• Kaplanın Sırtında
    Kaplanın Sırtında
  • Kâğıt Kesiği
    Kâğıt Kesiği
  • Ken Taç Dis
    Ken Taç Dis
  • Masal KADIN
    MASAL KADIN
  • Osman Pamukoğlu
    Debreli Hasan Geronimo
  • İdil Yazar - Çikolata
    İdil Yazar
  • Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
    Metin Akpınar Sahneye Adanmış Bir Ömür
  • Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri
    Zabel Yesayan Yaşamı ve Eserleri

Arif Tekin bu çalışmasında, uzayın keşfedilmeye çalışıldığı, kara deliklerin, süper novaların ve galaksilerin... kuantum fiziği ve sicim teorileriyle keşfedilmeye başladığı günümüzde, Hz. Muhammed’in doğa üstü yolculuklarının arkasında yatan gerçekleri incelemektedir. Yazar, Hz. Muhammed’in uzay yolculuğunu (İsra-Mirac’ı) anlatırken her zamanki gibi Kur’an Ayetleri, Buhari, Müslim ve İslami kesimce benimsenen kaynakları kanıt olarak okuyucuya sunmaktadır.

Bu sunumun ana başlıklarını, Kur’an’da İsra Mucizesi, Hz. Muhammed’in geçirdiği ameliyatlar, Hz. Muhammed’in Uzay Yolculuğu, Hz. Muhammed Allah’ı Görmüş müdür?, Fırat ile Nil Nehrinin Hikâyesi, Hz. Muhammed Neden Göklere Çıktığını İddia Ediyordu?, İsra ile Miraç’ın Tarihi ve Bunları Kutlamanın Dindeki yeri oluşturmaktadır.

Arif Tekin bu kitabını kutsal kitaplardaki inanılmaz şiddetle ilgili bir örneği Kur’an’dan vererek noktalamaktadır: “Allah ve Resulüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut çarmıha gerilmek suretiyle asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki rezilliklerdir. Ahirette ise onlara büyük bir ceza vardır.”

George Orwell’in dediği gibi: “Bir toplum gerçeklerden ne kadar uzaklaşırsa gerçeği söyleyenlerden o kadar nefret eder.” Kitabı okuduktan sonra kararı okuyucu verecek. Arif Tekin okuyucuya ışık tuttuysa, ne mutlu ona…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺24,00

Önce ‘kadın’ vardı… ’Ana Tanrıça’nın egemenliğinde barbarlık yoktu, sömürü yoktu. Sonra ne oldu? Önce otorite, kutsanmış varlık Ana-Toprak Ana gerçeğinden erkeğe geçmeye başladı; kadına mabetlerde fahişelik öngörüldü. Sonra, Yahudi-Hıristiyan-Müslüman Kutsal Kitap yazarları, Babil ve Mısır’ın kutsal kabul ettiği dişi tanrıların cinsel kimliklerini yok ettiler. Erkeklerin, yazdıklarını onaylayan bir tanrıya ihtiyaçları vardı. Semavi dinlerde erkeğin efendiliği tanrısal bir hak olarak kabul edildi.

Fikret Dağlı Tüzemen bu ilk kitabında, ‘kadın’ın tarihsel serüvenini tarihsel süreç içinde sınıfsal konumunu temel alarak anlatmaktadır. Yazar bu yolculuğa, insanlığın toplayıcılık döneminden yola çıkmakta; tarımdan tunç devrine, Sümerlerden Antik Yunan’a, Semavi dinlerden Avrupa’ya, Gregoryen kilise döneminden günümüzdeki Barbar dünyaya geçmektedir. Bu bağlamda, din ve kadın, mitoslarda kadın, kadına şiddetin sosyolojik unsurları, çocuk gelinler, çocuğa cinsel istismar, neoliberal dünya düzeninde ve Türkiye’de kadının rolü gibi birçok konuya eğilmekte; sorunlara titiz bir çalışmayla yanıt aramaktadır.

Peki, ne olmuştur da Eyüp peygamber çılgına dönerek “Kadından doğan nasıl temiz olabilir” (Tevrat-Eyüp 25/4), Erasmus “Akıllı bir kadın iki kere salaktır?”, Kur’an “Allah puta tapanları… kadına yakaran çoktanrılı dinden olanları hoş görüp bağışlamaz!” demektedir. Yanıtları, Fikret Dağlı Tüzemen’in bu ilk ve önemli çalışmasında bulacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 347
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2018
₺32,00

Bu kitap imam, papaz ve hahamın zaman zaman kırıcı olan tartışmasının aktarımıdır. Tanrısını mezada çıkaranların, alıcı beklerken kimin elinde kalacağının yarışmasıdır.

Her üç dinin mensupları da kendi tanrısının koşulsuz gerçek ve tek olduğunu savunurken, dinlerinde hâlâ bakımda olan ‘Çok tanrı’nın izlerini silememişler, diğer taraftan tanrılarını etine kemiğine varıncaya kadar kendilerine benzetmişler ve sonuçta, pek çok terslikler ortaya çıkmış.

Tartışma ilerledikçe insanın tanrı, tanrının insan olduğu; evli olup olmadığı, kaç çocuğu olduğu, kimin kimi temsil ettiği ve tanrının cinsiyeti tartışılmış; tanrının erkek olduğu hususunda birleşilmiş; Müslüman Arapların bunu 1400 senedir bildiği, çözümsüzlüklerle dolu olan tanrısal kaynaklı ayetleri kabule zorlandıkları ortaya serilmiştir.

Birbirlerinin dinini putperestlikle suçlarken, asırlar boyu tabi oldukları dinlerini farkında olmadan putataparın arka kapısı yapmışlar; şeytanın Kâbesini yenilemesi gibi pek çok kara deliği yamayamamışlar; yamamaya çalışırken bir başka yeni açılan delik sırada beklemiş; sonuçta insan düşünde tasarladığı, şekillendirdiği tanrıyla hısımlık kurmuş, kahve arkadaşı olmuştur.

Tanrı zenci mi, yoksa beyaz tenli mi, yoksa sarı ırktan mı münakaşası yanında, Müslümanın şeytana tapması, ondan dilekte bulunması, dilenmesi karşısında, karşı dinin asırlar önce ölmüş, bedeni mumyalanmış aziz ve azizeleri tanrılaştırması tartışmanın bir başka konusu olmuştur.

Bu tartışmalar sırasında kışkırtıcı ve tahrik edici ifadelerin, karşılıklı suçlamaların arkasından bedenen kapışmaları, sonrasında barışmaları izlenmiştir.

Çapraz tartışmada dini metinlere sadık kalınmış, tartışılan, tartışmaya açılan her bir vahiyde Allah’ın varlığı, yüceliği, gücü, otoritesi irdelenmiştir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 248
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2018
₺28,00

Ülkücü Hareketin iki başbuğu Alparslan Türkeş, Yılma Durak ve en başta gelen ideologlarından Nevzat Kösoğlu hakkında hiçbir yerde duyamayacağınız çarpıcı anı ve tespitler… Hak ve Eşitlik Partisi (Hepar)’nin kuruluşundan bitkisel yaşama giriş aşamasına dek olup bitenler ve Osman Pamukoğlu’na dair çok özel tespitler…

Ergenekon tutuklamaları ve davaları sırasında Doğu Perinçek’e verilen yürekli köşe yazısı destekleri, Silivri mektupları…

1968-1985… Siyasal ve toplumsal açıdan çalkantılı, boğuşmalı, acılı yıllar… Bu yıllarda devletin istihbarat örgütü yalnızca istihbarat mı topluyordu acaba? Yoksa bu çalkantıların, boğuşmaların, yönlendirici ve kışkırtıcı tarafı mı oluyordu? Bu taraf olmaları fark edip karşı duranlara neler oluyordu acaba? Yazarımızın bu konuda yaşadığı ilginç öyküleri, anıları ve mağduriyetleri var. Yıllar sonra onları işte bu kitapta anlatmakta.

Ve 1950-1960 dönemi… O günün milli emniyetinin bir ajanı… O günkü iktidarın ve müesses nizamın tehlike gördüklerinin yanlarına sokulmuş, bunlar hakkında elde ettiği bilgileri jurnaller halinde bildirmiş yetkililere. Sonra da bu jurnalleri dosyalamış. Bu dosya yıllar sonra yazarımızın eline geçmiş. O belgeleri de bu kitapta bulacaksınız. Bu jurnallerde ünlü isimler var: Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Cemil Meriç, Necip Fazıl gibi…

1925 yılında Erzurum’da meydana gelen “şapka isyanı”… Yazarımız daha çocuk çağında, bu isyanda, babası asılan acılı ve cumhuriyete öfkeli biriyle , o isyanın delikanlı yaşında tanığı olan bir diğer kişiden birebir elde ettiği özel bilgileri de okurla paylaşıyor.

Hem Türkiye, hem Türk Dünyasından önemli şair ve yazarlarla, edebiyat tarihine geçecek çarpıcı ve tatlı yaşanmışlıklar… Erzurum’dan yazarın gençliğinde tanıdığı Türkiye çapında da isim yapmış ilginç isimler: Teyyo Pehlivan, Naim Hoca, Raci Alkır, Mükerrem Kemertaş, Aşık Yaşar Reyhani… Ve Cazim Gürbüz’ün gazetecilik ve köşe yazarlığındaki mücadeleleri, bunlarla ilgili anekdotlar...

Bütün bunlar bir yakın tarih belgeliğidir, şimdiye dek saklanan, yazılmayan, yazılamayanlardır.

