Bir yaşam bu, özyaşam...

Bu güzel yaşamda benim pek çok dostum oldu. Bunların kimiyle birlikte çalıştım, kimi bana ustalık, öğretmenlik etti.

Bunların çoğundan özyaşam ciltlerinde söz ettim. Kiminin birer de bu portreler içine öykülerini koydum. Özyaşam’da söylediklerimi burda pek söylemedim. Zorunluk olmadıkça yapmadım bunu. Bu insanların gönlümde büyük yeri olduğu için öykülerini biraz geniş vermek istedim. Özyaşam’da yeterince geniş anlattıklarıma bu ciltte yeniden yer verme gereği duymadım.

Bunlardan kiminin ayrıca birer portresini yazmamın gerekçesini özetlemek isterim: Güzel öyküleri, örnek yanları var. Onlara gönül borcum var. Kendilerinden çok yararlandım daha geniş okur katında tanınmalarında yarar gördüm.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 444
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺65,60

Bir yaşam bu, özyaşam...

Benim gibisine “leyleğin yuvadan attığı” denir. Yurtta terör alabildiğine azdı; bir yandan da mesleğe döndürülmüyorum. Öldürülmem de söz konusu. Çember içindeyim. 1979’da, daha önceden karar verdiğim ve arzu ettiğim, göçmen işçi yaşamını izleyip yazmayı bahane ederek yurt dışına çıktım. On beş yıldan fazla sürdü göçmenliğim. Bu kadar uzayacağını bilmiyordum. İstemiyordum da... Bir yandan yurtta generaller yönetimi, bir yandan daha büyük general olan yaşamın buyruğu yüzünden uzadı.

Sıladan uzakta geçen yıllarımı ordaki işçi çocuklarına öğretmenlik yaparak, onların sorunlarını çözmek için düzenlenen çalışmalara katılarak, bir yandan da yazarak değerlendirdim.

Fakir Baykurt

Duisburg

28.1.1995


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 460
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺68,00

Bir yaşam bu, özyaşam...

Kuruluşunu, serpilip gelişmesine katıldığım Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS), askersel yargı önünde aklandığı halde, anayasa değişikliğiyle kapatıldı. Ben de beraat ettiğim halde mesleğim öğretmenliğe döndürülmedim. İstemeyerek emekliliğe ayrıldım. Benim gibisine “Genç Emekli” derler. Vaktimi yazılarıma, kitaplarıma verdim. Fırsat bulunca da gezdim. Bir ara bizlere biraz soluk aldıran bir hükümet kuruldu, Kültür Bakanlığı danışmanlığına çağrıldım. Ne yazık uzun sürmedi bu. Ayrılıp Avrupa’daki göçmen işçi yaşamını izlemeye gittim.

Yurtta ölüm kol geziyordu. Terör tırmana tırmana bütün köyü köşeyi, yurdu bucağı sardı. Çok acı öykülerdir bunlar ne yazık.

Fakir Baykurt

Duisburg

28.1.1995


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 404
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺60,00

Fakir Baykurt, 65 yaşına kadar olan yaşamını bölüm bölüm yazdı. Pek çok olayı, insanı özenle anlattı. Acısıyla tatlısıyla bir nehir roman çıktı ortaya. Yazınımızda örneği az. Akçaköy'de o yüksek göklerin altında doğan, yoksulluk yüzünden köyün sığırını sıpasını güden çocuk, evlerinde bir tek kitap olmadığı, anası babası okuma yazma bilmediği halde nasıl ünlü bir öğretmen; yapıtları sahneye, perdeye aktarılan, yabancı dillere çevrilen bir yazar oldu? O öğretmen, o yazar nasıl çalıştı, savaştı? Fakir Baykurt doğruları ve yanlışlarıyla birlikte hepsini ortaya serdi.

Okurların beklediği Özyaşam sekiz kitaptan oluşuyor:

1. Özüm Çocuktur

2. Köy Enstitülü Delikanlı

3. Kavacık Köyünün Öğretmeni

4. Köşe Bucak Anadolu

5. Bir TÖS Vardı

6. Genç Emekli

7. Sıladan Uzakta

8. Dost Yüzleri (Portreler)

İçindekiler;

Sunuş, Birkaç Söz, Özüm Çocuktur, 1929 Arpalar Yolunurken, Sümdük Derler, Gıdaklarken, Bilak,Gümüş Saplı Çakı, Korku, Bağ Beklerken, Tavuklar, Ümüş, Tutuk Ali, Bostan Bekçisi, İlk Fotoğraf, Bekir Enişte, İdrisgil, Ramazanlar, Soylu Tazı, Badana, Arap Değirmeni, Babam, Odun Dağı, Can Bir Arkadaş, Çelik Çomak, Arka Pencere, Hacer Halam, Gurbet, Dayım, Tulumba Tatlısı, Boğazımda Kalan Türkü, Cambazlar, Acı Biber, Eşek, Buldan Dağları, Mühendislerin Suyu, Fotoğraflı Mektuplar, Halat, İnsanın Kendi Köyü Gibi Var mı?, Aldıklarımı Sattım, Emeklemeden Olmaz, Sıtma Gözü, Kör Teyzenin Cüzdanı, Öküz Çobanı, Yol Parası, Deli Düve, Baldız Hanım, Yıldırım, Devlet Payı, Sayımcılar, Dayımgil’in Bostan, Halamgil, Sofrayı Güneşe Taşıdık, Halamoğlu, Koca Linlin , Cuma Namazları, Çardak Yolu, Dayaklı Cennet, Kale Gibi Adam, Arama, Şiir Tutkum, Küçük Öğretmen, Havali, Göküş Ali, Okumaya Gidişim, Romanda Geçen Kimi Sözcükler


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 322
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺49,60

Bir yaşam bu, özyaşam...

1943-1948 arası; köy enstitüsünde geçen delikanlılık yıllarım. Köylere öğretmen yetiştirmek için açılan o kurumlarda 17.000 köy çocuğu okuma olanağı buldu. Onlardan biriyim. Açtıklarına pişman olmuş gibi on yıl içinde her şeyi ters türs ettiler. Bu yüzden oradaki öğrenciliğimin yarısı cennet, yarısı cehennemdir. O yıllar Türkiye’nin çok partili demokrasiye geçtiği kırağılı yıllardı. Yaşadıklarımı öykü öykü yazdım. Tıpkı öbür yıl salkımlarım gibi bol biberli bir romana benzedi.

Fakir Baykurt

Duisburg

2.2.1995

Okurların beklediği Özyaşam sekiz kitaptan oluşuyor:

1. Özüm Çocuktur

2. Köy Enstitülü Delikanlı

3. Kavacık Köyünün Öğretmeni

4. Köşe Bucak Anadolu

5. Bir TÖS Vardı

6. Genç Emekli

7. Sıladan Uzakta

8. Dost Yüzleri (Portreler)

İçindekiler;

Sunuş, Birkaç Söz, Köy Enstitülü Delikanlı / Cennette Gibi, Enstitüye Varışım , Gönen’de İlk Zamanlar, Bir Cumartesi, “Müziksiyen”, Büyük Atlas, Kitaplık, Şiirin Yokuş Yolu, Şiirim Çıktığı Gün, Hasanoğlanlılar, Tonguç’un Gelişi, Tarımbaşı, Eğitmen Sadık, Bir’den İki’ye, Atabeyli Kemal, Ayaz Bey, Bir Arkadaşın Babası, Homa Yolculuğu, Findos, Nâzım’ın Etkisi, Motorcu Fethi Usta, İçme Suyumuz, Hacer ile Ahmet, Uyuz, Sizde Patatese Ne Dirler?, Kirizma, Bey ile Yolculuk, Heey Postacı, “Fakir” Adım, Müjde, Sandık Başkanı, Müdürümüz Gidiyor, Köy Enstitülü Delikanlı / Kırağılı Yıllarda, Bit, Yeni Müdür, Türkân, Yeni Köy, Damga, Geriye Çark!, Sarı Görgü, Fizikçi, Baskın, Deli Coğrafyacı, Isparta Yolculuğu, Kaplı Okunan Kitaplar, Sorgu, Burdur Gazetesi, Gözetim Altında, İki Müfettiş, İzne Giderken, Köydeki Kitaplar, Köyümüzün Öğretmeniyle Tartışma, Bakanlık Müfettişi, Enstitüden Atılırsam, Müfettiş Çalışıyor, Müfettişin Soruları, Konuk Öğretmen, Mustafa Ağabey, Gönen’de Son Günler, Diploma, Romanda Geçen Kimi Sözcükler


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 431
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺68,80

Bir yaşam bu, özyaşam...

Kavacık, 1948’de başlayan öğretmenliğimin ilk basamağıdır. Delikanlı gücümü bir yandan köyüme, bir yandan yazın çalışmalarına veriyorum; şiirler, öyküler yazıyorum. Tatilde Ankara, İstanbul, İzmir dolaşıp yazarlarla tanışıyorum. Çiçeği burnunda derler; öyleyim, başım da göklerde.

