle 1 Mart 1922’de; ikincisi Büyük Zafer’e dair Büyük Millet Meclisinde 3 Ekim 1922’de; üçüncüsü Meclisin dördüncü içtima senesinin açış nutku olarak 1 Mart 1923’te; dördüncüsü TBMM’nin İkinci Seçim Devresinde Meclis Başkanlığına seçilişlerini müteakip 13 Ağustos 1923’te; beşincisi ise Dumlupınar’da Meçhul Şehit Abidesi’nin temel atma töreninde 30 Ağustos 1924’te irat edilmiştir.

Bu metinler üzerinde bu biçimiyle ilk kez bir çalışma yayımlanmış olmaktadır. Dolayısıyla bu küçük nutuklar, Atatürk’ün bütün yazılarını toplayan kitaplar içinde dağınık bir görünümdedir. Bu hâliyle bir araya getirilmeleri ise öncelikle müstakil kitap olarak basılmış olmaları sebebiyledir. Ayrıca kronolojik sırayı takip ettiğimizde bu kısa metinler Cumhuriyet’in ilanından hemen önceki yıllarda Mustafa Kemal Atatürk’ün milletiyle hasbihali şeklindedir ve bir tür sayım döküm de içerir. Nutuklardaki samimi üslup oldukça dikkat çekicidir. Atatürk’ün matbu olarak yayımlanmış kısa nutuk metinlerinden ilkinde kullanılan “Tarihî Bir Nutuk” nitelemesini kitabın geneline teşmil ederek bu 5 adet nutuk metnini topluca “Tarihî Nutuklar” şeklinde adlandırılmıştır. Kopernik Yayınları da böylece Atatürk’ün matbu olarak basılmış eserlerine yeni bir halka eklemiş oluyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 180
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2021
₺34,00

Gazeteci- yazar Ceyhun Bozkurt’un kaleminden Gladyo: Operasyon Türkiye, Kopernik Kitap'ta...

· Gladyo ya da Türkiye’de bilinen adıyla Kontrgerilla nedir?
· Kuruluş sürecinde neler yaşandı?
· Bu yapılanma hangi amaçla kuruldu?
· Nasıl bir sistematiği var?
· Hangi operasyonları hangi yöntemlerle gerçekleştiriyorlar?
· Türk devletinde Gladyo kuruluşları oldu mu?
· Türkiye’de hangi operasyonları hangi yöntemlerle gerçekleştiriyorlar?
· 6-7 Eylül olayları sırasında hangi üst düzey istihbaratçılar Türkiye’deydi?
· Dağlıca saldırısı sadece bir terör eylemi miydi?

Usta gazeteci Ceyhun Bozkurt, bu kitapta birçok soruda Gladyo’ya yanıt ararken geçmişte yazılanlardan farklı olarak Gladyo’nun eylem mantığını ve hedefini sorguluyor. Bozkurt, yaşanan bir veya birçok olaydan oluşan yapbozun parçalarından Gladyo’ya nasıl ulaşılacağının yöntemine kafa yoruyor.

Bu çalışmada “Günümüzde de Gladyo tehlikesi/eylemliliği var mı?” sorusunun yanıtını bulacaksınız.

Göreceksiniz, Gladyo hiç böyle anlatılmadı…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 224
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2021
₺38,25

Fatih ve fetih...

Dünyanın kaderini değiştiren sultanın efsanevi romanı...

Fatih’in çocukluğu, gençliği ve azmi...

İstanbul, Türklerin eline geçtiği zaman şehirden kaçan Batılı bir tarihçi, “Bugün dünyanın son günü,” diye not düşer defterine. “Medeniyet, barbar Türklerin eline geçti ve insanlık öldü.”

Batı’taki Türk-İslam algısı üzerine uzmanlaşan akademisyen-yazar Beyazıt Akman işte bu cümleyle; yani 29 Mayıs 1453’ün gerçekten dünyanın sonu mu, yoksa insanlık tarihinin altın çağlarından birinin başlangıcı mı sorusuyla yola çıktı. Akman, yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceledi, beş yıl boyunca bu konuyu araştırdı. Ve daha yayınlanır yayınlanmaz tarihi roman alanında çığır açan, kısa zamanda bir kült eser haline gelen bu roman ortaya çıktı.

Ülkemizdeki etkisi sadece yazılı edebiyatta değil beyaz perdede ve TV yapımlarında da hissedilen Dünyanın İlk Günü yeni baskısı ve yüzüyle karşınızda...

Doğu Roma'nın merkezi Konstantinopol'den kaçırılan Alexander, yaşayabilmek için çocukluk aşkından ayrılmak zorunda kalır. Aşkına tekrar kavuşmaya söz veren Alexander, doğduğu topraklara hiç beklenmedik bir şekilde geri dönecektir. Aradığı adaleti başka topraklarda bulmuş ama ilk aşkını hiç unutmamış bir yeniçeri olarak... Aynı tarihlerde ve aynı coğrafyada, kaybettiği sevgili eşinin yasıyla birlikte elçiden çok seyyah olup çıkan İtalyan Alberti Balbi ise el yazması eserler kopyalayıp çoğaltan Müslüman bir kıza, Nilüfer'e vurulur. Alberti'nin, adeta eski aşkının ve yasının doğal bir uzantısına dönüşen bu imkânsız aşkı satır satır döktüğü gizli defteri, gittikçe tarihin en önemli tanıklarından birine dönüşecektir. Zira aynı dönemde, 19 yaşındaki bir sultan, genç Mehmet, sadece Alexander ve Alberti'nin değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir olayı, İstanbul'un fethini gerçekleştirmek üzeredir...

Alexander'ın aşkını, Alberti'nin hüznünü ve Mehmet'in azmini film izlercesine, bir solukta okuyacak, bir daha unutamayacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 664
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺68,00

Orta Çağ’da Avrupa’nın göbeğindeki bir Türk ajanın nefes kesen hikayesi...

Endülüs’e yakılan bir ağıt...

21’inci yüzyılda bile eksikliği hissedilen bir insanlık dersi...

Daha önce Son Sefarad olarak yayınlanan Cennetin Kapıları, kitabın İngilizce baskısında kullanılan ve büyük beğeni toplayan yeni ismiyle ve yüzüyle karşınızda...

Endülüs’teki Osmanlı ajanı Kara Davud, karısı Elif’in hasretiyle yanıp, kendi topraklarına dönmeyi beklerken hayatının en zorlu göreviyle karşı karşıya kalır...

Granada İslam İmparatorluğu’nun çökmesiyle birlikte Katolik Avrupa, Müslümanları ve Hristiyan olmayan tüm insanları adeta yeryüzünden silmek için yemin eder.

Engizisyon her gün binlerce Arapça ve İbranice kitap yakmakta ve tarihin en büyük barbarlık suçunu işlemek üzeredir. İnancını saklamak zorunda kalan yüz binlerce insandan biri olan David Marrano, Endülüs’ün eski kültürünü devam ettirmeye çalışarak gizlice kitaplar çoğaltır. Ne var ki, Engizisyon, David’in ve aşkı Esther’in de izini bulmuştur.

İspanyol denizci Kristof Kolombus ise kütüphane yağmalarından ele geçirdiği haritalar ve zindanlara atılan, çoğunluğunu Müslümanlardan kurduğu mürettebatla dünya tarihini değiştirecek bir keşfin eşiğindedir.

Türk ajan Kara Davud İspanya’daki tüm bu gelişmeleri yıllarca payitahta rapor etmiştir. Sultan Bayezid, böylelikle tarihin en büyük kurtarma operasyonlarından birini başlatacaktır. Ancak Akdeniz’deki Haçlı korsanları ve İspanya’daki Katolik şövalyeler bu görevi imkânsız hale getirecektir.

Davud’un sır dolu geçmişi, kitap avcısı Santiago’nun iç çatışması ve hattat genç Bayezid’in kendi nefsi ile olan savaşı romanın ana izleklerini oluştururken Türk denizcileri Kemal ve Burak Reisler ile genç Piri Reis de bu epiğin diğer renkli karakterleri.

Ezberleri yeniden bozmaya ve Atlas Okyanusu’ndan Akdeniz’e uzanan film tadında soluk soluğa bir maceraya daha hazır olun...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 688
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺68,00

Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran, ona adını veren kahramanın hikâyesi.

İki ciltlik bir epik, film tadında bir kuruluş romanı.

On üçüncü asrın sonları. Anadolu savaş ve kan içinde. İnsan kellelerinden kulelerle kalplere terör salan Doğulu barbar Moğollar, Batılı fanatik Haçlı orduları ve hain haşhaşinler.. Ve Türkleri tamamen bitirmek niyetinde olan İmparatorluk vârisi tekfurlar..

Bu kaostan bir cihan lideri doğmak üzere..

Küçük bir uç beyliğinden çıkarak bu katliamlara dur diyecek, umudun ve adaletin adı olacak bir genç!

Kuruluş hiç böyle anlatılmadı.

En son araştırmalar ışığında dört yılda yazıldı.

Şövalye Mihal’in gözünden ve Marko Polo’nun seyahatnamesinden Osman.

Türk ve dünya edebiyatının en kapsamlı Osman Gazi çalışması.

Yeni kuruluş yılı olarak kabul edilen ve Osman Bey’in Doğu Roma İmparatorluğu ile savaşı 1302 Bafeus Muharebesi’nin ilk romanı.