İlgiyle okuyacak, özel bilgilerle donanacaksınız…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 408
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2018
₺33,60

Edith Södergran (1892-1923) St. Petrograd'da doğdu. Ailesi o zamanlar Çarlı Rusyası'na bağlı bir prenslik olan Finlandiya'da yaşayan İsveçli azınlık grubundandı. Södergran'ın şiiri yaşadığı dönemin şiiri olmakla birlikte, aynı zamanda değişik kültürlerin bir arada yaşadığı bir ortamın da ürünüdür. Södergran'ın İsveç şiirinde yeni bir çığır açması tesadüf değildi. St. Petrograd'da okula giden, bu metropolde büyüyen ve İsveççe, Rusça ve Almanca'yı çok iyi bilen ve biraz da Fince konuşan bu genç kadın, onaltı yaşına girdiği zaman kendine yazı dili olarak İsveççe'yi seçti. Alman expresyonizminden, Rus sembolizminden ve futurizmden etkilendi. Bu akımların biçimleri ve yaşamı algılamaları, yeni bir yaşam düzeni, yeni bir insanlık düzeni üzerine kurdukları ütopyaları, doğu gizemciliği gibi öğeler, kuşkusuz Södergran'ı etkilemişti. Ama Södergran bu değişik öğeleri özümseyerek, kendi şiirini kurdu ve yepyeni bir şiir yarattı. Edith Södergran insanları, zambakları, kedileri ve bir de şiiri çok sevdi. Sıcak bir Haziran günü yaşama elveda, dediği zaman otuzbir yaşındaydı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 73
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.1993
₺14,40

Arif Tekin, “Kur’an’ın Tarihçesi ve Yazım Serüveni” isimli bu kitabında, Hicri üçüncü asrın ikinci yarısında yaşamış ve birçok kitap yazmış İbni Ebi Davud’un Kitabu’l Mesahif/Mushaflar kitabını referans alıp, İslami kaynaklardaki bilgilerle karşılaştırarak; Hz. Muhammed zamanında Kur’an’ın kitap olarak var olup olmadığını inceliyor.

Yazar bu kitabında da, İslami kesimin referans eserlerini temel almış; çalışmasının III. Bölümünden itibaren farklı Mushafları ele alarak, halife Ebubekir, Hz. Ömer, halife Osman, Hz. Ayşe ve Ümmü Seleme’nin Kur’an çalışmalarını değerlendirerek okura sunuyor. Bu Mushaflara tek tek bakıldığında Kur’an ile ilgili birçok soru işaretleri göze çarpmaktadır.

Arif Tekin Kur’an’ın yazım serüvenini sorgulayan bu kitabını, “Her şeyden önce eğer Kur’an’ın arkasında iddia edildiği gibi kainatın yaratıcısı olsaydı, onun ayetleri bu kadar sağlıksız bir şekilde toplanıp kitap haline getirilmezdi. Halife Ömer’in Kur’an bir milyon 27 bin harften ibaretti açıklamasına karşılık bugün var olan Kur’an’daki harflerin sayısı 323 bin civarındadır ki, Ömer’in iddiasına göre Kur’an’ın dörtte üçü şu an yoktur” cümleleriyle bitirmektedir.

Dinin siyasetle iç içe olduğu, bilimsel görüşün ortadan kaldırıldığı ve din savaşlarının dünyayı kan gölü haline getirdiği bugünkü ortamda Arif Tekin’in dini sorgulayan bu çarpıcı kitabı mutlaka okunmalı.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 233
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.2017
₺28,80

Büyük ilgiyle karşılanan Babamın Eczanesi’nin yazarı Akın Çubukçu’dan yeni bir kitap…

Anı türündeki bu kitapla, bir akademisyenin rehberliğinde, Hacettepe Üniversitesi ve Eczacılık Fakültesi’nin kuruluşuna gidiyor, Türkiye’nin 50’li yıllardan 80’li yıllarına kadar uzanan çalkantılı dönemine tanıklık ediyorsunuz.

Bir akademisyenin doktora ve doçentlik tezi mücadelesinin arka planında, öğrenci olaylarına, eylemlere, boykotlara, banka soygunlarına, yargı süreçlerine, darbelere, dostluklara ya da haksızlıklara, kısacası insanların güzellik ve alçaklıklarına tanık oluyorsunuz.

Bir zamanların en katılımcı, en özgürlükçü ve en demokratik üniversitesini kurma arayışındaki “Hocabey”’in yani Prof. Dr. İhsan Doğramacı’nın kendi ilkelerinin karşısında nasıl bir tavır almış anlayamıyorsunuz! Ya da çok iyi anlıyorsunuz!

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Doç. Dr. Bedrettin Cömert, Arkadaş Z. Özger, Prof. Dr. Ekrem Sezik, Sedat Veyis Örnek, Cahit Külebi, Aydın Çubukçu, Hikmet Çiçek, Ertan Günçiner, Prof. Dr. Kamil Pınarcı, Fikret Otyam, Yılmaz Gümüşbaş, Prof. Dr. İhsan Doğramacı, Halim Yağcıoğlu, Asım Tanış, Prof. Dr. Çetin Özek, Prof. Dr. Nevzat Toroslu, Prof. Dr. Yüksel Ersoy, Prof. Dr. Yücel Kanpolat, Prof. Dr. Gürler İliçin, Hasan Hüseyin Korkmazgil sarsıcı öyküleriyle anıların içinden geçip gidiyorlar.

Hacettepe Eczacılık Nerede? Aslında bir aydının ülkesini, akademisini, insanlarını ve güzellikleri arayışının sarsıcı öyküsü.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 314
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2017
₺32,00

Erol Sever, “Muhammed: İslam’ın Kaynakları-II” isimli bu kitabında: İsa ve Peygamberlik kökenli ilk Hıristiyanlık tasarımını, Batı Hıristiyanlığı ve İsa ile Muhammed karşılaştırması yaparak anlatıyor; Resmi İslam’ın Muhammed’in din tasarımı ile çatışması üzerinde duruyor; Ortodoks İslam tarafından Kur’an’daki metinlerin tahrif edilmesi iddialarını kaynak göstererek dile getiriyor; Muhammed’in İslam adı altında açıkladığı görüşlerine yansıyan İbrahim dininin ideolojik önemini kalın çizgilerle çiziyor.

Erol Sever’e göre Muhammed; Süryani ve Elen Kiliselerindeki din adamları kastının verdiği zararları görmüş, fakat bu tabakanın oluşturduğu hiyerarşiyi engelleyememiştir. Hem Muhammed hem de Ortodoks İslam, İslam pagan, putperest ve semitik Hıristiyanlığın kalıntıları içinde gelişmiştir. Muhammed pagan geleneklere ve relik kültüne karşı mücadele etmesine rağmen, relik kültü Muhammed’in yaşadığı günlerde de varlığını sürdürmüştür.
Erol Sever, Batılı İlahiyatçıların, Batı Hıristiyanlığının kökeninde Elen Hıristiyanlığının olduğunu iddia etmelerine rağmen, esas itici gücün Kudüs’teki ana kiliseden sonra Antakya’da kurulan ilk örgütlü Hıristiyan kilisesi Süryani Hıristiyanlığı olduğunu ortaya koymakta; tersini iddia etmenin altında Doğulu kökeni yadsımak ve Doğu’yu unutturmak gibi bir yanlış alışkanlığın yattığını hatırlatmaktadır.

Yazar bu kitabında, Muhammed sonrası Ortodoks İslam’ın, politik nedenlerle İslam’ın oluşum tarihini değiştirerek, kendi resmi tarihini ve kendi resmi Muhammed imgesini oluşturma sürecini önemle mercek altına almaktadır. Günümüzde Kudüs’te yaşanan olaylarla birlikte Erol Sever’in bu kitabını okuduğunuzda, bölgenin dinsel açıdan geçmişini ve arka planını çok daha iyi anlayacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 278
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2018
₺28,80

1960’tan sonra Molla İmam Hamdullah öncülüğünde bir araya gelip ahaliyi Allah ile aldatanlar; adlarını, iki heceden oluşan Allah sözcüğünün son hecesi olan “lah” ile tamladılar.

Bu kitapta Osmanlı ve Atatürk dönemlerine ait bilgilendirmelerin yanı sıra bunların yönetimlere gelmeleriyle her şeyin değişmesi ve parçala, böl, yönet yöntemiyle ülkemize el atan Amerika’nın nasıl etkin olduğu özetle anlatılmaktadır.

Siz, bu kitabı sabırla okuduğunuzda Atatürk’ün laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni nasıl kurduğunu; Atatürk düşmanlarının Atatürk’e nasıl ihanet ettiklerini, devrimleriyle beraber yaratmış olduğu tüm üretim kaynaklarını nasıl yok ettiklerini, hatta vatan topraklarını bile nasıl babalar gibi sattıklarını; nasıl oy hırsızlığı yaptıklarını; rüşvet ve yolsuzluklarla nasıl zengin olduklarını; yurttaşları nasıl adaletten, insan hak ve özgürlüklerinden, çağdaş eğitimden, laik, demokratik cumhuriyet ilkelerinden uzaklaştırdıklarını; Türkiye’ye nasıl acılı bir dönem yaşattıklarını ve adım adım şeriata bağımlı ortaçağ karanlığına doğru sürüklediklerini; gerek bilim adamlarının, hukukçuların açıklamalarından ve medya haberlerinden, gerekse bazı yazarların belgesel sunumlarından alınan değerlendirmelerde göreceksiniz ve kendi kararınızı vereceksiniz...

Lütfi Kaleli


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 214
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺24,00

Yatağanoğlu Alimcan, Türklerin İslamlaşma Serüveni’nde, Türklerin Şamanizm’den İslam’a geçiş dönemini ve bu dönemin günümüzdeki yansımalarını inceliyor. Kanla yazılan bu dönemi İslam öncesi Türklerin Gök Tanrı dini Şamanizm’den başlayarak tarihsel süreç eşliğinde anlatıyor.

Bu süreçte yazar, Hz. Muhammed ve İslamiyet’in kadınlara bakışı, İslam dinindeki kadın-erkek eşitsizliği, İslam dininin Arap işgalciler tarafından Türklere zorla kabul ettirilmesi, İslam’a karşı Türk isyanları, Türklerin İslamlaştırılması sürecinde Alevilik ve Atatürk’ün dine bakışı gibi önemli satırbaşlarının altını çiziyor.

İslam a göre kötülük ve fitne kaynağı olarak görülen kadının Türklerdeki eşit ve saygın konumunu irdeleyen yazar, İslamlaşma ile birlikte başlayan bağnazlığı hadis ve sureleri baz alarak eleştiriyor.

Ayrıca Şamanizm ile Alevilik arasındaki yapısal ve tarihsel ilişkilere de yer veriyor.

Yazar kitabında Fethullah Gülen in yarattığı illegal imparatorlukla holding ve medya yapılanmasını da mercek altına alıyor.

Babası, Alevi dergâhında 60 yıl “Gözcü Babalık” yapmış ve kendisi de Alevi Ocağında yetişmiş olan yazar, “aklın” ve “bilimin” egemen olacağı bir dünyaya kavuşmayı amaçlamıştır. 

Böyle bir dünyaya kavuşmak dileğiyle...