Öte yandan baştaki yönetim köy enstitülü öğretmenlere cephe almış. Karakol peşimizde. Issızlıklar içinde yapayalnız çalışıyoruz. Halk bizi tutsa da karakış sert, karanlığın gücü bastırıyor.

Dereköy’de süren öğretmenliğim “Yoksullar Üniversitesi” dediğimiz Gazi Eğitim Enstitüsünde yüksek öğrenime kaydı. Bir yanıyla acı, bir yanıyla tatlı yıllarım benim! Çabalarımı ikiye, dörde katlayıp bir yerlere ulaşmaya çalışıyorum.

Fakir Baykurt
Duisburg
2.2.1995

Okurların beklediği Özyaşam sekiz kitaptan oluşuyor:

1. Özüm Çocuktur

2. Köy Enstitülü Delikanlı

3. Kavacık Köyünün Öğretmeni

4. Köşe Bucak Anadolu

5. Bir TÖS Vardı

6. Genç Emekli

7. Sıladan Uzakta

8. Dost Yüzleri (Portreler)

İçindekiler;

Sunuş, Birkaç Söz, Kavacık, Meslek Toplantısı, Çocuk Sayımı, Kavacık’ta İlk Günler, Yazılmamış Kız, Akbaş’ın Okulu, Kurban, Kol Duvarı, Ahlatlara Aşı, Topal Ardıç, Başkent Yolu, Ankara Ankara, Antalya Gezisi, Harman Zamanı, Kopuk Yağap, Diş Ağrısı, Tedirgin, İl Müdürü, Bizim Köyde Seçim, İstanbul Gezisi, Anamın Sarhoşluğu, Çilli’nin Yazılması, İzmir Gezisi, İdilgil, Nâzım’ın Sesi, Evleniyoruz, Çocuklar, Yol Bağları, İlk Yolcumuz, Peritonit, Burdur Hastanesi, Yitik Pens, Anam Ağlıyor, Dereköy, JKK, Seçime Gittiğim Köy, Demet, Bizim Köy’ün Yazarı, İyi İkili, Tahsildar, Gene Sorgular, Büyü Gibi, Demirci Gezisi, Bilirkişinin İzi, Giriş Sınavı, Yoksullar Üniversitesi, İngiliz Poplini, Unat Hoca, Pipolu, Örgütümüzü Görelim, Köycülük Semineri, Yazma Ödevi, Yücel’in Evi, Başkentin Ünlüleri, Celp Geldi, Pastoral, Konuklar, Forumcular, Badem Şekeri, Veysel Adı, Kirizma Davası, Öğretmen Öztelli, Pancar Müdürü, Gazi’de İkinci Yıl, Büyük Şiir Gecesi , Baltacıoğlu, Tonguç’un Bağı, Opera’nın Önü Söğüt, Bir Zamanlar İstanbul, Tarancı’nın Hastalığı, Yerlerin Sahibi, Anamın Hastalığı, Özön Hoca, Gazi’de Amerikalılar, Bitirme Sınavları, Depolanma , Romanda Geçen Kimi Sözcükler


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 579
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺76,00

Bir yaşam bu, özyaşam...

“Yoksular Üniversitesi”ni bitirip çetin Sivas toprağına öğretmenliğe gittim. Anam, eşim, kız kardeşim birlikteyiz. Gene de çetin Yıllar. Oradan askere çağrıldım. Yurt görevimi Konya Astsubay Ortaokulunda öğretmen olarak yaptım. Yılanların Öcü’nü nal ile mıh arasında askerlik sırasında yazdım. Bu romanım, dünya durdukça dursun, bana okurlarımla tanışma olanağı getirdi. Şavşat’a gittim öğretmenliğe. Seviyle, coşkuyla çalışıp dururken Ankara’ya sürgün edildim. Başkentin buzlu koşullarına katlandım. 27 Mayıs geldiğinde işsizdim. Sonra İlköğretim Müfettişliğine geçtim. Bir yabancı dil öğrendim. Birbiri ardına yapıtlarımı veriyorum.

Bunlar basılıyor, okunuyor. Yaşam ırmağım, engelleri aşarak, başarıları toplayarak akıyor. Zor ama, bir bakıma çok güzel yıllar.

Fakir Baykurt

Duisburg

2.2.1995


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 548
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺73,60

Bir yaşam bu, özyaşam...

Anımsayacaksınız, 1965–71 yılları arasında bir TÖS vardı. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın kısa adı böyleydi. Okulların “Uyu uyu yat uyu!” diye derse başlamasına karşı çıkıyor, “Uyan Alim, uyan Gülüm!” denilmesini istiyordu.

Bu kadar değildi elbet; öğretmenler adına eğitimin yönetimine katılıp onu yurdun ve halkın yararına çevirmek çabasındaydı.

TÖS, 1961 Anayasasına göre kurulmuştu; o anayasa 1971’de askersel darbeyle kaldırılınca TÖS uzun yargılamadan geçerek aklandığı halde, öbür kamu personel sendikalarıyla birlikte kapatıldı.

Yurdumuzun ovasından, dağından yalımlar gibi geçen TÖS’ün güzel öyküsü içinde yer aldım. O nedenle özyaşam kitaplarım arasına onun öyküsünü de kattım. Emdiğim sütün, yediğim ekmeğin karşılığıdır bu; görevimdir.

Fakir Baykurt

Duisburg

28.1.1995


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 624
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺78,40

Roman ve hikâyenin yanı sıra masal da yazan Fakir Baykurt, özellikle anadilin gelişiminde, masalların çok önemli olduğunu söyler. Yazdığı yirmi altı masalı, Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı kitaplarda toplamış. Yayınevimiz Fakir Baykurt'un kaleminden çıkan Saka Kuşları'nın yeni basımını çocuklara armağan ediyor.

Ordular yürüdü... Yürüyen atların, kazların, kedilerin, uçan arıların, sakaların sayısı sınırı belirsizdi. Beyin şehrini sıkı bir çember içine alıp dövmeye başladılar. Ok gibi atılıp, top gibi vuruyorlardı. Kazların ötmesi, atların kişnemesi, arıların vızıldaması, kedilerin miyavlaması yeri göğü dolduruyordu. Şehre gidip sarayı çember içine aldılar.

Beyin askerleri, zaptiyeleri böyle saldırıyı beklemiyordu. Geçten geç kalkıp savaş düzeni aldılar, kılıçlarını çektiler. Atlar kişneyip önüne geleni ısırıyor, ardına geleni tepiyor, vurduklarını düşürüyordu. Arılar süngülerini çekip zaptiyelerin, askerlerin boyunlarına, burunlarına, kulaklarına kondu. Sokup sokup hepsini savaş dışı ettiler. Kazlar paçalarından gagalıyor, kediler ellerini tırmalıyordu. Tümen tümen arı, alay alay kaz, sarayın pencerelerinden daldı. Kısa sürede hem Beyin, hem adamlarının işini bitirdiler.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 113
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2016
₺30,90

Roman ve hikayenin yanı sıra masal da yazan Fakir Baykurt, özellikle anadilin gelişiminde, masalların çok önemli olduğunu söyler. Bir halk masalından yola çıkarak yeniden yazdığı Sakarca, çeşitli yabancı dillere çevrilmiş olup, tiyatroya uyarlanmış ve çizgi filmi yapılmıştır. Yayınevimiz Sakarca’nın yeni basımını çocuklara armağan ediyor.

“Kabza Bey körlerin değirmenini aldı, bu bir haksızlıktııııır!” diye öttü. Ötüp uzattı: “Haksızlıktııııır!”

O sırada öbür kümeslerin kapıları açıldı. Başka tavuklar, horozlar çıktı. Sakarca çırptı kanatlarını:

“Duyduk duymadık demeyin, büyük haksızlık vaaaaaaar!” diye öttü.

Muhtarın Takkelisi yürüyüp geldi. Sordu çalım satarak, kurum atarak:

“Nasıl bir haksızlık var? Ne haksızlığı var?”

“Kabza Bey, körlerin değirmenini aldı! İki yoksul insan, ağlayıp inledi! İnsanlar gık demedi. Kurul üyeleri filân cinli bal yemiş gibi sustu. Körler, Çayırlı Düz’e çıkıp göklere el açtı, ağladı. Göklerden ses gelmedi. Bir haksızlık, hemen işlendiği zaman karşılığını görmezse, ardından başka haksızlıklar gelir Takkeli Efendi! Bugün körlere, yarın topumuza! Yöneticiler haksızlık yapmaya alıştı mı kudurmuştan beter olur. Bugün değirmen alan, yarın ahırdaki malı alır, öbür gün yanında yatan canı alır. Birinciye ses çıkarmazsan, ötekileri hiç önleyemezsin!

