Yarının Adamı: Con Sinow Özel Röportajı

Con sinow özel röportajı

Con Sinov, Yarının Adamı isimli ilk kitabıyla okuyucularıyla buluşuyor. Bu vesileyle inkilap.com’a özel röportajı sizlerle buluşturuyoruz:

1. Con Sinov hesabı sosyal medyada milyonlarca kişiye ulaşabilen ve yine milyonlarca kişi tarafından tanınan bir hesap. Masa Dergisinde yazdığınız yazılarla da sosyal medya dışında ilk kez farklı bir mecrada Con Sinov karakterini tanıtmıştınız. Buna karşın kaleme aldığınız Yarının Adamı isimli kitap Con Sinov karakterinin henüz ulaşmamış olduğu milyonlara da ulaşma, anlatma ve etki etme imkânı sunuyor. Bu kişilerin Con Sinov karakteri hakkında bilmesi gerekenler nelerdir? 

 

Con Sinov aslında benim için kimlik değil. I am what i am. Neysem oyum. Yazdığım alanlara yöneldiğimde, fikir ve düşüncelerimin insanlara olduğu gibi yansıması için anonim kalmayı tercih ettim. Bu tamamen isim, cisim, statü, meslek gibi faktörlerin fikir ve düşünceleri etkilememesi için saptadığım bir yöntemdi. Sadece fikir ve düşüncelerime yoğunlaşılmasını istedim. Bu yüzden de sevdiğim bir kitabın sevdiğim bir karakterini tercih ettim. Jon Snow, yer aldığı kitapta üstün hedefler için kendi çıkarlarından vazgeçen, tüm eylemlerinde birliği, beraberliği ve toplumsal faydayı gözeten bir karakter. Hatta bunun için krallıktan vazgeçiyor, öldürülüyor ama yine de dirilip mücadeleye devam ediyor. Toplumsal çıkarlar için kendine zarar vermeye cüret edebilen bir karakter. Siyaset alanında asla bulunmayan bir erdem… Bana gelirsek, ben Twitter profilimde de yazdığı gibiyim: “Ortalama bir Türk.” 

 

2. Con Sinov karakterinin vizyonu nedir? Bu vizyonu bizlere anlatmak için Yarının Adamı yeterli olacak mı yoksa bu kitabı bir bütünün ilk parçası olarak mı görmeliyiz? 

 

Benim sosyal medyada yapmaya çalıştığım şeyin temelinde "kendi kendine öğrenmeyi öğrenme” vizyonu sunmak var. Zira bizim ülkemizde genç zihinlere daima bir şeyler sunulur. Daha aileden itibaren, okulda, sosyal çevrede, siyasi çevrelerde, televizyonda, daima sunum yapılır. Nasıl düşüneceğimiz, nasıl hareket edeceğimiz, neleri bileceğimiz, neleri bilmeyeceğimiz, ne yapacağımız ve ne yapmayacağımız… Hâlbuki bir zihin kendini bu şekilde aşamaz. Çok nitelikli sunumlara maruz kalsa dahi düşünce ufku bu sunumların ötesine geçemez. Bu nedenle evvela kendi kendimize öğrenmeliyiz. Bunun için de kendi kendimize öğrenmeyi öğrenmeliyiz. Tabii bu biraz maliyetli bir süreçtir. Sunulanı almak ve benimsemek kolaydır. Ötesine geçmek için araştırmak, emek harcamak ve zihnimizi yormak zorundayız. Bu kitap benim kendi kendime öğrendiklerimden meydana getirdiğim bir eser oldu. Bu eseri okuyanlar da, onlara sunduğum eserle asla bağlı kalmamalı. 

 

3. Sizce Mustafa Kemal Atatürk’ü, vizyonunu, kişiliğini, duygularını ve fikirlerini öğrenmenin, anlamanın ve uygulamanın kişiye katacağı değerler nelerdir? 