 

 

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 287
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺28,80

Efelik zor iştir; haksızlığa, zulme, baskıya isyandır. Onurlu bir dik duruş, bir başkaldırı destanıdır. Ege’de efelik Umur Bey’le başlar, Mustafa Kemal Atatürk’le biter. Yedi yüz yıllık bir süreçte çeşitli aralıklarla Ege’de yaşar. Bazen Börklüce Mustafa, Birgili Cennetoğlu, Atçalı Kel, Sinanoğlu, Yörük Osman, Çakıcı olup dağlara çıkar. Bazen de Kurtuluş Savaşı yıllarında Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe olup Ege’de düşmana meydan okur.

Umur Bey, efelerin efesidir. Ege’de efelik teşkilatını kuran kişidir. Hayatının tamamı cephelerde geçen Umur Bey, henüz on altı yaşındayken Aydınoğulları’nın başbuğu olan babası Mehmet Bey tarafından İzmir’e vali olarak atanmıştır. Döneminde pek çok kitap Türkçeye çevrilmiştir. Fatihten 115 yıl önce, Mora Yarımadası’nda gemileri karadan yürütmüş, Ege’yi Türk gölü haline getirmiştir.

Efeleri yazmaya başlarken Umur Bey’den Atatürk’e efelik diyerek yola çıkmıştık. Atatürk’ün baba soyu da Aydınoğulları döneminde Ege’ye gelen, Yavuzköy, Söke yöresine yerleşen, Kızılhafızlar lakaplı bir yörük boyudur. Söke’den baba soyu Selanik’e, ana soyu ise Karamanoğullarından Selanik’e gelmiştir. Mustafa Kemal’in damarlarındaki efe kanı hep harlamıştır. Ölümünden önce Sarı Zeybek oyununu çaldırarak, bir yay gibi sıçrayıp efe oyunu oynaması kimbilir, belki de genlerin açığa vurmasıdır.

Ege yöresinde, “Zefiros” diye bir söz vardır. “Ege’de esen gençlik rüzgârı” anlamında kullanılır. Bu rüzgâr insanları iri, diri, uzun ömürlü, dikbaşlı yapar. Umur Bey’le başlayan efelik tarihi, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyetini kurmasıyla bitmiş, efelik efendiliğe dönüşmüştür. Efelik artık Atatürk’ün yolundan giderek, bilgili, çağdaş yurttaş olmaktan geçmektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 228
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2018
₺28,00

"Yüz çiçek yan yana açsın yüz düşünce akımı birbiriyle yarışsın siyaseti, ülkemizde sanatın ve bilimin gelişip ilerlemesi ve sosyalist bir kültürün serpilip boy atması amacıyla saptanmıştır. Sanat alanında farklı biçimler ve üsluplar özgürce gelişmeli, bilim alanında farklı akımlar özgürce yarışmalıdır. Kanımızca, belirli bir sanat üslubu ya da düşünce akımını idari önlemlere dayanarak zorla benimsetmek ya da yasaklamak, sanat ve bilimin gelişmesini köstekler. Sanat ve bilim alanlarında neyin doğru neyin yanlış olduğu, kestirip atılarak değil, sanat ve bilim çevrelerinde özgürce tartışılarak ve bu alanlarda pratik çalışmalar yapılarak çözülmelidir... Dolayısıyla, sanat ve bilim alanlarında neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda titiz davranmak, özgürce tartışmayı desteklemek ve acele kararlardan kaçınmak gerekir. Bu tutumun, sanat ve bilimin gelişmesini kolaylaştıracağı inancındayız." "Kahırlıdır ya Uzun Yürüyüş On bin uçurum ve on bin azgın seli Geçti kızıl ordu kuşlar gibi. Nazlı dalgacıklardır Beş Sıradağlar Ve görkemli Vumerg ufacık toplara benzer. Altın Kumun sıcacık suları Okşar bulutların sardığı dik yamaçları, Demir Zincirli köprüler Tatu ırmağında soğuk Minsan’ın karlarında bin Li’yi neşeyle geçtik, Üç Ordu ilerliyor, gözlerde sevinç."


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 104
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 12.1999
₺16,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 239
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.1993
₺24,00

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 112
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.1994
₺14,40

Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 158
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.1996
₺16,00
Yanardağları sen biçimlersin, yanardağlar seni. Leylekleri tutan sen suçlularevinde, leylekler seni tutuklar. Adaları avlayan sen, etçil adalar seni avlar o denli uzak ki, sen kendin bile değilsin Ey sen, karşılıklı etki.
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 62
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : .
₺9,60

Karanlıktan geçmenin mücadelesinde hep aydınlığın yanı başındaydı o. Aslında romanlarını okurken yakaladığınız şiirsel dilin nereden geldiğini hep merak etmişsinizdir. Merakınızın yanıtıdır bir anlamda bu kitap.

Bu kitap, kavga şiirlerinin sessiz gibi görünen çığlığıdır. Genç kuşaklar ya da toplumcu gerçekçi edebiyatımızın usta adlarından İrfan Yalçın’ın şair kimliğini bilmeyenler, elli yıl gerilere giderlerse onun şiirsel varlığını bulacaklardır. O, ta o zamanlarda vatanını ve insanını sevmenin destancısı olmaya karar vermiş ve tüm varlığını destanın yazılmasına ve yaratılmasına adamıştır.

Sisler İçinden, toplumcu gerçekçi şiire ‘slogan şiir’ diyenlere çırılçıplak bir yanıttır ve Türk Edebiyatı’nda İrfan Yalçın’ın Manifestosudur.

Sisler İçinden

Dökülen yapraklar gibi bakma öyle,
Kitap aralarındaki çiçekler gibi bakma.
Kıyıya vuran dalgalar mı getirdi seni?
Bana öyle bakma, beni ağlatma.

Bir masalda bulmadık birbirimizi biz,
Buzdan yalnızlıklarda, kuş ağlamalarında.
Uzat ellerini, sisler içinden bakma.
Bana öyle bakma, beni ağlatma.

Ne bu ayak sesleri, kim kimden kaçıyor?
Yarım kalışlar, bitişler, kurşunlanmış kuşlar mı var?
Yaklaş biraz, yıllar ötesinden bakma,
Bana öyle bakma, beni ağlatma.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 55
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2017
₺9,60

Bir an için insanlığın yazıdan yoksun kaldığını düşünelim. Kitabı yok sayan önemsemeyen okumasız ve bilinçsiz insanların ilkellikleriyle baş başa kalacakları kuşku götürmez. İnsanlığa eşik atlattıran uygarlıkların temelinde dil ve yazının olduğu önemli bir gerçektir. Dil ve yazı olmasaydı uygarlıklar dallanıp budaklanamazdı. Karanlığın aydınlığa açtığı savaşı yenecek tek güç “Okuma Sanatı”dır.

Tarikat/Cemaat kreşlerinde, okullarında, evlerinde, dershanelerinde mürit olarak eğitilen insanlar sorgulamazlar, eleştirmezler ve tartışmazlar.

Bu kültürle, bu efsunlaşmış kafalarla bilim üretilebilir mi? Bilimle din eşdeğer gösterilebilir mi?
Faik Acar bu kitabında, Türkiye’deki eğitim içindeki eğitimsizliğe dikkat çekerken, Aristoteles ve Galileo’dan bu yana süre gelen din-bilim çatışmalarına dikkat çekmektedir. Din adamlarıyla bilim insanlarının göklerdeki egemenlik kavgası tümdengelimle tümevarımın kavgasıdır.

Yazar, Tevrat ve Kur’an’da Sümer köklerini araştırırken, Yasak Meyve’den Habil ve Kabil’in öyküsüne, Nuh efsanesinden kadının Sümer’de de Kur’an’da da tarla benzetmesine kadar ortak noktalarını dile getirmekte ve her dinin “hayal” edilmiş bir “sistem” olduğu sonucuna ulaşmaktadır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 190
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺24,00

Bir insanı
yaralarından öpmek
En çok incinen yerinden
İlaçtan, sargıdan önce
Sevgiyle iyileşmeye çağırmak
Yaralı gözlerinin içine
Ilık bir ipek gibi akmak
örselen yerlerine
can suyu gibi dökülmek

Bu kitap Aydın Öztürk’ün 2012, 2016 yılları arasında yazdığı şiirlerden oluşuyor.

İnsanın içindeki sessiz nehirlerce akıyor. Çığlıklarına çarpıyor. En umutsuz anlarının ellerinden tutuyor.

Kırılan düşlerini onarıyor. Mücadelenin en büyük ilaç olduğunu hatırlatıyor. Şafağın gözleriyle bakmak diyor. İnatçı sarmaşıkların sırrını anlatıyor.

Gezi’den Soma’ya, Suruç’tan Ankara Gar Katliamı’na. Berkin Elvan’dan Aylan Kurdi’ye değdiriyor yüreğimizi. Her defasında acıyla dikişleri yeniden patlayan yaralarımıza küçük bir merhem sürüyor.

Dünyanın asla zalimlerin kâr hanesine yazılmayacağını biliyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 115
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2017
₺20,80
en çok bize kızıyorum en çok bana hayatın bileyi taşında biten bıçak gibi kalıyoruz kavı ıslanmış kibritiz ateş veda ediyor kalbimize kör bir düğümü kılıçla kesmiş diyorlar iskender oysa bir düğüm bile değiliz ne de kılıç yazık ki içi ağrıyan bir kabuktur bizden geriye kalan
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 107
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2003
₺20,80
şehriban, beritanlı bir göçer dağların çağla gözlü berfini kalbinde uyumayan bir hançer bir oğlanın hayali divanesi bir aşkın viranesi bir aşkın
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 124
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 1. Hamur
Basım Tarihi : 4.2000
₺24,00

Yezidilik karma bir dindir. Yezidiler’in dili Kürtçe’dir. Bu tektanrıcı dinin tasarımını yapıp kuranlar Asurlar’dır. Ama Yezidiler etnik olarak Asur veya Kürt müdürler? Yoksa Azday halkı veya ulusundan mıdırlar? Yezidiler bu kimlik bunalımını nasıl çözecekler? Cemaat aşamasından ulus olma aşamasına geçişin zorluklarını nasıl yenecekler? Yezidilik tektanrıcı bir dindir. Yezidiler’in Şeytan’a taptıkları, tanrılarının Şeytan olduğu doğru mudur? Yezidiliğin "kurucusu" olduğu sanılan Şeyh Adiyy kimdir?