Osman Kanunu (Birinci Kitap): Osman’ın çocukluğu, gençliği, Rabia ile tanışması, ona âşık oluşu.. Şeyh Edebali’nin dergâhında insan-ı kâmil olma serüveni. Şövalyelerle ilk çarpışmalar, tekfurlarla ilk savaşlar, haşhaşinlerle hesaplaşma ve büyük bir ihanet.

Osman: Kuruluş (İkinci Kitap): Osman en büyük kâbuslarıyla yüzleşiyor, zorlu bir birlik mücadelesi veriyor ve Mihal kritik bir karar aşamasına geliyor. 1302 Bafeus Muharebesi kitabın görkemli finalini oluşturuyor.

Daha önce Osman: Aşk ve Savaş adıyla yayınlanan bu epik kuruluş romanı, yeni adıyla ve yüzüyle karşınızda...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 588
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺68,00

Osmanlı İmparatorluğu’nu kuran, ona adını veren kahramanın hikayesi.

İki ciltlik bir epik, film tadında bir kuruluş romanı.

On üçüncü asrın sonları. Anadolu savaş ve kan içinde. İnsan kellelerinden kulelerle kalplere terör salan Doğulu barbar Moğollar, Batılı fanatik Haçlı orduları ve hain haşhaşinler.. Ve Türkleri tamamen bitirmek niyetinde olan İmparatorluk vârisi tekfurlar..

Bu kaostan bir cihan lideri doğmak üzere..

Küçük bir uç beyliğinden çıkarak bu katliamlara dur diyecek, umudun ve adaletin adı olacak bir genç!

Kuruluş hiç böyle anlatılmadı.

En son araştırmalar ışığında dört yılda yazıldı.

Şövalye Mihal’in gözünden ve Marko Polo’nun seyahatnamesinden Osman.

Türk ve dünya edebiyatının en kapsamlı Osman Gazi çalışması.

Yeni kuruluş yılı olarak kabul edilen ve Osman Bey’in Doğu Roma İmparatorluğu ile savaşı 1302 Bafeus Muharebesi’nin ilk romanı.

Osman Kanunu (Birinci Kitap): Osman’ın çocukluğu, gençliği, Rabia ile tanışması, ona âşık oluşu.. Şeyh Edebali’nin dergâhında insan-ı kâmil olma serüveni. Şövalyelerle ilk çarpışmalar, tekfurlarla ilk savaşlar, haşhaşinlerle hesaplaşma ve büyük bir ihanet.

Osman: Kuruluş (İkinci Kitap): Osman en büyük kâbuslarıyla yüzleşiyor, zorlu bir birlik mücadelesi veriyor ve Mihal kritik bir karar aşamasına geliyor. 1302 Bafeus Muharebesi kitabın görkemli finalini oluşturuyor.

Daha önce Osman: Aşk ve Savaş adıyla yayınlanan bu epik kuruluş romanı, yeni adıyla ve yüzüyle karşınızda...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 536
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺68,00

"Şeyhimin asasını arıyorum ben. Doğu’dan gelip Batı’ya gidiyorum.

Asayı bulduğumda her şey biter. Asayı bulduğumda her şey başlar. O gün güneş dürülür, yıldızlar kararır, dağlar sökülür...

O gün, denizler kaynar, gök kubbe yıkılır!

Asayı bulduğumda, gökyüzündeki Avcı yere düşer, Sahra’nın kumları sulara karışır ve yedi iklim yok olur gider!

Bu arayışta çok kişiyle karşılaştım. Bir asanın izinde neler gördüm!

Cansız toprakta canı, uçsuz bucaksız uçurumlarda hayatı gördüm. Yaşadığını sandıklarımızın cesetlerini gördüm.

Ben, Yunus. Şeyhinin asasını arayan bir garip gezgin.”

İşte böyle başlıyor Âşık Yunus’un şiirsel romanı. Çocukluğundan başlayıp Hacı Bektaş’ın dergahına, oradan Taptuk Şeyh’in kapısına uzanan yarı masalsı, yarı efsanevi, ama hepten hakiki, hakikatin peşindeki yolculuğu...

Bir gün bir çobanla, bir gün bir alimle, bazan da bir mezarcıyla karşılaşmasının sırlı hikâyesi... Hakikâtin keşfinin peşinde bir hayatın ilk halleri...

Sekiz asır öncesinden günümüze yankılanan bir sesin kendini ve kainatı keşfi...

Yunus’un hikâyesi, usta tarihi romancı Beyazıt Akman tarafından uzun bir araştırmayla ilk defa parça parça Osman romanlarında yayınlanmış, okurlar tarafından büyük beğeni toplamıştı. Akman, okurlarının yoğun isteği üzerine bu bölümleri ilk defa tek bir kitap halinde yeniden düzenleyerek romanlaştırdı ve okunduktan yıllar sonra bile sesi kulağınızda çınlayacak bir Yunus Emre romanı ortaya çıktı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 92
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2019
₺30,60

“Serum uzun sürecek. Az önce hemşire bana ‘Neyisiniz’ deyince, ‘Yakınıyım’ dedim. Gerçekten de bu durumda, Cemal’in hiç olmadığı kadar yakını oluyordum. Yanında oturan, onunla ilgilenen, ihtiyaçlarını karşılayan… Ezanlar okunmaya başladı. ‘Üstümü ört Hatice’ dedi. İçimde bir merhamet oluştu. Cemal yanımda uyuyor. Serum hâlâ başlarda. Uzun bir süre devam edecek.”

2 Ekim 2018… Suudi Arabistan vatandaşı gazeteci Cemal Kaşıkçı Türkiye’de, ülkesinin başkonsolosluğuna girdi ve kendisinden bir daha haber alınamadı. Kapıda onu, nişanlısı Hatice Cengiz bekliyordu. Dünya olayı, ondan öğrendi. Cinayete ilişkin sorulara yanıt aranırken çok şey yazıldı, konuşuldu. Peki, yazılmayanlar ve konuşulmayanlar?..

Hatice Cengiz’in, Cemal Kaşıkçı ile olan ilişkilerini ve kişiliğini birçok yönü ile anlattığı bu kitapta onu yakından tanıyacak, ‘yüzyılın cinayeti’nin perde arkasındakileri öğreneceksiniz… Ayrıca elinizdeki bu kitapta, Hatice Cengiz’in günlüklerini ve yakın dostlarının aktardığı bilgileri bulacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 228
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺26,25
₺35,00

Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikayede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler. Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı, eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını; acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 252
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺34,00

Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikâyede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler. Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı, eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını; acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 84
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺17,00

Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikayede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler. Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı, eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını; acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺21,25

Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikayede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler.

Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı,
eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını;
acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺21,25

“Esirler” adlı oyununda fantastik bir kurguyla eski Türk-Çin çatışması ve Çin sarayından adam kaçırmak isteyen ve imparatorun kızına âşık olan bir Türk’ün kahramanlık hikâyesini anlatır. Tam bir Turancı kurgudur bu. Ancak kahramanlık, aşk ve ölüm, böyle fantastik bir kurguda ilginç bir gerçeklik kazanır. Hikâye ve romanlarındaki toplumcu gerçekçi kimliği bu defa kurguda değil, konuda kendini gösterir. Ne var ki o, bir yazar olarak bu tarzı sürdürmez. Bir deneme olarak kalır bu; elbette ilginç bir denemedir. Bu bağlamda “Kağnı” hikâyesine yazdığı opera denemesi de ilginçtir. Evet, bunlar birer denemedir ve Sabahattin Ali için esas olan hikayedir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 84
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺17,00

Sabahattin Ali, toplumcu gerçekçi yeni Anadoluculuk anlayışının hikayede ilk örneklerini veren bir yazardır. Kuşağını ve kendinden sonraki kuşakları etkiler.

Modern Türk hikâyesine yeni bir kapı açar. Hikâyelerinde yoksul, kimsesiz, gariban, hasta, suçlu, mahkûm; küçük insanların, yani toplumun “öteki” ve çevrede kalmışlarının hayatlarını anlatır. Olayların geçtiği yeri; köy, kasaba veya Anadolu’nun bir şehri, mekânı,
eşya ve nesneleri olanca yalınlığıyla tasvir eder. Dili sadedir; hiçbir fikrin ön kabulleriyle hareket etmez. Anlattığı olayları zamanın ve kahramanlarının doğal diliyle anlatır. Esasında o, anlattıklarıyla çağının sosyal hayatına tam bir ayna tutmuş olur. İnsanların ruh dünyasını;
acımasızlık ve merhametini, hayalleri ve korkularını, yalnızlık ve çaresizliğini en ince ayrıntısına kadar dile getirir. Onun sosyal gerçekçiliği, çektiği insan ve toplum fotoğrafı kurulu düzene ve statükoya karşı derin bir tepkidir.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺21,25

Sabahattin Ali’nin gazete ve dergi yazıları çoğunlukla edebî, siyasî ve siyasî mizah türünde yazılardır. Bunlar arasından öne çıkanları ise siyasî olanlardır. Siyasî yazılarında temel memleket meselelerini ele almış, Türkiye’nin batıyla olan edilgen ilişki biçimini ve hükûmetin halka yönelik politikalarını açıkça eleştirmiştir.