 

Atatürk yıllarca ülkeyi yönetmiş, kararlar almış bir devlet adamı. Fakat bunun gerisinde o, bu hayata dair duruşu, çizgisi, karakteri olan bir insan. Devlet adamı olarak iyi kararlar alan kimseler duruş ve karakter olarak kötü biri olabilir. Veya duruş sahibi, karakterli insanlar, kötü bir devlet adamı da olabilir. Ben Atatürk’ün nadir gelen bir devlet adamı olduğunu düşünüyorum. Ama kitabımda o dönemi yazmadım. Hayata dair duruşunu, çizgisini, karakterini merak ettim. Evet, harika bir devlet adamı ama nasıl bir gençti mesela? Mesleğini yaparken tutunduğu çizgi neydi? Ben bunları merak ettikçe araştırdım ve muazzam bir karakterle karşılaştım. Çok doğrucu. Cüretkâr. Ama asla şahsi hırsları olmayan biri. Üstelik roman gibi bir yaşamı var. Sürekli badirelerle karşılaşıyor ve her defasında ortaya karakterli bir duruş koyuyor. O karakter sınavlarını bir bir geçiyor. Risk alması gerektiği durumda kendi konumunu kolayca tehlikeye atabiliyor. Sorumluluk alması gerektiği zaman başına gelebilecek her türlü musibete rağmen idealleri için öne çıkmasını biliyor. Kitabın ismi de oradan geliyor zaten. Genç bir subayken kendisine teklif edilen rüşveti “Yarının adamı böyle bir şey yapmaz” diyerek reddediyor. Şunu açıkça söyleyebilirim ki 1930’larda yapacaklarını daha 1900’lerde düşünmüş, tasarlamış, kurgulamış ve bu ideallere göre bir duruş sahibi olmuş birisiyle karşı karşıyayız. Üstelik bunu 20’li yaşlarında planlamış. Çok erken yaşta gelen bir farkındalık bu. Haliyle, tüm bunları okuyup öğrendikten sonra insanlara aktarma isteği oluştu ve bu kitap ortaya çıktı. Çünkü biz Atatürk’ü seviyoruz ama onu tanımıyoruz. Hele hele Atatürk olmadan önceki yaşamını çok az biliyoruz. Tanımadan sevmek, kuru bir sevgidir. Önce tanımak gerek. 

 

4. Kitabın yazım ve basım aşamalarında geçen sürenin size kattığı değerler nelerdir? 

 

Bana kattığı ilk şey yeni gözlük numaralarım oldu. Bunun dışında yazdığım döneme dair bilmediğim bir sürü şeye vâkıf oldum. Neler olmuş neler! Kitap yazmak çok zor iş. Günümüzün dijital imkânları bu süreci daha da konforlu hale getiriyor. Geçmiş çağlarda insanlar o büyük kitapları nasıl yazmış hayal edemiyorum. Bunun dışında muazzam bir sorumluluk yükü hissediyorum. Daha önceden de kitap yazmam için teklifler olmuştu ama kabul etmemiştim. Çünkü çok takipçi sahibi olmak kitap yazmak için yeterli bir neden mi emin değilim. Bana değil gibi geliyor. O yüzden önce tarih alanında eğitim almaya karar verdim. Sonra dergide yazarak pratik kazanmak istedim. Bazı tarihçilerden ve yazarlardan görüş aldım. Güvendiğim bazı insanlar artık yazabileceğimi söyledi ve bu kitap ortaya çıktı. 

 

5. Kitabı yazarken nasıl bir yöntem izlediniz? Klasik bir biyografi mi? 

 

Atatürk hakkında pek çok biyografi var ve çok çok başarılı biyografiler var. Tek Adam benim için bu konuda zirve. Yazacağım bir biyografi ile o çıtaya yaklaşmam mümkün olmazdı. Haliyle kendime yeni bir yöntem belirledim. Oldukça maceralı bir yaşam süren harika bir karakterin öyküsü bu aslında. Belgeselden çok dizi gibi ama kurgu yok. Kesinlikle gerçek. Öte yandan bu serüvende yaşanan hadiseleri birbirine bağlayarak akıcı bir anlatım ortaya çıkarmaya çabaladım. Kitabın ileride bir dizi olabileceğini düşünerek yazdım diyebilirim. Bunun nedeni tamamen özellikle gençlerin onu tanımasını sağlamak. İnsanlar asırlardır birbiriyle tanışıyor ama bu tanışma biçimi sürekli değişiyor. Artık 1950’lerdeki gibi tanışmıyoruz. Haliyle günümüz gençliği için günümüzün tanışma biçimine uygun bir eser üretmeye çalıştım. İnsanlar kitabı okurken sahneler gözlerinde canlansın istedim. Hatta bunun için Atatürk’ün fotoğraflarını derleyerek, tarihin akışı içerisine dizdim. Böylece kitabı okuyanlar o sevdikleri karelerin nerede, ne zaman, kimlerle çekildiğini de bilecek. Fotoğrafların hikâyesi de ortaya çıkacak.  

Etiketler: röportaj, con sinov
Ekim 20, 2022
Listeye dön
Çerez Kullanımı