 

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 105
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺29,90

Roman ve hikayenin yanı sıra masal da yazan Fakir Baykurt, özellikle anadilin gelişiminde, masalların çok önemli olduğunu söyler. Yazdığı yirmi altı masalı, Dünya Güzeli ve Saka Kuşları adlı kitaplarda toplamış. Yayınevimiz Fakir Baykurt’un kaleminden çıkan Dünya Güzeli’nin yeni basımını çocuklara armağan ediyor.

Delikanlı gitti, yedi tane gül filizi kopardı. Bunları birbirine bağlayıp topuz yaptı. Dünya Güzeli’nin oturduğu gölgeye yaklaştı. Güzel, gergefine eğilmiş oya örüyor. Güzel perilerden daha güzeldi. Doğan aylar şurda dursun. Gür ışıklı yıldızlar şurda dursun. Gerçekten Dünya Güzeli’ydi. Gözleri Şirin’in gözlerine benziyor. Dudakları Aslı’nın dudaklarına... Boyu bosu Arzu’nun boyu bosuna... Saçları Elif’in saçlarına... Bütün güzellerden birer güzellik almış, Dünya Güzeli olarak oturmuş gergef işliyordu. Dengi kim, gönlü kimi sevecek? Bilmeden, bütün gün, bütün zaman çalışarak çeyiz hazırlıyordu... Delikanlı döndü dolaştı. Gül topuzuyla kızın omzuna usulca vurdu. Kız düştü bayıldı. Önce gergefinin altından üç avuç toprak aldı, torbasına kattı. Sonra Güzel’i kucakladı. Atın yanına geldi. Binip sürdü çabucak. Hiç ardına bakmadan, gemini gevşetmeden sürdü...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 109
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 8.2016
₺29,90

Fakir Baykurt, öykü ve romanlarında köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor.

Setin içinde yer alan romanlar;
1- Amerikan Sargısı
2- Eşekli Kütüphaneci
3- Irazcanın Dirliği
4- Kaplumbağalar
5- Kara Ahmet Destanı
6- Keklik
7- Koca Ren
8- Köygöçüren
9- Onuncu Köy
10- Tırpan
11- Yarım Ekmem
12- Yayla
13- Yılanların Öcü
14- Yüksek Fırınlar


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 4560
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2016
₺899,90

Fakir Baykurt’un, Cumhuriyet tarihimizde çok önemli bir yer tutan, kendisinin de yetiştiği Köy Enstitüleri üzerine yazdıkları: tarihçesi, önemi, işleyiş biçimi, özellikleri, katkıları, yurtta-dünyada yankıları, kapatılmasının nedenleri...

Yaşamın amacı, ileri millet olarak yaşamaktır. Ortaçağ hayatından farksız, geri bir hayata razı olan insan kalabalığıyla çağımız uygarlığına katılamayız, diri millet haline gelemeyiz.

- İ. Hakkı Tonguç

Halk yönetimi, demokrasi, eğitimle başlar ve gerçekleşir. Köy Enstitüleri öğrencilerini öğretime katarak, insan gelişimine özgürlük tanıyarak, tartışma ve eleştirme geleneğini kurarak, tabana dayalı bir demokratik düzenin gerçek örneğini vermiştir.

- TÖS Devrimci Eğitim Şurası, 1968

Tonguç, iri vücudu içinde çok duygulu, titreyen bir yürek taşırdı. Bir gün Köy Enstitülerinden birinde bir bayan öğretmenin yeni gelmiş köylü bir kız çocuğunu dizine yatırmış başından bitini ayıklarken görmüştük. Biraz sonra birbirimize baktığımız zaman gözlerimizde akan yaşları bulmuştuk.

- Hasan Ali Yücel

Ben üç şeyle övünmesini isterim Türkiye’nin: Atatürk’ün gerçekleştirdiği kendine dönüş ve bağımsızlık politikası, Hakkı Tonguç’un gerçekleştirdiği demokratik eğitim ve Nâzım Hikmet’in getirdiği insancıl, ulusal şiir.

- Yaşar Kemal

Siz demokrasiye ulaşmanın gerçek yolunu bulmuşunuz. Bu Enstitüler dengeli ve uyumlu bir toplum tipinin garantisidir. Enstitülerinizde, ülkenizin kendi bünyesinden, öz kaynağınızdan fışkırma güçlü, sağlıklı bir gençlik buldum.

- Jeanette Rakin (1946) ABD Meclisi’nin ilk kadın üyesi


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 180
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺43,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1998’de yapılan Telli Yol’u yeniden okurla buluşturuyoruz:

O anda 114 Numaralı koğuşta bir şimşek çaktı, Merdan’ın yüzü parladı: “A be, ben Bosna Türküyüm; nasıl anlamam? Yugoslavya Cumhuriyeti’nde Türkçe öğreniyorduk okulda. Hem de anam babam evde benim için Türkçe konuşurdu!”

Merdan hızlı konuşuyor. Hem de değişik bir Türkçesi var. Hem de sevinçliydi, aylar sonra karşısına Türkçe konuşan biri çıktı. Kaptırdı anlatıyor. Merdan’ı dinlerken içimden bir top alev savruldu. Saçım, kaşım bu alevle yandı gibi acı duydum. Belki inanmayacaksınız, Merdan’ın bir kolu dirsekten, bir kolu dipten yok. Kalçalarından aşağısı da kesilip atılmış. Yalnızca bir baş ile gövde var. Öyle tokmak gibi bir çocuk. Yarım kolu o tokmağın sapına benziyor. Yatakta sağa sola dönebiliyor ama sanmam ki tuvalete kendi gidebilsin, dönüp gelince yatağa kendi çıkabilsin. Almanlar onu yıkıntıların altından çıkarmış. Orada üç gün baygın yatmış. Çıkarıldığında her yanı kırık çürük içindeymiş. Ezilmiş kemikleri kangrene çevirmiş. Doktorlar kollarını, bacaklarını kesmekten başka çözüm bulamamış.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 166
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2015
₺37,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1993’de yapılan Bizim İnce Kızlar’ı yeniden okurla buluşturuyoruz:

Yeni zamanda Duisburg’ta kadınlar, şimdiye kadar “erkek işi” sayılan işlere karakucak daldı. Bir iki yıldır otobüs, tramvay da sürüyorlar. Başımı çevirip en öne, sürücünün oturduğu bölüme bakıyorum. Yanında ince, uzun, fidan boylu biri dikiliyor. Konuşuyorlar. Sürekli indi bindiler oluyor. Tramvay hep dolu. İşçiler, işçi çocukları bir yerlerden kalkıp bir yerlere yetişmeye çalışıyor. Ben bugün onca ses arasından nedense hep Türkçeleri seçiyorum. Ama beni etkileyen o tatlı sesi bir türlü bulamıyorum. Deli olacağım. Yolum da bitiyor; Sığır Kapısı denilen yerde inmem gerekiyor. Üzgünüm; bir yenilmişlik duygusu içinde, ön kapıya doğru yürüyorum.

Hemen dibimde, “Vallayi çok iyi etmişin Emine!” diyor biri: “Bu yılın sonunda ben de senin gibi çalışmaya başlarım. Neden dersen, artık okul bitiyor! Ne yapıp edip bir iş bulmam gerekir...”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 158
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2015
₺35,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran "sıradan insanı", yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1960'da yapılan Efkâr Tepesi'ni yeniden okurla buluşturuyoruz: Fakir Baykurt, Efkar Tepesi'nde, 1959-1960 arasında çeşitli yayın organlarında çıkan yazılarını toplamış. Bu yazılar gerçeklerden yola çıkan bir anlatı aslında. Partizanlık, din sömürüsü, köyün yoksulluğu, köylünün cahilliği, okur-yazarlık, kız çocuklarının okula gönderilmemesi gibi konular çarpıcı bir biçimde ele alınıyor. Kuşkusuz ki okur bugünle bağ kuracaktır kitabı okuduğunda…

Yollarımız, sokaklarımız, yazın tozdan, kışı çamurdan geçilmiyor. Martta nisanda pabucumuzu kurtarıp bir evden bir eve gidemiyoruz. Evlerimiz, eriyen karla, yağan yağmurla su içinde. Damlarımızdan, tavanlarımızdan sular eleniyor. Kilimi keçeyi ıslatmamak için oraya buraya çanak diziyoruz. Okullarımız da akıyor! Okullar aktıkça, çocukların öksürüğü artıyor. Hâlâ köylerimizin okul davası, kasabalarımızın hamam davası, helâ davası çözülmemiştir. Dört yıl önce Kızılay parasıyla temeli atılan hamamın tamamlanması, gene Kızılay'ın yapacağı yardıma bağlıdır. Epeyden beri de, okul çocuklarımızı, Sam Amca'nın süt tozuna alıştırmaya çalışıyoruz. Çiftçilerimiz, Toprak Ürünleri Ofisi'nin doksana mal edip otuza sattığı buğdayı gözlüyorlar. Bakımsız topraklarımızda ekinler, üçer karıştan fazla boy atmıyor. Söylevlerimizde, demeçlerimizde barajdan geçilmiyor ama bir yıl yağmur yağmasın, yiyecek buğdaya muhtaç kalıyoruz. Yememiz yeme değil, yatmamız yatma değil. Gıda işi, mesken işi, su işi, başlı başına birer sorun. Bunlar böyle önümüzde serilip dururken, biz de "Yattı kalkmaz, uzattı çekmez" sözündeki gibi, yatmışız bir görülmemiş uykuya; öyle bir uyku, öyle bir uyku, uyandırabilene aşk olsun! Korkunç bir yangeldimcilik!