Bu kitabın belgeler bölümünde yeralan Kitab ül Cilve, Mushaf-ı Reş ve Şeyh Adiyy’nin İlahisi Türkçe’de ilk kez yayınlanmaktadır. Yezidilik ve Yezidilerin Kökeni, bu Yezidi kaynaklarının, Doğulu, Batılı gezginlerin, yazarların araştırmalarının incelenmesiyle ortaya çıkmıştır. Eldeki bilgilerin değerlendirilmesi sonuçlandırılmış ve bir çözümlemeye gidilmiştir. Bu çözümlemeyi esas olarak okur değerlendirecektir. Türkiye ve Ortadoğu’da kökenleri bilinmeyen ve kuralları pek tanınmayan bu dini cemaat üzerine yazılmış kitabın bu tartışmalara yol açmasını umuyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 170
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2018
₺20,00

Her ne kadar hadis sözcüğü, ilk çıkış aşamasında tamamen peygamberden aktarılan sözler anlamıyla kullanılsa da zaman geçtikçe hadis sözcüğü anlam genişlemesine uğruyor. Çünkü Hadis diye bir ilim ortaya çıkıp da hadisler irdeleyici bir bakışla ele alınınca görülüyor ki hadis diye aktarılan sözler sadece peygamberden aktarılan sözler değil. Hadislerin arasında Peygamberin eylem ve kararlarını içeren sözler de var.

Sadece bunlar olsa yine doğal karşılanabilir. Oysa peygamberin arkadaşlarının, hatta onlardan sonraki kuşakların ve daha da garibi daha sonraki kuşakların sözleri de hadis terimi içinde değerlendirilmiş. Peygamberin çok küçükken yitirdiği dedesi Abdülmuttalip’ten aktarılan söz bile hadisler arasında geçiyor.

Hadis sözcüğüyle peygamberin sözlerinin kastedildiği geniş ve yaygın bir inançsa da hadis sadece peygamberin sözlerini değil davranışlarını da içerdiği gibi sadece peygamberin değil sahabelerin hatta onlardan sonraki iki kuşağın söz ve davranışlarını da içermektedir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 194
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.2016
₺28,00

“Bize göre Muhammed, ‘Her insanın dini kendi usudur, usu olmayanın dini yoktur’ demekle din konusunda olumlu bir adım atmış oluyordu. Özdeş zamanda böyle bir tümce, ne söylediğini bilen, onurlu bir insanın davranışlarını içeriyor! Kur’an’ın başından sonuna dek tanrı üzerine kimi sağlam görüşleri ve gözlemleriyle, ‘Tanrı olsa olsa böyle olabilir!’ demeye getiriyordu tanrı elçisi! Hz. Muhammed bir yandan ussal olana önem verirken, bunun hemen yanında ussal olmayan düşlemlere de yer veriyordu. 


Bağnazlar yeryüzünde olup bitenleri kendi düşlemlerine göre açıklayıp yorumlarlar. Sonra da içinden çıkamadıkları kör kuyulara saplanıp kalırlar! Onlar gerçekte kendi gibi düşünenleri yakalar ve böylesi çocuksu konuşmalarla avutup kandırırlar. Bu kandırmanın, uydurunun, yalanın altında hep kendi çıkarları yatar! Bunlar yıldızların (güneşlerin) bile kendi çevrelerinde döndüklerine inanırlar çocuksu aldanışlarla. Bilgisizliklerini unutarak, yazıklı insanlara kendilerini bir şey biliyormuş gibi gösterirler! Bunlar çevrelerinde Allah’a inanıyormuş gibi davranırlar. Hep Allah’a aykırı işler yaparlar! Gerçekte onlar İslam’ın Allah’ına değil, kendi çıkarlarına inanırlar!


Gerçeği yerine koyabilmek için tabuları, basmakalıp yanlışları yıkmamız gerekir! Ne doğa, ne de toplumlar durağanlıktan hoşlanmaz. Ne gökler yerinde durur ne de yıldızlar! Din sözcülerinin çıkarlarına, düşlemlerine göre süslenip püslenen bir tanrı! Ama, neye göre, kime göre bu tanrı? Çünkü, tasarlayıp düşleyen insan ‘tanrı’ diyor. Ama hiçbir canlının böyle bir kaygısı yok insandan başka!”


Abdullah Rıza Ergüven, bu kitabında nesnelerin gerçekliğini ortaya koyan bilimden yola çıkarak, tarihsel süreçte insanlar tarafından yaratılan tanrının öyküsünü anlatmaktadır. Bilim doğanın gerçekleridir, tanrılar ise düşlerin ürünüdür! İlkel insanın başlangıçtaki görünen avuntusu, göksel dinlerle yeryüzünden alınarak göğe uçurulmuştur!


Küresel güçler tarafından, din savaşlarıyla kan gölü haline getirilen dünyamızda, Abdullah Rıza Ergüven’in sesine kulak vermeliyiz. Aksi takdirde, bu kanlı süreç insanlığın sonunu getirecektir!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 691
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2017
₺56,00

“İlk halife olan Ebu Bekir, Hz. Muhammed’den kızı Fatma’ya miras kalan Fedek Hurmalığını elinden almak için Ömer’i görevlendirdi. Fatma’nın evine baskın yapan Ömer, Fatma’yı darp etti, karnındaki bebeği öldürdü. Babasından 6 ay sonra da Fatma, aldığı darbeler sonucu vefat etti...

Mülcem, Hz. Ali’yi zehirli hançerle katletti. Muaviye, kendisine rakip gördüğü Hz. Hasan’ı karısı Cude’ye zehirleterek katlettirdi. Yezit, Hz. Hüseyin’i 72 sahabesiyle beraber Kerbela çölünde susuz şehit etti. 750 yılına dek devam eden Emevi hükümranlığı ve sonrasında Hz. Muhammed’in soyunu sürdüren 12 İmamlar katledildi. Yezit’ten sonra Halife olan Mervan da Kur’an-ı Kerim’in aslını yakarak katletti...

Bu katliamlar Emevilerden Abbasilere, Selçuklulardan Osmanlılara ve Cumhuriyet dönemine dek devam etti...

Güvenilir kaynaklara dayanarak yapılan binlerce katliamların bir kısmını bu kitapta okuyucuya aktarıyorum. Özellikle başta Amerika olmak üzere emperyalistlerin kendi çıkarları için Müslüman ülkelerde etnik-mezhepçi iç ve dış düşmanlıklar yaratarak Müslüman’ı Müslüman’a kırdırmasını anlatıyorum…”

- Lütfi Kaleli


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 277
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2017
₺28,00

Ege’nin dağları, Osmanlı’nın başını kestiği yiğitlerin yattığı gömütlerin başlarına dikilen kesik taşlarla doludur. Yöre halkı, “Kesikbaşlar Mezarlığı” diyor buralara.

Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa’nın katledilişinden 600 yıl sonra konferanslar, sempozyumlar düzenleniyor ve haklarında destanlar, kitaplar yazılıyorsa; onların kurulu düzene başkaldırısının da yeniden incelenip sorgulanması gerekir.

“Öyle bilgiler vardır ki belli olgunluk düzeyine gelmemiş insanlara bu bilgileri anlatmak yarardan çok zarar verir...” ve “Yârin yanağından gayrı her şey ortak olacak” deyişlerinde gizli, derin anlamlar vardır.

Yüzyıllardan bu yana süregelen bu savaş, dogma ile aklın, karanlıkla aydınlığın, sömürenle sömürülenin savaşıdır. Başkaldıran adam, canını feda etmeyi göze alandır. Acılarla karşı karşıya kalan yiğit, halkın gözünde kahramandır.

Mum olup karanlıkları aydınlatmak, düşünüp sorgulayarak yeni güneşler yaratmak zor; lambayı kırıp ortalığı karartmak, dogmatik kör inançlar peşinden gitmekse kolaydır.

Başkentleri Apasa-Selçuk olan Işık İnsanları Luvilerin; Kibele, Artemis gibi kadın tanrıçaların yaşadığı Anadolu toprağında şöyle bir deyiş vardır: “Anadolu’da önce kadınlar uyanır, sonra güneş doğar; çünkü güneşi kadınlar doğurur.”

Kadının üretken ve etkin olmadığı hiçbir yer aydınlanmaz. Işık İnsanları Luvilerin kadın Tanrıçası Artemis’tir. Bu tanrıçanın simgesi balarısıdır ve balarısı, anaerkil düzeni sürdürür. Şeyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa’nın kurmak istediği eşitlikçi düzenin temelinde de kadın-erkek eşitliği vardır.

Karaburun İsyanı’ndan sonra iki bin müridi ile beraber Selçuk’a getirilen Börklüce Mustafa, bir devenin üstünde çarmıha gerilir. İki bin müridi, “İriş Dede Sultan!” diyerek gözlerini kırpmadan ölüme giderler...

Anadolu’nun en aydın kenti Aydın ellerinde ışıldayan Börklüce Mustafa’nın ışıklı gözlerinin Selçuk’ta söndürülmeye çalışılması tesadüf müdür?

Unutulmasın: Uçurtmayı yükselten rüzgâr değil onun direnme gücüdür!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 163
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺24,00

Bilirsiniz, ‘sıradan’ da olsa; bir yazı’yı yazmak zorlu bir iştir!... Hele hele, bir ‘Kapak’ yazmak daha zorlu bir iştir!
Bu ‘yazma’ eyleminin en ‘şedde’lisini yaşayanlara örnek, Büyük Fransız romancı’sı Güstav Filober’dir derler… Üstad, bir cümlede yer alacak bir sözcüğün en yetkinini bulmak için… rivâyet!... Paris’te, en az 2 adet tur atarmış!.. Kapak için… revnak!.. Allah bilir, bir dünya turu falan atardı her hâlde!
Allah’tan, benim elimde kolayca ‘giriş’ yapabileceğim bir dayanak var: “Karşı Roman!”
Kimselerin ‘işten / adamdan saymadığı… üzerine gitmediği’ bu dayanak’ım, anlaşılacağı üzre, ‘pazar’daki sayfalar dolusu ‘tuğla’ romanlara… bu romanların ‘kılişe’ sunum / anlatım biçim ve biçemlerine Karşı- idi!...
Berfin-Bahar Dergisi, temel’de “Lâfın uzunu…” deyimi üzerine bina edilmiş olan örneklerini -yıllar, yıllar sonra ilk kez:- ‘tefrika’ eyledi!
İşte elinizdeki “Gelir Ergeç” başlığını taşıyan bu -novella diyorlar… biz de diyelim:- tefrika eylenenlerin en sonuncusu!... Yeni pelesenklerimizden: “Derken?...”
Ardı gelecek yani!
Lâfı uzatmıyorum:
Bu novella, kimi nesne’leri, kavram’ları adam’a yazdı / adam’dan saydı!.. 2 adet de ‘final’ kotarıp, gidişatı noktaladı.
Roman olgusuna, bir de bu ‘novella’dan bakın! (YILMAZ GRUDA)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 95
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 2.2017
₺12,00

“4 Eylül 1990’da katledilen babam Turan Dursun’un 56 yıllık ömründe ürettiği eserlerini kamuoyuna ulaştırmak, aradan geçen yıllar içerisinde bunun önemli ölçüde başarıldığını görmek, kuşkusuz ki, bizi oldukça mutlu etti. Onca eser kitap haline getirildi; on binlerce, yüz binlerce okur buldu.