Elbette bu yazılar zülfüyâre dokunacaktı. Nitekim öyle oldu ve kısa zaman içinde Sabahattin Ali’nin kalemi kırıldı. İzmir’de çıkan haftalık Zincirli Hürriyet gazetesinde yayımlanan ve 5 Şubat 1948 tarihini taşıyan “Asıl Büyük Tehlike Bugünkü Ehliyetsiz İktidarın Devamıdır” başlıklı son yazısı ile ölüm tarihi olan 2 Nisan 1948 arasındaki yakınlık, Sabahattin Ali hakkında verilmiş olan hükmün hemen uygulamaya geçtiğini gösteriyor. Hükmün gerekçesine dair ipuçlarını, aslında dönemin hükûmetini herkesin anlayacağı açıklıkta ve oldukça sert bir üslûpla eleştiren bu yazıda bulmak mümkündür.

Yayınevimiz, Sabahattin Ali’nin bütün eserlerini yeniden yayımlarken onun düzenlemesini ve eserlerinin sağlığında yapılan ilk baskılarını esas aldı ve onları, hatırasına saygı göstererek çarpıtmadan basmayı kendine ilke edindi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 246
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2019
₺29,75

Bu kitap, çağdaş Türk şiirinin büyük üstatlarından Büyük Doğu dergisinin kurucusu, şair ve yazar Necip Fazıl Kısakürek’in 1943-1961 yılları arasında Demokrat Partinin (DP) lideri Başbakan Adnan Menderes’e yazdığı mektupların ilginç ve hazin bir hikâyesidir. Başbakanlık Cumhuriyet Arşivinde bulunan ve ilk defa bu kitapla gün ışığına çıkan bu mektup ve belgelerde, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’yu çıkarmak için verdiği inanılmaz büyük mücadeleyi, karşılaştığı akıl almaz siyasî engelleri, CHP ve hükûmeti tarafından hakkında tutulan raporları, dergiyi kapatma kararlarını, hapis günlerini, aldığı yardımları, çektiği sıkıntıları ve mücadeleci kişiliğinin bütün yönlerini bulmak mümkün.

Bu çalışma, şair Necip Fazıl’ın bir başka yönünü; dâva adamı kimliğini daha yakından tanıtırken siyasî mücadelesini, İslâmî düşüncenin Büyük Doğu ile birlikte nasıl bir süreçten geçtiğini gözler önüne seriyor. Ayrıca kitapta yer alan mektup ve belgeler, Necip Fazıl’ın CHP’ye yönelik eleştirilerini, CHP’nin ona bakışını, Adnan Menderes’e ve DP’ye ve dönemin bazı bürokratlarına ilişkin düşüncelerini de olanca açıklığıyla yansıtırken Başbakan Adnan Menderes’in Necip Fazıl’la ve basınla olan ilişkilerine de ışık tutuyor. Bu çalışmanın belki de en önemli özelliği 27 Mayıs 1960 askerî darbesine adım adım nasıl gidildiğini yalın bir şekilde göstermesidir. “Muhterem Efendim” / Necip Fazıl’dan Menderes’e Mektuplar’ın yakın tarihimizin karanlıkta kalmaya devam eden gerçeklerine ışık tutması dileğiyle.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 300
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺46,75

Türkiye’nin son yıllardaki meydan okuyuşu, modernitenin gelişim sürecinde nereye oturtulabilir? Şimdiki yeni dünya düzensizliğine nasıl geldik? Kim haklı kim haksız bir yana; hangi koşullar ayrı durma ve direnmeyi eskisinden çok daha mümkün kılıyor?

Marksizm’in bıraktığı boşluğu doldurmaya İslâmiyet’in aday olduğu bugün, emperyalizm ve anti-emperyalizm sorunsalının neresindeyiz? Küresele muhalefet taktik veya konjonktürel mi, gerçekten anti-sistemik mi? Başka deyişle, kalıcı ve inandırıcı bir düşünsel platformu var mı? Kurulabilir mi? “Dış” hep kötü ve “iç” hep iyi mi? “Yerli ve millî”lik kolay tanımlanabilir bir şey mi? Ne kadarı realize edilebilir? Değişmez bir formülü var mı? “Biz” kimiz ve neyiz, zamanın sonsuz akışı içinde? Müslümanlık, örneğin, ya da Müslüman Türkiye, ya da Türkiye Müslümanlığı, alternatif bir medeniyet veya net bir medeniyet alternatifi sunuyor mu?

Olayları bağımsız ve eleştirel bir aydın sorumluluğuyla gözleyen Halil Berktay, son üç yıl içinde verdiği mülâkatlarda yukarıdaki sorulara yanıt arıyor. Prof. Berktay, bu kitapta yer alan tahlil ve tespitlerinin yalınlığı, soğukkanlılığı ve hesap gütmezliğiyle, gerçekliğe olabildiğince yaklaşmaya çalışıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 244
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺46,75

“İlim hayatımızdaki usûlsüzlük ve ahlâksızlıkları yazmanın zorluğunu kelimelerle ifade etmek çok zor ve neredeyse imkânsız bir şeydir. Hiçbir meselede açık sözlü olunmadığı gibi bu meselede de açıkça söylemek mümkün ise de yazmak çok tehlikeli bir iştir. Son senelerde cemiyet hayatımızın her sahasında bir usûlsüzlük ve kaidesizlik veya başka bir ifade ile ahlâksızlık yaygınlaşmıştır. Daha da kötüsü bu gidişin dikkati çekmemesi ve tartışılmamasıdır. Hâlbuki meslek ahlâkı meselesi meslek icraının ayrılmaz bir parçasıdır. En gayrimeşru mesleğin bile bir ahlâkının bulunduğu göz ardı edilemez bir vakıadır.

İlim hayatındaki ahlâksızların bir mesele teşkil etmemesi en büyük kültür felâketi olarak dikkatimizi çekmekte ve buna dair birkaç satır yazma vazifemizi yerine getirmekteyiz. İlim hayatında intihâl ve ahlâksızlık hırsızlık demektir. Tespit edilen şekilleri arasında veri uydurma, çarpıtma, aşırma, yayında işarette bulunmaksızın tekrarlama, dilimleme ve bilhassa tezleri parça parça yayımlama, desteklere işarette bulunmama ve kaynak ve yazar isimleri belirtmeme veya yanlış belirterek saklama ilk akla gelen şekillerindendir.”

Prof. Dr. Ali Birinci’nin kaleme aldığı bu kitapta toplanan yazılar, Türk tarihçiliğinin karşı karşıya bulunduğu usûlsüzlüklere dair en çarpıcı örnekleri en açık bir şekilde dile getirmekte, doğruları göstermekte ve ilim hayatımızın vicdanı olmaya çalışmaktadır. Kitabın ve mesajının yeni araştırmacılara rehberlik etmesi dileğiyle takdim olunur.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 436
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺76,50

Immanuel Wallerstein is one of the most important and yet controversial thinkers and activists of our time, writing on a wide range of topics from global economics and international politics to the decline of the United States, antisystemic movements, multiculturalism and the role of religions in modern world since the 1950s. Currently, he is a Senior Research Scholar at Yale University.

To Wallerstein, capitalist world-system, which was created over the last ve hundred years, and whose main ideology was liberalism, has been going through a deep structural crisis since the 1970s. He maintains that this system will be replaced by other and perhaps better systems in the mid- or long run. In his works in last few decades, Wallerstein has devoted almost all of his energy and time analyzing and explaining how the capitalist system could be replaced by a better system. In that regards, he considers Islamism as one of the most important dissenting movements in the World-System, but necessarily as a powerful force to replace it.

This volume contains Wallerstein’s articles and commentaries on Islam, the Middle East and the World-System, all of which were published since the “Arab Spring”.


Basım Dili : İngilizce
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 288
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺127,50

“Askerlerimizin ruhunu kazanmak, bizim için bir görev olduğu gibi; öncelikle onlarda bir ruh, bir amaç, bir karakter yaratmak Allah’tan ve Medine-i Münevvere’de yatan Cenab-ı Peygamber’den sonra bize düşüyor. (...) Şüphe yok ki bizim milletimizin karakteri de bütün karakterler gibi yücelmeye, istenilen değişime uygundur. Fakat kendi kendine, içimizde olmak şartıyla… Eğer bizim karakterimize dışarıdan, bizim karakterimizden başka karakterdeki etkiler tarafından bir şekil verilmek istenirse, bundan sabit ve belli hiçbir şekil, hiçbir sonuç elde edilemez.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Sofya’da Askeri Ataşe iken (1913-1914) kaleme aldığı bu kitap, Kurmay Binbaşı Nuri Conker’in Zabit ve Kumandan adlı eserine ithafen yazılmıştır. Balkan ve Trablusgarp Savaşları sonrası ortaya çıkan her iki kitap, Osmanlı ordusunun yaşadığı toprak kayıplarına kafa yoran iki genç subayın sorunları ve çözüm önerilerini cesaretle kayda geçirmesinden ibarettir. 1918 yılına kadar yayımlanamayan bu eser, Damat Ferit Paşa Hükümeti tarafından yasaklanarak toplatılmıştır. İlk yayımlanışının 100. yılında yeniden okurla buluşacak olan bu küçük çalışma, askerî konuları ihtiva eden teorik bir metin gibi görünse de satır aralarında Mustafa Kemal’in yaşanmışlıklarını gözler önüne sermektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 52
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺25,50

Türkiye'nin modernleşme deneyimi uzun bir tarihsel geçmişe sahiptir. Geleneksel yapılar bu süreç içinde önemli ölçüde bir değişime tabi olmuş, bu çerçevede Sünnilerde ortaya çıkan farklılaşmalar kadar Aleviler arasında meydana gelen farklılaşmalar da önem kazanmıştır.