- Ne Kadar İlerledik?


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 268
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺59,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1978’de yapılan Kalekale’yi yeniden okurla buluşturuyoruz:

Kamyon daldı duvardan içeri. Yarıya inmiş samanlıktan geçti, danalıktan çıktı. Avlunun ta dibine, oturdukları odanın önüne gelip durdu. Geçtiği yerlerde duvar, direk bırakmadı dikili. Çivileri bile söktü. Kattı karıştırdı ortalığı. Ne farları kaldı, ne camları. Ne boyası, ne boncuğu, dikiz aynası, kilometresi, yakıt göstergesi filan yamuldu, yılıktı adamakıllı. Bereket motor kendiliğinden durdu. Kalekale’nin durdurması olanaksızdı.

Kürüş İbrahim’in karısı, hayatta yamalık yamıyordu. Önce deprem oluyor sandı. Sonra, “Heralım dünyanın sonu geldi, köy yıkılıyor!” diye düşündü. Sonra Kulakçı Salim’in kamyonu burnunun dibine kadar gelmiş görünce düşüp bayılayazdı. Direksiyonda Kalekale’yi görünce de önü aydınlandı. Topladı kendini. “Vaaay eşeğin dölü vaaay! Babandan habersiz aşırdın değil mi kamyonu? Yıktın evimi, yurtsuz yuvasız koydun çoluk çocuğumu! Vaay Kalekale gibi adı batası vaay!” Sonra baktı boynu bileği çizik sıyrık içinde, alnı avurdu kan, hem de beti benzi uçup gitmiş, arpa samanı gibi sarı bir yüzle titreyip durur; acıdı. Fırladığı gibi sol kapağın kulpundan tuttu, açtı, çekip çıkardı çocuğu. “Gel yavru, gel yanıma! Gel de dik dur! Dik dur, hemen yıkılma bakalım!” dedi.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 175
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2015
₺49,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1982’de yapılan Barış Çöreği’ni yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Türküz efendim...” dedim.

“Neden Türkçe konuşmuyorsunuz madem?”

Aaaa! Kadın eni konu sıkıştırıyor! Elinden gelse polis çağırıp teslim edecek bizi.

“Şu oğlanlardan sıkıldık teyze!” demek de işimize gelmedi tabii. “Biz Almanya’dayız. Türkçemiz o kadar iyi değil. O yüzden Almanca konuşuyoruz...” dedim, hem de babamın öğütlediği gibi biraz da alttan aldım.

“Üç buçuk gün Almanya’ya gitmekle, aslınızı ne tez unuttunuz? İnsan ana yurdunu, ana dilini böyle aşağılara mı iter? Ayıp değil mi?”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 160
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2015
₺28,00

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1982’de yapılan Gece Vardiyası’nı yeniden okurla buluşturuyoruz:

Altı yaralının en ağırıydı Bektaş. Köylüsü Muharrem, bir anda gitmişti. On dört yıldır yan yana çalışıyorlardı. Ama araları yoktu. Politik görüşleri uyuşmadığı için sık sık tartışıyorlardı. Tartışmaları kavgaya dönüyordu. Şöyle böyle derken Almanya’da on yedi yılları geçip gitmişti. Bir süre içinde Muharrem’in Allaha inancı artmıştı. Namaza abdese daha çok dikkat eder olmuştu. Karılarını, çocuklarını getirmeden önce Bekâr İşçiler Heimi’nde bir odada ancak dört ay kalabildiler birlikte. Ayrıldılar. Muharrem Bektaş’a, “Koyu solcusun!..” diyordu. Bektaş da ona, “Yıllardır ocaklarda çalıştığın için kafan kömürlenmiş, işlemiyor!..” diye karşılık veriyordu. İlişkileri gün geçtikçe serteliyordu.

Baygındı şimdi. Bilincinin derinlerinde bir yerlere takılıp kalmıştı. O anda ayılsa, kafasında kazanın oluş biçimini bulurdu mutlaka. Bin metre kalınlıktaki yerkabuğunun olanca ağırlığı “Hışşştaaaak!..” diye çöküvermişti açmanın ucunda. Yaşadığı sürece acılı bir resim gibi kalacaktı o sahne kafasında. Gaz tenekesi büyüklüğünde bir kaya, Albert Hartwick’in başının yarısını alıp geçmişti. Kaya parçası, beynin kalan yarısını da yoğurt dolu bir tası oyar gibi oymuştu. Eğer yaşarsa Bektaş, bu görünümü anımsayıp cinnetler geçirecekti. Köylüsü Muharrem’in sadece sağ kolu kalmıştı dışarda. Dindar gövdesini kayalar saniyede yamyassı etmişti.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 180
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2015
₺41,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1982’de yapılan Duisburg Treni’ni yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Bu yanıtı doğru bulmuyorum. 18 yaşındayım. On dört yıldır bu ülkedeyim. Bir meslek öğrenmek istiyorum...”

“Yerimiz yok demiştim size..”

“Benden önce Polonyalı Tamara’ya bulundu ama! O da kara saçlı değil miydi?”

Herr Walder durdu biraz. “Polonya başka!” dedi sonra. “Hükümet, Polonya’dan gelenlere karşı esneklik istiyor...”

Nereden geldi, nasıl olduysa, “(Aman devam et! Bugün sonuç alacaksın!)” diye bir umut doğdu içine. Bölüm şefi Herr Walder’le konuşmasını sürdürdü:

“Az önce Almancamın iyi olduğunu, ama Alman müşterilerin kara saçlı berber istemediğini söylemiştiniz. Beni geri göndermeden bu noktayı biraz daha açıklamanızı rica ediyorum..”

“Evet Almancanız iyi. Berberlik yapabilirsiniz. Çünkü bu meslekte çalışanların her konuda düzgün konuşabilmesi gerekir. Kara saçlıların istenmeyişi ise, son yıllarda gelişen yabancı düşmanlığı ile ilgili. Meslek seçimlerini yönlendirebilmek için kamuoyu eğilimlerine dikkat ediyoruz. Almanya’da kara saçlı berberlerle satıcılara tepki artıyor...”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 182
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2015
₺47,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1974’de yapılan İçerdeki Oğul’u yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Ben görmedim…” diye mırıldandı Ali.

“Kimi?”

“Babamı…”

“Anlamadım? Gelip gidiyor ya görüşüne!”

“Babamı diyorum, anamın üstünde görmedim! Ayrı odaları vardı taşındığımız her evde. Bizim de ayrı odamız olurdu kardeşimle…” “Haaa! Köyde, bir odanın içindedir her şey… Erken yaşta birikir taşar deneylerimiz… Kapının ardındaki kapları çıkarıp orada dökünürlerdi bir ibrik suyu. Anam bir bakraç da fazladan hazırlardı, ılıştırarak… Dehşetli müslümanlardır. Yarım adım yürümekten korkarlardı durulanmadan. Benim babam, dik bıyıklı, çıra gibi kırmızı yüzlü, hem de güçlü bir erkekti. Anamsa analarımızın çoğu gibi ufacıktı, her yatıp kalkışta ezilirdi, öyle sanırdım. Yoktu ayrı odaları. Odaları olsa ısıtacak tezekleri, sobaları yoktu fazladan! Bir arada geçinirdik zor şer…”

- (Küçük Ali)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 356
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2015
₺95,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1975’de yapılan Sınırdaki Ölü’yü yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Yokluğun anasını avradını sinkaf edeyim candarmalar!” diye sövdü muhtar. “Na bu ölen oğlan vary a! Dinime imanıma bizim köyün çiçeğiydi! Öyle bir çiçek bird aha ne zaman açar? Dul anası kırıp sarıp para ulaştırdı. O da makine gibi gürül gürül okudu. Bütün sınıflarını geçti takıntısız. Bir köylü parçası olduğu halde çok aferimler aldı, çok birinci oldu. Askerliğini tamam edince yüksek okullara gidecekti. Hepimiz güveniyorduk ona. Öyle bilgili, öyle hisseli bir çocuktu ki, köylük hallerini bir bir karnına doldurmuştu. Amirin memurun karşısında konuşurdu. Büyüse kimbilir ne olurdu? Genç yaşında furulup öldü. Biz gene kimsesiz kaldık. Biz bu kör hallerimizle derdimizi nasıl anlatalım? Kim furdu, kim yaktı… kime varup davacı olalım? Dul anasını da gördüğünüz gözünüzle. Furulduğu sınır, dünya kadar yol. Kamyon tutup nasıl getirelim? Dul anası nasıl getirsin?”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 292
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2015
₺62,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1971’de yapılan On Binlerce Kağnı’yı yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Dedikodu almış yürümüştü. Köyün içi çalkalanıyor. Kara Hafız’ı, Yüklü’deki kendirlerin arasında Çil Fadime’yle görmüşler. Kara Hafız acar adamdı zaten. Kendi karısını eskitmiş, onun bunun karısından geçinmeye başlamıştı. Çil Fadime de tavlı avrat. Kara Hafız çağırdı mı, koşuyor.