Biz biliyorduk ki, Aydınlanma mücadelesi soluklu savaşımdır. Yüzlerce yıldan bu yana süregelmiş, yine yüzlerce yıl da sürecektir. Bu yolda nice yitiklerimiz olmuştur. Yüzlerce yıl önce Bruno'ların, Nesimi'lerin korkusuzluğu olmasaydı, belki de bugün Turan Dursun ile tanışmayacaktınız. Ben inanıyorum ki, Turan Dursun'un Aydınlanma savaşımı, gelecek çağlarda çağdaşlarına yeni Bruno'ları, Nesimi'leri… Ve Turan Dursun'ları tanıştıracaktır. Yeter ki, bizler tarihsel sorumluluğumuzu unutmayalım.

Turan Dursun kimdi? Bilim adamı, Aydınlanmacı kimliğinin dışında nasıl biriydi? Nasıl bir eş… Nasıl bir arkadaş… Nasıl bir baba… Onun doğa sevgisini, onun insan sevgisini yaşadığı topluma anlatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak bir borçtu, bir görevdi. Bu görevi, onunla otuz yılı birlikte geçirmiş olan benim yerine getirmem gerekiyordu.”

Abit Dursun böyle anlatıyor kitabın öyküsünü.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 142
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2017
₺20,00

“Elinizde tuttuğunuz Güne Düşen Yazılar kitabım bugüne kadar yayınlanmış olanların üçüncüsü.
Hayata hep Sol pencereden baktım. Faşizmle savaşmak, Emperyalizme karşı emek cephesinde yer almak benim için bir yaşam biçimi oldu. Birçok kitle örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da sade bir üyesi olarak ama daima örgütlü mücadele içinde bulundum, bulunmaya özen gösterdim. Aydınlanma Kahramanı bir babanın evladı olarak, onun bıraktığı bayrağı onurla, gururla taşıdım, hala da taşımaya çalışıyorum. Çünkü Aklın özgürlüğü demek olan Laiklik yaşamın olmazsa olmazı bence…

Kitapta yer alan yazılar birçok konuyu içermektedir. Yerel Yönetimlerden kadına yönelik şiddete, Madde bağımlılığından Din odaklı cinayetlere kadar oldukça geniş bir alanı kapsamaktadır. Her biri ayrı ayrı yaşama dokunmaktadır. Okurken bazen kızacak bazense düşüncelerinizin benimkilerle örtüştüğünü görüp yalnız olmadığınızı hissedeceksiniz…

Ülke olarak zor günlerden geçiyoruz. Adım adım yaklaşan felaketimizi görüyor, hissediyor fakat karabasana yakalanmış gibi, elimizi-kolumuzu kaldıramıyoruz. Oysa bu karanlık günleri ancak yan yana durarak, omuzdaşlık yaparak savuşturabiliriz…

Bu kitap, bir nebze bu dayanışmaya katkı sunarsa ve birlikteliğimize güç katarsa ne mutlu bana… Bir nevi çorbada tuz misali bizimki…” (Abit Dursun)


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 92
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2017
₺14,40

1971'de ilk basımı yapılan "Nöbet" kitabıyla o günkü öykücülüğümüze işçi sınıfı bakış açısıyla estetik bir boyut kazandıran Metin İlkin, bu kitabıyla da bugünkü öykücülüğümüze işçi sınıfı ideolojisinin tüm insanlığı kapsayan ufkunu getiriyor. Metin İlkin, bu öykülerinde kavram olarak sosyalizme ve fenomen olarak ülke sosyalizmlerini irdeliyor. Öykücülüğünde söz sahibiyiz. Hem bu kitapta işlenen konular yalnız ülkemizde sınırlı değil; Eski Yunan, Roma, Yunanistan, Bulgaristan, Yugoslavya, İran toplumsal savaşımları, sosyalist duruşları ve insanal sorunsallarını işçindir. Metin İlkin'in Çocukluğumuz kitabını, tüm öykü ve kitapseverlerin okumalarını diliyoruz.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 76
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 11.1997
₺8,00
yapmayın çocuklar. etmeyin n’olur düşünün biraz kan damlatmayın tomurcuğu yeni patlamış gözlerinize bakın nişan parmağınızdaki alyans karardı utancınızdan yüzünüzü zehirler bastı koyun cebinizi sıcak tutan sevgilinin söyler misiniz hangi albüme koyacaksınız bu fotoğrafı
Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 88
En / Boy : 13,5 / 19,5
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.1998
₺12,80

Hz. Ömer nasıl bir kişidir? Hz. Muhammed’le olan ilişkileri nasıldır? Kur’an karşısında nasıl bir tutum izlemiştir? Halifelik dönemindeki tutum ve davranışlarının ne kadarı İslam alemince bilinmektedir?

Arif Tekin, “Hz. Ömer’in Kur’an’daki İzleri” kitabında bu soruları yanıtlıyor.

Yazar, bu kitabında, Hz. Ömer’in, birçok ayetin inmesindeki rolünü irdeliyor; Hz. Muhammed’le olan sıkı ilişkilerini ve halifeliği dönemindekini davranışlarıyla Kur’an hükümlerine uyup uymadığını araştırıyor. Konuyu özellikle Buhari ve Müslim’den verdiği sağlam kaynaklar eşliğinde mercek altına alıyor.

Arif Tekin, Bakara, Nisa, Maide, Enfal sureleriyle Hz. Ömer arasındaki bağlantıları, ayetlerin sebep-sonuç ilişkilerine girerek açık ve net bir şekilde okuyucuya sunuyor.

Hz. Ömer’in iktidar ve hakimiyeti eline almak için dini, iktidar yolunda araç olarak kullandığını sağlam kaynaklarla açıklıyor.

Yazar, sonuç olarak, küresel ve egemen güçlerin dini, siyasi ve ekonomik rant sağlamak için kullandıklarını önemle belirtiyor. Ülkemizde yaşanan olaylarla birlikte, İslam aleminin bugün içinde bulunduğu sosyal-siyasi-ekonomik durumuna baktığımızda, Arif Tekin’in ne kadar haklı olduğunu “Hz. Ömer’in Kur’an’daki İzleri” kitabını okuyarak daha iyi göreceksiniz.

Arif Tekin’in de belirttiği gibi, “Özgürlüğün en büyük düşmanı, halinden memnun olan kölelerdir.”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 213
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2016
₺28,00

Şamanın esrik yolculuğuna katıldı mı bir kere insan, geçmişe açılan kapısız kapıyı aralar: Kapıdan içeriye adımımızı atar atmaz, kendimize karşı savaş açar ve bellek yaralarımızı kanatırız; unutulmuş anılarımız, bilincimizin dışına savrulur ve uğuldamaya başlar.

Kierkegaard’ın da belirttiği gibi yaşam, arkadan öne doğru koşar, ancak geriye dönülerek anlaşılabilir. Dikkat kesilirsek eğer yaşamın arkamızdan bizi; -Haydi yürü, haydi yürü!, diye dürttüğünü algılarız: Önümüz henüz yaşanmamış bir boşluktur; dürtüldükçe boşluk çağırır bizi. Yükseklik korkusu çekenler, yaşam dürtse de boşluğa adımını atamaz, şimdide çakılı kalır, ne gelecek olabilir ne de geçmiş; korkuyu yenenler ise yaşam dürttükçe geleceğe kanat açar: Arkamızdan ölüm mırıldanırken, yaşam önümüzde kahkahalar atar. Duygularımız sel olup akar; akar da biz de kendi denizimizi bulabiliriz; sıcağı düşünmek ateşten, soğuğu düşünmek buzdan farklı şeyler olup çıkar.

Herkesin yalnız, diğer herkesin tehdit olduğu koşullarda şaman gibi uçmak isteriz; kanat takmak koşul olduğu için yaşamımız, şamanın esrik yolculuğuna yüzerek eşlik eder; şamanın giysisini, yani karanlığı giyiniriz ve yeni bir yaşamda, yaşamaya başlarız. Ellerimiz farklı, sesimiz farklı, sevgimiz farklıdır. Bu uyanıkken görülen bir rüyadır: Rüyamızı görmemize neden olan şamana –Merhaba!


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 285
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2016
₺32,00

Vecihi Timuroğlu bu kitabında; resmi ideolojiye karşı çıkan, egemen sınıfların güçlerini sarsan, faşist iktidarlarla onların arkasındaki para babalarına direnen, salt doğru bir düşünceyi, akıl ve bilimi savunan, kutsalı sorgulayan, resmi görüşün ölüm yolculuğuna çıkardığı soylu kişileri anlatıyor.

Kitapta;
Düşüncenin ve düşünürün onurunu yaşamdan üstün tutan Sokrates,
Ene’l Hak demesi bahane edilerek katledilen Hallac Mansur,
Baskın rejime karşı direnme şiiri yazarak dik duran Pir Sultan,
Baba İshak hareketi,
Osmanlı padişah ve derebeylerinin sömürü düzenine karşı kolektif bir ekonomik düzen yaratmak için savaş veren Şeyh Bedreddin,

Savaşırken bile adaletten ayrılmayan Hz. Ali,
Resmi baskıcı dine barışla karşı çıkan Hz. İsa,
12 Eylül faşist darbesi tarafından yok edilen İlhan Erdost yerini alıyor.