Sosyolog Necdet Subaşı tarafından kaleme alınan bu çalışmanın birinci bölümünde dinsel itibarın göstergeleri şeyh, seyyid ve molla tipolojileri ekseninde incelenmekte ve bu rollerin Türkiye'nin çağdaşlaşma arayışı içinde kazandığı yeni biçimlere yer verilmektedir. İkinci bölümde ise Alevilerin modernleşme süreci, dedelik örneği çerçevesinde toplulukta ortaya çıkan diğer farklılaşmalarla eleştirilerek tartışmaya açılmaktadır. Cumhuriyet'le birlikte Alevilerin, gelenekselden modernliğe geçişlerinin yarattığı serüven, şifahi kültür öğelerinin direnç noktalarını göstermesi açısından önem kazanmaktadır. Üçüncü bölümde ise İlahiyatçılar dinsel bir prototip olarak ele alınmaktadır. Tipik bir İlahiyatçının devlet ve toplum katmanları karşısında içselleştirdiği geleneksel rol birikimi, ulemadan aydına geçişle birlikte görünürlük kazanan yeni karakterlerle buluşma imkanı kazanmaktadır.

Uzun bir aranın ardından yeniden okurla buluşacak olan bu kitap, öteki Türkiye’nin modernleşme tecrübesini, dinsel farklılaşmalar temelinde inceleniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺38,25

It is 1492, and Andalusia is being destroyed

The victims have no one to look to

Except for a sultan a sea away

1492: The Gates of Heaven is a work of historical fiction about the story of the expulsion of Jews and Muslims from Andalusia and Ottoman Sultan Bayezid II’s humanitarian rescue of these victims of persecution from the horrors of the Spanish Inquisition. Set against the historical backdrop of the fall of Granada, Columbus’ voyage to the New World and the advent of the printing press, this epic novel brings to life a lesser known, yet no less important, episode in the history of the encounters between the Ottoman Empire and Europe in vivid detail.

With the fall of the Emirate of Granada, the Catholic Monarchs launch one of the most devastating atrocities in history on the Iberian Peninsula. Upon learning of the Inquisition’s persecution of Muslims and Jews, Ottoman Sultan Bayezid charges his spy Davud the Brave with a final mission to help the victims of the Inquisition flee the country and bring them safely to Constantinople on the ships of the empire’s finest mariners. Sultan Bayezid, however, has his own inner struggle to conquer at home.

As the Inquisition burns mountains of Hebrew and Arabic books, David Marrano, a converso, secretly prints banned books in the forbidden languages to perpetuate Andalusia’s rich culture as he tries to protect his love, Esther, from his dangerous enterprise.

In the meantime, with the aid of Arabic maps and Muslim and Jewish navigators, Christopher Columbus sets off on his voyage that will change the known world.

An epic tale of adventure from the Atlantic to the far reaches of the Mediterranean, The Gates of Heaven is also an ode to lost Andalusia and a tale of humanitarianism so often not heeded even in the twenty-first century.


Basım Dili : İngilizce
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 620
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺340,00

Pierre Loti (1850-1923) hem yazdıkları hem de yaşadıklarıyla bugün hala kendinden söz ettiren, ancak iki kutuplu çerçeveye sıkıştırılmış bir yazardır. Ya eşsiz bir Türkiye dostu olarak görülür, ya da sömürgeci zihniyetin uşağı.

Roland Barthes, Göstergeler İmparatorluğu adlı kitabında “Doğu’ya ilişkin bilgisizliğimizi bildik diller (Voltaire’in, Revue Asiatique’in, Loti’nin ya da Air France’ın Doğu’su) yardımıyla yumuşatmaya yönelen düzeltmeleri elden geçirmek gerekir” der. Yerleşik Yabancı Pierre Loti, Pierre Loti’nin Doğu’sunu, Türkiye ve Japonya özelinde elden geçirerek Loti’yi anlama gayretinin bir ürünüdür. Loti’nin Asya’nın iki ucunda bulunan Türkiye ile Japonya algısı anlaşılır ve onun hiç unutamadığı Aziyade ile daha Japonya’dan ayrılırken unutmak istediği Madam Krizantem’e bakışı açığa çıkarılırsa, Pierre Loti’yi daha iyi tanımak mümkün olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺34,00

Büyük Selçuklu ve Irak Selçuklu Devletleri tarihinin ana kaynaklarından biri olarak bilinen ve Hace İmam Zahiru’d-Din Nişaburi tarafından 1177–1186 tarihleri arasında kaleme alındığı düşünülen Selçukname adlı eser, bu çalışmayla ilk kez Türkçeye tercüme edilmiştir.

Hace İmam Zahiru’d-Din Nişaburi, Selçukname’yi, Irak Selçuklu Devleti Sultanı 3. Tuğrul adına kaleme almıştır. Eser, Büyük Selçuklu ve Irak Selçuklu Devletlerinin siyasi, sosyal ve kültürel olaylarına dair önemli bilgiler vermektedir. Bilinen ilk Selçukname olması ise çalışmayı daha da değerli kılmaktadır.

Bu kitapta ayrıca eserin yazarı, eser, eserin yazılışı, içeriği, nüshası, dil ve üslup özellikleri ile edebi sanatları detaylı bir şekilde incelenerek değerlendirilmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 176
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺38,25

1922 yılında Atatürk’ün valideleriyle tanıştım. Kır düşmüş sarı saçları ve mavi gözleriyle o, yaşlı bir Mustafa Kemal’i andırıyordu. Rumeli şivesiyle konuşuyor, zeki bakışlı ve eski İstanbul hanımları giyinişinde bir hanımefendiydi. Durmadan oğlundan sitayişle bahsediyordu. Kendisine ilk sualim şu oldu: “Gazi hazretlerinin doğum günü ile ayı bir yerde yazılı değildir. Hangi ay ve günde doğmuşlardır?” dedim. Biraz düşündükten sonra: “O zamanki Hamidiye kâğıtlarına gün ve ay yazılmaz sadece sene yazılırdı. Ben, oğlum Mustafa’yı erbain soğukları devam ederken doğurdum. Bu doğum benim aklımda kaldığına göre (23 Kânunievvel 1296) tarihlerine düşmektedir” dedi. Bu malumatı pek dikkatle kaydettim. Çünkü Atatürk’ün nüfus tezkeresinde yalnız 1296 yazılıydı. Bu da Milâdi tarihe göre 1881 yılına tesadüf etmektedir. Zübeyde Hanım bazı günler bana öğüt verirdi:

“Oğlum, çok çalış, çalışmaktan yılma. Mustafa’m çok çalıştı. Her mektepte çavuş olurdu. Büyük adam olmaya çok heves ederdi. Hem de büyük adamlarla tanışmak isterdi. Sen de büyük mevkilere gelmek istersen, büyüklere kendini tanıt. Bak oğlum! Mustafa Kemal, bu millete ne hizmetler etti. Yunanlıları denize döktüğünü bana söyledikleri zaman, kulaklarıma inanamadım. Şimdi Ankara’ya geldim ve hepsini gözümle gördüm. Sen de çalış!”

Tarihçi Enver Behnan Şapolyo’nun Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili kaleme aldığı bu kitap, bugüne kadar Atatürk’e dair yazılmış en kapsamlı biyografi çalışmalarından biridir. İlk kez Zafer gazetesinde tefrika edilen bu metinlerde modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun çocukluk ve gençlik yıllarını, özel hayatını, mücadelesini, Sultan Vahidettin ile olan temasını, Almanya seyahatinin ayrıntılarını, Suriye ve Çanakkale cephelerinde başından geçenleri, Millî Mücadele dönemini, Cumhuriyetin ilânını, ölümü sonrası yaşananları ve cenaze merasimine ilişkin bilmediğiniz önemli detayları okuyacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺97,75

10 Ağustos 1915 Conkbayırı Taarruzu - Conkbayırı Tepesi askerlerimizin eline geçtikten sonra düşman karadan ve denizden yönelttiği seri ve yoğun topçu ateşleriyle Conkbayırı’nı cehenneme çevirmişti.

Gökten şarapnel, demir parçaları yağmur olup yağıyordu. Büyük çaplı deniz toplarının tam isabetli taneleri yerin içine girdikten sonra patlıyor, yanımızda, kenarımızda büyük çukur giderleri açılıyordu. Bütün Conkbayırı yoğun dumanlar ve ateşler içinde kaldı. Herkes kaderine razı olmuş, tevekkül içinde akıbetini bekliyordu. Etrafımız şehitler ve yaralılarla doluydu.
Savaş meydanında cereyan eden [bu] hâli izlerken bir şarapnel parçası göğsümün sağ tarafına çarptı. Cebimde bulunan saati paramparça etti. Vücudumun içine girmediyse de derince bir kan lekesi bıraktı. (Enkaz olup dökülen bu saati, bugünün hatırası olarak, Liman Paşa’ya verdim. O da, aile asalet armasını içeren kendi saatini bana verdi.)

Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş meydanında kendi el yazısıyla kaleme aldığı bu notlar, bir okul defterine yazılmıştır. Eserin şüphesiz en değerli tarafı, olayları sıcağı sıcağına hatta dakikası dakikasına tespit etmesidir. Öyle ki metnin kendi sıcaklığı içinde müellifin heyecanını, kaygılarını, sevinçlerini ve üzüntülerini görmek ve hissetmek mümkündür.