Ateş olmayan yerden duman tüter mi? Rüzgar esmese çalı çıtırdar mı? Hafız’la Fadime’yi Harımlar’daki kendirlerin arasında da görmüşler. Şimdi Urkuş’un kuzulukta buluşuyorlar. Üstelik kara Hafız, Fadime’nin kocasına büyü yapmış. Nefsi uyanmıyormuş artık. Fadime de yanıp tutuşuyormuş. Yangınını söndürmek için Urkuş’un kuzuluğa Hafız’dan önce varıyormuş.

Söylentileri herkes duydu köyün içinde. Ama kocasının kılı kıpırdamıyor. Belki bir o duymadı? Köyün kocakarıları, genç gelinleri, adamı görünce öksürüyor, sezdirmeye çalışıyor, ama öksürükten pıksırıktan herkes anlamaz ki!...”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 219
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2015
₺46,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1973’de yapılan ve 1974 yılında Sait Faik Öykü Ödülünü alan Can Parası’nı yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Kavak hevesi tam bu işlerin içindeyken doğdu. Gezdiği köylerde kasabalarda kıpırtı yoktu daha. Radyodan duymuş, gazetelerde görmüştü. Fabrikanın 100 metre yukarısındaki Kozpınar’a rakı içmeye giderlerdi ara sıra. Çukur’dan, Zeytinköy’den bir kuzu alır, beş altı arkadaş otururlardı. Yeni gelmiş bir müdürü çağırırlardı kimi zaman. Arkadaşlar fabrikaya kadar arabayla gelir, yukarısını yürürlerdi. Güzel yerlerdi çünkü. Ekilmiş tarlaların, sebzeliklerin arasından geçerdi yol. Ağaçlar, kimi dalı meyveden kınla kınla, kimi de başlarını alıp göklere çekilerek, toprağın yüzünü gölgelendirirdi. İrfan’ın babası toprak işlerine dalmadı pek. Bu fabrikayı da Rumlar göçüp giderken Topal Aleksi’den aldı. Aleksi’nin fabrikası Tavas yolunun üstünde, Rum değirmeninin altında, kuytudaydı. Bir gün işe yarar diye değirmeni de satın aldı Hacı Kamil. O günkü günde, Rumlar tatlı can derdinde! Para değildi değirmen filan? Tabii değirmeni alınca, arığını da almış oldu, tapuya öyle geçti.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 246
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2015
₺54,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

Fakir Baykurt’un ilk öykü kitabı olan ve 1955’te yayınlanan Çilli’yi Karın Ağrısı ve Cüce ile birlikte yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Selver, sofrayı kaldırdıktan sonra leğen ıbrık getirdi, elimizi ağzımızı yıkattı. Sonra da kapının dibine çekilip oturdu. Diz çökmüştü. Ellerini saygılı saygılı dizlerine koymuştu. Kıpırdamadan bekliyordu. Susuyordu. Ara sıra göz ucuyla yüzüne bakıyordum. Çilleri kıpır kıpır ediyordu sanki. Gözleri sık sık bende, bazan babasında, bazan da anasındaydı. Bu Selver, temiz çarşaflı, yumuşak, yataklarda yatmalıydı. Sabunların en kötüsü olmayan bol köpüklü bir kalıp sabunla saçını başını, kulaklarını,kulaklarının ardını, orasını burasını iyice oğmalı, terini kirini temizlemeliydi. Ayaklarını, topuklarını, sıcak suya batırılmış sabunlu bezlerle oğmalı, oğmalı, ak pak etmeliydi. Bu bilekler temizlenmeli, bu dudaklar, bu burun deliklerinin önleri, bu gözlerin öpülecek yerleri, bu kaşlar, karşıdan baktığın zaman derisinin delikleri görünecek duruma gelmeliydi. Temizliğinden altın suyuna batmış gibi ışıldayan saçları, kokulu, patiska çarşaflı yataklara gömülmeli, öylece uyumalıydı. Ne uyurdu, ne tatlı uyurdu bu Selver!” (Çilli)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 374
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2014
₺78,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1970’de yapılan Anadolu Garajı’nı yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Ah; bana edenler ettiğinden bulsun! Bana sebep olanlar kebap olsun! Cayır cayır yansınlar ateşlerde! Anam babam, kaynanam kaynatam, kocam, hepsinin yüzlerini yüyücüler görsün! Hepsini teneşirler paklasın! Hepsinin sırtları tahtaya gelsin! Bana göz değdirenlerin, bana muska yazdıranların! Bu tüyü bozuk doktorun, bu şaşı hemşirenin! Elimi kolumu tutup bayıltanların, içimi boşaltanların! Tümünün yeri, yedi kat cehennem olsun! Şimdi yatıp kalkıp ileniyorum hepiciğine. Gökyüzüne bakarken ileniyorum. Yanıbaşımda yatan Ömercikli gelin çisini ederken ileniyorum. Bana nasılsın diye soran birisine iyiyim diye karşılık verirken ileniyorum. “Bunu koymam sizde!” diyorum. “Ne yapar eder öcümü alırım! Hepinizin durduğu köyü, hepinizin gerdeğe girdiği evi yakarım! Nasıl aldınız benim bebemi?” diyorum. Ah; ah kahbe dünya ah; ah çaresizlik!”(Dağlarda Doğuracağım)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 154
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺33,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

İlk basımı 1959’da yapılan Efendilik Savaşı’nı yeniden okurla buluşturuyoruz:

“Bu havadisin dumanı üstündeyken, bir ikindi vakti, ayağındaki mestlerin yırtığını yamatmak için, Beytullah Hoca bize geldi. Onun geldiğinde Ramazan uyku çekiyordu. Anam, akşam içinyaprak sarması yapıyordu. Ben, anama yardım etmekte olan teyzemin, anadan öksüz, babadan yetim ve genç yaşında kocasından dul kalan teyzemin dizine yattım: “Nedir seninle alıp veremediği tanrının? Ne biçim iş, ne biçim adalet bu?” diye şakalaşıp duruyordum. Birden giriverdi kapıdan. Nasıl derlenip toparlandık, anam nasıl Ramazan’ı uyardı, bir anda nasıl oldu bunlar? bilmiyorum... Altına minder attık, oturttuk. Elini öptük.“Hoş geldin, safa geldin, evimize bereket getirdin!” dedik. Hiç o seksen yaşın adamı değil. Dinç mi dinç! Kendi yönünde hala kafası işliyor. Söz ettiği konularda onu yanıltmak güç. Okuduğu arapça ayetleri hiç düşünmeden çeviriveriyor...” (Yaran Dede’nin Taşları)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 170
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺49,90

Fakir Baykurt, öykülerinde köy yaşamının sertliği, yoksulluk, cahillik, taassup, batıl inanç, sömürü gibi sorunları ele alarak köylünün maddi ve manevi dünyasını toplumsalcı ve gerçekçi bir bakıştan işliyor. Gözlemlerden, canlı tanıklıklardan yola çıkan yazar, günlük konuşma dilini öyküye taşıyarak zaman zaman mizahi bir dil kullanıyor; bürokrasinin çarkları arasında sıkışan ama içinde de bir umudu barındıran “sıradan insanı”, yaşadığı yerin atmosferiyle birlikte çarpıcı bir biçimde betimliyor.