Kitabını torunlarına, babaları ve anaları inanç uğruna öldürülmüş tüm dünya çocuklarına adayan Vecihi Timuroğlu, bu kişileri anlatırken, aynı zamanda içinde bulundukları sınıfsal çelişkileri ve çarpık toplumsal yapıları öne çıkarıyor. Günümüzde, öne çıkan küresel sermaye ile birlikte keskinleşen sınıf çelişkileri, sömürü ve din savaşları, bu eseri daha da güncel ve önemli kılıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 232
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺28,00

Anadolu’yu aydınlatmanın gerçek öncüsü Mustafa Kemal Atatürk’ten Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlana’dan Yunus Emre’ye, Ahmet Yesevi’den Ahi Evren’e, Pir Sultan Abdal’dan Şeyh Bedreddin’e, Seyit Nesimi’den Nesimi Çimen’e, Dadaloğlu’ndan Köroğlu’na, Karacaoğlan’dan Aşık Veysel’e, Nazım Hikmet’ten Aziz Nesin’e, Hasan Ali Yücel’den İsmail Hakkı Tonguç’a, Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan Orhan Veli’ye, Cahit Irgat’tan İlhan Selçuk’a ve daha nice ozan ile yazarlara uzayan değerlendirilmeleri okuyacaksınız. Ayrıca; Anadolu’yu bölen, soyan, karartanlar da bu kitapta yer almaktadır…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri :
Sayfa Sayısı : 435
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 6.2016
₺36,00

1990 yılı başlarından itibaren Fethullah Gülen ve Cemaati ilgi alanımıza girmişti. Tecrübeli birkaç göz tehlikeyi sezmiş, kamuoyunu uyarmaya çalışıyordu. Gülen’in bütün kitaplarını okuyup, ulaşmak istediği hedefi, örgütlenme modelini ve şifreli dilini çözmeyi başarmıştık.

Fethullah Gülen ve Cemaati hakkında şu tespitleri yapmıştık:

*Ekonomik ve siyasi gücü tekelinde toplamayı ve tek başına iktidar olmayı hedefliyor.
*Yargı, Ordu ve Emniyet saflarında örgütleniyor, kilit mevkileri ele geçirmeyi planlıyor.
*Dini-imanı, kutsal değerleri kullanarak bir menfaat tarikatı, bir çıkar şebekesi örgütlüyor.
*ABD’ye sırtını verip küresel bir aktör, küresel bir lobi olmayı hedefliyor.
*“Altın Nesil” veya “Işık Süvarileri” adını verdiği bir müritler ordusu yetiştiriyor.
*Kendi deyimiyle, erken atılan her adım sonlarını getireceği için de bu faaliyetlerini sabırla ve gizli örgütlenmeyle gerçekleştiriyor.
Bazı İslamcı çevrelerle liberal aydınlar dahil pek çok kişi tespitlerimize karşı çıktılar:
“Hocaefendi’yi yanlış tanıtıyorsunuz. O hoşgörü timsalidir, diyalog yanlısıdır, barışçıldır, kendi halinde dini bütün, muhterem bir zattır…” mealinde sözler söylediler.
Hakkımızda hakarete varan yazılar yazıldı, davalar açıldı, kitabımız toplatıldı.

Şimdi 2016 yılındayız:

*O gün Fethullah Gülen ve Cemaati’ni savunanlar bugün yerden yere vuruyorlar.
*Paralel Örgüt, Fethullahçı Terör Örgütü “FETÖ/PDY” davaları açılıyor.
*Finans kaynakları kurutulmaya çalışılıyor; “Himmet” operasyonları yapılıyor.
*Şirketlere, finans kurumlarına, medya kuruluşlarına el konuluyor.
*Emniyet, yargı, bürokrasi ve ordu içindeki elemanları tasfiye edilmeye çalışılıyor.
*AKP iktidarının ortağı oldukları, birlikte çalıştıkları dönemde işlenen tüm suçlar yolsuzluk, yağma, Ergenekon, Balyoz, 3 Temmuz Şike davası- cemaatin üzerine atılıyor.

Bizce, AKP-Cemaat mücadelesi henüz bitmedi. İki cenah da eteklerindeki taşları dökmemiş görünüyor. Seyredip görelim: Belki de kavga yeni başlıyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 544
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2016
₺40,00

Tarihin derinliklerinden kopup gelen bir çığlıktır Birgili Cennetoğlu. Onu incelerken efelerin beş yüz yılık kanlı tarihi içinde Tahtacı, Türkmen analarının acılı ağıtlarını da duyumsarsınız. Türkülerde yaşar efelerin feryatları.

Bir Afrika atasözü şöyle der: “Aslanlar kendi hikayelerini yazmadığı sürece, avcıların hikayelerini dinlemek zorunda kalır.” Efelerin tarihini de efe soylular yazmadıkça gerçekler ortaya çıkmayacaktır.

Anadolu insanının tarihi aynı zamanda Efelerin de tarihidir. Yapılan yeni kazılar ve yazıtlarla Anadolu’nun uygarlık geçmişi biraz daha aydınlanıyor. Arkeolojik kazılar, yüzey araştırmaları bu aydınlanmaya önemli katkılar sağlıyor. Bilimsel yayınlarla daha da aydınlanıyor ufkumuz.

İnsanoğlunun var oluşuyla birlikte başlayan inançlar ve söylenceler, daha sonraki dinsel yapılandırmaları etkilemiş ve yönlendirmiştir. Bu etkileşimlerden ardıl inançlar ve dinler doğmuştur. Hiçbir şey gökten zembille inmemiştir.

Kimi düşünürler, Aleviliğin kökenini Luvilere bağlamaktadır. Luviler Anadolu’nun ilk ışık insanları olarak tarihte yerlerini almışlardır. Başkentleri Apassa, bugünkü Selçuk’tur. Ege insanının genlerinde onların da kanı dolaşmaktadır.

Börklüce Mustafa isyanıyla başlayan efelerin tarihi binlerce yıllık Ege birikiminin de bir yansımasıdır. Abdallar ve efeler 15. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin imparatorluğa dönüşme sürecinde Sünni İslam’ın egemenliği ile birlikte düzen dışı sayıldılar. Onlar da Osmanlı’ya karşı, halkın sözcüsü ve birçok ayaklanmanın öncüsü oldular.

Birgili Cennetoğlu’nu okurken, Batıni, Tahtacı Yörüklerinin baskı ve zulümle beş yüz yıllık bir süreçte nasıl Sünnileştirildiğini de göreceksiniz.

Haksızlığa ve zulme karşı onurlu bir dik duruş sergileyen; kimliğine, kişiliğine, kültürüne sahip çıkan, inançları uğruna başları kesilen, kazığa oturtulan bu insanları tanıdıkça içinizde derin bir sızı duyacaksınız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 270
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2016
₺32,00

Bu kitap; Tevrat, İncil ve Kur’an’da adları geçen peygamberlerin Tanrı sözleriyle sabit olan günahlarının dökümünün yapıldığı “belgesel” bir yapıt.

Kitapta Allah’ın elçileri bilerek günah işler mi, peygamber yalan söyler mi, saltanatını korumak için cinayet işler, adam öldürür mü, evli birisinin karısıyla zina yapar mı, hile yapar mı gibi elçilerle ilgili soruların cevapları, Tanrı sözü olarak ayetlerle, belgeleriyle yer alıyor.

Her biri kutsal kitapların ayetlerinde yer alan, kayıtlı, kirli günahlardan örneğin Tevrat’ın “Adam öldüren Allah’ı öldürmüştür,” demesine karşın kardeşini, Yaob’u, Şimey’i öldüren Süleyman’ın; Mısırlıyı öldüren Musa’nın; başkomutanını öldürten, 200 kişinin kellesini kesen, 12 Peygamber çocuğunu asan Davut’un cinayetleri anlatılıyor.

Kitapta Davut’un oğlu Abşolom’un ve Yakup’un ilk oğlu Ruben’ın babalarının karılarıyla zina yaptıklarını yine Tevrat’tan örneklerle okurken; örneğin Nuh, Lut, Musa, İbrahim, Eyüp, İsa, İshak, Yakup peygamberlerin içki içtiklerinin ayetlerle kanıtlandığını görüyoruz.

Örneğin Cin Suresi, ayet 23’te “Kim Allah ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki ona (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedi kalacakları cehennem vardır,” denilmesine karşın Musa, Harun, Adem, Saul, Süleyman’ın Allah’a itaat etmediğini, Allah’ın emrini dinlemediğini; Bakara suresinde “…ve yalancılık ettikleri için bunlara elim bir azap vardır,” denilmesine karşın İbrahim, Davut, Süleyman, Yakup, Beytelli, İshak, Natan, Yusuf peygamberlerin nasıl yalanlar söylediklerini okuyoruz.

Suç işleyen; kafirin yatağına karısını sunandan Tanrı’ya kafa tutana, isyan edenden yalan söyleyene, birbirine tuzak kurandan ev putları olana, başka bir peygamberi öldürmek için arkasından mızrak atandan puta tapana, peygamber babanın karısıyla yatandan şeytana tabi olana, büyücü olandan falcı olana kadar tüm peygamberler Tanrı kelamıyla Tevrat’ta yer almıştır. Tevrat batıldır demeyin, çünkü Allaha şirk koşmuş olursunuz. Cahilliktir. Rab özellikle Tevrat’ın onaylayıcısı ve koruyucusudur. Örnek mi? Bakara 91: “Kur’an, kendi ellerinde bulunan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gelmiş Hak kitabıdır…” Maide 44: “Biz içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat’ı indirdik… Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendisidir.” Maide 48: “Sana da, daha önceki Kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kur’an’ı gönderdik…”

Sözün özü, elinizdeki kitap, Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da yer alan 200 peygamber günahını belgeleriyle önümüze koyuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 637
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2016
₺48,00

Bu kitap yaşı nerdeyse Cumhuriyet’in yaşına denk bir eczanenin olduğu kadar, eczacısının da hikayesidir.

Böyle bir eczanenin hikayesi aynı zamanda bir kentin, insanlarının, sağlıklarının ve hastalıklarının, hekimlerinin ve diğer eczacılarının, kentlilerin ve köylülerin, acılarının ve umutlarının hikayesidir.

Şifa Eczanesi hiçbir zaman yalnızca eczane değildir.