Mustafa Kemal tarafından Türk Tarih Kurumu genel sekreteri Dr. Reşit Galip’e okunmak üzere verilen bu notların 1937 sonlarında yayımlanması istenmiş ancak eser istenen süre içinde yayıma hazırlanamamıştır.

Yakın tarihimiz ve “ben” idrakimiz bakımından çok önemli olan Çanakkale Savaşları’nın içindeki muharebelerin küçük bir anlatısı olan bu kitabın faydalı olması temennisiyle…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺38,25

Gurbet Cehennemi’, Tarık Mümtaz’ın sürükleyici bir dille kaleme aldığı hâtıralarının ilk kısmı olan Mütareke Günleri’ni bütünleyen bir hâtırat metnidir. 1945-1946 yılları arasında bir gazetede tefrika edilmiş olan Gurbet Cehennemi, Tarık Mümtaz’ın sürgüne gönderildiği ilk günlerden başlayarak Bulgaristan (Varna, Köstence, Eskicuma), Romanya, Almanya (Berlin) ve İtalya (San Remo) günlerini konu edinmektedir.

Tarık Mümtaz, Hürriyet ve İtilâf Fırkası mensuplarının birçoğunun hem iktidardaki hem de sürgündeki hayatlarına tanıklık etmiş, bizzat bir gurbetzede olarak ‘sürgün psikolojisi’ne dair önemli notlar aktarmış, Mütareke Günleri’nden tanıdığı, gözlemlediği Damat Ferid, Sultan Vahîdeddin, Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Mevlânzâde Rifat, Rıza Tevfik gibi isimler hakkındaki gözlemlerini bu hâtıratta kaleme almıştır. Sultan Vahîdeddin’in ilk sürgün yılları ve San Remo’daki ilk devresi hakkında ise kendi gözlemlerini değil, tanıkların ifadelerini roman havasıyla okura sunmuştur.

Tarık Mümtaz’ın okuyucuyu sürükleyecek bir Türkçeyle yazdığı ve ilk kez okuyucuyla buluşacak olan bu eser, roman havasında kaleme alınmış bir hâtırat kitabıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 728
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺127,50

20. yüzyılın en önemli devlet adamlarından biri olan Mustafa Kemal Atatürk, geride bıraktığımız yüzyılda ve hatta bugün bile yediden yetmişe bütün Çinlilerin, Kaimo’er (凯末尔 – Kaymoar) diye andıkları büyük bir devlet adamıdır.

Çin’de hazırlanan ve ilk kez Türkiye’de okuyucuyla buluşacak olan bu eser, 1930’lu yıllarda Çin halkının Türkiye ve Atatürk’e olan ilgisini gösteren tarihî bir vesika niteliğindedir.

Titiz bir araştırma sonucu kaleme alınan bu çalışmada 1930’larda en çalkantılı dönemini yaşayan modern Çin Devleti’nin bir taraftan Japon işgali, Batıyla eşitsiz ilişkiler ve diğer taraftan da ülke içindeki politik fraksiyonlar arasında devam etmekte olan kanlı çatışmalar sebebiyle ortaya koyduğu varoluşsal mücadelede Türkiye’nin kurucu liderini nasıl bir örnek figür olarak kabul ettiği gözler önüne seriliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 148
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺34,00

Elinizdeki bu eser, Amerikan edebiyatının büyük isimlerinden Herman Melville’in kaleme aldığı Varoluşçuluk, Absürdizm ve Modernizm’in ilk ve önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen bir “pasif direniş” hikâyesidir.

19. yüzyıl ortalarında New York’ta geçen bu gizemli hikâye, Wall Street’teki hukuk bürosuna üçüncü bir kâtip olarak işe alınan Bartleby adında çalışkan bir genci konu edinir. Başlangıçtaki çalışkanlığına ve disiplinine rağmen Kâtip Bartelby’nin giderek artan garip davranışları, hikâyenin anlatıcısı hukuk bürosunun sahibini rahatsız etmeye başlar. Bartleby’nin Wall Street’te yaşanan hengâmeye ve insanların onla ilgili ne düşündüklerine aldırış etmeksizin başlattığı pasif direniş “yapmak istemiyorum” sözüyle adeta abideleşir.

Bireyin toplum kurallarına karşı tavrını yansıttığı kadar özgür irade ve determinizm konularına da bir pencere açan bu hikâye, çağımıza da seslenen bir alegori niteliğindedir. Kâtip Bartelby’nin gizemli hikâyesini merakla okurken hem üzülecek hem de düşüneceksiniz.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 56
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺21,25

Teşkilat-ı Mahsusa’da aktif görev yapan iki subayın Kurtuluş Savaşı’na ait günlükleri ilk kez ortaya çıkıyor. Günlüklerden biri, Yunan Başkomutanı Trikopis’i esir alan Albay Ali Rıza Bey'e, diğeri ise Ali Rıza Bey’in akrabası Dr. Yzb. Fuat Bey’e ait.

Bugüne kadar çok sayıda subayın Birinci Dünya Savaşı ya da İstiklal Savaşı’na ilişkin anıları yayımlandı. Bu günlükleri diğerlerinden ayıran ise Ali Rıza Bey’in yazdıklarına daha sonra müdahale edememesi. Savaşın bitimine yakın yaşamını yitiren ve günlükleri tesadüf eseri ailesine ulaşan Ali Rıza Bey, günlükte düzeltme yapamadığı için o an ne görüyor ya da ne hissediyorsa kâğıda döküyor.

Bu kitapta, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında hem Doğu hem de Batı cephesinde yaşanan ve pek çoğu ilk kez ortaya çıkan önemli ayrıntılar yer alıyor. İki kahramanın kaleminden II. İnönü Zaferi, Eskişehir-Nasuhçal Muharebeleri ve Sakarya Harbi ilk kez bu kadar ayrıntılı şekilde işleniyor.

Kitapta ayrıca birçok çalışmada sadece isimleri geçen bir kısım Teşkilat-ı Mahsusacı’nın da hayatlarına ve faaliyetlerine ilişkin ayrıntılar bulunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 480
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺72,25

Osmanlılar, XIX. yüzyıla modernleşme dönemi padişahı Sultan III. Selim (1789-1807) tarafından oluşturulan güçlü bir yelkenli donanma ile girdi. Ancak yüzyıl boyunca Osmanlı Donanması’nın 1827 Navarin’de Avrupalılar tarafından yakılması, 1839’da Mısır’a kaçırılıp yaklaşık iki yıl boyunca bakımsız bir şekilde kalması ve 1853 Sinop Baskını’nda Ruslar tarafından tekrar yakılması olayları, Osmanlı deniz gücünü büyük oranda zayıflatmıştır. Üstelik bu yüzyıla gelinceye değin yüzyıllar boyunca kullanılagelen yelkenli gemilerin yerini buharlı gemilerin alması önemli bir etken olmuştur. Bu bağlamda, XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti, hem denizlerdeki mevcut durumunu muhafaza edebilmek için yelkenli donanmasını yeterli sayıya çıkarmaya çalışmış hem de buharlı gemi inşasındaki teknolojik gelişmeleri takip etmek ve teknik eleman yetiştirmek gibi teknik sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Nurcan Bal’ın titiz çalışması sonucu ortaya çıkan bu kitapta, XIX. yüzyıldaki sanayi gelişmelerinin gemi inşa teknolojisinde yol açtığı yeniliklerin Osmanlı Donanması’na yansıması incelenmiştir. Osmanlı Bahriyesi’nde gemi inşa teknolojisinde gerçekleşen gelişim ve değişimle yüzyıllardır kullanılagelen yelkenli gemilerden buharlı gemiler dönemine geçiş süreci, çalışmanın ana omurgasını teşkil etmektedir. Kitapta ayrıca buharlı gemilerin rolünü göstermek amacıyla Osmanlı deniz seferlerine ve Osmanlı’nın mali durumuna da değinilmiştir.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 392
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺68,00

Türk toplumunda en çok tartışılan sorunlardan birisi, Selanikli de denilen Sabatay Sevi’yi takip eden Yahudi mezhebidir. Bu mezhebin gelişimi, mensuplarının içtimai konumu az bilinen ve az bilindiği ölçüde önyargılarla tartışılan bir konudur. Hiç şüphesiz Cengiz Şişman bu konuda en aydınlatıcı, tarihî ve felsefî bir çalışmayı öne koymuştur. Bu kitap, Türkiye tarihi için çok önemli bir vesika mahiyetindedir.”
 
- Prof. Dr. İlber Ortaylı
 
 17. yüzyılda mistik-mesiyanik bir hareket olarak ortaya çıkıp etkisi günümüze kadar süren Sabataycılık konusunu neden hala tartışıyoruz? Osmanlı ve Türkiye tarihinin en gizemli konularından biri olan Sabataycılık’ın dinî ve tarihî kökenleri nedir? Siyasî ve ekonomik etkisi nereye kadar uzanmaktadır? İslâm ve Yahudilikle ilişkisi nedir? Bu kökenden gelen kimselerin ne kadarı seküler Türk kültürüne asimile olmuş, ne kadarı halen geleneksel inançlarını sürdürmektedir? Bu sorular hakkında şimdiye kadar ehil olan/olmayan kişilerin yarattığı bilgi yığınları, çoğumuzun zihnini karıştırmış hatta kirletmiş durumdadır.
 