Fakir Baykurt’un yaşarken yayınlamadığı ama kitap haline getirdiği On Binlerce Kağnı’nın bir devamı sayılabilecek Sabır Dağı’nı ilk kez okurla buluşturuyoruz:

“Kızlar ekin arasına ot yolmaya gitti. Oğlanlar çöyür kesip gelecek. Eski bağın çiti yenilenecek. Yalnız Emine’yi değil, oğlu Ali’yi de beğeniyor. Bir kadının kocası iyi olursa, gözleri böyle ışır. Derisinden yaşam fışkırır. Ali’yi küçüklüğünden beri gözledi. En korktuğu, çocuklarının yoksulluk yüzünden yeterince elcin olmayıp çok kendimci olmalarıydı. Başta Ali, hiçbiri korktuğu gibi olmadı şükür. İyi adam yatakta eşini, yaşamda dostunu kendinden çok düşünür. Oğlu da Emine’yi düşünüyor ki, gözleri böyle ışıyor, derisinden yaşam fışkırıyor. ‘Tanrı mutluluklarını arttırsın! Oğlum solsun, gelinim solmasın! Güzelliğini korusun! Ağzının tadı eksilmesin!’ Böyle dua eder gibi mırıldanıyor, gözlerini geri döndürüp kendine: ‘Ula, akşam akşam duacıbaşı kesildin kahpem Bora Muslu!’ diyor.” (Paluze)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 196
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺44,00

Almanya‘da bir işçi çocuğudur Adem. Daha on dördünde dertlerin altında ezilmiş, güzel gözlü bir delikanlıdır. Memleket özlemi, daha doğrusu, memlekette kalan sevdiklerinin özlemi yakar yüreğini. En çok da darağacına gönderilmek istenen, siyasi suçlu Adnan Abi‘si için yanar. Yetmezmiş gibi, okulda da işler iyi değildir. Ne öğretmeni sever onu, ne de sıra arkadaşı Melanie. Memleketteki o zehir gibi çocuk gitmiş, yerine zayıfları inci gibi dizen Adem gelmiştir. İçine kapanır günbegün. Biraz açılsın, sosyalleşsin diye, babası onu Kenan isminde bir hemşerisinin yanına katar.

Sağlam pabuç değildir bu genç adam. Zaten Adem de ondan pek hoşlanmaz. Ama Kenan‘ın kendisiyle birlikte uçuruma sürüklediği kederli güzel Gül ile vicdanlı bir genç olan Cemal‘e hemen ısınır içi. Günler işte böyle gelip geçerken, dertlerini paylaştığı tek bir dostu vardır Adem‘in: Ren Nehri. Fırsat buldukça kıyısında uzun uzun yürüyüp, içinde ne var ne yoksa döker nehre. Bir gün mutluluklarını da paylaşabilmek umuduyla... Fakir Baykurt Almanya‘da kaleme aldığı Duisburg üçlemesinin bu ikinci kitabında, dizinin diğer romanları Yüksek Fırınlar ve Yarım Ekmek de olduğu gibi yine işçi ailelerinin sorunlarına değiniyor. Ancak bu kez sorunları, yine o her zamanki sahici, sıcak ve buruk bir tat bırakan üslubuyla, ikinci kuşağın gözünden anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 310
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺79,05

Gurbette bir garip işçidir Koca İbrahim. Karısı Elif ve kızı Gülten′le, Almanya′nın Duisburg şehrinde yaşar ve zorlu ekmek kavgasında, çalışır yüksek fırınların karşısında. Yalımlar vurdukça yüzüne, tez zamanda para biriktirip ana vatana dönmeyi hayal eder; ama bilir, gelmek kadar gitmek de zordur bu topraklardan. Hem çekip gitse ne olacak? Memlekette ekmek aslanın ağzında; üstelik durumlar da bir hayli karışık: Tükenmekte gencecik hayatlar mapushanelerde...

Bağrı ne kadar yanıksa, gönlü o kadar kırıktır İbrahim′in. İlk karısını hastalık almıştır elinden, ikincisini ise eller. Biraz buruk, biraz onuru ayaklar altına alınmış bir halde kalakalmışken öyle, Elif′i, Türkmen Kızı′nı, yepyeni bir umutla eş diye seçer kendine. Koca İbrahim bir namuslu olmasını ister ondan, bir de erkek çocuk doğurmasını. İlk bebekleri kız olur, ikincisi ise yoldadır. Bu kez muradına erer İbrahim; Deniz Bebek dünyaya merhaba der. Ama şimdide öyle bir kuşku düşmüştür ki yüreğine, gözü ne karısını ne bebeği görür...

Fakir Baykurt bu romanında, Almanya′daki bir grup işçi ailesinin öyküsünü anlatıyor. Çalışma koşullarından uyum sorununa, geleneksel aile yaşantısından namus anlayışına yayılan geniş yelpazede, hem Almanya′yı hem de orada yaşayan Türk ailelerin genel yapısını yine ustalığına yakışır bir biçimde öyküsüne katıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 371
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺55,20

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 274
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2008
₺52,00

Ankara‘nın Dökülcek köyündendir Yaşar Oğlan. En çok dedesini sever bu dünyada. Dedesi Elvan Çavuş da yaman bir ihtiyardır hani. Dayanamaz haksızlığa. Sözünü sakınmaz hiç kimseden, ipe götüreceklerini bilse de. Bir de Gülnare‘sinin sevdası dağlar Yaşar Oğlan‘ın yüreğini; ama en çok kekliğine tutkundur o. Kırda bulup "elcik" ettiği bir kekliktir bu. Kafesini açıp salsa da, birkaç gün sonra bulur evin yolunu, yalnız koymaz Yaşar Oğlan‘ı. Gerek Dökülcek gerek civar köyler Amerikalıların av alanıdır o dönemde. Yabandomuzu avlar bir kısmı, bir kısmı da keklik diye tutturur. Günlerden bir gün, Yaşar‘ın babası Seyit bir Amerikalı avcıyla tanışır.

Daha ilk görüşte vurulur Yaşar‘ın kekliğine bu Amerikalı. Seyit de, kâh çevrenin baskısıyla kâh kendisine iş bulur umuduyla, gizlice aldığı kekliği gidip Amerikalı‘ya hediye eder. Yaşar Oğlan‘ın yüreği dayanmaz buna. Tabii Elvan Çavuş‘un da... Kekliğin peşinden, her şeyi göze alıp, Ankara‘nın yolunu tutarlar. İşte asıl bundan sonra, insanın insana yaptığı zulüm neymiş bizzat yaşayarak görürler... Fakir Baykurt bu romanında, kayırmacılığın, haksızlığın, ahlaksızlığın, hukuksuzluğun alıp başını gittiği bir memlekette, biri genç biri yaşlı iki yüreğin her şeye rağmen nasıl doğrudan, güzelden ve adaletten yana atabildiğini anlatıyor bize.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 346
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺92,07
Susuzluktan kavrulan bir köydür Kantarma. Toroslar keser yağmuru; ne toprak suya kavuşabilir ne de gariban köylüsü doğru dürüst ekmeğe aşa... Bir gün, köy muhtarı Musa ile durmadan çekiştiği dostu Hıdır‘ın cahil cesaretiyle giriştiği bir teşebbüs sonucunda, olacak bu ya, Büyük Başkan Kantarma‘yı ziyaret eder. "Dileğiniz nedir?" diye sorar köylüye. Hıdır "su" der, başka bir şey demez. Destekler onu köy ahalisinin bir kısmı. Diğerleri ise Kuran kursu açılsın ister; budur dünyadaki tek önemli (!) dilekleri. Büyük Başkan her iki dileği de geri çevirmez. Tez zamanda köyde Kuran kursu açılır, bir de hoca atanır. Su çalışmaları ise kaplumbağa hızıyla, ite kaka ilerler. Şaşı bir mühendis görevlendirilir sonunda bu iş için. Şaşı, hem de biraz pısırık... Geç de olsa, makineler getirilir, sondaj yapılır ve nihayet su fışkırır topraktan. Ne var ki, su acıdır. Toprağa, Kantarma köylüsüne hayat vereceği yerde, dert olur. Bir anlamda bu acı su, sonun başlangıcıdır... Fakir Baykurt bu romanında, aklın yolunun her zaman bir olmadığını gösteriyor bize. Çıkarlarını her şeyin önüne koyan, arkası sağlam kaymak tabakanın bürokrasiden nasıl yararlandığını; diğer yandan, zaten yoksulluktan belini doğrultamayan cahil köylünün, bir de araya ikilik girdiğinde, onlar karşısında nasıl ezildiğini anlatıyor.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 554
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2007
₺105,09

Türkiye’nin binlerce köyünden biridir Damalı. Tıpkı diğerleri gibi, bu köyün muhtarı, bekçisi, eğitmeni, arlısı arsızı, her bir şeyi vardır. Tabii, bir de öğretmeni...

O eğitim ordusunun neferlerinden biridir. Yemede içmede, gezmede tozmada değildir gözü. Dünyaya doymadan, güzel evler, temiz sular, bakımlı çocuklar, çocukları uysallaştırmayan okullar görmeden ölürüm diye korkmaktadır. Köylere aydınlığı götürme savaşında yenilmekten bir de... Gel gör ki, bu uğurdaki mücadelesi çetin geçer Öğretmen’in. Verdiği savaşta köylüyü yanına alıp, haksızlığın, yolsuzluğun karşısında durdukça, doğruları söyledikçe yerinden edilir. Dahası, çok sevdiği mesleğinden. Ama Öğretmen yılmaz. Işığını saça saça o köy senin, bu köy benim dolanır. Böyle böyle, yolu Onuncu Köy’e düşer. Burada da onu benzer bir mücadele beklemektedir...