Karşılıksız sağlık danışmanlığı vermesinin yanı sıra sanatçıların, aydınların kente yolları düştükçe uğrağı bir dostluk adresidir. Kışsa eğer, ortada kurulmuş sobanın çevresinde sıralanmış çaylarını içen dostları, mesela Aşık Veysel’i görebilirsiniz.

Şifa Eczanesi Cumhuriyet Halk Partisi’nin kent odaklarından biridir. Hastaları bile “Halkçıdır” ya da öyle görünürler. Ajans haberleri, gazeteler arkadaşlara ayrılmış özel bölümde etüt edilir. Akşamları da çilingir sofrası halini alan laboratuvar masası başında siyasi takılmalar, kızgınlıklar, hayranlıklar, hararetli tartışmalar ajans haberleri ya da gazete makaleleri yorumlarına eşlik eder.

Bu hikaye, Şifa Eczanesi’nin kendine özgü hayatına, eczacı çıktığı zamanlara kadar tanıklık eden bir çocuğun gözünden kentine hep bir şeyler vermek için çırpınan, Cumhuriyet ideolojisinin öncü insanı bir eczacının, çocuklarının, kardeşlerinin, arkadaşlarının ve dostlarının hikayesidir.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 222
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2016
₺28,80

Arif Tekin çok ses getirecek bu kitabını, hiç kimsenin ırkına, dinine, rengine, cinsiyetine bakmaksızın tüm insanların kardeşliği için emek harcayanlara ithaf ediyor...

Kitapta, Hz. Muhammed'in Medine döneminde gerçekleşen savaş ve baskınların bilançosu; Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarının asıl nedenleri; inanca karşı şiddet; savaş ve öldürmeyi emreden ayetler; Hz. Muhammed'i eleştirmenin ve İslamiyet'ten çıkmanın cezası; İslam'da kadına karşı şiddet; Kur'an'a göre emek-sermaye ilişkisi; Hicaz'da uygulanan kültür soykırımı gibi çarpıcı konular teorik ve pratik örneklerle, ayetler eşliğinde geniş bir kaynakçayla inceleniyor.

Yazar, "dinler insan ürünü olup, eskiden beri süre gelen mitolojik inançların birer versiyonlarıdır. Kutsal dinlerin insan ötesi bir yerden gelme iddiası akılla, ilimle ve sosyal realiteyle bağdaşmaz" diyerek, İslam'ın kendi dışındaki inançlara, yönetim modellerine hayat hakkı tanımadığını ayetler eşliğinde veriyor:

"Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse, onun ki kabul edilmeyecektir. O, ahirette de kaybedenlerdendir. Allah katında din, ancak İslam'dır." (Al-i İmran ayet 19 ve 85)

"İslam galiptir; mağlup olamaz" (Hz.Muhammed)

Geçmişte olduğu gibi din savaşlarının dünyayı kan gölü haline getirip yakıp yıktığı, dinlerin küresel güçlerin maşası olduğu günümüzde; gerçekleri cesurca sorgulayan, tokat gibi bir kitap…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 270
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2015
₺28,80

Bir sözcükte bulunan aynı harfleri kullanarak ikinci sözcük üretilmesine yabancı dilde Anagram denilmektedir. Biz de bundan esinlenerek A’dan Z’ya dek uzanan sözcüklerden bir ve daha fazla sözcük üreterek okurlara sunduk. Örneğin İsa’dan Asi’yi; Halis’ten İhlas, İhsal, Sahil, Salih, Silah’ı ürettik.

Yine okurlara aynı sözcüğün değişik anlamlara geldiğini yüzlerce örnek vererek sunduk. Örneğin; Ali askerde Erdi, evlendi muradına Erdi… Yüz lira, denizde Yüz, derisini Yüz, önemli olan Yüz güzelliği değil, gönül güzelliğidir…

Baş harfleri aynı olan A’dan Z’ye sözcüklerden de binlerce tümce ürettik. Örneğin, K harfleriyle başlayan sözcüklerden şu şiirsel tümceleri de oluşturduk: Kayalardan kaydılar / keklikleri kovdular
Körolası kahpeler kanatların kırdılar…

15 yıllık bir emek ürünü olan K harfleriyle başlayan sözcük sayısı 4123’e ulaşarak kurduğumuz tümce zenginliği zirve yaptı. Kitapta daha fazlasını görerek A’dan Z’ye sözcüklerde dans edeceğinizi umuyoruz.

- Lütfi Kaleli


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 200
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 8.2015
₺24,00
  • Kur’an’daki birçok ayetin kökeni nedir?
  • Hz. Muhammed’e peygamberlik yolunda hocalık edenler kimlerdi?
  • Hz. Hatice’nin bu konudaki rolü neydi?
  • Hz. Muhammed ortaya çıkmadan önce Mekke’de Allah inancı var mıydı?
  • Kur’an’daki ayetlerde Tevrat, İncil, diğer eski inanç ve kültürler ne derece etkili oldu?
  • Ortadoğu’da tanrı görevlendirmesi öteden beri var oldu mu?

Arif Tekin bu ve bunun gibi sorulara putperestlikten başlayarak ayetler eşliğinde yanıt ararken tüm bilgileri kaynaktan aktarıyor. Kur’an’daki ayetlerin pek çoğunun, daha önce Arap şair ve düşünürler tarafından da dile getirildiğini; bu bilgileri Hz. Muhammed’e aktaran, ona hocalık eden kişilerin var olduğunu önemle vurguluyor.

Yazar, Hz. Muhammed döneminde tüm insanların putperestlikten arınıp tek tanrı etrafında birleştiği söyleminin gerçekleri yansıtmadığı düşüncesine ulaşırken; Kur’an’daki bilgilerin eskilerin devamı olduğu sonucuna varıyor.

Kitabın bir başka can alıcı noktası da, İslam alemi ve Türkiye’deki din bilimcilerin belli başlı sorunlara değinmeyip sessiz kalmalarıdır! Unutmayalım ki, tabuları sorgulamazsak, karanlıktan çıkamayız.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 230
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2015
₺28,80

Ege’de kadın olmak ilk çağlardan beri bir ayrıcalıktır. Ege’de kadın tanrıdır, tanrıçadır, başın tacıdır. Kbele, Sibel, Artemis, Afrodit, Sarıkız’dır Ege’de kadın. Onurludur, dikbaşlıdır, bilgedir, yol gösterendir. Gizemli Kadın Efedir, Gördesli Makbule, Çete Ayşe, Çiftlikli Kübra, Ayşe Çavuş, ilk kadın muhtar Gül Esin, Leyla Nine’dir Ege’de kadın…

Ege’nin Kızı kadınların kenti Nyssa’da (Sultanhisar) doğmuş, yüzyılların kültür imbiğinden süzülerek Leyla olarak görünmüştür. İlk görüşte insana güven veren, onurlu, gururlu, derin düşünceli, biri olduğu besbelli. Meyve yüklü ağaçlar nasıl başlarını eğerse Leyla Nine de ağıbaşlı ve ölçülydü. Durgun, sessiz havalarda buzlar çözülürken çıkan sesler nasıl doğanın bir çığlığıysa; Leyla Nine’nin sayıklar gibi mırındanması da sanki yılların buzunu çözüyordu. Doludizgin akan bir yaşamın yelesinde uçmaya hazırlanan bir turna gibiydi bakışları.

Belki de sessizce çekildiği köşesinde daha güzel günler için yaprak döküyordu. Akıllı insanlar, kendilerine atılan taşlarla nasıl ev yapmasını bilirlese o da söylencelere kulak asmadan bilgece yaşamaya çalışıyordu. Hüzün, gelincik tarlası denli yüreğinde dalgalanıp yaksa da her yokuşun bir inişi olduğunun bilincindeydi.

Yaşı epeyce ilerlemesine karşın, durgun sularda çimen peri kızları denli güzel, çok memeli Artemis kadar üretken ve ışıklıydı. Yılların yıpratamadığı tazecik ruhunda coşku ve sevgi vardı. Dalgın bakışlarında gizemli bir tarih gizliydi. İncir sıcağının kara yılan gibi çöreklendiği günlerde serin kavak gölgesinde bile boncuk boncuk terliyorduk…

Ege’nin Kızı kitabını okurken, her oluşumun binlerce yıl süren birikimin bir yansıması olduğunu görüp Ege’nin gizemli tarihinde ve kültür burgacında bir yolculuğa çıkacaksınız...


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 273
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2015
₺32,00

“Köyümüzü Müfreze bastı, kurban olduğum. Sabaha karşı geldiler, evlerimize düşmana saldırır gibi saldırdılar. Divan Ali ile Tingo’yu arıyorlarmış. Bir de Hane ile kocasını… Müfreze, atlarıyla daldı damlarımıza. Gençler yoktu, hepsi dağa kaçmışlardı. Köyde beli bükülmüş yaşlılarla kadınların sırtlarına sopalarla ve kılıçlarının tersiyle bellerine, butlarına, rast gelen yerlerine vurmaya başladılar.

Müfrezenin önüne dolaklarımızı attık, poşularımızı attık, tınmadılar. Oysa biz kadınlardık. Cennet anaların ayakları altındadır demişti peygamberimiz. Bunlar ne kadını, ne kadın çığlıklarını, ne Allah korkusunu biliyorlardı. Yapmayın, etmeyin, bunlar günahsız, mazlum insanlar dedik! Başlarına vurmayın, mazlumları sakatlayacaksınız. Sakatlananlar deli divana olacaklar. Yalvardık, yakardık ama zalimleri durduramadık. Anaların kucaklarındaki çocuklarını kurşunladılar. Bebelerini itlere parçalattılar. Kadınları çocukları korkuttular, yüklüklere yatak altlarına baktılar, beşikte yatan çocukları korkuttular. Gelinlerimizi kızlarımızı taciz ettiler. Yüreğimize korku saldılar. Silah araması yaptılar. Bir şey bulamadılar,”

“Borbor kardaşım! dedi Şıh,’Gördüğün gibi, nerde varsa böyle zulüm, çaresi isyan olmuştur. İsyandan başka çaremiz kalmamıştır. Oysa zulüm kalıcı değil. Hemen de gitmiyor. Git desen de gitmiyor. İnsanlara acı çektire çektire, işkence ede ede gidecek. Onun şartını koyanlar böyle buyurmuşlar. Bunlar doyumsuz insanlardır. Bin yıl versen, bin yıl yaşayacaklarını, bin yıl zulüm yapacaklarını sanırlar. Çok zulüm yapmakla, çok yaşayacaklarını sanırlar. Kan, zulüm, vahşet, gözyaşı kimseye hayır getirmez. Bunları askerde öğrettiler bize. Bazılarını da kitaplarda okuttular. Bir zamanlar Makedonya Kıralı, Büyük İskender sonra, Atilla, sonra Cengiz Han, sonra Timur, sonra Napolyon, sonra Osmanlı dünyaya hükmedeceğiz diye yola çıkmışlar, ama yaptıkları zulümden, döktükleri kandan başka bir şey bırakmamışlar geride’ ....”