Genel okuyucu gözetilerek, soru-cevap şeklinde kaleme alınan bu çalışma, titiz araştırmalar sonucu ortaya çıkmıştır. Kitabın önemli bir kısmının 20. yüzyıl öncesine ayrılmasının sebebi Sabataycılık’ın modern önyargılardan sıyrılarak daha iyi anlaşılabileceği düşüncesidir. Sabataycılık’ı sağlıklı ve mümkün olduğu kadar tarafsız bir şekilde tartışmak, bu konuda lehte ve aleyhte fikir üretenlerin Osmanlı, Türkiye ve Yahudi tarihleri hakkında daha anlamlı sonuçlar çıkarmasına da katkı sağlayacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 260
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺42,50

Elinizdeki kitap, Alâattin Karaca’nın değişik zamanlarda kaleme aldığı eleştiri yazılarından oluşuyor. Bu nedenle salt akademik bir dil yerine, daha serbest ve rahat bir dille kaleme alınmıştır. Bu dilin yazara sağladığı en büyük avantaj, düşüncenin daha hür ve cesur bir şekilde cevelan etmesini sağlamak olmalıdır. Yazar bu sayede kaleme aldığı metinlerde meselelere daha özgün ve eleştirel bakabilme imkânı bulabilmiş.

Kitap, ana hatlarıyla sanat ve edebiyatın toplum, iktidar ve devletle ilişkilerini konu edinirken radikal kültürel değişimler yaşayan toplumlarda kültür/sanat ile iktidar/devlet arasındaki ilişkilerin nasıl sıkıcı ve müdahaleci bir hal aldığını irdeliyor.
Sanatın iktidarla araçsal ilişkisini, daha doğrusu iktidarın/devletin sanatı kendi gücünü pekiştirmek amacıyla kullandığı modelleri eleştiren Karaca, sanatın kökünde ilham barındıran vicdanî bir etkinlik olduğunu, ilhamın da iktidarla ilişkisinin olmayacağının altını çiziyor.

Sivil Edebiyat/Eleştiri Yazıları çalışmasının, vicdanının sesine kulak veren sanatseverlere ilham kaynağı olması dileğiyle.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 196
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2018
₺34,00

Forty Fours In Management

Don’t worry that you may have lost the race to build the world’s highest building to the Burj al-Arab in Dubai, the Petronas Towers in Kuala Lumpur, or the World Financial Center in Shanghai: if you place all the books written about leadership on top of each other, you can claim this title! You would be fairly confused reading this enormous collection. At times you will see the 5, 10, 27, 83 or 100 features of the perfect leader, and at other times you will be asked to ponder whether leadership is learned made. You will read passages by the same author, which say the charismatic leader is both demonized and idealized, or that the perfect leader is either a listener or an orator. Don’t be surprised by these contrasts it is actually quite normal that there is such a quantity and such a wide variety of opinions about leadership, which is an immeasurable value.

Dr. Hayri Baraçlı: He was born in Fatih, İstanbul, in 1966. He graduated from Yıldız Technical University, Faculty of Engineering, Department of Industrial Engineering in 1989, and completed his Master’s degree and doctoral studies at the University’s Institute of Science. Starting his academic career as a research assistant in the Department of Industrial Engineering at Yıldız Technical University in 1990, Dr. Baraçlı concurrently taught at the Air Force Academy between 1998 and 2007. Since 1999, he has been serving as a Faculty Member at Yıldız Technical University.

Working as the General Manager of Istanbul’s Electricity, Tramway and Tunnel General Management (İETT) from 2009-2014, Dr. Baraçlı was appointed as the General Secretary of Istanbul ‘s Metropolitan Municipality in May 2014. He is also a member of Presidential Council of Local Administrations Policies.

 

 


Basım Dili : İngilizce
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 220
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺127,50

Türk modernleşmesinin ortaya çıkardığı arızî durumları müzik hareketleri ve isimler üzerinden çözümlemeye çalışan kitap, Neşet Ertaş’tan Orhan Gencebay’a, Cem Karaca’dan Sezen Aksu’ya, Bülent Ortaçgil’den Ahmet Kaya’ya, Erkan Oğur’dan Cengiz Kurtoğlu’na, Bergen’den Gündoğar’a kadar ses evrenimizin estetik haritasında farklı adreslere ulaşarak Türkiye’nin geçirdiği dönüşümlerin öyküsünü anlatıyor.

Bu öykü kimi zaman sosyolojinin hareketliliği ile senkronik ilişki kurup, geleneğe ait belleği sazının tellerinde saklayan âşık’ın/ozan’ın kente taşınmasına kimi zaman da etnik kimlik arayışlarıyla beraber müziğin Karadeniz vadilerinde kendisine yol bulma macerasına uzanıyor. Yine kimi zaman adeta ülkesinin yorgun tarihine şarkı söyler gibi duygulu mizacının bütün kıvrımlarını tamburunun perdelerinde gezdiren Cemil Bey’e ve kimi zaman da Anadolu insanının türkülerini derleyip kaybolmasını engelleyen Kütahyalı rahip Gomidas’ın memleketini susarak hüzünlü terk edişine, Orta Asya avazlarının Türkiye’deki tarihsel geçmişine yol alıyor.

Bu çalışma, Neşet Ertaş ile Portekiz’in Fado müziğini modern zamanlara taşıyan Madredeus’un aynı aşkla yanıp, azdan çok anlayabilmenin görkemli sessizliğinde nasıl teselli bulduklarını gözler önüne seriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 188
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺38,25

Bütün bilgilerin birbiriyle bağlantılı olduğunu ve yaşam çizgilerimiz dışında kalan farklı fikir ve deneyimlerin, yönetim bilimiyle ilgilenenlere çok farklı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülerek hazırlanan kitap, içinde yaşadığımız bin yılın günümüzdeki ve gelecekteki yöneticileri ile yönetici adaylarına hitap ediyor. Yönetimde 40 Dörtler kitabı; “İşletme, Ürün, Yönetim, İnsan” başlıkları altında dört ana bölümden oluşuyor. Dört ana bölümün altında ise kırk maddede toplanan yönetim biçimleri yer alıyor. Bu kırk maddenin tamamı yine kendi içinde ayrılan dört başlık altında tüm detaylarıyla açıklanıyor. Aforizmalar, gerçekler, yeniden tanımlanan kavramlar, mitler, grafikler, şekiller ve anekdotlarla zenginleştirilen kitap, okuyucuya düşünme ve bildiklerini yeniden sorgulama fırsatı veriyor. Ayrıca, hayatın içinde sıradan ve birbirinden bağımsız gibi görünen birçok unsurun, yönetim bilimiyle olan ilişkisi de farklı bir bakış açısıyla sunuluyor. İşletmeleri ve yöneticileri başarıya götürecek formüllerin anlatıldığı bu çalışma, bir işletmeyi başarıya götüren yöntemlerin yanı sıra “lider yönetici”nin temel özellik ve niteliklerini de ayrıntılarıyla temellendiriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 220
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺51,00

Rönesans dönemi, Amerika ve ötesindeki dünyaya cesur yolculukların yapıldığı, İngiltere ve dünya tarihini önemli ölçüde değiştiren bir keşifler ve seferler çağıdır.

Aynı dönemde -Kraliçe I. Elizabeth döneminden Kraliçe Caroline döneminin başlangıcına kadar- Britanyalılar, Mağripliler ve Türklerle çok geniş bir sosyal, siyasî ve ticarî ilişki içinde bulunmaktaydı. Osmanlı Türkleri, Doğu Akdenizliler, Tunus, Cezayir, Libya ve Fas Müslümanları dışında, Hıristiyan olmayan başka hiçbir devlet İngiltere ile bu kadar geniş çaplı bir iletişim içinde olmamıştır. Bu Müslüman topluluklar, İngiliz sınırları içinde bilinen ve doğrudan iletişim kurulan farklı dine inanan en geniş insan topluluğunu oluşturmaktaydı, hatta Rönesans döneminin Yahudilerden ve Amerikan yerlilerinden daha fazla tanınan başlıca “öteki” toplumuydu.

Nabil Matar tarafından titiz bir araştırma sonucu ortaya çıkan bu çalışmada, Müslümanlarla İngilizlerin süre gelen ilişkilerinin sosyal ve tarihî boyutları, yeni belgeler ışığında okuyucuya sunulurken konu, tek taraflı bir bakış açısı yerine, şimdiye kadar incelenmeyen mahkeme kayıtları, tutsakların anıları, devlet arşivleri ve Arapça yazılan tarihî kayıtlar eşliğinde masaya yatırılıyor.

Matar’ın bu kitabı, İngilizlerin coğrafî ufuklarına ilişkin önemli detaylar içerirken İngiliz tarihi ile ilgili çalışan araştırmacılar için basmakalıp düşüncelerin değişkenliğini gösteren aydınlatıcı bir kaynak olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺80,75

Ali Fuad Erden’in hâtıraları iki ayrı tefrika hâlinde Dünya gazetesinde 1954 ve 1955-56 yıllarında yayımlanmıştır. Birinci Dünya Harbinde: Suriye Hâtıraları I’de önce bu gazetede yayımlanmış, sonra da kitaplaştırılmıştır. Eserin elinizdeki neşri ise matbu nüshasını esas almakla birlikte gazetedeki tefrikasıyla da karşılaştırılarak ortaya konulmuştur. “Askerlerimizin en edebiyatçısı” unvanına sahip bir müellif olarak tanınan Ali Fuad Erden’in hâtıraları diline hiçbir şekilde müdahale edilmeden yayımlanmıştır.