Fakir Baykurt bu romanında, bir köy öğretmeninin yobazlığa, yolsuzluğu, bağnazlığa karşı devrimci direnişinin ışığında eğitim sorunlarına ve bürokrasinin o kayırmacı yaklaşımına değiniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 343
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺78,90

Bu dünyada, evlenip de Kezik Acar kadar mutlu olan kaç kişi vardır acaba? Daha dalında gonca iken, kendine eş seçer onu Demiryolcu Mustafa. Her şeyleriyle birbirinin dengidirler. Öyle iyi anlaşırlar ki, mutluluk eksik olmaz evlerinden. İyilerin iyisi, melek kocasından üç çocuğu olur Kezik’in; mutlulukları daha da perçinlenir. Ama feleğin oyunları çoktur. Bir oyun da Kezik için oynar. Bir kazayla alıverir Mustafa’sını, aşkını, erini, can yoldaşını Kezik’in elinden. Zavallı kadın, daha kaybına yanamadan, çocuklarıyla hayatta kalmanın derdine düşer.

Almanya’ya işçi alıyorlardır o yıllarda. Yazdırır ismini çaresiz. Almanya’nın Duisburg şehrinde bir yaşlılar yurdunda bulaşıkçı olarak çalışmaya başlar. Hiç yakınmadan çalışır yıllarca, hatta gözlerini bulaşık sularının pirillerine feda eder. Ama emekleri boşa değildir; üç katlı bir ev alır, üç çocuğunu da gül gibi büyütür. İyiden iyiye yeni yurtlarına yerleşip, çocuklarının hepsi de hayatlarını burada kurunca, anlar Kezik artık köye asla dönemeyeceğini. Bundan böyle, onların vatanı Almanya’dır. Tek sorun, yıllardır hasretinden yanıp durduğu kocasının kabridir; o da Almanya’da olsun ister Kezik. Kafasına koyar bunu.

Önce Almanya’da bir Türk gömütlüğünün oluşturulması, sonra da köyde kalan hısım akrabanın gönlünü kırmadan ve onca sınırı hiç sorun çıkmadan geçerek kocasının kemiklerinin getirilmesi gerekmektedir... Ama nasıl? Fakir Baykurt bu kitabında, Kezik’i ve ailesini eksene yerleştirerek Almanya’daki Türklerin nasıl yaşadıklarını, sorunlarının neler olduğunu anlatıyor, üstelik aşkı, sevgiyi her satırda hissettirerek. Ayrıca, 80 İhtilali’nin Türkiye’de yarattığı çalkantılara, hiç yoktan verilen ölüm cezalarına, o dönemde yaşanan sosyoekonomik sıkıntılara da gerçekçi ve içten bir yaklaşımla değiniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 370
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺57,60

Ankara’ya bağlı bir köydür Gökçimen. Bir tepenin eteğinde uzanır. Kızlarıyla nam salmıştır. Bu köyde, çayır çimenin yeşili kızların gözüne yansımıştır. Bu yüzden “göküş” olurlar. Biraz büyüyüp serpildi mi, birkaç altın akçaya yaşlı ve zengin adamlara verirler sorgusuz sualsiz.

Velikul’la Havana’nın kızları Dürü de bu köyün göküş kızlarından biridir. İlkokul beşi bitirdiği o yaz, komşu köyün, Evci’nin ağası Kabak Musdu bir görüşte vurulur Dürü’ye. Musdu’nun yaşı geçkin, parası ise ganidir. Gökçimen’den birkaç yandaş edinip kendine, çeler Dürü’nün babasının aklını, söz alır. Söz ağızdan çıkmıştır bir kere. Dürü, Kabak Musdu’nun ikinci eşi olacaktır. Anası karşı çıkar; Dürü kıyametleri koparır. Daha önce onunla aynı kaderi paylaşan kızlar gibi kendini asmayı düşünür. Köyün akıllı delisi Uluguş Nine karşı çıkar Dürü’nün bu fikrine. Sevdadan yanadır Uluguş; daha da önemlisi Gökçimen’in kızlarının kaderi değişsin ister. Ama nasıl?

Fakir Baykurt, istemedikleri adamlara verilen kızların kendilerini asarak kaderlerine karşı koymaya çalıştıkları öykülere inat, edebiyatta devrimci tutumunu sürdürerek, boyun eğmeyi değil, direnmeyi yüceltiyor bu romanında.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 358
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺53,60

Sıcak bir yaz günü, peribacaları diyarına Yunanistan’ın Larisa şehrinden Dimitrios Katsikas adında biri gelir. Bu genç adam, yıllar önce bu topraklardan göçe zorlanan büyükbaba ve büyükannelerinin izini sürmek, bir daha buraya dönemeyen akrabalarının yerine bu güzel yerleri gezmek istemiştir. Tesadüfler karşısına yörenin sevilen şahsiyetlerinden “Baba” lakaplı Aziz Güzelgöz’ü çıkarır. Aynı yaşlardaki bu iki genç kısa sürede kaynaşır. Dimitrios, Aziz’in evine konuk olunca, bu büyüleyici diyarda inanılmaz bir adamla tanışır. Aziz’in babası Mustafa Güzelgöz’dür bu kişi; namı diğer Eşekli Kütüphaneci.

Ürgüp’teki kitaplığı yönetirken otuzdan fazla köyün halkına eşekle kitap taşıdığı için takılmıştır bu ad ona. Herkes, özellikle de kadınlar, kitap okusun diye yıllarca çırpınmıştır Mustafa Güzelgöz.

Dimitrios ile Eşekli Kütüphaneci arasındaki sevgi köprüsü yöreyi birlikte gezerlerken iyiden iyiye pekişip güçlenir. Bu arada kan kardeşi olan Aziz ile Dimitrios’un aklına, Ürgüp ile Larisa’yı “kardeş şehir” yapma fikri düşmüştür. Ama bu o kadar da kolay olmayacaktır...

Fakir Baykurt’un, klasik anlatımının tüm olanaklarından yararlanarak, gücü yetene, hatta bitene dek, hasta yatağında yazdığı bu son romanında, sevgi, kardeşlik, azim, cesaret gibi duygular yine okuru sarıp sarmalıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 148
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺44,64

Amerikan yardımlarının kendini "süttozu ve balıkyağı"yla gösterdiği yıllarda, Amerika’yla iş yapan bazı Türk girişimcilerle bir grup Amerikalı, Ankara’ya yakın bir köyde, bir pilot proje uygulamaya karar verir. Uzun tartışmalar sonucunda, Kızılöz köyünde karar kılınır. Gümrah yeşillikleri, bereketli toprakları, şırıl şırıl akan sularıyla, hem güzel hem de kimseye muhtaç olmadan geçinip giden bir köydür, Kızılöz. Okulu yetersizdir her köy gibi ama öğretmeni yamandır. Her köy gibi eksikleri ganidir köyün ama köylünün umutları tamdır: "Bir gün hükümet buraya da mutlaka el atacaktır." Proje sahipleri köye gelip anlatırlar düşündüklerini ama köylüler anlamaz pek; yardım isteğine de sıcak bakmazlar. Ne var ki, Amerikalılar ısrarcıdır bu konuda. Sonunda köyün kır bekçisi Temeloş bir fikir atıverir ortaya öylesine. "Köyün rüzgârını kesen şu tepeyi kaldırın" deyiverir. Amerikalılar beğenir bu fikri! Başlarlar çalışmaya. Tepe yerle yeksan edilir; yerini geniş bir ovaya bırakır. Buraya köylülerin deyişiyle "Faynapıl" ağaçları diker Amerikalılar. Ayrıca Amerika’dan tavuk, dana getirip köyde cins hayvan yetiştirmeye kalkışırlar. Köye bir gazino açarlar, eğitime de el atarlar. Ama işler pek umdukları gibi gitmez. Ağaçlar koftur, meyve vermezler; hayvanlar da birer birer telef olurlar. Velhasıl, örnek proje köylüyü sıkan, yoran bir boyunduruğa dönüşmüş, yardım eziyet olup çıkmıştır. Tüm bunlardan kurtulmak gerekmektedir ama nasıl? Çözümü yine köyün akıllısı, gün görmüş Temeloş bulacaktır... Fakir Baykurt bu romanında, diğer romanlarından farklı bir anlatım tekniği kullanmış ve daha hızlı bir tempo yakalayarak, gözlemleriyle memleket sınırlarının dışına uzanmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 303
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺52,00

Kara Ahmet bir zeki oğlan. Irazca’nın torunu, Bayram’ın “oğluş”u, Haçça’nın “çocca”sı. Karataş köyünde boy verip serpilen, sonra anasıyla, babasıyla, kardeşleriyle şehre göçüp, ninesini köyde yalnız koyuveren bir kara oğlan. Aklı fikri okumakta. Tek gayesi bir gün kaymakam olmak. Kırmak yoksulluğun, yoksunluğun belini.