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 589
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2015
₺40,00

Türk dilinde kullanılan Atasözleri, Deyimler ve Deyişler hayli çoktur. Bu çalışmamda Emine ve Nazmi Şentürk’ün ortak hazırlamış oldukları “Açıklamalı-Uygulamalı Deyimler Sözlüğü” ile Ömer Asım Aksoy’un “Atasözleri ve Deyimler” yapıtından da yararlanarak daha kapsamlı olması için öğüt niteliğindeki Tanrı’nın, “Akıl verdik biz size, kullanasınız diye” buyruğunu; Hz. Muhammed’in, “Cennet anaların ayakları altındadır” hadisini; Hazreti Ali’nin, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” deyişini; Hacı Bektaş Veli’nin, “Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” deyişini; Atatürk’ün, “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” deyişini; Mevlana’nın: “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol” deyişini; Yunus Emre’nin, “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” deyişini; Pir Sultan Abdal’ın, “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” deyişini; İsmet İnönü’nün, “Namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalılar” deyişini olduğu gibi, Dadaloğlu’ndan Köroğlu’na, Aşık Veysel’den Nazım Hikmet’e dek birçok saygıdeğer halk ozanı ve şairlerimizin şiirlerinden seçtiğim dizeleri ve kendi ürettiğim deyişleri, biraz da siyasetçilerin söylemleri ile durumu daha da zenginleştirip bilgilerinize sundum…

- Lütfi Kaleli


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 167
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 1.2015
₺24,00

Bizim annelerimiz
İki uçurum arasında doğurdu bizi
Açılıp kapanan ve hep derinleşen,
Dibinde karanlıklar yetişen oynak bir uçurumda.
Biz onlara bin uçurum verdik
Parçalansınlar diye bin kere...
Yaşadıkları hayat bir gül yüküydü, hep ağır
Goncaları gören bizdik,
Dikenlerse bir astardı tenlerinde, hep kanatan.
İki uçurum arasında doğurdu annelerimiz bizi
Sorsak onlara, ne denli acıdır dikenin zulmü?
Sorsak onlara, ki yeniden doğururlar gülerek bizi.
Gözlerinde ve göğüslerinde eski yüklerin dikenli izi
Annelerimiz, kirli bir hayatta temiz ekmeklerle büyüttü bizi.

Şairin içe bükülmesinden söz edilirdi… bundan geçtik. Artık şair uzaya bükülüyor, boşluğa. Şiir de öyle. Bundandır; bunca kanlı ve katliamlı zamanda temiz yüzlü şiirler, temiz uykulu şairler zamanı. Şiirin, şiirimin yüzü temiz olmasın, eli de öyle. Döşeğimiz sert ve dert, yorganımız kaygı, uykularımızda çocuk çığlıkları… huzurun haram olduğu bir zamandayız. Şiiri de uyku tutmamalı, şairi hele hiç…


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 62
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 10.2014
₺16,00

Erol Sever, bu önemli yapıtında, “İslam öncesi Arap şairleri, Kâbe’nin tanrısını, Hıristiyanlığın tanrısı olarak görüyorlardı ve bunun sonucu olarak da, Kâbe kültüne, İsa’ya yönelik olduğu için katılıyorlardı” saptamasıyla İslam’ın çok tanrıcılık ve Hıristiyanlık’taki tarihsel kökenini mercek altına almaktadır. İslam’ın Tevrat’tan etkilenmesi, ilk Hıristiyan kiliselerinin katı kalıplarını örnek alması ve erken İslam dönemindeki tarih yazıcılığının bölgenin siyasal ve toplumsal gerçeklerinden kaynaklanması; İslam tarihinin, resmi İslam tarihçileri tarafından nasıl değiştirildiğini gözler önüne sermektedir.

Yönetenlerin hakimiyet mücadelesindeki dini kullanma gücünü, Mezopotamya’da yer alan kavimlerin Asurlardan Romalılara kadar uzanan tarih dilimi içinde, toplumsal ve siyasal ilişkileri çerçevesinde inceleyen yapıt, 1994 Turan Dursun Araştırma-İnceleme Ödülü’nü kazanmıştır.

Erol Sever, Turan Dursun’un “Bugün İslam Dünyası'nda elde bulunan Kur’an, Peygamberin ‘vahy katiplerine yazdırdığı’ bilinen Kur’an’ın aynı değil” sözünden yola çıkarak, yine de resmi Kur’an içinde Hıristiyan Arap ilahilerinin ve geleneklerinin büyük bir bölümünün yer aldığını göstermektedir. Bütün bunların eşliğinde, sorgulamak ve aydınlanmak için önemli bir başvuru kaynağı haline gelen bu kitap okunmalıdır.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 263
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 9.2014
₺28,80

Ve bir gün bardak taşacaktı, taştı.

İktidarların, kendini iktidar yapanları ezmeye başlaması ve bunu sıradanlaştırması ve ’ben ben’ diyerek, ‘biz’i boğmak istemesi sonlarına giden yolun da kapısını açar.

Gezi olayları, birikenin sıkışıklıktan çıkmak eylemidir. Kısa bir zaman diliminde tüm ülkeye yayılması ise hem halkın paydasını hem de iktidarın paydasını en iyi açıklayandır.

İlginç olansa, sıradan bir tepki olmadığı ve kısa sürede siyasallaşmasıdır. Siyasallaşma bilinci de beraberinde getirir. Gezi olayları Türkiye insanının kimliğini bulmasında önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir.

“Taksim... Taksim...” bu günlerin alçakgönüllü bir tanıklığıdır.

Sabahları günaydınımız olsun istedik
Akşamları sıcacık bir merhabamız
Nereli olduğumuz nasıl olduğumuz sorulmadı
Hak arayacağız diye çıktık meydana
Kol kolalığımız acıya komşuluktandı
Çünkü biz paylaştık ekmeği
Biz sığındık birbirimizin duvarına


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 96
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2014
₺16,00

2 Kasım 2002 seçiminde tek başına iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi dini siyasette kullanarak 2 seçim daha kazandı ve aralıksız 11 yıl ülkeyi yönetir oldu.

Bu süre içinde Fethullah Gülen cemaatiyle de ortak çalışan AKP Hükümeti, devletin tüm birimlerinde kadrolaştılar.
Böylece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’e “Ayyaş” diyerek, Türkiye Cumhuriyeti’nin simgesi olan T.C.’leri tabelalardan söküp atarak, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos, 29 Ekim ulusal bayramlarımızı yasaklayarak, Atatürk Orman Çiftliklerini katlederek; sanayi ve tarım sektörlerini çökerterek, vatan topraklarını yabancılara satarak ülkeyi bataklık haline getirdiler…

AKP Hükümeti, kendisine muhalif olan Atatürkçü asker, sivil aydınları sahte belge, gizli tanık suçlamalarıyla tutuklatıp yıllarca yargısız infazla cezalandırarak, Gezi Parkı direnişinde masum insanlara copla, biber gazıyla, zehirli tazyikli suyla, tüfekle saldırıp 8 gencin canına kıyan, onlarca kişinin gözünü kör eden, binlerce kişiyi yaralayıp yüzlerce kişiyi sakat bırakan polislere “Destan yazdılar” diyerek övüp 24 maaşla ödüllendirerek, insan hak ve hukukunu ayaklar altına alarak Türkiye’de bir despotluk yarattılar ve adı resmen konulmamış bir şeriat devletini kurmuş oldular…

Ayrıca ayrılıkçı terörüne de ödünler vererek Türkiye’yi bölme aşamasına getirdiler.

17 Aralık 2013 günü ortaya çıkan milyarlarca rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda Başbakan’ın oğlu ile beraber 4 Bakan oğlunun da adlarının geçmesi, Gülen Cemaati ile Erdoğan cenahını iki düşman haline getirdi. Erdoğan, devletin bürokrasisinde, polis teşkilatında, yargısında kadrolaşmış olan Gülen Cemaatini temizlemeye başladı.

Şeriatlaştırılan Türkiye kitabı, işte bu gerçekleri tarihi bir belge olarak okuyuculara sunuyor.


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 192
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 4.2014
₺25,60

Dicle ve Fırat akarsularının döküldüğü yerde oluşan verimli topraklar, Halife Osman’dan sonra yandaşlara ve rüşvet verenlere, yüz binlerce dönüm olarak çiftlik yapmak üzere verilmişti. Sulak arazide şeker kamışı ve pirinç yetiştiren çiftlik ağalarının her biri binlerce işçiye gereksinim duyuyordu. Bunları Afrika’dan getirttikleri, satın aldıkları kölelerle sağladılar.
Bu roman, hurma ile un karışımı bulamaçla beslenen, veba ve sıtma ile boğuşan, evsiz ve giysisiz, kırbaçla dövülerek çalıştırılan milyonlarca kölenin ayaklanmasının öyküsüdür.
Bu roman, ayaklanmayı başlatan Muhammed Ali ile ona yol gösteren Hallac’ı Mansur’un bilinmeyen ya da yanlış anlatılan yaşam öyküleridir.
Bu romanda, Sabii, Zerdüşt, Karmati, Alevi mezhep ve dinlerine ait bilgi ve kıyaslamalar yapma olanağına sahip olacaksınız.
Bu romanla, bu güne kadar gün ışığına çıkmamış, Abbasilere karşı ayaklanan ve devlet kurarak on beş yıl egemenliğini sürdüren Zenci Köle Devletinin savaş öykülerini okuyacaksınız.
Bu romanla, Hallac’ı Mansur ile Beyza Hatun’un, Muhammed Ali ile köle Sallame’nin büyük aşklarını öğreneceksiniz.

 


Basım Dili : Türkçe
Basım Yeri : İstanbul
Sayfa Sayısı : 208
En / Boy : 13,5 / 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur
Basım Tarihi : 3.2014
₺26,40
1 2 3 ... 6 >
Çerez Kullanımı