Suriye’de Cemal Paşa’nın karargâhını merkeze alınarak hâtırat metninde anlatılanlar, bugünden bakıldığında Arap dünyası ve coğrafyası ile olan ilişkilerimizi çok yakından ilgilendiriyor. Adından da anlaşılacağı üzere Ali Fuad Erden’in Suriye hâtıralarının ilk cildi Birinci Dünya Savaşı Döneminin ilk yıllarını kapsamaktadır.

İçerdiği belgelerle yakın tarihimize ışık tutan, hatırat yayıncılığımızın boşluklarını dolduran bu eseri, ilk yayınından 54 yıl kadar sonra yeniden neşretmek, okuyucuya unuttuğu bir değeri hatırlatmak anlamına da geliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺80,75

“Yüzyıllardır şiirlerimi okuyan okuyucu, kimsin sen?

Sana baharın hazinesinden yalnızca bir çiçek, ötedeki bulutlardan bir tanecik altın çizgi bile gönderemedim.

Kapılarını aç ve dışarıya bak.

Çiçeklenen bahçenden yüzyıllar öncesinin yok olmuş rayihalı hâtıralarını topla.

Kalbinin neşesinde, bir bahar sabahı çalan hayat neşesini, yüzyılların içinden sana yolladığı mesut sesi duyabilirsin.”

Elinizdeki bu kitap, Hint edebiyatının büyük ustası Tagor’un unutulmazları arasında yer almaktadır. Eserlerinde sevgi, güzellik, sadelik ve Tanrı aşkını konu edinen Tagor, Bahçıvan’da aşkın derinliklerine nüfuz ederken mistik bir bilge edasıyla okuru Doğu felsefesinin derinliklerine davet ediyor. Gora adlı romanıyla 1913 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne de layık görülen Tagor, Hint sanat ve düşüncesinin zirve ismi olarak kabul ediliyor. Nurbanu İnan’ın akıcı Türkçesiyle yayına hazırlanan bu çalışma, her yönüyle önemli bir Doğu klasiği olma özelliği taşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 124
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺29,75

“Sevinciniz, maskesinden kurtulmuş kederinizdir.

Şimdi kahkahalarınızla doldurduğunuz o kuyu bir zamanlar gözyaşlarınızla dolmuştu.

Başka nasıl olabilir ki?

Keder varlığınızda ne kadar derin bir oyuk oluşturursa, oraya doldurabileceğiniz sevinciniz de o denli fazla olur.

Şarabınızı doldurduğunuz bu kap, çömlekçinin fırınında pişirilmiş bardak değil mi?

Ve ruhunuzu sakinleştiren şu ut, bıçakla oyulan ağacın kendisi değil mi?

Mutluyken yüreğinizin derinliklerine bakın, göreceksiniz ki sizi şimdi mutlu eden şey bir zamanlar kederlendirenle aynı.

Kederlendiğinizde de tekrar dönüp yüreğinize bakın, şimdi gözyaşı döktüğünüz şey bir zamanlar sevinç kaynağınızdı.”

İlk yayımlandığı günden bu yana klasikler arasındaki yerini muhafaza eden bu kitap, çağının bilgesi kabul edilen Lübnan asıllı filozof, şair Halil Cibran’ın en önemli eserlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Cibran’ın işlediği konulardaki evrenselliği, gençliğe yol gösterici olma özelliği, dildeki ustalığı ve ince zekası ona olan haklı ilginin gerekçeleri arasında sayılabilir. Gençlere esin kaynağı olmaya devam eden Ermiş’i, Elvan Aytekin’in akıcı Türkçesiyle okura sunuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 88
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺25,50

Fuat Köprülü, Osmanlı’dan Cumhuriyete geçiş sürecinde Türkiye’de modern tarihçiliğin kurulmasına önderlik eden isim oldu. Tek Parti koşullarında hayatta ve ayakta kalmanın politik icaplarını yerine getirmekle birlikte, aslında radikal bir Kemalist değildi. İmparatorluğun son döneminin ılımlı, reformcu, Osmanlı odaklı, hemen tamamen kendi kendini yetiştirmiş bir İstanbul münevveriydi. Geçmişe bakışında kopuşlar değil, devamlılıklar öne çıkıyordu. Atatürk ve çevresi, yeni ulus-devlet için İslâmiyet’in de, Osmanlı’nın da etrafından dolaşacak bir kültürel kimlik ve aidiyet inşası peşindeydi. Bunun için Türk Tarih Tezi ve Güneş-Dil Teorisi gibi tamamen yapay, bilim dışı, uydurma kurgulara sarıldılar. Buna karşılık Köprülü, ilk Türk-İslâm devletleri, Selçuklular, Anadolu Beylikleri ve Osmanlılar arasındaki köprüleri vurguladı. Osmanlı Devletinin kuruluşunun bu eklemlenmelere dayalı bir izahını yaptı. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Anadolu’da yeni bir Türk devletinin varolma hakkını, 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başlarında Osmanlı’nın bu topraklarda zuhur etmiş ve özgün bir medeniyet olarak kök salmışlığına bağladı. Böylece Cumhuriyet’e, ihtiyaç duyduğu ama Osmanlı karşıtı bir nihilizmden ötürü nerede bulacağını bilemediği asıl tarihî meşruiyet açıklamasını sundu.

Elinizdeki kitabın 35 yıl önce ilk yayımlandığında, modern Türk tarihçiliğinin serüvenine pozitivist yaklaşımların aşılmasına ve tarihçiliğin “belirleyici dışsalı” konusunda daha eleştirel historiyografik duyarlılıkların oluşmasına önemli bir katkısı oldu. Uzun bir aranın ardından okuyucuyla yeniden buluşan bu kitabın ön sözünde Halil Berktay, aradan geçen zamana bakıyor, bir muhasebe yapıyor ve geçmişle konuşuyor. Sınır taşının arkasında ve ötesinde uzanan tarihçiliği irdeliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 144
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺34,00

Bağdatlı Abdurrahman Efendi, Basra Körfezi’nde görev yapan Osmanlı Donanması’nda imamdır. Amerika kıtasına doğru yol alan gemi Brezilya açıklarında fırtınaya yakalanarak sürüklenmeye başlar. Gemi, Rio de Janerio limanına yanaştığında halkın büyük ilgisiyle karşılanır. Osmanlıları görmek isteyenler arasında Afrika kökenli insanlar da vardır. Bu beklenmedik buluşma sonrası Bağdatlı Abdurrahman Efendi ile Müslüman olarak yaşamalarına izin verilmeyen, bu nedenle Hristiyan gibi görünmek zorunda kalan yerli halk arasında yakın bir ilişki başlar.

Gemisinden ayrılarak siyahîlerle birlikte yaşamaya başlayan Abdurrahman Efendi, uzun ve yorucu uğraşlar sonucu kapsamlı bir tecdit çalışması yürütür. Bir anlamda Brezilya’daki İslâm’ın yayılması ve doğru anlaşılması için çalışır. İstanbul’a döndüğünde ise yaşadıklarını kaleme alır. Elinizde bulunan bu kitap, hacminin küçüklüğüne rağmen Brezilya Müslümanlarının tarihsel serüvenine ışık tutan önemli bir tarihî vesika niteliğindedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 76
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺25,50

Mehmet Akif’in ölümünden iki buçuk ay sonra Yeni Adam’da başlayan (11 Mart 1937) Akif anketi devrin aydınlarının dünya görüşleri hakkında önemli ipuçları veriyor. Bu anket dolayısıyla birçok aydın, Akif bağlamında tarihe, topluma, dine ve edebiyata bakışlarını yansıtmıştır. Dolayısıyla bu toplam, bugün bizim için dönem değerlendirmesi yaparken dönüp bakmamız gereken önemli bir birikim olarak önümüzde duruyor.

Anket sorularını Yeni Adam’ı yöneten ve yayımlayan Ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun hazırlamış olması muhtemel. Abdülhak Hamid’in kısa cevaplarıyla başlayan anketin son katılımcısı Faruk Nafiz Çamlıbel’dir. Bu iki ismin arasında sırasıyla Peyami Safa, İsmail Hami Danişmend, Şükufe Nihal, Sabiha Zekeriya Sertel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Burhan Toprak, Burhan Belge, Yaşar Nabi Nayır, Suphi Nuri İleri, Sabahattin Ali, Falih Rıfkı Atay, Nurettin Artam, Sadri Ertem, Kerim Sadi, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Raif Necdet Kestelli, Nurullah Ataç, İlhami Bekir Tez ve H. Nihal Atsız yer almıştır.

Elinizdeki bu çalışma, ülkemizde Âkif'le ilgili bakış açılarını bugünkülerle karşılaştırma imkanı sunması ve bu bakış açılarının seyrini/tarihçesini izlemeye katkısı bakımından Âkif araştırmacıları için ufak ama zengin bir veriler toplamıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 88
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺25,50

Küçük Prens ile milyonlarca okurun kalbinde yer bulan Fransız yazar Antoine de Saint-Exupéry, sürükleyici bir dille yazdığı bu kısa romanında kahraman pilotlara ve idealist yöneticilere yer veriyor. Kendisi de pilot olan ünlü yazar, gece uçuşu yapan bir pilotun doğayla mücadelesini, ölüme karşı duruşunu ve amacına ulaşmak için göze aldığı tehlikeleri destansı bir biçimde anlatıyor.