Şehre göçer göçmez okula yazılır Ahmet Oğlan. Okulun en birincisi olur. Her şey iyi gidiyor derken, babası başka akıllara uyar, ortaokul lise yerine onu “hoca”ya göndermeyi, İmam Hatip’e vermeyi koyar kafasına. Ahmet direnir annesiyle el ele verip. Ne de olsa Irazca’nın torunudur. Babasına rağmen bitirir ortaokulu liseyi, girer Ankara’da Siyasal’a. Fakülte’de yeşil parkalı “abi”lerle tanışır. Anlar öğretilenler başka, hayat başka. Yoksulların, emekçilerin yanında yer alır, gün olur coplanır, gün olur hapislere düşer...

Kara Ahmet Destanı, bir çocuğun direnerek gün gün nasıl aydınlığa çıktığını anlatıyor; aynı zamanda emekçilerin, yoksulların ve tıpkı Ahmet Oğlan gibi onların yanında umuda yürüyenlerin mücadelesini dile getiriyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺92,07

Irazca şu dünyaya geldi geleli gün yüzü görmemiştir. Dertli mi dertli bir kadındır; üstelik genç yaşta dul kaldığından kadınlığını da bilememiştir. Geçimdi, çocuktu, sonra torundu derken sırtı doğru düzgün yumuşak bir yatağa değmemiştir. Yetmezmiş gibi, köyün muhtarı Cımbıldak Hüsnü ile Haceli’yi ev yeri yüzünden düşman beller kendine. Ev işi halloldu, sular duruldu derken, anlar ki, su uyurmuş ama düşman uyumazmış.

Bu sefer torunu Ahmet’e kötülük eder düşmanlar; oğlu Bayram ölümlerden döner. Yitirir bir bir dayanaklarını... ve zavallı Irazca’nın ne dirliği kalır ne düzeni.

Fakir Baykurt, Karataş köyü ve insanlarını anlattığı ve Yılanların Öcü’yle başlayan üçlemesinin bu ikinci kitabında, "Yoksulluğun gözü kör olsun" dedirtiyor okura. Gücün parayla ölçüldüğü bir dünyada ve işlerin kayırmayla, rüşvetle görüldüğü bir ortamda köylü olmanın, yoksul olmanın ne anlama geldiğini dile getirirken, insanlığın bu acınası haline sanki bir ağıt yakıyor.

Yılanların Öcü’nde başını gösteren yılanlar, Irazca’nın Dirliği’nde zehirlerini akıtıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 292
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺79,05

Türkiye’nin güzel mi güzel, yoksul mu yoksul bir köyüdür Karataş. Kara Bayram da bu köyün yoksullarından biridir. Babadan kalma tek odalı bir evde yaşar, iyi huylu karısı, üç yavrusu, bir de evinin direği anası Irazca’yla. Dertli kadındır Irazca, yaslıdır. Ama dişlidir bir o kadar da. Kendi yağlarıyla kavrulup giderlerken, bir gün huzurları kaçar. Muhtar Cımbıldak Hüsnü’nün kayırdığı Haceli evlerinin önüne ev yapmaya kalkışır çünkü. Tabii Irazca dikleşir; kızılca kıyametler kopar köyde... ve kasabada.

Gelmedik kalmaz başlarına...

Fakir Baykurt, bu romanıyla, köy yerindeki küçük hesapları, bu hesapların peşinde koşan fırsatçıları, onların siyasetteki, bürokrasideki uzantılarını ve o zalimlerin ezmek, yok etmek istediği aydınlık, güzel insanları anlatıyor; kısacası yine “memleket meselelerine” değiniyor. Hem de, sakıncalı damgası yemek ve zamanında pek çok tartışmanın ve dolayısıyla husumetin odağı olmak pahasına...

İki kez filmi çekilen, edebiyatımızın tartışmasız bir başyapıtıdır.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 280
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺59,90

Tozak köyü şu koca yeryüzünde, kıyıda köşede kalmış bin yamalı bir yoksul yorganı, alabildiğine kurak, bakımsız, unutulmuş. Ahalisi desen günümüz köylüsü: Hala devletten medet uman, “Hökümetimiz en iyisini bilir” diyen, cahil, kaba saba ama bir o kadar çalışkan, sahici ve vicdanlı. Köyün Eğitmen Rıza’sı, Muhtar Battal’ı ve akıllı delisi Kır Abbas’ı gün olur akıl yürütür, el ele verir, köylüyü de peşine takıp bir bağ kurar, hem de taşlı bir tarlada, bin bir emekle, özveriyle ve gece gündüz çalışarak. Tam ağızları üzümlerle tatlandı, yürekleri umutla doldu derken, hiç ummadıkları bir anda hükümetin tokadını yerler... ama ne tokat! Bir anda, bürokrasinin çarkında bir çapak olup çıkarlar. Hak hukuk ararlar aramasına ama neyin hakkı, neyin hukuku?

Mazimizde yer etmiş ama bugün hala varlığını sürdüren sorunlara değinen, yalın ama zengin bir dille yazılmış, özgün ve aydınlık bir edebiyat eseri olan Kaplumbağalar, yaratıcı ülkemiz köylüsünün olduğu kadar, onun bürokrasi karşısındaki çaresizliğinin ve cehaletinin de hikayesini anlatıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 368
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺87,42

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 152
En / Boy : 13 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2012
₺41,80
Tükendi

Türkiye’nin binlerce köyünden biridir Damalı. Tıpkı diğerleri gibi, bu köyün muhtarı, bekçisi, eğitmeni, arlısı arsızı, her bir şeyi vardır. Tabii, bir de öğretmeni...

O eğitim ordusunun neferlerinden biridir. Yemede içmede, gezmede tozmada değildir gözü. Dünyaya doymadan, güzel evler, temiz sular, bakımlı çocuklar, çocukları uysallaştırmayan okullar görmeden ölürüm diye korkmaktadır. Köylere aydınlığı götürme savaşında yenilmekten bir de... Gel gör ki, bu uğurdaki mücadelesi çetin geçer Öğretmen’in. Verdiği savaşta köylüyü yanına alıp, haksızlığın, yolsuzluğun karşısında durdukça, doğruları söyledikçe yerinden edilir. Dahası, çok sevdiği mesleğinden. Ama Öğretmen yılmaz. Işığını saça saça o köy senin, bu köy benim dolanır. Böyle böyle, yolu Onuncu Köy’e düşer. Burada da onu benzer bir mücadele beklemektedir...

Fakir Baykurt bu romanında, bir köy öğretmeninin yobazlığa, yolsuzluğu, bağnazlığa karşı devrimci direnişinin ışığında eğitim sorunlarına ve bürokrasinin o kayırmacı yaklaşımına değiniyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 343
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺0,00
Tükendi

Amerikan yardımlarının kendini "süttozu ve balıkyağı"yla gösterdiği yıllarda, Amerika’yla iş yapan bazı Türk girişimcilerle bir grup Amerikalı, Ankara’ya yakın bir köyde, bir pilot proje uygulamaya karar verir. Uzun tartışmalar sonucunda, Kızılöz köyünde karar kılınır. Gümrah yeşillikleri, bereketli toprakları, şırıl şırıl akan sularıyla, hem güzel hem de kimseye muhtaç olmadan geçinip giden bir köydür, Kızılöz. Okulu yetersizdir her köy gibi ama öğretmeni yamandır. Her köy gibi eksikleri ganidir köyün ama köylünün umutları tamdır: "Bir gün hükümet buraya da mutlaka el atacaktır." Proje sahipleri köye gelip anlatırlar düşündüklerini ama köylüler anlamaz pek; yardım isteğine de sıcak bakmazlar. Ne var ki, Amerikalılar ısrarcıdır bu konuda. Sonunda köyün kır bekçisi Temeloş bir fikir atıverir ortaya öylesine. "Köyün rüzgârını kesen şu tepeyi kaldırın" deyiverir. Amerikalılar beğenir bu fikri! Başlarlar çalışmaya. Tepe yerle yeksan edilir; yerini geniş bir ovaya bırakır. Buraya köylülerin deyişiyle "Faynapıl" ağaçları diker Amerikalılar. Ayrıca Amerika’dan tavuk, dana getirip köyde cins hayvan yetiştirmeye kalkışırlar. Köye bir gazino açarlar, eğitime de el atarlar. Ama işler pek umdukları gibi gitmez. Ağaçlar koftur, meyve vermezler; hayvanlar da birer birer telef olurlar. Velhasıl, örnek proje köylüyü sıkan, yoran bir boyunduruğa dönüşmüş, yardım eziyet olup çıkmıştır. Tüm bunlardan kurtulmak gerekmektedir ama nasıl? Çözümü yine köyün akıllısı, gün görmüş Temeloş bulacaktır... Fakir Baykurt bu romanında, diğer romanlarından farklı bir anlatım tekniği kullanmış ve daha hızlı bir tempo yakalayarak, gözlemleriyle memleket sınırlarının dışına uzanmıştır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 303
En / Boy : 13,5 / 21,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺20,80 KDV Dahil
1
Çerez Kullanımı