Sivil havacılığın ilk dönemini anlatan bu kitap, başarılı karakter tahlilleri ve gerilimi içinde barındıran sürükleyici diliyle okuyucuyu içine çekiyor. Bu romanı okurken zaman zaman işine tutkuyla bağlı Şef Riviére'ya kızacak zaman zaman da pilot Fabian'ın çaresizliğine ortak olacaksınız.

İnsanın iradesine, cesaretine ve sorumluluğuna vurgu yapan Gece Uçuşu, şiirsel anlatımı ve usta işi kurgusuyla tam anlamıyla bir şaheser.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺29,75

Miyamoto Musashi der ki:

Hem dövüşte hem de gündelik yaşamında kararlı ama sakin olmalısın. Durumları gerilimsiz karşıla ki tedirginlik olmasın; ruhun dingin ve önyargısız olsun. Ruhunun dingin olduğu anlarda bile bedenini gevşetme, bedenin gevşediğinde ruhunu koyuverme. Bedenin ruhunu etkilemesin; ruhun da bedenini. Ne cansız ol, ne de aşırı canlı. Coşkuya kapılmış bir ruh da güçsüzdür, bitkin bir ruh da. Düşmanın ruhunu okumasına fırsat verme.

Japonlar tarafından “kılıç üstadı” olarak kabul edilen Miyamoto Musashi’nin 17. yüzyılda kaleme aldığı bu çalışma, bir savaş kitabı olmaktan çok, etkili bir strateji rehberidir. Musashi’nin ifadesiyle “strateji öğrenmek isteyenler” için kaleme alınmış olan bu kitap, kozmosu oluşturan beş ana element üzerine inşa edilmiş stratejilerden oluşmaktadır: “toprak, su, ateş, rüzgar ve boşluk”.

Pek çok Japon iş insanının ticari stratejilerini Beş Çember Kitabı’nda yer alan öğretilere göre planladığı bilinmektedir. Yüzlerce yıl önce duru bir zekanın ürünü olarak ortaya çıkan bu kitap, bugünün dünyası için de önemli bir rehber niteliğindedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 82
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺29,75

"Ki Ben hep sevdim
Delil getiriyorum sana
Seni Sevene kadar
Hiç yaşamadığımı Yetmez mi

Ki Ben hep seveceğim
İddia ediyorum sana
Aşkın hayat olduğunu
Ve bu hayat ölümsüzdür

Buna inanmıyorsun Sevgilim
Ve benim
Gösterecek hiçbir şeyim yok
Istırabımdan başka "

Emily Dickinson, 19. yüzyılın en büyük Amerikan şairlerinden biri. Çağdaşlarının anlayamamasına karşılık, 20. yüzyılda hak ettiği ilgiyi görmesiyle O, hem Amerikan hem de dünya şiirinin önemli isimleri arasında yer almayı başarıyor. Nurbanu İnan’ın Türkçe’ye kazandırdığı bu ikinci kitap, Türk okurunun Dickinson’u daha yakından tanımasına imkan sağlayacaktır.

Keyif ve sevinçle takdim ediyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 182
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 7.2018
₺38,25

Anadolu’nun İslâmlaşma ve aydınlanma sürecinin kahramanları gönül erleri denilen ârifler ve sûfîlerdir. Bu süreç kendilerine vatan edinmek üzere Anadolu’yu hedef gösteren Ahmed Yesevî müridleri ve Alperenler ile başladı. 13. yüzyılda Doğudan; Orta Asya’dan gelen Mevlânâ ve Hacı Bektaş Velî, Batıdan; Endülüs’ten gelen İbn Arabî ve Anadolu’dan yetişen Sadreddin Konevî ve Yûnus ile en büyük temsilcilerini yetiştirdi. Azîz Mahmûd Hüdâyî bu çizgide, XVI. yüzyılda Anadolu’nun bağrından çıkmış bir mânâ ve gönül eridir.

Azîz Mahmûd Hüdâyî, Celvetilik’in kurucusu kabul edilir. Azîz Mahmûd Hüdâyî, medreseden yetişen ilim adamı ve kadılık vasıflarına da haiz bir irfân ehli olarak Celvetilik’in şer’î çizgilere bağlı kalmasına özen göstermiştir. Hüdâyî hassas bir dönemde devlet, toplum ve halk üzerinde etkin bir irfân anlayışı geliştirdi. Bir irfan mektebi olan Celvetilik; İstanbul, Bursa, İzmir, Aksaray ve Balıkesir gibi Anadolu şehir ve kasabalarına, Bosna, Rumeli bölgesi ve Balkanlar’a, Arap toprakları olan Suriye, Mısır ve Cezayir tarafına yayıldı.

Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz’ın Celvetilik alanındaki bu titiz çalışması tasavvuf tarihi alanında çalışan akademisyenlere önemli bir kaynak eser olma özelliği taşıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 100
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺25,50

Elinizdeki bu eser, sadece Amerikan edebiyatının değil dünya edebiyatının da en önemli öykü ustaları arasında gösterilen 12 ismi bir araya getiriyor. Mark Twain, O. Henry, Edgar Allan Poe, Jack London, Nathaniel Hawthorne, Herman Melville, Frank Stocton, Kate Chopin, Charlotte Perkins Gilman, Stephen Crane, F. Scott Fitzgerald ve Washington Irving gibi yazarların kaleme aldığı bu türün en başarılı örneklerini okurken bazen heyecanlanacak, bazen gerilecek, bazen meraklanacak bazen de güleceksiniz. 

Elvan Aytekin'in kaleminden Türkçe'ye dökülen 12 öykünün yer aldığı bu kitabı bir çırpıda okuyacak, okuduktan sonra uzunca bir süre etkisinden kurtulamayacaksınız. 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 172
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺38,25

“18 Kasım 1916 - Öğleden önce saat 10.00’da eş-Şeyhu’t-Tani el-Hâlidî Muhammed en-Nakşibendî-i Küfrevî”nin Kızılmescit’teki türbesini ziyaret ettim. Küçük bir türbe. Şeyhin kabri ve yanında kardeşinin oğlu olduğunu türbedarın ifade ettiği bir zatın kabri vardır. Şeyhin kabrinin örtüsü sırma işlemeli, elmas, yakut gibi taşlarla süslü (Bu taşların elmas, yakut, zeberced / zümrüt olduğunu türbedar söylemişse de gerçek olmasa gerek). Diğer kabir de sırma işlemeli örtülü. Bu türbeye Ruslar ilişmemiş. Türbelerin kapıları gümüş ve altın kakma. Kıymetli halılar var fakat çoğu çürümüş. Bu türbeyi Sultan Hamid yaptırmış. Daha sonra Bitlis’in daha bir iki harap türbe gibi yerlerini gördükten sonra konutuma dönüş.”

Mustafa Kemal Atatürk’ün Doğu Cephesinde (Diyarbakır, Siirt) görevli iken bizzat kendi el yazısıyla kaydettiği Hatıra Notları hem tarih bilimi açısından hem de Türk milleti açısından son derece değerlidir. Bu çalışma, Atatürk’ün daha sonra genişletmek üzere aldığı notlardan oluşmaktadır. Günlük tarzında olmasına rağmen günlük üslubuyla kaleme alınmamıştır. 7 Kasım 1916’da başlayan notlar 25 Aralık 1916 tarihli yarım bir bölümle bitmektedir. Dolayısıyla yaklaşık iki aylık bir süreyi kapsamaktadır.

Bu notlarda Atatürk’ün Doğu’da gördüğü insan ve coğrafya manzaraları, okuduğu kitaplar, haberleştiği yakınları ve dostlarının adları göze çarpmaktadır. Hacim olarak küçük ancak muhteva olarak çok önemli olan, bugüne kadar dar bir çevre dışında değerlendirilememiş bu hatıraların okuyucuyla buluşmasının sevincini yaşıyoruz. 

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 128
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2018
₺34,00

İzzet Ziya Bey (1883-1936), Meşrutiyet dönemi ressamlarından biridir. Sanayi-i Nefise Mektebinden mezun olmuş, resim eğitimi almış ve sarayda ressamlık yapmıştır. Diğer taraftan Mabeyin-i Hümâyûn Kitabetinde kâtip olarak görev yapmış, Ankara’da Meclisin açılmasıyla bu görevine son verilmiştir. Özel resim dersleri vererek hayatını sürdüren İzzet Ziya Bey, İstiklâl Harbinden sonra İktisat Vekâletinde yeniden memuriyete başlamış, bu arada vefatına kadar resimle ilgilenmeye devam etmiştir.

İzzet Ziya Beyin Saraydan Hâtıralar adıyla ilk defa yayımlanacak olan bu kitabı, Sultan Reşat ve Sultan Vahdeddin dönemlerinde gerek ressam olarak gerekse memur olarak sarayda çalıştığı dönemde gördüğü, duyduğu ve bildiği olaylarla ilgili önemli bilgiler içermektedir. Şüphesiz hâtıralar sübjektif metinlerdir. İçerdiği bilgilerin doğruluğu araştırmaya tâbi tutulmalıdır. Ali Birinci ve Yücel Yiğit tarafından hazırlanan bu çalışma, araştırmayı teşvik etmesi, ilginç detaylar içermesi veya gözden kaçmış konulara değinmesi gibi sebeplerle tarih araştırmacıları için önemli bir kaynak eser olacaktır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 220
En / Boy : 13 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 5.2018
₺38,25
1 2 >
Çerez Kullanımı